Fakülteler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/14
Browse
Browsing Fakülteler by Department "MAÜ, Fakülteler, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü"
Now showing 1 - 20 of 64
- Results Per Page
- Sort Options
Conference Object Sosyal Medyada Dayanışma Örneği Olarak “Dua Acenteliği”(2021) Demirdağ, Muhammed Eminİnsanlar kendileri için dua etmenin yanı sıra başkaları için de dua etmek isterler. Başkası için dua etme istenci sosyal medya platformlarında pek çok farklı şekilde tezahür etse de özetle “Dua isteyen var mı?” şeklindeki içeriklerle kendini göstermektedir. Dua edecek kişiye doğrudan erişme imkânı sunan bu platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, sanal ama devamlılığı da olan bir aracı kurum oluştuğu gözlenmektedir. Bu çalışmada dua eksenli etkileşimin incelenmesinde işlevsel bir çerçeve olarak “dua acenteliği” kavramını teklif ederek, mezkûr kavramın belirli kullanıcılarla dayanışma ve etkileşime olanak sağlamasının psikolojik açıdan temellendirilmesini amaçlamaktadır. Dua acenteliği fenomenini keşfedici ve tanımlayıcı bir şekilde açıklayabilmek için sosyal medya üzerinden dua talep edenler ile dua etmek isteyenlerin iletileri toplanarak kategoriler oluşturulmuş, söz konusu ileti içeriklerinin hangi psikolojik istek ve motivasyonlarla kurgulandığı irdelenmiştir. İçerik analizine tabii tutulan bu veriler, bağlamın Türkiye olması nedeniyle, Türkçe Twitter kullanıcılarının kendi adlarına dua edilebileceğini imleyen iletileri arasından rastgele seçilmiştir.Presentation Özelleştirilmiş özel eğitimde etkililik analizi(Anı Yayıncılık, 2018) Sakız, Halis; Yıldırım, Hatice; Tören, Zeliha; Baş, Güldest…Article Citation - WoS: 2Citation - Scopus: 1Offense Narrative Roles of Turkish Offenders(International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology, 2021) Zeyrek-Rios, Emek Yüce; Canter, David V.; Youngs, DonnaThe study of offense narratives emphasizes the agency of the offender which brings psychology closer to law. As an effort to create a standardized and quantitative method to evaluate offender narratives, Youngs and Canter developed the Narrative Roles Questionnaire (NRQ) based on the content analyses of the crime narratives of offenders in UK prisons. The current study aims to investigate the applicability of offense narrative roles framework among Turkish offenders. The application of the offense narrative roles model to a non-Western country is the first step toward the acceptance of criminal narrative theory as a universal explanation of criminal behavior. A translation of the NRQ was administered to 468 Turkish male inmates who have committed a wide range of offenses from fraud to murder. The results of an MDS analysis yielded four roles, namely Professional, Revenger, Hero, and Victim, echoing the original formulation proposed by Youngs and Canter. The reliability coefficients of scales derived for these roles were all at desired levels. The results support the applicability of the NRQ framework in a non-English context.Article Identity development of Assyrian/Syriac youth: Narratives of becoming a self(Elsevier, 2022) Ergün, NaifThis study aims to analyze the narrative identities of a group of Assyrian/Syriac youth, in particular, to investigate the role of their intergenerational narratives on their narrative identities. Accordingly, interviews were conducted with eight male Assyrian/Syriac young people and the families of four of them who lived in Mardin, Turkey. The narratives of each participant were examined through a holistic approach, analyzing their lives in the context of their personal and intergenerational narratives throughout their lifelines. In the analysis, the turning points of individuals are depicted on the figures, and three lifeline figures were mapped. Findings indicated that although the participants lived under similar living conditions and grew up in the same area, they each narrated their identities differently. For example, one participant described his identity as victimic, communion and burden, while another participant described his identity as agentic, communion, and benefit, and yet another narrated his identity as agentic, agency, and benefit. The individual analysis that emerged in the narratives of all participants was discussed in the context of the literature on identity and narrative identity.Article PSYCHOMETRIC PROPORTIES OF THE PURPOSE IN LIFE SCALE: FACTOR STRUCTURE AND RELIABILITY(The Journal of International Social Research, 2015) Kıraç, FerdiThe aim of this study is to examine the factor structure and reliability of the Purpose in Life scale (PIL) in Turkish culture.1367 university students volunteered to participate in the study. A principle component analysis with promax rotation revealed that four items failed to meet a minimum criteria of having a primary factor loading of .4 or above and no-cross-loading of .3 or above. Excluding those four items, a principle component analysis with promax rotation with 16 items of PIL was conducted again. The result demonstrated that the Turkish version of PIL had three interpretable factors: Quality of Life, Meaning and Purpose, Freedom. A Cronbach’s alpha of .91and a split-half reliability of .92 were computed for the scale, indicating that the scale is satisfactorily reliable.thesis.listelement.badge Varoluşçu Yaklaşım Odaklı Sorumluluk Eğitimi Programının İlköğretim 8. Sınıf Öğrencilerinin Sorumluluk Düzeylerine Etkisi(Gaziantep Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, 2012) Acar, Muhammet CevatBu araştırmanın amacı „Varoluşçu Yaklaşım Odaklı Sorumluluk Eğitimi Programı‟nın ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin sorumluluk düzeylerine etkisi olup olmadığının belirlenmesidir. Araştırmaya katılan öğrenciler, 2010- 2011 eğitim- öğretim yılında Mardin ili Merkez ilçesi Atatürk İlköğretim okulunda okuyan sekizinci sınıf öğrencileridir. Bu araştırma öntest- sontest kontrol gruplu modelden oluşan deneysel bir çalışmadır. Kontrol ve deney grubunu belirlemek amacıyla Sorumluluk Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Bu ölçekten alınan sonuçlara göre, öğrencilerle yapılan görüşmeler de göz önüne alınarak 13 kişi kontrol grubuna ve 13 kişi de deney grubuna seçilmiştir. Kontrol ve deney gruplarını belirlemek amacıyla kullanılan Sorumluluk Tutum Ölçeği, sorumluluk davranışının ölçüldüğü 41 maddeden oluĢmaktadır. Araştırmacı tarafından 94 öğrenci üzerinde yapılan güvenirlik çalışmasında iç tutarlılık katsayısı .87 olarak bulunmuştur. Bu güvenirlik katsayısı araştırmacı tarafından yeterli görülmüş ve ölçek güvenilir kabul edilmiştir. Kontrol ve deney gruplarının öntest ve sontest puanlarının analizi sonucunda kontrol ve deney grubunun öntestleri arasında anlamlı bir fark olmadığı; kontrol grubunun öntest- sontest sonuçları arasında anlamlı bir fark olmadığı; deney grubunun öntest- sontest puanları arasında anlamlı bir far olduğu ve son olarak kontrol ve deney gruplarının sontest puanları arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Bu bulgulara dayanarak „Varoluşçu Yaklaşım Odaklı Sorumluluk Eğitimi Programı‟nın ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerinde olumlu yönde etkisi olduğu sonucuna varılmıştır.Article Establishing an Inclusive Psychology of Migration: An Alternative Model(GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ, 2016) Sakız, HalisDünya üzerinde artan göç olgusu göçmenler, mülteciler ve yerel toplumlar arasında, huzursuzluk, acıma ve olumlu kabul gibi farklı psikolojik reaksiyonlara neden olmuş- tur. Bu makalenin amacı, göçü kaotik, düzensiz ve olumsuz yanlarını öne çıkaran ku- ram ve yaklaşımların aksine, bütünleştirici bir psikolojik anlayış içerisinde değerlendir- mektir. İyi yönetilmediği durumlarda göç hareketlerinin neden olabileceği muhtemel zorlukların var olduğunun kabul edildiği bu yazı, göçün topluluklar arasında olumlu psikolojik tepkiler verilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik bir etkisi olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.Conference Object Mülteci çocuklarda kültürlenme stresi(2020) Bozdağ, Faruk; Ergün, NaifGöç süreci çocuklar için önemli bir stres kaynağıdır. Bu süreçte çocuklar, ailelerinden vearkadaşlarından ayrılabilmekte, aşina oldukları ortamdan farklı bir ortama geçebilmektedir.Yeni ortamın kültürel açıdan farklılıklar içermesi çocukları zorlayabilmektedir. Özelliklemülteci çocuklar, savaş ve politik sebeplerden dolayı aileleriyle, bazı durumlarda ise tekbaşlarına veya tanıdık bireylerle ülkelerini terk etmek zorunda kalmaktadır. Zorunlu göçünsebep olduğu travmatik deneyimlerin yanı sıra bu çocuklar, yerleştikleri yeni ülkede kültürelbir takım zorluklarla karşılaşmaktadır. Göç stresine, kültürlenme stresi eşlik edebilmektedir.Kültürlenme stresi, genel olarak kültürel değişimlerin birey üzerinde yarattığı ruhsal sıkıntılarolarak ifade edilmektedir. Etnik azınlıkların sahip oldukları kültürel yapılar, kültürlerarasıetkileşim sorunları ve kültürel değişiklikler ruh sağlıklarını etkileyebilmektedir.Kültürlenme sürecinde göçmen ve mülteciler, öncelikle hâkim toplum üyeleriyle etkileşimkurmaya çalışır ve buna dair bir stres yaşarlar. Bu stres onların kültürel yönelimlerini belirlerve böylece kültürel değişim başlar. Kültürel değişimle birlikte yeni bir stres yaşanır ve bustres, bireylerin ruh sağlığı ile uyumlarını farklı şekillerde etkiler. Kültürlenmeye dair yaşananbu süreçte göçmen ve mültecilerin öz kültürlerine ilişkin değerleri ve normları ne derecededevam ettireceklerine karar vermeleri gerekmektedir. Hâkim kültürün hangi seviyedebenimseneceği, dolayısıyla yeni kültürlerarası kimliğin nasıl gelişeceği bireylerin sosyal veeğitsel deneyimlerine, bilişsel yeteneklerine, becerilerine, ihtiyaçlarına ve destek sistemlerinebağlı olarak değişmektedir.Kültürlenme sürecinde mülteci çocuklar birtakım sorunlar yaşayabilmektedir. Bu sorunlar,aile, aynı etnik gruptan arkadaşlar ve öz kültür topluluğundaki diğer bireylerle ilişkiliolabildiği gibi hâkim toplum üyeleriyle olan temasın sıklığı ve niteliğiyle ilgili deolabilmektedir. Göç nedeni, sosyoekonomik statü, bireylerin etnik ve kültürel gruplarınınsaygınlığı veya kabulü, diğer kültürel gruplarla etkileşim fırsatı, yeni kültüre ilişkin var olanön bilgiler gibi çeşitli faktörler, mülteci çocukların kültürlenme stresini etkilemektedir.Kültürlenme stresi, mülteci çocuklarda anksiyete ve depresyon, kimlik karmaşası, aile veokula ilişkin problemler, yalnızlık, izole olma ve psikosomatik semptomların artması gibifarklı sorunlara neden olabilmektedir. Bu nedenle mülteci çocukların yaşadıkları kültürlenmestresini azaltmaya ve bununla etkili bir şekilde başa çıkabilmelerini sağlamaya yönelikmüdahalelerin geliştirilmesi gerekmektedir. Mülteci çocuklar, psikolojik destek, kültürelyönelim ve dil eğitimine özel olarak ihtiyaç duymaktadır. Bu tür konularda onlara destekolabilecek kurumların başında okullar gelmektedir. Okullardaki öğretmenler ve psikolojikdanışmanlar, mülteci çocuklar için önemli destek kaynaklarıdır. Mülteci çocukların özellikledil engelini aşabilmeleri için desteklenmeleri önemlidir. Hâkim toplumun dilini öğrenmeklebirlikte kendi dillerini ve kültürlerini devam ettirmeleri konusunda desteklenmelerinin,yaşadıkları stresi ve karmaşayı azaltacağı düşünülmektedir. Üzerinde durulması gereken birdiğer önemli nokta da mülteci çocukların ebeveynlerinin dil eğitimidir. Ebeveynlerinçocuklarla eşgüdümlü bir şekilde dil eğitimi almaları sağlanmalıdır. Çocuklar, yetişkinlerekıyasla kültürlenme sürecini daha hızlı yaşamaktadır. Bu durum ebeveynlerin çocukları hâkimtoplumla etkileşim kurma konusunda aracı olarak kullanmalarına neden olabilmektedir. Dolayısıyla mülteci çocuklar, farklı stres kaynaklarına maruz kalabilmektedir. Ebeveynlerinkültürlenme süreçlerine destek sağlamak, mülteci çocukların omuzlarındaki yükü azaltacaktır.Bunların yanı sıra mülteci çocuklar ve aileleriyle çalışan meslek elemanlarının bu bireylerinöz kültürlerini anlamaya ve öğrenmeye çalışmaları, onlarla samimi ve hoşgörüye dayalı biretkileşim kurmalarını sağlayacaktır. Böylece mülteci çocukların ve ailelerinin toplumsalaidiyeti ve uyumları kolaylaşacaktır.Book Part Anlatı (Narrative) araştırması(2023) Ergün, NaifBu bölümün temel amacı anlatı araştırmanın ne olduğunu, felsefik daya-naklarını ve bir olgunun veya yaşamın anlatı aracılığıyla nasıl inceleneceğinive raporlaştırılacağını ortaya koymaktır. Bunu ortaya koymak için öncelikleanlatının (narrative) kavramsal boyutu, tarihsel gelişimi ve felsefik olgususunulmuştur. Sonra, anlatı araştırmanın genel çerçevesi çizilerek bir anlatınınarşatırmalarda kullanım tarzları ve anlatı araştırma türleri açıklanmıştır. Sonolarak, anlatı araştırmayla verilerin nasıl toplanılacağı ve anlatı araştırmaylaelde edilmiş bir verinin nasıl analiz edilip raporlaştırılacağı tartışılmıştır.Article Öğrenme Güçlüğünde Yaşanan Zorlukların Eğitsel Çerçevede İncelenmesi(Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2016) Sakız, Halis; Sart, Zeynep Hande; Ekinci, AbdurrahmanBu araştırmanın temel amacı, ilk ve ortaokullarda eğitim görmekte olan ve öğrenme güçlüğü (ÖG) tanısı almış çocukların yaşamış oldukları sorunları eğitsel alan çerçevesinde incelemektir. Araştırmanın ikinci amacı, belirlenen zorluk alanlarının cinsiyet ve okul kademesi açısından farklarını ve boyutlarının birbiri ile ilişkisini incelemektir. Araştırmada, Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nde tanılanmış ve kaynaştırma yoluyla eğitim uygulaması yapan okullarda bireyselleştirilmiş eğitim programı kapsamında eğitim gören 261 çocuğun öğretmenlerinden Öğrenme Bozukluğu Belirti Tarama Testi kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin testin tüm boyutlarında sorun yaşadığı, en sık sorun yaşanan alanların, ‘akademik başarı’, ‘yazma’, ‘sosyal-duygusal’, ‘aritmetik’, ‘sıralama’, ‘organize olma’, ‘okuma’, ‘dikkat’, ‘motivasyon’ ve ‘çalışma alışkanlığı’ olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı alanlarda hem cinsiyet, hem de okul seviyesi (ilkokul ve ortaokul) açısından öğrenme güçlüğü belirtilerinde anlamlı farklılıklar bulunmuş; ölçeğin boyutları arasında da anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarının ÖG olan çocukların sorun alanlarının tespitine ve uygun okul stratejileri ve öğretmen uygulamalarına rehberlik edeceği öngörülmektedir.thesis.listelement.badge BİREYSEL PSİKOLOJİK DANIŞMA SÜRECİNDE DİNÎ BOYUT: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İLE YAPILAN BİR ARAŞTIRMA(Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018) Acar, Muhammet CevatBu çalışmanın amacı, dinî boyutun dahil edildiği bireysel psikolojik danışmanlık uygulamasının etkililiğini araştırmaktır. İki ana bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde konunun teorik çerçevesi oluşturulmuş; ikinci bölümde deneysel uygulama yolu ile elde edilen veriler sunularak bu verilerin analizi ve yorumu yapılmıştır. Araştırmanın deneysel uygulaması, farklı fakülte ve bölümlerde öğrenim gören 15 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Bu öğrencilerin 8’ine dinî boyutun dahil edildiği psikolojik danışma; 7’sine ise bireysel psikolojik danışma uygulanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda ‘ön test- son test kontrol gruplu desen’ kullanılmıştır. Danışanların psikolojik belirtilerini ölçmek ve uygulamanın etkililiğini sınamak amacıyla ön test, son test ve izleme süreçlerinde Kısa Semptom Envanteri (KSE) uygulanmıştır. Dinî boyutun dahil edildiği psikolojik danışma uygulamasının danışanların psikopatolojik düzeyleri üzerindeki etkisini test etmek amacıyla Mann- Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda dinî boyutun dahil edildiği psikolojik danışma uygulamasının üniversite öğrencilerinin psikopatoloji düzeylerini düşürmede kalıcı bir etkiye sahip olduğu ve somatizasyon, obsesif- kompulsif düşünceler, depresyon ve anksiyete alt boyutları ile genel psikopatoloji düzeyini düşürmede bireysel psikolojik danışmadan daha etkili olduğu saptanmıştır.Book Part Durum çalışması (Case study)(Çizgi Kitabevi, 2023) Ergün, NaifBu bölümün temel amacı nitel araştırma yöntemlerinden biri olan du-rum çalışmasının ne olduğu, bir olgunun, bir durumun veya bir olayın du-rum çalışmasıyla nasıl inceleneceği ve raporlaştırılacağını ortaya koymaktır.Bu amaç doğrultusunda öncelikle durum çalışmasının genel bir çerçevesiçizilmiştir. Sonra durum çalışmasının tanımı, amacı, felsefesi, içeriği ve tür-leri açıklanmıştır. Son olarak, durum çalışmasıyla yapılacak bir araştırmanınörneklemini oluşturma, veri toplama, verilerin analiz şekilleri ve raporlaştı-rılması tartışılmıştır.Article Göçmen çocuklar ve okul kültürleri: Bir bütünleştirme önerisi(Göç Dergisi, 2016) Sakız, HalisBu makale, Türkiye’de yoğun göç almakta olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki okullarda, göçmen çocukların okullara dâhil edilmesine yönelik olarak idarecilerin düşünce, inanç ve tutumlarını inceleyen nitel bir araştırmanın sonuçlarını bildirmektedir. Araştırma özelde, okul yöneticilerinin göçmen çocukların kendi okullarında eğitilmesine yönelik tutumlarını, bu eğitimin önünde duran ve okul ikliminden kaynaklanan engelleri ve göçmen çocukların kendini ait hissettikleri bütünleştirici okul iklimleri inşa edilebilmesi için eğitim sistemindeki mevcut fırsatları ortaya koymayı amaçlamıştır. Araştırmada, 18 okul yöneticisinden nitel araştırma yöntemlerinden olan yarı- yapılandırılmış görüşmeler kullanılarak veri toplanmış ve bu veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda (i) okul yöneticilerinin göçmen çocuklara ayrıştırılmış ortamlarda eğitim verilmesini desteklediği ve kendi okullarında eğitim görmelerine dair olumsuz tutumlar beslediği, (ii) yapısal yetersizliklerin ve düşük toplumsal kabul düzeyinin göçmen çocukların eğitimine yönelik olumsuz tutumları önemli ölçüde etkilediği ve (iii) bütünleşik okul kültürlerinin oluşması için paydaşların psiko-sosyal ve yapısal anlamda desteklenmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.Article Dindar eşcinsel bireyin manevi ve cinsel kimlik ikilemi: Müslüman gay ve biseksüel erkek örneklem(The Journal of International Social Research, 2014) Kıraç, FerdiBu çalışmanın amacı, cinsel yönelimi ve manevi kimliği ile yüzleşen dindar eşcinsel bireyin, manevi ve cinsel kimliği arasında bir ikilem yaşayıp yaşamadığını ortaya koymaktır. Eşcinsel bireylerin, eşcinsel yönelimin cinsel kimlik karmaşası olup olmadığı ve eşcinsel yönelimin heteroseksüel yönelime değiştirilip değiştirilemeyeceğine dair inançlarına göre, dindarlık ve hayatın anlamı puanlarının anlamlı olarak farklılaşacağı tahmin edilmiştir. Çalışmaya, İslam dinine inanan üç yüz seksen iki Türkiyeli gay ve biseksüel erkek katılmıştır. Eşcinsel bireylerin, eşcinsellikle ilgili inançlarına göre iki temel grup ortaya çıkmıştır. Araştırma bulguları, birinci grubu oluşturan ve cinsel yönelimini kabul etme eğilimi gösteren eşcinsel bireylerin, dindarlık puanlarının düşük, hayatın anlamı puanlarının ise yüksek olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, ikinci gruptaki, cinsel yönelimini reddetme eğilimi gösteren eşcinsel bireylerin dindarlık puanları yüksek, hayatın anlamı puanları ise düşük bulunmuştur. Sonuçlar, Festinger’in Bilişsel Çelişki Kuramı bağlamında tartışılmıştırArticle Mediator Role of Metacognitive Awareness in the Relationship between Educational Stress and School Burnout among Adolescents(2017) Sarıçam, Hakan; Çelik, İsmail; Sakız, HalisMetacognition is accepted as a process that affect learning of students directly and is composed of metacognitive skills such as planning of learning, use, regulation and evaluation of learning strategies as well as information on the individual, duty and strategy variables. Educational stress is defined as reactions given by all individuals in the school to the problems they encounter as they carry out their duties and it has an impact on their success both at and outside of school. School burnout is handled in the dimensions of exhaustion against school demands, scornful attitude towards school and the inadequacy felt as a student. The aim of this study is to investigate the relationship between metacognition, educational stress and school burnout and the mediator role of metacognitive awareness in the relationship between educational stress and school burnout. The sample of 303 students was selected from 7th, and 8th grade students who were at 13, 14 and 15 years old at middle schools in Ağrı, Turkey. The Junior Metacognitive Awareness Inventory, the Educational Stress Scale and the School Burnout Scale were used for data collection. Pearson Product Moment Correlation Analysis was applied in order to determine relationship between the variables and simple, multiple/stepwise regression analysis were used to determine predictor roles of metacognition and educational stress on the school burnout. In correlation analysis, there are statistical significant correlations between metacognition, educational stress and school burnout. In stepwise regression analysis, metacognition is a mediator in relationship between educational stress and school burnout, and educational stress was strongest predictor of school burnout.Research Project Article Ümit Horozcu, Kutsal Açlık Yeme Riyazeti ve Anoreksiya Nervoza(2017) Demirdağ, Muhammed EminDin psikolojisi, psikoloji biliminin ruhi yaşayış ve davranışlar içerisindeki dinî nitelik taşıyan her belirtiyi, psikolojik açıdan inceleyen önemli bir birimidir. Ancak, bütün ehemmiyetine rağmen, uzun bir süre psikoloji araştırmalarının büyük ölçüde taşrasında kalmıştır. Din psikolojisi tanımı; dinî davranışlar, dinî davranışların psikolojik nedenleri ve bu davranışların psikolojik sonuçları olmak üzere üç ana eksen üzerinden yapılmaktadır. Literatür incelendiğinde en fazla çalışmanın, dinî davranışların psikolojik sonuçlarına dair yapıldığı; psikolojik nedenlere yönelik çalışmaların -belki biraz daha zorlu olması nedeniyle- daha az sayıda olduğu görülmektedir. Dinî davranışların kendisi ise, tek başına din psikolojisi araştırması için yeterli olmadığından; ya nedenler ya da sonuçlarla bir arada çalışılmıştır.Other Sosyal Medyada Dayanışma Örneği Olarak “Dua Acenteliği”(2021) Demirdağ, Muhammed Eminİnsanlar kendileri için dua etmenin yanı sıra başkaları için de dua etmek isterler. Başkası için dua etme istenci sosyal medya platformlarında pek çok farklı şekilde tezahür etse de özetle “Dua isteyen var mı?” şeklindeki içeriklerle kendini göstermektedir. Dua edecek kişiye doğrudan erişme imkânı sunan bu platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, sanal ama devamlılığı da olan bir aracı kurum oluştuğu gözlenmektedir. Bu çalışmada dua eksenli etkileşimin incelenmesinde işlevsel bir çerçeve olarak “dua acenteliği” kavramını teklif ederek, mezkûr kavramın belirli kullanıcılarla dayanışma ve etkileşime olanak sağlamasının psikolojik açıdan temellendirilmesini amaçlamaktadır. Dua acenteliği fenomenini keşfedici ve tanımlayıcı bir şekilde açıklayabilmek için sosyal medya üzerinden dua talep edenler ile dua etmek isteyenlerin iletileri toplanarak kategoriler oluşturulmuş, söz konusu ileti içeriklerinin hangi psikolojik istek ve motivasyonlarla kurgulandığı irdelenmiştir. İçerik analizine tabii tutulan bu veriler, bağlamın Türkiye olması nedeniyle, Türkçe Twitter kullanıcılarının kendi adlarına dua edilebileceğini imleyen iletileri arasından rastgele seçilmiştir.Conference Object MÜLTECİLERDE ÇOCUK SAHİBİ OLMA VE OLUMLU YAŞANTILARIN TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU (TSSB) VE DEPRESYON DÜZEYLERİNE ETKİSİ(2017) Ergün, NaifGiriş: Savaş gibi travmatik bir olayda maruz kalınan şiddet kişide travma sonrası psikolojik roblemler yarattığı gibi mülteci olmak ve göç etmek de bu problemlere neden olabilmektedir. Bu tür travmatik olaylardan sonra hayatta kalanların bir kısmında travma sonrası stress bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete ve madde kullanımında artış gibi travma sonrası psikolojik rahatsızlık gelişirken büyük bir kısmında ise herhangi bir psikolojik rahatsızlığın gelişmediği görülmektedir. Aynı olaya maruz kalmalarına rağmen neden herkesin aynı şekilde psikolojik rahatsızlık geliştirmediği farklı değişkenler açısından incelenmiş ve kadın olma, geçmişte yaşanan psikiyatrik bir bozukluk, travmatik olayın türü, yaş, travmatik bir olayda kayıp yaşama, sosyal desteğin olmaması gibi durumların travma sonrası psikolojik rahatsızlıklara neden olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Travma sonrası psikolojik bozukluk yaşama riskinin farklı değişkenler açısından ele alınabilir bir olgu olduğu ve bu duruma ilişkin detayların incelenmesi gerektiği fark edilmiştir. Bundan dolayı bu çalışma kapsamında cinsiyet faktörü içinde çocuk sahibi olmanın ve göç edilen kültürde yaşanan olumlu ve olumsuz yaşantıların TSSB ve depresyon ile ilişkisi incelenmiştir. Amaç: Suriye savaşından kaçıp Türkiye’nin Mardin şehrine yerleşen Suriyeli mültecilerin yaş, cinsiyet, göç anında çocuklu olup olmama, savaş öncesi travmatik deneyim ile göç öncesi, göç anı ve göç sonrası yaşantılarının travma sonrası stress bozukluğu (TSSB) ve depresyon düzeyleri ile ilişkisi ele alınmıştır. Kapsam: Araştırmanın çalışma grubu, Mardin’in Kızıltepe ilçesine ve Mardin şehir merkezine göç eden 184 Suriyeli mülteciden oluşmuştur. Sınırlıklar: Bu araştırma Mardin’in Artuklu (merkez ilçe) ve Kızıltepe ilçelerinde ikamet eden 184 Suriyeli mülteciden elde edilen verilerle ve bu verileri toplamak için kullanılan ölçek ve sorularla sınırlıdır. Yöntem: Katılımcılar 18-63 yaş aralığında olup katılımcıların yaş ortalaması 31.12 olarak hesaplanmıştır. Araştırma verileri demografik bilgi formu, Harvard Travma Belirti Ölçeği (HTBÖ) (Arapça uyarlanması Irak’ta yapılmıştır), Depresyon Değerlendirme ölçeği (DDÖ) (Arapça çevirisi mevcuttur) kullanılarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında SPSS 23 programıyla çoklu varyans analizi (MANOVA) ve varyans analizi (ANOVA) test teknikleri kullanılmıştır. Bugular: MANOVA öncesi yapılan analizler veri setinin grup örneklem sayısının eşit olduğunu, normal dağılım gösterdiğini ve doğrusallık varsayımını karşıladığını göstermiştir. Box’s test değeri reddedilememesine rağmen normal dağılım ve örneklem grubundaki sayının eşit olması ile Box’s test değerinin .001’den küçük olması göz önünde bulundurularak işleme devam edilmiş ve test sonucu doğru kabul edilmiştir. Yapılan MANOVA analizi grubun TSSB ve Depresyon (Pillai’s Trace = 0.16, F(6, 360)= 5.17, p<.001) puanının bazı değişkenler açısından anlamlı farklılıklar içerdiğini göstermiştir. Buna ek olarak, grubun TSSB ve Depresyon puanları açısından anlamlı farklılıklar gösterdiği [TSSB, F(3,180)=6,39, p<.001 ve Depresyon, F(3,180)=10.53, p<.001] belirlenmiştir. Post Hoc testine bakıldığında, çocuk sahibi kadınların TSSB düzeyleri ile çocuk sahibi olmayan kadınların TSSB düzeyleri arasında anlamlı bir farklılığın (p=.001) olduğu aynı farklılığın Depresyon düzeyleri arasında da görüldüğü tespit edilmiştir (p<.001). Buna ek olarak, Post Hoc test sonuçlarına göre, çocuk sahibi kadınların TSSB düzeyleri çocuğu olmayan erkek grubun TSSB düzeyinden de anlamlı farklılık göstermektedir (p=.004). Bu iki grup arasındaki anlamlı farklılık depresyon düzeylerinde de görülmektedir (p<.001). Analizler sonucunda anlamlı çıkan bir diğer sonuç da göç sonrası yaşanan olumsuz durumlar düzeyi ile TSSB ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkidir. MANOVA öncesi yapılan analizler veri setinin normal dağıldığını ve doğrusallık varsayımını karşıladığını göstermiştir. Ayrıca Box’s test değerinin de .03 değeri ile ret edilemediği ve Levene’s değerinin de .05 değerinden küçük olduğu görülmüştür. Göç sonrasında sahip olunan pozitif durum ve yaşantı değişkeninin TSSB ve Depresyon (Pillai’s Trace = 0.10, F(6, 360)= 3.26, p=.004) etkisi değişkenler açısından anlamlı derecede farklılık göstermiştir. Buna ek olarak, gruba TSSB ve Depresyon puanlarının farklılığı açısından bakıldığında ANOVA testi sonucunda TSSB, F(3,180)=6,44, p<.001, ve Depresyon, F(3,180)=3.71, p=.013 gruplar arası farklılıkların olduğu görülmüştür. Sonuç: Çocuk sahibi kadınların diğer üç gruba (çocuk sahibi olmayan erkek ve kadınlar ile çocuk sahibi erkek) göre daha yüksek TSSB ve Depresyon düzeyine sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca göç sonrası olumsuz yaşantıları çok olanların az olanlara göre TSSB ve Depresyon düzeyleri yüksek bulunmuştur.Article Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların ve Ebeveynlerinin Yaşam Kalitesi Algılarının Belirlenmesi(Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 2019) Sakız, Halis; Baş, GüldestBu araştırmanın amacı, öğrenme güçlüğü olan çocukların ve ebeveynlerinin yaşam kalitesi algılarını incelemektir. Araştırmada 120 çocuk ve 120 ebeveynin yaşam kalitesi algıları sırasıyla Çocuklar İçin Genel Amaçlı Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (KINDL-R) ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu Türkçe Versiyonu (WHOQOL-BREF-TR) ile ölçülmüş olup; yaşam kalitesi düzeyleri ve bu düzeyler arasındaki ilişki ile çocuk yaşam kalitesinin ebeveyn yaşam kalitesi algılarını ne düzeyde yordadığı betimsel ve çıkarımsal istatistiksel analiz yöntemleri ile araştırılmıştır. Bulgular, çocuk ve ebeveyn yaşam kalitesi algıları arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ve çocuk yaşam kalitesinin ebeveyn yaşam kalitesini anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir. Elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak ebeveynlerin yaşam kalitelerini artırmanın yolunun çocuklarının yaşam kalitesini artırmaktan geçtiği söylenebilir.
