Ünverdi, Veysi

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Unverdi, Veysi
Veysi Ünverdi
ÜNVERDİ, Veysi
Job Title
Prof. Dr.
Email Address
Main Affiliation
Department of Basic Islamic Sciences / Temel İslam Bilimleri Bölümü
Status
Former Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

SDG data is not available
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

19

Articles

10

Views / Downloads

118/505

Supervised MSc Theses

9

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

3

Scopus Citation Count

0

Patents

0

Projects

3

WoS Citations per Publication

0.16

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

13

Supervised Theses

9

JournalCount
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi2
BILIMNAME1
Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi1
Dinbilimleri Akademik Arastirma Dergisi1
DINBILIMLERI AKADEMIK ARASTIRMA DERGISI-JOURNAL OF ACADEMIC RESEARCH IN RELIGIOUS SCIENCES1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 19
  • Article
    ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ’NİN ALLAH VE İNSAN TASAVVURU
    (Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2022) Ünverdi, Mustafa; Ünverdi, Veysi
    Bu makalenin amacı Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin Allah ve insan hakkındaki görüşlerini incelemektir. Son dönem Osmanlı düşünürlerinden olan Filibeli’nin Allah ve insan kavramlarına ilişkin görüşleri felsefî ve tasavvufî niteliktedir. Tanrı ve ruhu inkâr eden pozitivist düşüncenin yaygınlık kazandığı bir dönemde Filibeli’nin din savunusu temelde vahdet-i vücûd görüşüne dayanmaktadır. Vücûd sıfatına sahip tek hakikatın olduğunu savunan Filibeli, insanı Allah’ın irade ve kudret sıfatlarının bir tecellisi ve yansıması olarak tanımlar. Ona göre insan ruh ve cesedin vahdetidir. Yeryüzünde şahsiyet sahibi yegâne varlık insan olup ona bu özelliğini idrak ve ahlak sahibi oluşu verir. Ahlak için dinin zorunlu olması, insanın dine muhtaç oluşunun temel sebebi niteliğindedir. Filibeli vahdet-i vücûdu savunsa da Allah tasavvurunda teşbihi reddetmiştir. Keza Filibeli aşırı tenzihî yoruma çıkmışsa da özellikle Batı düşüncesinde görülen bu tip yorumların dünyevileşmeye ve oradan da deizme yöneleceğini fark etmiş ve kendine has bir yorumla vahdet-i vücûd düşüncesinde somutlaşan Tanrı tasavvuruna ağırlık vermiştir. Hakikati tek varlığa indirgemiş olan Filibeli’nin insan yorumu, ruh ve din ile sıkı bir ilişki içerisindedir. Sekülerizmin gölgesinde din karşıtlığının ivme kazandığı bu dönemde Filibeli’nin görüşlerini incelemek, günümüz akaid ve kelam probleminin çözümüne katkı sağlayacağına inanıyoruz.
  • Master Thesis
    Ali b. Salâhuddîn b. Ali el-Kevkebânî'nin Duraru'l-Esdâfi'l-Muntekât min Silki Cevâhiri'l-İs'âf adlı eseri: Tahkik ve değerlendirme (56-110 sayfalar arası)
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Alkhezem, Rayed; Ünverdi, Veysi
    Eski âlimler Zemahşerî'nin (v. 538/1143) el-Keşşâf an hakâiki gavâmizi't-tenzil ve Kâdî Beydavî'nin (v. 685/1286) Envâru't-tenzil ve Esrâru't-tevil adlı tefsirlerine çok büyük bir önem atfetmişlerdir. Bu iki tefsir üzerine yapılan birçok haşiye ve şerh de bu tefsirlere verilen önemi ortaya koymaktadır. H. 10. asrın sonunda bu iki kitabın şiirsel delillerine önem gösteren kitaplar ortaya çıkmaya başlamıştır. Hıdır b. Atâillâh b. el-Mevsılî'nin (v. 1007/1598) el-İs'âf fî şerhi şevâhidi'l-Kâdî ve'l-Keşşâf adlı eseri bu alandaki ilk çalışmalardandır. el-İs'âf fî şerhi şevâhidi'l-Kâdî ve'l-Keşşâf adlı kitap hacimli bir eser olduğu için Ali b. Salâhuddîn b. Ali el-Kevkebânî (v. 1191/1777) söz konusu çalışmayı Duraru'l- Esdâf el-Muntekât min Silki Cevâhir'l- İs'âf isimli kitabında ihtisar etmiştir. Bu çalışma tefsir sahasında önemli bir yeri olan Duraru'l-Esdâfi'l-Muntekât min Silki Cevâhiri'l-'İs'âf adlı tahkik üzerinden yapılmıştır. Eserin başka yazma nüshasına ulaşılamadığından tahkik, müellif nüshası üzerinden sürdürülmüştür. Tahkik yapılırken bu eserin kaynağı olan el-'İs'âf adlı eserin birkaç nüshasından istifade edilmiştir.
  • Article
    MU'TEZİLE'DE PEYGAMBERLERİN İSMETİ
    (2015) Veysi Ünverdi
    Kelamda peygamberin özel sıfatlarından birisi olan ismet, Mu'tezile tarafından da benimsenmiştir. Mu'tezile'de ismet vahyin selameti ve peygamberin risâlet görevinde muvaffakiyeti için gereklidir. Bu sıfat, Allah Resulünün nübüvvet vazifesi öncesinden başlamak üzere nefret uyandıracak ve kendisinden uzaklaşılmasına neden olacak günah, davranış, yüz kızartıcı fiil, ahlaki yapı ve mizaçtan korunması demektir. Peygamber, kendi iradesiyle günahtan uzak kalmaktadır ve dolayısıyla da tekliften muaf değildir. O nefret uyandırmayan ama sevap azlığına neden olan küçük günahı işleyebilir. Nitekim peygamber de bir beşerdir ve tebliğ vazifesinin dışında diğer insanlar gibidir. Bu yüzden de insanî ve ictihadî söz ve kararlarında hatayla mualleldir. Neticede Mu'tezile'de ismet sıfatı peygamberlik müessesesini koruma odaklıdır. Bu bağlamda Mu'tezile'nin ısrarla altını çizdiği nitelik "nefret uyandırmama"dır. Onların peygamberden ancak nefret uyandırmayan fiillerin sadır olacağını savunmalarının temel nedeni de peygamberlik müessesine olan güveni sarsmamak içindir Mu'tezile'de ismetin dayanakları mucize, salah-aslah ve adalet prensibi, lütuf ilkesi ve peygamberin hüccet olmasıdır. Buna göre Allah, peygamberi, insanlara maslahatlarını bildirmesi için göndererek lütufta bulunmuştur. Bu maslahatın, lütfun en güçlü şekilde gerçekleşmesi için onun masum olması elzemdir. Onun mucize ile desteklenmesi ve hüccet olması da korunmuşluğu gerektirmektedir. Zira masum olmayan peygamber, risâlet görevinde hedefine ulaşamayabilir. Bu ise Allah'ın âdil olması ile bağdaşmaz
  • Master Thesis
    Muhanmmed Khair Halawani ve Abdel-Sabour Shaheen arasındaki fonetik ve morfolojik yönler (Karşılaştırmalı tanımlayıcı bir çalışma
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Abdullah, Hamoud Al; Ünverdi, Veysi
    Bu araştırma, fonetik (ses bilimi) ve morfoloji (kelime yapısını inceleyen bilim dalı) Bilimlerinin başlangıcı ve yenilikçi yöntem uyarınca gelişiminin incelenmesini Anlamına gelmektedir. Araştırma, Muhammed Hayr Halvâni ve Abdussabur Şahin'in, kendilerinden önce gelenlerden farklı bir görüş açısına sahip olarak sergiledikleri, ses ile sarf (morfoloji) arasındaki ilişkinin sağlamlaştırılması üzerine kurulmuştur. Bu çalışma, bir ön söz, bir giriş, onu takip eden dört bölüm ve bir son sonuç oluşmaktadır. Bu çalışmada, fonetik ve Sarf ilmi bilimlerinin kökeninden, geçirdikleri gelişim aşamalarından ve Arapça fonetik düşüncesine oryantalistlerin nasıl baktıklarından söz ettik. Aynı şekilde, ilme ve dile dair biyografilerini sunmak suretiyle, iki gözde âlim Halvâni ve Şahin'in fonetik ve Sarfilmi incelemelerinden de bahsettik. Bu arada, zikredilen âlimlerin her ikisinin de sahip olduğu fonetik ve morfolojik yönleri, sesleri (fonetik unsurları), ses birimlerini (fonetik birimleri) tanımlamak suretiyle ve konu ile ilgili fenomenlerden, i'lâl (illet harflerinin değiştirilmesi), ibdâl (bir harfin diğer bir harfle değiştirilmesi), idgam (yan yana gelen iki aynı harfin, şeddeli tek bir harf olarak yazılması) ve nebr (bazı harflere veya söz duraklarına vurgu yapılması) hususunda dilde ve seste görülen değişimlerden bahsetmek suretiyle ele aldık. "Sözcük" maddesinden ve onun morfolojik dengesinden, morfolojik isim ve fiillerin nitelik ve özelliklerinden, her iki âlimin yönteminden ve Arap fonetik ilmine dair yenilikçi teorilerinden detaylı bir biçimde söz ettik. Bu iki âlim arasında bir karşılaştırma yaparak onların benzer ve farklı noktalarını tespit ettik. Bu bölümü, Arap fonetik morfolojik inceleme hususundaki görüşümüzü beyan ederek tamamladık. Araştırmaya, içerisinde ulaştığımız sonuçları, Arapçaya ve Arapça konuşanlara hizmet edecek şekilde, Arap fonetik ve morfoloji ilimlerinin kolaylaştırılması ve yenilenmesine katkıda bulunacak bazı önerileri belirttiğimiz bir son söz ekledik.
  • Master Thesis
    İsâmüddîn El-İsferâyînî'nin Nahiv yönü ve metodoloji açısından ʿİṣâm ʿAle'l-câmî adlı eserinin incelenmesi
    (2023) Yaşar, Mehmet Aziz; Ünverdi, Veysi
    Since the early periods of Islam, Muslim scholars have attached great importance to Arabic, the language of the Qur'an, and have always aimed to carry it forward. As a result, many linguists have been trained in every period throughout the history of Islam. They have beeen recorded to history of Arabic language by copyrighting many valuable works. On this occasion, they made great contributions to the development of Arabic. ' İsâmüddîn el- İsferâyînî is one of those linguists who became famous for his studies in the field of language. In our study, we examined Isferâyînî's Nahiv (syntax) work and his method in his work ʿİṣâm ʿale'l-Câmî. In this context, we planned our study as an introduction and two following parts. In the introduction, we have included information such as the subject and purpose of the thesis, the method followed in the thesis and the sources of the thesis. In the first part, after contacting Isferâyînî's life, scientific personality and nahvi aspect, we mentioned the importance of him and his work named ʿİṣâm ʿale'l-Câmî in the science of Nahiv (syntax). In the second part, we tried to specify the method of İsferâyînî in the mentioned work. In this context, we tried to explain his way of explaining statements, his style of handling controversial issues and his method of criticism with examples. KeyWords: 'İsâmüddîn el-İsferâyînî , ʿİṣâm ʿale'l-Câmî, Nahiv, Method.
  • Master Thesis
    Ali b. Salâhuddîn b. Ali el-Kevkebânî'nin Duraru'l-Esdâf el-Muntekât min Silki Cevâhir'l-İs'âf adlı eseri: Tahkik ve değerlendirme (164-110 sayfalararası)
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Aljaber, Yaser; Khuder, Adil; Aljarah, Amer; Ünverdi, Veysi
    Kur'an-ı Kerim ile ilgili alimlerin yazdığı eserler arasında tefsir ve meal kitapları önemli bir yer teşkil etmektedir. Örneğin Zemahşerî, Arap dili ve şiirine dayanarak belağat gücü yüksek bir tefsir kaleme almış, ondan sonra gelen müfessirler, onun üslubunun etkisinde kalmışlardır. Söz konusu müfessirlerden biri Beydâvî'dir. Beydâvî'nin tefsirinde Zemahşerî'nin etkisi bariz bir şekilde görünmekle birlikte onun mu‘tezili fikirlerinden etkilenmemiştir. Zemahşerî'nin tefsirinde olduğu gibi Beydâvî'nin de kendi yazmış olduğu tefsirde Arap şiirine dayandığı dikkat çekmektedir. Bu iki alimden sonra Hıdır el-Mavsillî el-İs‘af adlı eserinde Zemahşerî ve Beydâvî'nin istişhad ettikleri beyitleri açıklayıp faydalı yorumlarda bulunmuş ancak fazlasıyla detaya inerek konuları genişletmiştir. Ondan sonra el-Kevkebânî gelmiştir. el-Kevkebânî, el-Mavsillî'nin el-İs‘af isimli eserinin özetini çıkardığı çalışmasına Duraru'l-Esdâf ismini vermiştir ki bu çalışmasında önemli noktalara işarety edip detaylara inmekten kaçınmıştır. Duraru'l-Esdâf isimli çalışmada, Kur'an-ı Kerim'in anlaşılmasına ve onu Arap dili ışığında iyi bir şekilde tefsir edilmesine katkı sağlayan şiirsel şevâhidlerden bahsedilmiştir. Buna ilaveten, garip ve anlaşılması zor kısımları açıklayıp, bunlarla ilgili lugat, belagat, nahiv, sarf ve aruz meselelerini izah etmiştir. Eser tek nüsha olup, bu çalışmamızda üçte birini oluşturan ve 110/B sayfasından başlayarak 164/A sayfasına kadarki kısmı, yani Tâha Suresinden Nâs Suresine kadar olan son kısımdan müteşekkildir. Bu kısı üzerinde Allah'a tevekkül ederek araştırmaya koyuldum ve ilmi araştırmanın kural ve ölçütlerini göz önünde bulundurarak, onu en iyi ve mükemmel şekilde ortaya koymak adına çaba sarfettim. Bu çalışmanın önemli sonuçları şu şekildedir: - Duraru'l-Esdâf isimli çalışma birçok hoşa giden birçok nadir konu, edebi havadis, şairler ve bu şairlerin adları hakkında dakik bilgiler, lugavi, belaği ve aruzi meseleler içerdiğinden önemli bir yere sahiptir. - Duraru'l-Esdâf isimli çalışma, el-İs‘af isimli eserin özeti niteliğindedir. - Özet, bu kitabın hülasası niteliğindeki bilgilerden alınarak ortaya konulmuş, ayrıntılardan arındırılmıştır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Ismah of the Prophets in Mu'tazila
    (DINBILIMLERI AKAD ARASTIRMA MERKEZI, 2015) Unverdi, Veysi
    Ismah, one of the special attributes of Prophets in Kalam, is also adopted by Mu'tazila. Ismah is necessary in Mu'tazila for the safety of revelation and for the Prophet to be successful in risala duties. This quality, which the Messenger of Allah has before his prophethood, means he is immune from sins, indecent behavior, disgraceful act, bad moral structure and temperament that would arouse hatred and cause people to stay away from him. Prophet stays away from sin through his own will, and therefore he is not exempt from the proposal. He may commit small sins that won't arouse hatred, but which will lead to lack of merit. Indeed, the prophet is a mortal he is like other people except for his notification duty. Therefore he is also faulted in his humanly speech and decisions. As a result, ismah in Mu'tazila is regarded as a quality that protects the prophethood status. In this context, the quality that Mu'tazila persistently underlines is "not to arouse hatred". The main reason of the fact that they claim only acts that wouldn't arouse hatred could come out of the prophet is because they don't want to harm the confidence in prophetic institution In Mu'tazila, the bases of ismah are miracles, salah-aslah (God does for men what is to their greatest advantage, benefit) and justice principle, the principle of grace and prophet of hujjat. Accordingly, God has bestowed his favor on people by sending the prophet to let them know their interests. For this favor to be the greatest, it is necessary that he is innocent. The fact that he is supported by his miracles, and he is hujjat also requires protection. Otherwise, a non-innocent prophet may not reach his goal in Risala task. And this is incompatible with the fact that God is fair.
  • Master Thesis
    Suriyeli göçmen romancılar nezdinde kadının imajı (2011-2021)
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Aldared, Fozya; Ünverdi, Veysi
    Çalışmada son on yılda Suriyeli göçmen kadın romancıların çalışmalarına yansıyan Suriyeli kadın portresi, Suriye devrimi sebebiyle Suriye toplum yapısında oluşan büyük dönüşümler neticesinde Suriyeli kadınların davranışlarında ve bakış açısında görülen değişiklikler incelenmiştir. Suriyeli kadın romancıların kendi çalışmalarında Suriyeli kadın portresini araştırmaya sevk eden amıller bırbırınden farklıdır. Devrımın ılk yıllarında yapılan çalışmalar ıle daha sonradan yapılan çalışmalar birbirinden farklı içeriğe sahiptir. Suriyeli göçmen kadın romancılar, yeni teknikler kullanarak kadın meselesini irdelemişlerdir. Bütün bu hususlar savaş etkisinde olgunlaşan, yeni bir bilinç ve farklı bır bakış açısı kazanan Suriyeli kadınların yazdığı Suriye savaş romanlarının çerçevesini belirlemiştir.
  • Article
    İslam Kelâmı Açısından Mûcize Kerâmet İlişkisi
    (2020) Ünverdi, Veysi
    Mûcize ve kerâmet mevzusu, kelâm ilminin nübüvvet meseleleri arasında yer alır. Klasik kelâm ilminde mûcize nübüvvetin dayanağı olarak kabul edilir. Kerâmet ise velî kişilere nispet edilen hârikulâde hadiselerdir. Allah’ın elçilerini teyit etmek üzere yarattığı hadiseler, genellikle tabiat kanunlarının bir süreliğine askıya alınması şeklinde gerçekleşir. Kelâm okulları mûcizeyi nübüvvetin delili olarak değerlendirmişken kerâmet üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Mu’tezile, mûcizenin temel işlevinin nübüvvetin ispatına yönelik olduğunu kabul etmiş ve çoğunluk, peygamber dışındaki kimselerden hârikulâde bir hadisenin zuhur etmesinin nübüvvet müessesesini zedeleyeceğini savunmuştur. Ehl-i Sünnet ise mûcizenin peygambere özgü olduğunu vurgulamış ve -bazı istisnalar olmakla beraber- kerâmetin vukuunu imkân dâhilinde kabul etmiştir. Bu çerçevede makalede mûcizenin mahiyeti, hakikati, şartları, peygamberlerin doğruluğuna delâleti, kerâmetin hakikati, imkânı, mûcize ile ilişkisi ve doğruluk kıstası olarak ele alınıp alınamayacağı hususları incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Mûcize, Keramet, Velî, Peygamber, Nübüvvet.
  • Article
    KÂDÎ ABDULCEBBÂR’IN RÜ’YETULLAH’IN REDDİNE İLİŞKİN DAYANAKLARI
    (2015) Veysi Ünverdi
    Kâdî Abdulcebbâr rü'yetullahı ontolojik ve epistemik açılardan reddetmiştir. Ona göre rü'yetin kabulü Allah'ın bir mekân ve yönde yer almasını gerektirir. Bu ise aşkın varlığın sonlu ve sınırlı olan hâdislere benzemesidir. Mu'tezilî tevhid ilkesine göre Allah'ın zâtı itibariyle mahlukata benzemesi muhaldir. Dolayısıyla rü'yetin reddi Allah'ı teşbih ve tecsimden korumak için zorunludur. Bu doğrultuda o, rü'yete ilişkin ayetleri aklın belirlediği ilkelerden hareket ederek tevil etmiş ve bir anlamda vahyin görüşünü değil, aklın öngörüsünü doktrinleştirmiştir. Bunu, onun, tevhid ve adalet konularındaki ayetleri aklın önceden belirlediği ilkelerle anlaşılması gerekir, şeklindeki beyanından anlamak mümkündür. Neticede o, tevhid prensibine dayalı olarak argümanlarını geliştirmiş ve rüyetullah konusunda Mu'tezilî menfî görüşü ortaya koymuştur. Bunun yanında ona göre rü'yetullah bahsinde delil olarak öne sürülen rivayetler hem sübutu hem de delaleti açısından epistemik değer taşımaz. Bu çalışma, aklın adeta bir postulat olarak ileri sürdüğü ilkelerle nassı okumanın nasıl bir sonuca ulaştırdığını ortaya koymaya çalışacaktır. Lafzın zahirinin açıkça bir söz söylediği yerde tevilin konuşması, kabulü ya da en azından ispatı mümkün olmayan sonuçlara ulaştırır. Bu yüzden özellikle ahiret hayatı gibi sem'iyyât alanına dahil bir konuda aklın değil vahyin diliyle konuşmak daha isabetlidir