Bankacılık ve Sigortacılık Programı Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/162
Browse
26 results
Search Results
Book Part GREEN MARKETING(Efe Akademi Yayınları, 2023) Akatak, AhmetThe depletion of natural resources threatens the future of the world. Unconscious use of products, leaving waste to nature and wasting natural resources, together with the production and consumption concept of today, necessitate the emergence of new environmentally friendly approaches. The fact that conscious consumers are sensitive to the environment has caused businesses to act sensitively. Businesses have also tended to offer environmentally friendly products and services, both to meet the demands of consumers and with the influence of various non-governmental organizations. It is a fact that businesses, which have been operating in various activities from the past to the present, have adverse effects on the natural environment, such as the destruction of living spaces, climate change, environmental pollution, and carbon emissions. Therefore, the green marketing approach, which does not harm natural habitats, does not cause environmental pollution and allows the development of recyclable production methods, has recently come to the fore. Green marketing is the marketing of environmentally friendly products and services. It includes many practices such as producing products that do not harm the environment, adopting sustainable business strategies, using recyclable packages and focusing on modern marketing strategies. Green marketing is a marketing approach that enables businesses to reach their goals and is adopted and appreciated by society, considering consumers' sensitivity to the environment. In this study, firstly, the concept of green marketing and the development process of green marketing is emphasized. Then, the green marketing approach, the green marketing mix, the reasons why businesses prefer green marketing, the importance of green marketing strategies are mentioned and green marketing examples and commonly used green marketing labels in Turkey and the world are explained.Book Part SEÇİLMİŞ GÖSTERGELERLE BİST SİGORTA ENDEKSİNDEKİ ŞİRKETLERİN KARŞILAŞTIRILMASI(Yaz Yayınları, 2023) Akatak, Ahmet; Kavak, OsmanFinansal sistemin unsurlarından olan sigortacılık sektörü tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de hızla gelişen ve büyüyen sektörlerin başında gelmektedir. Hem bireyler hem de kurumlar tehlikeli durumlardan sakınmak ve risklerden kaçınmak için sigortacılık sistemine yönelmekte ve maddi varlıklarını güvence altına alma gereksinimi duymaktadırlar. Son zamanlarda Türkiye’de sigortacılık sektöründe kaydedilen prim miktarları ve poliçe sayısının yanı sıra sektörün aktif büyüklüğü, büyüme oranları, kârlılığı, istihdam edilen çalışan sayısı gibi verilerde de artışlar görülmektedir (Çatıkkaş ve Duramaz, 2020, s. 89). Sektöre işlevsel açıdan bakıldığında sigorta kavramı bir güven ortamı oluşturmasının yanı sıra sermaye piyasasının gelişimine katkıda bulunması, tasarruf aracı olması ve yatırım fonlarına kaynak sağlaması gibi özellikleri açsından değerlendirildiğinde sigortacılık sektörünün üzerinde durulması gerektiği ve bu alana yönelik performans analizlerinin yapılması önem arz etmektedir...Book Part FUTBOL KULÜPLERİNİN FİNANSAL PERFORMANSINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER(Efe Akademi Yayınları, 2023) Akatak, AhmetSpor denilince dünyanın pek çok yerinde akla ilk gelen branş kuşkusuz futboldur. Futbol, geçmişte olduğu gibi günümüzde de popülerliğini korumasının yanı sıra geniş kitlelere hitap etmesi yönüyle de her kesimden insanın dikkatini çekmiş bir spor dalıdır. Sahada rekabet için bir araya gelmiş 22 futbolcunun dostane mücadelesini hedefleyen bir spor dalı olmanın çok daha ötesinde anlamlar içeren futbol; futbol kulüplerin astronomik bütçeleri, yayın, reklam ve sponsorluk gelirlerinin haricinde sadece transfer sezonunda 200 milyar doların üzerinde bir pazarın oluştuğu, reklamcılıktan yayıncılığa, giyim sektöründen turizme çok farklı sektör ve yüzlerce iş kolunun paydaşı olduğu yaklaşık 1 milyar insanın istihdamına kaynaklık eden devasa bir ekonomik alanı kapsamaktadır (Kuper, 2003). Birçok alanda karşımıza çıkan bir olgu haline dönüşen futbol, sadece eğlence amacıyla yapılan bir spor olarak değil özellikle sosyal ve ekonomik hayatı etkileyen bir aktivite haline gelmiştir. Dünya’da yaklaşık 3,5 milyar ilgili kitlesine sahip olan futbol diğer spor branşları arasında en çok tercih edilen bir spor olarak karşımıza çıkmaktadır (Aslan, 2018). Futbol kulüplerinin sponsorluk ve reklam gelirleri, transfer harcamaları, tesis yatırımları, lisanlı ürün satışları gibi ticari faaliyetlerde bulunması spor endüstrisi diye ifade edebileceğimiz bir kavramı ortaya çıkarmıştır. Spor endüstrisinin gelişen yapısıyla beraber profesyonel yöneticiler tarafından yönetilen futbol kulüpleri birer ticari işletmeye dönüşmüş durumdadır. Dolayısıyla işletmelerin önde gelen amaçlarından varlıklarını sürdürme ilkesinden hareketle futbol kulüplerinin mevcudiyetlerini sağlayabilmeleri sportif başarılarına bağlıdır. Öncelikle bir futbol kulübünden beklenen sportif başarılar elde etmesidir. Futbol kulüpleri için tek başına sportif başarı bazen yeterli olmayabilir. Sportif başarının yanında başarılı bir finansal yönetimin olması gerekmektedir. Futbolda finansal başarı ile sportif başarıyı birbirinden bağımsız değerlendirmek ve ayrı düşünmek doğru değildir. Her iki başarı da birbirinin destekleyicisidir. Sportif başarı finansal getiri sağlarken, iyi bir finans yapısına sahip olmak da sportif başarıya zemin hazırlamaktadır. Sadece sportif başarıyı baz alarak futbol kulübünün finansal performansını değerlendirmek tabi ki eksik kalır. Finansal anlamda kulübü devamlı kârlı tutabilmek ve gelir getirici faaliyetler icra etmek birçok faktöre bağlıdır. Bu çerçevede çalışmada futbol kulüplerinin finansal performanslarını etkileyen faktörlerin neler olduğu ifade edilecek. Futbol kulüplerinin finansal yapılarına etki eden düzenlemeler ele alınacak. Futbol oyununun ticarileşmesiyle beraber kulüplerin gelir ve gider kalemlerinin nelerden oluştuğu açıklanacaktırConference Object Yoksulluk ve Çevresel Bozulma Arasındaki Etkileşim: Batman Örneği(Şırnak Üniversitesi, 2019) Serin, Zehra Vildan; Dursun, Hasan; Kavak OsmanÇevresel bozulma kendini insanoğlu ile göstermiştir. Ancak insanoğlunun çevresel bozulma üzerindeki etkisi geçmişten günümüze kadar sürekli artmıştır. Küreselleşme ile birlikte çevresel bozulma üst düzeylere ulaşmış ve çevrenin kendini yenileme fırsatı olmadan eskilerine yenileri de eklenmiştir. Buna bağlı olarak sorunun çözümü amacıyla uygulanan politikalar mevcut çevresel sorunların karmaşık yapısı nedeniyle genellikle başarısız olmuştur. Günümüzde çevresel bozulma ile yoksulluk ilişkisi incelendiğinde dünya genelinde aynı tablo ile karşı karşıya kalınmaktadır. Yoksulluk-çevre bozulması arasındaki ilişki bizlere önemli doneler vermektedir. Günümüzde bu iki sorun kalkınmanın önünde önemli birer engel olarak görülmektedir. Bu çalışmada Batman ilinde; çevresel bozulma ve yoksulluk arasındaki etkileşim, çevresel bozulmanın nedenleri, nüfus, eğitim ve kişi başına düşen gelir faktörlerinin çevresel duyarlılıkla ilişkileri incelenmiştir. 2006-2017 yılları arasındaki eğitim, nüfus ve gelir verileri ışığında sözü geçen yıllar için karşılaştırma yapılarak yıllar içindeki değişim ve gelişim irdelenmiştir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİMDE KAZANÇLAR VE MALİYETLER(Center for Black Sea Research, 2020) Gölpek Filiz; Kavak OsmanBirçok ülke, özel finansmana müsait olan yükseköğretimi yakından etkileyen kamu harcamalarının ağır maliyetini hafifletmek için yollar aramaktadır. Bu yollardan biri eğitim hizmetlerinde maliyetlerin karşılanmasının kamu kaynaklarından ailelere kaydırılması şeklinde olmaktadır. Bunun anlamı, yükün vergi mükelleflerinden büyük ölçüde hizmetlerden faydalananlara kaydırılması ve buradan da yükseköğretim hizmetinden birinci derecede yararlanan öğrencilerin, yükseköğretim maliyetine katılması gerektiği anlaşılmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde eğitime ayrılan kaynakların etkin kullanılmasının son derece önemli olması, bu sorunu çözebilmek için eğitim hizmetlerinin fayda ve maliyetlerinin bireyler ve toplumun tümü açısından değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim mezunu bireylerin, eğitimi süresince gerçekleşen özelsosyal maliyetleri ve kazanç verileri ile eğitim yatırımlarının iktisadi etkinliğini değerlendirmektir. Bu çerçevede, Türkiye ve OECD ülkelerinde yükseköğretim mezunu bireyin eğitim maliyetleri ile elde ettiği kazançlar karşılaştırılmıştır. Buna göre, Türkiye’de erkek öğrencilerin yükseköğretim görmeyi çalışmaya tercih etmekle vazgeçtiği kazancı, OECD ortalamasının 1/3 kadardır (9.200 $/ 36.700 $). Bu, Türkiye’de bireylerin yükseköğretime devam etmekle vazgeçtiği kazancın diğer ülkelerden daha düşük olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, Türkiye’de doğrudan maliyetler OECD ortalamasından (2.300 $/8.400 $) çok düşüktür ve bu durum, hem net parasal faydanın (getiri) yüksek (296.100 $) çıkmasına, hem de daha yüksek özel getiri oranına (sırasıyla %36 ve %17) neden olmaktadır. Benzer durum, kadın bireyler için de söz konusudur. Sonuç olarak, OECD ülkelerinde genel olarak bireyler, özel maliyetlerin 7.5 katı, Türkiye’de kadınlar 67.6 ve erkekler 25.7 katı kazanç elde etmiştir. Böyle bir bulgu, Türkiye’de yükseköğretimde kamusal finansman politikasının beklenen sonuçları vermediği ve kıt kaynakların etkin kullanılmadığını açıkça göstermektedir. Alternatif yatırım alanları yerine özel faydası yüksek olan yükseköğretim harcamalarına kaynak ayrılması kamusal finansman sistemi tahsis etkinliği açısından beklenen sonuçları vermemiştir. Bu sonuçlar, bedelsiz yükseköğretimin hem gelir dağılımı hem de etkinlik açısından bozucu etkilere sahip olduğunu da ima etmektedir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİMDE BİR FİNANSMAN POLİTİKASI(Center for Black Sea Research, 2020) Gölpek Filiz; Kavak OsmanKıt kaynaklar söz konusu olduğunda, eğitim yatırımları ile diğer yatırımlar arasındaki dengenin belirlenmesi, yükseköğretim hizmetinin pahalı ve talebinin yüksek olması kaynakların son derece dikkatli kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir. Özellikle kamu kaynaklarından yükseköğretimin finanse edilip edilmeyeceği, devletin sübvansiyon sağlayıp sağlamayacağı ve finansman yükünün toplum ile hizmetten doğrudan yararlananlar arasında nasıl paylaşılacağı gibi soruların cevaplandırılması önem taşımaktadır. Bu sorular, kamusal finansman politikası yerine öğrenim ücreti ve kredi/burs uygulamaları yoluyla maliyet paylaşımını sağlayacak bir finansman politikası ile cevaplandırılabilir. Böyle bir finansman politikası yoluyla hem iktisadi etkinlik sağlanabilecek, hem de alt gelir grubuna ait öğrencilerin bir yükseköğretim kurumunda eğitim görebilmeleri garanti altına alınabilecektir. Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim seviyesindeki kamu harcamalarının bütçeye olan ağır maliyetini hafifletme yöntemlerinden olan öğrenim ücreti ve kredi/burs sistemi hakkında teknik bir çerçeve sunmaktır. Bazı OECD ülkelerinde ve Türkiye’de yükseköğretim harcamaları (en yüksek GSYH’ye oranı, kamu: %1,4, özel: %0,4), yükseköğretimde kayıtlı öğrenci sayıları (en yüksek, kamu: %100, özel: %80), öğrenim ücretleri (en yüksek, kamu: 11.866 $, özel: 29.478 $), öğrencilerin kredi/burs imkânları (en yüksek, kamu bursu alanlar: %58, almayanlar: %92) ve borçlanma sistemleri (çoğunlukla gelir şartına bağlı ödeme) verilerle analiz edilmiştir. Bu analizin sonucunda, yükseköğretimin özel finansmana müsait olduğu, maliyetlerin karşılanmasının kamu kaynaklarından ailelere kaydırılması gerektiği, birinci derecede yararlanan öğrencilerin aile gelirine veya ileride elde edeceği gelire göre harcamalara katılmasını sağlayacak bir finansman politikası olarak öğrenim ücretleri ile kredi/burs sistemlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.Article YÜKSEKÖĞRETİM HARCAMALARI İLE GELİR İLİŞKİSİ: MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ(Hasan Kalyoncu Üniversitesi, 2020) Kavak Osman; Gölpek FilizEğitim, iktisadi açıdan büyüme, rekabet gücü ve verimlilik, toplumsal açıdan ise yoksullukla mücadele ve gelir dağılımında adaletinin sağlanması gibi politikaların merkezinde yer almaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde genellikle eğitim ve gelir seviyesi düşük olduğu için eğitim hizmetleri karşılıksız olarak kamu tarafından sunulmaktadır. Bu ise, eğitim hizmetleri için yapılan harcamaları gelirin yeniden dağılımında önemli bir araç haline getirmektedir. Eğitimdeki fırsat eşitliği ile gelir eşitsizliği arasında güçlü korelasyonun olması, ailelerin gelir düzeylerinin eğitim hizmetini satın alma olanağını farklılaştırarak hem yükseköğretime girişte hem de yükseköğretim sürecinde özel harcamalara katlanmalarını etkilemektedir. Bu nedenle, özellikle yükseköğretim hizmetinden yararlanabilmek, bireylerin gelir düzeyini yükselterek adaletli gelir dağılımını sağlamada önemli bir işlev görebilir. Bu araştırmanın amacı, 2019-2020 akademik dönemde Mardin Artuklu Üniversitesi’nde kayıtlı öğrencilerin yaptıkları özel eğitim harcamaları ile gelir ilişkisini tespit etmektir. Araştırmanın evrenini 10.294 öğrenci, örneklemini, %95 güven seviyesinde, %5 güven aralığında kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 1.228 öğrenci oluşturmaktadır. 1.228 öğrenciye 15 sorudan oluşan anket uygulanmış ve tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, 2020 yılı fiyatlarına göre, öğrencilerin çoğunluğunun (%75,2) asgari gelir (2.324 ₺) ve altında aylık gelire sahip olduğu, yükseköğretim sürecindeki özel harcamaları asgari ücretin yaklaşık ¼’i kadar (500 ₺), yükseköğretime girişte yaklaşık yarsının hiçbir harcama yapmadıkları görülmüştür. Buna göre, öğrenciler, düşük gelir grubunda yer aldığı, aile gelirine bağlı olmak üzere özel yükseköğretim harcamalarının değiştiği söylenebilir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİM TALEBİ VE GETİRİLERİ(BİL-TEK, 2019) Gölpek Filiz; Kavak OsmanDünyanın birçok ülkesinde okullaşma oranı, ailenin sosyo-ekonomik statüsü, eğitim harcamaları, beşerî sermayenin özel faydası olan kazanç farklılıkları, işsizlik ve istihdam oranları, işsiz kalma süresi faktörleri yükseköğretim talebini etkilemektedir. Ancak bu faktörler, bir öğrencinin yükseköğretim talebini aynı yönde etkilememektedir. Özellikle bireylerin ve toplumun eğitimden ne kadar fayda elde ettiklerini tespit etmek için de özel ve sosyal fayda değerleri üzerinde durulmaktadır. Bu konudaki çalışmalarda, genel olarak, ilk ve ortaöğretim seviyelerinde sosyal, yükseköğretimde özel faydaların ağır bastığına dair sonuçlar elde edilmiştir. Bu araştırmanın amacı, OECD ülkelerinde ve Türkiye’de yükseköğretim talebi ile yükseköğretimin faydaları (getiri) arasındaki ilişkiyi kavramsal anlamda analiz etmektir. Bu çerçevede, önce yükseköğretim talebinin artması, eğitim seviyelerine göre kayıt oranları, eğitim harcamalarının kamu ve özel dağılımı ve öğrenci başına yapılan harcamalar ile ele alınmıştır. Daha sonra, yükseköğretimin getirisi, eğitim seviyelerine göre özel ve sosyal getiri oranları, kazanç farklılıkları, işsiz kalma süreleri, işsizlik oranı, istihdam oranı ve parasal olmayan getiriler ile açıklanmıştır. Sonuçta ise, oldukça maliyetli olan yükseköğretimin devletçe sosyal mal sayıldığından parasız sunulduğu, yükseköğretimin bireylere yansıyan özel faydasının topluma yansıyan sosyal faydasından daha fazla olduğu, bunun da bireylerin yükseköğretim talebini arttırdığı ifade edilmiştir.Conference Object EKONOMİK İSTİKRAR BAĞLAMINDA KIRILGAN BEŞLİ VE TÜRKİYE ÜZERİNE MAKROEKONOMİK BİR ÇALIŞMA(İKSAD Yayınevi, 2018) Arslan, İbrahim; Bayar, İlyas; Kavak, OsmanDünya ölçeğinde ülkelerin ekonomik durumlarını etraflıca irdelemenin yollarından biri rating kuruluşlarının raporları ve araştırmalarıdır. Rating kuruluşlarının varlık nedeni her ne kadar tasarruf açığı olan ülkelerin dış borç temininin sağlaması için kredibilite durumlarını tespit etmek olsa da söz konusu kuruluşların görüşleri ülkeler arası sermaye hareketlerini, doğrudan ve dolaylı yoldan bireylerin/kurumların/kuruluşların yapacakları yatırımları, iktisadi aktörlerin ekonomik kararlarını etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle bir bütün olarak değerlendirildiğinde hem siyasi hem de ekonomik düzlemde gelişmiş ülke ekonomileri gibi sağlam bir zemine oturmayan ülkeler “kırılganlık” riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerden biri olarak kabul edilen Türkiye‟nin ekonomik görünümü bu bağlamda ayrı bir önem arz etmektedir. ABD'li Uluslararası Finansal Hizmetler ve Yatırım Bankacılığı Kuruluşu Morgan Stanley, Ağustos 2013 yılında yayınladığı ekonomik raporda kırılgan beşli diye bir gruplamaya gitti. Bu raporda Kırılgan beşli olarak Hindistan, Brezilya, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri belirlenmişti. 2016 yılının sonunda Morgan Stanley kırılgan beşli sınıflandırmasını revize etti. Brezilya ve Hindistan bu gruptan çıkarılıp yerlerine Meksika ve Kolombiya dahil edilerek yeni kırılgan beşli Endonezya, Türkiye, Güney Afrika, Kolombiya ve Meksika olmuştur. Kasım 2017 yılında rating kuruluşlarından biri olan Standard and Poor‟s ( S&P) da yayımladığı raporda yeni bir kırılgan beşli listesi oluşturmuştur. Bu yeni liste Türkiye, Arjantin, Pakistan, Mısır ve Katar‟dan meydana geliyordu. Son beş yılda iki farklı kuruluş tarafından yayınlanan üç raporda da Türkiye yer almaktadır. Bu çalışmamızda ekonomik istikrarın sağlanması için hedeflenen ekonomik politikalar ışığında Türkiye‟yi, Morgan Stanley‟in yeni kırılgan beşli listesinden yer almayan Brezilya ve Hindistan ülkelerinin 2013-2017 makro ekonomik performanslarını karşılaştıracağız. Çalışmamızda Türkiye‟nin halen kırılgan beşli grupta yer almasının ulusal bir algı mı yoksa rasyonel bir karar mı olduğunun değerlendirmesini reel verileri göz önünde bulundurarak yapmaya çalışacağız. Kuşkusuz Türkiye‟nin içinde bulunduğu coğrafya, Ortadoğu‟da ve bazı Arap ülkelerinde kimi siyasi hareketlerin yarattığı bunalımlar, araştırmamızın belli noktalarına kısıtlar getirse de araştırmanın ekonomik bir projeksiyon oluşturmasına katkı sağlayacağı aşikardır.Article GÖÇÜN İNSANİ BOYUTU: ÖMERLİ ÖRNEĞİ(Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science, 2018-01-01) Arslan İbrahim; Bayar İlyas; Kavak, OsmanOrtadoğu ve Arap Baharının tesiriyle başlayan Suriye iç savaşının yıkıcı yansımaları, sınır komşusu olmamız nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde ülkemizin her noktasında hissedilmektedir. Yalnızca ekonomik, kültürel, sosyal boyutu ile değil en önemlisi yaşamsal nosyonlara dayanan “insani” boyutu ayrı ve öncelenmesi gereken bir biçimde önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının formüle ettiği ve literatüre eklediği insani yoksulluk endeksinin ne boyutta olduğunu belirlemek ve sosyal politika çerçevesinde hem kamuyu hem özel sektörü nasıl harekete geçirebiliriz sorusuna cevap aramak araştırmamızın asıl amacını oluşturmaktadır. Bununla birlikte göç olgusunun sonuçlarından biri olan mekânsal ve kültürel değişimin, sosyal çevreye uyum ve iletişim üzerindeki etkisini ölçmek sosyal programların oluşturulması açısından öncül bir projeksiyon sağlayacağına ve katkı sunacağına inanmaktayız. Araştırmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılarak, Mardin ilinin Ömerli ilçesine göç etmek zorunda kalan Suriyeli evli kadınların sosyoekonomik durumunu özellikle yoksulluk boyutuyla ele almaya çalıştık. kullanılmıştır. Suriyeli göçmenlerin toplumsal entegrasyon noktasında birçok eşiği atladıkları halde ekonomik anlamda ciddi zorluklar çektikleri görülmektedir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »
