Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/78
Browse
Recent Submissions
Article TURGUT UYAR’IN ŞİİRLERİNDE MODERN İNSANIN YALNIZLIĞI VE SONSUZLUK ÖZLEMİ(Fırat University, 2011) KANTER, BeyhanHaving reflected the effects of urbanization and modern life standards oppressed the individual in his poems, Turgut Uyar exalts rural life and nature while he trivializes urban life. Individual who becomes lonely and feels under pressure in the consumption values of modern life, also longs for eternity. This longing and dream takes the individual a bit to the thresold of clear conscience. In this study, we will analyze individual’s loneliness and his longing for eternity during his struggle with the urban life in Turgut Uyar’s poems.Article TÜRKÇEDE HİBRİT (MELEZ) SÖZCÜKLER(Türk Dili Araştırmaları Yıllığı, 2021) Erkınay Tamtamış, Hadra KübraHibrit; Türk dilinde iki farklı yapı, tür ve kökenin bir araya gelmesiyle oluşan sözcük olup Arapça melez sözcüğüyle de karşılanabilmektedir. Bu kavram hem fen bilimlerinde hem sosyal bilimlerde kullanılmaktadır. Çıkış yeri biyoloji ve bitki bilimleri olan terim; sosyoloji, müzik, teknoloji, otomotiv ve son zamanlarda eğitim gibi alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada hibritleşme Türk dili alanına uyarlanmış, bu minvalde Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’teki iki farklı kökene ait sözcüklerin oluşturduğu birleşik yapıların durumu değerlendirilmiştir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak sözlüğün tamamı taranmıştır. Araştırmanın evrenini Türkçedeki tüm hibrit yapılar; örneklemini ise Türkçe Sözlük’te farklı iki dile ait sözcük ve(ya) eklerden oluşmuş bitişik yazılan sözcükler oluşturmaktadır. Bitişik yazılan en az iki sözcükten müteşekkil yapılar ile Türkçe dışındaki eklerle oluşturulmuş türemiş sözcükler fişlenmiştir. Bu yapılar ait oldukları dile ve dizilimlerine göre sınıflandırılmıştır. Türkçe Sözlük’te toplam 1.839 hibrit yapı tespit edilmiştir. Bu yapılar Türkçe + Arapça, Fransızca + Türkçe, Türkçe + İbranice, Yunanca + Soğdca, Rumca + Türkçe, Türkçe + Farsça + Türkçe, Arapça + Arapça + Türkçe biçiminde birbirinden farklı dizilişler göstermektedir. Bazı gruplardaki hibrit yapıların sayısı fazlayken (Türkçe + Arapça = 755) bazıları sınırlıdır (Türkçe + Latince = 1). Bu çalışma; Türkçenin söz varlığında yer alan hibrit yapıları tespit ve tasnif etmek, hibrit sözcüklerin kökenlerini ve kullanım alanlarını belirlemek üzere yapılmıştır.Article YALNIZLIK VE YABANCILAŞMANIN EŞİĞİNDE: HER GECE BODRUM(2017) Kanter, BeyhanToplumsal yaşamla uzlaşamama, Her Gece Bodrum romanında yalnızlık, yabancılaşma ve uyumsuzluğun yol açtığı trajik gerilimler üzerinden anlatılır. Özellikle kentsoylu ya da küçük burjuva olarak adlandırabileceğimiz bireylerin huzursuzlukları da “varoluş sorunu” ve “varoluşsal kaygılar” bağlamında deşifre edilir. Tatil yapmak için İstanbul‟dan Bodrum‟a gelen bir arkadaş grubunun hem kendileriyle hem de birbirleriyle olan ilişkilerinin mekân dolayımında anlatılması, romanın kurgusunda özellikle “mekân deneyimleri”nin ön plana çıkmasına etki eder. Bu bağlamda romanda, belirli bir olaydan çok mekânın etkisiyle ortaya çıkan “varoluşsal sorunların” hâkim olduğu söylenebilir. Bu makalede, Her Gece Bodrum romanındaki kentsoylu bireylerin trajik gerilimleri, uyumsuzlukları ve yabancılaşmaları mekân- insan ilişkisi bağlamında irdelenecektir.Article Osmanlı -Türk Edebiyatı Tarihyazımında Tanzimat'tan Bugüne Çağdaş Eleştirel Söylem(2016) Başlı, ŞeydaEdebiyat eleştirisinin Tanzimat döneminden başlayarak yalnızca edebî alanı ilgi-lendiren bir edebî tür olmadığı, siyasi alanla çok yakın bir ilişki içinde olduğu dikkati çekmektedir. Eleştiri etkinliğinin en belirgin özelliklerinden biri, edebiyat eleştirisinin kendisinin modernleşmenin simgesine dönüşmüş olmasıdır. Bir diğer özellik ise, kuram-sal bir çerçeveye dayanan "nesnel eleştiri"nin uzunca bir süre yerleşmemiş olması, ede-biyat metinlerinin daha ziyade kişisel beğeni ile şekillenen öznel yargılar doğrultusunda değerlendirilmesidir.Divan şiiri ile ilgili değerlendirmeler, edebiyat ile siyaset arasındaki sınırların modernleşme bağlamında bulanıklaşmasının en açık gözlemlenebildiği alandır. Divan şiiri ile ilgili Tanzimat döneminden başlayarak giderek basmakalıplaşan değer dü-şürücü yargıların kaynağı araştırıldığında, bu iki özelliğin belirleyici olduğu görülmek-tedir. Divan şiirinin Osmanlı-Türk edebiyatı içinde olduğu gibi dünya edebiyatı içindeki yerinin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasının ise "nesnel eleştiri"nin gelişmesine bağ-lı olduğunun altı çizilmelidir.Article Âmid-i Sevdâ Gazetesindeki Şiirlerde Tematik Bir İnceleme(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Oktay, AdnanAli Emîrî Diyarbakır'da doğmuştur. Osmanlının siyasi olarak en sıkıntılı döneminde ve ardından yeni kurulan Türk Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşamıştır. Kitap okumaya merakı, onu İstanbul'a getirmiştir. Dîvânü Lugâti't-Türk'ün ilim âlemine tanıtılmasında kilit rol üstlenmiştir. Osmanlı toplumundaki fiziksel dönüşümün yanında zihinsel dönüşüme de tanıklık etmiştir. Ali Emîrî hem şair hem de bir naşir olarak dikkat çekmiştir. Çeşitli meselelerle ilgili görüşlerini Osmanlı Tarih ve Edebiyatı Mecmuası ile Tarih ve Edebiyatı Mecmuası’nın yanında Âmid-i Sevdâ (1909) adlı altı sayılık gazetede yayınlamıştır. Bu makalede Ali Emîrî'nin Âmid-i Sevdâ adlı gazetede yayınlamış olduğu şiirler, tema açısından incelenmiştir. Bunun için Millet Kütüphanesi A.E. Gzt. 570 numaralı Âmid-i Sevdâ gazetesi elde edilmiş, gazetedeki şiirler dikkatli bir şekilde tematik açıdan incelenmiştir. Gazetede toplam elli üç adet müstakil şiir tespit edilmiştir. Bu şiirlerden başka, gazeteye serpiştirilmiş olan yaklaşık 150 mısralık irili ufaklı manzum metin tespit edilmiştir. Bu şiirlerin bir kısmı Ali Emîrî'ye, bir kısmı da farklı şairlere aittir. Ali Emîrî, vatan ve millet sevgisini yüreğinde taşıyan bir şairdir. Bu sevgi, onun şiirine de yansımıştır. Ayrıca şair, Osmanlı sultanına derin bir muhabbet beslemektedir. Gazetedeki diğer şairlere ait şiirlerin bir kısmı da bu temayı işlemiştir. Ayrıca gazetedeki birçok şiir, nazire olarak yazılmıştır. Ali Emîrî, gazetenin birinci sayısında elindeki bir şiir mecmuasından bazı şiirleri seçip yayınlamıştır. Bu şiirlerde aşk, sevgi, ayrılık, sultana muhabbet, vatan sevgisi gibi temalar işlenmiştir. Gazetenin sonraki sayılarında da bu temalar bilinçli bir şekilde gündeme alınmıştır. Âmid-i Sevdâ ismi Diyarbakır sevgisini içermektedir. Ayrıca gazetede Âmidli şairlere sıkça yer verilmiştir. Bütün bunlar, Ali Emîrî’nin Diyarbakır’a olan özel muhabbetini göstermektedir. Bu şiirlerde işlenen temalar, şüphesiz Osmanlı Devleti'nin içinden geçtiği kötü şartlarla yakından ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Ali Emîrî, Âmid-i Sevdâ, gazete, aşk, tema, Osmanlı. THE THEMATIC REVIEW IN THE POEMS OF AMID-I SEWDA NEWSPAPER ABSTRACT Ali Emiri was born in Diyarbakir. He lived in politically most difficult time of the Ottoman, and in the early years of the newly formed Republic of Turkey. His curiosity to read books brought him to Istanbul. He had played a key role in introducing of the Diwanu Lugati't-Turk to the science world. He has witnessed the physical transformation along with the mental transformation in the Ottoman society. Ali Emiri has attracted attention as a poets as well as a publisher. He published his opinions about various issues in Osmanlı Tarih ve Edebiyati Mecmuasi (the Ottoman History and Literature Magazine), Tarih ve Edebiyati Mecmuasi (the History and Literature Magazine), and Amid-i Sewda (1909) which is published with six issues. Ali Emiri's poems which have been published in the Amid-i Sewda newspaper are examined in terms of the theme in this paper. To do this, Amid-i Sewda newspaper numbered Millet Library A.E. Gzt. 570 was obtained. The poems of this newspaper were carefully examined in terms of theme (main idea). In total, fifty-three independent poetries have been detected in this newspaper. Apart from these poems, nearly 150 verses large and small poetic texts have been detected in this newspaper. Some part of all these poetic texts are belong to Ali Emiri, and some of them belongs to the different poets. Ali Emiri is a poet who has love of the homeland and nation in his heart. This love has been also reflected in his poetry. Also, he has a deep love to the Ottoman Sultan. Some poems belongs to other poets in the newspaper have also examined this theme. Also, many poems were written as a nazira. Ali Emiri published some poems which were selected from a poem magazine in the first issue of the newspaper. In these poems some themes like love, affection, separation, affection of the Sultan, homeland love were examined. These themes also were examined in the next issues of the newspaper consciously. The name of Amid-i Sewda includes the love of Diyarbakir city. Also the poets from Amid were frequently mentioned in the newspaper. All these show Ali Emiri's special love of Diyarbakir. The themes which were examined poems, were closely related to the bad conditions of the Ottoman State.Article NÂBÎ’NİN MÜNŞEÂT’INDA YERLEŞİM YERLERİ ve DİYARBAKIR(2016) Oktay, AdnanNâbî, Dîvân edebiyatı geleneği içerisinde hikemî tarzın en büyük temsilcisi olarak bilinmektedir. Yapılan yeni çalışmalar, onun daha iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Dîvân edebiyatında bir ekol sahibi olan Nâbî'nin âdeta bir külliyatı andıran Münşeât'ının bilim dünyasında bir bütün olarak çalışılması oldukça yenidir. Nâbî'nin Münşeât adlı eseri bir doktora tezi olarak hazırlanıp tamamlanmıştır. Bu makalede Münşeât'ta yerleşim yerleri ve özellikle de Diyarbakır şehrinin izleri aranmaya çalışılmıştır. Böylece Nâbî'nin şehirden/kentten beklentilerinin yanında bundan ne anladığı da anlaşılmış olacaktır. Münşeât'ta geçen "Kadîmden Diyâr-bekr'e küçük İstanbul didüklerinün ma'nâsı dahı zamân-ı devletinüzde zâhir oldı." ifadesi, Diyarbakır'ı övmek ve Osmanlı dönemindeki yerini ve önemini belirtmek için kullanılmış son derece mühim bir ifadedir. Bu ifade, ayrıca İstanbul ile aynı cümlede kullanılmış olan Diyarbakır'ın şâir ya da dönem için ehemmiyetini de gözler önüne sermektedir. Nâbî, Münşeât'taki mektuplarında bazı arkadaş, dost ve tanıdıklarına yer vermiştir. Bu kişilerin yaşadığı yerler de zorunlu olarak ilgili mektuplarda zikredilmiştir. Anılan yerler, mektubun gönderildiği kişinin karakter özelliklerine göre anlam kazanmaktadır. Böylece Nâbî'nin mekân içindeki insana/bireye bakışı ortaya çıkmaktadır. Mekân, orada hayatını sürdüren bireylere göre anlam kazanmaktadır. Bir mekânda yaşayan kişi ya da kişilerin zayıf karakterde olmaları, Nâbî tarafından eleştirilmiştir. Böyle bir durumda Nâbî, tercihini yaşanılan yerden yana kullanmıştır. Mekân, Nâbî için değerlidir. O, bazen insanın mekân içinde düzensizliğe sebep olduğunu düşünmektedir. Ama bu kaosa sebep olan insanın yeniden hizaya çekilmesinde en etkili unsur olarak yine insanı görmektedir.Conference Object Midyat Süryanilerinin İbadet Yerleri Etrafında Oluşan Efsaneler/Menkıbeler(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2012) Ete, Mehmet RagıpMardin ilinde Süryanilerin geçmişten günümüze yoğun olarak yaşadıkları ilçelerin başında Midyat gelmektedir. Bu bağlamda Midyat şehir merkezi ve çevre köylerde Süryanilere ait çok sayıda kilise ve manastır bulunmakta olup bunlardan bazıları günümüzde halen aktiftir. Efsanelerde anlatılan olaylar çoğunlukla belli bir mekâna, adı sanı bilinen ve tanınan ünlü kişilere bağlıdır. Süryanilerin kutsal ibadet yerleri olan kilise, manastır etrafında gelişen; çoğunlukla din adamları ve göstermiş oldukları olağanüstü davranış biçimlerini ele alan efsaneler/menkıbeler; Midyat Süryanilerinin dini hayattaki inanış kodlan hakkında fikir sahibi olmamız açısından önemlidir. Bu bildiride, Midyat Süryanilerinin kutsal mekânları olan; kilise, manastır etrafında oluşan efsaneler incelenecektir.Article Citation - WoS: 1Meşrutiyet Dönemi Çocuk Edebiyati ve Halil Hamid’in Çocuklara Yönelik Eserleri(Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2022) Kanter, BeyhanMeşrutiyet Dönemi, çocuk edebiyatının ayrı bir alan olarak gelişmeye ve çocuklara yönelik yayınların artmaya başladığı bir süreci içine alır. Bu dönemde çocuklara yönelik süreli yayınların yanı sıra çocuk şiirleri ve hikâyelerinin de yaygın bir biçimde yazılması, çocuk kitaplarında görsel unsurlara yer verilmesi çocuk kültüründeki yenileşmelerin geniş kitlelere aktarılmasına etki eder. Meşrutiyet Dönemi çocuk edebiyatı külliyatında karşımıza çıkan isimlerden biri de Halil Hamid’dir. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemi yazarları arasında yer alan Halil Hamid, özellikle Meşrutiyet yıllarında popüler aşk romanları, çocuklar için hikâyeler, polisiye romanlar ve kadın hakları, aile hayatı ile ilgili eserler kaleme almıştır. Darülfünun mezunu olan ve uzun yıllar öğretmenlik yapan yazarın Meşrutiyet Dönemi’ndeki yazı faaliyetleri özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik dergilerde görülmektedir. Yazarın kadın hakları ile ilgili yazmış olduğu eserleri kadın konusunun ele alındığı çalışmalarda referans olarak gösterilmesine rağmen hayatı, edebî kişiliği ve çocuklara yönelik yazdığı eserleriyle ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu makalede, şimdiye kadar hakkında akademik bir çalışma yapılmamış olan Halil Hamid’in edebî kişiliği hakkında bilgi verilecek ve örneklem olarak seçilen çocuk kitapları Meşrutiyet Dönemi çocuk edebiyatının özellikleri göz önünde bulundurularak pedagojik, estetik, tematik ve kurgusal açıdan incelenecektir.Book Review HUASTUANİFT: MANİHAİST UYGURLARIN TÖVBE DUASI(HİKMET-Akademik Edebiyat Dergisi, 2023) Atsız, MahsunBu yazıda, Betül Özbay tarafından yayımlanan Manihaist Uygurların Tövbe Duası: Huastuanift başlıklı çalışma tanıtılacak ve çalışmanın amacı, yöntemi, güçlü ve ikinci planda kalan noktaları, literatüre katkısı değerlendirilecektir.Book Part Article Klasik Türk Şiirinin Deyim Dünyasında Teşbîh Sanatının Somutlaştırma İşlevi(2021) Bahar YılmazEdebiyat, dil malzemesini çeşitli çağrışımlar aracılığıyla dönüşüme tabii tutarak okuyucuya farklı bir dünyanın kapılarını aralayan bir sanat dalıdır. Edebiyat ailesinin önemli bir üyesi olarak karşımıza çıkan şiirin yaratılma sürecinde şairler, edebî dili dönüştürürken çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır. Türk edebiyatının önemli bir evresi olarak bilinen klasik Türk edebiyatında şairler, yöntem olarak edebî sanatlara başvurarak kullandıkları dil malzemesi üzerinde estetik olarak anlam çağrışımları yaratmışlardır. Somut ögeleri içinde barındıran ancak soyut nitelik kazanmış deyimler, klasik Türk şairinin dünyasında çeşitli edebî sanatlar aracılığıyla hem soyut hem somut anlama gelecek şekilde kullanılmışlardır. Gerçek anlamından uzaklaşarak mecazî bir boyuta bürünen deyimler, sözcüklerle mantık oyunları kuran klasik şairlerin elinde kinâye, hüsn-i ta’lîl, teşbîh gibi sanatlar aracılığıyla işlenerek somutlaştırılmışlardır. Klasik Türk şairlerinin deyim kullanımlarında önemli bir işleve sahip sanatlardan biri olarak nitelendirilebilecek teşbîh sanatı, soyut dünyayı somutlaştırmada ya da somut dünyayı soyutlaştırmada klasik Türk şairi için önemli bir araç niteliğindedir. Klasik Türk şairleri teşbîh sanatının benzetme fonksiyonunu kullanarak deyimlerin bünyesinde bulundurduğu somut anlam ögelerine çağrışım yapmışlardır. Bu çalışmada klasik Türk şiirinin önemli bir malzemesi olan deyimlerin teşbîh sanatı aracılığıyla somutlaştırılması ve somutlaştırılan unsurların deyimlerle olan bağlantısı ortaya konmuştur. Söz konusu somutlaştırma ve teşbîh arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılması için teşbîh sanatının bütün ögelerini barındıran örnek beyitler seçilerek deyimlerin beyit bağlamında kazandıkları somutlaştırmalar açıklanmıştır.Article Çok Anlamlılıktan Eş Adlılığa Doğru Tarihsel Bir Yolculuk(FOLKLOR/EDEBIYAT-FOLKLORE/LITERATURE, 2022) Erkınay Tamtamış, Hadra KübraBu çalışmada, aynı kökene dayanan çok anlamlı sözcüklerin tarihsel yolculukları içinde anlam genişlemelerinden kaynaklı sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşmasıyla eş adlı duruma gelme süreçleri incelenmiştir. Eş adlılar; sesleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcükler olarak tanımlanmaktadır. Çok anlamlılık ise bir sözcüğün birden fazla anlamı karşılamasıdır. Çok anlamlı sözcüklerde tek kök, birden fazla birbiriyle ilintili anlam(lar) söz konusuyken eş adlı sözcüklerde birbirinden farklı en az iki kök ve anlamlar söz konusudur. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ten genel tarama modeliyle elde edilen acımak, ağıl, ağız, ağmak, altıparmak, basılmak, biçim, bir bir, bitmek, boy, bozuk, çakmak, çil, çöğür, dayak, dikilmek, dikmek, dil, dokunma, dokunmak, dokunuş, el, gen, güç, günlük, öz, sağ, sormak, ters, terslemek, uçuk, uğur, uz, yaş, yaşlı, yazı, yazmak, yordurmak, yormak, yorulmak sözcüklerinin çok anlamlılıktan eş adlığa doğru tarihsel bir yolculuk gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Sözlükte eş adlı sözcükler, (I) (II) (III) Romen rakamlarıyla birden fazla madde başında gösterilmiştir. Çok anlamlı sözcüklerin genişlemiş anlamları ise tek madde başında 1, 2, 3 rakamlarıyla gösterilmiştir. Türkçe Sözlük’ten tespit edilen 40 eş adlı sözcüğün -etimolojik ve tarihî sözlüklerden yola çıkılarak- aslında kökeni aynı olan çok anlamlı sözcükler olduğu ve anlam genişlemeleri yoluyla sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşarak tarihsel yolculukları içinde eş adlı duruma geldiği belirlenmiştir.Article Kudüs Tasvirleri: Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş-Şerîfe ve Tuhfetü'l-Harameyn Örnekleri(Mukaddime, 2018) Oktay, Adnanen önemli odak noktalarından biri hâline gelmiştir. Kudüs, bir taraftan farklı din ve ırkların merkezi konumundayken öte taraftan da birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Şüphesiz Kudüs'le ilgili birçok eser yazılmıştır. Bu eserlerden biri XIV-XV. asırlarda yaşamış olan Ahmed Fakîh'in Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş-Şerîfe adlı eseridir. Bir başkası da XVII. asırda yaşamış Nâbî'nin Tuhfetü'l-Harameyn adlı eseridir. Ahmed Fakîh'in eseri manzum bir eserdir. Tuhfetü'l-Harameyn ise manzum-mensur karışık olarak yazılmıştır. Bu eserlere göre müellifler, İslâm dünyası için önemli olan üç kenti ziyaret etmiştir. Bunlar Mekke, Medine ve Kudüs'tür. Bu şehirlerden başka Halep, Şam, Remle, Kahire gibi önemli şehirler de bu yolculukta ziyaret edilmiştir. Bu eserlerde ziyaret edilen kentlerin mimarî yapılarına ağırlık verilmiştir. Bunun yanında şehirlerin dikkat çeken başka yönleri de izah edilmiştir. Bu çalışmada bahsedilen eserlerde özellikle Kudüs şehri ile ilgili anlatılar esas alınmıştır. Ahmed Fakîh, Kudüs'te iki ay kalmıştır. Nâbî ise hac yolculuğu esnasında Kudüs’ü ziyaret etmiş, orada toplam üç gün kalmıştır. Çalışmada müelliflerin Kudüs’le ilgili gözlemleri ve tespitlerine yer verilmiştir. Müellifler bu şehri anlatırken hangi pencereden bakmaktadır? Şehri tasvir ederken nelere yer vermekte, hangi edebî ifadeleri kullanmışlardır? Tasvirler yaparken hangi edebî sanatları kullanmayı tercih etmişlerdir? Neticede görülmüştür ki, her iki şâirin ya da nâsirin de anlattığı Kudüs, Aksâ Harem-i Şerîf'ini merkeze alan bir Kudüs'tür. Bu eski şehir, bugün âdeta Mescid-i Aksâ ile özdeşleşmiştir. Bunun yanında şehrin surları ve Aksâ’nın doğu tarafında yer alan Zeytin Dağı, Kudüs'e ayrı bir değer katmaktadır. Bu çalışmada belge tarama, örnekleme, karşılaştırma yöntemleri kullanılmıştır. Bu metotlarla Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş-Şerîfe ve Tuhfetü’l- Harameyn adlı eserlerdeki örneklerde Kudüs’ün tasviri ile ilgili hususlar tespit edilmiştir. Kitâbu Evsâfı Mesâcidi’ş-Şerîfe, oldukça sade bir üslupla yazılmıştır. Bu eserde ayrıca edebî sanatlara pek de yer verilmemiştir. edilmiştir. Yazar bu eserde Kudüs'ü kendine has bir üslupla anlatmış, bunun için Arapça ve Farsça kelimelerden oluşan terkipli ifadeler kullanmıştır. Ahmed Fakîh içinden geleni kâğıda döken bir şâirdir. Nâbî ise şehre tam bir vakar, edep, saygı ile yaklaşmıştır. Bu da Şâir Nâbî'nin Kudüs karşısında tam bir mümin şâir pozisyonunda olduğunu göstermektedir. Ayrıca her iki müellifin eserleri Kudüs'ü o dönemlerde tam bir İslâm kenti olarak sunmaktadır. The Descriptions of Quds: The Examples of Kitabu Awsafi Masajid Al-Sharifa and Tuhfat Al-Haramain Abstract: Quds is a historical city which dates back to 3000 B.C. It has become one of the most important focal points of the world nowadays. It has not only been the centre for various religions and races but also cradled many civilisations. Undoubtedly there have been written up many works about Quds. One of these works is Kitabu Avsafı Masajid al-Sharifa, written by Ahmad Faqih, a poet who lived in the 14th-15th centuries. Another one is Tuhfat al- Haramain by the poet Nabi who lived in the 17th century. While Ahmad Faqih's work has been written in verse, Nabi's Tuhfat al-Haramain has been written both in verse and prose. According to these works, the poets visited three cities which are significant for the Islamic world. These cities are Mecca, Medina and Quds. Other than these cities, the poets have also visited some other cities like Aleppo, Damascus, Remle and Cairo during their journey. In these works, they give some information about these cities in many respects, namely, from architectural features to their lifestyle. The narratives, especially the ones regarding the city of Quds have been based on in the works referred to in this study. Ahmad Faqih stayed in Quds for nearly two months. Nabi, however, visited Quds during pilgrimage journey and stayed there for only three days. We gave coverage to the observations and determinations of the poets about Quds in our study. What were their perspectives like, which places did they mention and which literary expressions did the poets use while describing this city? Which literary arts have been used and preferred by the poets when making descriptions. Consequently, the Quds explained by each of the poets or writers is the one that centres Haram-i Sharif of Aqsa as is seen. Today, this ancient city is almost identified with the Masjid al-Aqsa. Also, the city walls and Zeytun (Olive) Mountain, located in the east of the Aqsa, make the Quds even puts more value to its sanctity. In this study, we used the methods document scanning, sampling, and comparison. By using these methods, we detected the aspects about the description of the Quds exemplified in the works. Kitabu Avsafı Masajid al Sharifa and Tuhfat al-Haramain. Kitabu Evsafı Masajid al-Sharifa has been written in a quite simple style. Literary arts are not much covered separately in this work. In his work Tuhfat al-Haramain, however, Nabi prefers a heavy, fancy, and artful style. The writer describes the Quds with a distinctive style, and thus, uses compounded expressions consisting of the words of Arabic and Farsi origin. Ahmad Faqih is a poet who writes impulsively. Yet, Nabi approaches the city with a complete dignity, decency, and respect. This shows that the poet Nabi is literally a sincere and faithful believer of the Quds. Besides, the works of the two authors present the Quds as a typical Islamic city in that period. Keywords: Quds, Ahmad Faqih, Nabi, hadj, description, Turkish literature.Article KANLI KOCA OĞLU KAN TURALI KARİKATÜR BANDININ GÖSTERGEBİLİMSEL BİR ÇÖZÜMLEMESİ(Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 2020) UYGUR, Hatice Kübra; ALTINTOP TAŞ, GüldenBu çalışmada, Dede Korkut boylarından “Kanlı Koca oğlu Kan Turalı” hikâyesi, Umut Sarıkaya’nın Naber dergisinin 2015/3 numaralı sayısında yayımlanmış olan “Kanlı Koca oğlu Kan Turalı” hikâyesinin karikatür bandı, esas alınarak göstergebilimsel bir yaklaşımla ele alınacaktır. Dede Korkut hikâyelerinin Dresden nüshasının 6. sırasında yer alan destansı hikâye, sözlü kültürden yazılı kültüre ve ardından karikatür-çizgi boyutuna taşınmıştır. Metnin yeni bir bağlamda karikatürize edilerek anlatılması ve bir mizah metnine dönüştürülmesi üzerinden karşılaştırma yapılması ardında da metne bu yöntemin uygulanması amaçlanmaktadır. Makalede “Kanlı Koca oğlu Kan Turalı”nın mizahi bağlamdaki dönüşümü ise metin içinde ayrıca ele alınmaktadır. Karikatürize edilen metnin mizahının anlaşılabilmesi için ana metni bilmenin ve kültürel kodlara sahip olmanın önemi değerlendirilme konusudur. Günümüzde anlatıların aktarımında yaşanan dönüşümlerin sürekliliği sağladığı yönündeki savdan hareketle söz konusu metnin karikatür bandında uğradığı değişimler göstergebilimsel bağlamda tespit edilmektedir. Dede Korkut boylarının, Türk milletinin kültürel kodlarına sahip en önemli eserlerinden biri olduğu tezinden yola çıkarak metnin kendisine yapılacak göstergebilimsel bir okumayla kültüre dair pek çok açık ve örtük anlamı ve işlevi açığa çıkarmak amaçlamaktadır. Bu sebeple yapılacak çözümlemelerde kültürel kodları temel alarak yorumlamalarda bulunmak büyük önem taşımaktadır. Ele alınan karikatür bandının Türk kültürü ve edebiyatı açısından önemi düşünüldüğünde metnin yapısındaki mizahi değişimleri bu yöntemle okumanın önemi bu çalışmanın değerlendirme konusudur.Article AŞK VE İNTİHAR BAĞLAMINDA FERDÂ-YI GARÂM ROMANI(2009) KANTER, BeyhanServet-i Fünûn romanında hayal ve gerçek çatışmasının birey üzerinde kurduğu baskı yoğun olarak işlenir. Özellikle hayattan kaçma arzusu, bu dönem romanında ana kurguyu destekleyen yan tema olarak karşımıza çıkar. Mehmet Rauf'un Ferdâ-yı Garam romanı da dış dünyaya uyum sağlamakta zorluk çeken on beş yaşındaki Sermet'in psikolojisi üzerine kurgulanmıştır. Romanda amca çocukları olan Sermet ve Macit'in aşkları iki gencin ruhsal yönelimleri doğrultusunda anlatılır. İki gencin ruhsal sıkıntıları hem sosyolojik hem de psikolojik boyutta sunulmuştur.Article ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ DÖNEMİ ESERLERİNDEKİ DUT- /TUT- FİİLİNDE ÇOK ANLAMLILIK(2016) ERKINAY TAMTAMIŞ, HADRA KÜBRAIn this study, the polysemy of the verb dut-/tut- in the works of Old Anatolian Turkish was examined. The verb, which was used practically in the works of 13th, 14th, and 15th centuries, gained a lot of meanings except for its core meaning. Polysemy is a word’s gaining new meanings because of needs and other reasons. Also, it exists in the nature of the language. It has been encountered that words have a polysemy even when none of the factors has been switched in the language and the outer effects are not active. This condition indicates the richness of a language. While there are many reasons of polysemy, it can be said that its main reason is the need for it. As a living creature, language shows changes accordingly with the changing and developing world and the society. It is preferred to meet the needs by giving new meanings to the already existing word in the language instead of giving a new name to the word while encountering with a new conception. In this way, the word gains polysemy. Especially, verbs’ meeting the movements of kinds of creatures causes the semantic extension and accordingly polysemy by metaphor and metonymy. New connotations and figurative meanings come out by other creatures’ doing that action beside the verb’s core meaning or differently visualizing it in people’s mind by metaphor, metonymy and simile. Sometimes, a single word is formed by the approximation of the synonyms in time or their being confused with each other and that word becomes a polysemic word by gathering the meanings of two different words. Although it has been revealed by the researchers that polysemic words can cause ambiguity, it has been also indicated that this ambiguity can be resolved by disambiguation. The words that can cause ambiguity in the context can be eliminated through disambiguation by using the conceptions like syntax, semantics, and phonetics. In this study, the meanings of the verb dut-/tut- , which has been practical and polysemic from the historic terms of Turkish language to the present, confirmed and made a card index of its 34 meanings by scanning and depending on the contexts of the works of Old Anatolian Turkish like Yûnus Emre Dîvânı, Risâletü’n-Nushiyye, Yûsuf u Zelîhâ, Süheyl ü Nev-Bahâr, Kur’an Tercümesi, Kısas-ı Enbiya, Dede Korkut Kitabı, Marzuban-nâme and Gülistan Tercümesi. It has been revealed that the prosperous semantic world and the polysemy of the mentioned verb which has a lot more meaning than its meanings on the dictionary/indexes of the works and the Tarama Sözlüğü go back to historical period of Turkish.Article Yezidilerin Yaşam Pratikleri ve Kimlik Algısı(2011) Balıkçı, ŞakireUzun yıllar olumsuz koşullar altında varlıklarını koruyup günümüze ulaşan Yezidiler, son yıllarda akademik çalışmalara konu olmaya başlamışlardır. Bu çalışmalar genellikle söz konusu topluluğu bir yerel halk çerçevesi içinde ele alıp geleneksel ilişkilerine odaklanmaktadır. Bu çalışma Yezidilerin kimlik algısı ve kendini tarif etme refleksleri, gelenek, görenek, peygamberlik, kitap ve kutsal mekân inançları; tabuları ve ekonomik hayatları bağlamında ele alınmıştır. Ancak, kimlik arayışlarının damgasını vurduğu yakın tarih Yezidileri de etkilemiş ve “kendini tarif etme” duygusu gelişmeye başlamıştırArticle Understanding new consumer trends in Turkey through coffee production and consumption in Mardin(Anthropological Notebooks, 2022) Cengiz, Alim Koray; Uygur, Hatice KübraCoffee which helps us to learn about the cultural practices of a society, is an important consumption commodity not only in Turkey but also in the world. In this study, various specialty coffees produced by coffee producers in Artuklu, the historical district of Mardin, the rapid change of cafes and the purchasing practices of consumers have been examined. Ethnographic interviews have also been conducted with coffee producers, cafe owners and consumers. Coffee producers produce various coffees such as Turkish, Assyrian, Kurdish, Dibek and cardamom reflecting the multicultural structure of the city. Cafe owners and producers use expressions and images that emulate antiquity in their brands and logos. The cafes as “third place” become flamboyant spacious spaces leaving their traditional appearance. The consumption of new products by visitors of Mardin, an important place for domestic tourists, indicates a new class that seeks pleasure and experience in Turkey.Article HALİDE EDİB’İN ROMANLARINDA İSTANBUL’UN GELENEKSEL VE MODERN YÜZÜ(Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 2020) Kanter, BeyhanOsmanlı Devleti’nin son dönemlerinde şehirlerin kimliklerini, geleneklerini ve kültürlerini kaybetmeye başlaması, Batılılaşma/modernleşme teşebbüsleriyle neredeyse eş zamanlıdır. Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet modernleşmesi, özellikle İstanbul’daki sosyal hayata doğrudan etki eder. Modernleşme teşebbüslerinin İstanbul’daki hayata etkisi, Tanzimat’tan itibaren yazılan pek çok edebî metnin de konusunu oluşturmaktadır. Batılılaşma eğilimlerinin işlendiği erken dönem Cumhuriyet romanlarında; İstanbul’un kimlik yitimine uğramaya başlaması özellikle sosyolojik ve iktisadî boyutuyla birlikte ele alınmaktadır. II. Meşrutiyet’ten itibaren yazın hayatında aktif bir yer edinen Halide Edib de romanlarında İstanbul’un dokusunun bozulmasını ve kimliğinin dönüşüme uğramasını Batılılaşma olgusuyla birlikte ele aldığı gibi şehrin kılcal damarlarına kadar sinen yozlaşmayı; aidiyet bilinci, kök değerlerin sahiplenilmesi ve bilinçsiz bir Batılılaşma çerçevesinde işleyerek çoğulcu bir kompozisyon oluşturur. Adıvar’ın romanlarında İstanbul, dekoratif bir unsur olarak değil mimarisiyle, kültürüyle, kimliğiyle eski ve yeni hayatın bir arada aktığı canlı bir kültür şehri olarak yer edinir. Medeniyet karşılaşmalarını bütüncül bir perspektiften değerlendiren Halide Edib, gelenek ve modernlik arasında mutedil ve senteze dayanan bir uzlaşmadan yanadır. Bu makalede Halide Edib’in romanlarında şehir ve kimlik ilişkisi, kültür, medeniyet, aidiyet ve Batılılaşma çerçevesinde ele alınarak sosyolojik bir perspektifle irdelenecektir.Other KEMALETTİN TUĞCU ROMANLARININ SOSYOLOJİK ZEMİNİ(T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, 2016) Beyhan KanterTürk edebiyatındaki yeri çok tartışılan ve çocuk edebiyatı ile ilgili farklı mahfillerde adından söz ettiren Kemalettin Tuğcu’nun romanları, toplumun farklı sınıflarına mensup bireylerin yaşam şekillerine ilişkin sosyolojik gerçekliklerden/verilerden müteşekkildir. Tuğcu’nun topluma bakışında ve toplumsal normları ele alışında sosyal tenkitin ve gözlem odaklı bir sosyolojik bakışın etkisi görülmektedir. Tuğcu, roman kişilerini toplumun bizatihi içinden seçtiği gibi yokluklarla, felaketlerle, sıkıntılarla ve sefaletlerle mücadele eden mutsuz, yoksul ve kimsesiz çocukların yaşam sahnelerinden kesitler sunmaktadır. Özellikle toplumun mutsuz ve sefil kesimini romanlarına taşıması, natüralist ve realist bir bakış açısının yansımasıdır. “Tuğcu’nun romanları geniş bir yelpazedeki tip ve vaka çeşitliliği ile çocuklara hayatı tanıtarak, onların toplumsallaşma sürecine katkı sağlar” (Özcan, 2014: 634). Zira romanlarında toplumun farklı kesimlerinden bireylerin yaşam öykülerini ele alan Kemalettin Tuğcu, özellikle özgür ve yetkin düşünebilme yetisine sahip çocuk öznelerin sosyal yaşamdaki konumlarına odaklanır. Çocukları başkişi seçtiği romanlarını mağduriyet odaklı bir kurgu ile temellendiren Tuğcu; öksüz, yetim, kimsesiz, yoksul, engelli ve evsiz çocukların hayata tutunma çabalarını ve gündelik yaşam pratiklerini sosyolojik bir epistemolojiyle deşifre eder. Söz konusu çocukların çevreleriyle kurdukları gerilimli ilişkiler de hem psikolojik hem de toplumsal bir düzlemde betimlenir. Özellikle acıma ve merhamet duygularını harekete geçiren santimantal anlatım tarzı, Tuğcu’nun romanlarının genel karakteristiğini oluşturmaktadır. Bununla birlikte yazar, ekonomik sıkıntıları ve imkânsızlıkları da toplumun alt tabaka sınıfına mensup çocukların duyarlıklarını yansıtıcı bir üslupla romanlarına taşır
