Edebiyat Fakültesi
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/15
Browse
Browsing Edebiyat Fakültesi by Scopus Q "Q4"
Now showing 1 - 20 of 36
- Results Per Page
- Sort Options
Article 6. Sınıf Türkçe Dersinde Yaratıcı Yazma Yaklaşımının Öğrencilerin Yazmaya Yönelik Tutumlarına ve Yazma Becerilerine Etkisi(T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, 2023) Akto, Akif; Kıran Ölmez, Ela; Bindak, RecepBu araştırma, 6. sınıf Türkçe dersinde yaratıcı yazma yaklaşımının öğrencilerin yazmaya yönelik tutumlarına ve yazma becerilerine etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2021-2022 eğitim-öğretim yılı 2. Dönem içerisinde Mardin ili Artuklu ilçesine bağlı bir ortaokulun 6. Sınıfında okuyan 20 öğrenciyle yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı deneysel yöntemle tek grup ön test/son test modeli uygulanmıştır. Etkinlikler haftada iki saat olmak üzere 8 hafta boyunca toplam 16 saat uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak deneysel işlem öncesinde ve sonrasında yazmaya yönelik tutum ölçeği kullanılmıştır. Deneysel çalışma boyunca yaratıcı yazma etkinlik yaprakları kullanılmıştır. Veri toplama araçları çalışma grubunda ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Çalışma kapsamında nicel verilerin analizinde SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırma boyunca uygulanan yaratıcı yazma çalışmaları, betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: • Yaratıcı yazma çalışmalarının neticesinde elde edilen son test puanları ön test puanlarına göre yüksek çıkmıştır. Çalışma grubunun ön test ve son test puanları eşleştirilmiş t-testi analizi uygulanarak karşılaştırılmış ve ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Buna göre Türkçe derslerinde uygulanan yaratıcı yazma uygulamalarının öğrencilerin yazma tutum ve becerilerinde anlamlı bir artışa neden olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). • Betimsel analiz yöntemi sonucunda elde edilen verilere göre yaratıcı yazma çalışmaları, öğrencilerin yazma tutumlarını ve yazma becerilerini olumlu yönde geliştirmiştir.Article Ahmed Anzavur: Soldier, Governor, and Rebel. a Reevaluation of a Late Ottoman Military Man(Oriental Inst Czech Acad Sci, 2023) Yelbasi, CanerFollowing the Russian conquest of the North Caucasus, many Muslims from the region were exiled to the Ottoman Empire from the 1860s onwards. They were settled in different parts of the empire from the Balkans to Anatolia to the Syria and Iraq vilayets. By following this policy, the Ottoman state ensured that many Circassians would become part of the Ottoman army, ruling elites, harems and agricultural workforce. Anzavur Ahmed's family was one of them. Although he did not graduate from military school, he participated in the army during the war in Libya (1911), the Balkan Wars (1912-1913), and the First World War (1914-1918). He was also appointed as the governor of Izmit (1920). Anzavur Ahmet is portrayed as a rebel by Turkish official historiography, but in reality, he was much more than that. He was an Ottoman Governor, and supported by Ottoman administrators such as Damad Ferid and Ali Kemal, who were against the Kuvayi Milliye because they believed that the empire would eventually emerge from the chaotic atmosphere of the post-First World War period and make an agreement with the British. This article argues that although Ahmed Anzavur has been labeled a rebel and a traitor according to the official historiography, it is difficult to use these labels given the circumstances of his time.Article Citation - Scopus: 1Battling with Depressive Feelings and Suicidal Ideation: Role of Friendships and Effective Coping in Young Individuals From Hunza Valley, Pakistan(Pakistan Journal of Psychological Research, 2021) Naveeda; Aftab, Raiha; Halis, SakızThe present study aimed at examining the association between psychological distress, coping strategies, friendship (satisfaction and affection), and suicidal ideation among young individuals of Hunza Valley, Pakistan. The sample of the present study consisted of 117 boys and 278 girls (N = 395). The purposive sampling technique was used to select study participants from different schools and colleges of Hunza valley, Pakistan. The measures of the study included Depression, Anxiety, and Stress Scale (Lovibond & Lovibond, 1995), Brief Cope (Carver, 1997), McGill Friendship Questionnaire-Respondent’s Affection (Mendelson & Aboud, 2012), and Suicide Ideation Scale (Rudd, 1989). Analysis was carried out using, t-test analysis, regression analysis, and correlation techniques. The findings of the study indicated significant positive relationships between psychological distress (indicated by the presence of depressive symptoms and suicidal ideation), avoidant coping, humor, and suicide ideation. The findings further indicated that female adolescents scored higher on psychological distress and friendship satisfaction whereas males scored higher on friendship affection. Multiple regression analysis showed predictive nature of age, avoidance coping, friendship satisfaction, and suicidal ideation in depressive symptoms among adolescentsArticle BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİNİN GÖÇMEN ÖĞRENCİLERE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ: BİR DURUM ÇALIŞMASI(Milli Eğitim Bakanlığı, 2021) Özbek, Dilek; Özdaş, Faysal; Kavan, NihatYapılan bu araştırmada beden eğitimi öğretmenlerinin göçmen öğrencilere ilişkin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında beş sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu ise Mardin ili, Artuklu ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapmakta olan 12’si kadın, 18’i erkek 30 beden eğitimi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma bulguları sonucunda göçmen öğrencilerin; en fazla dil sorunu yaşadığı, eğitim sürecinde yaşadıkları sorunların çözümünde sınıf içi etkinliklerin sıkça kullanıldığı, öğrencilerin okula uyumunda sosyal faaliyetlere ağırlık verildiği, farklı kültürlerin bir arada olmasının genel olarak olumlu karşılandığı ve öğrencilerin sosyal etkinliklere katılımda çekingen davrandıkları fakat zamanla öğretmenlerinin ve sınıf arkadaşlarının desteğiyle bunu atlattıkları sonuçlarına ulaşılmıştır.Article Bir Toplumsal Değişme Paradigması Olarak Demokrasinin Eğitime Yansımaları Demokratik Eğitim(Milli Eğitim, 2010) Özpolat, Vahap…Article ÇAN AĞZINDA YER ALAN BİRKAÇ ESKİCİL ÖGE(Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 2014) Özdemir, BurçinAğız araştırmaları; ölçünlü dilde var olmayan sözcüklerin tespiti, unutulmaya yüz tutmuş eski Türkçe sözcüklerin yeniden canlandırılması, ağız özelliklerinin derlendiği çevrenin tarihî ve etnik yapısı hakkında fikir yürütülebilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Bu makalede; Divanü Lügati’t-Türk ’te yer alan, Çanakkale ili Çan ilçesinde aynı biçimde veya türevleriyle tespit edilen sözcükler, Derleme Sözlüğü’ndeki anlamlarıyla birlikte incelenmiştir. Çalışma, Derleme Sözlüğü’ne katkı sağlama amacının yanında derlenen sözcüklerin tarihî metinlerden tanıklanması ve değişim sürecinin açıklanmasına da hizmet etmektedir. Çan ağzından derlenen sözcükler; Türk dilinin el kitabı hükmünde olan Divanü Lügati’t-Türk merkezde olarak, Kutadgu Bilig, Tarama Sözlüğü ve bazı tarihî dil metinlerinden alınan örnekler ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştirArticle Çok Anlamlılıktan Eş Adlılığa Doğru Tarihsel Bir Yolculuk(FOLKLOR/EDEBIYAT-FOLKLORE/LITERATURE, 2022) Erkınay Tamtamış, Hadra KübraBu çalışmada, aynı kökene dayanan çok anlamlı sözcüklerin tarihsel yolculukları içinde anlam genişlemelerinden kaynaklı sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşmasıyla eş adlı duruma gelme süreçleri incelenmiştir. Eş adlılar; sesleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcükler olarak tanımlanmaktadır. Çok anlamlılık ise bir sözcüğün birden fazla anlamı karşılamasıdır. Çok anlamlı sözcüklerde tek kök, birden fazla birbiriyle ilintili anlam(lar) söz konusuyken eş adlı sözcüklerde birbirinden farklı en az iki kök ve anlamlar söz konusudur. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ten genel tarama modeliyle elde edilen acımak, ağıl, ağız, ağmak, altıparmak, basılmak, biçim, bir bir, bitmek, boy, bozuk, çakmak, çil, çöğür, dayak, dikilmek, dikmek, dil, dokunma, dokunmak, dokunuş, el, gen, güç, günlük, öz, sağ, sormak, ters, terslemek, uçuk, uğur, uz, yaş, yaşlı, yazı, yazmak, yordurmak, yormak, yorulmak sözcüklerinin çok anlamlılıktan eş adlığa doğru tarihsel bir yolculuk gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Sözlükte eş adlı sözcükler, (I) (II) (III) Romen rakamlarıyla birden fazla madde başında gösterilmiştir. Çok anlamlı sözcüklerin genişlemiş anlamları ise tek madde başında 1, 2, 3 rakamlarıyla gösterilmiştir. Türkçe Sözlük’ten tespit edilen 40 eş adlı sözcüğün -etimolojik ve tarihî sözlüklerden yola çıkılarak- aslında kökeni aynı olan çok anlamlı sözcükler olduğu ve anlam genişlemeleri yoluyla sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşarak tarihsel yolculukları içinde eş adlı duruma geldiği belirlenmiştir.Article Cumhuriyet sonrası eğitim sisteminde müfettiş seçme ve yetiştirme sistemi(2013) Ekinci, Abdurrahman; Öter, Ömer Murat; Akın, Mehmet AliBu araştırmada; Cumhuriyet sonrası eğitim sisteminde teftiş sistemi, müfettişlerin ne şekilde seçildikleri ve yetiştirildikleri incelenmiştir. Denetimin ve denetime ilişkin anlayışların zamanla geçirdiği değişim kısaca verilerek Türk Eğitim Sisteminde denetimle ilgili çalışmalar ve yapılan düzenlemeler ele alınmıştır. Ayrıca; Türk Eğitim Sisteminde müfettişlerin tarihsel süreçte hangi kriterlere göre seçildikleri, ne tür yetiştirme programlarından ve uygulamalardan geçtikleri, “İlköğretim Müfettişleri” ve “Bakanlık Müfettişleri” olarak incelenmiştir. Bu bağlamda geçmişte yapılan çalışmaların, denetim sistemine ilişkin yeni anlayışların tartışıldığı günümüzde, bu çalışmanın yapılacak düzenlemelere ışık tutacağı düşünülmektedir.Article Demokrasi Eğitimi ve Okul Meclisleri Projesi(Aklın Ve Bilimin Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2004) Özpolat, Vahap…Article Demokratik Davranışı İçselleştirme Aracı Olarak Okullarda Eğitici Kol Çalışmaları(Aklın Ve Bilimin Aydınlığında Eğitim Dergisi, 2001) Özpolat, Vahap…Article Ebü’l-Ferec İbnü’l-İbrî Üzerinde İslam Felsefesinin Etkisi(2017) Doru, Mehmet Nesimİslam felsefesi ve Süryani düşüncesi arasındaki etkileşimin en önemli örnekleri II/VIII. ve VII/XIII. yüzyıllar arasında olmuştur. İlk dönemlerde Süryani düşünürler daha aktif iken özellikle XI. yüzyıldan sonra İslam felsefesinin güçlenmesi ile birlikte İslam felsefesi diğer düşünce birikimlerini etkisi altına alarak güçlenmiştir. Bu dönemden sonra Süryani düşüncesi büyük oranda İslam felsefesinin etkisi altına girmiştir. Müslüman olmayan unsurların arasında Süryani düşüncesi, diğer kültürlere nazaran daha fazla İslam felsefesinin etkisinde kalmışlardır. VII/XIII. yüzyılda Süryani düşüncesinin en önemli ismi olan Ebü'l-Ferec İbnü'l-İbr? (Bar 'Ebroyo), İslam felsefesinin önemli düşünürlerini takip etmiş ve onların eserlerini Süryani düşüncesine uyarlamıştır. O felsefî düşüncenin nazarî meselelerinde İbn Sînâ ve Nasiru'd-Dîn Tûsî'nin etkisinde kalırken pratik ahlak konularında ve mistik yaşam felsefesinde Gazzâlî'nin etkisinde kalmıştır. Bu çalışmada onun adı geçen İslam düşünürleri ile yakınlığı ve düşünsel ilişkisi incelenecektir. Başka bir ifadeyle onun bu düşünürlerin hangi fikirleri ile ilgilendiği ve onlardan neler aldığı tartışılacaktır. Bu çalışma aynı zamanda, İslam felsefesinin etkisinin Müslüman olmayan kültürlerdeki yansımasının en önemli örneklerinden birini ele almakla önem arz etmektedirArticle Citation - WoS: 2Citation - Scopus: 1From ‘brothers in religion’ to ‘bandits’: Chechens in Mardin in the late Ottoman period(Taylor & Francis Online, 2021) Yelbaşı, Caner; Akman, EkremThis article analyses the mass migration of Chechens to the Ottoman Empire between the mid-1860s and the 1900s. The Russian expansion to the North Caucasus transformed the entire region surrounding the Black Sea, including its demography, governance and politics. This expansion took place in several phases. The first resulted in a major mass migration by several North Caucasian groups, who abandoned the region in response to the increasing presence of Russian military personnel. During the second stage, the exodus of these groups accelerated because of massacres committed by the Russian military in an attempt to take complete control. Many North Caucasians were exiled to Ottoman lands, arriving en masse, either on foot, or by sailing across the Black Sea. This article argues that the Ottoman state lacked a well-functioning settlement policy regarding the incoming North Caucasians. The Ottomans aimed to accommodate the refugees by deploying the frame of viewing them as ‘brothers in religion‘, but this resulted in a number of issues, in particular due to existing problems concerning the ‘state's Tanzimat‘ order, along with the collection of taxes and conflict with Bedouin tribes in the Mardin region. This article examines this phenomenon by means of a study of the ‘Chechens' journey‘ to the Ottoman Empire, focusing specifically on a subgroup of Chechens, who were settled in the Mardin region. Through the use of a considerable array of archival resources, the article seeks to firstly, trace the route taken by the Chechen group to Mardin and secondly, to clarify their transformation from being considered ‘brothers in religion’ by the Ottomans to regional bandits.Article İkinci Endülüs: Girit İslâm Devleti'nin Kuruluş ve Yıkılış Süreci(827-961)(2014) Bilgin, FeridunBu çalışma Kurtuba'nın, "Rabad" mahallesinde, ulemânın önderliği ile yerli Müslümanlar'ın başlattığı isyan hareketinin sonucunda sürgün edilen Rabad Müslümanları'nın, önce İskenderiye'de, daha sonra da Girit adasında hâkimiyet kurmalarını incelemektedir. Abbâsî ve Bizans İmparatorlukları'nın siyasî ve askerî istikrarsızlığından faydalanarak İskenderiye ve Girit'e hâkim olan Rabad Müslümanları'nın Girit'teki hakimiyetleri Bizans'ın eski gücünü toparlaması ile son bulmuşturArticle İnkılâpçı ve Muhafazakâr Devlet Toplum Anlayışlarının Eğitim ve Öğretmenlik Mesleğindeki Yan sımaları(Milli Eğitim, 2008) Özpolat, Vahap…Article İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlı’da Devlet-Yezidi İlişkileri(Hitit İlahiyat Dergisi, 2021) Akman, EkremYazidis or Ezidis are a Kurdish speaking religion group, living in the Sheyhan and Sinjar region around Mosul as well as rural areas of Diyarbakir, Urfa and Mardin. Yazidism is an ethno-religious faith, which is specific to certain families and in which any person out of this belief is not accepted. There are still unresolved debates about when and by whom Yazidism was founded, its origin, and basic belief figures. Islamic scholars argue that the Yezidism was founded by the community known as Adeviye Sect, maintained by the followers of Adi. b. Musafir,(555/1160) a Sunni sufi, after his death but then deviated from the belief of Islam in time and became an aberrant religion. Some also claim that this belief has survived as a remnant of Iranian religions such as Zarathustra, Mani and Mithraism (Mihrperest). The Ottoman Empire, occupied the surrounding of Mosul and Diyarbekir in 1514, started to have relationships with the Yazidis. Following this date, the state-Yezidi relationships in the Ottoman Empire regarding obedience, belief and military started. When the Yazidis followed the rules specified by the state, they were granted agricultural lands and areas, and they were accepted to be citizens. However, when they did not obey and revolted, they were accused of being disbeliever, not performing prayers and being aberrant, for this reason, they were punished. In this regard, the attitude of the state towards heterodox groups was determined not by religion and belief, but rather by sovereignty and obedience in the classical period of the Ottoman Empire. With the period of Tanzimat, the state-Yazidi relationships, which was centered on obedience, was first transformed into "Ottomanism", in which all citizens were accepted equal based on belief and military, and then Pan Islamism. Yazidi clergymen and leading figures refused to join the military by urging that their religion did not allow this. Faith and belief were at that time essential for the Ottoman Empire-Yazidi relationships, which was previously based on obedience and revolt. A number of projects were performed for communities and groups which were wanted to be included in the Pan-Islamism and prevent them from being targeted by foreign interventions. In this respect, in addition to the activities of heyet-i tefhimiye, firka-i islahiye, irsad committees, religious education, school and mosque construction activities were initiated. The offer of the Yazidis to solve military problems by paying a certain amount of money like Christians and Jews was not accepted by the state. After the second constitutional era, the demands of the Yazidis regarding a treatment such as exemption from military service in return for jizya or paid military service as a separate religion like Christians and Jews began to be discussed among the Ottoman bureaucrats and administrators. They stated that the group declaring themselves as Yezidi and believing in this respect had to be accepted as Yazidi in accordance with religious and sect freedom, the State had to recognize the religion of the Yazidis and their spiritual leaders had to benefit from the laws applicable for the spiritual leaders of non-Muslim groups. In this article, it is sought to answer the belief problems of the Yazidis and the question of whether the factor of obedience or belief were more determinant in Ottoman-Yazidi relationships. In this research it is claimed that in the classical period when the Ottoman Empire was powerful, its attitude towards the peripheral belief groups and communities was determined by obedience, not by religion and belief. After the Tanzimat, when the external pressures were dominant, these groups were tried to be included in the center by correcting their beliefs by means of military services. This article is divided into three parts: In the first part, the founder and naming of the Yazidi belief, which constitute the main problem of their history, will be examined. In this context, this section will discuss their relations with Satan and Yazid figures, which they define with a different physiognomy. The second part will analyse the Ottoman-Yazidi encounter in the classical period. The third part will focus on military service, which became the main problem in the state-Yezidi relations after the Tanzimat era. The contradictions in the beliefs of the Yazidis also an important part of this article. Therefore, the muhimme defters and the other archive documents were also used in this study to understand the Ottoman Empire's approach to Yazidis and the other-similar heretic groups in the classical and the Tanzimat period. This article will fill an important gap by comparing the functioning of the Ottoman state mechanism in the classical and Tanzimat era.Article İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri(Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2021) Akman, EkremÖz Yezidiler veya Ezidiler Musul civarında Şeyhan Sincar bölgesi ile Diyarbakır, Urfa ve Mardin kırsal alanında yaşayan Kürtçe konuşan bir inanç topluluğudur. Yezidilik, belirli ailelere özgü, dışardan herhangi birinin kabul edilmediği etno-dinsel bir inançtır. Yezidiliğin ne zaman ve kimin tarafından kurulduğu, menşei, temel inanç figürleri hakkında çözüme kavuşmamış tartışmalar devam etmektedir. Klasik İ�slam kaynakları Yezidiliğin Sünni bir mutasavvıf olan Adi. b. Müsafir’in (555/1160) vefatından sonra ardılları tarafından devam ettirilen Adeviye Tarikatı olarak bilinen cemaatin zamanla Sünni İ�slam inancından uzaklaşarak, sapkın bir inanca dönüştüğü görüşündedirler. Bu inancın İ�ran kökenli Zerdüşt, Mani ve Mitraizm (Mihrperest) gibi dinlerin kalıntısı olarak günümüze geldiğini iddia edenler de vardır. 1514 yılında Musul ve Diyarbekir çevresine hâkim olan Osmanlı Devleti, Yezidilerle karşılaştı. Bu tarihten sonra konumuzun başlığında da belirtildiği gibi itaat, itikat ve askerlik üçgeninde Osmanlı’da devlet-Yezidi ilişkileri başladı. Bu dönemde Yezidiler Diyarbekir’den Musul’a kadar uzanan bölgede köyleri talan eden ve aşiretleri rencide eden hırsızlık ve eşkıyalıkla uğraşan, Rafızilik gibi sapkın bir grup olarak tanıtılmaktadır. Devlete itaat ettiklerinde kendilerine mukataa ve dirlik verilen ve raiyetten sayılan Yezidiler, itaatten çıkıp asi durumuna düştüklerinde ezansız, namazsız ve mülhidlikle suçlanarak cezalandırılmışlardır. Bu anlamda Osmanlı klasik döneminde devletin heteredoks gruplara karşı tavrını din ve itikat değil, daha çok hükümranlık ve itaat ilişkisi belirlemekteydi. Tanzimat’la beraber, geçmişin itaat merkezli devlet-yezidi ilişkilerine artık inanç ve askerlik üzerinden önce tüm reayanın eşit sayıldığı Osmanlılık, daha sonra ittihad-ı İ�slam dairesine dâhil edilme denemeleri eklenmiştir. Yezidi din adamları ve ileri gelenleri itikatlarının askerlik yapmaya müsaade etmediğini belirterek orduya katılmayı reddettiler. Klasik dönemde itaat ve isyan üzerinden şekillenen Osmanlı-Yezidi ilişkileri artık itikat ve inanç üzerinden yürütülmektedir. Sünni İ�slam dairesine alınarak dış müdahalelere fırsat vermeleri engellenmek istenen cemaat ve gruplara yönelik bir dizi proje yürürlüğe sokuldu. Bu bağlamda heyet-i tefhimiye, fırka-i ıslahiye, irşad heyetlerinin çalışmaları yanında dini eğitim, mektep ve cami inşaat faaliyetleri başlatıldı. 1891 yılında Binbaşı Abdülkadir Bey ve ulemadan oluşan bir heyet (tefhim heyeti) Yezidileri sapmış oldukları batıl inançtan kurtarmak, temeddün ve itikatlarını düzeltmek üzere tatlılık ve güzel sözle dini Hitit Theology Journal Volume: 20 Issue:1 113 İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri telkin etmenin (aşılamanın) işe yaramadığını görünce zora başvurdu, şiddet uyguladı. Fırka-ı İ�slâhiye kumandanı Ö� mer Vehbi Paşa Musul’da şehrin ileri gelenlerinin huzurunda topladığı Yezidi reislerine itikatlarını tashih ederek Ehl-i Sünnet dairesine dönmelerini teklif ettiğinde, kabul etmeyenlere hakaret ederek şiddet uyguladı. II. Meşrutiyetten sonra Osmanlı bürokrat ve idarecileri arasında Yezidilerin, Hristiyan ve Museviler gibi askerlikten muafiyet ya da bedelli askerlik gibi bir muameleye tabi tutulma talepleri tartışılmaya başlandı. Bunlara göre, kendilerini Yezidi olarak ifade eden ve itikat eden bir kavmin din ve mezhep hürriyeti gereği Yezidi sayılmaları gerektiği, hükümetin Yezidilerin tabi oldukları itikadı tanıyarak gayrimüslim milletler gibi ruhani reislerinin tabi oldukları kanunlardan istifade etmelerini dile getirdiler. Bu makalede, Yezidiliğin inanç problemleri bağlamında, Osmanlı-Yezidi ilişkilerinde itaat ve itikat faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğu sorularına cevap aranmıştır. “İ�taat, itikat ve Askerlik Ü� çgeninde Osmanlı’da Devlet-Yezidi İ�lişkileri” adını taşıyan araştırmada Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu klasik dönemde periferideki inanç gruplarına ve cemaatlere karşı tavrını din ve inanç değil, itaatin belirlediğini, dış müdahalelerin baskın olduğu Tanzimat sonrasında ise, bu grupların askerlik üzerinden terbiye/temeddün ile itikatlarının tashih edilerek merkeze daha güçlü şekilde eklemlenmeye çalışıldıklarını iddia etmektedir.Article Japon eğitim sisteminden Türk eğitim sistemine iyi örnekler(2010) Ekinci, AbdurrahmanKarşılaştırmalı eğitim alanında en fazla çalışılan eğitim sistemlerinden biri Japon eğitim sistemi olmuştur. Özellikle Japon kalkınmasında temel ve belirleyici bir dinamik olarak kabul edilen eğitim, birçok ülke tarafından dikkatle incelenmiştir. Türkiye’de de bu bağlamda Japon eğitim sistemi üzerine birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, özellikle Japon eğitim ve okul sisteminden uygulamalara yer veren araştırma sayısı yetersizdir. Bu çalışmada ise, Japon eğitim sisteminin tarihsel gelişimiyle birlikte, eğitim ve okul sistemi içerisinde örnek uygulamalara yer verilmiş ve Türk eğitim sistemi açısından uygulanabilirlikleri tartışılmıştır. Çalışma, literatür taraması ve yazarın 2005 yılında Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı’nın (JICA), Japon eğitimi ve kültürü üzerine incelemeler yapmak üzere gerçekleştirdiği davet programı çerçevesinde Japonya’da yaptığı inceleme, gözlem ve deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.Article Kaht u Galâda Kaht-ı Rical: Merkezî Yönetim ve Musul Vilayet İdaresinin 1879-1880 Kıtlığıyla İmtihanı(Türkiyat Mecmuası, 2020) Dinç, FasihKıtlık; kuraklık ve dengesiz yağışların toplumun üretim olanaklarını ortadan kaldırmasıyla ortaya çıkan doğal bir afettir. Bu afet, her ne kadar coğrafi koşulların bir neticesi olsa da afetin giderilmesi, devlet mekanizmasının sağlıklı işleyişiyle yakından ilişkilidir. Bu mekanizmanın en önemli ayağını başarılı ve deneyimli yöneticiler oluşturmaktadır. Tespit ettiğimiz kadarıyla kıtlıkların baş gösterdiği merkezden uzak yerlerde yeterli deneyime sahip yöneticiler, memuriyet görevlerine herhangi bir leke gelmemesi için idarî sorumluluk almaktan kaçınmışlardır. Bu sebeple söz konusu yerler, daha alt düzeydeki deneyimsiz memurlar tarafından idare edilmiştir. Bu memurların afetlerden kaynaklı olağanüstü koşulların hüküm sürdüğü idarî birimlerde varlık gösterebilmeleri, sahip oldukları yetenek ile merkezî devletin yardım kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Ne yazık ki olağanüstü koşullarda krizi koordine edebilme kabiliyetinden yoksun yöneticilerin merkezî hükümetten gerekli desteği de alamaması durumunda söz konusu idarî birimlerde yaşayan halk, bir trajediyle karşı karşıya kalır. Bu çalışmada; 1879-1880 zaman aralığında şiddetli açlığın meydana geldiği Musul vilayet alanında Osmanlı merkez bürokrasinin yönetici atama yaklaşımları ile atanan yöneticilerin kıtlıkla nasıl mücadele ettikleri hususu ele alınmıştır.Article “Kemançe” ve “Mû-Zik”: Nusaybinli Domlarda Kimlik(Folklor/Edebiyat, 2021) Dişli, Semra ÖzlemBu çalışmada Mardin’in Nusaybin ilçesinde yaşayan Domların kendilerini nasıltanımladıkları konu edilmektedir. Bu bağlamda çalışma boyunca kendisinden hareketedilen kavram kimlik kavramıdır. Kimliğin ilişkisel olduğu kabul edilerekçalışmanın merkezini Domlar ile Nusaybin ilçe nüfusunun geri kalanı arasındakiilişkiler oluşturmaktadır. Bu ilişkilerin arakesitinde ise müzik yer alır. NusaybinliDomlar kendilerini öncelikli olarak müzisyen diye tanımlar ve öyle de tanımlanırlar.Nusaybinli Domların ana sazları ise rebap denen enstrümandır. Yerel dilde“kemançe” olarak adlandırılan rebap Domlar ile özdeşleşmiştir. Müzisyenlik vekemançe Dom kimliğinin oluşumundaki temel tartışma eksenini oluşturmaktadır.Çalışma boyunca kemançe bir maddi kültür öğesi olarak ele alınmakta olup Domkimliğinin oluşumunda kemançenin nasıl bir rol oynadığı soruşturulmaktadır. Buyolla çalışmanın açığa çıkarmayı hedeflediği temel mesele Dom kimliğinin nasılkurulduğudur. Bu temel meseleye ek olarak ayrıca maddi kültür aracılığıyla kişilerve nesneler arasındaki ilişki üzerine düşünülmesi de amaçlanmaktadır. Çalışma,2011 – 2015 yılları ile 2018 – 2019 yılları arasında Mardin’in Nusaybin ilçesindeyaşayan Domlar ile yürütülen alan araştırmasına dayanmaktadır. Katılımlı gözlem ve derinlemesine görüşme tekniklerinin kullanıldığı bu alan araştırmasındaetnografik yöntem benimsenmiştir. Gerçekleştirilen alan araştırmasından hareketleçalışmada, kemançenin Dom kimliğinin oluşumundaki faillerden biri ve Domkimliğinin değişen bağlam ve durumlara göre yeniden biçimlenmeye açık olduğusonucuna varılmıştır.Article Khorsabad/dūr-šarrukin Kazısı ve Asar-ı Atika\rMizamnamelerine Etkisi(Istanbul Univ, 2021) Genc, BulentWhen Paolo Emilio Botta was appointed to Mosul as the French consul in the last quarter of the 19th century, significant developments in Mesopotamian archeology occurred. During Botta's studies in the Mosul area, a resident of the village of Khorsabad mentioned reliefs and inscriptions on top of a hill. Botta dispatched a group of workmen to Khorsabad on March 20, 1843, after three months of arduous work in Kuyunjik. However, problems began to arise shortly after his work in Mosul. Particularly Mehmed Pasha in the province creates various obstacles. In this context, we searched the Ottoman Archives to learn more about Botta's excavation permits and documents, the obstacles created by the Pasha of Mosul, and the details, background, and correspondence of Botta's story in Khorsabad. We came across many documents, which included details as to the problems Botta experienced in Khorsabad, the conditions about the excavation permit and the construction of the excavation house, the plan of the excavation house mentioned by Botta, which was shown to be like a castle next to the village houses and sent to Istanbul, and the petitions of the villagers against Botta's research and the excavation house. In this article, we tried to understand how this period was understood and handled by re-reading Botta's excavation periods, permit documents, and the problems he encountered through the available documents. In particular, in the context of Khorsabad, we reviewed the excavation permission and articles given to Botta and examined its contribution to the Asar-i Atika Regulations.
