Browsing by Author "Erkol, Ahmet"
Now showing 1 - 6 of 6
- Results Per Page
- Sort Options
Article Creation of Female Identity With Religious References in Patriarchal Culture and Discourse on Negative Feminine Dispositio(Sirnak Univ, 2022) Altay, Saadet; Erkol, AhmetIn history, the features that defined the male gender versus the female gender were largely accepted as good in contrast with the bad features of the female gender. This patriarchal way of thinking has existed as a dominant mode of thought throughout history and across many societies. In the last two centuries, objections have been raised against this dominant patriarchal thought and practice and struggle ensured. As a result, the subject at the center of the arts and sciences historically is in question as the women's perspective came to be represented in diverse expressions of thought, from art to politics, from economics to the sciences. The concept of "patriarchal/male-dominated thought" has led to a re-evaluation of everything that is human. There are no studies directly on this subject in the field of theology, and the existing ones are in the form of repeating what is available in Muslim culture. Studies on the subject are mainly in the field of anthropology and sociology. Therefore, the study of this topic in the field of Theology and especially Social Theology is an issue that should be taken into consideration. Because the studies in the field of Kalam are mainly in the form of either the repetition of the previous acquis or the understanding of what was written. For this reason, the approach of today's Muslim thought on this issue should be examined based on basic sources and presented to the world of thought. Within the scope of all these evaluations, in our study, first of all, the definition of human in the Qur'an will be based on the simple definition of man and woman, without distinguishing between men and women. Because all kinds of evaluations that are not made on this basis are subjective or shaped by the influence of previous cultures and beliefs. Based on this reality, first of all, the concept of "fitrah" in the Qur'an and the psychological and social reflections and meanings of this concept will be explored. Then, the concept of "female fitrat (nature)" will be analyzed in Muslim culture, and how this concept shapes women's and social life and affects Muslim thought today. It is important to understand how concepts such as "feminism" and "gender" belonging to the modern period are discussed in the discipline of Social Kalam with an approach that centers the text of the Qur'an. Specifically, this paper will discuss how relevant past and present Kalami debates are for contemporary questions around gender and feminism and address whether a new approach to the subject is possible. This is a basic study to determine what kind of ideas or advice Islam or the Kalam Discipline offers on the issue of "Female Fitrat (Nature)", as a fundamental question for all societies. Because this topic and discussion focus on the modern period, the theories of modern feminism will be used together with studies in the field of anthropology and sociology. Since the subject will be discussed in terms of the discipline of "Social Kalam", classical Kalam sources will also be used in today's studies.Article İslam Kozmoloji Öğretisinde Allah - Tabiat ve İnsan İlişkisi Bağlamında Doğa ve Doğanın Korunması(Marife Dini Araştırmalar Dergisi, 2018) Erkol, Ahmetİslam düşünce tarihinde belki de en çok ihmal edilen, üzerinde fazla çalışma yapılmayan konu İslam kozmolojisidir. İslam düşüncesinin evrenselliğini yansıtan Allah, Tabiat ve doğa arasındaki ilişki biçiminin yeteri derecede yansıtılmamış olması nedeniyledir ki doğa ve çevreye dair sanki İslam’ın hiçbir sözü yokmuş gibi anlaşılmıştır. Bu durumun belki de bir yansıması olarak İslam coğrafyası bugün tabiat olarak kurak kalmıştır. Bu kuraklık yalnızca tabiat olarak değil, zihinsel, düşünsel ve duygusal olarak da yaşamın bütün alanlarında görülmektedir. Evrenin bütününü ilahi rahmetin bir yansıması olarak gören ve tabiattaki her bir varlığın da sürekli bir tesbihatta olduğunu söyleyen bir dinin, bu şekilde kuraklığa mahkum edilmesi, hayatın her alanını tüketmesi vahim bir durumdur. İslam düşüncesinin bu en değerli yanını bir değini biçiminde de olsa yeniden akademik alana taşımak ve buna dair Kur’an merkezli bir yaklaşımın ne olduğunun belirlenmesi amacıyla bu makale kaleme alınmıştır. Makalede temel olarak Kur’an’ın tabiat vurgusu, doğanın korunması ve buna dair İslam düşünce tarihinde konu hakkında yapılmış kimi çalışmalar da dikkate alınarak hazırlanmıştır.Master Thesis Kâdî Abdülcebbâr ve Seyfeddin El-Amidî'ye göre hidayet ve dalâlet(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Türk, Mehmet Murat; Erkol, Ahmetİnsanın temel ayırt edici özelliği, sahip olduğu irâdesidir. İrâde insanı diğer yaratılmışlardan ayıran temel özelliklerinden birisidir. Tarih boyunca gerek İslam öncesi teolojilerde, gerekse İslam kelamında insanın bu vasfa sahip olması ile birlikte hidâyet ve dalâlet olarak nitelenen iman ve küfür konusu, temel tartışma konularından birisi olmuştur. Dolayısıyla hidâyet ve dalâlet bahsi önemli oranda irâde konusuyla da ilişkilendirilmiştir. Aynı şekilde kader bahsi çerçevesinde de ele alınan hidâyet ve dalâlet konusu, İslam kelamcıları tarafından farklı değerlendirilmiştir. Her bir kelam okulu, bu konuyu sahip oldukları temel yöntemler kapsamında değerlendirmiştir. Bu çerçevede önemli oranda birbirine muhalif duran iki kelam okulu olan Mu?tezile ile Eş?arîlerin, konuyu nasıl değerlendirdikleri önemlidir. Bu durumun bir gereği olarak iki kelam okulunun önemli iki temsilcisi olan Kadî Abdülcebbâr ve Seyfüddîn el-Âmidî'nin değerlendirmeleri mukayeseli bir şekilde işlenmiştir.Master Thesis Kelam ilminde ahâd haberin kullanımı (Eş'ari, Maturidi, Mu'tezile)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Bedük, Bedrettin; Erkol, AhmetFelsefenin İslam âlemine dahil olmasıyla birlikte bilgi ve bilgi kaynaklarının neler olduğu tartışılmaya başlanmıştır. Haberin bir bilgi kaynağı oluşuyla ilgili İslam âlimleri ittifak halindedirler. Aynı şekilde mütevâtir haberin de Kur'an'dan sonra bir bilgi kaynağı olduğu konusunda ittifak halindedirler. Fakat haber-i vâhidin îtikâdî konularda delil olup olamayacağı ilk dönemlerden itibaren tartışılmaya başlanmıştır. Hz. Peygamber ve sahabeler döneminde bu türden bir tartışma yaşanmamıştır. Bu tartışma hicri birinci asrın sonlarına doğru tartışılmaya başlandıysa da özellikle hicri ikinci asırdan sonra hadis uydurma faaliyetlerinin hız kazanmasıyla beraber Kelamcılar ve Hadisçiler arasında daha çok tartışılmaya başlanmıştır. Selef ve bazı kelam âlimleri âhâd haberin hem îtikâdî konularda delil teşkil edebileceğini, hem de kendisiyle amel edilebileceğini savunurken; bazı kelam âlimleri, âhâd haberin sadece fıkhi konularda kullanılabileceğini, îtikâdî konularda ise, delil olarak kullanılmaması gerektiğini savunmuşlardır. Kelam âlimleri İslam epistemolojisini ele alırken, hangi kriterlerin esas alınması gerektiği konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Özellikle îtikâda taalluk eden hususlarda âhâd haberin delil olup olamayacağı konusu sürekli bir şekilde tartışılmıştır. Biz bu çalışmamızda, âhâd haberin îtikâdî alanda, üç temel mezhebin uygulamasını dikkate alarak değerlendirmeye çalışacağız.Article Sosyal Kelam Açısından Kur’an’ın İnsan Eleştirisi ve Yeni Bir Ahlakın İnşası İçin Önerileri(2023) Erkol, AhmetBinyıllarla ifade edilebilecek bir geçmişe sahip insan, iradesini kuşandıktan sonra yaşadığı evrene dair sorular sormaya başlamıştır. Kendisini sair yaratılmışlardan ayıran en temel özelliği olan soru sorma yetisi sayesinde sürekli bir gelişim halindedir. Biyolojik, fiziksel gelişimi devam ederken beyinsel ve zihinsel gelişimin yanı sıra, onu farklı kılan anlam yönü de gelişmeye devam etmektedir. Dolayısıyla insan olmuş bitmiş bir varlık değil, tersine içinde yaşadığı tabiatla birlikte her yönüyle devingendir, Kur’an’ın: “Biz bir şeyi istediğimiz zaman ona kün/ol deriz o da feyekün/oluş sürecine girer.” Yani anlık değildir, bir sürece bağlıdır. İşte bu süreç içerisinde varlığını geliştiren insanın en temelde sorduğu soru “ben kimim” sorusudur. Bu aynı zamanda insanın anlam arayışıdır ve varoluşun da sırrıdır. Biyolojik/fiziki bir varlık olan beşerin, insan mertebesine ulaşması, bu anlam arayışına bağlıdır. Bu nedenle dili kullanan, anlam üreten, medeniyetler inşa eden, içinde bulunduğu ortama/duruma itiraz geliştirebilen yalnızca insandır. Sahip olduğu bu temel ayırıcı özellikleri sebebiyle, yaratılış amacını dikkate almadan kendisine verilemeyen payeler biçmeye çalışması soncunda haddini aşmış ve çoğu zaman da azgınlaşmıştır. Kutsal kitaplarda anlatılan insan hikayesi bu duruma dikkat çekmek içindir. Tevrat metinlerinde insana dair anlatımlar, bir kritiğe tabi tutulmadan sonraki dönemlere aktarıldığı için, Kur’an’ın insan tanımı ve tanıtımı doğru anlaşılmamıştır. Önceki kültürlerin etkisiyle kullanılan kavramlara yüklenilen anlamlar, Kur’an bütünlüğüne aykırı bir şekilde oluşturulmuştur. Bu çalışmada sözünü ettiğim bu temel sorunlar dikkate alınarak, bir makale kapsamında, Kur’an insana dair esas olarak ne söylemekte, onu nasıl tanımlamakta, farklılıklarını sıralarken aynı zamanda ne tür eleştiriler yöneltmektedir? Çerçevesinde ele alınacaktır. Dolayısıyla Kur’an metni esas alındığı için, bunun dışında fazlaca kaynak kullanımına gidilmemiştir. İslam kelamı açısından son derece önemli olan bu sorunsal merkeze alınarak değerlendirme yapılmıştır. Zira insana dair doğru bir tanım yapılmadan, insanın içinde bulunduğu evren, birey ya da toplumun doğru anlaşılması düşünülemez.Article SOSYAL KELAM BAĞLAMINDA BİREYSEL VE TOPLUMSAL BARIŞIN İNŞASINDA KUR’AN’IN TEMEL KRİTERLERİ(2016) Erkol, AhmetToplumsal bir varlık olan insan, birlikte yaşamanın koşullarını oluşturmak için tarih boyunca pek çok teori geliştirmiş ve dünyanın değişik coğrafyalarında farklı sosyal ve siyasal uygulamalarda bulunmuştur. Devlet denilen kavram, bu birlikte yaşamı düzenlemenin zorunlu bir uygulaması olarak var olmuştur. Bireylerin ve toplumların barış içerisinde birlikte yaşayabilmeleri ve tabiatta mevcut kaynakları adil ve eşit bir biçimde bölüşebilmeleri için insanların uzun dönemler yaşamlarıyla oluşturdukları tecrübeler, birlikte yaşamın temel kriterlerini oluşturmada önemli bir etken olmuştur. Bununla birlikte tarih boyunca inananlar tarafından esas alınan dini metinler ve mesajı getiren peygamberlerin uygulamaları da bir başka temel etkendir. Bu makalede politik felsefeye girmeden yalnızca Kur'an'ın toplumsal barışı sağlamada sunduğu öneriler ve bu konuda belirlenen temel prensipler işlenecektir. Konunun anlaşılır olmasını sağlamak için merkez işlevini gören insana dair Kur'an'ın değinilerine yer verilecektir. Zira insan tabiatı anlaşılmadan "barış" kavramının anlaşılması olası değildir