Şahinalp, Hacer
Loading...

Profile URL
Name Variants
ŞAHİNALP, Hacer
Job Title
Doçent
Email Address
Main Affiliation
Department of Basic Islamic Sciences / Temel İslam Bilimleri Bölümü
Status
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
SDG data is not available

This researcher does not have a Scopus ID.

This researcher does not have a WoS ID.

Scholarly Output
8
Articles
5
Views / Downloads
78/1046
Supervised MSc Theses
3
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
0
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
2
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
5
Supervised Theses
3
Google Analytics Visitor Traffic
| Journal | Count |
|---|---|
| e-Şarkiyat İlmi Araştırma Dergisi | 1 |
| Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi | 1 |
| Kader | 1 |
| Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi | 1 |
| Turkish Studies (Elektronik) | 1 |
Current Page: 1 / 1
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart data is not available
Competency Cloud

8 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 8 of 8
Article İSLAM AKÂİDİNİN MODELLEDİĞİ SORUMLU ÖZGÜR KİŞİLİK(2019) Şahinalp, HacerHer inanç sistemi, her düşünce ya da mistik akım, örnek bir kişilik tasavvuruyla tarih sahnesine çıkar ve fikrî temellerini bu modeller üzerinden vermeye çalışır. İslam da kendi hakikat anlayışını ve onu taşıyan değerleri mü’min kişilik üzerinden takdim eder, mü’min kişiliği de bu temeller üzerinden inşa eder. Kur’ânî bildirimle en genel anlamda bu kişiden beklenen her anlamda dengeyi muhafaza ederek kulluk bilinci içinde, yeryüzünü ifsattan (fesad fi’l-arḍ) kurtarıp ıslah ve ma’mûr etmesidir. İnsanın “halife” sıfatıyla üzerine aldığı bu sorumlulukta kendisini motive edecek en büyük enerjiyi, özgür iradesiyle kabullenip bağlandığı (‘a ḳ d) Allah’ın varlığına ve birliğine iman altında sıralanan İslam’ın iman esaslarından alır. Bu esaslarda baskın olan unsur, insanın yapıp etmelerinin gözetlenip kayıt altına alınıyor ve bunlardan mutlaka hesaba çekilecek olmasıdır. Sorumluluk bilincinin insanî vicdanda kök salmasına yol açan bu anlayış, bir günü diğer gününe denk olmayan ve kendi nefsi de dahil her şeye Allah’ın emaneti nazarıyla bakan hassas, ölçülü ve aktif bir kişiliğin oluşmasına zemin hazırlar.Article KĀDÎ ABDÜLCEBBÂR VE EBÜ’L-MUÎN EN-NESEFÎ’DE ŞEFAAT(Turkish Studies (Elektronik), 2018) ŞAHİNALP, HacerŞefaat, naklî delillerle sabit olan sem‘iyyât konularındandır. Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki önemli tartışma konularından birini oluşturan şefaat, her iki ekol tarafından kabul edilmektedir. Esas tartışma, şefaatin ahirette yükleneceği misyonla alakalıdır. Karşılaştırmalı bir yöntemle ele aldığımız bu çalışmamızda Mu‘tezile âlimlerinden Kādî Abdülcebbâr, şefaati mü’minlerin cennetteki derecelerinin arttırılmasına bir vesile olarak görürken Ehl-i Sünnet’in Mâtürîdî kolunu temsil eden Ebü’l-Muîn en-Nesefî ise tövbe etmeden ölen büyük günah sahibi mü’minin affı için bir imkân olarak değerlendirir. Kādî Abdülcebbâr, büyük günah sahibini mü’min kategorisinde görmediğinden cennete giremeyeceğini, ebedî olarak cehennemde kalacağını, dolayısıyla şefaati de hak etmeyeceğini söyler. Şefaat bir af aracı değildir; büyük günahlardan kurtuluş, ancak tövbe ve taatlere yönelmekle gerçekleşir. Bu düşüncelerinin arkasında yatan temel gerekçe ise amelleri imanın bir parçası olarak görmeleridir. Nesefî’ye göre iman kalben tasdiktir. İnkâr ve yalanlama olmadığı müddetçe kişi mü’mindir. Mü’min olan da ebedî cehennemle cezalandırılamaz, en fazla günahı oranında cezasını çeker. Nihayetinde, şefaatle de olsa affa uğrar ve mutlaka cennete girer. Kādî Abdülcebbâr, bunun insanları kötülüğe teşvik anlamına geleceğini söylerken Nesefî de onların insanları ümitsizliğe sevk ettiklerini belirtir. Şefaat hakkında yaptığımız bu karşılaştırmalı çalışma bizlere, bir yandan yaşanan tecrübelerin zihniyetin şekillenmesine, bunun da kavramsallaştırmalara etkisini gösterirken, öbür yandan kullanılan farklı yöntem ve argümantasyonların bizleri nasıl farklı sonuçlara ulaştırdığının güzel örneklerini sunar.Article “BEYÂNU ESRÂRİ'L-HİLÂFETİ'L-İNSÂNİYYE VE'SSALTANATİ'L-MA‘NEVİYYE” İSİMLİ RİSALESİ BAĞLAMINDA TAŞKÖPRÎZÂDE’DE İNSAN ALGISI(2017) Şahinalp, HacerBu makalede, Osmanlı’nın zirve dönemi âlimlerinden olan Taşköprîzâde’nin, insanı ahlâkî yönüyle merkeze alan bir risalesini analiz ve sentez yöntemiyle incelemeye çalıştık. Risale, insanın iradî eylemlerinin toplamından oluşan, ahlâk, ev idaresi ve siyaset şeklinde üç temel ayağı bulunan amelî hikmeti, İslam kanunu üzere incelemektedir. İnsanın özgür olmakla beraber sorumlu olan yönetici kimliğinin ön plana çıktığı risalede bazı konularda sorgulayıcı, bazı konularda da aşırı kaderci tutumun izleri rahatlıkla görülebilir. Kişinin hem iç dünyasında hem de çevresinde denge ve düzeni sağlayabilmesi kuvvetli bir sorumluluk bilincine bağlanmıştır. Müellifin devraldığı bilgi birikimini harmanlayarak aktarmadaki başarısı ve eklektik kişiliği bizlere, döneminin insan algısı hakkında derli toplu bilgiler sunmuştur.Article Nûreddîn es-Sâbûnî’ye Göre Kudret-Fiil İlişkisi Çerçevesinde İnsan Fiilleri ve Sorumlu Özgür Kişilik(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2021) Şahinalp, HacerBu çalışma, Buharalı Hanefî ve Mâtürîdî âlimi olan Nûreddîn esSâbûnî’nin (ö. 580/1184), el-Kifâye ve onun özeti mahiyetinde el-Bidâyeadlı eserlerinden istifade edilerek oluşturulmuştur. Çalışmanın odaknoktasını, insanın eylemlerini gerçekleştirirken özgür ve sorumlu olduğudüşüncesi oluşturmaktadır. Çalışmada dolaylı olarak cevabı aranan soru iseşer/çirkin olarak bilinen eylemlerin failinin kim olduğudur. Mu‘tezile,insanın eylemlerini yaparken özgür ve sorumlu olduğunu göstermekamacıyla onu fiillerinin yaratıcısı kabul etmiştir. Dolayısıyla onlara göreşerrin yaratıcısı da insan olmaktadır. Ehl-i sünnet, hayrın da şerrin deyaratıcısının Allah olduğunu söyleyerek buna karşı çıkmıştır. Genel SünnîMâtürîdî çizgiyi takip eden Sâbûnî, yaratmayı (halk) Allah’a kesbi deinsana atfederek, bir yandan insanın eylemlerinde asla Allah’tan müstağnikalamayacağını, diğer yandan da özgür ve sorumlu olduğunutemellendirmeye çalışmıştır. O, Eş’arîyye’den farklı olarak söz konusukesbin hakiki fiil niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Sâbûnî söz konusutemellendirmeyi gerçekleştirmek üzere, insana kesbini gerçekleştirirkengerekli olan kudretin özelliklerinden hareket etmiş ve kudretin fille beraberolması, süreksiz/devamsız olması ve iki zıt şeye elverişli olması gerektiğinibelirtmiştir.Master Thesis Projections of Ashabul Hadith's Opposition To Kalam in Ibn Hazm(2025) Atılgan, Feyzullah; Şahinalp, Hacerİslam düşünce tarihinde, Hz. Peygamber'in vefatının ardından yaşanan siyasal, sosyal ve kültürel hadiseler, birçok düşünce ve akımın neşet etmesine yol açmıştır. Tarihsel süreçte yaşanan bu tür olaylar, zaman zaman kesin ayrışmaların ve çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Her bir grup, kendisini hakikatin yegâne muhafızı olarak görmüş ve diğer grupları bid'atla suçlayarak dini prensipler temelinde dışlamıştır. Ashâbü'l-Hadîs, itikadî tartışmaların ön plana çıkmaya başlamasıyla fıkhî alandaki metodolojik yaklaşımını itikadî bir düzlemde de sürdürmeye çalışarak nassın anlam alanın sınırlarını aşmamaya ve bunun dışındaki yaklaşımları da reddetmeye yönelik bir eğilim sergilemiştir. Tarihsel süreçte bu eğilim, farklı zamanlarda ve mekanlarda kelâmcılara yönelik tenkit ve dışlanma şeklinde kendini göstermiştir. 384/994-456/1064 Tarihleri arasında Endülüs'te yaşan İbn Hazm, itikadî meselelerde kendine has bir metodoloji ile kelâmcılara yönelik tenkit ve dışlamada bulunmuştur. Ashâbü'l-Hadîs çizgisinde olan Zâhirîlik ve Zâhirîliğin ikinci kurucusu sayılan İbn Hazm, itikadî konularda Kur'an ve hadislerin lafızlarının izin verdiği ölçü ve sınırda kalarak bunun dışında yapılan te'vil ve aklî çıkarımlara mesafeli durmaya çalışmıştır. Onun bu yaklaşımı, bazen Ashâbü'l-Hadîs ile benzer yönleri olmakla birlikte kendine özgü bir yönteminin de olduğu anlaşılmaktadır.Master Thesis Nazzâm ve İbn Hazm Ekseninden Kümûn Teorisi(2025) Çokdoğan, Ümran; Şahinalp, HacerGeçmişten bu yana âlemin yaratılması ve anlamlandırılması adına bazı çalışmalar yapılmış ve birtakım çıkarımlarda bulunulmuştur. Kelâm ilmiyle şekillenen teolojik merkezli âlem anlayışı, farklı ekoller ve düşünürler tarafından çeşitli yöntemlerle ele alınmıştır. Bu çalışmada, Nazzâm ile İbn Hazm'ın yaratılış yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İslâm kelâmında önemli bir yer tutan kümûn teorisinin daha iyi anlaşılması için, ''teceddüd-i emsâl'' ve ''halk-ı cedîd'' gibi kavramlar açıklanmıştır. Nazzâm'ın âlem tasavvuru ise, Allah'ın âlemi ilk kez yoktan yarattığını, ardından varlıkların kendi tabiatlarına uygun olarak, vakti geldiğinde ''zuhûr'' ettiklerini savunur. İbn Hazm ise Nazzâm'ın ilk yaratma fikrine katılır ancak, ilerleyen safhada yaratmanın sürekli ve bir dönüşüm sürecinde gerçekleştiğini savunmuştur. Her iki âlimin yaratma fikirlerinin daha da anlaşılır olması hasebiyle cisim, araz, cevher ve hareket mefhumları titizlikle analiz edilmiş ve bu bağlamda, kelâmî yaratılış kuramlarının tarihi ve ilerleme dizisi ele alınmıştır. Başvurulan materyal, klasik İslâm kaynakları ile çağdaş bilimsel araştırmaları birleştirerek metodolojik bir çerçevede sunulmuştur. Bulgular arasında, Nazzâm'ın kümûn kuramının oluşum ve işleyişiyle ilgili malumat verirken, İbn Hazm'ın ''halk-ı cedîd'' mefhumuyla Allah'ın sürekli yaratma fiiliyle objelerin dönüşüm unsuru ile vuku bulduğu söylemi hâkimdir. Nazzâm ile İbn Hazm'ın görüşleri, İslâm kelâmında yaratılışın sürekli oluşu ve anlamı üzerine önemli bakış açıları sunar. Aralarındaki farklılıklar açıkça görülürken, bu çalışma yaratılış felsefesine yeni ve özgün katkılar sağlamaktadır.Master Thesis Kehf Sûresi 60-82. Âyetler Bağlamında El-keşşâf, Mefâtîhu'l-gayb ve Te'vîlâtü'l-kur'ân'da Kötülük Problemi(2025) Atuğ, Serhan; Şahinalp, HacerBu çalışmada Kehf sûresinin 60–82. ayetlerinde yer alan Mûsâ–Sâlih Kul kıssası ele alınmaktadır. Kıssada geçen olayların kötülük problemiyle ilişkisi bulunduğu kanaatindeyiz. Bu doğrultuda araştırmanın giriş bölümünde, öncelikle kötülük probleminin mahiyeti ile tarihsel ve düşünsel arka planı incelenmiştir. Devamında tez, iki ana bölüm halinde yapılandırılmıştır. Birinci bölümünde, Mu'tezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik mezheplerinin kötülük problemine yönelik yaklaşımları incelenmiştir. İkinci bölümünde ise, Zemahşerî'nin el-Keşşâf Fahreddin er-Râzî'nin Mefâtîhu'l-Gayb ve İmam Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l Kur'ân eserleri incelenmiştir. Bu eserlerde Mûsâ-Sâlih Kul kıssasında kötülük problemine işaret eden çıkarımlar elde edilmiş ve kıssanın kötülük problemi bağlamındaki yeri tartışılmıştır. Bu çalışmanın amacı, kıssada geçen olayların kötülük problemiyle olan bağlantısını ortaya koymak ve bu kıssanın tartışmalardaki konumunu belirlemektir. Çalışmada ayrıca kötülük problemine dair farklı teorilerin varlığı tespit edilmiştir. Kimi düşünürler kötülüğü Tanrı'nın yokluğuna bir kanıt olarak sunarak, âlemin Tanrı tarafından yaratılmadığını ve bu nedenle Tanrı'nın evrendeki olaylarla ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur. Buna karşılık, âlemin Tanrı tarafından yaratıldığını ve kötülüğün izâfî bir nitelik taşıdığını ileri süren görüşler de vardır. Bu yaklaşım, kötülüğü kimi zaman insanın olgunlaşma sürecinin bir parçası, kimi zaman ise Tanrı'nın uyarısı olarak yorumlamaktadır. Kanaatimizce, Mûsâ–Sâlih Kul kıssasında yaşanan olaylar, kötülüğü izâfî bir perspektiften değerlendiren görüşlere daha yakındır. Nitekim kıssada görülen her bir olay, ilk bakışta zâhiren bir kötülük gibi görünse de, kıssanın bütününe yayılan ilâhî hikmet bağlamında değerlendirildiğinde, bu olayların mutlak anlamda bir kötülüğe değil; daha büyük bir iyiliğin gerçekleşmesine, muhtemel bir zararın bertaraf edilmesine veya gelecekte ortaya çıkacak bir faydanın korunmasına hizmet ettiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kıssa, kötülüğün mahiyetinin ancak ilâhî bilgi ve kuşatıcı bakış açısı ile tam anlamıyla kavranabileceğini vurgulayan izâfî kötülük yorumlarını destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Kelâm, Kötülük, Mefâtîh, Te'vîlât, Keşşâf, KehfArticle DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜN DİNAMİĞİ OLARAK EMİR Bİ’L-MA‘RÛF NEHİY ‘ANİ’L-MÜNKER(Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2020) ŞAHİNALP, HacerBu makale ilk olarak, kişi, toplum ve devletler için değişim ve dönüşümün gerekliliğini, sonrasında da bu süreçte tek tek bireylerin, toplumun ve devletin rolünü, Kur’ân’da geçen iyiliği emr etme ve kötülükten engelleme ilkesi çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. En genel anlamda, ahlâki ve siyasî olmak üzere iki boyutu olan prensibin uygulanmasında hangi metotların takip edilmesi gerektiği, özellikle siyasî boyut üzerinde durularak aktarılacaktır. Devletin (ya da imamın) gerekliliği ve halka karşı görev ve sorumlulukları, aynı şekilde toplumun da yöneticiye karşı sahip olduğu hak ve sorumluluklar genel Kur’ânî kavram ve ilkelerle birlikte irdelenecektir. Özellikle de toplum (halk)-devlet (siyasî otorite) arasında şiddeti farklı boyutlarda seyredebilecek muhtemel fikrî ayrılıklarda takip edilecek yöntem, “genelde dinin özelde de İslam’ın değiştirici ve dönüştürücü özelliğinden” yola çıkılarak Kelam İlminin verileri ışığında belirlenmeye çalışılacaktır. Elde edilecek bilgiler, bir toplumda istenen yönde bir değişim ve dönüşümün gerçekleşmesi için nelerin gerekli olduğuna dair kuvvetli ipuçları sunacaktır.

