Yaşar, Mehmet Aziz

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Yaşar, M.A.
YAŞAR, Mehmet Aziz
Job Title
Doçent
Email Address
mehmetazizyasar@artuklu.edu.tr
Main Affiliation
Department of Basic Islamic Sciences / Temel İslam Bilimleri Bölümü
Status
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

SDG data is not available
Scopus data could not be loaded because of an error. Please refresh the page or try again later.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

16

Articles

13

Views / Downloads

78/161

Supervised MSc Theses

3

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

14

Supervised Theses

3

JournalCount
Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi2
Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi1
Dokuz Eylül Üni̇versi̇tesi̇ İlahi̇yat Fakültesi̇ Dergi̇si̇1
e-Şarkiyat İlmi Araştırma Dergisi1
e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi1
Current Page: 1 / 3

Scopus Quartile Distribution

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 16
  • Article
    Makâsıdü’ş-Şeri‘â’nın Teorik Boyutu ve Müstakil Delil Olma Problemi
    (2019) Yaşar, Mehmet Aziz
    Şer‘î makâsıd düşüncesinin literatürde yer almasının hicri V/XI. asırdan itibaren Cüveynî ile başladığı genel kabul gören bir husustur. Sonraki dönemlerde onun tesis ettiği bu düşünce ekseninde makâsıda ilişkin değerli bazı malumatlar verilmiş olsa da bu, diğer usûl konularına göre daha cüzî kalmış ve VIII/XIV. asra kadar bu alanda kayda değer bir birikim ortaya konulmuş değildir. Makâsıdın müstakil olarak ele alınması Şâtıbî ile başlamıştır. Şâtıbî’yi bu konuda diğer usûlcülerden ayıran temel özellik ise onun makâsıdı usulün bir konusu olarak değil müstakil bir disiplin olarak görmesi ve buna göre sistemleşmesidir. Ancak onun halefleri bu hususta aynı hassasiyeti göstermemişlerdir. Bu durum XIV/XX. asra kadar devam etmiştir. Bu asırdan itibaren âlimler makâsıda gereken önemi vermiş ve bu alanda değerli pek çok çalışma yapmışlardır. Bu çalışmalar içinde tartışılan konulardan biri de makâsıdın müstakil bir delil sayılıp sayılmadığıdır. Ancak bu tartışma, konunun müstakil bir şekilde ele alınmasından ziyade makâsıdla ilgili konular ele alınırken yüzeysel bir temas şeklindedir. Bu noktada ise üç görüş tespit edilmiştir. Birinci görüşe göre şer‘î makâsıdın mutlak olarak müstakil delil sayılmaktadır. Bu görüşü savunanlar, nas ile çatışması durumunda makâsıdı takdim etmektedirler. İkinci görüş, bunun aksini savunmaktadır. Bu görüşü benimseyen araştırmacılar, makâsıdın içtihadın sağlıklı bir şekilde yapılmasının temel bir unsuru olduğunu kabul etmekle beraber onu, bağımsız şer‘î bir delil olarak görmemektedirler. Zikredilen görüşlere göre daha mutedil üçüncü bir görüşe göre ise makâsıdın sadece hükmü naslarda bulunmayan olaylar için şer‘î kaynak olabilmektedir. Bu görüşe göre kesin veya buna yakın bir delil ile sabit olan makâsıdın, hakkında nas bulunmayan yeni ortaya çıkan olaylar için delil olmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Çalışmamızda önce şer‘î makâsıdın teorik boyutu ele alınmıştır. Bu doğrultuda da makâsıdın mahiyeti ortaya konulmuş, onun önem, sübut ve şümul açılardan çeşitleri incelenmiştir. Ardından makâsıdın müstakil delil sayılması problemi üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede de makâsıdı müstakil delil olarak kabul edenler ile aksini savunanların yaklaşımları irdelenerek daha isabetli görüş tespit edilmeye çalışılmıştır. İsabetli görüşün tespitinde konuya ilişkin muasır araştırmacıların verdikleri malumatların yanı sıra önceki usûlcülerin konuyla ilişkilendirilebilecek ifadelerinden de istifade edilmiştir. Ayrıca çalışmada makâsıdın şer‘î nasların sağlıklı yorumlanmasında önemli rol oynadığı, teâruz olduğu düşünülen delillerin uzlaştırılmasında veya birinin diğerine tercih edilmesinde müçtehide yol gösterdiği gibi önemli hususlara da değinilmiştir
  • Master Thesis
    İsâmüddîn El-İsferâyînî'nin Nahiv yönü ve metodoloji açısından ʿİṣâm ʿAle'l-câmî adlı eserinin incelenmesi
    (2023) Yaşar, Mehmet Aziz; Ünverdi, Veysi
    Since the early periods of Islam, Muslim scholars have attached great importance to Arabic, the language of the Qur'an, and have always aimed to carry it forward. As a result, many linguists have been trained in every period throughout the history of Islam. They have beeen recorded to history of Arabic language by copyrighting many valuable works. On this occasion, they made great contributions to the development of Arabic. ' İsâmüddîn el- İsferâyînî is one of those linguists who became famous for his studies in the field of language. In our study, we examined Isferâyînî's Nahiv (syntax) work and his method in his work ʿİṣâm ʿale'l-Câmî. In this context, we planned our study as an introduction and two following parts. In the introduction, we have included information such as the subject and purpose of the thesis, the method followed in the thesis and the sources of the thesis. In the first part, after contacting Isferâyînî's life, scientific personality and nahvi aspect, we mentioned the importance of him and his work named ʿİṣâm ʿale'l-Câmî in the science of Nahiv (syntax). In the second part, we tried to specify the method of İsferâyînî in the mentioned work. In this context, we tried to explain his way of explaining statements, his style of handling controversial issues and his method of criticism with examples. KeyWords: 'İsâmüddîn el-İsferâyînî , ʿİṣâm ʿale'l-Câmî, Nahiv, Method.
  • Article
    Abu Ubayd’s Understanding Of Naskh;
    (Hitit Univ, 2022) Yasar, Mehmet Aziz; Nas, Taha
    In the period when Islamic sciences were formed, a large number ofscholars with absolute ijtihad capacity were trained. One of the scholars mentioned is Abu `Ubayd al- Qasim ibn Sallam al-Khurasani al-Harawi who was educated by many famous scholars of the period, had a great influence on both the scientific and political circles. For this reason, he could not be shared by different sect biographers. As a matter of fact, some Shafi'i tabaqat writers counted Ebu Ubeyd as a follower of Imam Shafii. On the other hand, some Hanbali scholars have mentioned Ebu Ubeyd among the class of Hanbali scholars. However, it was concluded that it would be more correct to see Ebu Ubeyd as an independent mujtahid rather than a follower of any madhhab. For, in his own works, the fact that he refers more to Imam Malik rather than Imam Shafii and Ahmad ibn Hanbal and sometimes refers to the views of Abu Hanifa and Imamey indicates this. Ebu Ubeyd, who came to the forefront with his faqih and muhaddis aspects, had a deep knowledge of the subject of naskh, which has a close relationship with these two sciences, and in this regard, he wrote a rare work called en-Nasih ve'l-mensu. fi'l-kur.ani'l-aziz ve ma fihi mine'l-fera'iz ve's-sunen. While revealing Ebu Ubeyd's understanding of naskh, his work en-Nasi. ve'l-mensu. was used as the main source. In addition to this, his other works related to the subject, especially his work called Kitabu'l- emval, were among the first hand sources that were consulted. It has been tried to determine his approach to naskh based on the statements he made on the subject and the examples he gave in this regard. In this context, Ebu Ubeyd's approach to the nature and framework of naskh and his views on the evidences that can abrogate each other are examined in this study. Ebu Ubeyd discussed the abrogation in a broader sense as "the modification of a shar'i ruling by a later evidence", not the established meaning in the methodology as "removal of a shar'i ruling with a later shar'i proof". In this context, naskh is also used for the allocation of public, the denial of the absolute, the statement of conciseness, the correction of a wrong understanding and the exception made from a general rule. This is known as the understanding of naskh among the companions, tabi`in and early convert scholars. However, although Ebu Ubeyd is at the same age as Imam Shafii and has copied and benefited from his works, it is noteworthy that he preferred the predecessor's approach to the subject rather than the naskh understanding he adopted. It is important to investigate this. He adopted the approach of the public regarding the Shari'a evidences of Ebu Ubeyd that could naskh each other. According to him, the verses of the Qur'an can naskh each other. He gave many examples of this. Another point that draws attention here is to ascribe the concept of naskh used for the verse of the Qur'an by Ebu Ubeyd, from the Lawh-i Mahfuz, in the form of a verse whose recitation is lasting and its meaning is naskhed, and a verse that is removed from people's hearts by canceling both its recitation and used in different meanings. Ebu Ubeyd stated that sunnah can be naskhed with sunnah, without making any distinction between ahad and mutawatir about sunnah and its naskh. However, despite giving many examples of the naskh of the ahad sunnah with its own like, no example has been encountered of the naskh of the ahad sunnah with its own like or with ahad and the ahad sunnah with the mutawatir sunnah. As it can be understood from my statements on the subject, Ebu Ubeyd saw that it is permissible to naskh both mutawatir and ahad sunnah with the Qur'an. However, while there is an example for the naskh of the ahad sunnah with the Qur'an in his related works, there is no example for the other. Although there is no clear statement on the issue that the Qur'an can be naskhed with the sunnah, it is understood from some examples that he gives permission for this.
  • Article
    Hint Alt Kıtası Şâfiî Fıkıh Birikimine bir Örnek Olarak Zeynüddîn el-Melîbârî ve Fethu’l-Mu‘în bi Şerhi Kurrati’l-‘Ayn Adlı Eseri
    (2020) Yaşar, Mehmet Aziz
    Hint Alt Kıtası oldukça erken bir dönemde İslâm dini ile tanışmıştır.İslamlaşmaya başlamasıyla birlikte kıtada fıkıh mezhepleri de yayılmıştır. Kıtanınkuzey ve orta kesimlerinde Hanefîlik hâkim mezhep konumunda olmuştur.Buna mukabil kıtanın güney sahil şeridinde ise Şâfiî fıkıh anlayışı benimsenmişve bu bölgeden çok sayıda Şâfiî fakîh çıkmıştır. Bu fakîhlerden biri, şöhretikıtanın dışına da taşınan Zeynüddîn Ahmed el-Melîbârî’dir. Melîbârî, telif ettiğifıkhî çalışmalar ile Şâfiî fıkıh literatürünün gelişmesinde ve yayılmasında önemlibir rol oynamıştır. Onun fıkıh eserleri arasında en çok rağbet gören ise Fethu’lmu‘în adlı eseri olmuştur. Eser, pek çok ilmî çalışmalara konu edinilmiş vebirçok dile tercüme edilerek geniş bir okuyucu kitlesine kazandırılmıştır. Bizçalışmamızda Melîbârî’nin Şâfiî mezhebinin hâkim olduğu bir bölgenin fakîhiolarak mezhep birikimine katkısını ele aldık. Bu bağlamda Melîbârî’nin hayatı,ilmî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgiler verdikten sonra Fethu’l-mu‘în adlı eseriçerçevesinde onun Şâfiî fıkıh mirasının gelişimindeki katkısını ortaya koymayaçalıştık.
  • Article
    Tâcüddîn Es-Sübkî’nin Hayatı İlmi Şahsiyeti ve Eserleri
    (Mukaddime, 2018) YAŞAR, Mehmet Aziz
    Tâcüddîn es-Sübkî, fıkıh, hadis, kelam ve İslâm tarihi gibi İslâmî ilimlerin farklı alanlarında eserler vermiş önemli bir âlimdir. Ancak onun esas ihtisas alanı fıkıh usûlü ilmidir. Sübkî, bu ilimde yaptığı çalışmalarla ün yapmış ve usûlcü kimliğiyle tanınmıştır. Kahire ve Dımaşk gibi dönemin ilim merkezlerinin farklı medreselerinde ders vererek birçok âlim yetiştirmiştir. Aynı zamanda devlet yönetiminin değişik kademelerinde görevlendirilmiş ve dönemin ilmiye sınıfının en üst makamı olan Kâdılkudât (baş yargıç) mertebesine kadar yükselmiştir. Bu çalışmada, İslâm tarihçiliği açısından parlak bir dönemde yaşayan ve kendisinden sonrakiler üzerinde derin etkiler bırakan Sübkî’nin hayatı, ilmi kişiliği, hocaları, öğrencileri ve eserleri ele alınıp tanıtılmıştır.
  • Article
    KAVL-İ KADÎM VE KAVL-İ CEDÎD AYRIMININ İMAM ŞÂFİÎ’NİN USÛL ANLAYIŞINA YANSIMASI
    (Turkish Studies (Elektronik), 2018) YAŞAR, Mehmet Aziz
    İmam Şâfiî’nin farklı içtihat metotlarına sahip pek çok âlimle buluşması ve örf ve kültür bakımından değişik birçok muhitte dolaşması, daha önce muttali olmadığı bir takım hadislerden haberdar olması içtihat düşüncesi üzerinde önemli etkisi olmuştur. Bu durum onun pek çok içtihadî düşüncesini değiştirmesine neden olmuştur. Sözü edilen değişim onun füru anlayışına has bir durum olarak görünse de usûl düşüncesine de yansıması olmuştur. Bu bağlamda genel olarak Mısır öncesi görüşlerine kavl-i kadîm veya mezheb-i kadîm, Mısır sonrası düşüncelerine ise kavl-i cedîd veya mezheb-i cedîd denilmiştir. İmam Şâfiî’nin hukuk düşüncesinde önemli bir dönüm noktasını teşkil eden söz konusu ayrımının yansıması, Sahâbe kavlinin hücciyeti, sahâbînin “bu sünnettendir” ifadesinin delil değeri, sahâbe sözünün kıyasa öncelenmesi ve âmmı tahsis etmesi, Medine ehlinin uygulamasının hücciyeti, tâbiîn mürsellerinin deli oluşu ve mesâlih-i mürselenin hücciyeti gibi usûl meselelerinde olmuştur. Konunun daha sağlıklı bir şekilde anlaşılması adına önce imam Şâfiî mezhebinde kadîm ve cedîd olgusu ana hatlarıyla irdelenmeye gayret edilecektir. Ardından imam Şâfiî’nin kadîm mezhebinde sözü edilen konulara yaklaşımı incelenecek, bu yaklaşımına önceki müçtehitlerden hangisinin etkisi olduğu belirtilmeye çalışılacaktır. Cedîd görüşünde bahsi geçen kadîm usûl görüşlerinden hangisinden vazgeçtiği, hangisiyle amel etmeye devam ettiği tespit edilmeye çalışılacaktır. Ayrıca onun kadîm usûl görüşlerine ilişkin sonraki usûlcülerin düşünce ve tespitlerine de yer verilecektir.
  • Article
    Rûyânî ve Bahru'l-mezheb Adlı Eseri
    (2021) Yaşar, Mehmet Aziz
    Şâfiî mezhebinin ikinci döneminde yer alan hicrî V. yy. da yetişen önemli simalardan biri Ebü’l-Mehâsin er-Rûyânî’dir. Dönemin önemli ilim merkezlerine seyahatler yaparak birçok Şâfiî fukahâsından ders alan Rûyânî, Şâfiî mezhebine derin bir vükufiyet elde etmiştir. Zamanın Şâfiî’si olarak anılan Rûyânî, medrese ve camilerde ders vererek çok sayıda âlim yetiştirmiştir. Bunun yanında Şâfiî fıkhına yönelik çalışmalar yaparak Şâfiî mezhebinin gelişiminde önemli katkılar sunmuştur. Bu çalışmaları arasında en çok dikkat çeken ise Baḥrü’l-meẕheb fî fürûʿı meẕheb adlı eseridir. Müellifinin ününü geçerek hak ettiği şöhrete ulaşan eserde, mezhep içi ihtilaflara yer verilmesinin yanında diğer mezheplerin görüşlerine de yer verilmiştir. Bu anlamda da eser, hem mezhep içi hem de mezhepler arası mukayeseli bir çalışma niteliğini kazanmıştır. Makalemizde Rûyânî’nin kısa biyografisinden sonra Baḥrü’l-meẕheb adlı eseri farklı açılardan incelenmiştir. Bu kapsamda eserin içerik ve tasnifine ana hatlarıyla değinildikten sonra istifade ettiği kaynaklar ve eserde izlenen metod tespit edilmeye çalışılmıştır. Ardından eserin mezhepteki konumu de ele alınmıştır.
  • Article
    Fukahâ Metodunda İstihsân Kavramının Gelişiminde Cessâs’ın Rolü
    (2020) Yaşar, Mehmet Aziz
    The proof of Istiḥsan is among the highly debated topics in Usûl(methodology) al-Fiqh. The most important reason for these debates is that the early scholars of Hanafî school have not laid down a systematic explanation for Istiḥsan. For Hanafî scholars, only studied the concept of Istiḥsan and tried to draw a framework to it after receiving harsh criticism about it from those who opposed it. Among the said scholars, Abu Bakr Ahmad b. Alî al- Razî al- Cassas is of great importance. Cassas who is known to be an expert of almost all of the Islamic sciences, earned his fame with his work al- Fusûl fî al-Usûl in Usul al- Fiqh. Cassas is the first scholar that systematically explained this understanding by giving a theoretical dimension to Hanafî methodology in his book. This book is the first methodology book which is written with a jurist method that survived till today. Therefore, Cassas pioneered the later Hanafî methodologists in terms of giving a conceptual dimension to topics related to usûl. It is not possible to mention all of the usûl related concepts that Cassas helped developing in this paper. For this reason, we tried to demonstrate the role of Cassas in developing usûl related concepts via his contributions to the concept of Istiḥsan. In our study, after a short biography of Cassas, a compilation of the information on Istiḥsan before him is presented. In this context, within the scope of historical process of Istiḥsan, some examples of ijtihads that are based on Istiḥsan during the times of Prophet, companions and al- Tabi’in are mentioned and by that it is tried to be determined who used Istiḥsan for the first time as a proof to reach judicial verdict. The methodologists’ definitions of Istiḥsan from both before and after Cassas are given and these definitions are evaluated by comparing them to his definition. Afterwards, Cassas’s opinions on the nature, definition, types and the validity of Istiḥsan and their effect on later period Hanafî Methodologists are examined. After the research, even though there is an existing belief that the first usage of the term Istiḥsan in atechnical way goes back to Abu Hanifa himself, it is concluded that this does not reflect the truth.Besides, although some definitions -that can be used against Istiḥsan- were tried to be attributed to Abu Hanifa or his friends by opposing jusrists, it was concluded that this was not true.It is seen that Cassas played a key role in conceptualizing of Istiḥsan as a term and its active use in usûl literature. Cassas’s role in Istiḥsan’s development as a term happened within these points:-After Cassas, most of the methodologists acted on his definition of Istiḥsan. Those methodologists, justas in Cassas’s definition, position Istiḥsan against Qiyas and formed their definitions. None of thesedefinitions though, reached to a level of conciseness and inclusiveness.- Cessâs made the division of Istiḥsan into types for the first time. Cassas who divides Istiḥsan into two main parts, traditional and terminological, divided the second into two types as “resembling two different essences” and “allocation of the cause”. The allocation of the cause also divided into three subcategories as Nass, İjmâ and Istiḥsan because of Qiyas. Next methodologists added necessity and custom to these subcategories. -The proofs of the legitimacy of the use of Istiḥsan as a term are brought to public by Cassas. He defines Istiḥsan as a stronger evidence than Qiyas and suggests that this term is to be used for suchevidences as Nass and Ijma because he considers them to be stronger evidences than Qiyas. As proof of this opinion he not only shows the examples of Istiḥsan by famous mujtahîds but also uses these verseand hadith; “those who listen to what is said and follow the best of it.” (Qur’an 39:18) and “What Muslims consider to be good is considered good by Allah too.”
  • Article
    Zînârehî'nin Şâfiî Fıkhı İle İlgili Manzum Eseri: İnceleme Ve Değerlendirme
    (2023) Nas, Taha; Yaşar, Mehmet Aziz
    Müslüman toplumun günlük ameli meselelerine çözümler üreten fıkıh mezheplerinden biri olan Şâfiî mezhebi zamanla Kürtler arasında kabul görmüş ve yayılmıştır. Bu mezhebe mensup Kürt âlimler, kendi toplumlarının fıkıh alanındaki meselelerine cevap vermek ve onların bu alandaki eğitimi için Arapça eserlerin yanında çok sayıda Kürtçe eser de telif etmişlerdir. Dini ilimlerin farklı alanlarında eserler telif etmenin yanı sıra Şâfiî fıkhı alanında da manzum bir eser kaleme alan âlimlerden biri Molla Ahmed Zınarexî’dir. O, bu eserini gerek medreselerde okuyan Kürt çocukların Şâfiî fıkhının hulasasını kolay bir şekilde öğrenmeleri ve ezberlemeleri gerekse Kürt edebiyatına bir katkı olması için telif etmiştir. Şâfiî fıkhının ana konularını ve ıstılahlarını mezhepte mutemet görüş çerçevesinde anlaşılır ve başarılı bir şekilde eserinde işlediği görülmektedir. Bu sebeple eserin ofset baskısı ve yazma nüshaları üzerinde yapılacak bir inceleme ve değerlendirmenin hem Şafiî fıkıh birikimi hem de Kürt edebiyatı açısından yararlı olacağı ve böylece manzum bir Kürtçe fıkıh eserenin tanınması sağlanacaktır. Bu da alanla ilgili ilim adamlarının ve istifade etmek isteyen medrese ve talebelerin istifadesini kolaylaştıracaktır.
  • Article
    İslâm Mîrâs Hukukunda Red Meselesi: İnceleme ve Değerlendirme
    (2019) Yaşar, Mehmet Aziz
    İslam dininin hakların riayetine son derece önem verdiğini gösteren örneklerin belki de en önemlisi miras paylaşımıdır. Nitekim bu paylaşım, kişinin vasiyet etmeye gerek kalmaksızın, ölümünden sonra malının hakkaniyete uygun şekilde akrabaları arasında ne biçimde ve oranda taksim edilmesi gerektiği bizzat şari‘ tarafından belirlenmesinden ibarettir. Bu bağlamda Miras hukukuna ilişkin meselelerin büyük bir bölümü, Kur’an ve sünnetin açık naslarıyla beyan edilmiş olmasından ihtilafa konu olmamıştır. Buna mukabil, nasların açık ifadeleriyle varit olmadığı için hukukçular arasında ihtilafa konu olmuş meseleler de yok değildir. İşte bu meselelerin en önemlilerinden biri de hiç şüphesiz red meselesidir. Hisse sahiplerinin paylarından arta kalan mirasın, tekrar onlar arasında payları oranında dağıtılması şeklinde ifade edebileceğimiz red, sahâbe döneminden itibaren tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmada sahâbe döneminden başlayarak reddin meşru olup olmadığına ilişkin görüşlerin ve bu görüşlere destek mahiyetinde ileri sürülen delilerin irdelenmesinin ardından karşıt görüşler, karşılaştırılarak değerlendirilecektir. Sonrasında red çözümünün şekil ve örneklerine yer verilecektir. Ayrıca çalışmada reddin Kur’an’ınyaptığı miras paylaşımına aykırı olup olmadığı, cumhurun karı-kocayı red paylaşımının dışında tutmalarının hakkaniyete uygun düşüp düşmediği gibi önemli sorulara cevap aranacaktır