Tarih Bölümü
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/44
Browse
Browsing Tarih Bölümü by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 220
- Results Per Page
- Sort Options
Book Tarihçi ve Asi, 16. Yüzyıl Celali İsyanlarının Osmanlı Tarih Yazımına Yansıması(Lİbra Yayınevi, 2018) Gümüş, Ercan…Article 1929 Dünya Ekonomik Krizi döneminde hukuki açıdan İzmir Limanı(Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2021) Meraklı, ErdemBu çalışmanın amacı, Atatürk Dönemi’nde İzmir Limanı’nın devlet idaresi altına alınmasında rol oynayan hukuki ve ekonomik etkenleri incelemek ve değerlendirmektir. Çalışmada ayrıca, Atatürk Dönemi’nde hükümet ile yabancı sermaye arasındaki ilişkiler, İzmirLimanı’nın millileştirilmesi örneği üzerinden incelenecektir. Araştırma sonunda elde edilenbulgulardan biri, limanın hukuki durumunun değişmesinde, bir dış etken olarak BüyükBuhran’ın rol oynadığı yönündedir. Şöyle ki, Ekim 1929’da ABD’de başlayan ve hızla Avrupa’ya yayılan 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkisiyle Türkiye’de tarım ürünü fiyatlarıdüşmüş ve dış ticaret faaliyetleri azalmıştı. İzmir Limanı ise, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaülkenin en önemli ihracat merkezlerinden biriydi ve limandan çoğunlukla tarım ürünleriihraç edilmekteydi. Dolayısıyla ekonomik kriz nedeniyle limandaki ihracat faaliyetlerindedüşüş yaşanmıştı. Bunun üzerine hükümet liman ile ilgili sorunları çözmek için hareketegeçmişti. Dolayısıyla Büyük Buhran’ın, İzmir Limanı’nın hukuki durumunu etkilediği görülmektedir. Diğer yandan çalışma ile, İzmir Limanı’ndaki ihracat faaliyetlerine zarar vereniç etkenlerin, limanı yöneten şirketlerden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet’inilk yıllarında, limandaki yükleme-boşaltma faaliyetlerinden Türk sermayeli İzmir Limanve Körfez Şirketi sorumluyken, rıhtımın yönetimi ise Fransız sermayeli İzmir Rıhtımı Anonim Şirketinin elindeydi. Türk şirketin uyguladığı yükleme-boşaltma ücretleri ve Fransızşirketin ihracattan aldığı rıhtım vergisi, tüccarın maliyetini yükseltmekteydi. Bu da İzmirLimanı’ndaki ihracat faaliyetlerine zarar vermekteydi. Ayrıca Fransız şirketin karıştığı biryolsuzluk olayı da mevcuttu. Çalışma sonucunda, 1929 Krizi’nin yanı sıra bu etkenlerin delimanın hukuki durumunda yaşanan değişimde rol oynadığı tespit edilmiştir. Bu değişimise, hükümet tarafından Fransız şirketin yönetimindeki rıhtıma el konulması, Türk şirketintasfiye edilmesi ve İzmir Limanı’nın bir devlet idaresi altına alınması şeklinde gerçekleşmişti. Ayrıca çalışma ile, İzmir Limanı’nın millileştirilmesinin bir yabancı sermaye karşıtlığından değil, kamu yararının gözetilmesi amacından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.Article İBNÜ’L-EZRAK VE ESERİ “MEYYÂFÂRİKÎN VE ÂMÎD TARİHİ” ÜZERİNE TÜRKİYE’DE YAPILAN ÇALIŞMALAR IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME(e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi, 2012) Ercan, GümüşÖzet: Hicri 510-577/ Miladi 1117-1181 yılları arasında yaşamış ve tam adı “Ahmed b. Yusuf b. Ali b. Ezrak” olan İbnü’l-Ezrak, bugünkü Diyarbakır ilinin Silvan ilçesinde yaşamıştır. Memleketini ve tarih ilmini çok sevdiğini eserinden öğrendiğimiz İbnü'l- Ezrak, bu motivasyon ile “Tarihü’l Meyyafarikîn ve Âmid”i kaleme almıştır. Eser XII. yüzyıla kadar olan bölge tarihi için eşsiz bir kaynaktır. Bizzat gözlemlerine ve kendinden önce eser veren İslam tarihçileri ve coğrafyacılarına dayanan İbnü’l-Ezrak, eserini kimseye sunma gayreti içinde olmamıştır. Bu özellik esere ayrıca kıymet katmaktadır. Eserin “Mervaniler” ve “Artuklular” bölümü Türkçe’ye çevrilmiş olup diğer bölümleri çevrilmeyi beklemektedir. Anahtar Kelimeler: İbnü’l-Ezrak, Meyyafârikîn, Amid, Mervaniler, Artuklular. Abstract: Ibnu’l-Ezrak whose full name was Ahmed bin Yusuf bin Ali bin Ezrak lived in Silvan the town of Diyarbakır between 1117-1181 acording to the Gregoarian Calendar and between 510-577 in Muslim Calendar. Ibnu’l-Ezrak from whose work we conclude from that he loved history and his country wrote Tarih’ul Meyyafarikîn ve Amid. The work had been an unequalled resource for the history of the region until the 12th century. He based his work on observation and the previous İslam historians and geographers but he didn’t intend to present his work to anybody, which makes the work more valuable. The parts of Mervani and Artuklu of the work has been translated into Turkish but the work has not been translated into Turkish as a whole. The translation of the (work) has been ignored. Key Words: Ibnu’l-Ezrak, Mayyafarkin, Amid, Marvanids, Artuqids.Book Part ŞIRNAK’IN İDARÎ TAKSİMATI VE İDARÎ ALANDA MEYDANA GELEN DEĞİŞİMLER (1845-1918)(MRK Baskı ve Tanıtım Hizmetleri Ltd. Şti., 2010) Ekinci, Mehmet RezanABSTRACT Administrative Divisions of Shernakh and Changes in Administrative Area (1845-1918) Tanzimat (Reforms), basically in the framework of centralisation policy, put forward some regulations in the administration beside in different areas. The policy of administrative centralization of Tanzimat were tried to apply in Şırnak, too. However; the eastern territories, which have a much more autonomous administration of yurtluk-ocaklık (family seat) and hükümet (government) status for a long time, resisted rigorously to reforms. The tribal structure in this region and administration model applied for centuries made difficult to adapt to Tanzimat. Since mid-19th century, in the administrative construction of the Ottoman Empire, Shernakh had experienced unsteady status between kaza (township) and nahiye (sub-district) and had shifting borders between Bedlis, Diyarbekir and Mosul. The most prominent reason of this condition was that the local administrations in this region were not accustomed to be governed by a central administration and the inaccordant attitudes of this tribal formation to central administration. Key-words: Shernakh, administrative history of Shernakh, tribes in Shernakh, Tribes, kaza (township), nahiye (sub-district). ÖZET Tanzimat’ın idarî alanda getirdiği yenilikler, vergi ve asker toplama gibi idarenin merkeziyetçiliği arttırıcı uygulamalar olarak ortaya çıkmıştır. Ancak oldukça uzun bir zaman yurtluk-ocaklık ve hükümet statüsündeki daha özerk bir yönetime sahip olan doğudaki topraklar, Tanzimat’ın bu merkeziyetçi uygulamaları karşısında sert tepki gösterildiği bir coğrafya olmuştur. Bu coğrafyadaki aşiret yapısı ve yüzyıllarca uygulanan yönetim şekli Tanzimat’a uyumu güçleştirmiştir. 19. yy.ın ortalarından itibaren Tanzimat uygulamalarındaki idarî düzenlemeler, aşiret yapısındaki Şırnak’ta da uygulanmıştır. Şırnak da birçok doğu kentinde olduğu gibi bu düzenlemelere kolay uyum sağlayamamıştır. Şırnak, idarî yapılanma sürecinde bazen nahiye bazen kaza statüsü ile Bitlis Diyarbekir ve Musul sınırları arasında gidiş-gelişler yaşamıştır. Bu durumun altında yatan en önemli sebep de aşiret yapısının merkezî idareye uyumsuzluğu ile uzun yıllar bura yönetimlerinin merkeziyetçi bir idare şeklinde idareye alışkın olmamalarından kaynaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şırnak, Şırnak’ın İdarî Tarihi, Şırnak aşiretleri, aşiretler, kaza, nahiye.Book Part Arşiv Araştırmalarında Etik(2018) Özcoşar, İbrahimSosyal bilim araştırmalarının ortak noktalarından biri, yöntem ve yaklaşım fark-lılıklarına rağmen, araştırılan konuyla geçmişi arasında ilişki kurulmasıdır. Sosyal olgu ve olayların “ardında” ya da “altında” yatan bir geçmişin varlığı bu ilişkiyi bir tercihten öte zorunluluk hâline getirmektedir (Bk. Gülbenkian Komisyonu, 1996: 44). Ne kadar bağımsız ve kopuk görünürse görünsün her sosyal olayın bir hafızası vardır ve varlığı bu hafızadan beslenir. Bu da her sosyal bilimcinin geçmişle ilgi-lenmesini zorunlu kılar. Bu ilginin boyutu disiplinlere göre, disiplinler arası yakla-şım çerçevesinde bakıldığında çalışılan konuya göre farklılık gösterebilir. Bir tarih-çinin ya da edebiyatçının geçmişle ilişkisi şüphesiz başka çalışma alanlarından daha ileri düzeydedir.Article Citation - Scopus: 1Osmanlı Diyarbakır’ında Kelekçilerin Örgütlenme Yapısı ve İlişki Ağları(Türk Tarih Kurumu, 2021) Dinç, FasihKeçi veya koyun tulumlarının şişirilmesi ve üzerlerine keresteden platformların eklenmesiyle yapılan kelek, Osmanlı dönemi boyunca Dicle Nehri’nin DiyarbakırMusul arası kısmında hem nakliyat hem de ulaşımda kullanılan yegâne vasıta olmuştur. Diyarbakır ve çevresinde üretilen mal ve eşya, kelek vasıtasıyla Irak pazarlarına, oradan da uluslararası pazarlara taşınmıştır. Şehir ticareti ve ulaşımındaki etkin rolüne dayalı olarak, kelek imâl eden ve onu nehir yolunda kullanan kelekçiler, şehrin iktisadi örgütlenmesinin önemli bileşenlerinden biri hâline gelmiştir. Dicle’nin Musul’a kadar olan kısmının topoğrafyası ve sığ debisinin kelek dışında başka bir vasıtaya imkân tanımaması kelekçiliği, bu bölgeyle sınırlı bir mesleğe dönüştürmüştür. Böylece kelekçilik, Osmanlı Devleti’nin esnaf birliklerinin belli ilkelere bağlı olarak işleyen yapısına Diyarbakır bölgesine münhasır bir meslek olarak dâhil olmuştur. Mesleki anlamda kelekçiliğin örgütsel yapısı ve bu yapıdan kaynaklı ilişkiler ağına dâir çalışma eksikliği, bu konuya yönelmemizi sağlamıştır. Söz konusu eksikliği gidermek amacıyla hazırladığımız bu çalışmada, kelekçilik mesleğine ve loncasına yönelik detaylı bilgiler sunulmaktadır. Çalışmada, Osmanlı Arşivi ve Diyarbakır Şer’iye Sicillerinin 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın ilk yarısına ait verilerinden hareketle, Osmanlı Dönemi’nde Diyarbakır ekonomisinin önemli bir iş kolu olan kelekçiliğin örgütlenme biçimi ve işleyiş düzeni incelenmiştir. Bu çerçevede mesleki örgütlenmenin işleyişinde kelekçilerin devlet ve esnaf örgütleriyle kurduğu ilişki ağları tespit edilerek söz konusu ilişkinin yapısı çözümlenmeye çalışılmıştır.Book Part Book Osmanlıdan Günümüze Diyarbakır(2018) Özcoşar, İbrahimBaşlangıçtan günümüze otuz üç ayrı medeniyete ev sahipliği yaptığı belirtilen Diyarbakır, tarih öncesi çağlardan itibaren bu şehre her gelenin kültür ve birikimleri üzerinde yükselirken Yesrib’i Medine’ye dönüştüren dokunuşla yeni bir medeniyet dâiresinde yeni bir kimliğe kanat açmıştır. Buna şehrin “karyeden medineye dönüşümü” olarak bakmak da mümkündür. Böylece, şehir tasavvurunun medeniyet tasavvurundan ayrı düşünülemeyeceği bir işleyişte Diyarbakır, risâletten sonra İslâm şehir anlayışının somut bulduğu ilk şehirler olan Mekke ve Medine’nin bir izdüşümü olarak yeni bir şehir ve medenî kimliğin başka bir örneği olarak çıkar karşımıza.Article 19. Yüzyılda ABD Misyonerlerinin Mardin Süryanilerine Yönelik Faaliyetleri(İbrahim Özcoşar, 2006) Özcoşar, İbrahimOsmanlı topraklarında ABD misyonerlerinin çalışmaları 19.yy.da başlamıştır. ABD’nin geleceğe yönelik sömürgecilik faaliyetlerinin alt yapısını oluşturan bu çalışmaların ilk hedefi Ermeniler olmuştur. Zamanla Osmanlı coğrafyasında geniş bir alana yayılan bu çalışmalar Süryanileri de hedef kitlesi içine almıştır. Süryanilere yönelen ABD misyonlarının, Misyonerlik çalışmalarını da kullandıkları en etkin yöntem eğitim kurumları olmuştur. Bu amaçla Süryanilerin Osmanlı sınırındaki Mardin’de, büyük bir eğitim kompleksi kurulmuştur. Bu kompleks çatısında yapılan çalışmalar, Süryaniler arasında bir kısmının Protestanlaşıp cemaatin bölünmesine sebep olmuştur.Article ÇATIŞMA VE SUSUZLUK GÖLGESİNDE BİR ŞEHRİN DOĞUŞU: BİR KAZA MERKEZİ OLARAK MİDYAT(NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ SBE, 2022) Akman, Ekrem; Avcı, RemziÖZ Şer’iyye sicillerindeki kayıtlarda Midyat, 1823’e kadar henüz bir köy statüsündedir. Midyat adı bir kaza olarak ancak 1835 tarihli muhasebe defterinde kayda geçmiştir. Bu tarihten sonra da 300’den fazla köy, idari olarak Midyat’a bağlanmıştır. Turabdin gibi geniş bir alana yayılan irili ufaklı yerleşim birimlerinde vergi, askerlik ve asayiş konularında düzeni sağlamak amacıyla Mahallemi, Halil Begli-İsa Begli ve Midyat kazaları kurulmuştur. Turabdin’de idari bir birim olarak bir kazanın kurulmasının üç temel gerekçesi vardır. Bunlar; aşiretlerin yarattığı asayişsizlik, verginin toplanamaması ve asker celbinde yaşanan olumsuzluklardır. Midyat’ın bir kaza statüsüne ulaşması oldukça karmaşık bir süreçtir ve şehir farklı dönemlerde yeni idari düzenlemelere maruz kalmıştır. Merkezdeki su sıkıntısı da Midyat’ın şehirleşmesindeki en büyük engel olmuştur. Bu bağlamda bu çalışma 1810’dan 1900’lü yıllara kadar çok geniş sınırlara sahip olan Midyat’ın kaza merkezine dönüşme sürecine dair önemli tartışmalara odaklanır. Bu makale, süreç içerisinde güvenlik ve su meselesinin hayati bir önem taşıdığını iddia ederek, tüm şehirleşme serüveninin de söz konusu tartışma etrafında döndüğünü Osmanlı arşivleri ışığında ortaya koymayı dener.Article İki Hükümet Arasında Valilikten Özerkliğe İbrahim Hakkı Bey’in Macerası(2018) Yelbaşı, CanerHürriyet ve İtilaf Partisi’nin bir üyesi olan ve 1913’te İttihat ve Terakki’nin gerçekleştirdiği Bab-ı Ali baskını sonrası başlatılan cadı avı neticesinde imparatorluğu terk ederek Mısır’a kaçan İbrahim Hakkı Bey, Birinci Dünya savaşı sonrasında İttihat ve Terakki’nin sahneden çekilmesi ve Hürriyet ve İtilaf’a yakın olan kadroların İstanbul’da öne çıkmaya başlamalarıyla Anadolu’ya geri gelen Hürriyet ve İtilafçılar arasındaydı. İstanbul Hükümeti’nin artık sembolik bir hale geldiği ancak Ankara Hükümeti’nin de daha güçlenme aşamasında olduğu 1920-21 yılları içerisinde İzmit valiliği yapan İbrahim Hakkı var olan siyasi boşluktan faydalanarak İzmit ve bölgesinde kendi kontrolü altında bir yönetim oluşturdu. Yaklaşık bir yıl süren valiliği boyunca bağlı olduğu Osmanlı yönetimi ile de arasının bozulması ve İzmit’in Ankara’ya bağlı olan kuvvetlerce ele geçirilmesiyle İbrahim Hakkı Bey yeni bir maceraya atılarak Batı Anadolu’da özerk bir yönetim kurmak için Yunan ve İngiliz kuvvetleriyle bağlantıya geçti ve günümüzde kimi popüler tarihçilerin fazlasıyla anlam yükledikleri “Çerkes Kongresi”nin İzmir’de toplanmasına ön ayak oldu. Ankara Hükümeti’nin savaşı kazanmasıyla birlikte İbrahim Hakkı ve kongrenin katılımcıları vatana ihanetle suçlanan 150 kişilik listeye dahil edilerek, Türkiye’ye girişleri yasaklandı ve affın çıktığı 1938 yılına kadar geri dönmelerine müsaade edilmedi. Bu makalede Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Anadolu’da var olan kaostan faydalanarak İngilizlerin yardımıyla İzmit’e vali olarak atanan İbrahim Hakkı Bey’in başına buyruk bir yönetim kurma hevesinden Çerkes kongresini toplanmasına kadar geçen dönem ele alınacaktır.Article Tanzimat Sonrasında Siverek’teki Vakıflar Ve Mahkemelere Yansıyan Problemleri(Vakıflar Dergisi, 2020) Akman, EkremTanzimat sonrasında uygulanmaya başlanan merkezileşme politikaları sonucunda, adem-i merkeziyetin önemli unsurlarından olan vakıfların özerk konumları zayıflasa da, vakıflar toplumun sosyal ve iktisadi hayatındaki önemlerini korumaya devam etmişlerdir. Bu dönemde Siverek’te başta camiler ve diğer ibadet kurumlarına ait olmak üzere hem hayır cihetine hem de evlada şart kılınmış Müslümanlara ve gayrimüslimlere ait birçok vakıf vardır. Bu çalışma merkeziyetçi politikaların uygulandığı dönemde de Siverek’teki vakıfların çeşitliliği ve işlevselliğinden hareketle toplumdaki rollerinin devam ettiğini iddia etmektedir. Bu makale Siverek’te Tanzimat sonrası dönemin sosyal zihniyetinin ipuçlarını veren vakıflarınBook 248 nolu Mardin şer'iye sicili belge özetleri ve Mardin(Mardin Valiliği İl Özel İdaresi, 2007) Kankal, İbrahim; Özcoşar, İbrahim; Güneş, Hüseyin H.; Gürhan, VeyselBu kitap Avrupa Birliği'nin mali desteğiyle basılmıştır. Bu belgenin içeriğinden" Mardin Valiliği İl Özel İdaresi” sorumlu olup, hiçbir durumda Avrupa Birliği'nin pozisyonunu yansıttığı şeklinde yorumlanamaz.Article 1897 TARİHLİ HAMİDİYE HAFİF SÜVARİ ALAYLARI TAKSİMATI(e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi/Journal of Oriental Scientific Research (JOSR), 2017) Ekinci, Mehmet RezanÖz Osmanlı Devleti, çok uluslu yapısı sebebiyle Fransız İhtilaliyle güçlü bir biçimde ortaya çıkan milliyetçilik akımının sonuçlarından etkilenerek toprak bütünlüğünü koruma refleksiyle hareket etmek durumunda kalmıştır. Böylece devlet XIX. yüzyılın başından itibaren dışarda savaşlarla uğraşırken ayrıca içerde azınlıklarıngayrimüslimlerin isyanlarıyla başbaşa kalmıştır. Batılı devletlerin gayrimüslimlerin hakları üzerinden Osmanlı’nın içişlerine karışmaları karşısında Osmanlı da toprak bütünlüğünü korumak için türlü siyasî hamleler geliştirmiştir. Batılı devletler, “Şark Meselesi” şeklinde formüle ederek ortaya attıkları bu geniş siyasetin çerçevesine Ayestefanos ve Berlin Antlaşmaları’yla devletin doğusunda bulunan Ermenilerin haklarını da dahil etmişlerdir. Osmanlı’nın bu hamleye karşı toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tedbirler içerisinde geliştirdiği en genel siyaset “İslamcılık” olmuştur. Gayrimüslimlerin yıkıcı faaliyetlerine karşı daha çok müdafaa, yerine göre taarruz amacıyla Müslümanları birleştirmeye yönelik konulan bir proje olarak İslamcılık, bir devlet kurma arayışındaki Ermenilere karşı hem Kürd aşiretlerini silahlandırmak hem de devlete olan bağlarını pekiştirecek diğer projeleri de içeren kapsamlı bir ideolojidir. Aşiretlere yönelik oluşturulan “Aşiret Mektepleri” ile yine Sultan II. Abdülhamid’e atfen “Hamidiye Hafif Süvari Alayları” projesi de bu ideolojinin içinde yer almış en önemli aygıtlardır. HAMIDIAN LIGHT CAVALRY REGIMENTS’ DIVISION IN 1897 Abstract The Ottoman state had to protect its own imperial structure especially after the French Revolution, which caused ethnic-nationalist movements, since the State had multinational imperial structure. With this way, after the beginning of the nineteenth century, non-Muslim ethnic-nationalist movements also added to the problems of the outsider attacks of the world powers. While the western powers declared protection for the Ottoman non-Muslim subjects, the Ottomans created some political moves in order to protect its own territorial integrity. The western powers, who formulated ‘Eastern Question’, also argued for the rights of the Ottoman Armenians in the Treaties of San Stefano and Berlin. The most effectively developed strategy of the Ottomans was the policy of Pan-Islamism. Pan-Islamism, which was sometimes in defensive or aggressive levels against the disruptive activities of the non-Muslim Ottoman subjects, was a comprehensive ideology against the Armenian revolutionaries, who sought for state building, and militarized the Kurdish tribes in order to increase their close relations to the State and topple the Armenian ethnic-nationalist movements. Tribal Schools, which were created for those tribes, and the Hamidian Light Cavalry Regiments, which received its name from its builder, were some of those apparatuses that created Pan-Islamism as an ideology.Article Aziz Efendi’nin Risâlesinde Kürt Emîrleri (IV. Murad Dönemi, 1623-1640)(2019) Bilgin, FeridunYavuz Sultan Selim ile başlayan ve Kanunî Sultan Süleyman ile üst seviyelere çıkan Osmanlı Devleti ile Kürt emîrleri arasındaki ilişkiler, yüzyıl sonra, Kürt emirlerinin neredeyse bütün sosyo-ekonomik ve sosyo-politik güçlerini kaybettikleri bir noktaya evrilmiştir. Kayd-ı hayat şartıyla kendilerine tevcîh edilen Yurtluk-Ocaklık ve Hükümet sancaklarındaki yönetim hakları, bölge valileri tarafından ellerinden alınmıştır. Emîrler, sahip olduklarını kaybetmemek için ribahorlardan (tefecilerden) faizle borç almışlar ve adeta onlara mahkum hale gelmişlerdir Doğu ve Batı seferlerinde önemli bir askerî güç olarak yer alan Kürt emîrlerinin Devlete sadık kalabilmeleri ve bilhassa, İran seferlerinde icrâ ettikleri hayatî desteklerinin devamı için bir takım tedbirlerin alınması gerekiyordu. Azîz Efendi tarafından hazırlanan ve XVII. yüzyılın ikinci çeyreğinde (1632) devletin askerî, idarî ve malî yapısına yönelik tespit, tahlil ve önerilerin yer aldığı risâlede, Kürt emîrlerin sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik sunulan öneriler, iki taraf arasındaki ilişkilerin tamirini ve bu ilişkilerin tamamen kopuşunu engellemeyi amaçlamıştır. Aksi takdirde, memâlik-i mahrûsenin Doğu sınırları ve Kürt coğrafyası Safevîler’in istilasıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.Book Part KÖSEDAĞ SAVAŞI’NIN KAYBEDİLMESİNDE II. GIYASEDDİN KEYHÜSREV’İN KİŞİLİĞİ VE UYGULAMALARININ ROLÜ(2018) kütük, ahmetAnadolu’nun kaderini köklü bir şekilde değiştiren Kösedağ Savaşı (1243)’nın nasıl kaybedildiği konusunda pek çok sebep öne sürülebilir. Her şeyden evvel, savaştan birkaç yıl önce I. Alaeddin Keykubad (1220-1237) döneminde Anadolu’nun önemli bir kısmında siyasi birliğini sağlamış, kara ve denizlerde mutlak egemen olmuş, Harizmşahlar ve Eyyubiler gibi önemli rakiplerini bertaraf etmiş güçlü bir ordunun bu muharebeyi adeta savaşmadan kaybetmiş olması düşündürücüdür. Bu noktada, savaşın kaybedilme sebeplerinden birinin diğerlerinden daha baskın hale geldiği görülmektedir. Dönemin sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)’in kişiliği ve uygulamaları. Bu makalede, adı geçen Anadolu Selçuklu sultanının kişiliği ve uygulamalarının bu önemli savaşın kaybedilmesindeki etkisi incelenerek psiko-tarihsel tespitler yapılmaya çalışılacaktır.Book Part 18. YÜZYILDA OSMANLI TAŞRASINDA ADALET DAİRESİ/ DAİRE-Yİ ADLİYE MEFHUMUNU RESMETMEYE DAİR BİR DENEME(Gece Akademi Yayınları, 2018) Gümüş, Ercan…Book Part Bir İslam ve Osmanlı Şehri Olarak Diyarbakır/Amid(İbrahim Özcoşar, 2018) Özcoşar, İbrahimBu çalışmada Diyarbakır/Amid, İslam şehri ve bir uzantısı olarak Osmanlı şehri kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Makalenin temel sorunsalı İslam şehri kavramına dair, kaba oryantalist yaklaşımlardan kurtulmuş özgün bir yaklaşımın Amid şehri bağlamında örneklenip örneklenemeyeceğidir. Bu bağlamda Amid, üç açıdan değerlendirilmiştir: Şehir-şehirli ve siyasi bilinç, şehrin hukuku, İslam şehrinin sakinleri ve farklılıklar. Şehrin siyasi bilinci 16. yüzyıl ile 19 ve 20. yüzyıllardaki bazı gelişmeler üzerinden açıklanmıştır. Şehrin hukuki yapısı, özellikle Amid mahkeme kayıtlarının sunduğu veriler ışığında değerlendirilmiştir. Şehirdeki etno-dinsel farklılıklar ile şehrin homojen olmayan sosyal yapısı açıklanmıştır. Çalışmada “Amid” İslam şehri kavramının içine alınabilecek şehir tiplerinden sadece biri olarak değerlendirilmiştir. Oryantalist yaklaşımın siyasi bilinç, hukuk ve belediye gibi kurumsal yapılardan yoksunlukla itham ettiği ve çerçevesini kendisinin belirlediği “İslam Şehri” tipi karşısında Amid’in hem siyasi bilince, hem hukuka hem de belediye işlevine sahip kurumsal bir yapıya sahip olduğu tarihi veriler ışığında açıklanmıştırBook Fuat Sezgin ve Temel İslam Bilimleri Güncel Tartışmalar- Teorik Teklifler(İbrahim Özcoşar, 2019) Özcoşar, İbrahim; Karakaş, Ali; Öztürk, Mustafa; Aslan, SıracettinAltmış darbesinin iktidara getirdiği yönetim tarafından hazırlanan ve 147 akademisyenin “zararlı” olarak nitelendirildiği listede kendi adının da bulunması üzerine ideal sahibi bir muhacir olarak bilim ve araştırma faaliyetlerine Almanya’da devam eden Fuat Sezgin, kendisini dünya bilim çevrelerinde tanıtacak olan faaliyetlerinin ikinci evresine geçmiş oluyordu. Öz yurdundan hicret etmek zorunda bırakılan bu büyük bilgin, tutku dolu bilim serüvenine burada ömrünün sonuna kadar devam edecek, Avrupa’nın orta yerinde muhteşem bir enstitü kuracaktı. Kendi değerlerine sahip çıkıp ömrünü, ait olduğu medeniyeti yüceltmeye adayan bir doğulu tarafından kurulan bu şarkiyat enstitüsü, Avrupa’daki alışılageldik şarkiyat enstitülerinin oryantalist yaklaşımlarından arınmış ciddi bir enstitü olacaktı.Article SELÇUKLU ÇAĞINDA ZEHİRLE SUİKAST ÜZERİNE NOTLAR(Tarih Okulu Dergisi, 2018) Kütük, AhmetSelçuklu Çağı, Türk tarihinin en hareketli dönemlerinden biri olmuştur. Bu hareketlilik, siyasi ihtiraslar ve saltanat kavgaları bağlamında da kendini göstermiştir. Türk devlet geleneğinde yasayla kayıt altına alınmış bir başa geçme sistemi olmadığından hükümdarlar ve halefleri arasındaki mücadelede rakibi savaşla bertaraf etme dışında farklı yöntemler uygulanmıştır. Tahta geçmek için rakibini zehirle öldürme, bu süreçte en kesin çözüm yollarından biri olarak görülmüş ve yaygın olarak kullanılmıştır. Baba, oğul ve kardeşler arasında muhteris idare adamlarının da telkini ve teşvikiyle gerçekleşen bu durum, devletin güçlü olduğu dönemlerde siyasi boşluklara ya da fetret devirlerine sebep olduğundan devletin bekasını olumsuz etkilemiştir. Zehirle öldürmenin, hanedan üyeleri dışında ümerâ ve ekâbir arasındaki rekabette de en yaygın bertaraf etme metodu olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu olayların anlatılması, Selçuklu Çağı’nın kriminal haritasının büyük ölçüde ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu makalede, Selçuklular zamanında zehirle suikast yönteminin detayları, usul ve esasları ortaya konmaya çalışılacaktır.
