Avcı, Remzi
Loading...
Profile URL
Name Variants
Avci, Remzi
Job Title
Doç. Dr.
Email Address
remziavci@artuklu.edu.tr
Main Affiliation
Department of History / Tarih Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
1NO POVERTY
0
Research Products
2ZERO HUNGER
0
Research Products
3GOOD HEALTH AND WELL-BEING
0
Research Products
4QUALITY EDUCATION
0
Research Products
5GENDER EQUALITY
0
Research Products
6CLEAN WATER AND SANITATION
0
Research Products
7AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
8DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
0
Research Products
9INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
0
Research Products
10REDUCED INEQUALITIES
0
Research Products
11SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
1
Research Products
12RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
0
Research Products
13CLIMATE ACTION
0
Research Products
14LIFE BELOW WATER
2
Research Products
15LIFE ON LAND
0
Research Products
16PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
0
Research Products
17PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
0
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

Documents
5
Citations
3

Scholarly Output
17
Articles
13
Views / Downloads
55/94
Supervised MSc Theses
3
Supervised PhD Theses
1
WoS Citation Count
3
Scopus Citation Count
1
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.18
Scopus Citations per Publication
0.06
Open Access Source
14
Supervised Theses
4
| Journal | Count |
|---|---|
| Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi | 2 |
| Alman Dili ve Edebiyatı Dergisi - Studien zur deutschen Sprache und Literatur | 1 |
| DİYALOG. Interkulturelle Zeitschrift für Germanistik | 1 |
| İdealkent | 1 |
| Journal of Al-Tamaddun | 1 |
Current Page: 1 / 3
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

17 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 17
Master Thesis Hasenan Aşireti (1705-1909)(2023) Akbulut, Muhittin Rahmi; Avcı, RemziHasenan Aşireti, 18. yüzyılın ilk dönemlerinden itibaren konar-göçer yaşam sürdüren ve yaylak-kışlak hareketi güden aşiretlerden birisidir. Hasenanlılar yazın Erzurum ve Muş yaylalarında kışın ise Mardin ve Diyarbakır gibi ılıman bölgeler arasında varlığını sürdürmüştür. 19. yüzyılın başında Osmanlı Devleti tarafından Erzurum ve Muş bölgesine yerleştirilmek üzere nakledilen Hasenan Aşireti, 19. yüzyılın ortalarına kadar çadırlarda ikamet etmeye devam ederek süreç içerisinde köylere yerleşmeye başlamıştır. 18. yüzyıldan başlayarak Hasenan Aşireti'nin 19. yüzyıldaki faaliyetlerine odaklanan bu araştırma, aşiretin Muş ve Erzurum civarına yerleştirilmesinin ardından devlet ve bölge ilişkilerini tartışmaktadır. Bu araştırma 1705 yılından başlayarak 1909 yılına kadar Hasenan Aşireti'nin Osmanlı Devleti ile siyasi, idari, askeri ve sosyal ilişkilerini ayrıntılı bir biçimde ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmanın en önemli problemlerinden birini Hasenan Aşireti'nin iskân edilme çabası oluşturmaktadır. Bu araştırma aynı zamanda Hasenanlıların Hamidiye Alaylarından önce ve sonra olmak üzere sınırdaş aşiretleriyle (Heyderan, Sıpki, Cibran) ilişkilerinin dönüşüm geçirdiğini iddia etmekte ve güç devşirme çerçevesinde bu dönüşümü mercek altına almaktadır. Bu bağlamda Hasenan Aşireti'nin bölgesel etkinliği, yerleşik halde bulunan Müslim ve Gayrimüslimler ile münasebetlerinin nasıl başladığı ve devlet bünyesinde gelişen siyasi olaylar neticesinde bu münasebetlerin ne yönlü seyrettiği analiz edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen verilerle Hasenan Aşireti'nin bölgesel etkilerinin toplum üzerindeki idari, siyasi, sosyal ve ekonomik yansımalarının cevapları aranmıştır. Ayrıca Osmanlı-Rus savaşlarının (1828/29 Savaşı, 1853 Kırım Savaşı ve 93 Harbi), Kürt Aşiretler üzerindeki yıkıcı etkisinin Hasenanlılar üzerinde nasıl somutlaştığı irdelenmiştir. Diğer taraftan aşiretin kendi içyapısı, yönetici unsurların birbirlerine ve çevresine karşı gösterdikleri tutumun Osmanlı bürokrasisine yansımasının ne boyutta seyrettiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Aşiret kavramı, Osmanlı Devleti'nde aşiretlerin yönetimi ve Hasenanlıları yerleştirme çabası yer almaktadır. İkinci bölümde Hasenan Aşireti'nin köken tartışmaları, aşiretin yönetici aileleri ve kolları, 1828/29 Osmanlı-Rus Savaşı ile Tanzimat Döneminden isyan hareketlerine ve sonrasına kadar Hasenan Aşireti'nin faaliyetleri yer almıştır. Üçüncü bölüm ise Hamidiye Alayları dönemini, Hasenanlıların Hamidiye Alaylarına katılımını, bölgesel faaliyetleri, aşiret içi çatışmaları, sınırdaş aşiretlerle mücadeleleri ve Ermeniler ile ilişkileri kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Hasenan Aşireti, Osmanlı Devleti, İskân, Hamidiye Alayları, 19. Yüzyıl.Article Oryantalist Oskar Mann’ın (1867–1917) Osmanlı\rseyahati Mektuplarında Zazacanın Tasnifi(2021) Avcı, RemziAlman İranolog Oskar Mann, 1901–1906 yılları arasında İranî diller ve\rdiyalektlerini araştırma amacıyla Osmanlı Devleti’nin doğusuna ve İran’a iki büyük\rbilimsel seyahat gerçekleştirmiştir. 1901 yılında İran’a yaptığı ilk seyahat iki yıl\rsürerken 1906 yılında Osmanlı coğrafyasına gerçekleştirdiği ikinci yolculuk ise sadece\rbir yıl sürmüştür. Mann, Königlich-Preußischen Akademie der Wissenschaften (PrusyaKrallığı Bilimler Akademisi) tarafından finanse edilen her iki seyahati boyunca ailesi\rbaşta olmak üzere İranolog Friedrich Carl Andreas (1846–1930), oryantalist Eduard\rSachau (1845–1930) ve bağlı bulunduğu kuruma araştırmalarının ayrıntılarına dair\rmektuplar yazmıştır. Sahadaki yoğun filolojik araştırmaların yanı sıra yazma eserler\rtoplayan Mann, bunları koruması için kız kardeşi Marthe Mann’a göndermiştir.\rBeraberinde Berlin’e getirdiği filolojik malzemeleri de kullanarak Persische und\rKurdische Forschungen (Fars ve Kürt Araştırmaları) adlı dört parçadan oluşacak kitap\rserisinin üçünü ancak 1910’da yayımlayabilmiştir. Mann’ın Osmanlı Devleti’nden\ryazdığı mektuplarını (1906–1907) inceleyen bu çalışma, onun Zazacayla ilk\rkarşılaşmasını ve onu İranî diller arasında nasıl kategorize ettiğini ele almaktadır.Article Bir Arkeolojik Kazının Aslında Söylemedikleri: Tel Halef’te Osmanlı Bürokrisinin Çaresizliği(2022) Avcı, Remzi; Akman, Ekrem19. yüzyılın sonlarında Osmanlı-Alman siyasi yakınlaşması arkeolojik çalışmalarda da Almanların bir ayrıcalık kazanmalarına imkân vermiştir. Alman hükümeti bu kazıları, Osmanlı üzerindeki kültürel yayılmanın bir parçası olarak algılamış ve bu düşünce ile desteklemiştir. Max von Oppenheim (1860-1946) Osmanlı arkeoloji araştırmalarında özel bir yerde durur. Oppenheim, 1899’da bugün Suriye-Türkiye sınırının yakınında bulunan Rasulayn kasabası sınırları içerisindeki Tel Halef adlı antik bir yerleşim yeri olan bölgede antik Guzan kentini keşfetmiştir. Uzun uğraşlar sonucu aldığı izinler ile Tel Halef kazılarına ancak 1911’da başlayabilen Oppenheim, yıllarca süren çalışmaları esnasında Ârâmî kral sarayını keşfetmiş neredeyse unutulmuş bir kültürün eşsiz eserlerini ortaya çıkararak yurtdışına kaçırmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın merkezî gücünün zayıflaması taşrada da belirgin bir şiddette hissedilmişti. Merkez-taşra bürokrasisini derinden sarsan bu arızi durumun olumsuz sonuçları Tel Halef kazıları ve ortaya çıkarılan asar-ı atikayla (tarihi eserler) ilgili uygulama ve politikalarda açık bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, ilk olarak merkez-taşra arasındaki bürokratik görüş ayrılıklarının tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılmasına kolaylık sağladığını iddia eder ve bunu Oppenheim’ın Tel Halef kazılarında pratize etmeyi dener. İkinci olarak bu makale bir kısım yerel idarecilerin tarihi eserlerin kaçırılmasına nasıl engel olmaya çalıştıklarına odaklanır.Article ÇATIŞMA VE SUSUZLUK GÖLGESİNDE BİR ŞEHRİN DOĞUŞU: BİR KAZA MERKEZİ OLARAK MİDYAT(Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 2022) Akman, Ekrem; Avcı, RemziÖZET Şer’iyye sicillerindeki kayıtlarda Midyat, 1823’e kadar henüz bir köy statüsündedir. Midyat adı bir kaza olarak ancak 1835 tarihli muhasebe defterinde kayda geçmiştir. Bu tarihten sonra da 300’den fazla köy, idari olarak Midyat’a bağlanmıştır. Turabdin gibi geniş bir alana yayılan irili ufaklı yerleşim birimlerinde vergi, askerlik ve asayiş konularında düzeni sağlamak amacıyla Mahallemi, Halil Begli-İsa Begli ve Midyat kazaları kurulmuştur. Turabdin’de idari bir birim olarak bir kazanın kurulmasının üç temel gerekçesi vardır. Bunlar; aşiretlerin yarattığı asayişsizlik, verginin toplanamaması ve asker celbinde yaşanan olumsuzluklardır. Midyat’ın bir kaza statüsüne ulaşması oldukça karmaşık bir süreçtir ve şehir farklı dönemlerde yeni idari düzenlemelere maruz kalmıştır. Merkezdeki su sıkıntısı da Midyat’ın şehirleşmesindeki en büyük engel olmuştur. Bu bağlamda bu çalışma 1810’dan 1900’lü yıllara kadar çok geniş sınırlara sahip olan Midyat’ın kaza merkezine dönüşme sürecine dair önemli tartışmalara odaklanır. Bu makale, süreç içerisinde güvenlik ve su meselesinin hayati bir önem taşıdığını iddia ederek, tüm şehirleşme serüveninin de söz konusu tartışma etrafında döndüğünü Osmanlı arşivleri ışığında ortaya koymayı dener.Doctoral Thesis Alman oryantalizmi: Carl Heinrich Becker ve Martin Hartmann örneğinde Osmanlı toplum ve siyaset söylemi(2018) Avcı, Remzi; Özcoşar, İbrahim19. yüzyılın sonlarında Almanların Doğu'yu siyasi olarak keşifleri ile tarihsel olarak kendi içerisinde filolojik bir gelenek yaratan Alman oryantalizmi disiplinleşme sürecinde antropoloji, etnoloji, hukuk ve siyaset bilimleri ile ilişki kurarak sosyo-kültürel çalışmalara yönelmiştir. Almanya'da Doğu çalışmalarının kültürel konsepte eğilimini İslam bilimlerinin kurucusu olarak anılan Carl Heinrich Becker (1876-1933) yönlendirirken Martin Hartmann (1851-1918), modern Doğu'nun Alman oryantalizminin temel bir parçası olmasını sağlamıştır. Alman sömürgeciliğinin başlaması ile beraber Fransa ve İngiltere örneklerinde olduğu gibi Doğu bilimlerinin uygulanabilirliği meselesi oryantalist bilgi ile siyasetin kesişmesine yol açmıştır. Bu yeni konsept ortaya Becker ve Hartmann'ın öncülük ettiği Doğu'yu merkeze alan dergi, kurum ve metinlerden oluşan somut bir şey çıkarmıştır. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak 19. yüzyılın sonlarından I. Dünya Savaşı'na kadar bir taraftan Alman oryantalizminde Osmanlı Devleti ve İslam ile ilgili çalışmalar artarken diğer taraftan da bu çalışmalar ideolojik ve siyasi bir boyut kazanmıştır. Bu çalışma, Almanların oryantalizme kattıkları ideolojik ve siyasi boyutun sınırlarını Becker ve Hartmann örneğinde Osmanlı toplum ve siyaset söylemi üzerinden izah etmeye çalışmaktadır. Metinleri ve aktiviteleri ile Becker ve Hartmann'ın özellikle I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile iktidar üzerindeki etkisine ve onların ne oranda etkiye maruz kaldıklarını bu çalışma tartışmaya açmaktadır. Geçişkenlikler ve karşıtlıklar üzerinden inşa edilen bu çalışma, Kaiser II. Wilhelm'in 1888'de iktidara gelmesinin ardından 1918'de savaşın bitişini içine alan süre ile sınırlandırılarak metin üretiminin en yoğun olduğu 1900-1918 yılları arasına odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Alman, oryantalizm, Osmanlı, Doğu, Becker, HartmannArticle With the Whip Into the Dirty Orient: the Depiction of the Orient in Oskar Mann’s Travel Letters(Istanbul Univ, Fac Letters, 2021) Avci, RemziThe present article deals with the travel letters of the German orientalist Oskar Mann (1867-1917). With financial support from the Royal Prussian Academy of Sciences, Mann made two expeditions to the Ottoman Empire and Iran between 1901 and 1906 to research the Iranian languages and dialects. Travel letters and travel diaries are texts with relatively subjective value judgments, in which people and cultures are often described using ethnocentric stereotypes, because a real journey represents a cultural encounter and confrontation with the other that offers unique and invaluable information about the new world. The description of a foreign culture cannot be separated from the subjective value judgments of a traveller. This means the foreign world in which the traveller moves is represented by the subject who experiences it. According to Mann, the Orientals are people from a place that has surrendered to the West. He separates the Orient from the Occident with precise and sharp lines and divides them Eurocentrically into two separate categories. During his travels, Mann produced and imparted knowledge about the foreign cultures on the one hand, and on the other hand he spread and reinforced images and prejudices as well as stereotypes that led to the ontological differentiation between Orient and Occident. This essay tries to show that he perceived the Orient with hegemonic thought patterns and that his foreign imagination remained deeply rooted in the classic European orientalist discourse of the 19th century, and as a consequence the Orient was devalued. This study discusses the stereotypes, images and pattern of ideas that he used to represent the population of the foreign country where he travelled.Article BİR ARKEOLOJİK KAZININ ASLINDA SÖYLEMEDİKLERİ: TEL HALEF’TE OSMANLI BÜROKRASİSİNİN ÇARESİZLİĞİ(2022) Akman, Ekrem; Avcı, RemziFilolojik ve arkeolojik çalışmaların katkısıyla Mezopotamya ve Mısır tarihinin Roma’dan daha eski olduğunun keşfi bu coğrafyalara olan bilimsel ilginin gelişmesine olanak vermiştir. Bu bağlamda Osmanlı coğrafyası neredeyse arkeolojik aktivitelerin merkezi haline gelmiştir. Osmanlı coğrafyasında 19. yüzyılın sonlarında -Avrupalı alaylı ve mektepli (profesyonel-amatör) arkeologların mensubu bulundukları büyükelçilikler ya da kendi adlarına yaptıkları ruhsatlı ve kaçak kazılar olmak üzere önemli arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı-Alman siyasi yakınlaşması diğer Avrupalı devletlere nazaran arkeolojik çalışmalarda da Almanların bir ayrıcalık kazanmalarına imkân vermiştir. Bilimsel kaygılarla beraber Alman hükümeti bu kazıları, Osmanlı üzerindeki kültürel yayılmanın bir parçası olarak algılamış ve bu düşünce ile desteklemiştir. Max von Oppenheim (1860-1946) Osmanlı arkeoloji araştırmalarında çok önemli ve özel bir yerde durmaktadır. Oppenheim, 1899 yılında Fırat ve Dicle nehirleri arasında bugünkü Suriye-Türkiye sınırının yakınında bulunan Rasulayn kasabası sınırları içerisindeki Tel Halef adlı antik bir yerleşim yeri olan bölgede antik Guzan kentini keşfetmiştir. Uzun uğraşlar sonucu aldığı izinler ile Tel Halef kazılarına ancak 1911 yılında başlayabilen Oppenheim, yıllarca süren çalışmaları esnasında Ârâmî kral sarayını keşfetmiş ve bugünkü Suriye topraklarında, neredeyse unutulmuş bir kültürün eşsiz eserlerini ortaya çıkararak yurtdışına kaçırmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın merkezî gücünün zayıflaması taşrada da belirgin bir şiddette hissedilmişti. Merkez-taşra bürokrasisini derinden sarsan bu arızi durumun olumsuz sonuçları Tel Halef kazıları ve ortaya çıkarılan asar-ı atikayla (tarihi eserler) ilgili uygulama ve politikalarda açık bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, ilk olarak merkez-taşra arasındaki bürokratik görüş ayrılıklarının tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılmasına kolaylık sağladığını iddia eder ve bunu Oppenheim’ın Tel Halef kazılarında pratize etmeyi dener. İkinci olarak bu makale bir kısım yerel idarecilerin (Celâleddin ve Hüseyin Kazım Kadri Bey özelinde) tarihi eserlerin kaçırılmasına nasıl engel olmaya çalıştıklarına odaklanır.Article Alman Şarkiyatında Türk Edebiyatının Alımlanışı(2024) Avcı, RemziAlman Şarkiyatında Türk filolojisi hakkında çalışmalar yapılsa da Türk edebiyatı çok ilgi gören bir alan değildi. 1836 yılında Hammer-Purgstall’ın Geschichte der Osmanischen Dichtkunst (Osmanlı Şiirinin Tarihi) adlı altı ciltlik Osmanlı edebiyatı tarihi bir dönüşümü teşkil eder. Bu eser, genel anlamda bir ilgi uyandırsa da Türk Edebiyatına ilgisizlik on yıllarca devam etti. 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar Alman Şarkiyatında Türk Edebiyatı hakkında Almancaya yapılan çeviriler, tanıtım yazıları, antoloji ve edebiyat tarihi gibi farklı alanlarda birçok çalışma yapıldı. Bu eğilimde II. Wilhelm dönemiyle canlanan Osmanlı-Alman siyasi ilişkilerinin savaş ortaklığına evrilmesinin büyük bir payı vardı. Bu şarkiyatçılardan Hammer-Purgstall’ın (1774-1856) yanı sıra Paul Horn (1863-1908), Georg Jacob (1862-1937) ve Otto Hachtmann, Martin Hartmann (1851-1918) sayılabilir. Burada metinleri incelenen şarkiyatçılar sadece Türk Edebiyatından çeviriler yapmadılar ya da sadece yazarları tanıtmadılar; aksine Türk Edebiyatının tarihsel gelişiminde bahsederken aynı zamanda içerik hakkında konuştular ve mukayeseler yaptılar; yani Türk Edebiyatını tasvir ettiler. Bu makale, Alman Şarkiyatı içerisinde bir Türk Edebiyatı tarihini araştırmaktan ziyade onun bu gelenek içerisinde nasıl alımlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.Article ÇATIŞMA VE SUSUZLUK GÖLGESİNDE BİR ŞEHRİN DOĞUŞU: BİR KAZA MERKEZİ OLARAK MİDYAT(NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ SBE, 2022) Akman, Ekrem; Avcı, RemziÖZ Şer’iyye sicillerindeki kayıtlarda Midyat, 1823’e kadar henüz bir köy statüsündedir. Midyat adı bir kaza olarak ancak 1835 tarihli muhasebe defterinde kayda geçmiştir. Bu tarihten sonra da 300’den fazla köy, idari olarak Midyat’a bağlanmıştır. Turabdin gibi geniş bir alana yayılan irili ufaklı yerleşim birimlerinde vergi, askerlik ve asayiş konularında düzeni sağlamak amacıyla Mahallemi, Halil Begli-İsa Begli ve Midyat kazaları kurulmuştur. Turabdin’de idari bir birim olarak bir kazanın kurulmasının üç temel gerekçesi vardır. Bunlar; aşiretlerin yarattığı asayişsizlik, verginin toplanamaması ve asker celbinde yaşanan olumsuzluklardır. Midyat’ın bir kaza statüsüne ulaşması oldukça karmaşık bir süreçtir ve şehir farklı dönemlerde yeni idari düzenlemelere maruz kalmıştır. Merkezdeki su sıkıntısı da Midyat’ın şehirleşmesindeki en büyük engel olmuştur. Bu bağlamda bu çalışma 1810’dan 1900’lü yıllara kadar çok geniş sınırlara sahip olan Midyat’ın kaza merkezine dönüşme sürecine dair önemli tartışmalara odaklanır. Bu makale, süreç içerisinde güvenlik ve su meselesinin hayati bir önem taşıdığını iddia ederek, tüm şehirleşme serüveninin de söz konusu tartışma etrafında döndüğünü Osmanlı arşivleri ışığında ortaya koymayı dener.Article Alman Oryantalizminde İslam Sanatının İcadı(2025) Avcı, Remziİslam sanatının tanımı, onu tanımlayanların perspektifine göre çeşitlilik göstermiştir. Günümüzde, genel olarak hem Müslümanlar hem de Gayrimüslimler tarafından İslami kültürel bağlamlarda üretilen eserleri kapsadığı kabul edilmektedir. Ancak İslam sanatı çalışmaları, İslam toplumlarında organik bir şekilde gelişmemiş, bunun yerine 19. yüzyılın sonlarında Avrupalı akademik çevreler tarafından şekillendirilmiştir. İslam sanatının akademik bir disiplin olarak oluşumu, Avrupa'da farklı kültürel ve ulusal bağlamlarda kendine özgü biçimler almıştır. Bu makale, Almanların İslam sanatına olan ilgisini erken modern döneme kadar takip ederken, bu ilginin gelişmesinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun oynadığı önemli rolü vurgulamaktadır. Bu durum, büyük ölçüde Osmanlı Devleti’ne coğrafi yakınlığı ve tarihsel etkileşimleri nedeniyle gerçekleşmiştir. Almanca konuşan dünyada Josef Strzygowski, Friedrich Sarre ve Ernst Herzfeld gibi önemli figürler bu alanın ilerlemesinde kilit rol oynamışlardır. Bu çalışma, kabaca izleri 18. yüzyıla kadar takip edilebilen, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile görece Fransızca, İngilizce ve Almanca konuşulan dünyalardaki bireysel ve kurumsal çabalarla şekillenen bir disiplinin Alman oryantalizminde hangi aktörlerle ve pratiklerle icat edildiğini irdelemektedir.

