Sanat Tarihi Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/75
Browse
Recent Submissions
Specialist Thesis SÜLEYMANĠYE KÜTÜPHANESĠ HAMĠDĠYE 980 NUMARALI KISAS-I ENBİY NÜSHASI VE TASVĠRLERĠ(PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ, 2013) NECLA KAPLANBu tezin konusu, “Süleymaniye Kütüphanesi Hamidiye 980 Numarada Kayıtlı Kısas-ı Enbiyâ Nüshası ve Tasvirleri”dir. Bu el yazmasının seçilmesindeki baĢlıca neden, bu nüshanın Ģimdiye kadar monografik bir çalıĢmaya konu olmamasıdır. Tezde, söz konusu eserin metninin okunarak tasvirlerinin ikonografisinin çözümlenmesi, üslûp ve ikonografik açıdan dönemin genel beğenileri içinde değerlendirilmesi amaçlanmıĢtır. 16. yüzyılda istinsah edilmiĢ pek çok resimli Kısas-ı Enbiyâ nüshası günümüze kadar gelebilmiĢtir. Bu nüshalardan bir tanesi olan SK Hamidiye 980 nüshası, benzer özellikteki TSMK H. 1227’de kayıtlı Kısas-ı Enbiyâ, TSMK E.H. 1430’da kayıtlı Kısas-ı Enbiyâ ve SK Halet Efendi 377’de kayıtlı Emir Hüsrev Dihlevi’nin Hamse’sinin nüshası ile karĢılaĢtırılmıĢ, benzer özellikler sergiledikleri saptanmıĢtır. Bu nüshalarda yer alan resimlerin hemen hemen birçoğunda aynı konular iĢlenmiĢ ve bunlar birbirine yakın üslûpta resmedilmiĢtir. Ġncelenen eserde 27 tasvir/resim bulunmaktadır. Bu resimler, kompozisyon, figürler ve kıyafet özellikleri, doğa kurgusu, mimari ve üslûp benzerliği bakımından Safevi hâkimiyetindeki Ġran topraklarında, Horasan- Ġsfahan- Tebriz- Bağdat arasında dolaĢan gezgin sanatçı olarak adlandırılan bazı sanatçılar tarafından, 1560–1580 yılları arasında üretildiği düĢünülen el yazma eserlerin resim özelliklerini taĢımaktadır. Orijinal olan SK Hamidiye 980 numaralı Kısas-ı Enbiyâ nüshası, söz konusu döneme ait resimli yazmalardan biri olarak önem taĢımaktadır.Article Risk Altındaki Tarihi Bir Bina İçin Uyarlanabilir Yeniden Kullanım Önerisi: Ambar Köyü Kilisesi Örneği(Mimarlık ve Yaşam Dergisi, 2021) Kaplan, NeclaBir kentin imajı olan tarihi yapılar, korunabildiği oranda geçmişi geleceğe taşıyabilen değerli kültür varlıklarıdır. Maalesef, günümüzde plansız yeni yerleşmeler ve hızlı yapılaşmalar toplumun tarihi mimari yapılarının tahrip olmasına ve hatta yok olmasına sebep olmaktadır. Böylesi risk altında görülen yapılar; restore edilerek, sürekli bakım yapılarak ve hatta yeniden işlevlendirilerek daha uzun süre yaşatılabilmektedir. Mardin İl’inde de yok olma riski altında bulunan pek çok yapı mevcuttur. Bu yapılardan bir tanesi de Ambar Köyü Kilisesidir. 6. yüzyıldan kalma kilise, sahip olduğu tarihi değere yakışmayan harabe bir haldedir. Kilise, içinde bulunduğu kötü koşullardan kurtarılması gereken tarihi mimari kültür mirasıdır. Bu bakış açısıyla değerlendirilen yapının korunması ve yeniden işlevlendirilerek kültürel kimliğini sürdürebilmesi sağlanmalıdır. Çalışmada kiliseyi, tarihi ve mimari özellikleriyle tanıtmak, içinde bulunduğu risk unsurlarına değinmek, bunların giderilmesi ve yeniden işlevlendirmesine yönelik öneriler sunmak hedeflenmektedir. Ayrıca yapının mekânsal performansının yöre sakinlerine katkısının, çevre ve kullanıcılar arasındaki tarihi, sosyal, kültürel ve ekonomik getirilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla yapı yerinde incelenmiş, plan ve fotoğraflarla değerlendirilmiştir.Book Part HASANKEYF KALESİ’NDEKİ BİR KAYA OYMA KONUT VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ(İsarc, 2021) Tümer, ŞerifGerek doğal gerekse de insan eliyle oluşturulan kaya oyma mekânlar tarihin her döneminde insanlartarafından çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Kaya oyma açısından oldukça zengin olan Hasankeyf’te yaklaşık7500 kaya oyma mekânın olduğu düşünülmektedir. Kilise, cami ve en çokta konut olarak kullanılan bumekânların oluşumu ya da oluşturulması hakkında, yani tarihlendirme noktasında net bir şey söyleyebilmekmümkün görünmese de seyyahların kaynaklarında verdikleri bilgilerden hareketle çok eskilere dayanan bir kullanımın varlığından söz edilebilir. Bu noktada incelenen bir kaya oyma konutun da tek mekânlı olmasınarağmen aynı zamanda içinde hayvanlarında barınılabildiği nitelikte düzenlendiği anlaşılmaktadır. Hayvanların bağlanabilmesi için kayaya oyulan delikler bu konutların aynı zamanda kır yerleşmesi nitelikli konutlarolduğunu da düşündürmektedir. Kır yerleşmelerinde konutların, insanların temel geçim kaynaklarından olanhayvancılığa da yönelik olarak düzenlenmesi hususu söz konusudur. Kır konutlarının zemin katlarınınhayvanlar için düzenlendiği birçok konut örneği mevcuttur. Hasankeyf Kalesi’nde incelenen kaya oyma konutise birden fazla kat sayısına uygun olmadığı için hayvanlarda konutlarda insanlarla birlikte barınabilmişlerdir.Kırsal mimari ve mimarsız mimarlık gibi isimlerle de anılan halk yapı sanatının güzel örneklerinden biri olan bu konut bu bağlamda ele alınarak çizim ve görsellerle desteklenecektir.Article Feridun Nafiz Uzluk Beyin Aksaray Notları(2019) Erdal, Zekai; Gül, Mustafa, FıratAksaray, Âşıklı Höyük’le birlikte MÖ 8000’den beri farklı toplulukların, kavimler ve devletlerin yerleştiği, imar faaliyetleri gösterdiği ya da yağma ve talana maruz kalan bir yer olmuştur. Bu nedenle de Aksaray ve çevresinde farklı dönemlere ve devletlere ait birçok eser günümüze ulaşabilmiştir. Anadolu Selçuklu döneminde en ihtişamlı günleri yaşayan Aksaray, Moğollarla birlikte yıkımlara maruz kalmıştır. Osmanlı Devleti zamanında ise iyice gözden düşer şehir küçük bir kasaba şeklinde Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir. Eski eserlere düşkün olan, onları yerince inceleyen ve onlar hakkında çeşitli notlar tutarak belgeleyen bir kişi olan Feridun Nafiz Uzluk, Aksaray’a hekim olarak atanmıştır. Uzluk görev yaptığı süre boyunca (1929-1932) Aksaray’daki Selçuklu eserlerini incelemiş, fotoğraflarını çekmiş ve kendince çeşitli notlar tutmuştur. Ömrü boyunca toplamış olduğu belgeler, bilgiler ve yazdığı notlar Uzluk’un vefatından sonra Selçuk Üniversitesi’ne bağışlanmıştır. Uzluk, Aksaray hakkında 13 sayfalık bir not tutmuştur. Osmanlı Türkçesi ile yazılan defterde yapılarla ilgili basit çizimler, mezar taşları ve kitabelerin dökümü ve bazı yapılar hakkında çeşitli bilgiler yer almaktadır.Article Mimar Dâvud Ağa’nın İmzalı Eserleri ve Üslûbu(2019) Tümer, Şerif; Tüfekçioğlu, AbdülhamitMimar Sinan’ın çıraklarından olup onun ölümüyle birlikte Hassa Mimarlar Ocağı Teşkilatı’nın başına geçen Dâvud Ağa 1588-98 yılları arasında imparatorluğa başmimarlık yapmıştır. Henüz Mimar Sinan’ın sağlığı ve başmimarlığı döneminde inşa edilen Çarşamba Mehmed Ağa Camisi kitâbesine imzasını koyma şansını elde eden Dâvud Ağa’nın Sinan tarafından başarılı bulunup desteklenen mimarlardan olduğu açıktır. Daha sonra Divanyolu Koca Sinan Paşa Külliyesi ve Sinan Paşa Kasrı’nın çeşme üstündeki kitâbesine imzasını koyan Dâvud Ağa Osmanlı mimarlığı ve Sinan ekolünün devamcısı olmakla birlikte kendi üslûp anlayışını da inşa ettiği eserlere yansıtmıştır. Sinan’dan edindiği mimari birikime kendine has üslûp özelliklerini de ekleyen Dâvud Ağa kendisinden sonraki mimarları da etkilemiştir. Bu çalışmada Dâvud Ağa imzalı eserler her bakımdan incelenerek başmimarın üslûbu belirlenmeye çalışılacaktır.Book Part ŞEREFNAME ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR OKUMA(2019) Erdal, ZekaiŞerefname özellikle Kürt tarihi açısında en önemli kaynak eserlerin başında gelmektedir. Eserini 1597 yılında tamamlayan Şerefhan gerek elindeki diğer eserlerden gerekse duyum veya şahit olma yoluyla olayları eserine aktarmıştır. Ancak bahsettiği kişi ve olayları herhangi bir mukayeseye tut- madan olduğu gibi aktarma yolunu seçmiştir. Bu nedenle de birçok tarihi hata ve gerçek dışı olay eserde yer almıştır. Günümüzde Şerefname’yi baz alarak kaleme alınan bir çok yayın da, bu eserde zikredilen olay, kişi ve yerleri herhangi bir kritiğe tutmadan olduğu gibi aktarmayı seçmiştir. Şeref- name’de anlatılanlar gerek arşiv belgeleri gerekse kültür varlıklarıyla örtüşürken, tam tersine arşiv belgelerinin de reddettiği olay ve kişiler de olmuştur. Tarih, sanat tarihi, arkeoloji, epigrafi ve paleog- rafi gibi bilim dalları bir çok yönden ortak konularda buluşmaktadır. Bu nedenle de bir konu hakkın- da araştırma yapılacak ise mutlaka disiplinler arası bir çalışma yapılması gerekmektedir. Şerefname gibi bir yazma eserdeki veriler, epigrafinin konusu olan kitabe ve mezar taşları ile, Os- manlı arşiv belgeleriyle de paleografinin, arazideki taşınmaz kültür varlıklarıyla sanat tarihinin ko- nusuna girilerek rahat bir şekilde kritize edilmiştir. Diğer bilim dallarındaki veriler açık bir şekilde Şerefname’deki bilgileri desteklediği görülmüştür. Ancak Topkapı Sarayı Arşivleri ile Başbakanlık Osmanlı Arşivlerindeki Osmanlı paleografyası, Şe- refname’de zikredilen olay ve kişileri reddetmekte olup Şerefhan’ın gerçekleri yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Derzin ve Gırdıkan beylikleri, Şerefhan’ın ikamet ettiği Bitlis’in yaklaşık olarak 45 km. güneydoğusundadır. Özellikle Derzin Beyliği Şerefhan Beyliği’nin güneyden de komşusudur. Güney- den gelip Van üzerinden İran yönüne giden ana yolun geçtiği Bitlis Deresi’nin, iki ucundan birisinde Derzin, diğer ucunda ise Şerefhan Beyliği bulunmaktadır. Şerefhan’ın kendisine bu kadar yakın ve komşu olan bir beylik hakkında bu kadar bariz hataları ese- rinde yazması anlaşılır bir durum değildir. Zira olaylar eserin tamamlandığı 1597 yılından yaklaşık 50 yıl öncesinde vuku bulmuştur. Bilgilerin taze olduğu bir dönemde ve coğrafi olarak da yakın olan bir yer hakkındaki bilgilerin eserinde hatalı bir şekilde yazılması; Şerefhan’ın bu yerler hakkında pek de olumlu bir düşünceye sahip olmadığını da yansıtmaktadır. Zira Asitane’den gönderilen ferman ve hükümlerin birer sureti Bitlis’e komşu diğer Ekrad beylerine de gönderilmiştir. Bu nedenle de elinde geniş bir bilgi ve belge olan tarih düşkünü bir beyin bu şekilde menfi bilgiler vermesi akla başka sorular getirmektedir. Bu durum ise Şerefname’nin güvenilirliğini sorgulamaya sebep olmaktadır. Tarih kitaplarında geçen kişi ve olayların gerçek ya da hayal ürünü olup olmadığı arşiv belgeleri ile taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarıyla tespit etmek mümkündür. Zira tarihin konusunda giren olaylar, bulunan kültür varlıklarıyla ete-kemiğe bürünerek ayakları yere basan, gerçek şahsiyetlere dönüşmektedir. Sanat Tarihi, Arkeoloji gibi kültür varlıları üzerine çalışan bilim dallarının ortaya çıkardığı somut veriler bir anda tarihin seyrini değiştirmektedir. Bu nedenle de her üç bilim dalının birbiriyle sürekli dirsek temasında olması elzemdir. Zira her birisinde bulunan bilgi, ancak hepsinin bir araya gelip ortaya koydukları ortak bir ürün ile gerçeğe ulaşmaktadır.Article OSMANLI RESİM SANATINDA CEHENNEM TASVİRLERİ(MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ, 2011) NECLA KAPLANKişilerin; öldükten sonra ya da “kıyamet” denilen dünyanın sonunda, ikinci hayat da denilen zamanda, dirilecekleri ve yaşarken yaptıklarının hesabını verecekleri inancı, çoğu dinlerde vardır. İslam dinine göre, tüm insanlar Allah’ın huzurunda hazır bulunacaklar ve sorgulanacaklardır. Sorgulanan ölülerin, iyilik yapanların cennete kötülük yapanların cehenneme gideceği ve burada ikinci bir hayat yaşayacakları belirtilmektedir. Bu konu edebi metinlerle de ele alınırken aynı zamanda insanların zihninde tasavvur ettikleri şekliyle tasvir edilmiştir. Osmanlı resim sanatında da bu örnekleri görmekteyiz. Özellikle, Cifrû’l- Cami (TSMK, B.373; İÜK, TY. 6624; CBL, 444), Ahvâl-i Kıyâmet (SK. Hafıd Efendi 139, BSB Ms. Or. Oct.1596), Fâlnâme (TSMK H. 1703) gibi yazmalarda, gelecekten haber veren olaylar, Kıyâmet, Kıyâmet alâmetleri, Cennet ve Cehennem tasvirlerine yer verilmiştir. Araştırmasını yaptığımız Osmanlı resim sanatında cehennem tasvirlerinde, kullanılan üslûp 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başında gördüğümüz üslup özelliğini, Nakkaş Hasan’ın üslûbunu yansıtmaktadır. Metne bağlı olarak yapılan bu tasvirler, Osmanlı toplumunun Cehennem ile ilgili düşüncelerini betimlemektedir. Azrail figürü, ateş, Cehennem azabı, Cehennem ortamı toplumun bu kavramlarla ilgili tasavvurlarını yansıtmaktadır.Article 15. YÜZYIL SONUNDA ÖZGÜN BİR ŞEHNAME ÖRNEĞİ: STAATSBIBLIOTHEK ZU BERLIN, MS. OR. FOL. 4255(Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Sciences, 2020) Aydın DeryaEbul Kasım Firdevsi tarafından 11. yüzyılın başında tamamlanan Şehname, yazıldıktan sonra zaman içerisinde ün kazanan bir eser olmuştur ve resimli nüshaları yapılmaya başlamıştır. Şehname’nin günümüzde dünya müzelerinin ve kütüphanelerinin koleksiyonunda pek çok resimli nüshası bulunmaktadır. Bu nüshalardan biri de Staatsbibliothek zu Berlin’in- Preussischer Kulturbesitz, Orientabteilung’de, 1489 tarihli Ms. or. fol. 4255’dir. Eser 15. yüzyılın sonunda İran ve çevresine Akkoyunlu devletlerinin (1340-1514) hâkim olduğu dönemi ifade eden Türkmen dönemine tarihlendirilmektedir. Döneme ait kitaplar yapılan araştırmalarda “ticari” kavramı ile birlikte değerlendirilmiştir. Böylece aynı türdekilerin birbirine benzedikleri düşüncesini oluşmuştur. Ms.or.fol.4255 de bu düşünceye dahil edilmektedir. Bununla birlikte,�����ticari����� olarak hazırlandığı düşünülen her bir n�����üsha���������� kendi iç�����inde de�����erlendirmek, benz�����erliklerinin �����yanı����� sı�����ra eserin sahip olduğ�����u ����������özg�����ünlüğü orta�����ya ����������komasını����� sa�����ğlay�����acaktı�����r. Kitab�����n, tasar�����ımının tamamla����������c�����ısı olan cildi v�����e resimli, resimsi�����z sa�����yfaları�����ndaki d����������eni farklı�����l�����ısını����� ortaya koyarken, resim-metin ili�����kisi �����e sahnelerdeki �����yorumlar ����������özgünlüğü belirginle�����tirecektir. Bu bağ�����lamda Ms. or. fol. 4255��������������� bu �����al����������mada incelenmesi özgün taraflar�����n�����n orta�����ya konulması����� sağ�����layacaktır.Article Materiality of Mehmet II Smelling A Rose Based on Gentile Bellini’s Painting with Cultural Perspective(Art-Sanat Dergisi, 2020) Batuhan, TuğbaBu makale, Sinan Bey veya Şiblizade Ahmed tarafından Gentile Bellini’nin resmine dayanarak yapılan Fatih Sultan Mehmet’in tablosunu ele almaktadır. Bu sanat eserleri Fatih Sultan Mehmet’i, farklı malzeme ve stiller kullanmalarına rağmen aynı açıdan göstermektedir. Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’in Fatihi olarak resmedilmekle birlikte, bu resimler Osmanlı kültürel kavramlarını da içermektedir. Makalede, belirli Batı sanatı öğelerinin, Sultan’ın Konstantinopolis üzerindeki gücünü tasvir etmek için geleneksel Türk sanat imgeleriyle nasıl bir araya getirildiğini de göstermeye çalışmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in yer aldığı bu iki tabloda, Sultan’ın bir saray ressamı ve bir yabancı ressam tarafından farklı yönleri tasvir edilmektedir. Burada, her iki ressamın da sahip oldukları kültürel bilinci ve izlenimi resimlerine aktardıkları görülmektedir. Gentile Bellini ve Şiblizade Ahmed, benzer sanatsal eserler ortaya çıkarmış olsalar da Fatih Sultan Mehmet’i kendi kültürel çerçeveleri içinde farklı bakış açısıyla sunmaktadırlar. Ek olarak, bu makale yabancı bir sanatçının yerel bir ressama nasıl ilham kaynağı olduğunu da göstermektedir. Ayrıca, iki resim sanatçıların kullanıldıkları nesnelere ve özelliklere dayanarak açıklanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma her iki resmin kendi sahip olduğu uzun süreli bellek ve farklı sosyal, kültürel ve tarihsel bakış açıları içinde düzenlendiğine işaret etmektedir.Book MARDİN (MERKEZ) HIRİSTİYAN DİNÎ MİMARİSİ(ARKEOLOJİ VE SANAT YAYINLARI, 2022) Kaplan, NeclaMardin Süryani dinî mimarisi ile ilgili, özellikle de Tur Abdin Bölgesi konusunda, gerek oryantalistler gerekse araştırmacı sanat tarihçileri tarafından uzun yıllardır yapılmış birçok belgeleme, araştırma ve yayın bulunmaktadır. Bu yayınlar çoğunlukla yabancı araştırmacılar tarafından hazırlanmış olup konu ile ilgili, birkaç makale ve tez hariç, Türkçe yapılmış yayın yok denecek kadar azdır. Özellikle Süryani dinî mimarisini kapsayan çalışmalarda, Mardin Merkez’de bulunan yapılara yeteri kadar değinilmediği ve bunların toplu bir şekilde ele alınmadığı görülmüştür. Mardin Merkezde bulunan Hristiyan (Ortodoks, Katolik, Protestan) Süryani, Ermeni ve Keldâni Cemaatlerine ait yapıları içeren bu kitapta; yapıların yeri ve konumuna, tarihine, mimari özelliklerine ve bugünkü durumuna değinilmiştir. Böyle bir çalışmayla; tarih-kültür-sanat bağlamında Mardin şehrinin “çok dilli ve çok dinli” yapısına katkı sunan Hristiyan cemaatlere ait kiliselerin toplu bir şekilde sunulması, yapıların genel özelliklerinin betimlenmesi, tarihlendirme ve mimari sorunsallarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Article Mardin Şeyh Mahmud El Türkî Aile Kabristanındaki Mezar Taşlarının Sanat Tarihsel ve Antropolojik Açıdan Değerlendirilmesi(2021) Yeşilbaş, Evindar; Acar, AyşeMezar taşları ölen kişinin bu dünya ile bağının kurulduğu ve ahirete göçen şahsın anısını yaşatmak üzere kimlik bilgileri, mesleği, cinsiyeti, doğum ve ölüm tarihleri gibi bir takım bilgileri ihtiva eden somut kültür varlıklarıdır. Mezar taşları üzerinden kişinin öldüğü döneme ait mezar yapım gelenekleri de öğrenilmektedir. Çalışmanın yapıldığı Mardin’de mezarlık alanları içerisinde ayrı birer bölüm halinde aynı aileden bireylerin gömüldüğü aile kabristanı oluşturma geleneği hâkimdir. Çalışma materyalini, Şeyh Mahmud El Türkî aile kabristanındaki mezar taşları oluşturmaktadır. Bu kabristanda yer alan 20 adet mezar taşı, malzeme, teknik, süsleme, dil ve içerik açısından sanat tarihsel ve antropolojik olarak değerlendirilmiştir. Mezar taşlarından tarihi kimliğe sahip olduğu tespit edilen yalnızca 10 tane mezar taşı, sanat tarihsel açıdan incelenerek katologlanmıştır. Değerlendirme sonucunda, kalker taşı malzeme üzerine oyma tekniğinde bitkisel ve geometrik süslemeler ile sülüs karakterli kitabelerin işlendiği anlaşılmıştır. Bölgenin mimari yapılarında karşılaşılan süsleme dilinin bu mezar taşlarına da yansıdığı görülmüştür. İncelenen mezarlık alandaki mezar taşlarında, hem kültürel hem de sanatsal anlamda söz konusu ailenin sahip olduğu kültürel kodlar tespit edilmiştir.Article Ortaçağ İslam Mimarisi Süsleme Programında Kakma Tekniği: Mardin Örneği(Artuklu Akademi, 2020) Yeşilbaş, EvindarMimari süsleme, kullanılan malzemenin yüzeyine uygulanan müdahaleye bağlı olarak farklı tekniklerle karşımıza çıkmaktadır. Mimari yapılarda ana malzeme olarak yüzyıllardır en çok kullanılan taş, coğrafi etkenlerin ve dayanıklılığın yanında kişisel beğeni sonucunda da tercih edilmiştir. Mimaride taşa uygulanan süslemelerde oyma, kafes oyma, kakma, kazıma, boyama teknikleri ile renkli taş kullanımından söz edilebilir. Çalışmamıza konu olan kakma tekniği, ana inşa malzemesi üzerine farklı renkteki malzemenin kakılması ile oluşturulan bir tekniktir. Bu çalışmada, Mardin’in İslamî dönem dinî yapılarından kakma tekniği süslemeye sahip Latifiye Camii, Hamza-i Kebir Camii, Zinciriye Medresesi ve Kasımiye Medresesi incelenmektedir. Bu çalışmadaki amacımız, kakma tekniği konusunda alana katkı sağlamakla birlikte Mardin’deki ortaçağ İslamî dönem dinî yapılarında görülen kakma teknikli süslemeleri detaylarıyla literatüre kazandırmaktır. Anadolu’da aynı dönem içerisinde karşılaştığımız örneklere nazaran, Mardin’de daha yoğun kullanılan bu teknik, motif ve kompozisyonlarda Selçuklu süsleme üslubunun izlerini taşımaktadır.Article MARDİN MÜZESİ'NDE BULUNAN 17.-19. YÜZYIL GÜMÜŞ BİLEZİK ÖRNEKLERİ.(2018) Yeşilbaş, Evindar; Yeşilbaş, EvindarAnadolu coğrafyasında tarih öncesi çağlardan günümüze kadar maden işlemeciliği ve takı sanatı alanında önemli el sanatlarının üretildiği bilinen bir gerçektir. Çeşitli malzemelerden üretilen el sanatları arasında gümüş madeni içerisinde takı, sikke, gündelik eşya, savaş aletleri üretiminde kullanılan değerli bir maden olmuştur. Takı yapımı el sanatları içinde büyük bir hassasiyetle çalışılan, sembolik anlamlar taşıyan, nazara karşı koruma sağladığı düşünülen ürünlerdir. Gümüş işlemeciliği alanında merkez konumundaki Mardin, hem Artuklu, hem de Osmanlı Döneminde bu özelliğini devam ettirmiş ve bu kentte her dönemde önemli eserler üretilmiştir. Çalışmamızda da, Mardin Müzesine satın alma yoluyla gelmiş 17.-19. yüzyıllara ait gümüş bileziklerden yedi tanesinin kataloğu oluşturulmuştur. İncelediğimiz örneklerden bazıları müzede bulunan teşhir salonlarının yetersizliği sebebiyle depolarda muhafaza edilmektedir. Örneklerin, malzeme ve teknik, ölçü, müzeye geliş yolu ile ilgili bilgiler verildikten sonra ayrıntılı tanımları yapılmıştır. İncelenen örnekler üzerinden Mardin’de 17.-19. yüzyıl gümüş bilezik üretimine, form ve biçim ile süsleme özelliklerine yönelik değerlendirmeler ortaya konulmuştur. Yaptığımız incelemeler sonucunda 17.-19. yüzyılda bilezik modasında süslemelerde ajur tekniği, kabartma, kakma, kazıma, savatlama teknikleri tek tek kullanılmakla birlikte birden fazla tekniğin beraber de kullanıldığı görülmüştür. Bu konunun seçilmesinin sebebi Mardin Müzesinde sergilenen takıların katalog çalışmasının daha önce gerçekleştirilmemiş olmasıdır. Bu çalışma ile Mardin Müzesinde bulunan diğer el sanatlarına literatür ve bilimsel çalışmalar açısından örneklik teşkil edeceği düşünülmektedir.Article İlhanlı ve Timurlu Miraçnamelerindeki Horoz Tasviri ve İkonografisi Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme(Düzce Üniversitesi, 2022) Aydın DeryaHz. Muhammed’in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğunu ifade eden miraç, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in tek mucizesi olarak geçmekte ve göğe çıkma olarak tanımlanmaktadır. Bu olayın aşamalarının anlatıldığı miraçnameler, sahip oldukları resimli örnekleri ile İslam resim sanatının önemli yapıtlarındandır. İlhanlı döneminden Nakkaş Ahmet Musa’nın 1317- 1335 civarlarına tarihlenen miraçnamesi ile 1436’da Timurlu Hükümdarı Şahruh için hazırlanan miraçname bu üretimin bilinen örneklerdendir. Farklı dönemlere ait bu iki eserde, Hz. Muhammed’in beyaz horoz suretinde bir melekle tanışmasını betimleyen sahnelere yer verilmiştir. Çalışmanın amacı, örneğine az rastlanan bu sahnenin resim programına dâhil edilmesinde nakkaşların ana motivasyonunu araştırmaktır. Bu doğrultuda, horozun İslam inancındaki yerine değinilerek İlhanlı ve Timurlu miraçnamelerindeki beyaz horozun neyi temsil ettiği incelenecektir. Son olarak İslam inancındaki beyaz horoz temsili ile bu iki miraçnamedeki beyaz horoz figürü arasındaki bağlantılar değerlendirilecektir.Article MARDİN’DEKİ ARTUKLU TÜRBELERİ(2020) Erdal, ZekaiMardin, Türk-İslam sanatı ve mimarisinin anıt eserlerini barındıran nadir şehirlerden birisidir. Özellikle Artuklularla birlikte ön plana çıkan ve onlarla birlikte de var olmaya devam eden Mardin, eski dokusunu koruması açısından da önemli turizm merkezlerindendir. Necmeddin İlgazi tarafından 1106’da Mardin merkezli kurulan Artuklular 1409 yılına kadar hüküm sürmüşlerdir. Mardin ve çevresinde önemli kültür varlıkları ortaya koymuşlardır. Tahta geçen Artuklu sultanları hayrat olarak cami, medrese, türbe gibi binalar yaptırmışlardır. Sultanlar ve yakınları ya bu yaptırdıkları yapıların içindeki bir mekâna veyahut sadece müstakil türbelere defnedilmişlerdir. Sultanların gömüldüğü mekânların bir kısmı günümüzde mevcut iken bir kısmı ise sadece arşivlerde anılmaktadır. Bu çalışmada Mardin’i üç asır boyunca başkent yapan ve şehrin her tarafına Türk-İslam mührünü vuran Artuklu hanedan üyelerinin gömüldüğü türbeler ele alınmıştır. Mevcut olmayan yapılar çeşitli arşiv kayıtlarından tespit edilmiştir. Yanlış bilinen türbeler ise yeni belge ve bilgiler ışığında yeniden tanımlanmıştır. Mardin’deki Artuklu Sultanlarının gömüldüğü türbeler ilk defa bu çalışma ile bir araya getirilerek incelenmiştir.Article Süryani El Yazmalarında Meryem’e Müjde Tasvirleri (6. ve 13. Yüzyıllar)(MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ, 2021) Kaplan, NeclaSüryanilere ait resimli el yazmalarının büyük bir kısmı Batılı araştırmacılar tarafından çalışılmış, literatüre kazandırılmıştır. Ancak söz konusu el yazmalarındaki pek çok tematik tasvirler hâlâ araştırılmamıştır. Bu temalardan bir tanesi Meryem’e Müjde konusudur. Çalışmada; Süryani el yazmalarından günümüze gelebilmiş 6. ve 13. yüzyıl tarihli İncillerdeki Meryem’e Müjde tasvirlerinin tanıtılması, üslup ve ikonografik açıdan incelenmesi, yorumlanması ve resimlerin dayandırıldığı metnin ortaya konması amaçlanmıştır. İncelenen yedi resimli İncil el yazması ile ilgili kısa tanıtıcı bilgiler sunulmuş, her resmin ikonografik ve üslup özelliği ile kompozisyon tasarımı değerlendirilmiştir. Karşılaştırma yöntemi kullanılarak, aynı konulu tasvirlerle Süryani yazmalarındaki Meryem’e Müjde tasvirlerinin dönem özelliği açıklanmıştır. Böylece, Hıristiyan sanatında önemli bir yere sahip Meryem’e Müjde konusu kapsamında, Süryani resim geleneğinde bu konunun örnekleri sunulmuş ve bunların gelişimi hakkında fikir verilmiştir. Söz konusu örnekler bu alanda çalışan teoloji, resim ve sanat tarihi gibi akademik çalışmalar için veri niteliğindedir.Presentation Süryani Yazım Merkezi Olarak Urfa’nın (Edessa) Önemi Ve El Yazmaları (2.- 13. Yy)(IKSAD Yayınevi, 2021) Kaplan, NeclaModern Urfa kentinin, Antik dönemde adı Edessa idi. Osroene Krallığının başkenti olan Edessa, Hıristiyanlık tarihi için de önemli bir yerleşim yeri ve bir merkez olmayı sürdürmüştür. Tarihi kaynaklarda 1. ve 2. yüzyıldan beri bu yörede Hıristiyanlığın görüldüğüne dair veriler sunulmaktadır. Yine tarihi kaynakların aktardığı bilgiye göre; ilk Hıristiyan kralı olarak anılan IX Abgar (MS.179-214) zamanında Edessa bir edebiyat merkeziydi. Hıristiyanlığın bölgede görülmesinden sonra burada önemli piskoposlar yetişmiş ve burası okuluyla aktif bir konumda olmayı başarmıştır. Özellikle Yunancadan Süryaniceye İncil çevirilerinin yapılması burayı dini ve kültürel bir ortama dönüştürmüştür. Bugün dünyanın çeşitli kütüphane ve müzelerinde korunan yüzlerce Süryanice yazılmış resimli ve resimsiz el yazmaları bulunmaktadır. Bu el yazmaları arasında Edessa merkezli olduğu bilinen eserler dikkat çekici çoğunluktadır. Çalışmada; Edessa’da üretildiği bilinen, şuan mevcut olmayan ancak tarihi kaynaklarda ismi geçen Süryani el yazmaları ile bugün çeşitli koleksiyon ve müzelerde korunan, 2. ve 13. yüzyılları arasına tarihlenen el yazmaları kapsamında Edessa’nın bir yazım merkezi olarak önemine ve tarihi geçmişine değinilecektir.Book Part Self Portraits of Frida: Mexican Cultural Context Between the Accident and Diego(2017) Batuhan, TuğbaEach self-portrait is a different explanation of Frida without repetition. The self-portraits show an identity of entirely herself with each point of her face. Kahlo made herself an art object in her artworks such as in front of the camera. Frida Kahlo, who painted her first self-portrait in 1926, and continued painting them until she died in 1954, produced more than one hundred images. Frida Kahlo’s self-images point out an interconnection between herself and political messages. Furthermore, two turning points changed Frida’s life and that is the car accident and Rivera. Mexican cultural context is placed between these two turning points.Conference Object Bir Eğitim Kampüsü; Mardin Kasımiye Medresesi(İLMİ ETÜDLER DERNEĞİ, 2023) Acat Akgül, FehimeMardin Kasımiye Medresesi, Mardin’in güney batısında Bab-ı Zeytun olarak bilinen bölgenin dışında oldukça eğimli bir arazi üzerinde yer alır. Yapı, Osmanlı vakıf kayıtlarında Kasım Paşa Medresesi olarak geçmektedir. Kasım Paşa Medresesi, “zaviye ve mescid” veya “medrese ve zaviye” olarak Osmanlı dönemi vakıf kayıtlarına geçmiştir. Tarihsel süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bir ucu Akdeniz’de başlayıp diğer ucu Basra körfezine uzanan “bereketli hilal”in tam tepe noktasını oluşturan Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgesinin ve Orta Çağ’ın en önemli kentlerinden biridir. Hareketli kültür ortamının ürünü olan kent, tarih boyunca önemini korumuş ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mardin şehir dokusu ve fiziki yapısının bölgede hüküm süren Artuklular devrinde gelişip şekillendiği ve mimari bir gelenek olarak devam ettiği görülmektedir. Artuklular’dan sonra kentte ve bölgede hâkim olan Akkoyunlu ve Osmanlı Devletleri, Artukluların kent mimarisinin şekillenmesinde önemsediği geleneği sürdürmüşlerdir. Çalışmamızda Kasımiye Medresesi’ni plan, mimari ve malzeme/teknik özellikleri açısından irdeleyeceğiz. Günümüzde oldukça sağlam ulaşan yapının Artuklu devrinde inşa edilen medrese mimarisi ile benzer özellikler sergilemesi nedeniyle Artuklu devri son dönemlerinde inşa edildiği ve Akkoyunlular tarafından tamamlandığı düşünülmektedir.Article BAFRA KIRSAL KONUTLARINDA ÇIKMALAR(Sinop üniversitesi, 2019) Tümer, ŞerifÇıkmalı ev mimarisi, Türk sivil mimarlığının temel unsurlarından birisi belki de enkarakteristik özelliğidir. Gerek imparatorluk başkenti İstanbul’da gerekse Anadolu’nun birçok yerinde çıkmalı evlere rastlamak mümkündür. Fakat kırsal mimari özelinde hattadağ köylerinde çıkmalı (cumbalı) ev mimarisine rastlanması, büyük kentler ölçeğindekiTürk sivil mimarlığı zevkinin , Anadolu kırsalındaki yansıması olarak karşımızaçıkmaktadır . Mahrem unsur olan ev içinin kent mimarlığında dışarıya açılmasını sağlayan,cephenin hareketlendirilmesi amacının yanı sıra manzara arayışının bir sonucu olançıkmaların kırsal bölgelerde karşımıza çıkması Anadolu kırsal mimarlığında işlevselliğinyanı sıra beğeni arayışının da net bir göstergesidir. Karadeniz bölgesinin karakteristik malzemes i ahşap da dâhil olmak üzere çeşitli malzemelerden yapılan Bafra köy evlerindekiçıkmalar bu çalışmanın konusu olacaktır. Bu çıkmalar konum, malzeme, strüktür gibi yö nlerden incelenerek önemleri ortaya konulacaktır. 8 köyden 32 evin inceleneceği buçalışmayla Bafra kırsal konut çıkma türleri belirlenecek olup Anadolu kır konutlarıarasındaki yeri ve önemi belirtilecektir. Böylelikle bu konu üzerine çalışan araştırmacıl ariçin bir kaynak görevi görecektir. Şehir evlerinde sıkça karşımıza çıkan ve uygun olmayanarazi şartlarında üst kat plânını düzeltmek amaçlı başvurulan kat çıkmalarının Bafra köy evler inde çok sık görülmemesi, köylerdeki geniş ve uygun arazi şartlarında bu kullanımagerek duyulmamasından kaynaklıdır. Yine özellikle kent mimarlığında karşımıza çıkan sofaçıkmalı köy evlerinin Bafra kırsal mimarlığında sıkça uygulanması Bafra köy evlerinde beğeninin, işlevselliğin önüne geçtiğinin göstergesidir. Bu makale ‘‘Bafra Kırsal Mimarisi’’ isimli ve hâlen yazım aşamasında olan doktora tezi kapsamında yazılmıştır.

