Browsing by Author "YEŞİLMEN, HALİT"
Now showing 1 - 7 of 7
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Antropolojik Bir Bulguyla Akıl Yetisini Sosyolojik Olarak Yorumlama İmkânı: Aklın Somut Bir Göstergesi Olarak “Akûle” ve Aklın Rolü(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2020) YEŞİLMEN, HALİTÇalışmanın konusu olan akıl, bilimsel temel kavramlardan biri olduğu gibi, insanın düşünce yetisi ile birlikte ontolojik bir farkla anılmasına da sebep olmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, aklın sosyal alanda yorumlanmasıyla ilgili olarak somut bir veriden hareketle temel bir başlangıç noktası önermektir. Bu öneri, aklın sosyal yaşamdaki karşılığını/görünürlüğünü ortaya koymak ya da aklın sosyal inşasına yönelik yapılacak olan sorgulamalar açısından da önem arz etmektedir. Ayrıca önerilen yaklaşım, “ağ toplumu” olarak tanımlanan günümüz toplumsal yapının değerlendirilmesinde de önemli görülmektedir. Bu öneri, semantik ve somut değeri ile gündelik yaşamdaki kullanımı birbirine uyan bir araçtan (eşya/alet) hareketle yapılmaktadır. Bu araç, akıl kelimesi ile aynı köke, hatta farksız denilebilecek bir isme sahiptir: Akûle. Rolü itibariyle “akûle”nin, akıl kelimesinin temel anlamı olan “bağlamak” ve “tutmak” mânâlarını doğrudan karşılayan somut bir kullanım biçimi söz konusudur. Akûle; at, katır gibi hayvanlarla taşınan yükün, onları kavrayan halat vasıtasıyla bağlanmalarına aracılık eden bir araçtır. Ham maddesi meşe ağacıdır, yani odundur. Şekli ise “V ile “U” harflerinin şekilleri arasında değişkenlik gösterebilen iki dişli bir çatal görünümündedir. “Akûle”, anlam değerini, rolü itibariyle almaktadır. Onun temel rolü, kavrayan halat yoluyla yükü bağlamak ve tutmaktır. Bu arada kendisi de bağlanmış olur. Çalışmada da “akûle”nin hem “bağlayan” ve “tutan” hem de soyut bir biçimde “bağlantı kuran” özelliklerinden hareket edilmektedir. Hareket noktası, Arapların ve Süryanilerin kullandıkları deyimlerle de desteklenmektedir. Buna göre aklın temel rolü, insanın bağlantı kurma yetisiyle ilişkilendirilmektedir. Akıl, bağlantı kurulan ilişkilerle bütünleşen ayrılmaz bağı üzerinden değerlendirilmektedir. İnsanın kurduğu bağlantı, aynı zamanda sorumluluk yükünü ve kapasitesini de beraberinde getirmektedir ki insan, bu sorumluluğuna ve ilişkilere bağlanarak sosyal alanda var olur. Başka bir ifadeyle, aklın sosyal yeri ya da sosyal akıl, sosyal ilişkilere göre belirlilik kazanmaktadır. Dolayısıyla her sosyal ilişkinin içerisinde saklı olan, yani doğrudan fark edilmeyen bir akıl/akûle alanının ya da aklın olduğunu söylemek mümkündür. Bu akıl, ilişki ağının varlığını da belirlemektedir.Book Part DİJİTAL ONTOLOJİYE DOĞRU TOPLUMSALLIĞIN DEĞİŞİMİ VE DİN(Kriter Yayınevi, 2022) YEŞİLMEN, HALİTİnsanın ve toplumsallığın yeniden tanımlandığı posthüman süreçte din ve dini yaşamın etkilenmesi kaçınılmaz. Dolayısıyla içinde olunan değişim sürecinin posthüman projelerle ilişkisi sorgulanabilir. Posthüman dönem açısından gelinen noktada bu çalışma, değişimdeki yönelişe dikkat çekerek toplumsallık zemininin evirilişini ve kategorik/genel anlamda dinin geleceğini problem etmektedir. Dijitalleşme sürecinde toplumsallığın nereye doğru evirildiği, bu süreç içerisinde dinin statüsü ve dine biçilen rol ile ilgili tespitlerde bulunmak amaçlanmaktadır. Posthüman dönemde dijital veri, veri akışı, bilgi teknolojileri ve yapay zekâ üzerinden Büyük Veri (Big Data) temelinde yeni bir bilişsel sistemin, daha doğrusu MBS’nin (Mekanik Bilişsel Sistem) inşası söz konusudur. Büyük veri, gerçekliği kendi zemininde üretmek üzere insan ve toplumsallığı yeniden inşa etmeye yönelmektedir. Bu doğrultuda dijitalleşme vazgeçilmez gibidir; çünkü yeni sis tem, dijital bir zeminin/ontolojinin/altyapının inşasını doğrudan içerir. Bu sistem içerisinde insan, bu defa moderniteden farklı olarak posthümanist projelere uygun bir şekilde “özne” olmaktan çıkmakta, sistem lehine “nesne-özne” (nesne insan, özne sistem) konumuna düşmektedir.İnsana, insanı da içeren teknolojik evrim perspektifiyle teknik bir konum ve rol tayin edilmekte, bu doğrultuda toplumsallık yeniden tanımlanmaktadır. İnsanı merkez olmaktan çıkarması yönüyle MBS’nin, posthümanist bir dijital ontoloji tasarımı olduğu söylenebilir: Bu tasarımda insana, sistem lehine çeşitli devre elemanlarından biri olmak rolü tanınır. İnsan bedeni ve diğer canlı organizmaları da içerecek bir şekilde programlanabilir, veri akışına dâhil edilebilir ve tasarlanabilir her türlü üretim, dijital ontolojinin bir parçası ve inşası niteliğindedir. Veri akışı sistemiyle her açıdan insan yaşamının, doğa organizmalarının, hatta iklimin kontrol ve takip edilerek “iyileştirilmesi”, aslında dijital ontolojideki işlemsel yönelimin bir ürünüdür. Doğa ve insanı MBS’nin içerisinde belirle mek/üretmek de dijital ontolojinin eylem biçimlerindedir. Kısaca sistem, insanı ve varlığı, Tanrı iradesinde (MBS veya veri akışı sisteminde) konumlandırır. Tabiat tanrıçasının ve ondan bağımsız olmayan varlığın (Tanrı’nın iradesine hizmet etmenin) taklit versiyonu gibi düşünülebilir. Bütün bir haliyle yeni bir din biçimidir: Dijital Din. MBS, devasa bir hesap makinesi gibi toplumsallığı ve varlığın her hücresini, onların durumlarını hesaplayabilmek için teknik bir yönelimle ve veri akışı devrelerinde yeniden konumlandırır. Bir açıdan varlık hem somut devreler hem içerik olarak hesap makinesinin içerisine indirgenmiş gibidir. Yeni konumlandırmada her şeyin MBS içerisinde hesaplanabilir bir yerde durması gerekir. Kendi eylem planında sistem, varlığı ve toplumsallığı hesaplanabilir bir konuma çekerek inşa olunur. Dolayısıyla yaşam, her yönüyle hesaplanabilir olmalıdır. Bu açıdan sistem, sekülerlikle dopdoludur: Seküler Din.Article Farklı Etnik Gruplar Arası Etkileşimlerde Atasözlerinin Rolü: Süryaniler ve Mahallemiler Arasında Bir Karşılaştırma(2020) YEŞİLMEN, HALİTMakalede atasözlerinin farklı grupların etkileşimlerindeki rolü konu edilmiştir. Konu, Mardin’de yaşayan Süryani ve Mahallemilerin kullandıkları atasözleri ile sınırlandırılmıştır. Atasözleri, biri Mahallemilerle diğeri Süryanilerle ilgili olmak üzere ayrı ayrı yapılmış olan ve görüşmeye dayalı iki alan çalışmasından elde edilen verilere göre seçilmiştir. Amaç, atasözlerinin gruplar arası etkileşimlerde hem grubun farklılığını koruduğunu hem de gruplar arasında ortak bir anlam ve değerlendirme alanının oluşmasına aracılık ettiğini ortaya koymak olmuştur. Amaç doğrultusunda sadece grup içinde kullanılan atasözleri ile ortak kullanımda olan atasözleri karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, sadece grup içinde kullanılan atasözlerinin farklı sosyo-kültürel öğeler taşıdığı ve bu açıdan grubun farklı okuma biçimini korumasına aracılık ettiği görülmüştür. Benzer sosyal dinamikleri ve hassasiyetleri barındıran atasözlerinin ise olayları okuma ve değerlendirme biçimi açısından ortak bir kullanım değeri kazanarak gruplar arasındaki sınırların yumuşamasına aracılık ettiği neticesine ulaşılmıştır. Bu açıdan makale, Süryani atasözleri ile ilgili yapılacak olan çalışmalara, genel anlamda da kültürel süreçlerin açıklanmasına katkı sunmayı hedeflemektedirArticle Kadim Süryani Atasözlerinin Kaynağı ve Rolü (Mardin Örneği)(Folklor/Edebiyat Dergisi, 2020) YEŞİLMEN, HALİTMakalenin konusu, Süryani atasözleridir. Süryaniler, kullandıkları atasözlerinin kaynağı olarak genellikle Kutsal Kitap’ı ve Süryani Büyükleri’nin özdeyişlerini işaret ederler. Kutsal Kitap’ta yer alan sözler, sosyal alana aktarılırken zamanla atasözü formunun oluşmasına kaynaklık etmektedir. Bu durum, özdeyişler için de geçerlidir. Bu açıdan makalede Süryani atasözlerinin kaynağı ve rolü sorgulanmıştır. Bu sorgulama için Mardin ilinden on beş Kadim Süryani ile görüşülmüş ve onlardan atasözleri derlenmiştir. Bununla birlikte, Kutsal Kitap’tan ve özdeyişlerden örnek sözlere de yer verilmiştir. Amaç hem saha çalışmasıyla Süryani atasözlerini tespit etmek ve bunların değerlendirilmesinde genel bir çerçeve belirlemek hem de atasözlerinin Süryaniler açısından oynadığı temel rolü ortaya koymak olmuştur. Süryani atasözlerinin üç temel kaynağı olduğu sonucuna ulaşılmıştır: biri Kutsal Kitap’tır; ikincisi, Kutsal Kitap merkezinde şekillenen Süryani Büyükleri’nin özdeyişleridir; üçüncüsü ise sosyo-kültürel dinamiklerdir. Süryani atasözlerinde iki temel belirleyici yön ve rol saptanmıştır. Birincisi Kutsal Kitap merkezinde öğütlenen erdemli yaşamın aktarılmasına aracılık eden atasözleri, diğeri ise bundan bağımsız bir şekilde, daha çok sosyo-kültürel dinamiklerin ve sosyo-kültürel okuma biçimlerinin belirlediği ve bunların aktarılmasına aracılık eden atasözleridir. Sosyo-kültürel dinamiklere bağlı olarak bu iki rolün zayıfladığı görülmüştür. Genel olarak bu çalışma, derleme yoluyla yeni veriler oluşturarak hem kültürel dinamikleri hem de Süryani kültürünü anlamaya ve yorumlamaya katkı sunmayı hedeflemiştir.Book MAHALLEMİLER ve EBRULİ KÜLTÜRÜN AĞIRBAŞLILIĞI(Çizgi Kitabevi, 2017) YEŞİLMEN, HALİTGünümüzde küreselleşme konusunda pek çok görüş ortaya konulmakta ve buna dönük çeşitli projeler gündeme gelmektedir. Kendini hissettiren etno-dini merkezli kimlik söylemleri de bu projelerin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özellikle bu yöndeki konu ve meselelerin küreselleşme söylemleriyle manipüle edilerek zararlı ve çatışmalı ortamlara sürüklenme ihtimali de yüksektir. Bundan dolayı, Mardin ve çevresinde olduğu gibi farklı etno-dini unsurların yüzyılara dayanan birlikteliği, etkileşim dinamikleri çerçevesinde anlaşılabilir. Bu çalışma da, bölgenin asli unsuru olan Mahallemiler özelinde, yerel dinamiklerin anlaşılmasına katkı sunması yönüyle önemlidir.Book Tekn(oloj)ik Hinterlant ve Din(Çizgi Kitabevi, 2022) YEŞİLMEN, HALİTDijitalleşme aşamasında iyice belirgin hale gelen sosyal yaşamı “tasarımlanabilir” ve “hesaplanabilir” kılma eğilimi, kontrol etme sürecinin bir parçasıdır. Bu da sekülerizmin, daha doğrusu sekülerizme kaynaklık eden yapının gizil bir şekilde varlığını devam ettirdiğinin ipuçlarını sunar. Burada klasik sekülerleşme yaklaşımında vurgulanan dinin yokluğu değil, dinin kontrol edilen hinterlant içerisine taşınması ön plandadır. Bu çerçevede Tanrı’nın konuşması veya ne söylediği değil, onun seküler alan adına konuş(turul)ması, ideolojileştirilmesi ve tasarımlanması süreçleri/stratejileri önem kazanır. Burada hesaplamak ve hesaplayarak kontrol etmek, temel bir karakter olarak kendini gösterir. Konu sadece kontrol yöneliminden ibaret değildir. Çünkü bunu besleyen ve buna zemin oluşturan temel bir altyapı söz konusudur ki bu da “teknik olgusu”dur. Teknik, Weber’in yaklaşımında öne çıkan rasyonelitenin formel (biçimsel) boyutuna gönderme yapmakla birlikte, bunun işleyiş biçimini de vurgular. Teknik olgusu hem sekülerizmin hem de dijitalleşmenin ortak paydası niteliğindedir. Fakat belirtilen paydaşlarla da kısıtlı değildir, çünkü insanın temel yapıtaşlarından biri olması hasebiyle tarihsel açıdan modern dönemle sınırlandırılmayacak bir kökene sahiptir. Bununla birlikte teknik olgusunun; Bilimsel Devrim, Aydınlanma, sanayi/endüstri devrimleri ve modernleşme gibi süreçlerle yapılanmak üzere ortaya çıkma imkânı bulduğu, teknoloji yoluyla günümüzde kendi somut hinterlantını inşa etmek kapasitesine kavuştuğu söylenebilir. Bu çerçevede teknik olgusunun belirme biçimleri geniş bir yelpazede kendini gösterir. Geçmiş asırlara nazaran günümüzde dikkat çeken husus ise teknik olgusunun tezahür ettiği alanların (sanayileşme, bilim, teknoloji, dijitalleşme aygıtları, kitle iletişim araçları, sanal sosyal medya ortamları, hesaplanabilir toplumsal yaşam standartları, akıllı kentler, mikro cisimli kişisel sağlık asistanları, nesnelerin interneti) bir aradalığa doğru ilerleyişidir. Söz konusu toparlanma veya bir araya gelme, Batı ülkeleriyle müşahhas bir hâl almış gibi görünse de, aslında onları da belirleyen, küreselleşme olgusuyla birlikte insanı ve sosyo-kültürel yaşamı kuşatan bir kapasiteye doğru ilerlemektedir. Başka bir deyişle, belirtilen bir aradalığın etkisi, küreselleşme vurgusuyla uluslararası sahada olduğu kadar yerelde de geçerli görülebilir, çünkü sosyo-kültürel yaşam, her geçen gün teknik standartlara evirilmektedir; yani teknik, günümüzde mücessem bir yapı kazanmaya doğru ilerlemektedir. “Tekn(oloj)ik hinterlant” diyebileceğimiz bu mücessem durum, sekülerizmi ve sekülerleşmeyi, kısaca seküler(izm)leşmeyi destekleyen bir yapıdadır. Teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantın her zamankinden daha fazla belirleyici olması, sekülerizmin ve sekülerleşmenin çağdaş teknolojinin yönelimi açısından da gözden geçirilmesini zorunlu kılar. Bunun için kitapta hem mevcut değerlendirmeleri dışlamayan hem de teknik/dijital olgusu ve tekn(oloj)ik hinterlantı dikkate alan bir bakış açısına ve tanımlamaya gidilmektedir. Tabi buna geçmeden önce önemli bir hususa açıklık getirmek gerekir ki o da “kapalı tutarlılık” olgusudur. Teknik/dijital olgusu bağlamında seküler zemin, kendi içinde “tutarlı” bir işleyişe sahiptir. Buradaki tutarlılık, işleyişin teknik işlem birimleri ve teknik işlemle sınırlı olmasından dolayı “kapalı” olma özelliğiyle de ön plandadır. Bu yönüyle kapalı tutarlılık kavramı, kitabın açıklamalarını özetler mahiyettedir.Book Part Yitik Bir Miras: Karizmatik Dini Lider Hanna Dolabani’nin İzinde Hikmet Arayışı(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2020) YEŞİLMEN, HALİT21. yüzyıldaki sosyal etkileşimler her geçen gün yüzeyselleşmeye sürüklenmektedir. Sözün ve sözlü kültürün zayıfladığı, dijital dilin yükselişe geçtiği bu süreçte sosyo-kültürel yaşamın canlılığı, dinamikleri, derinliği ve ruhu aramızdan sıyrılarak yok olurken metal ve makine soğukluğunda bir ayrımlaşma da kendini gösteriyor. Bu süreç, adeta uyuşturucu gibi düşük yaş oranlarına varıncaya kadar yaygınlık kazanmış gibi görünüyor. Yaşamın ve hayatın özünü, daha doğrusu öz sorumluluğunu taşıyabilen insan sayısı her geçen gün azalıyor. Arayış heyecanı bile değerini kaybetmekte. Dijital kültürün yaygınlık kazanmasının yanı sıra hikmet ve irfan ehli örnek insanların yokluğu da bizi gitgide mekanik eylemsellik ve kurgusal konumlanmayla baş başa bırakıyor. Hikmet potansiyeli, git gide tüm dünyada yaygınlaşan mekanikleşme ve dijital arayüz formunun sosyal alanı dönüştürme tehdidiyle mücadele etmek için de önemlidir. Bu açıdan günümüzde hikmet ehlinin örnekliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Kaldı ki bu coğrafya (genel olarak Osmanlı coğrafyası ve onun mirasçısı olan Türkiye, özelde ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Mardin), farklı din müntesiplerinin hikmet ve irfanıyla yoğrulmuş bir mayaya ve değere sahiptir. Süryani Kadim Ortodoks cemaatinden “Mor Filüksinos Hanna Dolabani” (1885-1969) bunlardan biridir. Çalışmanın konusu da belirtilen zaviyeden Hanna Dolabani’nin işaret ettiği “hikmet” ile ilgilidir. Bu doğrultuda öncelikle Hanna Dolabani’nin hayatı ve öne çıkan özellikleri üzerinde durulmuş, hikmet mefhumuna dikkat çekilmiştir. Çalışmanın sonunda ise ondan kalan mirasın günümüze ve geleceğe taşınabilmesi için örnek niteliğinde bazı sorumluluklara işaret edilmiştir.