Profile URL: https://hdl.handle.net/20.500.12514/8324
Job Title:Dr. Öğr. Üyesi
Main Affiliation:02.12. Sosyoloji Bölümü
Status: Former Staff
Name Variants:
Gurhan, Uyesi Nazife GÜRHAN, Nazife
19 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 19
Article Kadın Yoksulluğunun Tarihine Kapı Aralamak-18. Yüzyılın İkinci Yarısında Kadın Yoksulluğunun Toplumsal Görünümleri(Istanbul Univ, 2019-07-03) Gürhan, NazifeToplumsal hiyerarşinin en alt tabakasına gönderme yapan yoksulluk, yeterli kaynak ve gelire sahip olamama durumu olarak tanımlanabilir. Son yıllarda toplumsal cinsiyet çalışmalarındaki artışla birlikte kadınların yoksulluğu deneyimleme biçimlerindeki cinsiyet farklılıklarına vurgu yapan “kadın yoksulluğu” kavramsallaştırması kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram kadınların toplumda var olan rolleri ve statülerine bağlı olarak yoksulluk deneyimlerinin erkeklerden farklılaşmasını ifade etmektedir. Bu çalışmanın ana konusu 18. yüzyılın ikinci yarısında Diyarbekir’de yaşamış yoksul kadınların yoksulluk deneyimlerini ortaya çıkarmaktadır. Bir tarihsel sosyoloji araştırması olan çalışmanın ana kaynağı dönemin Diyarbekir Eyaleti’nin merkezi konumundaki Amid mahkemesine ait 7 adet şer’iyye sicili defteridir. Bu defterlerde bulunan tereke/miras kayıtları arasından tespit edilen 119 yoksul kadına ait belgedeki yoksulluk imgeleri üzerinden incelenen dönemde yaşayan kadın yoksulların gündelik hayatlarının fotoğrafını çekmek, böylelikle kadın yoksulluğunun tarihsel arka planına ışık tutmak amaçlanmaktadır. Çalışmada kadın yoksulların gündelik mekanlarını oluşturan evlerin genel olarak harabe evler olduğu, giyinme pratiklerinde ise “köhne” olarak tasvir ve tabir edilen kıyafetlerin varlığı dikkat çekici hususlar olarak ortaya çıkmıştır. Yine kadın yoksulların (ortalama 51 kuruş servet) erkek yoksullara (ortalama 57,5 kuruş servet) göre yoksulluğu daha derinden yaşayarak yoksullar arasındaki en yoksul kesimi oluşturdukları görülmüştür. Bu durum günümüzde yoksulluğun kadınlar arasında daha derin yaşandığını ifade eden “yoksulluğun kadınsılaşması” kavramının geçmişte de var olduğuna bir işarettirMaster Thesis Rousseau ve Wollstonecraft Düşüncesinde Kadın: Karşılaştırmalı Sosyolojik Bir Analiz(2025) Satılış, Kübra; Gürhan, NazifeBu tez, Jean Jacques Rousseau ve Mary Wollstonecraft'ın kadına ilişkin görüşlerini karşılaştırarak sosyolojik bir analizini ortaya koymaktadır. Her iki düşünürün bu husustaki görüşleri genel olarak insan ve toplumsal roller çerçevesinde bütüncül bir anlamda ele alınmaktadır. Birinci Dalga (Liberal) Feminizmin kurucu teorisyenlerinden biri kabul edilen Wollstonecraft, iyi bir toplum inşa etmek için kadınların da erkekler kadar bireysel ve toplumsal sorumlulukları olduğunu belirtir. Rousseau'nun aksine kadınların bunları yapabilecek güç ve iradede olduklarını da vurgulayan Wollstonecraft hem gerçek hayatında hem de yazdığı birçok eserinde bu konuyu işlemiştir. Kendisi de bir Aydınlanmacı olan Wollstonecraft'ın, Aydınlanma karşıtlığıyla ünlü olan Rousseau'yu temel alarak yaptığı eleştiriler aslında Aydınlanmacıların kadınlara yönelik ihmalkâr tavırlarını da hedef almaktadır. Bununla birlikte tezde karşılaştırma için Rousseau tercih edilmiştir. Bunun temel sebebi, Wollstonecraft'ın kadının yeri, rolü ve doğasına yönelik söylemlerini akılsallık çerçevesinde ortaya koyarken Rousseau'nun kadını doğal olarak erkekten daha aşağı gördüğünü bilinçli bir şekilde belirtmesi ve bunu savunmasıdır. Bu temelde tez, Wollstonecraft'ın görüşlerini Rousseau'nun insan doğası, akıl, duygu, din, özgürlük ve toplumsal roller açısından kadına bakışı bağlamlarında ele alıp karşılaştırmaktadır. Bu bağlamda çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, birincil kaynaklar olarak her iki düşünürün temel eserleri analiz edilerek teorik bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece, Wollstonecraft'ın Rousseau'yu eleştrisi çerçevesinde kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki görüşleri sistemeatik bir biçimde incelenmiştir.Article Türk Sosyolojisinde Değişen Eğilimleri Anlama Denemesi: Sosyoloji Dergisi Örneği(2020) Gürhan, Nazife; Yücedağ, İbrahim19. yüzyılda Batılı toplumların toplumsal sorunlarına çözüm bulmak amacıyla ortaya çıkan sosyolojibilimi, 20. yüzyılın erken döneminde Türkiye’de de kürsü düzeyinde yer edinmeye başlamıştır. 1914’teİstanbul Üniversitesi’nde kurulan ilk sosyoloji bölümü, bölüm bünyesinde bir yandan öğrenciler yetiştirmiş biryandan da Sosyoloji Dergisi isimli bir dergi çıkararak akademik yayın dünyasına önemli bir katkı sağlamıştır.Bu derginin ilk sayılarında sosyolojinin kurumsal açıdan yerleşebilmesi adına daha çok teorik konular elealınmışken sonraki dönemlerde ise ülkenin yaşadığı dönüşüm -modernleşme, köyden kente göç, küreselleşme,postmodernizm vs.- bağlamında örnek olaylarla ilgili saha çalışmalarına yer verilmiştir. Bu çalışmada daİstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi’nde yayınlanan makalelerden hareketle Türkiye’deki sosyolojinin ilgi alanlarında meydana gelen değişme ve tartışma konularındaki dönüşüm anlaşılmaya çalışılacaktır. 1917’den2019 yılının ilk sayısına kadarki 65 sayı doküman ve içerik analizine tabi tutulmuş ve dergi üzerindensosyolojimizin ilgi alanlarındaki değişimin tespiti amaçlanmıştır. Derginin yayın stratejilerinde dönem dönembazı isimlerin açık bir şekilde etkin olduğu, dünyada ve Türkiye’de olan önemli toplumsal değişmeler vesorunlar çerçevesinde bir sosyolojik bilgi üretimi yapıldığı görülmektedir. 2004 ve sonrasında dergi genelolarak bir dosya konusu çerçevesinde yazılara yer vermektedir. Sonuç olarak dergi kurulduğu ilk gündenbugüne değin Türkiye’deki sosyolojik bilginin üretim merkezlerinden biri olarak önemli bir işlevi yerinegetirmiştir.Master Thesis Social Change and Children: A Sociological Study on Changing Childhood Practices in the Example of Mardin(2025) Kutlu, Gülbahar; Gürhan, NazifeToplumsal bir varlık olarak insanın yaşam serüveninin doğal ve değişmez başlangıç noktası olan çocukluk, tarihin farklı dönemlerinde farklı anlamlara bürünmüştür. Toplumun içinde bulunduğu dinamiklerle beraber bünyesinde meydana gelen değişim ve dönüşümler toplumun bütün kurumlarını etkilediği gibi çocukluğu da etkilemektedir. Çocuk her toplumda var olurken, çocukluk deneyimleri toplumsal kodlara bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu çalışma insanın yaşamının önemli bir kısmını oluşturan çocukluğun deneyim ve tecrübelerinin zamana ve mekâna göre nasıl değişip dönüştüğünü anlamaya çalışmaktadır. Çalışmanın amacı, değişen çocukluk pratiklerinin doğasını ortaya koymaktır. Değişen çocukluk algısı, toplumsal değişme ve çocuk ilişkisinde en önemli parametre olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde ebeveynlerin çocuklarına verdikleri değerin artması, çocuk merkezli bir hayata geçişin olması çocuğa yönelik algının geçmişe nazaran önemli ölçüde değişmesine neden olmuştur. Buradan hareketle toplumların evrimsel süreçte anaerkil toplumlardan ataerkil toplumlara geçtiği ve hatta günümüzde 'çocukerkil' toplumların var olduğu söylenebilir. Tıpkı değişen çocukluk algısı gibi çocukluk pratiklerinde de toplumsal bir inşa sürecinden bahsedilebilir. Bu çalışmada çocukluk, toplumsal değişme ve teknolojinin gelişmesi ile ilişkilendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı toplumsal değişmenin ve tüm dünyayı etkileyen küresel değişmelerin çocukluk üzerindeki etkisini tartışmak ve değişen çocukluk pratikleri ile değişen çocukluk algısının gelinen noktadaki durumunu Mardin örneği üzerinden sosyolojik bakış açısı ile incelemektir. Çalışmada, geçmiş ve günümüz çocukluk deneyimleri karşılaştırılarak değişen aile yapısı, kültürel normlar ve dijitalleşmenin çocukluk üzerindeki etkileri analiz edilmektedir. Araştırma, Mardin ili temelinde nitel araştırma yöntemlerinden yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda farklı kuşaklardan 25 katılımcı ile görüşülerek elde edilen veriler üzerinden çocukluğun değişen doğası ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda çocukluğun dönemlere göre yaşadığı değişim, çocukluk pratikleri ile ilişkilendirilerek ifade edilmiştir. Bu sayede çocuklukta yaşanılan dönüşümün toplumun dinamiklerine göre şekillendiği görülmüştür. Sonuç olarak dijital iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, küreselleşme ve risk toplumu dinamikleri, çocukluk pratiklerinde önemli kırılma noktaları yaratarak geleneksel çocukluk anlayışının yerini daha bireysel, denetimli ve dijitalleşmiş bir çocukluk biçimine bıraktığı görülmüştür.Article Bir Müzenin Dönüşümü: Öğrence Mekânı Olarak Mardin Müzesi(OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 2021-01-31) Gürhan, NazifeGünümüzde müzeler geleneksel olarak kültürel mirasın sergilenmesi ve korunması işlevlerinin yanı sırabu mirasın aktarımının daha işlevsel bir sunumuna dair eğitim ve eğlencenin iç içe geçtiği uygulamalargeliştirmeye başlamışlardır. Çağdaş müzecilik anlayışıyla ortaya çıkan bu uygulamaların amacı müzeziyaretçilerine kültürel miras eğitimi verirken eğlenceli vakit geçirmelerini sağlamaktır. Eğitim veeğlencenin mekânsal olarak kesiştiği bu müzeler bir öğrence mekanına dönüşmüş durumdadır. Buçalışmada değişen müzecilik anlayışıyla birlikte ortaya çıkan edutainment/öğrence uygulamalarıMardin Müzesi örneğinde ele alınmıştır. Kültürel miras ögelerini bünyesinde barındıran bir mekânıneğitim ve eğlencenin mekânsal olarak kesiştiği bir öğrence mekanına nasıl dönüştüğünü ortaya çıkarmakçalışmanın temel amacıdır. Çalışmada katılımcıların müze deneyimlerinden yola çıkılarak müzeyle olanilişkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda nitel araştırma teknikleri kullanılarak kartopuörnekleme yöntemiyle 3 müze yetkilisi ve 5’i çocuktan oluşan çeşitli yaş gruplarından toplam 15 kişiylederinlemesine mülakat ve katılımlı gözlem yapılmıştır. Çalışmada, edutainment uygulamalarının müzeziyaretçilerinin aktif öğrenme süreçlerine dahil olmasını sağlayarak müzeye olan ilgilerini artırdığı,heyecanlı ve unutulmaz bir müze deneyimi sunduğu görülmüştür. Kültürel kimliğin devamınısağlamanın eğlenceli bir yolu olan atölye çalışmalarıyla yapılan eğitim faaliyetleri müzeyi eğlenereköğrenilen bir mekâna başka bir deyişle öğrence mekanına dönüştürmüş durumdadır.Article Ten ve Taş -Batı Uygarlığında Beden ve Şehir / The Body and the City in Western Civilization(2020) Gürhan, NazifeKentlerin mekânsal organizasyonunun sekillenmesinde hâkim beden algisinin etkili oldugunu belirten Richard Sennett, Ten ve Tas adli kitabinda kultur, inanc ve iktidarin beden uzerinden kent mekanina yansimalarini incelemektedir. Kitapta Atina, Roma, Paris, Venedik, Londra ve New York gibi Bati uygarliginin onemli kentlerinin belli donemleri kesitler halinde ele alinarak o donemdeki beden kavrayisinin kentsel mekân tasarimini sekillendirmesi akici bir uslupla dile getirilmektedir. Kent mekanina bakisimizi ve kenti algilayisimizi etkileyecek olan bu kitap toplumsalin mekandaki izdusumlerini anlamamizda yeni bir perspektif kazandiracak bir nitelige sahiptir.Review Flesh and Stone-The Body and the City in Western Civilization(Selcuk Univ, Fac Letters, 2020-06-15) Gurhan, Uyesi Nazife; Gürhan, NazifeRichard Sennett, who states that the dominant perception of the human body is effective in shaping the spatial organization of cities, examines the reflections of culture, belief, and, power on the urban space through the human body in his book Flesh and Stone. In the book, certain historical periods of the important cities of Western civilization such as Athens, R ome, P aris, V enice, London a nd N ew Y ork w ere discussed i n sections a nd h ow urban space design was shaped by the perception of the human body at the time was explained with a flowing style. The book has the potential to provide a new perspective to our understanding of social projections in spaces while also influencing one's outlook on urban spaces and perception of the city.Master Thesis Emek piyasasına katılan Suriyeli göçmen kadınların toplumsal cinsiyet rollerindeki dönüşüm: Mardin örneği(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Deniz, Çağlar; Gürhan, NazifeBu araştırma, 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaş nedeniyle Türkiye'ye zorunlu göç ettikten sonra iş yerleri açarak ücretli çalışma yaşamına katılan Suriyeli kadınların deneyimlerini incelemektedir. Bu bağlamda göçmen kadınların zorunlu göç sonrası kadınlık kimliğinde yaşanan dönüşümleri konu alan bu araştırma kadınların göç sürecini erkeklerden farklı deneyimlediği temelinden hareket etmekte ve göç sürecindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini görünür kılmayı amaçlamaktadır. Araştırmada kadın-göç ilişkisi, uluslararası göç teorileri ve toplumsal cinsiyet kavramı temelinde incelenmiştir. Araştırma, Mardin kentinin Artuklu ve Kızıltepe ilçelerinde iş yeri açan, zorunlu göçten önce ev kadını olarak yaşamını sürdürmüş 13 Suriyeli göçmen kadınla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemiyle yapılan bu araştırmada derinlemesine mülakatlarla toplanan anlatılar yorumlanmıştır. Bu bağlamda kadınların zorunlu göç süreciyle birlikte dönüşen toplumsal cinsiyet rolleri, ev dışı ücretli çalışmanın bu dönüşüm üzerindeki etkilerinin neler olduğu tartışılmıştır. Feminist bir perspektifle görüşmelerden edinilen bilgilerle bir yandan göç sürecinde kadınların maruz kaldıkları mağduriyetler görünür kılınmaya çalışılırken bir yandan da kadınların göç sürecindeki aktif konumlarına dikkat çekilmiştir. Ayrıca zorunlu göç ve uyum konusunda toplumsal cinsiyet rolü, söz konusu dönüşümlerin etkisiyle sunulmuştur. Dolayısıyla zorunlu göç sürecinde değişen kültürel ve ekonomik koşullara bağlı olarak kadınlık kimliğinin çeşitli dönüşümler geçirdiği ve bu dönüşümlerin kadınların uyum süreçlerine olumlu katkılarda bulunduğunu söylemek mümkündür. Araştırma, göç sürecinin kadınların özgül deneyimleri bağlamında toplumsal cinsiyet ve cinsiyet dinamikleri tarafından doğrudan yapılandırıldığını ortaya koyarak ilgili literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır.Article Food and Religion: A Study on The Religious Symbolic Meanings of Food(2017) Gürhan, NazifeFiziksel bir ihtiya olan yemek, ierdii kltrel ve dini kodlarla bireylerin kimlik inasnda nemli bir unsur olmasnn yan sra toplumlarn her alanna sirayet ederek ekillenmesine neden olmakta, tad dini simgesel anlamlarla bireylerin beslenme/Master Thesis Looking at Urban Space Through Emotions: a Sociological Analysis on the Case of Mardin(2025) Atilla, Gülhan; Gürhan, NazifeKent, insanlarla iç içe geçmiş bir bütün olan, yenilenen ve gelişen, iletişim, etkileşim ve duygulanımın çok yoğun olduğu yerlerdir. Bu çalışmada, kent ve duygular arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Bu bağlamda, çalışma kent ve duygular arasındaki karşılıklı etkileşime odaklanmaktadır. Araştırmada, kentin duygusal boyutlarının neler olduğu, duyguların kent algısını nasıl şekillendirdiği ve kent-birey ilişkisi bağlamında duyguların rolü gibi temel sorulara yanıt aranmaktadır. Çalışmanın temel amacı, kent mekânı ile duygular arasındaki dinamikleri analiz ederek bireyin yaşam alanını oluşturan kenti duygular bağlamında incelemektir. Kentte yaşayan bireylerin kente duygusal anlam yüklemeleri kentsel mekân tercihinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla kentli bireyler için çoğu kentsel alanın duygusal anlamlarla yoğrulduğu söylenebilir. Araştırma, kentli bireylerin yaşadıkları mekânla ilgili duygu durumlarının analizini yapmayı amaçlamaktadır. Duyguların nasıl şekillendiği, kent ve kimlik etkileşiminin nasıl ortaya çıktığı, insanların yaşadıkları kenti deneyimlerken hangi duygular içinde hareket ettikleri ve bu duyguların neye göre değiştiği incelenmektedir. Ayrıca, en önemli noktalardan biri, bireylerin kentin farklı alanlarında yaşadıkları hislerin ve duyguların zaman içindeki değişimlerinin ele alınması ve bu süreçlerin kent mekânının duygusal boyutlarıyla ilişkisini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada araştırma deseni olarak nitel araştırma yöntemi olan görüşme tekniği kullanılarak veri toplama süreci için yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma, kent ve duygular arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleyerek, kentsel mekânın sadece fiziksel bir yapı olmanın ötesinde, bireylerin duygusal ve bilişsel ihtiyaçlarını karşılayan dinamik bir alan olduğunu ortaya koymuştur. Kentsel mekânların zaman içinde bireylerin duygusal durumlarıyla nasıl şekillendiğini ve bu duyguların mekânda nasıl bir değişim gösterdiğini inceleyerek, kentsel alanların duygusal boyutlarının önemi ön plana çıkmıştır. Araştırma sonucunda, kent ve duygular arasındaki etkileşimin bireylerin kentle kurdukları ilişkileri anlamada önemli bir faktör olduğu anlaşılmıştır.
No research topics data found.
Sustainable Development Goals
8DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH
3
Research Products
5GENDER EQUALITY
1
Research Products
10REDUCED INEQUALITIES
1
Research Products
11SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES
1
Research Products
9INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE
1
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

This researcher does not have a WoS ID.
No records found in other affiliations.
| Journal | Count |
|---|---|
| e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi | 2 |
| Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi | 2 |
| İdealkent (Kent Araştırmaları Dergisi) | 1 |
| İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi | 1 |
| Journal of Economy Culture and Society | 1 |
Current Page: 1 / 2

Scholarly Output
19
Articles
12
Views / Downloads
235/391
Supervised MSc Theses
7
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
Patents
0
Projects
1
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
14
Supervised Theses
7
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart data is not available
Competency Cloud

