Kara, Zülküf
Loading...

Profile URL
Name Variants
Kara, Zulkuf
Zülküf Kara
Zülküf Kara
Job Title
Prof. Dr.
Email Address
Main Affiliation
Department of Sociology / Sosyoloji Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
1NO POVERTY
0
Research Products
2ZERO HUNGER
0
Research Products
3GOOD HEALTH AND WELL-BEING
0
Research Products
4QUALITY EDUCATION
0
Research Products
5GENDER EQUALITY
1
Research Products
6CLEAN WATER AND SANITATION
0
Research Products
7AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY
0
Research Products
8DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
0
Research Products
9INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
1
Research Products
10REDUCED INEQUALITIES
0
Research Products
11SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
0
Research Products
12RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION
0
Research Products
13CLIMATE ACTION
0
Research Products
14LIFE BELOW WATER
0
Research Products
15LIFE ON LAND
0
Research Products
16PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
1
Research Products
17PARTNERSHIPS FOR THE GOALS
0
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

This researcher does not have a WoS ID.

Scholarly Output
25
Articles
6
Views / Downloads
149/573
Supervised MSc Theses
16
Supervised PhD Theses
3
WoS Citation Count
1
Scopus Citation Count
0
Patents
0
Projects
1
WoS Citations per Publication
0.04
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
17
Supervised Theses
19
| Journal | Count |
|---|---|
| Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi | 2 |
| Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi (elektronik) | 1 |
| e-Şarkiyat İlmi Araştırma Dergisi | 1 |
| FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi) | 1 |
Current Page: 1 / 1
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart data is not available
Competency Cloud

25 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 25
Master Thesis Risk toplumunda pandemi: COVID-19 örneği(2023) Tekin, Özlem Öner; Kara, ZülküfRisk Toplumu, günümüzde, insanların karşı karşıya kaldığı risklerin çokluğunu ifade eden bir tanımlamaya karşılık gelmektedir. Özellikle modern dönemle birlikte hızla ilerleyen bilimsel ve teknolojik gelişmeler beraberinde öngöremedikleri ve kontrol altına alamadıkları bir çok riskin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu öngörülememezlik ve kontrol altına alınamama durumu, toplumda ve bireyde belirsizlik, kaygı ve korku durumu şeklinde açığa çıkmaktadır. Bunun yanı sıra modern dönemle birlikte aklın ve bilimsel bilginin bir güç kaynağı haline gelmesi modern öznenin herhangi bir belirsizliğe yer açmayacak şekilde doğa üzerinde her türlü hakimiyeti kuracağını düşünmesi, öznenin içinde bulunduğu risklerin temel kaynağı olmuştur. Bu bağlamda araştırmada Alman Sosyolog Ulrich Beck'in Risk Toplumu kavramından hareketle yakın dönemde dünya çapında bütün insanlığı etkisi altına alan COVID-19 pandemisini analiz etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla çalışmamız Ulrich Beck'in risk kavramı, Pandemi ve Covid-19 kavramları üzerinden okunacaktır. Bununla bağlantılı olarak sosyolojide mevcut literatürün önemi açısından ayrıca Anthony Giddens'ın risk kavramı ile ilgili bakış açısı da karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye alınmıştır.Article ŞİDDETİN CİNSİYETİ: BİR MODERN TOPLUM ANKSİYETESİ(2019) Kara, Zülküf; Uluç, Mehmet AliBu çalışmada, kadına yönelik şiddetin öldürücü biçimi olan kadın cinayetleri olgusu ele alınmaktadır. Son yıllarda akademik alanda popüler bir olgu olan kadın cinayetleri ele alınırken olgunun ahlaki boyutunun ihmal edildiği gözlenmektedir. Her cinayetin ötekinin varlığını ortadan kaldıran bir şiddet edimi olduğu hatırlandığında, kadın cinayetlerinin ötekini merkeze alan bir ahlaki perspektiften değerlendirilmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızın kuramsal çerçevesini Emmanuel Levinas’ın ötekinin mutlak anlamdaki farklılığını, özgürlüğünü ve dışsallığını merkeze alan etik teorisi oluşturmaktadır. Ötekinin/başkasının özgürlüğünü ve özerkliğini yok sayan, sorumluluğu öncelemeyen her deneyimi şiddet olarak ortaya koyan Levinas radikal bir ahlaki perspektif ortaya koymaktadır. Modern felsefenin ötekini yok saydığını ve bastırdığını iddia eden Levinas, şiddet deneyimini anlamak için yeni teorik imkanlar sunmaktadır. Bu çerçeveden hareketle özgür ve özerk bir birey olarak kadınların varlığını yadsıyan ve ortadan kaldıran bir olgu olarak karşımıza çıkan kadın cinayetlerini anlamada Levinas’ın kuramsal mirasının önemi vurgulanmaktadır. Çalışmada dünyada ve Türkiye’deki kadın cinayetlerinin sıklığını ortaya koyan nicel veriler analiz edilmekte ve bu cinayetlerin her yıl bir önceki yıla göre artış kaydettiği gözlenmektedir. Yasal ve hukuki mevzuata rağmen cinayetlerin artması, olgunun sosyolojik olarak ele alınmasını ve ahlaki boyutun hesaba katılmasını zorunlu kılmaktadır.Master Thesis MAHKEMELİK MUVAZZAFLAR: TÜRKİYE’DE HUKUK, ASKERİ YARGI VE ORDU İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR İNCELEME(2014) BABACAN, SONER; Kara, ZülküfTürkiye‟de ordu siyasal ve toplumsal hayatta esaslı bir rol oynaya gelmiştir. Geç Osmanlı‟dan itibaren süregelen bu rol askeri müdahaleler ardından devlet idaresinde merkezi bir aktör halini almıştır. Ordunun merkezi konuma yerleşmesinde askeri müdahaleler ardından hayata geçirilen yasalarla güçlenen askeri yargının önemi büyüktür. Batı ülkelerinin aksine kendisine sivil yargıdan ayrı güçlü bir konum sağlayan askeri yargının önemli bir dalını da Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) oluşturur. 12 Mart 1971 Askeri Muhtırasının ardından kurulan AYİM “asker kişilerin, askeri eylem ve işlemlerden doğan idari uyuşmazlıklarını” çözüme kavuşturmakla görevlidir. Kuruluşundan buyana AYİM hakkında farklı akademik çalışmalar yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların tamamını hukuk disiplininde “yukarıdan” bakışla yapılmış çalışmalar oluşturmaktadır. AYİM‟de idare ile olan uyuşmazlıklarını gidermek zorunda olan muvazzaf askerler üzerine sosyolojik bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, AYİM‟de bir davası bulunan muvazzafların dava serüvenleri üzerinden hukuk algılarının ortaya konmasıdır. Bu amaçla herhangi bir nedenle mahkemeye başvuran muvazzaflarla derinlemesine mülakatlar yapılmış, muvazzafların AYİM özelinde hukuku “aşağıdan” nasıl tecrübe ettikleri analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramlarının toplumsal pratiklerde karşılığının olmadığı ve egemenin hukukunun geçerli olduğuna ilişkin güçlü bir inancın var olduğu görülmüştür.Master Thesis Felsefeye beden katmak: Deleuze düşüncesinde beden ve kapitalizm sorunsalı(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Demir, Sercan; Kara, ZülküfBu çalışmamızda beden-kapitalizm sorunsalını, Deleuze'in beden sosyolojisi alanına kazandırmış olduğu felsefi kavramlar eşliğinde tartışmaya çalıştık. Beden sosyolojisi alanında organsız beden, arzu, affect, şizoanaliz vb. kavram repertuarıyla artık toplumsallık yeni düşünme biçimleriyle kurulmaktadır. Deleuze'ün birey ve toplumsal yapı arasında kurulan bedensel bağlantıları, yapı ve aktör hakkında gerçekçi veri dokümanlarının elde edilmesinde yeni bir felsefi bakış sunmaktadır. Deleuze bedeni, köken olarak düalist karmaşadan kurtararak dünyadaki diğer güç aktörlerle ve diğer bedenlerle ilişki kurabilen sürekli oluş içerisinde değişebilen, yenilenebilen aktif bir süreç olarak görür. Deleuze hem epistemolojik hem de sosyal teori açısından yeni kavramlaştırma önerilerinde bulunurken aynı zamanda da beden sosyolojisinin sınırlarını oldukça genişletmiş gözükmektedir. Aslında bu felsefi ilgi, sosyo-kültürel ve tarihi varyasyonlarıyla birlikte beden etrafındaki ontolojik ve epistemolojik sorulara henüz metodolojik açıdan yeterli bir cevap sağlamasa da çalışmamızın, beden sosyolojisi literatürüne naçizane bir katkı sağladığını düşünmekteyim.Master Thesis UMBERTO ECO’DA GÜZELLİĞİN VE ÇİRKİNLİĞİN ESTETİK YORUMU(2018) DEMİR, MELEK; Kara, ZülküfGüzellik denen olgu zaman ve mekana göre değiştiği için her zaman için mutlak değişmezlerden sayılmaz. Zira güzellik’in aynı dönemde, hatta aynı toplulukta bile farklı anlamsal kurguları inşa edilmiştir. Güzel kavramında olduğu gibi Çirkin kavramının da göreli olduğunu, farklı tarihsel dönemlere ya da farklı kültürlere göre değişkenlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Güzellik ve Çirkinlik iki değerin belirleyicisinin de Batı uygarlığıyla sınırlandırılmaması gerektiğini ve güzellik için belirlenemeyen netliğin çirkinlik söz konusu olduğunda belirlenemeyeceğini ortaya koymaktır. Bu amacı göz önünde bulundurarak Antikçağdan günümüze kadar insan duyarlılığını etkileyen güzellik ve çirkinlik’in kusursuz tanımlamalarını yapmak, farklı güzellik anlayışlarının altını çizmek, bu farklılığın temelindeki birliği arayıp bulmaktır. Eco, güzel’in zamana ve mekana göre değiştiğini, her zaman için mutlak değişmezlerden sayılmadığını, tarihsel çağlara, kültürlere, toplumlara ve bireylere göre çeşitli biçimlere büründüğü ilkesinden hareket eder. Bu ilke sadece fiziksel güzellik için değil, Tanrı’nın ve azizlerin hatta fikirlerin güzelliği için de geçerli olduğunu söyler. Arada bir fark dahi olsa bu farklı güzellik modellerinin aynı dönemde nasıl birlikte varolabildiklerini, farklı çağlardan başka modellerle birbirine nasıl bağlanabildiklerini ortaya koymaktır. Genellikle bu tarz durumsallıklar sadece estetik ölçütlerden değil, siyasal ve toplumsal ölçütlerden de kaynaklanır.Article Therapeutic Philosophy: An Ontological Inquiry into Well-Being(Beytulhikme Felsefe Cevresi, 2026) Kara, Zulkuf; Oral, SeherThis study approaches the rise of therapeutic culture not merely as a sociological transformation but as a reduction of well-being to normative adaptation. In contemporary therapeutic discourse, well-being is predominantly defined through balance, functionality, and resilience, while therapy functions as a regulatory practice that minimizes the individual's conflict with prevailing social conditions. Such a framework confines well-being to normative stability and obscures its existential dimension. The article distinguishes philosophical therapy from modern therapeutic culture and reconsiders the ontological ground of wellbeing. Drawing on Spinoza's ontology of power and theory of affects alongside Deleuze's philosophy of difference, well-being is redefined not as adaptation but as an increase in the capacity to act. Within this perspective, therapeutic intervention is conceptualized not as a restorative model of equilibrium but as a model of encounter and composition. The study aims to contribute conceptually to emerging discussions on philosophical therapy in Turkey by proposing an ontological reconfiguration of well-being.Article Ortadoğu’yu anlamada bir imkân/sızlık olarak Arap sosyolojisi(2012) Zülküf Kara; Kara, ZülküfOrtadoğu, Akdeniz’den Pakistan’a kadar uzanan ve Arap Yarımadası’nı kapsayan, tarihsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu coğrafi bölge olarak bilinir. Ortadoğu siyasi, sosyal, kültürel, dinsel unsurların tarih boyunca tartışıldığı ve halihazırdaki durumu ile dünya gündeminden düşmeyen bir bölge olma özelliğini sürdürmektedir. Bu kadar önemli bir bölgenin ideolojik okumaların dışında sosyoloji disiplini üzerinden okunması farklı bir perspektif sağlayacaktır. Bu bağlamda henüz Batı dışı bir Arap sosyolojisinin varlığı pek bilinmemektedir. Makalede, Ortadoğu’nun büyük bir bölümünü oluşturan Arap dünyasında sosyoloji disiplininin varlığı tartışılarak, bu bilim dalının geçirdiği tarihi süreçlerin, Ortadoğu’yu anlama konusunda bir imkana dönüşüp dönüşemeyeceği konu edilecektir. Bir anlamda Ortadoğu’da Sosyoloji ve Sosyoloji’de Ortadoğu ele alınacaktır.Doctoral Thesis Clinical Sociology: From a Sociology at the Margins To an Intervention Sociology(2025) İmret, Amine; Kara, ZülküfToplumsalı anlama ya da açıklama biçimi olarak sosyoloji, klasik geleneğinden bu yana büyük epistemolojik birikimini kavramsal ve kuramsal bakiyesini de göz önüne alarak gündelik hayat sosyolojisindeki değişimlere odaklamış ve olası entelektüel çıkarımlarını yeni bir eksene doğru kaydırmış görünmektedir. Bu eksen, sosyolojik düşüncenin derinliğine ve çerçevesine büyük bir ivme kazandıracak gibi görünmektedir. Sosyolojik teoriyi toplumsal alandan başlamak üzere 'klinik' bir eksene oturtmaya çalışan bu yeni ivme, sosyal değişim parametrelerini beden, patoloji, müdahale ve travma bağlamında yeniden okumaya tabi tutmaktadır. Sosyolojinin epistemolojik çeperlerini genişletme gayesi taşıyan bu tezde, toplumsal sınırlarda dolaşan sosyolojinin bir klinik müdahale biçimi olarak teorik/pratik bir genişleme sağlayıp sağlamayacağı tartışma konusu yapılmıştır. Tartışma, sosyolojik bir kavram olarak kliniğin, toplumsal bedende patolojik olandan kesitler edinerek sorunun iyileşmesini sağlayan interdisipliner bir çabaya doğru evrilmiştir. Öyle ki klinik sosyolog, sorunlu davranışın istenen yönde değişimi için tek tek bireylerle, ailelerle, gruplarla, kurumlarla ve hatta uluslararası düzeyde bile faaliyet yürütebilmektedir. Dolayısıyla sınırdan bir sosyolojiden müdahale yapabilen ve bizzat alandan patolojik veriler toplayarak toplumsal, bireysel veya kurumsal tüm düzeylerde metodolojik bir iş birliğine imkân sağlayan yeni bir müdahale sosyoloji söz konusudur. Özetle bu çalışmadaki amaç, sosyolojik teoriyi kullanıma ve uygulamaya sokmaya çalışan klinik sosyolojiye dair detaylı bir literatür taraması yapmak ve klinik sosyolojiyi Türkiye sosyolojisine kazandırmaktır. Aynı zamanda klinik sosyolog etiketi altında, sosyolojinin güncel ve aktif kullanım alanlarının çeşitliliğini ortaya koymaktır.Article Bir Sosyolojik Kavrama Teorisi Olarak Asamblaj(2025) Oral, Seher; Ağırman, Zehra; Kara, ZulkufHerhangi bir toplumsal konunun nasıl tartışılacağı ya da tartışılan düzlemin ne tür bir modelleme biçimi ile kavranacağı sosyoloji biliminin akademik bağlamını oluşturur. Teorinin sosyal olandan kavramsal olarak elde edileceği metodolojik yüzey, toplumsal olanın karmaşıklığı ile birlikte düşünüldüğünde yeni ve kullanışlı bir teorinin, meselelerin yorumlanmasının önünü açacağı kanaatindeyiz. “Oluş”, “çokluk teorisi”, “soyut makine”, “persona”, “yersiz-yurtsuzlaşma” gibi kavramsallaştırmaların önerildiği bu çalışmada, kullanışlı bir analizin toplumsal yapılanmaları kavrayabileceğimiz yeni bir yöntem biçimi sunacağı kuşku götürmez. Bu açıdan asamblaj teorisi olarak özetlenebilecek ve söz konusu kavramları da içine alan bu yaklaşımın akademik literatüre katkı sunacağı muhakkaktır. Öyle ki birbirini taklit eden yöntemlerin sosyal olanın yeni yüzeylerini (dijital, soyut vb) anlama konusunda halihazırda yeterli sosyolojik çıkarımları sunmadığını söylemek zorundayız. Zaten çalışmadaki esas amacımız da sosyolojik çerçevede asamblaj teorisiyle birlikte toplumsal olanı düşünmede oluşlara yer açmaktır.Master Thesis Etiketli bedenler: Sakatlık üzerine sosyolojik bir değerlendirme(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2013) Aydın, Halime; Kara, ZülküfSakatlık toplumsal bir tanımlamadır. Engelli bireye atfedilen kültürel anlamlar etkileşim sürecinde kazanılır. Kültürel anlamlar toplumdan topluma değişiklik gösterir. Bireyin fiziksel özelliği, aslında onun içinde yaşadığı toplumun bir parçası olmasının engelleyicisi değildir, ancak engeline yüklenen anlamlar onun etiketlenerek engellenmesini yaratandır. Engelli bireylere ilişkin bakış açısı, engelli bireylerin sosyal konumunu ve kültürel görünürlülüğü konusunda belirleyici olduğundan, engelli bireylere toplum tarafından atfedilen anlamları incelemek önemlidir. Özürlü olmanın temelinde bio-fiziksel faktörlerin olduğu gerçekliği var olsa da özürlülük sosyal olarak inşa edilmektedir. Tarihsel süreç içinde özürlü bireylerin karşılaştıkları engellerle sistemli mücadele hareketlerinin gelişimine paralel olarak özürlü olma sadece medikal söylemde değil, sosyal olarak inşa edildiği kabul edilen sosyal söylemde de ele alınmaya başlamıştır. Çalışmada sosyal model çerçevesinde gelişen özürlü kimlik söylemi ve sosyal inşa içinde önemli bir süreç olan ?etiketleme? söylemi tartışmaları ele alınmıştır. Elde edilen sonuçlar engellilere yönelik toplumsal algının son derece olumsuz ve önyargılı olduğunu, engellilerin aileleriyle birlikte toplum tarafından dışlandığını, bundan dolayı engelli çocuğu olan ebeveynlerin de mümkün olduğu kadar toplum içine çıkmamayı tercih ettiğini ortaya koymuştur. Sağlıklı bedenin, etiketli bedeni ?ucube? olarak algılamasında toplumun sağlıklı beden algısının rolü olduğunu düşünmekteyiz. Bundan ötürü bedenin herhangi bir uzvunun sakat olması, toplumsal bedenin kültürel olarak nasıl inşa edildiği ile yakından ilgili görünmektedir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

