Profile URL: https://hdl.handle.net/20.500.12514/7961
Job Title:Prof. Dr.
Main Affiliation:Department of Sociology / Sosyoloji Bölümü
Status: Current Staff
Name Variants:
Karadeniz, Sitki
16 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 16
Publication Review of: undefinedChoosing to Stay: A New Perspective on Immobility Amidst Adversityundefined(2024) Karadeniz, SıtkıMaster Thesis Baudrıllard Perspektifinden Sosyal Medya ve İtibar İlişkisi: Black Mirror Dizisi Nosedıve Bölümü Örneği(2024) Çelik, Mihriban İlbaş; Karadeniz, SıtkıBaudrillard, medyayı sınırsız sayıda üretilebilen, anlamlarını yitirmiş çıktılar olarak tanımlamaktadır. Düşünür, doğrudan sosyal medya üzerinden bir tahlilde bulunmamasına karşın, medya, kitle ve itibar ilişkilerini analiz etmiş; bu kavramları potlaç kültürü ile açıklamıştır. Moda, reklam gibi yeni yüzyılın öne çıkan iletişim kanalları aracılığıyla benlik oluşturmak, beraberinde bunun için ciddi bir fedakârlığı da getirmektedir. Kitlenin talepleri doğrultusunda elde edilecek benlik, medyanın ürettiği şeffaflıkla itibar veya itibarsızlaşmaya yol açacaktır. Şeffaflık, toplumun gündelik yaşam fenomenlerine eklemlenerek ânı yok etmekte ve gerçek olanı gerçeğe benzeyenle değiştirmektedir. Hızla gelişen dijital gösteri sektörüne popüler bir giriş yapan post apokaliptik dizilerden biri olarak Black Mirror, her bölümünde farklı bir tasarımın olduğu birer hipergerçek gelecek sunumu yapmaktadır. Dizinin Dibe Vuruş olarak çevrilen Nosedive bölümü; Baudrillardcı bir bakışla, simülakr yığını modern dünyanın itibar için yağmalanmaya hazır bireylerini yeni bir perspektif ile göstermektedir. Nosedive; toplumda bireyler yerine sanal kimliklerin yer aldığı, duyguların taklit ve senaryo ile performe edilmiş bir göstergeye bağlı olduğu dünyanın yansımasıdır.Article Tıbbı Karantinaya Almak: Biyopolitika, Salgın ve Toplum(İSLÂMİ ARAŞTIRMALAR DERGİSİ, 2021) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, SıtkıBu makale, biyopolitika, tıp ve salgın arasındaki ilişkiyi, bugünlerde tecrübe ettiğimiz Covid19 süreci bağlamında yeniden sorunsallaştırıyor. Bu problematik bağlamında metin, salgın sürecinin tıbbî bir süreçten ziyade idarî bir süreç olduğunu öne sürerek, konuyu, biyopolitika, tıbbîleşme ya da yönetimsel tıp kavramları aracılığıyla ortaya koyuyor. Makale, bugün tıbbı karantinaya alarak işleyen mantığı ve bu mantıkta biri diğeriyle ilişkili olan şu iki temel çelişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlıyor: i) Aynı hammaddeyi nesne edinen, yani yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onları bir toplamda birleştirerek aşan nüfusu da nesne edinen salgın ile biyopolitika arasındaki teleolojik çelişki ve ii) bireylerin tekil bedenlerindeki hastalıkları kendi nesnesi olarak kabul eden farmakolojik tıp ile tüm bedenleri nüfus kavramı altında bir araya getirerek onların yalnızca hastalıklarını değil, bizatihî kendilerini de biyopolitik bir teleoloji uğruna yeniden düzenleyen yönetimsel tıp arasındaki çelişki. Böylece, biyopolitikanın salgın sürecinde bireylerin bedenlerini ve onların toplamı olan nüfusu karantinaya almasının, esasında tıbbın karantinaya alınmasıyla sonuçlandığını iddia ediyor. Dolayısıyla makale, söz konusu iki çelişki itibariyle, insanın kendi hayatı ve ölümü üzerinde yürütülen mücadelenin bir tarafını, yani biyopolitik stratejileri yüceltmeye zorlanmasını, kendi ontolojik itibarını kaybetmesinin en açık göstergelerinden biri olarak okuyor. Makale, bir şeffaflaştırma metodolojisiyle kullanılan analiz perspektifinin, günümüzde salgın etrafında gelişen meseleleri, ona karşı verilen savaşta izlenen stratejileri ve bunların hem tekil bedenleri hem de tümel bir beden olarak nüfusu hangi biçimlerde kat ettiğini anlamlandırmada önemli katkılar sunacağını öngörüyor.Article Mardin’deki Kürt Medreselerinde Gündelik Hayat: Zaman, Mekân ve Dil Pratikleri(2026) Demirdağ, Mehmet Ali; Karadeniz, SıtkıBu çalışma, Mardin ili ve bağlı ilçelerinde (Artuklu, Midyat, Kızıltepe) faaliyet gösteren Kürt medreselerindeki gündelik hayat pratiklerini zaman, mekân ve dil boyutlarında sosyolojik, pedagojik ve sosyolinguistik bir çerçevede analiz etmektedir. Araştırmanın ampirik zemini; söz konusu medreselerde yürütülen katılımcı gözlemler ve on bir müderris ile mucaz/mezun talebeyle (K01-K11) gerçekleştirilen derinlemesine yarı yapılandırılmış mülakatlardan oluşmaktadır. Veriler tematik kodlama yöntemiyle çözümlenmiş; geçerlilik için katılımcı anlatıları, gözlem notları ve yazılı birincil kaynaklar üçgenleme ilkesiyle karşılıklı sınanmıştır. Kuramsal çerçeve, Bourdieu’nün habitus ve alan kavramları, Fishman’ın dil kullanım alanı modeli, Lefebvre’in gündelik hayat eleştirisi ve de Certeau’nun taktik kavramı üzerine inşa edilmiştir. Bulgular üç temel eksen etrafında örgütlenmektedir. Birincisi, teheccüd, sabah, kuşluk, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının gündelik zamanı ontolojik olarak yapılandırması ve medresenin modern saat temelli takvimin dışında özgün bir rutin ve ritim üretmesidir. İkincisi, hücre adıyla bilinen dar mekânın mir ve dorçilerle gerçekleşen kolektif hizmet, ortak yemek/sofra, müzakere seansları ve Cuma tatili pratikleri aracılığıyla birincil bir habitus üretme alanına dönüşmesi; talebenin beden disiplinini, ahlâkî eğilimlerini ve kurumsal kimliğini bu mekânda içselleştirmesidir. Üçüncüsü, Kürtçenin eğitimden günlük sohbete, iletişimden müzakereye kadar her alanda kurucu bir dilsel konum elde etmesidir. Bu kurumsal meşruiyet, resmi bir otoritenin zorlamasıyla değil, öğrencilerin kültürel varlığının ve ağırlığının tabandan tavana doğru ürettiği dinamik bir süreçle inşa edilmiştir. Bu dinamiğin en somut göstergeleri, bazı Kürtçe eserlerin tüm talebeler tarafından ezberlenmesi ile anadili Arapça olan seydaların zamanla Kürtçeyi ders anlatım dili olarak benimsemesidir. Bu araştırma, Kürt medreselerine yönelik ezberleri esneterek buraların sadece dini bilginin aktarıldığı yerler olmadığını göstermektedir. Bu kurumlar; gündelik hayatın içindeki sıradan pratikler sayesinde dilin, kolektif kimliğin ve kültürel hafızanın her gün yeniden üretildiği, kendine has ve çok katmanlı birer sosyolinguistik saha olarak karşımıza çıkarmaktadır.Master Thesis İsrail'in Ulusal Kimlik İnşasında Müzelerin Rolü: Kudüs Eski Şehir'deki Müzeler(2025) Günlüoğlu, Merve; Karadeniz, SıtkıBu tez çalışması İsrail'in ulusal kimlik inşasında müzelerin oynadığı rolü ele almaktadır. 230'dan fazla müze ile İsrail, dünyada kişi başına düşen müze sayısı bakımından en yüksek orana sahip olan devlettir. Çalışmada bölgedeki müze yoğunluğunun başlıca sebepleri araştırılmış ve bu sebepler arasında en kapsayıcı ve önemli unsurun 'ulusal kimlik inşası' olduğu kanaatine varılmıştır. 1800'lü yılların ortaları itibariyle Filistin topraklarında sömürgeci faaliyetlerin başlatılması, akabinde gelen Yahudi göçleri ve ardından 1948'de İsrail Devleti'nin kuruluşu ile devam eden süreç, bölgede bir kimlik krizine yol açmıştır. 48 sonrası kurulan yerleşim müzeleri, topluluk müzeleri, holokost müzeleri, arkeoloji müzeleri gibi çeşitli müzeler, kimlik krizine çözüm noktasında bir propaganda ve ulus inşa aracı olarak işlev görmüştür. İsrail'in kuruluşundan itibaren bölgedeki kimlik krizinin çözümü noktasında faaliyet gösteren müzeler, İsrail'in Yahudi ulusal kimliğinin inşasında son derece aktif bir rol oynayarak, Yahudi toplumunu tek bir İsrailli kimliği altında birleştirmeye çalışmıştır. Müzelerde sergilenen ulusal hikâyeler ve ulusal sembollerle Yahudi toplumunun kimliğinin şekillendirilmesi amaçlanmıştır. 18. yüzyılın ortaları itibariyle bölgede sömürgeci faaliyetler kapsamında başlatılan arkeolojik çalışmalar tezin söylemini destekleyecek bir alan olarak, müzecilik faaliyetleriyle birlikte ele alınmıştır. Nitekim İsrail müzelerinin İsrail'in ulusal kimlik inşasında önemli bir rol oynadığı gerçeği arkeolojik çalışmalar için de geçerli bir durumdur. Ülkenin en yoğun arkeolojik kazıya maruz bırakılan Kadim Kudüs (Eski Şehir) bölgesi, İsrail'in ulus inşası bağlamında mekânsal ve tarihsel olarak en önemli role sahip olan bölgedir. Tezin odak noktasındaki çalışma alanı Eski Şehir ile sınırlandırılmış ve bölgenin müzeleri araştırmaya tabi tutulmuştur. Eski Şehir bölgesinde yer alan 10 İsrail/Yahudi müzesi içerisinden örneklem olarak seçilen üç müze; Davut Kalesi Kudüs Müzesi, Yanmış Ev Müzesi ve Isaac Kaplan Eski Yerleşim Avlusu Müzesi 'mekân, içerik, söylem' başlıkları altında daha detaylı bir analize tabi tutulmuştur. Mekânsal ve tarihsel olarak bölgedeki Yahudi yaşamının sürekliliğini vurgulayan bu müzeler, belirli dönemleri göz ardı ederek İsrail'in toprak üzerindeki haklarını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda ulusal hikâye ve sembollerin yoğun olarak kullanıldığı bu müzelerin, Siyonist anlatıya hizmet etme noktasında da aktif rol oynadığı söylenebilir. Filistin'in ve Filistinlilerin İsrail müzelerinde yok sayılması ise İsrail'in kimliğinin bir bileşeni olarak meselenin önemli bir boyutunu teşkil etmektedir. Bu tez çalışmasında literatür kaynakları, dijital arşiv kaynakları ve saha araştırması olmak üzere üç temel araştırma kaynağından yararlanılmıştır.Master Thesis DİNDARLARIN DİNİ TEKNOLOJİK ALETLERLE ETKİLEŞİMİ: TEKNO-DİNDAR PRATİKLER(2018) DĞAN, BÜŞRA; Doğan, Büşra; Karadeniz, SıtkıBu çalışmada, teknolojik gelişmenin hız kazanması ve günlük yaşamı çevrelemesiyle, yeni teknolojik gelişmeler ışığında toplumumuzda ortaya çıkan dindarlık ve teknoloji ilişkisi analiz edilmiştir. Bu ilişki bağlamında, tekno-bilimin dini alana yönelik üretmiş olduğu araçların kendini dindar olarak tanımlayan insanlarla nasıl bir temas halinde olduğu ve bu temasla ortaya çıkan ibadet teknolojisi ele alınacaktır. Burada yeni bir kavramsal öneri olarak tekno dindarlık kavramı ele alınıp dindarların dini teknolojik aletlerle etkileşimi tartışılmıştır. Dinsel alanı anlamak için dini alanın temsilcisi olarak sayılabilecek dindarlığı, içinde bulunduğu etkileşim boyutlarıyla ele almak gerekir. Bu açıdan dindarlık olgusunun Türkiye'de sosyal bilimler düzlemindeki kavramsallaştırmaları, tekno-dindarlık kavramının dindarlık kavramsallaştırmaları içindeki farkı ve boyutları üzerinde durulmuş bu doğrultuda derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Bu yüzden tekno-dindar pratikler ve ibadet teknolojisinin ortaya çıkışı, amaçları ve etkileşimleri ele alınmıştır. Toplumsal alanın her kesiminde, bilimsel gelişmeler ışığında teknolojik imkânlarda artış yaşanmıştır. Teknolojinin dindar kişilerin ibadet hayatındaki yeri ise bu çalışmada, "Tekno-Dindar Pratiklerin Tecrübe Boyutu Olarak İbadet Teknolojisi" adı altında tartışmaya açılmıştır. Tekno-dindarlık ile dinselliklerin ne şekilde yeni bir toplumsal boyut kazandığı incelenmiştir. Bu doğrultuda araştırma boyunca dini alandaki ibadet iletişiminde ve şeklinde meydana gelen teknolojik etkileşim analiz edilmiştir. Böylece teknolojinin din ile ilişkisinde nasıl bir etkileşim içinde olduğu anlamlandırılmaya çalışılacaktır. Yöntem olarak, teknodindar pratiklerle etkileşim halinde olan dindarlarla derinlemesine mülakatlar yapılmıştır.Article Kan Davaları ve Namus Cinayetlerinde Yeni Stratejiler: İbn Haldûncu/Agambenci Bir Okuma Denemesi(2018) Karadeniz, SıtkıKan davalarında ve namus cinayetlerinde sıkça görülmeye başlanan kiralık katil ve reşit olmayan katil stratejileri, İbn Haldûn’un bedevî umrân ve hadarî umrân ayrımı bağlamında, asabiyetin meydan okuma ve cevap verme tarzları üzerinden okunabilir mi? Kan davaları ve namus cinayetlerinde bedevî umrânın belirlediği yazısız hukuka göre, “kanın yerde kalmaması/namusun temizlenmesi” eylemi, bedevîlerdeki asabiyet ilişkilerini gözetmek durumundadır. Bununla birlikte hadarî umrânın yaptırım mekanizması karşısında en az zararla karşılaşma stratejileri geliştirilmektedir. Bu stratejilerde reşit olmayan faillere ve kiralık katillere müracaat edilmektedir. Asabiyetin bedevî ve hadarî umrândaki işlevselliğiyle tam olarak uyuşmayan bu stratejiler, bir ölçüde karşıt ama işlevsel olarak bağlantılı iki yönelimli bir iç gerilimle ilişkili görünmektedir. Bu yönelimler, bir taraftan bedevî yasayı koruyan diğer taraftan hadarî yasadan korunan stratejik bir mantıkta çakışmasına karşın, farklıdırlar. Birincisi, asabiyetin nesnel işlevleriyle, ikincisi ise öznel çıkarlarıyla ilişkili olan iki eğilimli bu stratejik mantığı, bedevî umrân ve hadarî umrân arasındaki mutlak ayrımında kalarak açıklamak mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle, burada geliştirilecek temel tez, söz konusu stratejilerdeki mantığın hem bedevî hem de hadarî olarak ya da ne bedevî ne de hadarî olarak nitelenebilen bir belirsizlik alanında oluştuğu, başka bir ifadeyle, Agambenci anlamda “belirsizlik mıntıkası”nda işlerlik kazandığıdır. Bu metin, faillerin eğilimlerine hâkim olan “kararsızlık” halinin yerleştiği bu “belirsizlik alanı/mıntıkası”nı sorunsallaştırmayı hedeflemektedir.Doctoral Thesis Mardin Medreselerinde Kürtçenin Kullanımı: Sosyolinguistik Bir Yaklaşım(2026) Demirdağ, Mehmet Ali; Karadeniz, SıtkıBu tez çalışması, Mardin merkez ve bağlı ilçelerinde faaliyet gösteren geleneksel medreselerde Kürtçenin sosyolinguistik işlevlerini ve çokdilli etkileşim bağlamındaki kullanım biçimlerini incelemektedir. Kürtçe sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda tarihsel, kültürel ve ideolojik bir taşıyıcıdır. Bu varsayımdan hareketle Kürtçenin medrese ortamında bilgi aktarımı, otorite inşası ve kimlik üretimi süreçlerindeki rolü analiz edilmiştir. Dil pratikleri yüzeysel formlarıyla sınırlı kalmayıp, onları biçimlendiren pedagojik, toplumsal ve kültürel koşullar da dikkate alınarak bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Kuramsal çerçeve, özellikle Joshua A. Fishman'ın 'alan' modeli temelinde yapılandırılmıştır. Bu model; bireylerin dili hangi toplumsal bağlamda, kimlerle ve ne amaçla kullandığını analiz etmeye olanak tanıyan 'eğitim', 'ibadet', 'aile' ve 'arkadaşlık' gibi alanlar üzerinden uygulanmıştır. Kürtçe hem gündelik hayatta pratik düzeyde hem de kurumsal düzeyde işlevsel bir dönüşüm geçirdiğinden 'dil seçimi', 'kod değiştirimi', 'ikideğişkelilik' ve 'çokdillilik' gibi kavramlar üzerinden medrese ortamındaki dilsel pratikler söylem analizine tabi tutulmuştur. Fishman'ın modeline ek olarak etkileşimsel söylem analizlerinden de yararlanılmış; çokdilli kullanım kalıpları, dilsel statüler ve alanlar arası geçişkenlikler irdelenmiştir. Araştırmanın saha boyutu, Mardin'deki faal medreselerde gerçekleştirilen nitel bir çalışma üzerine kuruludur. Veri toplama sürecinde yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar ve yapılandırılmamış katılımlı aralıklı doğal gözlem teknikleri birlikte kullanılmıştır. Böylece hem gözleme dayalı hem de katılımcı anlatılarına dayalı bir analiz derinliği sağlanmıştır. Görüşülen 20 erkek müderrisin yaş, mesleki deneyim ve dilsel geçmiş çeşitliliği göz önünde bulundurularak katılımcı profili çeşitlendirilmiştir. Kürtçenin eğitim, anlatım, metin ve gündelik iletişim dili olarak nasıl konumlandığı, Arapça ve Türkçeyle olan ilişkisiyle birlikte değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler içerik ve tematik analiz yöntemleriyle çözümlemeye tabi tutulmuştur. Medreselerde Kürtçenin yalnızca bir eğitim ve öğretim dili olarak değil, aynı zamanda kültürel direnişin ve kolektif hafızanın taşıyıcısı olarak işlev gördüğü sonucuna ulaşılmıştır. Medreseler bu yönüyle, Kürtçenin entelektüel meşruiyet kazandığı, çokdilli kimliklerin ve yerli epistemolojilerin üretildiği özgün sosyolinguistik alanlar olarak tanımlanmıştır. Fishman'ın modeli, çokdilli iletişim kalıplarını çözümlemede işlevsel olsa da, yazılı kültür üretimi ve kurumsal çokdillilik gibi modern pratikleri açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bu da bu modelin tarihsel ve kültürel gerçekliklere daha duyarlı biçimde yeniden yorumlanmasını ve Kürtçenin sürdürülebilirliği için stratejik bir dil planlamasına duyulan ihtiyacı gündeme getirmektedir.Article Hoşgörü Ahlâkı ya da Politiği: Hoşgörüye Teleoloji Yüklemek(Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2020-01-01) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, SıtkıBu makale, hoşgörü ahlakının veya politiğinin varoluş koşullarına ilişkin bir soruşturma aracılığıyla, yakın zamanda biri Yeni Zelanda’da, diğeri Norveç’te meydana gelen iki terör eylemi etrafında örülen söylem ve pratiklerin göstergebilimsel bir analizini yapıyor. Bu soruşturma esnasında, bir taraftan, Kant’ın, referans-değerleri bakımından ahlak yasalarına ilişkin yaptığı mantıksal araştırmadan, diğer taraftan, John Locke’un hoşgörünün varoluş koşullarına içkin teolojiye dair yaptığı örtülü araştırmadan faydalanıyor. Bu müracaatlarla, sözkonusu olaylar sonucunda yeniden gündeme gelen hoşgörü ahlakına ya da politiğine yerleşik kodları ve failleri veya özneleri şeffaflaştırmaya çalışan bu makale, bu anlamda üç temel yapılandırıcı unsur tespit ediyor: Hristiyanlık, Avrupalılık ve boşluk. Belirli varsayımları, yükleri veya yüklenen bir teleolojiyi muhafaza etme eğilimindeki bu sistemde yerleşik faillerinin örtülü bir biçimde nasıl çalıştığını göstermek üzere elek metaforuna müracaat ediliyor. Bu metaforik sistemde Hıristiyanlık ve Avrupalılıkın, hoşgörü ahlakının/politiğinin, Kantçı anlamda, amaç-öznesine karşılık geldiği; boşlukun ise bir taraftan hoşgörüye davet edilen ötekileri referans-değerlerinden arındırma işlevini gördüğü, diğer taraftan ise bu sistemde yerleşik failleri görünmez kıldığı öne sürülüyor.Master Thesis Palestinian Refugees in Jordan: Citizenship, Identity and Belonging(2025) Kılınç, Merve; Karadeniz, SıtkıBu tez çalışmasında, Ürdün'de yaşayan Filistinlilerin vatandaşlık statüleri kimlik açısından ele alınmış ve vatandaşlıkla elde edilen ya da yoksun kalınan hakların, bireylerin kimlik algıları üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Bu kapsamda, Ürdün'ün Filistinli mültecilere vatandaşlık vermeye yönelik politikası tarihsel ve siyasal bağlamda incelenmiş, bu politikanın Filistinli topluluklar üzerindeki sosyo-politik etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada, Ürdün'deki üç Filistinli mülteci kampı örneklem olarak ele alınmış; bu kamplarda yaşayan bireylerin kimlik oluşumlarının vatandaşlık, aidiyet ve hafıza gibi kavramlarla ilişkileri derinlemesine tartışılmıştır. Araştırmada, vatandaşlık ve kimlik arasındaki ilişkinin, yalnızca bir ülkeye aidiyeti belgeleyen resmi bir statüden ibaret olmayıp, bireyin toplumsal, siyasal ve kültürel kimliğini de şekillendiren çok katmanlı bir yapıyı ifade ettiğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Filistinli mültecilere en fazla vatandaşlık veren ülke olan Ürdün'ün, önemli bir örnek teşkil ettiği görülmüştür. Ürdün'de yaşayan Filistinlilerin bir kısmına vatandaşlık verilmişken, diğer bir kısmı bu haktan mahrum bırakılmıştır. Bu durum, 'Filistinlilik' kimliğinin inşasında ve deneyimlenmesinde belirgin farklılıklar oluşturmuştur. Yine bununla ilişkili olarak, vatandaşlık statüsüne bağlı olarak Filistinlilerin aidiyet duyguları ve 'geri dönüş hakkı'na ilişkin kolektif hafızalarının da değişkenlik gösterdiği görülmüş; bunun ise, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kimliğin bir bileşenini oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Ürdün'ün Filistinli mültecilere yönelik vatandaşlık politikası, Filistinlilik kimliği üzerinde belirleyici bir etken olarak ön plana çıkarken; Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının mülteciler için taşıdığı anlam, Filistinlilerin hangi (kamp/kamp dışı) mekânda ikamet ettiği, siyasal ve toplumsal katılım düzeyleri, Filistin'in neresinden ve ne zaman gelindiği, yaş ve cinsiyet, eğitim ve ekonomik sermaye düzeyi ve İsrail'in Filistin'e yönelik işgal ve saldırılarının yoğunluğu gibi faktörlerin de Filistinlilik kimliğinin şekillenmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Filistin, Ürdün, Mülteci, Kamp, Vatandaşlık, Kimlik.
