Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/98
Browse
38 results
Search Results
Book Part DİJİTAL ONTOLOJİYE DOĞRU TOPLUMSALLIĞIN DEĞİŞİMİ VE DİN(Kriter Yayınevi, 2022) YEŞİLMEN, HALİTİnsanın ve toplumsallığın yeniden tanımlandığı posthüman süreçte din ve dini yaşamın etkilenmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla içinde olunan değişim sürecinin posthüman projelerle ilişkisi sorgulanabilir. Posthüman dönem açısından gelinen noktada bu çalışma, değişimdeki yönelişe dikkat çekerek toplumsallık zemininin evirilişini ve kategorik/genel anlamda dinin geleceğini problem etmektedir. Dijitalleşme sürecinde toplumsallığın nereye doğru evirildiği, bu süreç içerisinde dinin statüsü ve dine biçilen rol ile ilgili tespitlerde bulunmak amaçlanmaktadır. Posthüman dönemde dijital veri, veri akışı, bilgi teknolojileri ve yapay zekâ üzerinden Büyük Veri (Big Data) temelinde yeni bir bilişsel sistemin, daha doğrusu MBS’nin (Mekanik Bilişsel Sistem) inşası söz konusudur. Büyük veri, gerçekliği kendi zemininde üretmek üzere insan ve toplumsallığı yeniden inşa etmeye yönelmektedir. Bu doğrultuda dijitalleşme vazgeçilmez gibidir; çünkü yeni sis tem, dijital bir zeminin/ontolojinin/altyapının inşasını doğrudan içerir. Bu sistem içerisinde insan, bu defa moderniteden farklı olarak posthümanist projelere uygun bir şekilde “özne” olmaktan çıkmakta, sistem lehine “nesne-özne” (nesne insan, özne sistem) konumuna düşmektedir.İnsana, insanı da içeren teknolojik evrim perspektifiyle teknik bir konum ve rol tayin edilmekte, bu doğrultuda toplumsallık yeniden tanımlanmaktadır. İnsanı merkez olmaktan çıkarması yönüyle MBS’nin, posthümanist bir dijital ontoloji tasarımı olduğu söylenebilir: Bu tasarımda insana, sistem lehine çeşitli devre elemanlarından biri olmak rolü tanınır. İnsan bedeni ve diğer canlı organizmaları da içerecek bir şekilde programlanabilir, veri akışına dâhil edilebilir ve tasarlanabilir her türlü üretim, dijital ontolojinin bir parçası ve inşası niteliğindedir. Veri akışı sistemiyle her açıdan insan yaşamının, doğa organizmalarının, hatta iklimin kontrol ve takip edilerek “iyileştirilmesi”, aslında dijital ontolojideki işlemsel yönelimin bir ürünüdür. Doğa ve insanı MBS’nin içerisinde belirle mek/üretmek de dijital ontolojinin eylem biçimlerindedir. Kısaca sistem, insanı ve varlığı, Tanrı iradesinde (MBS veya veri akışı sisteminde) konumlandırır. Tabiat tanrıçasının ve ondan bağımsız olmayan varlığın (Tanrı’nın iradesine hizmet etmenin) taklit versiyonu gibi düşünülebilir. Bütün bir haliyle yeni bir din biçimidir: Dijital Din. MBS, devasa bir hesap makinesi gibi toplumsallığı ve varlığın her hücresini, onların durumlarını hesaplayabilmek için teknik bir yönelimle ve veri akışı devrelerinde yeniden konumlandırır. Bir açıdan varlık hem somut devreler hem içerik olarak hesap makinesinin içerisine indirgenmiş gibidir. Yeni konumlandırmada her şeyin MBS içerisinde hesaplanabilir bir yerde durması gerekir. Kendi eylem planında sistem, varlığı ve toplumsallığı hesaplanabilir bir konuma çekerek inşa olunur. Dolayısıyla yaşam, her yönüyle hesaplanabilir olmalıdır. Bu açıdan sistem, sekülerlikle dopdoludur: Seküler Din.Article Fahreddin Râzî’nin Sofistleri Eleştirisi: Kelâm Özelinde Bir İnceleme(Milel ve Nihal, 2020-06-30) Pilatin, EbubekirAntik Yunan’ın siyasal ve sosyal şartları sonucunda tarih sahnesine çıkan sofistler, bir kavram olarak çeviri hareketleri ile beraber Aristoteles üzerinden İslam düşüncesi kaynaklarına girmiştir. Kelâmcılar, eserlerinin bilgi bahislerinde sofistlere geniş ölçüde yer vermiş ve sadece görüşlerini veya ortaya attıkları problemleri aktarmakla yetinmemişlerdir. Sofistleri, Lâedriyye, İnâdiyye ve İndiyye şeklinde yeni bir tasnife tabi tutan kelâmcılar, Aristoteles perspektifinden hareketle çeşitli açılımlarda bulunmakla birlikte, çelişmezlik ve üçüncü halin imkânsızlığı gibi ilkeler bağlamında çözüm üretmişlerdir. Kelâm ve felsefe uğrağında önemli bir yerde duran Fahreddin Râzî ise, kendinden önceki mirası devralarak sofistleri farklı bağlamlarda tekrar gündeme getirmiştir. Râzî’nin sofistleri ele aldığı yeni bağlam, İslam düşünce geleneğinde mezhepler arasında çıkan tartışmalar dolayımındadır. Bu çalışma, Râzî ve kelâm ilminin sofistik görüşleri işleyiş tarzlarını ve çözümlerini bağlamsal bir çerçeve kapsamında incelemektedirBook Tekn(oloj)ik Hinterlant ve Din(Çizgi Kitabevi, 2022) YEŞİLMEN, HALİTDijitalleşme aşamasında iyice belirgin hale gelen sosyal yaşamı “tasarımlanabilir” ve “hesaplanabilir” kılma eğilimi, kontrol etme sürecinin bir parçasıdır. Bu da sekülerizmin, daha doğrusu sekülerizme kaynaklık eden yapının gizil bir şekilde varlığını devam ettirdiğinin ipuçlarını sunar. Burada klasik sekülerleşme yaklaşımında vurgulanan dinin yokluğu değil, dinin kontrol edilen hinterlant içerisine taşınması ön plandadır. Bu çerçevede Tanrı’nın konuşması veya ne söylediği değil, onun seküler alan adına konuş(turul)ması, ideolojileştirilmesi ve tasarımlanması süreçleri/stratejileri önem kazanır. Burada hesaplamak ve hesaplayarak kontrol etmek, temel bir karakter olarak kendini gösterir. Konu sadece kontrol yöneliminden ibaret değildir. Çünkü bunu besleyen ve buna zemin oluşturan temel bir altyapı söz konusudur ki bu da “teknik olgusu”dur. Teknik, Weber’in yaklaşımında öne çıkan rasyonelitenin formel (biçimsel) boyutuna gönderme yapmakla birlikte, bunun işleyiş biçimini de vurgular. Teknik olgusu hem sekülerizmin hem de dijitalleşmenin ortak paydası niteliğindedir. Fakat belirtilen paydaşlarla da kısıtlı değildir, çünkü insanın temel yapıtaşlarından biri olması hasebiyle tarihsel açıdan modern dönemle sınırlandırılmayacak bir kökene sahiptir. Bununla birlikte teknik olgusunun; Bilimsel Devrim, Aydınlanma, sanayi/endüstri devrimleri ve modernleşme gibi süreçlerle yapılanmak üzere ortaya çıkma imkânı bulduğu, teknoloji yoluyla günümüzde kendi somut hinterlantını inşa etmek kapasitesine kavuştuğu söylenebilir. Bu çerçevede teknik olgusunun belirme biçimleri geniş bir yelpazede kendini gösterir. Geçmiş asırlara nazaran günümüzde dikkat çeken husus ise teknik olgusunun tezahür ettiği alanların (sanayileşme, bilim, teknoloji, dijitalleşme aygıtları, kitle iletişim araçları, sanal sosyal medya ortamları, hesaplanabilir toplumsal yaşam standartları, akıllı kentler, mikro cisimli kişisel sağlık asistanları, nesnelerin interneti) bir aradalığa doğru ilerleyişidir. Söz konusu toparlanma veya bir araya gelme, Batı ülkeleriyle müşahhas bir hâl almış gibi görünse de, aslında onları da belirleyen, küreselleşme olgusuyla birlikte insanı ve sosyo-kültürel yaşamı kuşatan bir kapasiteye doğru ilerlemektedir. Başka bir deyişle, belirtilen bir aradalığın etkisi, küreselleşme vurgusuyla uluslararası sahada olduğu kadar yerelde de geçerli görülebilir, çünkü sosyo-kültürel yaşam, her geçen gün teknik standartlara evirilmektedir; yani teknik, günümüzde mücessem bir yapı kazanmaya doğru ilerlemektedir. “Tekn(oloj)ik hinterlant” diyebileceğimiz bu mücessem durum, sekülerizmi ve sekülerleşmeyi, kısaca seküler(izm)leşmeyi destekleyen bir yapıdadır. Teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantın her zamankinden daha fazla belirleyici olması, sekülerizmin ve sekülerleşmenin çağdaş teknolojinin yönelimi açısından da gözden geçirilmesini zorunlu kılar. Bunun için kitapta hem mevcut değerlendirmeleri dışlamayan hem de teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantı dikkate alan bir bakış açısına ve tanımlamaya gidilmektedir. Tabi buna geçmeden önce önemli bir hususa açıklık getirmek gerekir ki o da “kapalı tutarlılık” olgusudur. Teknik/dijital olgusu bağlamında seküler zemin, kendi içinde “tutarlı” bir işleyişe sahiptir. Buradaki tutarlılık, işleyişin teknik işlem birimleri ve teknik işlemle sınırlı olmasından dolayı “kapalı” olma özelliğiyle de ön plandadır. Bu yönüyle kapalı tutarlılık kavramı, kitabın açıklamalarını özetler mahiyettedir.Article Citation - WoS: 1İslâm Felsefesini Tanımlama Yaklaşımları Üzerine(İlahiyat Tetkikleri Dergisi, 2021-12-31) Meçin, Mahmutİslâm’da felsefî geleneğin “İslâm felsefesi” tabiriyle müsemma olması günümüzde artık kabul gören bir tabirdir. Fakat bu tabirin nasıl tanımlandığı ya da tanımlanması gerektiği konusunda bir mutabakattan bahsedilemez. İslâm felsefesine çeşitli açılardan yapılan tanımları eleştirel bir yaklaşımla ele alan bu makale, İslâm felsefesinde bir tanımlama problemi olduğu iddiasından hareket etmektedir. Makalede İslâm felsefesini tarihsel açıdan ele alan ve onu ana kaynakları ile evrensel misyonu bakımından tavsif eden tanımlar iki ayrı başlık altında değerlendirilerek bu tanımların İslâm felsefesinin mahiyeti ve kapsamını ne ölçüde ifade ettikleri tartışılmıştır. Bahse konu edilen tanımlarda terkipte yer alan “İslâm” lafzının, din olarak İslâm’a mı, İslâm medeniyetine mi, İslâm’ın hüküm sürdüğü belli bir coğrafyaya mı, yoksa İslâm’ın ana kaynakları ve evrensel ilkelerine mi işaret ettiği konusunda bir ihtilaf söz konusudur. Çalışmada amaç, mevcut tanımları değerlendirerek İslâm felsefesini sadece bir coğrafî sınıra ve belirli bir tarihî kesite mahkûm etmeden daha kapsamlı bir biçimde tanımlayan yaklaşımları öne çıkarmak ve böylece süregelen tanımlama probleminde alternatif bir çözüm ortaya koymaktır.Article DEVELOPMENT AND VALIDATION OF THE LANGUAGE BARRIER SCALE FOR PRIMARY SCHOOL STUDENTS(International Online Journal of Primary Education, 2022-06-30) Öz, Muhammed; Polat, HakkıThis study aims to develop a scale that examines the communication difficulties that migrant and refugee students face in the primary school period, the initial stages of their involvement in the educational process. As a result of a questionnaire administered to 271 primary school teachers via the simple random sampling method, the reliability of the measurement method was found to be .96. As a result of explanatory factor analysis, it was seen that 39 items constituted a four-factor structure (Deprivation, Labeling, Exclusion, and Acceptance). Data were then compiled by administering the scale to 112 teachers again for confirmatory factor analysis. According to the findings, the goodness of fit values were at good levels and the factor structure was validated. “Language-related difficulties” and “language barrier” were found to be two different phenomena. In order to understand the language barrier as a phenomenon that gives continuity to language-related difficulties, it is necessary to develop a perspective that puts students’ school experiences at the center and evaluates them within the context of their own unique conditions. In this context, a perspective that questions the performance-based climate of schools is also needed.Article TANRI-MEKÂN İLİŞKİSİ: 'HER YERDE BULUNMA' VE 'AŞKINLIK' SORUNU(2016) Aktürk, EyüpTanrı'nın sıfatlarına ilişkin bir tartışma O'nun varlığına ilişkin bir tartışmayla doğrudan ilgilidir. Klasik teizme göre Tanrı (her-şeyi bilme, her-şeye gücü yetme, heryerde bulunma gibi) bir takım sıfatlara özsel olarak sahiptir. Hiç kuşkusuz Tanrı'nın heryerde bulunması sıfatı O'nun mekânla olan ilişkisini tartışmayı gerektiren bir durumdur. Tanrı'nın her yerde bulunması ile O'nun madde-dışı (manevi) bir varlık olması arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Bir mekâna yerleşmek o mekân tarafından çevrelenmek anlamına geldiğine göre (hiç-bir sınırlamayı içermeyen) Tanrı'yı bir mekânla ilişkilendirmek anlamsızdır. O halde evreni aşan (manevi) bir varlık olarak Tanrı'ya herhangi bir mekân atfedilemez; ve aşkın olan Tanrı ile evren arasında temel ontolojik bir farklılığın olması kaçınılmazdırArticle Şinasi Gündüz, İslam ve Sâbiîlik(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2018-06-25) ALICI, MehmetÜlkemizde gnostik gelenekler konusunda yetkin çalışmalara imza atan ve gnostik düşüncenin akademik çevrelerde bilinmesini sağlayan Şinasi Gündüz, son kitabıyla hem gnostik bir gelenek olarak Sâbiîliğin temel hareket noktalarını arz etmekte ve hem de İslam’la bir karşılaştırma yaparak oryantalist iddiaların sağlam bir zemine oturmadığını açık etmektedir. Gündüz’ün İslam ve Sâbiîlik başlığıyla kaleme aldığı bu çalışma başta konuya ilgi duyan genel okur kitlesine hitap etmektedir. Bununla birlikte özellikle ilahiyat alanında bu hususta araştırma yapan akademisyenlere konuya ilişkin doğru bilgiyi vermeyi hedeflemektedir. Müellif, oryantalistlerin iki gelenek arasındaki benzerlik iddialarını ve pozitivist perspektifi tartışmaya açmaktadır. Bunu yaparken de her iki dinî geleneğin temel kaynaklarından hareket ederek konunun daha iyi anlaşılması açısından karşılaştırmalı bir yöntem uygulamaktadır.Article Fârâbî'nin Endülüs'teki İmajı: Endülüslü Filozof Ve Tarihçiler Gözüyle Fârâbî(2017) Bozkurt, BirgülEndülüslü filozofların eserlerinde olduğu gibi tabakât ve tarih yazarlarının eserlerinde de Fârâbî hakkında olumlu bir bakışın bulunması söz konusudur. Bu durum Fârâbî’nin sadece felsefi otoritesiyle ilgili olmayıp mantık, matematik, tıp, müzik gibi pek çok alandaki başarısı ve yaşamındaki mütevazılığını da kapsamaktadır.Book MAHALLEMİLER ve EBRULİ KÜLTÜRÜN AĞIRBAŞLILIĞI(Çizgi Kitabevi, 2017) YEŞİLMEN, HALİTGünümüzde küreselleşme konusunda pek çok görüş ortaya konulmakta ve buna dönük çeşitli projeler gündeme gelmektedir. Kendini hissettiren etno-dini merkezli kimlik söylemleri de bu projelerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özellikle bu yöndeki konu ve meselelerin küreselleşme söylemleriyle manipüle edilerek zararlı ve çatışmalı ortamlara sürüklenme ihtimali de yüksektir. Bundan dolayı, Mardin ve çevresinde olduğu gibi farklı etno-dini unsurların yüzyılara dayanan birlikteliği, etkileşim dinamikleri çerçevesinde anlaşılabilir. Bu çalışma da, bölgenin asli unsuru olan Mahallemiler özelinde, yerel dinamiklerin anlaşılmasına katkı sunması yönüyle önemlidir.Article Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk Adlı Risalesi(İslami Araştırmalar, 2020) Bozkurt, BirgülBu çalışmada 17. yüzyıl Osmanlı düşünürlerinden ve Fusûsu’l-Hikem şârihlerinden Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk adlı risalesini inceledik. İki varak ya da dört sayfadan oluşan ve Arapça olan bu risale Bosnevî’nin tefsirle ilgili risalelerinden biridir ve tasavvufî bir içeriğe sahiptir. Bosnevî bu risalede Enfal Sûresi’nin 24. ayetinin yorumu-nu yapmış ve genel olarak Muhyiddin İbn Arabî’nin varlık ve bilgi konusundaki görüşlerinin et-kisinde kalmıştır. Biz çalışmamızda öncelikle Bosnevî’nin bu risalesini şekil, içerik ve kaynakları açısından değerlendirdik. Daha sonra Bosnevî’nin ayette geçen konulara dair yaptığı açıklamaları İbn Arabî’nin görüşlerinden, Bosnevî’nin diğer bazı eserlerinden ve bu konularla ilgili yapılmış diğer çalışmalardan da yararlanarak açıklamaya çalıştık.
