Akman, Ekrem

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Akman, E.
Job Title
Doç. Dr.
Email Address
ekremakman@artuklu.edu.tr
Main Affiliation
Department of History / Tarih Bölümü
Status
Current Staff
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

5

GENDER EQUALITY
GENDER EQUALITY Logo

2

Research Products

10

REDUCED INEQUALITIES
REDUCED INEQUALITIES Logo

1

Research Products

11

SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES Logo

1

Research Products

14

LIFE BELOW WATER
LIFE BELOW WATER Logo

2

Research Products

16

PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS Logo

2

Research Products
Documents

4

Citations

2

h-index

1

Documents

0

Citations

0

Scholarly Output

27

Articles

18

Views / Downloads

253/5578

Supervised MSc Theses

5

Supervised PhD Theses

1

WoS Citation Count

2

Scopus Citation Count

2

WoS h-index

1

Scopus h-index

1

Patents

0

Projects

1

WoS Citations per Publication

0.07

Scopus Citations per Publication

0.07

Open Access Source

21

Supervised Theses

6

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Middle Eastern Studies2
Vakıflar Dergisi2
Diyarbakır: Alimler, Arifler, Edipler1
Hitit İlahiyat Dergisi1
HİTİT İLAHİYAT DERGİSİ1
Current Page: 1 / 4

Scopus Quartile Distribution

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 27
  • Book Part
    II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE DEVLET, AŞİRET VE YEREL BÜROKRASİ ÜÇGENİNDE BİR ŞEYH: ŞEYH HALİD
    (Ekrem Akman, 2018) Akman, Ekrem
    Şeyh Halid, Diyarbekir’e tabi Siverek kazasına bağlı Karacadağ’daki Gülpınar köyünde Nakşibendi Tarikatına mensup bir şeyhtir. 1890’lı yıllarda burada irşat faaliyetinde bulunurken, müritlerinin çoğalarak civar köylerde de taraftar bulması, yerel idarecilerin dikkatini çekmiş, dönemin geçer akçesi olan tecessüs ve jurnal sonucu bulunduğu köyden uzaklaştırılarak, Mekke-i Mükerreme’ye sürülmüştür. Bu olay merceğinden bakarak, Sultan II. Abdülhamid döneminde, devlet-tarikat-aşiret ilişkileri ortaya konulacaktır. İkinci Meşrutiyetten önce Abdülhamid döneminde devlet, aşiret ve bürokrasiüçgeninde sıkışan Şeyh Halid, devletin güçlenen tarikatları kontrol altına alma politikasının kurbanı olmuştur. Bu olay ışığında taşradaki yönetim birimleri arasındaki çelişkiler ve yetki karmaşası ortaya konmuştur. Adı geçen yerel yöneticilerin hükümet merkezini nasıl bilgilendirdikleri, taşradan merkeze giden jurnal raporlarının gerçeği ne derece yansıttığı, Şeyh Halid olayındaki ilginç gelişmeler, arşiv belgeleri ışığında sergilenmiştir. Dönemin jurnal ve kontrol sisteminin parçaları olan yerel idarecilerin nasıl bir güçler dengesi içinde tahterevalli oynadıkları arşivdeki resmi yazışma ayrıntılarından derlenmiştir. Bu çerçevede Osmanlı Devleti’nin Tanzimat’tan Meşrutiyet’e giderken Abdülhamid dönemi politikalarının Anadolu’da nasıl uygulandığı da irdelenecektir.
  • Master Thesis
    Adana Vilayetinin Sosyal ve İdari Yapısı (1850-1900)
    (2025) Tabar, Kadir; Akman, Ekrem
    Adana, çağlar öncesine dayanan geçmişi, jeopolitik ve stratejik konumu nedeniyle birçok devletin egemen olduğu Çukurova bölgesinin merkezinde yer alır. Bizans ve Ermeni hanedanlarının egemenliğinden sonra İslam ordularının gelmesiyle birlikte bölge İslamlaşmaya başlamıştır. Abbasilerin sınır boylarına Türkmenleri yerleştirmesi ise başta Tarsus, Misis ve Adana'nın kaderini etkilemiştir. Türkmen boylarından Üç-ok boyuna mensup Ramazanoğlu ailesi, Adana'ya uzun süre hâkim oldukları dönemde Memluk ve Osmanlı güç mücadeleleri arasında var olmaya çalışmışlardır. XVI. yüzyıldan itibaren ise şehir tamamen Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bir süre Ramazanoğlu ailesi tarafından yurtluk-ocaklık olarak yönetilse de Ramazanoğlu beylerinin etkisini yitirmesiyle klasik Osmanlı İdari sistemine dahil olmuştur. Çalışmamızda Müslümanların ve gayrimüslimlerin bir arada yaşadıkları, gayrimüslimlerin haklarının Müslümanların garantisinde olduğu, mahalleleri, camileri, pazarları, hamamları ve ticari mekanlarıyla şehir olmanın en önemli özelliklerini taşıyan özgün bir Osmanlı şehri olan Adana'nın, XIX. yüzyılın ikinci yarısındaki sosyal ve idari yapısı incelenmiştir. Tanzimat reformlarının Adana'daki etkileri, Tanzimat sonrası açılan idari ve askeri kurumları, merkezi yöneticiler ile şehrin yerel unsurları olan eşraf ve aşiretlerin güç mücadeleleri, bu mücadelelerin etkisiyle oluşturulan ve merkezi otoriteyi bölgede tesis etmek ve konar göçer aşiretleri iskân etmek amacıyla oluşturulan Fırka-ı Islahiyye, arşiv belgeleri, salnameler, şer'iyye sicillleri, seyahatnameler ve nüfus defterleri gibi kaynaklar ile aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Adana, XIX. Yüzyıl, İdari, Sosyal
  • Article
    19. Yüzyılda Mardin Kadın Vakıfları ve Kadınların Mülkiyet İlişkileri
    (Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2022) Akman, Ekrem
    Öz Bu çalışmanın konusu 19. yüzyılda Mardin’de kadınların kurduğu vakıflar, kadınların vakıflar bağlamında iktisadî rolleri ve mülkiyet ilişkileridir. Makalede cevabı aranan temel soru, kadın vakıflarını diğerlerinden ayıran özellikler, kadınların vakıflar aracılığı ile ortaya koydukları sosyal ve iktisadî faaliyetler etrafında gelişen mülkiyet ilişkileridir. Mülk sahibi olarak vakıf kuran, vakıflarda mütevelli ve lehdar olarak kadınların iktisadî ve sosyal rollerinin derecesi çalışmanın temel problemidir. Çalışmada öncelikle Mardin’de kadınların 19. yüzyılda kurdukları vakıflar; vakfiyeler, şer’iyye sicilleri ile arşiv belgeleri temel alınarak tespit edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Mardinli kadınların 19. yüzyılda kurdukları vakıfları tanıtarak, Osmanlı toplumunda kadın ve mülkiyet ilişkileri hakkındaki tartışmalara Mardin örneği bağlamında katkı sağlamaktır. Kadın vakıfları ve kadınların mülkiyet ilişkilerine dair literatür taramasına ve alandaki tartışmalara kısaca değinildikten sonra Mardinli kadınların kurdukları vakıflar tespit edilerek özelliklerine değinilmiştir. Makalede, ayrıca vakıf kurucusu, mütevelli ve lehdar olarak kadınların vakıflardaki rolleri ve diğer akrabalarıyla mülkiyet ilişkileri ve mücadeleleri de ortaya konmuştur.
  • Article
    BİR ARKEOLOJİK KAZININ ASLINDA SÖYLEMEDİKLERİ: TEL HALEF’TE OSMANLI BÜROKRASİSİNİN ÇARESİZLİĞİ
    (2022) Akman, Ekrem; Avcı, Remzi
    Filolojik ve arkeolojik çalışmaların katkısıyla Mezopotamya ve Mısır tarihinin Roma’dan daha eski olduğunun keşfi bu coğrafyalara olan bilimsel ilginin gelişmesine olanak vermiştir. Bu bağlamda Osmanlı coğrafyası neredeyse arkeolojik aktivitelerin merkezi haline gelmiştir. Osmanlı coğrafyasında 19. yüzyılın sonlarında -Avrupalı alaylı ve mektepli (profesyonel-amatör) arkeologların mensubu bulundukları büyükelçilikler ya da kendi adlarına yaptıkları ruhsatlı ve kaçak kazılar olmak üzere önemli arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı-Alman siyasi yakınlaşması diğer Avrupalı devletlere nazaran arkeolojik çalışmalarda da Almanların bir ayrıcalık kazanmalarına imkân vermiştir. Bilimsel kaygılarla beraber Alman hükümeti bu kazıları, Osmanlı üzerindeki kültürel yayılmanın bir parçası olarak algılamış ve bu düşünce ile desteklemiştir. Max von Oppenheim (1860-1946) Osmanlı arkeoloji araştırmalarında çok önemli ve özel bir yerde durmaktadır. Oppenheim, 1899 yılında Fırat ve Dicle nehirleri arasında bugünkü Suriye-Türkiye sınırının yakınında bulunan Rasulayn kasabası sınırları içerisindeki Tel Halef adlı antik bir yerleşim yeri olan bölgede antik Guzan kentini keşfetmiştir. Uzun uğraşlar sonucu aldığı izinler ile Tel Halef kazılarına ancak 1911 yılında başlayabilen Oppenheim, yıllarca süren çalışmaları esnasında Ârâmî kral sarayını keşfetmiş ve bugünkü Suriye topraklarında, neredeyse unutulmuş bir kültürün eşsiz eserlerini ortaya çıkararak yurtdışına kaçırmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın merkezî gücünün zayıflaması taşrada da belirgin bir şiddette hissedilmişti. Merkez-taşra bürokrasisini derinden sarsan bu arızi durumun olumsuz sonuçları Tel Halef kazıları ve ortaya çıkarılan asar-ı atikayla (tarihi eserler) ilgili uygulama ve politikalarda açık bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır. Bu bağlamda bu çalışma, ilk olarak merkez-taşra arasındaki bürokratik görüş ayrılıklarının tarihi eserlerin yurtdışına kaçırılmasına kolaylık sağladığını iddia eder ve bunu Oppenheim’ın Tel Halef kazılarında pratize etmeyi dener. İkinci olarak bu makale bir kısım yerel idarecilerin (Celâleddin ve Hüseyin Kazım Kadri Bey özelinde) tarihi eserlerin kaçırılmasına nasıl engel olmaya çalıştıklarına odaklanır.
  • Book Part
    19.YÜZYILIN SON ÇEYREĞİNDE SİVEREK’TE AİLE DEMOGRAFİSİ ve MAHKEMEDE KADIN SESLERİ
    (Çizgi Kitabevi, 2022) Akman, Ekrem
    Giriş Siverek kazası Osmanlı’da merkeze epey uzak, ekonomik ve nüfus açısından kendi halinde küçük bir kasabadır.1 Ancak bünyesinde idari, adli ve beledi tüm devlet kurumlarını klasik dönemden beri barındırması açısından tipik bir Osmanlı şehridir. Mahkemesi şehir halkına açık olduğu gibi, gayrimüslimler ve köylülerin de çoklukla uğradığı faal bir yargı merkezidir. Bu çalışma ile öncelikle 444 sayılı tereke defterindeki 250 adet tereke verileri ışığında dönemin Siverek kazasında aile demografisi ortaya çıkarılacaktır. İkinci bölümde şer’iyye sicillerine dayanarak Siverek’te anılan dönemde aile içi davalar, kadının toplumda ve ailedeki statüsü, mal varlığı, mahkemeyi kullanma pratiği, boşanma davlarında kadının rolü ortaya konacaktır. Adı geçen defterde 250 adet terekenin verileri kısmen kullanıldı. Tereke defterindeki 250 adet miras kaydında şehirde oturan Müslüman şahıslara ait tereke sayısı 135, köyde oturan tereke sahibi 43, gayrimüslimlere ait terekeler 37, kadınların (dul veya evli) bıraktığı tereke sayısı da 25 adettir. Okunamayan ya da başka bir miras taksimine tamamlayıcı nitelikte hükümler içeren 10 kayıt değerlendirmeye alınmadı. Bu çalışmada sadece kadın, çocuk sayısı, tereke miktarları gibi aileyi ilgilendiren veriler değerlendirildi. Makalede, Siverek kasabası ve köylerinde demografik yapısı ortaya çıkarılan ailede karı-koca arası ilişkiler, kadının ailede ve toplumdaki rolü mahkemelere yansıyan zabıtlarla ortaya çıkarılmaya çalışıldı.
  • Doctoral Thesis
    İran'da Nasirüddin Şah Dönemi (1848-1896)
    (2025) Tan, Hasan; Akman, Ekrem
    Bu tez, 19. yüzyılın ikinci yarısında İran tahtına oturan Nasırüddin Şah'ın uzun süren hükümdarlığı boyunca yürüttüğü reform girişimlerini, merkeziyetçilik politikalarını ve dış ilişkilerdeki yönelimlerini çok katmanlı bir dönüşüm süreci içinde ele almaktadır. Şah'ın siyasal tarzı, reform çabaları ve iktidarını pekiştirme stratejileri kurumsal yeniden yapılanmayı önceleyen bir yön taşımış; ancak toplumsal direnç, dış müdahaleler ve idari yapının kırılganlığı bu girişimlerin etkisini sınırlamıştır. Çalışma, devlet aygıtında hedeflenen yapısal dönüşümleri; toplumsal eşitsizlik, kültürel gerilimler ve modernleşmenin sınırlı toplumsal yankıları eşliğinde tartışmaktadır. Ayrıca büyük güçlerle kurulan diplomatik ilişkilerin yalnızca siyasi dengeleri şekillendirmekle kalmayıp, ekonomik bağımlılığı artırarak toplumsal huzursuzluğu derinleştirdiği ortaya konmuştur. Nasırüddin Şah bu çalışmada, dönemin dönüşüm dinamiklerine yön veren etkili bir özne olarak ele alınmaktadır. Onun iktidarı, İran'ın geç-modernleşme sürecini kavramak açısından güçlü bir çözümleme ekseni sunmakta; bu sürece içkin olan yapısal açmazları ve tarihsel imkanları birlikte anlamayı mümkün kılmaktadır.
  • Article
    İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlı’da Devlet-Yezidi İlişkileri
    (Hitit İlahiyat Dergisi, 2021) Akman, Ekrem
    Yazidis or Ezidis are a Kurdish speaking religion group, living in the Sheyhan and Sinjar region around Mosul as well as rural areas of Diyarbakir, Urfa and Mardin. Yazidism is an ethno-religious faith, which is specific to certain families and in which any person out of this belief is not accepted. There are still unresolved debates about when and by whom Yazidism was founded, its origin, and basic belief figures. Islamic scholars argue that the Yezidism was founded by the community known as Adeviye Sect, maintained by the followers of Adi. b. Musafir,(555/1160) a Sunni sufi, after his death but then deviated from the belief of Islam in time and became an aberrant religion. Some also claim that this belief has survived as a remnant of Iranian religions such as Zarathustra, Mani and Mithraism (Mihrperest). The Ottoman Empire, occupied the surrounding of Mosul and Diyarbekir in 1514, started to have relationships with the Yazidis. Following this date, the state-Yezidi relationships in the Ottoman Empire regarding obedience, belief and military started. When the Yazidis followed the rules specified by the state, they were granted agricultural lands and areas, and they were accepted to be citizens. However, when they did not obey and revolted, they were accused of being disbeliever, not performing prayers and being aberrant, for this reason, they were punished. In this regard, the attitude of the state towards heterodox groups was determined not by religion and belief, but rather by sovereignty and obedience in the classical period of the Ottoman Empire. With the period of Tanzimat, the state-Yazidi relationships, which was centered on obedience, was first transformed into "Ottomanism", in which all citizens were accepted equal based on belief and military, and then Pan Islamism. Yazidi clergymen and leading figures refused to join the military by urging that their religion did not allow this. Faith and belief were at that time essential for the Ottoman Empire-Yazidi relationships, which was previously based on obedience and revolt. A number of projects were performed for communities and groups which were wanted to be included in the Pan-Islamism and prevent them from being targeted by foreign interventions. In this respect, in addition to the activities of heyet-i tefhimiye, firka-i islahiye, irsad committees, religious education, school and mosque construction activities were initiated. The offer of the Yazidis to solve military problems by paying a certain amount of money like Christians and Jews was not accepted by the state. After the second constitutional era, the demands of the Yazidis regarding a treatment such as exemption from military service in return for jizya or paid military service as a separate religion like Christians and Jews began to be discussed among the Ottoman bureaucrats and administrators. They stated that the group declaring themselves as Yezidi and believing in this respect had to be accepted as Yazidi in accordance with religious and sect freedom, the State had to recognize the religion of the Yazidis and their spiritual leaders had to benefit from the laws applicable for the spiritual leaders of non-Muslim groups. In this article, it is sought to answer the belief problems of the Yazidis and the question of whether the factor of obedience or belief were more determinant in Ottoman-Yazidi relationships. In this research it is claimed that in the classical period when the Ottoman Empire was powerful, its attitude towards the peripheral belief groups and communities was determined by obedience, not by religion and belief. After the Tanzimat, when the external pressures were dominant, these groups were tried to be included in the center by correcting their beliefs by means of military services. This article is divided into three parts: In the first part, the founder and naming of the Yazidi belief, which constitute the main problem of their history, will be examined. In this context, this section will discuss their relations with Satan and Yazid figures, which they define with a different physiognomy. The second part will analyse the Ottoman-Yazidi encounter in the classical period. The third part will focus on military service, which became the main problem in the state-Yezidi relations after the Tanzimat era. The contradictions in the beliefs of the Yazidis also an important part of this article. Therefore, the muhimme defters and the other archive documents were also used in this study to understand the Ottoman Empire's approach to Yazidis and the other-similar heretic groups in the classical and the Tanzimat period. This article will fill an important gap by comparing the functioning of the Ottoman state mechanism in the classical and Tanzimat era.
  • Article
    ÇATIŞMA VE SUSUZLUK GÖLGESİNDE BİR ŞEHRİN DOĞUŞU: BİR KAZA MERKEZİ OLARAK MİDYAT
    (Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 2022) Akman, Ekrem; Avcı, Remzi
    ÖZET Şer’iyye sicillerindeki kayıtlarda Midyat, 1823’e kadar henüz bir köy statüsündedir. Midyat adı bir kaza olarak ancak 1835 tarihli muhasebe defterinde kayda geçmiştir. Bu tarihten sonra da 300’den fazla köy, idari olarak Midyat’a bağlanmıştır. Turabdin gibi geniş bir alana yayılan irili ufaklı yerleşim birimlerinde vergi, askerlik ve asayiş konularında düzeni sağlamak amacıyla Mahallemi, Halil Begli-İsa Begli ve Midyat kazaları kurulmuştur. Turabdin’de idari bir birim olarak bir kazanın kurulmasının üç temel gerekçesi vardır. Bunlar; aşiretlerin yarattığı asayişsizlik, verginin toplanamaması ve asker celbinde yaşanan olumsuzluklardır. Midyat’ın bir kaza statüsüne ulaşması oldukça karmaşık bir süreçtir ve şehir farklı dönemlerde yeni idari düzenlemelere maruz kalmıştır. Merkezdeki su sıkıntısı da Midyat’ın şehirleşmesindeki en büyük engel olmuştur. Bu bağlamda bu çalışma 1810’dan 1900’lü yıllara kadar çok geniş sınırlara sahip olan Midyat’ın kaza merkezine dönüşme sürecine dair önemli tartışmalara odaklanır. Bu makale, süreç içerisinde güvenlik ve su meselesinin hayati bir önem taşıdığını iddia ederek, tüm şehirleşme serüveninin de söz konusu tartışma etrafında döndüğünü Osmanlı arşivleri ışığında ortaya koymayı dener.
  • Book Part
    AŞİRETLERİN KISKACINDA GÖZDEN DÜŞEN ŞEHİR: 19. YÜZYILDA NUSAYBİN
    (PEGEM Akademi, 2022) Akman, Ekrem
    Giriş Nusaybin, Orta Çağ’ın oldukça önemli bir şehriydi. Bu çalışma, 19. yüzyılın başından son çeyreğine kadar Nusaybin’in idarî yapısına, sosyal ve asayiş olaylarına odaklanarak şehrin zaman içerisinde nasıl bir köy haline dönüştüğünü sorgulamaktadır. Vazgeçilmez bir ticari güzergâhın kavşağında yer alan Nusaybin, Osmanlı yönetiminde büyük devletlerin savaş alanı olmaktan çıkmasına rağmen, 1600’lerin ortasından itibaren Sincar eşkıyalarına ek olarak güneyden gelen Şammar ve Aneze Urban aşiretlerinin cevelangâhı olmuştur. Tüm bunlara askerî birliklerin yetersizliği de eklenince bölge adeta güvenliğin olmadığı, yerleşim yerlerinin sürekli tahrip ve talan edildiği bir alana dönüşmüştür. Çağçağ Nehri’nin aktığı havzada eskiden yapılan kanalların bozularak bataklıklara dönüşmesiyle birlikte şehir rutubetli vahim bir iklime evrilmiştir
  • Article
    Networks of Relationships of the City Notables in the Ottoman Sharia Court: “Muzakkis, Shuhûd Al-Hal and Muslihun”
    (Creative Publishing House, 2025) Akman, E.
    In Ottoman urban life, the judge and the sharia court Formed the center of social networks. In the functioning of the sharia court, testimony of the witnesses is the foundation of the judicial procedure. Aside of the witnesses of the incident, there is also a class referred to as the notables(eşraf), who are known by different names, consisting of the city's respected and upright Muslims known for the sharia court. These are the classes called just witnesses(adil şahitlar), validators (muzakkiler), witnesses of the incident (şühûdu'l-hal) and mediators (muslihun), who are included in the records during the trial process. This class, defined in the records as the peomin Figures of the city (vücuh), the respected of the realm(muteberân-I memleket), and the arbiters of the town, constitutes the court’s social periphery. The subject of the article is to trace the class seen in the records with their roles in the sharia trial processes, which are at the center of urban social life in the Ottoman/Islamic city. These are the civil mediators, those who take part in the investigation of the witnesses, and the respected part of the city who participate in the process by signing the verdict in the role of spectators in the court. Examining The status and relations of this social class, called the arbiters or notables in the Ottoman city from the perspective of the court environment, are important in terms of urban studies. The article investigates the identities of the mentioned class-muzekkiler, şühûdu'l-hal and muslihun-, their status in society, and their roles in the court and in the trial process. The sharia records were used as the main source in the study. In the context of the records scanned as primary sources, it was aimed to reveal the duties or roles of the mentioned social class in the court, their relations with the judge and the court, and their position and status in the urban social life of the city. © 2025, Creative Publishing House. All rights reserved.