Acar, Necmettin
Loading...

Profile URL
Name Variants
Acar, Necmettin
Job Title
Doç. Dr.
Email Address
Main Affiliation
Department of Political Science and International Relations / Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
17
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS

1
Research Products
2
ZERO HUNGER

0
Research Products
5
GENDER EQUALITY

0
Research Products
6
CLEAN WATER AND SANITATION

0
Research Products
13
CLIMATE ACTION

0
Research Products
10
REDUCED INEQUALITIES

0
Research Products
16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS

2
Research Products
8
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH

1
Research Products
15
LIFE ON LAND

0
Research Products
3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING

0
Research Products
9
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE

0
Research Products
14
LIFE BELOW WATER

2
Research Products
4
QUALITY EDUCATION

0
Research Products
1
NO POVERTY

0
Research Products
7
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY

0
Research Products
11
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES

1
Research Products
12
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION

0
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

This researcher does not have a WoS ID.

Scholarly Output
15
Articles
7
Views / Downloads
173/944
Supervised MSc Theses
5
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
0
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
9
Supervised Theses
5
Google Analytics Visitor Traffic
| Journal | Count |
|---|---|
| Arap Baharı Sürecinde Suudi Arabistan’da Güvenlik ve Dış Politika | 1 |
| Basra Körfezi Güvenliğinin Yeni Dinamikleri | 1 |
| İmgelem (Online) | 1 |
| Insan & Toplum-The Journal of Humanity & Society | 1 |
| Insight Turkey | 1 |
Current Page: 1 / 2
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

15 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 15
Master Thesis Arap Baharı sürecinde insan hakları bağlamında Türkiye'nin Suriye politikası (2011-2019)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Sevgili, Ammar; Acar, NecmettinOtoriter rejimler, 2010 yılının sonlarında Ortadoğu'da başlayan sokak hareketlerini şiddet yoluyla bastırmak istemiştir. Bu durum başta Suriye olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinde başlayan sokak hareketlerinin büyüyerek iç çatışmalara dönüşmesine sebep olmuştur. Olaylardan etkilenen en önemli kesim şüphesiz sivil halk olmuştur. Suriye'de binlerce insan hayatını kaybederken milyonlarcası ülke içi ve dışında yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu olaylar incelenirken genelde güvenlik, ekonomi ve siyasi odaklı çalışmalar yapılırken insan hakları odaklı yaklaşımların eksik kaldığı görülmüştür. Bu çalışmada Arap Baharının başladığı 2011 yılından 2019 yılına kadar geçen süreçte Türkiye'nin Suriye politikası insan hakları bağlamında incelenmiştir. Uluslararası kamuoyunun Suriyede yaşanan insani krizlere olan yaklaşımı, Koruma Sorumluluğu (Resposibility to Protect) kavramsal çerçevesi bağlamında ele alınmıştır. Bu noktada küresel güçlerin pasif kaldığı ve söylemden öteye geçmedikleri görülmüştür. Darfur Krizi, Libya müdahalesi gibi somut olaylar incelenerek küresel güçlerin insani anlamda sorumluluk üstlenmedikleri hatta insani krizlerden sorumlu oldukları anlaşılmıştır. Buna karşılık Türkiye'nin insan hakları bağlamında yaptığı çalışmalar, dış politika kararları, insani politikaları, yaşanan krizler karşısında hazırlanan mevzuatlar ve uluslararası alanda ortaya koyduğu tavır neticesinde önemli bir rol üstlendiği görülmüştür. Türkiye, izlediği Suriye politikasının yalnızca ekonomik, siyasi ve güvenlik kapsamında değil, özellikle insan hakları merkezli olduğunu somut örneklerle ortaya koymuştur. Türkiye, insan hakları kapsamında uluslararası alanda örnek bir tavır sergileyerek rol model olmak için önemli bir vizyon üstlenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Makalelerden, tezlerden ve yaşanan olaylardan yola çıkılarak izlenimler, fikirler ve görüşlerden yararlanılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden İçerik ve Vaka Analizi metotlarından yararlanılmıştır.Book Arap Baharı Sürecinde Suudi Arabistan’da Güvenlik ve Dış Politika(Nida Akademi, 2023) Acar, NecmettinGeleneksel olarak dış politikasında yumuşak güç unsurlarına başvuran, bölgesel rakipleri ile askeri karşıtlıklardan kaçınan, çatışan taraflar arasında arabuluculuğu önceleyen, maruz kaldığı tehditleri önlemek için ABD güvenlik garantilerine yaslanan İbn Suud rejiminin, Arap Baharı sürecinde bu geleneksel dış politikasından radikal bir şekilde uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Bu süreçte rejimin dış politikasında yaşanan radikal değişim küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan gelişmeler ile bağlantılıdır. ABD’nin rejime sağladığı güvenlik garantilerinde yaşanan azalma, bölgesel aktörlerin rejimi tehdit eden politikaları ve rejimin gücünde meydana gelen nispi artış İbn Suud rejimini Arap Baharı sürecinde iddialı bir dış politikaya yönelmesine yol açmıştır. Rejim, bu süreçte bölgesel rakiplerinden kaynaklı tehditleri tırmandırmayı seçerek doğrudan askeri müdahalesi için bir gerekçe oluşturmuş, bölgesel çıkarlarını genişletmek için askeri güce başvurmayı da içeren çatışmacı bir dış politikaya yönelmiştir. Yeni dönemde geliştirdiği doğrudan askeri müdahaleye dayanan dış politikasını devam ettirebilmek için bölgesel aktörler arasında askeri oluşumlara liderlik etmeye, güvenliğini çeşitlendirmeye ve askeri/endüstriyel kapasitesini mümkün olduğunca arttırmaya çalışmıştır. İbn Suud rejimi, Arap Baharı sürecinde takip ettiği bu iddialı dış politika ile rejimine yönelik tehdide yol açan devletleri ve devlet dışı aktörleri dengelemeyi ve bölge genelinde oluşan güç boşluklarından da yararlanarak jeopolitik nüfuzunu genişleterek Ortadoğu bölgesinde liderlik rolü oynamayı hedeflemiştirArticle The Impact of Elite Fragmentation on Saudi Foreign Policy(Ilem, 2022) Acar, NecmettinIn the post-2015 period, Saudi Arabia has turned to an assertive and interventionist foreign policy in the Levant, South Arabia and Gulf region. In this period, the traditional system based on the balanced distribution of power and prestige within the Saud dynasty weakened and the cohesion between the elites disappeared. Crown Prince Mohammed bin Salman's removal of the powerful members of the Saud dynasty from the upper levels of the administration was the most important reason for the elite fragmentation in the country. As of 2021, the lifting of the Qatari blockade without any positive results, the failure to achieve the expected political gains from the Yemen war and the failure to establish a political order in favor of Saudi Arabia in Lebanon reveal that the assertive foreign policy does not make the expected contribution to the national security and interests of the country. One of the most important reasons for these failures in the foreign policy of the country is the elite fragmentation that has emerged recently.Book Part Muhammed bin Selman’ın Suudi Arabistan’da Devleti Yeniden Yapılandırma Politikası(TASAM Yayınları, 2023) Acar, NecmettinSuudi Arabistan devleti 2010’lu yıllardan itibaren önemli tehditlerle yüz yüze gelmeye başlamıştır. Küresel enerji piyasalarının yaşadığı köklü dönüşümlerin ülke ulusal refahı açısından ortaya çıkardığı tehditler, azalan ABD güvenlik garantileri ve varoluşsal düşmanı olan İran’ın Orta Doğu bölgesinde genişleyen ideolojik ve politik nüfuzu bu tehditlerden bazılarıdır. Suudi rejimine yönelik tehditlerin tırmandığı bir dönem olan 2015 yılında Suudi tahtına çıkan Selman’ın tercihleri ülke politik sisteminin yeniden yapılandırılmasına giden bir süreci başlatmıştır. Bu süreçte Muhammed bin Selman’ı Suudi politik sisteminde hızla yükselen profili ve genç Veliaht Prensin reform ajandası “Suudi müesses nizamı” da denilen ülkenin geleneksel politik sisteminde köklü bir değişime yol açmıştır. Suudi Müesses nizamı diye tabir ettiğimiz devlet geleneğinin kökenleri 1744 yılında Orta Arabistan’ın Necd bölgesinde kurulan birinci Suudi emirliğine dayanır ve bu nizamın kabaca üç temel unsuru bulunmaktadır; İbn Suud ailesi (hanedan), Muhammed bin Abdülvehhab ailesi (ulema) ve kudretli kabileler. Bu yüzden Suudi müesses nizamı veya rejimi denildiğinde sadece ülkeyi yönetme imtiyazına sahip olan kraliyet ailesinin değil yukarıda sayılan tüm bileşenlerin ortak çıkarları anlaşılmalıdır. Veliaht Prens, ülkenin karşı karşıya kaldığı varoluşsal tehditleri dengelemek ve Suudi tahtına giden yoldaki rakiplerini tasfiye etmek için devleti yeniden yapılandırma projensin en büyük destekçisi olmuştur. Muhammed bin Selman’ın Vizyon 2030 projesiyle ekonomiyi petrole bağımlılıktan kurtarmaya çalışması, “Ilımlı İslam” politikasıyla ulemayı ve yolsuzluk operasyonlarıyla hanedanın önemli isimlerini sistemden tasfiye etmesi devletin dayandığı önemli güç merkezlerini zayıflatarak Suudi politik sisteminde önemli bir meşruiyet krizine yol açmıştır. Ortaya çıkan meşruiyet krizini aşmak için bu dönemde rejimin meşruiyetini dayandıracağı yeni bir güç merkezi olarak reform politikalarına destek veren Suudi toplumu ortaya çıkmaya başlamıştır.Master Thesis Assessment of Türkiye's Post-Arab Spring Middle East Policy in Terms of Defensive and Offensive Realisms(2025) Saylık, Muhammed İkbal; Acar, NecmettinUluslararası kamuoyunda, son yıllarda giderek artan bir sıklıkta, Türkiye'nin bilhassa Arap Baharı sürecinde ve sonrasında takip etmiş olduğu dış politikanın revizyonist özelliklere sahip olduğu ve Osmanlı'yı yeniden diriltmek amacına matuf olduğu dile getirilmektedir. Bu iddiaların gerekçesi olarak da Türkiye'nin komşu ülkelerde gerçekleştirdiği sınır ötesi askeri harekâtlar, Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş sürecine ve bölgede yaşanan bir takım silahlı ihtilaflara, özellikle bir dönem aktif bir şekilde müdahil olması, Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında çeşitli büyüklüklerde askeri üsler kurması, yerli savunma sanayii alanında büyük yatırımlar ve hamleler yapması, Karadeniz'de ve Doğu Akdeniz'de tartışmalara yol açan enerji kaynakları arama ve sondaj çalışmaları yapması sayılmaktadır. Ancak bunun yanında, Türkiye'nin bölgedeki askeri ve ekonomik faaliyetlerini sadece revizyonist olarak tanımlamanın doğru olmayacağına dair görüşler de mevcuttur. Yapılan çalışmada ayrıntılı olarak ele alındığı üzere, ikinci görüşü savunanlara göre bu faaliyetlerin amacı esasen 2003 yılında Irak'ın işgali ve özellikle 2010 yılı sonunda başlayan Arap Baharı sürecinin ardından ortaya çıkan ve büyük ölçüde Türkiye'ye yönelik olduğu nitelendirilen terör tehditlerini kaynağında ortadan kaldırmak; Türkiye sınırlarının yanı başında oluşturulmaya çalışılan terör koridorları gibi yapıları tamamen bertaraf ederek ülke sınırlarının güvenliğini sağlamak ve sınır içerisinde ve sınırların ötesinde bulunan ekonomik ve siyasi çıkarları korumaktır. Yine bu yaklaşıma göre, Türkiye'nin geçmişten günümüze kadar sürdürdüğü ve bölgedeki mevcut statükonun korunmasına yönelik izlediği politikanın yanı sıra, komşularının toprak bütünlüğünü her fırsatta ve ortamda dile getirmesi, çeşitli kaynaklarca öne sürülen revizyonist dış politika söylemleriyle çelişen bir yaklaşım sergilemektedir. Bu çalışmada ikinci görüşü savunan yaklaşım doğrultusunda yapılmış olan çalışmalar incelenmiş ve buradan hareketle bu görüşü destekler mahiyette bir analiz yapılmıştır.Master Thesis Türkiye'nin Göçü Güvenlikleştirme Süreci ve İşlevsel Aktör Olarak Medyanın Rolü(2024) Yaz, Hamit; Acar, NecmettinGüvenlikleştirme teorisi 1990'lı yılların ortalarında Kopenhag Okulu yazarı Ole Waever tarafından ortaya atılmış, Barry Buzan, Jaap de Wilde, Morten Kelstrup, Pierre Lemaitre ve Elzbieta Tromer gibi diğer Kopenhag Okulu yazarlarının çalışmalarına da zemin hazırlamıştır. Teori, özellikle Soğuk Savaş sonrası etkisini artırarak sürdüren ulus devletleşme, milliyetçilik ve buna bağlı olarak oluşan yeni güvenlik konseptinin farklı bir güvenlikçi perspektiften incelenmesine de katkı sağlamıştır. Bilim ve teknolojideki ilerlemeler sayesinde küreselleşen günümüz dünyasında güvenlik kavramı da bu değişimden nasibini alarak boyut değiştirmiş, farklı sektörlerde de önemi artmaya başlamıştır. Soğuk Savaş döneminde geliştirilen geleneksel güvenlik yaklaşımına göre, güvenlik denilince akla güç kullanımı, çatışma, savunma ve somut tehditler gelmekte iken, günümüzde bu kavram siber güvenlik, iklim ve çevre güvenliği, göç vb. anlamlarda da karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesi, güvenlik kavramı paydasında en sık anılan bölge olmasının yanı sıra, bu kavrama son yıllarda savaş ve çatışmaların gölgesinde yaşanan 'göç' konusu da eklenmiş ve gündemdeki önemini arttırmıştır. Bu çalışmada, güvenlikleştirme teorisi bağlamında, Afganistan-Türkiye, Irak-Türkiye ekseninde ve son olarak Suriye'de 2011 yılında başlayan savaş süreci ve sonrasında Suriye-Türkiye ekseninde gelişen göç dalgalarının Türkiye'ye etkileri incelenmiş olup Türkiye'nin, yaşanan bu göç dalgaları karşısında gösterdiği tepki, siyasal duruş ve sergilediği çabalar 'Güvenlikleştirme Teorisi' bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca Türkiye'nin göçü güvenlik alanına taşımasında medyanın etkisi, elde edilen veriler çerçevesinde irdelenmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'nin göç sorununun güvenlikleştirilmesi sürecinde referans nesnesi olarak Türkiye'nin, güvenlikleştirici aktör olarak yürütme organı olan Cumhurbaşkanı ile birlikte işlevsel aktör olarak da medyanın rolü ele alınmış, çalışma sonucunda Türkiye'deki göçün güvenlikleştirilme sürecinin çok yönlü gerekçeleri ortaya konmuş olup, bu çabalarının sahaya yansımaları ve sonuçları üzerinde durulmuştur.Master Thesis Bağımsızlık Referandumu Sonrası Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (ıkby) Türkiye-İran Arasında Güç Rekabeti (2017-2023)(2024) Yağarcık, Baran; Acar, NecmettinOrta Doğu'da iki önemli aktör olan Türkiye ve İran, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile ilişkilere önem vermektedir. 2005'te federe bir statü kazanan IKBY bölgede yasal zeminde iş birlikleri yapma imkânı yakalamış ve bir cazibe merkezi hâline gelmiştir. IKBY'nin stratejik açıdan önemli bir konumda bulunması ve büyük bir ekonomik potansiyele sahip olması Türkiye ve İran'ın bölgede güç rekabetine girmesine neden olmuştur. Bölgede zamanla güçlenen IKBY, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölge ülkelerinin tüm itirazlarına rağmen 25 Eylül 2017 tarihinde bağımsızlık referandumuna gitmiştir. Bağımsızlık referandumundan sonra hem Türkiye hem İran IKBY'ye sert tepki göstermiş ve bir süreliğine IKBY ile ilişkilerine mesafe koymuştur. Ancak IKBY'nin sahip olduğu önemli stratejik konum Türkiye ve İran'ın bölge ile ilişkilerini geliştirmeye devam etmesinde etkili faktörlerden biri olmuştur. IKBY iç siyasi yapısının dış müdahalelere açık olması ve bölgede bir güç boşluğunu kabul etmemesi Türkiye ve İran'ı IKBY ile ilişkileri güçlü tutmaya zorlayan başka bir faktördür. Türkiye, IKBY'deki ana aktör Erbil yönetimi üzerinden, İran ise Irak merkezi hükümeti ve IKBY'deki muhalif iç aktörler üzerinden bölgede güç rekabetini sürdürmektedir.Article Suudi Arabistan’ın İran’ı Dengeleme Politikasının Değişimi(İran Çalışmaları Dergisi, 2022) Acar, NecmettinKurulduğu günden beri rejim güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamak için dışarıdan hamilere dayanmayı geleneksel dış ve güvenlik politikası olarak benimseyen Suudi Arabistan, 2015 sonrası dönemde yaşanan bazı gelişmeler nedeniyle yeni güvenlik arayışlarına girmiştir. Çünkü bu dönemde Orta Doğu bölgesinde oluşan güç ve güvenlik boşlukları ve İran liderliğinde yükselen Şiilik, Suudi vatandaşı Şiilere cesaret aşılamış ve Şiilerin rejim karşıtı siyasal aktivizmlerine önemli bir destek sağlamıştır. 2015 sonrası ABD’nin Suudi rejim güvenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik garantilerinin azalması, Suudi liderliğinde oluşturulan “Sünni Konsensüsü”nün Yemen ve Suriye krizlerinde etkisiz kalması, Rusya ve Çin’in İran’la derinleşen ilişkileri Riyad yönetimini dâhili dengeleme politikasına yönlendirmiştir. Bu süreçte Riyad yönetimi içeride ve dışarıda sürdürdüğü Şii karşıtı sertlik yanlısı mezhepsel politikayla içeride rejime muhalif olan Sünni İslamcı kanadın rejimle kenetlenmesini sağlamaya çalışmıştır. Bu politika aynı zamanda Suudi-İsrail yakınlaşmasına Suudi kamuoyunda meşruiyet kazandırmak için de kullanılmıştır.Article İran-suudi Arabistan Rekabeti Karşısında Çin Dış Politikası(2022) Acar, NecmettinEnerji güvenliği, askeri gücün temelini oluşturan endüstriyel kapasiteyi belirleyen ana etmen olması sebebiyle, ulusal güvenlik stratejinsin en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilir. Küresel bir aktör olmasını önemli ölçüde, büyüyen ekonomisine ve güçlü endüstriyel kapasitesine borçlu olan ve enerji ihtiyacı gittikçe artan Çin de, enerji ihtiyacını güvene almayı önemli bir dış politika gündemi olarak kabul etmektedir. Orta Doğu güvenlik mimarisinin 2010 yılı sonrası dönemde yaşadığı köklü değişimler Çin enerji güvenliği açısından önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu sonuçlarından en önemlisi İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabetin, yoğunlaşan vekâlet savaşlarıyla ideolojik alandan jeopolitik alana taşınması olmuştur. Bu süreçte enerji nakil hatlarına yönelik artan saldırılar, toplam petrol ithalatının yarısından fazlasını Körfez bölgesinden karşılayan Çin’in enerji güvenliği açısından ciddi bir tehdidi açığa çıkarmıştır. Enerji ihtiyacı hızla artan ve ABD ile küresel bir rekabete girişmiş olan Çin’in Körfez’deki çıkarlarını korumak için bölgeye yönelik askeri güç projeksiyonu geliştirmesi beklenirken bundan kaçındığı, İran-Suudi rekabetinde tarafsız kaldığı ve her iki aktörle de iyi ilişkiler geliştirdiği görülmüştür. Çin’in bu rekabette sergilediği tarafsızlık ve her iki aktörle de yakın ilişkiler geliştirme politikası enerji ihtiyacını güvene alma amacıyla yakından alakalıdır.Article Orta Doğu Güvenlik Mimarisinde Yaşanan Değişimin İsrail Siyasetine Etkileri(2023) Acar, Necmettinİsrail, 2020 sonrası dönemde içeride Filistinlilere karşı baskıyı artıran, dışarıda ise komşu Arap devletlerine karşı yoğunlaşan saldırgan bir politikaya yönelmiştir. İsrail iç ve dış politikasında yaşanan bu değişim önemli ölçüde 2000 sonrası dönemde Orta Doğu güvenlik mimarisinin yaşadığı dönüşümün bir sonucudur. 2003 yılındaki ABD işgali ile başlayıp 2010 yılındaki Arap Baharı ile devam eden süreç Irak, Mısır ve Suriye gibi bölgesel aktörlerin zayıflayarak bölgesel siyasetteki ağırlıklarını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Arap Baharı sürecinde Filistin meselesine kitlesel destek ve kamuoyu ilgisi uyandıran Reformcu İslamcılık düşüncesinin zayıflaması da Arap kamuoyu nezdinde Filistin meselesine olan ilgide bir azalma ortaya çıkarmıştır. Irak, Suriye ve Mısır gibi güçlü bölgesel aktörlerin zayıfladığı, Reformcu İslamcılık düşüncesinin itibar kaybettiği bir dönemde ekonomik olarak güçlü olsalar da askeri açıdan zayıf olan Körfez ülkelerinin Filistin meselesinde liderliğe soyunmaları İsrail’in elini güçlendirmiştir. Bölgede İsrail’i sınırlama/dengeleme kabiliyetine sahip aktörlerin pozisyonlarında yaşanan zayıflama İsrail’i iddialı ve revizyonist politikalar konusunda cesaretlendirmiştir.

