Cengiz, Yunus
Loading...
Profile URL
Name Variants
Job Title
Prof. Dr.
Email Address
yunuscengiz@artuklu.edu.tr
Main Affiliation
Department of Philosophy / Felsefe Bölümü
Status
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS

1
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

Documents
2
Citations
1

Scholarly Output
46
Articles
15
Views / Downloads
506/14850
Supervised MSc Theses
16
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
1
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
1
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
2
WoS Citations per Publication
0.02
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
42
Supervised Theses
16
Google Analytics Visitor Traffic
| Journal | Count |
|---|---|
| İslami İlimler Dergisi | 2 |
| Deleuze Était la Arzu Üretimi Yeni Sosyolojik Deneyimler | 1 |
| e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi | 1 |
| Eskiyeni | 1 |
| İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdiyye Geleneği Tarih, Yöntem ve Doktrin | 1 |
Current Page: 1 / 3
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 46
Master Thesis Foucault'nun etik anlayışında "Parrhesia" kavramı(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) İçten, Kemal; Cengiz, YunusBu tez çalışmasının temel amacı, ilk olarak Euripides'in metinlerinde ortaya çıkan parrhesia kavramının özelde Foucault'un hakikati söyleme kavramsallaştırması üzerinde bıraktığı tarihsel değişimlerini incelemektir. Parrhesia, bir kişinin hakikati bilebilmek için kendisine dair hakikati bilmesi gerekliliğini dile getirerek doğru söyleme cesaretinin sergilenmesi gerekliliğini vurgulayan bir kavramdır. Dolayısıyla parrhesia kavramı çerçevesinde parhessia'nın kavramsal ve anlamsal çözümlemesi yapılıp Foucault'nun etik anlayışının tüm temas kollarını detaylandırabilmek adına Antik Yunan filozofları esas alınarak inceleme yapılmıştır. Tez çalışmamızın birinci bölümünde Foucault'nun Doğruyu Söylemek ve Hakikat Cesareti adlı eserlerini ön plana alarak ortaya koymuş olduğu hakikat bilgisi ve hakikat konuşmacısının hangi özelliklere sahip olduğu açıklanmıştır. Parrhesia'nın kavramsal ve anlamsal analizini içeren bu bölüm içerisinde Foucault çizgisinde bir parrhesiastes örneği olarak Sokrates örneklendirilmiştir. Sokrates örneği üzerinden bir Parrhesiastes'ın ne gibi risklerle karşılaşabileceği irdelenmiştir. Sokrates'in Savunması eserinden yola çıkılarak Antik Yunan felsefesinde bir Parrhesiastes örneği olarak gösterilen Sokrates'in neden politikaya girmeyi reddettiğini veya politikaya girmiş olması durumunda ne tür risklerin olabileceği geniş bir perspektifle sunulmuş ve siyasi Parrhessia'nın göstergeleri Foucault'nun bakış açısıyla değerlendirmek hedeflenmiştir. İkinci bölümde ise Parrhesia'nın etik düzleminde bir ifade edilişini konu alınmış, bir hakikat pratiği olan askesis pratiklerinin parrhesia ile irtibatı kurulmaya çalışılmıştır. Yapılan bu çalışmada Kiniklerin doğru yaşam felsefesi ve Foucault'nun Kinikler üzerinden açıkladığı parhessia bakış açısı konuyu aydınlatmıştır.Article “Nazzâm’ın Doğa Felsefesinde İ‘timâd Hareketi: Ne’liği ve İşlevi”(2014) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Nazzâm’ın Doğa Felsefesinde İ‘timâd Hareketi: Ne’liği ve İşlevi” Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 9/1 (2014), s.143-168.Article “Oluşun Akıl ve Ahlak Ötesi Hali: Mevlânâ’da Özgürleşme Ya Da Kendini Aşma Pratiği Olarak Fenâ”(2021) Cengiz, YunusGökdağ, Kamuran; Cengiz, Yunus, “Oluşun Akıl ve Ahlak Ötesi Hali: Mevlânâ’da Özgürleşme Ya Da Kendini Aşma Pratiği Olarak Fenâ”Article “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”,(2015) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Osmanlı Medrese Geleneğinde Bir Varlık Alanı Olarak Dil: Mollâ Câmî ve Hâşiyelerinde Grameri Aşma Çabası”, Mukaddime, 6/1 (2015), s. 48-77.Book “Dokuzuncu Yüzyıl Müslümanlarında (B)ilim Aşkı ve Zihin felsefesi Açısından Değerlendirilmesi”(2019) Cengiz, Yunus“Bilgi sana kendinden bir şey vermez, sen tümüyle kendini ona vermedikçe. Kendini tümüyle ona verdiğinde bile; belki, sana kendinden bir şey verir, emin olmasan da” (Câhız’ın aktarmasıyla Nazzâm) Fuat Sezgin İslam’da Bilim ve Teknik eserinde her zaman olmasa da bazı bölümlerin başına Müslüman bilim adamlarından dikkat çekici ve bilime duyulan aşk ve heyecanın ortak kesenleri olduğu bir söz koymayı tercih eder. Bu bağlamda Astronomi bölümü için İbn Heysem’den (ö. 432/1041), denizcilik bölümü için İbn Mâcid’ten (ö. 9. yy/15. yy) ve tıp bölümü için İbn Rüşd’ten (ö. 595/1298) bir söze yer verir. Aynen bu şekilde, coğrafya bölümü için de Nazzâm’ın yukarıda verilen ve Câhız tarafından aktarılan sözünü motto bir özdeyiş olarak bölümün girişine koyar. Fuat Sezgin böyle bir tercihte bulunmakla muhtemelen Müslüman bilim adamlarını bilim yapmaya teşvik eden bilgisel ve psikolojik saiki vurgulamak istemenin yanı sıra aslında kendi heyecanını da ortaya koymaktadır. Zira kabul edilir ki bir sözün bir bölümün girişine tam da bir sayfanın ortasına bir motto olarak konulması bir yazarın düşüncelerini harfler üzerine dizmesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle bir motto sadece yazılı bir metin değildir, aynı zamanda görseldirler ve metnin ana düşüncesine işaret edenden çok daha fazlasıdır. Mottolar okuyucusundan kendilerini vurgulu bir şekilde okumayı temenni ettikleri için görsel olmanın yanı sıra aynı zamanda duyumsaldırlar ve ritmik bir okuyuşa olanak verirler. Mottolar böylece bulunduğu mekan itibariyle tabii olarak hem yazarın hem de okuyucunun duygularının değişmesini ve olayın tekrar yaşatılamasını sağlamak arzusunda olurlar. Zaten genelde mottoların teşvik ve duygu içerikli olmalarının nedenini de burada aramak gerekir. Yukarıdaki alıntıyı bir motto olarak vermek açısından Fuat Sezgin yalnız değildir. İslam düşüncesinde bilginin gelişim seyrini ortaya koymak gayesiyle Franz Rosenthal tarafından hazırlanan Knowledge Triumphant eserinde de (Bu eser Sezgin’in eserinden önce yazılmıştır) kitabın başına konulur. Sezgin’den farklı olarak Rosenthal, bu mottonun hem Arapçasını ve farklı okuma şekillerini hem de hangi eserlerde geçtiğini dipnotta vermeyi ihmal etmez. Nazzâm’ın eserleri günümüze ulaşmadığı için bu mottoyu onun eserlerinde bulmak olanaksız olarak durmaktadır. Ancak düşüncelerini önemli oranda kendisinden öğrendiğimiz Câhız’ın eserlerinde her ne kadar bu sözü çağrıştıracak ifadeler varsa da bu metin aynısıyla onun eserlerinde yer almaz. Rosenthal’ın işaret ettiği gibi, daha sonra kaleme alınan birçok eserde Câhız’ın aktarımına işaret etmek suretiyle Nazzâm’a nispet edilerek bu metin verilmektedir. Bu çalışmada yukarıda verdiğimiz metnin hem tarihsel bağlamdaki karşılığını hem de sözün sahibi olan Nazzâm ve onun takipçisi ve aktarımcısı Câhız’ın düşüncesindeki karşılığını ele almak istiyoruz. Böylece bu sözün bir slogan olmanın da ötesinde Nazzâm ve Câhız’ın zihin felsefesi açısından tutarlı bir karşılığı olduğunu ortaya koymaya niyetindeyiz. Bunu yaparken açıkçası Câhız ve Nazzâm’ı çok da birbirinden ayırt etme niyetinde değiliz. Çünkü Câhız’ın bir aktarımcı olarak Nâzzâm’la ilişkisi sözü salt aktaran bir mevkide değildir. Genel olarak sözü yeniden üreten ve formüle eden bir konumdadır. Hatta çoğu zaman Nazzâm’la olan ilişkisi Platon ve Socrates arasındaki ilişki gibi görünmektedir. Dolayısıyla konu edindiğimiz mottonun sahibi Nazzâm olsa da onun aynı zamanda Câhız tarafında da paylaşıldığını hatta belki de tekrar formüle edildiğini tahmin edebiliriz.Conference Object Nefs Çözümlemesi Açısından Fahreddin Razi'nin İbn Sina ile İlişkisi(2014) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusFahreddin er-Razi, İbn Sina Nefs çözümlemesiMaster Thesis Jean Paul Sartre'da bilinç ve hiçlik ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Sürer, Gamze Danış; Cengiz, YunusFransız düşünür Jean Paul Sartre, varoluş felsefesini savunmaktadır. Sartre ve diğer varoluşçu filozoflar açısından birey felsefenin merkezinde yer alır. Varoluşçu felsefede olduğu gibi Sartre felsefesinde de ana tema bireyin varoluşudur. Bu çalışmanın amacı, Sartre felsefesinde varoluş sürecinde yer alan bilinç ve hiçlik kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaktır. Sartre'a göre birey olabilmenin yolu bireyin kendi varoluşunu gerçekleştirmesinden geçer. Birey dünyaya atılmışlığını, terk edilmişliğini kavrayarak olumsallığını idrak eder. Olumsallığıyla yüzleşen birey bunu sahip olduğu bilinci aracılığıyla idrak eder. Bilinci sayesinde tamamlanmamış olan birey, bu eksikliği sayesinde özgürdür. Özgür olarak var olan insan kendi varoluşunu kendi kararları ve seçimleri doğrultusunda gerçekleştirir. Bu özgürlük, o varoluşa geldiği andan itibaren ona eşlik ederek onun varlık yapısını oluşturur. Birey, varlığında taşıdığı eksiklik yani hiçlik sayesinde özgürdür. Bilinçli varlık kendi varoluşunu hiçleyerek özgürlüğünü pekiştirir. Bilinçli varlık olarak kendi-için kendi varoluşunu hiçleme aracılığıyla gerçekleştirir. Nitekim özgürlük ve hiçlik bilinçli varlığın yapısına dönüşerek ona varoluş sürecinde eşlik eder. Dolayısıyla hiçlikten bahsederken bilinçten ve bilincin özgürlüğünden bahsetmiş oluruz. Giriş ve iki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Sartre'ın ontolojisinde yer alan bilincin kaynakları ele alındı. Sartre ontolojisinde bilincin ana kaynağı olarak hiçlik karşımıza çıkmaktadır. Hiçlik, bilinçli varlığa özgürlüğünü kazandıran ve bu özgürlük sayesinde varoluşuna sınırsız imkânlar sunan yapı olarak karşımıza çıkar. Bilinçli varlık varoluşunda bulundurduğu hiçlik aracılığıyla özgürdür ve bu sayede özgürce seçimlerde bulunur. Böylelikle bilinç de kendi özgür varoluşunu gerçekleştirme serüvenini başlatmış olur. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise bilinçli varlığın kendi varoluş süreci, bilincin hiçleştirme özelliği üzerinden ele alınacaktır. Sartre'a göre bilinçli varlık kendi varoluşunu gerçekleştirme sürecinde kendini hiçler. Bu hiçleme de sahip olduğu özgürlüğü aracılığıyla gerçekleşir. Bilinçli varlık, kendi varlığını hiçleyerek ne ise o olmaktan kurtulur. Böylece daima kendi imkânlarının ötesine geçer ve kendi varoluş sürecini kendini hiçleyerek gerçekleştirir. Bu şekilde bilinçli varlık, kendi gerçekliğini oluşturma olanağına sahip olur.Master Thesis Levinas felsefesinde etik ve dil ilişkisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Tekin, Osman; Cengiz, YunusFelsefi bir disiplin olan etik üzerine Antik Yunan'dan günümüze kadar çalışmalar yapılmıştır. Emmanuel Levinas, bu çalışmaların ontoloji merkezli olduğunu belirtmektedir. Levinas'a göre varlığı merkeze alan bir etik, başkasını/ötekini ötelemekte ve dışarda bırakmaktadır. Bu sebeple o, başkasının/ötekinin varlığa öncel olduğu bir etik anlayış geliştirmek istemiştir. Levinas etiğinde başkası/öteki varlıktan öncel bir durumla karşımıza çıkar. Varlık ontolojik egemenliğinden çıkarılıpbaşkasından/ötekinden sorumlu bir halde getirilmiştir. Bu etik anlayışı incelediğimiz çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Levinas'ın ontolojik batı felsefesi eleştirisini, etik anlayışını açıklamaya çalıştık. Levinas'ın eleştirileri, genelde düşünceyi varlık eksenli gören felsefi geleneğe yöneliktir. Bu eleştirilerin odağında Martin Heidegger'in olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca Levinas etiğe giden yolda Husserl ve Fenomenolojisinden hem yararlanmış hem de bu alana da eleştiriler yapmıştır. Onun fenomenolojik imajları, ben'i merkeze alan değil aksine başkasını/ötekini ben'e öncel kılacak alıştırmalardır. Levinas etiği, varlığın merkezde olduğu, başkayı/ötekini dışarda tutan bir anlayışın aksine başkasının/ötekinin ben'e öncel olduğu bir anlayıştır. Birinci bölümdeki amacımız Levinas'ın bu etiğini ayrıntılarıyla irdelemek ve açıklamak değil etiğin dil ile ilişkisini izah etmeye yarayacak kadar bir ön hazırlık yapmaktır. İkinci bölümünde Levinas etiğinin dil ile olan ilişkisini açıklama yoluna gittik. Dil, Levinas'ta iki cihetle karşımıza çıkar. İlkiontolojinin bir kipi olan 'söylenen'dir. 'Söylenen' varlığın dili olarak başkasını/ötekini, ben'e temellük edici bir tavır sergiler. İkincisi ve esas anlamıyla dil, Levinas'ta özellikle başkasından gelen 'söyleme' ise etik ilişkiyi başlatan bir özellik sergilemektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde dilin bu iki ciheti üzerinde durup dilin etikteki anlam ve önemini ele aldık. Bu ana eksenle birlikte etik, dil, anlam; etik, dil, arzu; etik, dil, sanat gibi üçgenler çizipfarklı açılardan etik ve dil ilişkisinin önemini açıklamaya çalıştık.Book Part Kötülüğün Soykütüğüne Fahreddin er-Râzî’nin Katkısı(2021) Cengiz, YunusFahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) kötülük sorunuyla ilgili genişçe tartışmaların yapıldığı bir mirası devraldı. Bu mirasın içinde Mu‘tezile’nin adalet eksenindeki hummalı düşünsel üretiminden tutun da İbn Sînâ’nın (ö. 428/1037) inayet bağlamındaki çözümlerine varıncaya dek hatta bizzat Fahreddin er-Râzî’nin de içinde yer aldığı Eş‘arîlerin ve Mâtürîdîlerin de katkısı dahil birçok ekolün ve düşünürün çabası vardır. Bütün bunlarla beraber kötülük sorunuyla ilgili olarak Fahreddin er-Râzî’yle birlikte tartışmaların durmaya başladığını ya da genel ve sistematik bir dile kavuştuğunu da söyleyemeyiz. Tam aksine onun eserlerinde Mu‘tezilî, felsefî ve Eş‘arî kavram, yöntem ve yaklaşımların ayrıntılı olarak tahkik işlemine tutulduğunu görmekteyiz. Bu çalışmanın amacı kötülüğün sorunsallaştırması konusunda Fahreddin er-Râzî’nin sağladı katkıyı ortaya koymaktır. Bu yaparken bir taraftan Fahreddin er-Râzî’nin kendi geleneği ile ilişkisini, bir taraftan da metinlerinde sıkça irdelediği Mu‘tezile ve İbn Sînâcılıkla olan diyalektiğini irdelemeye çalışacağız. Böylece onun sözü edilen iki ekolden tahsil ettiği kavram, düşünce ve teknikleri saptama imkânı buluruz. Dahası, edinilen bu tekniklerin onun düşüncesinde meydana getirdiği değişiklikleri izleme fırsatı da buluruz.Master Thesis Gilles Deleuze'de anlam üretimi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Bıçak, Mutlu; Cengiz, YunusÇalışmamız Gilles Deleuze'ün anlam ve anlam üretimine katkılarını ortaya çıkarmanın yanında aynı zamanda anlam üretimini Deleuzeyen bir yaklaşım ile açımlamak amacını taşımaktadır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında çalışmamızın metodolojisi ortaya konularak içerikte ele aldığımız kavramların analizi yapılmaktadır. Birinci bölümde dünyaya dâhil olmamızı sağlayan, dünya ile aramızdaki yeri tutan göstergeler kavramı, gösterge türleri ve duyarlılık ilişkisi Deleuzyen bir bakış açısıyla ele alınmıştır. İkinci bölüm anlam üretiminde önemli bir yeri olduğunu düşündüğümüz olay kavramı ve olayı oluşturan bileşenler ele alınmış, olayın neviyatı, zaman ile olan ilişkisi incelenmiş, olaya davet etmenin ve olayın anlam üretiminde başa gelen olarak önemi ortaya konmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde bir ifade aracı olarak dil, dilin imkânları ve olayın açımlanmasında aldığı konum itibariyle anlam üretimi ile ilişkisi tartışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı, anlamın arayış bakımından oluşa gelişi ve diğer bölümlerdeki kavramlarla anlam üretiminin ilişkisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Deleuze'ün anlam üretimine bakışı konusunda ulaştığımız sonuç ise; olayı açan şey neyse ve olayın açıldığı yer nereyse bedensiz organ olarak anlamın oradan doğabilme imkânlılığına sahip olabildiğidir.

