İşletme Bölümü
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/93
Browse
Browsing İşletme Bölümü by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 46
- Results Per Page
- Sort Options
Article 1923’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİNİN GELİŞİMİ(2016) Eroğlu, OsmanBu araştırmada, Türkiye’de gelişen insan kaynakları yönetimi literatürü, özellikle 1923’lerden itibaren alanda ortaya çıkan değişimlerle etkileşimi bağlamında incelenmektedir. Çalışma öncelikle insan kaynakları yönetiminin ABD kökenli gelişim çizgisi tanıtılmakta daha sonra da söz konusu disiplinin Türkiye’de izlediği sürece yer verilmektedir. Çalışma özellikle Amme İdaresi Dergisinde yayınlanan makalelerden yararlanarak, Türkiye’de bu konudaki çalışmaları özetleyerek Türkçe alan yazınına katkıda bulunma amacı taşımaktadır.Article 3-6 Yaş Arası Çocukların Temel Matematiksel Kavram Gelişimlerinin İncelenmesi(Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, 2019) İnan, Cemil, Erkuş, Serdar; İnan, CemilBu araştırmanın amacı, 3-6 yaş arası çocukların temel matematiksel kavram gelişimlerini incelemektir. Araştırmanın evrenini 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Diyarbakır il merkezinde bulunan ve okul öncesi eğitimi almakta olan 3-6 yaş aralığındaki çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise evren içinde maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi ile seçilen 114 çocuk oluşturmaktadır. Araştırmada çocukların temel matematiksel kavram gelişim düzeylerini belirlemek için görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin yüzde ve frekans analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre bire bir eşleştirme, karşılaştırma ve uzaysal-mekânsal algı kavramaları üç yaşından; sınıflandırma ve geometrik şekiller kavramları dört yaşından; sıralama ve örüntü kavramları beş yaşından; ölçme kavramı ise altı yaşından itibaren çocuklarda gelişme gösterdiği görülmüştür.thesis.listelement.badge Article AİLE ŞİRKETLERİNİN KURUMSALLAŞMASINDA İÇ KONTROL SİSTEMİNİN ARACI ETKİSİ: TRC3 BÖLGESİ ARAŞTIRMASI(2019) Polat, Erhan; Güneş, RecepAile şirketleri, ekonomik yapı içerisindeki payları nedeniyle ulusal ve uluslararası alanda önemsenmektedirler. Sürdürülebilir aile şirketi olmanın temeli kurumsallaşmaya dayanmaktadır. Kurumsallaşma, yapılması gereken işlemlerin sistemli hale getirilmesinin kavramsal düzeyde ifadesidir. Kurumsallaşma çabalarının yürütülmesi süreci ise kurumsal yönetim olarak ifade edilebilir. Kurumsal yönetimin başarısı, menfaat sahiplerinin haklarını gözetmesini sağlayan kurumsal yönetim ilkeleri ile bu süreci destekleyen kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemlerine dayanmaktadır. Çalışmanın amacı, aile şirketlerinde kurumsal yönetim ilkeleri ile kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemi arasındaki ilişkilerin tespit edilmesidir. Çalışma kapsamında anket yöntemi uygulanmıştır. Anket çalışması için TRC3 bölgesi; “Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak” illerinde konumlanan aile şirketleri esas alınmıştır. Ankete 93 adet şirket sahibi katılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, kurumsal yönetim ilkeleri, kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemleri arasında ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca iç kontrol sisteminin kurumsal risk yönetimi ile kurumsal yönetim ilkeleri arasında aracı rolünün olduğuna dair sonuç elde edilmiştir. Bununla birlikte şirket yapıları ile kurumsal yönetim ilkeleri, kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemi arasındaki farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler ışığında aile şirketlerinin kurumsallaşma çabaları kapsamında kurumsal yönetim ilkeleri, kurumsal risk yönetimi ve iç kontrol sistemi uygulamalarına daha fazla yer vermeleri önerilmektedir.Article ALGILANAN HİZMETKÂR LİDERLİĞİN ÇALIŞANIN TÜKENMİŞLİKDÜZEYİNE ETKİSİ(Uluslarası Sosyal Bilimler Dergisi, 2016) Gazi KURNAZAraştırmanın amacı, algılanan hizmetkâr liderlik davranışlarının şirket çalışanlarının tükenmişlik düzeyine etkisini belirlemektir. Çalışmada enerji sektöründe faaliyet gösteren işletme çalışanlarına toplamda 250 anket dağıtılmış ve anketlerden 170 geçerli anket geri dönüşü elde edilmiştir. Veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda, algılanan hizmetkâr liderlik davranışları ile çalışanın tükenmişlik davranışları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu kapsamda, hizmetkâr liderliğin alt bileşenlerinden güçlendirme, tevazu, sorumlu yöneticilik davranışlarının çalışanların tükenmişlik davranışlarını olumlu yönde etkilediği, cesaret, geride durma ve hesap verebilirliğinin ise, tükenmişliğin alt bileşenlerinden olan duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı hissi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu saptanmıştırArticle BİR ÇİMENTO FABRİKASINDA HAMMADDE STOK KONTROLÜ UYGULAMASI(2016) Aslan, Şehmus; Karahan, MehmetGünümüzde işletmeler rekabet edebilmek ve yoğun rekabet ortamında ayakta kalabilmek için tüm maliyet kalemlerini tekrar gözden geçirmek zorundadır. Bu maliyet kalemlerinin en önemlilerinden birisi olan stok yönetimi, hem ürün toplam maliyetini oluşturan kalemler içinde sahip olduğu yüksek pay sebebiyle, hem de üretimin aksamadan sürdürülebilmesi için oldukça önemlidir. Stok yönetim sürecinde, ne miktarda ve ne zaman sipariş verileceği, fazla stok bulundurma ve bulundurmama kararları ve bütün bunlardan doğacak maliyetleri minimize edecek kritik kararların verilmesi, işletme başarısı için hayati düzeyde önemlidir. Çalışmada, stok kontrol yöntemleri genel olarak incelenmiş olup, uygulamanın yapıldığı çimento fabrikasının ihtiyaçlarına cevap verebileceğine karar verilen (R,S) stokastik stok kontrol modeliyle fabrikanın hammadde stok kontrolü uygulaması yapılmıştır. Uygulamada, öncelikle fabrikanın 2012 yılında geleneksel yöntemlerle yapmış olduğu hammadde stoğunun toplam maliyeti hesaplanmış, daha sonra tasarlanan (R,S) stokastik stok yöntemiyle yapılan hammadde stoğunun maliyeti hesaplanmış ve sonra her iki maliyet birbiriyle karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, çalışmada geliştirilen ve işlemeye önerilen stok yönteminin geleneksel yönteme göre daha az maliyeti olduğu, kullanımının işletmeye ek kar ve yararlar sağlayabileceği belirlenmiştir.Article BİR MALİYET KONTROL ARACI OLARAK STANDART MALİYET SİSTEMİ: BİR ÜRETİM İŞLETMESİNDE UYGULAMA(2019) GUTNU, Mehmet MuratStandart maliyet sistemi fiili maliyetler ile standart maliyetler arasındaki sapmaları hesaplayan ve sapmaların nedenleri üzerinde durarak gerekli düzeltmeleri yapan bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, bir maliyet kontrol aracı olarak standart maliyet sistemini bir üretim işletmesinde uygulamaktır. Bu çalışmada öncelikle standart maliyet sistemi teorik olarak tüm yönleriyle ele alınmış, daha sonra bir üretim işletmesindeki direkt ilk madde ve malzeme, direkt işçilik ve genel üretim giderleri standartları belirlenerek standart birim mamul maliyeti hesaplanmıştır.Article BİR TEKSTİL İŞLETMESİNDE BENZETİM YÖNTEMİYLE MONTAJ HATTI DENGELEME UYGULAMASI(SOCIAL SCIENCES STUDIES JOURNAL, 2017) Aslan Şehmus; Yıldırım AydınTekstil endüstrisi Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biridir. Üretimin önemli bir kısmı yurt dışına ihraç edilmektedir. Türk tekstil sektörünün dünya tekstil sektöründe önemli bir paya sahiptir. Son zamanlarda bütün sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de global rekabet hız kazanmıştır. Bu rekabette ayakta kalabilmek için üretici firmalar maliyetlerini düşürmek zorundadırlar. Tekstil endüstrisi de emek yoğun bir sektör olduğu için maliyetleri düşürmek için öncelikle işgücü planlamasının verimli yapılması gerekir. Üretim hattında işçilerin verimli bir şekilde kullanılması hem işçilik maliyetlerini düşürecek, hem de üretim kapasitesini artıracaktır. Bu çalışmanın amacı düşük verimle çalışan bir tekstil fabrikası için montaj hattı dengeleme çalışması yapmaktır. Montaj hatlarının dengelenmesiyle üretim işçi maliyetleri düşürülebilmekte ve birim zamanda üretim bandından çıkan çıktı sayısı artmaktadır. Dolayısıyla işletmenin kapasite kullanım oranı artmaktadır. Bu çalışmada montaj hattının dengelenmesi ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesi için benzetim yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem kullanılarak söz konusu işletmenin kapasite kullanım oranları büyük oranda artmıştır. Üretim hattındaki işçiler daha verimli kullanılarak aynı işçi sayısıyla üretim kapasitesi artırılmıştır. Ayrıca çalışmada, tekstil gibi emek yoğun endüstriler üretim sahalarında benzetim tekniğini kullanarak işçi gücü planlamasını çok daha pratik ve verimli bir şekilde yapılabileceği sonucuna varılmıştır.Article BİR TEKSTİL İŞLETMESİNDE BENZETİM YÖNTEMİYLE MONTAJ HATTI DENGELEME UYGULAMASI(2017) Aslan, Şehmus; Akdağ, Recep; Yıldırım, AydınTekstil endüstrisi Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biridir. Üretimin önemli bir kısmı yurt dışına ihraç edilmektedir. Türk tekstil sektörünün dünya tekstil sektöründe önemli bir paya sahiptir. Son zamanlarda bütün sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de global rekabet hız kazanmıştır. Bu rekabette ayakta kalabilmek için üretici firmalar maliyetlerini düşürmek zorundadırlar. Tekstil endüstrisi de emek yoğun bir sektör olduğu için maliyetleri düşürmek için öncelikle işgücü planlamasının verimli yapılması gerekir. Üretim hattında işçilerin verimli bir şekilde kullanılması hem işçilik maliyetlerini düşürecek, hem de üretim kapasitesini artıracaktır. Bu çalışmanın amacı düşük verimle çalışan bir tekstil fabrikası için montaj hattı dengeleme çalışması yapmaktır. Montaj hatlarının dengelenmesiyle üretim işçi maliyetleri düşürülebilmekte ve birim zamanda üretim bandından çıkan çıktı sayısı artmaktadır. Dolayısıyla işletmenin kapasite kullanım oranı artmaktadır. Bu çalışmada montaj hattının dengelenmesi ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesi için benzetim yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem kullanılarak söz konusu işletmenin kapasite kullanım oranları büyük oranda artmıştır. Üretim hattındaki işçiler daha verimli kullanılarak aynı işçi sayısıyla üretim kapasitesi artırılmıştır. Ayrıca çalışmada, tekstil gibi emek yoğun endüstriler üretim sahalarında benzetim tekniğini kullanarak işçi gücü planlamasını çok daha pratik ve verimli bir şekilde yapılabileceği sonucuna varılmıştır.Article ÇALIŞANLARIN KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK ALGISININ YENİLİKÇİLİK PERFORMANSI İLE İLİŞKİSİ: KONYA’DA TEKSTİL İŞLETMESİ ÇALIŞANLARI ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA(Sosyal Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2017) İRAZ, RIFAT, AKIN ve GAZİ ABUL ve KURNAZSürdürülebilir yenilikçilik performansı çeşitli itici güçler tarafından tetiklenebilmektedir. Kurumsal sosyal sorumluluk da bu itici güçler arasında gösterilmektedir. Ortaya çıkan kurumsal sosyal sorumluluk algısı işletmeleri sürdürülebilir yenilikçilik konusunda öncü olmaya yönlendirmektedir. Bu çalışmayla kurumsal sosyal sorumluluk algısı sosyal ve sosyal olmayan paydaşlara, çalışanlara, müşterilere ve devlete yönelik sorumluluklar olmak üzere dört boyutlu yaklaşım ile ele alınmış ve söz konusu çalışanların sosyal sorumluluk algılamalarının yenilikçilik performansları üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu çalışmanın amacı, çalışanların kurumsal sosyal sorumluluk algısı ile yenilikçilik performansı arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu kapsamda araştırma alanı olarak Konya il merkezinde tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir işletme seçilmiştir. Araştırmada anket tekniği kullanılmış olup araştırma örneklemini oluşturan işletmede görev yapan 120 çalışan üzerinde uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan yola çıkarak, çalışanların kurumsal sosyal sorumluluk algısının işletmenin yenilikçilik performansı üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Sosyal ve sosyal olmayan paydaşlara yönelik sorumluluk, çalışanlara yönelik sorumluluk, müşterilere yönelik sorumluluk algısı ile yenilikçilik arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve devlete yönelik sorumluluk algısı ile yenilikçilik performansı arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır.Article Çoklu Zekâ KuramUluslararası Eğitim Bilimleri Dergisiına Dayalı Hazırlanan Çalışma Yapraklarının Ortaokul 6. Sınıf Öğrencilerinin Matematik Başarılarına ve Tutumlarına Etkisi(Karbey Yayıncılık Eğitim ve Danışmanlık Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. Kesit Yayınları, 2022) İnan, Cemil; Erkuş, Serdar; İnan, CemilBu araştırma çoklu zekâ kuramına dayalı hazırlanan matematik çalışma yapraklarının ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin matematik başarıları ve matematiğe yönelik tutumları üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim öğretim yılında Bingöl il merkezinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir ortaokulda öğrenim gören 67 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma yarı deneysel bir çalışma olup, kontrol gruplu ön test - son test modeline dayanmaktadır. Araştırmanın verilerinin toplanması amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen matematik başarı testi ve İnan (2007) tarafından geliştirilen matematik tutum ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, bağımlı ve bağımsız t-testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, deney ve kontrol grubu öğrencilerinin ön test puanlarının birbirine yakın olduğu ve anlamlı bir farklılığın oluşmadığı görülmüştür. Ancak uygulama sonrasında öğrencilerin son test puanlarına bakıldığında, deney grubu öğrencileri lehine anlamlı bir farklılığın oluştuğu görülmüştür. Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin matematiğe yönelik tutumlarından elde edilen bulgulara göre ise, hem uygulama öncesi hem de uygulama sonrası iki grup arasında anlamlı bir farklılığın oluşmadığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre, Çoklu zekâ kuramına dayalı hazırlanan çalışma yapraklarının öğrencilerin matematik başarılarını artırdığı ancak matematiğe yönelik tutumlarına etki etmediği söylenebilirArticle THE EFFECT OF PERSON-JOB FIT ON THE PERFORMANCE APPRAISAL: A RESEARCH IN KONYA TEXTILE ENTERPRISES(BUSINESS & MANAGEMENT STUDIES: AN INTERNATIONAL JOURNAL, 2017) ÇETİNKAYA, Ali Şükrü, Gazi KURNAZ…Article FAİZSİZ FİNANS SİSTEMİNE TEORİK YAKLAŞIM(Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, 2017) Ulusoy, Recep; Altun, İslamFaizsiz finans sistemi, modern finans sisteminde ortaya çıkan gayri adil düzenin sebep olduğu karmaşayı ortadan kaldırma amacına yönelik bir alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Önceden belirlenmiş sabit faizi yasaklayan ve gerçekleşen gelirden paylaşmayı öneren bu sistem, kullanılan fonlarla elde edilen ekonomik sonuca, kâra ortaklık esasına dayanmaktadır. Sırasıyla faizsiz finans sistemi, ortaklık, kar paylaşımı, helal kazanç, öz sermaye ve adil gelir bölüşümü gibi temel ilklere dayanır. Bu sistemin tarihi seyri içinde mudarebe, muşaraka, murabaha ve vakıf gibi, kendine mahsus bazı kurumları da oluşmuştur. Modern çağlara gelindiğinde bu kurumlar kendilerini yenileyememiş ve yeni gelişmelere uyum sağlayamamışlardır. Ancak yirminci yüz yılın başlarından itibaren Hint Pakistan bölgesinde ve daha sonra da Ortadoğu‟da ve diğer Müslüman ülkelerde uygulama alanı bulmuştur. Artık bugün hem Müslüman ülkelerde ve hem de dünyanın birçok ülkesinde faizsiz sisteme uygun çalışan bağımlı ve bağımsız birçok finans kurumu vardır ve halen dünya finans sisteminin bir alternatifi olma yönünde ilerlemektedir.Article Geleneksel ve Faaliyete Dayalı Maliyetleme Sistemlerinin Karşılaştırılması: Bir Üretim İşletmesinde Uygulama(2021) GUTNU, Mehmet Murat ve TANIŞ, Veyis NaciBu çalışmada herhangi bir maliyetleme sisteminin olmadığı bir üretim işletmesinde hem geleneksel üç aşamalı maliyetleme sistemi hem de Faaliyete Dayalı Maliyetleme (FDM) sistemi uygulanmış, elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, işletmenin tüm faaliyetlerinin “birim seviye” faaliyet seviyelerinden oluşmasından dolayı her iki sistemin sonuçları da birbirine yakın çıkmıştır. Böylece FDM sisteminin maliyetler üzerinde parti ve mamul faaliyet seviyelerinde etkili olduğu, ama birim faaliyet seviyesinde farklı bir sonuç vermediği sonucuna ulaşılmıştır.Article İcralık Malların Pazarlaması ve Buna Yönelik Bir Uygulama(Journal of Current Researches on Social Sciences, 2017) Ahmet, Kayaoğlu; Ahmet, KayaoğluBu çalışmada icralık mal satış sürecine yönelik tanımlayıcı bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada Diyarbakır, Mardin ve Siirt icra dairelerinde 2010-2015 yılları arasında 6 yıllık gerçekleşmiş satış dosyaları incelenmiştir. Elde edilen verilerle icra dairesi, ihale tarihi, satılan malın türü, kaçıncı ihalede satışın yapıldığı, piyasa fiyatı (muhammen bedel) ve satış fiyatı açılarından çeşitli istatistikî analizler uygulanmıştır. Araştırmada 5-Ocak-2013 tarihinde başlayan, açık artırmanın on gün önce internet üzerinden başlaması ve fiziki açık artırmadan bir gün önce sona ermesi ile bu sanal artırmadaki oluşan son fiyatın, fiziki açık artırmada taban fiyat olarak kabul edilmesi uygulamasının, satış süreci sonucunda oluşan fiyat üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda internette açık artırmanın başlaması uygulamasının, satış fiyatlarını piyasa fiyatlarına (muhammen bedele) yaklaştırdığı görülmüştür. Bu da satışı iyileştirmek için yapılan düzenlemelerin, ürünün değerine (satış fiyatına) katkı yaptığına yönelik önemli bir ipucu vermektedir. Yapılan bir pazarlama faaliyetinin ürünün piyasadaki satış değerini istatistiki olarak anlamlı bir şekilde artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.thesis.listelement.badge Article KAYNAK TÜKETİM MUHASEBESİ YÖNTEMİNİN ÖZEL BİR EĞİTİM KURUMUNDA UYGULANMASI(2023) GUTNU, Mehmet Murat ve TÜRK, ZeynepBu çalışmanın amacı, modern bir maliyet ve karar verme yöntemi olan Kaynak Tüketim Muhasebesi (KTM) yönteminin hizmet işletmesinde uygulanabilirliğini tespit etmek ve KTM ile işletmenin geleneksel yöntemle bulduğu sonuçları karşılaştırarak analiz etmektir. Bu kapsamda, özel bir eğitim kurumunda örnek olay yöntemi kullanılarak KTM yöntemi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda KTM yönteminin bir hizmet işletmesi olan özel bir eğitim kurumunda uygulanabilir olduğu, kullanılmayan/atıl kapasite maliyetlerini hesaplayarak birim öğrenci maliyetlerini doğru tespit ettiği ve geleneksel yönteme göre birçok üstünlüğe sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Book KIYASLAMA PÖRTFOYLERİ İLE HİSSE SENEDİ GETİRİSİ DEĞERLEME(Gazi Kitap Evi, 2023) Aksu, MervanFinans literatüründe yatırımların beklenen getirilerini ve bu getirilerin risklerini inceleyen çok sayıda eser yer almaktadır. Bu çalışmaların temelinde çalışmayı yapan kişinin kullandığı faktörlerin beklenen risk ve getiri ilişkisini açıkladığı düşüncesi yatmaktadır. Bu çalışma kapsamında bir yatırım aracı olarak hisse senedi seçilmiştir. Bu doğrultuda beta katsayısı, şirket büyüklüğü ve şirketin kâr payı politikası, yatırımları etkileyebilecek faktörler olarak belirlenmiştir. Bu faktörlerin yatırımlar üzerindeki etkisini göstermek için Ocak 2000 – Eylül 2013 tarihleri arasında kesintisiz bir şekilde Borsa İstanbul’da faaliyet gösteren İMKB sanayi endeksine kote olmuş şirketlerden -Ocak 2002 Haziran 2013 tarihleri arasında, belirlenen her bir faktörün etkisini ayrı ayrı belirlemek için- 7 ana portföy oluşturulmuştur. Bu portföylerde çalışma kapsamındaki şirketlerin beta katsayılarına göre “beta katsayısı 1’den küçük ve 1’den büyük şirketler” olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Şirketlerin büyüklüğü dikkate alınarak “küçük, orta ve büyük şirketler” olmak üzere 3 grup oluşturulmuştur. Şirketlerin, kâr payı politikalarına göre ise “kâr payı dağıtan ve dağıtmayan şirketler” olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Bu faktörlerin ikili olarak etkilerini inceleyebilmek amacıyla bunların bütün ikili kombinasyonları alınarak 16 alt portföy oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında toplam 23 portföy oluşturulmuştur. Bu portföyler aylık olarak getirilendirilmiş ve senelik olarak her bir faktör göz önünde bulundurularak yeniden yapılandırılmıştır. Faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkisini inceleyebilmek için oluşturulan portföylerin performansları karşılaştırılmıştır. Portföylerin performansını karşılaştırmak için oluşturulan portföylerin kümülatif getirileri ve riske göre belirlenmiş performans kriterleri (Sharpe Oranı, Treynor Oranı, Jensen Alfası ve Değerleme –information- Oranı) karşılaştırılmıştır. Bu çalışma 5 bölümden oluşmaktadır. Bunların ilki; “Hisse Senetlerinde Risk Getiri İlişkisi”, ikincisi; “Portföy Kuramı”, üçüncüsü; “Hisse Senedi Getirisi Üzerine Yapılan Çalışmalar”, dördüncüsü; “İMKB Sınai Endeksi Kapsamındaki Hisseler Üzerinde Bir Uygulama”, beşincisi ise “Sonuç ve Öneriler” şeklinde sıralanmaktadır. Yatırım aracı olarak hisse senetlerini seçildiğinden, hisse senedinin özelikleri ve işlevlerinin bilinmesi çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümü “Hisse Senetlerinde Risk Getiri İlişkisi” olarak belirlenmiştir. Hisse senedi, yatırımcısına sadece maddi haklar sağlayan bir yatırım aracı değildir. Hisse senedi aynı zamanda ortaklık hakkı sağlayan hukuki bir sözleşme niteliğindedir. Bu açıdan hisse senedinin tanımlaması için hem hukuk literatürü hem de finans literatürü incelenmiştir. Hisse senedi analiz yöntemleri iki alt başlık altında incelenmiştir. Bunların ilki temel analiz yöntemidir. Temel analiz yönteminde hazırda bulunan bütün ekonomik bilgiler, şirketin geçmiş yıllara ait finansal tabloları ve şirket ile ilgili temel bilgiler kullanılarak yatırım kararı verilmektedir. Bu yöntem ile bulunan hisse senedi değerine hisse senedinin gerçek değeri (intrinsic value) denmektedir. Temel analiz yöntemini kullanan yatırımcılar, hisse senedi seçimlerinde her zaman hisse senedinin gerçek değeri ile hisse senedinin güncel piyasa değerini karşılaştırmaktadırlar. Hisse senedinin gerçek değeri piyasa değerinin yeterince üstünde olduğunda satın alma kararı vermektedirler. Yatırımcının elinde piyasa değerinden yüksek hisseler mevcut ise bu hisseleri hızlı bir şekilde ellerinden çıkarmaktadırlar. xvi Özet Bir diğer hisse senedi değerleme yöntemi ise teknik analiz yöntemidir. Teknik analiz yöntemi, temel analiz ve finansal analiz yöntemlerinin temel varsayımlarından olan etkin piyasa modelini ve rassal yürüyüş modeli varsayımlarını reddeden bir analiz yöntemidir. Bu analiz yönteminde, hisse senedi değerleme için sadece geçmişe yönelik hisse senedi bilgileri (fiyat, işlem hacmi ve açılış kapanış fiyatları gibi) ve pazar fiyat hareketleri temel alınmaktadır (Reilly ve Brown, 2002; s.625). Teknik analistlere göre hisse senedi fiyatını belirlemek için sadece piyasa hareketlerini incelemek yeterlidir. Fiyatların en iyi belirleyicisi pazarın kendisidir. Bu bağlamda teknik analiz yöntemini kullanan bir yatırımcı, yatırım kararı için genel ekonomik değişkenleri veya şirketle ilgili verileri inceleme gereği duymaz, sadece fiyat hareketlerine bakarak al-sat işlemlerini gerçekleştirmektedir. İlk bölümün son alt başlığında “Hisse Senedi Riski ve Hesaplama Yöntemleri” açıklanmaya çalışılmıştır. Bir yatırımın getirisi ve riski kavramları finansın temel kavramlarıdır. Getiri basit olarak; yatırımcının yatırım aracını elinde bulundurduğu süre boyunca sağladığı maddi kazançlardan, bu yatırımın maliyetinin düşürülmesi ile bulunan değer olarak açıklanmaktadır. Risk ise yatırımcının elinde bulundurduğu yatırım aracının getirisi hakkında kuşku duyduğunda ortaya çıkmaktadır. Risk, yatırım aracının beklenen getiri serisinin dağılımıyla ilişkilidir. Dağılımın aralığı ne kadar geniş ise yatırım aracının riski o kadar fazladır. İstatistikçiler bu aralığı açıklamak amacıyla birçok yöntem geliştirmişlerdir. Bunlar, mutlak sapma, ortalama, seri aralıkları ve varyanstır. Risk faktörü olarak genellikle “varyans” parametresi kabul edilmektedir (Peirson ve diğ., 2011; s.170). Bu çalışmada yatırım aracı olarak hisse senedi belirlendiğinden, ilk olarak hisse senedi getirisi ve hisse senedi getirilerinin belirlenmesinde karşılaşılan risklere yer verilmiştir. Yatırım araçları riski değerlendirilmesi iki farklı şekilde yapılabilmektedir. Bunların ilki tek bir yatırım aracına ait riskin hesaplanması, ikincisi ise portföy şeklinde olan yatırım araçları risklerinin toplu bir şekilde hesaplanmasıdır. Bu çalışmada, bu hesaplama türlerinin ikisi de kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü olan “Portföy Kuramı” 3 alt başlık altında incelenmiştir. Bu çalışmada ilk olarak tarihsel açıdan portföy yönetimi ele alınmıştır. Bu bağlamda portföy yönetimi ile alakalı geleneksel portföy yaklaşımı, modern portföy yaklaşımı ve modern portföy yaklaşımının alt formları ele alınmıştır. Bu bölümün son alt başlığı altında riske göre düzenlenmiş portföy performans ölçüleri ele alınmıştır. Geleneksel portföy yaklaşımında, portföyde yer alan menkul kıymetlerin getirileri arasındaki ilişkiler göz önünde bulundurulmadan sadece portföydeki menkul kıymetlerin sayılarının artırılmasıyla risk faktörünün azaltılabileceği öngörülmektedir (Demirtaş ve Güngör, 2004). Modern Portföy teorisinin başlangıcı olarak Markowitz’in (1952) “Portfolio Selection” makalesi gösterilmektedir. Bu makalede Markowitz çeşitlendirme yapmak için hisse senetlerinin birbiri ile olan korelasyonlarını göz önünde bulundurmanın daha uygun olacağını belirtmektedir. Bu çalışmada modern portföy yaklaşımlarından “Markowitz Modern Portföy Yaklaşımı”, “Sharpe Tekli Endeks Modeli” ve “Çoklu Endeks Modeli” ele alınmıştır. Bu çalışma portföy çerçevesinde temellendirildiğinden, ikinci bölümün son alt başlığı “portföy performansının değerlendirilmesi” ne ayırılmıştır. Yatırımcıların katlandığı riskin belirlenmesi için sadece diğer portföy yöneticilerinin performanslarının birbiri ile kıyaslanması yeterli değildir. Bir yatırımcının aldığı riskin belirlenmesi için; yatırım portföyünün ne kadar çeşitlendirildiğinin, portföyün piyasa hareketleriyle olan ilişkisinin ve portföyün içindeki tahvillerin ve hisse senetlerinin oranlarının bilinmesi gerekmektedir (Fabozzi ve Markowitz, 2002; s.7). Finans literatüründe portföyün performansını çok farklı açılardan değerlendiren Mervan AKSU xvii performans ölçütleri ortaya atılmıştır. Bu çalışmada portföy performansı ölçütlerinden Sharpe performans ölçüsü, Treynor performans ölçüsü, Jensen Alfa performans ölçüsü, Değerleme (Bilgi, Appraisal) performans ölçüsü ve M2 performans ölçüsü ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü olan “Hisse Senedi Getirisi Üzerine Yapılan Araştırmalar” bölümünde, ilk olarak hisse senedinin getirisini etkileyen mikro ve makro faktörler kısaca ele alınmıştır. İkinci olarak hissenin kendisini ve içinde bulunduğu piyasayı etkileyen faktörler olan makroekonomik faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkilerini inceleyen çeşitli çalışmalar özetlenmiştir. Bu bağlamda hisse senedinin getirisini etkileyen başlıca makro faktörler olarak; faiz oranı, enflasyon, döviz kuru, sanayi üretim endeksi, para arzı (m1,m2), altın-petrol fiyatları, GSYH, cari işlemler dengesi ve yabancıların portföy yatırımları sayılabilir. Finans literatüründe bu faktörlerin hisse senedi getirisi üzerindeki etkileri ile ilgili ortak bir sonuca ulaşılmış değildir (Umutlu ve diğ. 2010). Örneğin Kaya ve diğ. (2013) çalışmalarında döviz kurunun İMKB 100 Endeksi ile istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif ilişkili olduğunu belirtilirken; Issahaku ve diğ. (2013) çalışmalarında ise Gana borsasında döviz kurunun etkisinin pozitif olduğu belirtilmektedir. Üçüncü bölümün üçüncü alt başlığı altında, hisse senedi getirilerini etkileyen mikro faktörler incelenmiş ve gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında yapılmış çeşitli çalışmaların özetleri derlenmiştir. Finans yazınında hisse senedi getirilerini etkileyen başlıca mikro faktörler olarak; kâr dağıtım politikası, işletmenin finansal performansı (kârlılık oranları, borçluluk oranları), işletme büyüklüğü (piyasa değeri, defter değeri ve PD/DD oranı), sermaye artırımları, içeriden öğrenilen bilgiler, işletme hisse senetlerinin sistematik olmayan riski (beta katsayısı), ve yönetici yetenekleri sayılabilir. Üçüncü bölümün son alt başlığında bu çalışmada kullanılan faktörlerin (beta katsayısı, piyasa büyüklüğü ve kâr payı dağıtım politikaları) hisse senedi getirisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amacıyla her bir faktör için kısa bir literatür taraması yapılarak bu faktörlerin hisse senedi getirilerini açıklamadaki önemleri belirtilmiştir. Beta katsayısı, bir hisse senedine ait getirinin piyasada meydana gelen değişmelere ne oranda duyarlı olduğunu göstermektedir. Beta katsayısı kavramı ilk olarak Sharpe’ın 1964 tarihli çalışmasında karşımıza çıkmaktadır. Sharpe, bu çalışmasında yatırımcıların kârlarını maksimize etmeye çalıştıklarını, aynı zamanda da riskten kaçınmaya çalıştıklarını belirtmektedir. Bu bağlamda ekonomik olaylardan etkilenmeyen yatırım araçlarının risksiz faiz oranı seviyesinde getiri sağlayacağını belirtmiştir. Beta katsayısı ile bir hissenin geçmiş fiyat performansı belirlenebildiği gibi gelecekteki risklerin kontrol ve tahmin edilmesinde de beta katsayısı önemli bir rol oynamaktadır (Kalfa, 2007; s.72). Beta katsayısı beklenen riskin tahmin edilmesinde bir araç olarak kullanıldığından, hisse senedinin beklenen getirisini tahmin etmeyi kolaylaştıracaktır. Beta katsayısının hisse senedi getirilerini açıklamada önemli bir faktör olduğuna vurgu yapan ve yatırımcılar tarafından kullanılmasını tavsiye eden birçok çalışma yapılmıştır [Lintner (1965), Mossin (1966), Pettengil ve diğ. (1995), Heston ve diğ. (1999), Fletcher (2000) ve Elsas (2003)]. Banz (1981) çalışmasında hisse senedi getirileri üzerinde şirket büyüklüğünün negatif bir etkisi olduğunu belirtmiştir. Basu (1983) ise hisse senedi getirilerini açıklamak için şirket büyüklüğünün ve F/K oranın kullanılmasının anlamlı olacağına işaret etmiştir. Bunlara ek olarak Reinganum (1981 ve 1983) ile Fama ve French (1992) çalışmalarında, portföy getirisi ile şirket büyüklüğü arasında negatif bir ilişki olduğunu belirtmişlerdir. Diğer yandan, Lakonishok ve Shapiro (1986) hisse senedi getirilerinin sistematik risk faktörü olan beta katsayısı ve toplam risk faktörü olan standart sapma ile açıklanamayacağını, sadece şirket büyüklüğü faktörü ile xviii Özet açıklanabileceğini belirtmişlerdir. Fama ve French (1992 ve 1993) ise şirket büyüklüğü ve PD/DD değerinin hisse senedi getirilerini açıklamada beta katsayısından daha anlamlı olduğunu iddia etmişlerdir. Hisse senedi fiyatı, hissedarların servetlerini belirleyici önemli bir unsurdur. Bundan dolayı hissedarlar, servetlerini maksimize etme sürecinde, finansal yöneticilerin almış oldukları kararların hisse senedi fiyatını nasıl etkilediğini yakından izlemektedirler. Dolayısıyla, finans yöneticileri kâr payı politikalarının hisse senedi fiyatları üzerindeki etkisini bilmek isterler. Kâr payı politikası, hissedarlara nakit dağıtımında belirleyici rol oynayan kâr payı dağıtım oranının tespiti olarak düşünülebilir (Aygören ve diğ., 2013). Finans yazınında dağıtılan kâr paylarının hisse senetlerinin getirileri ile olan ilişkisine ait çalışmaları ikiye ayırmak mümkündür: Hisse senedi getirisi ile dağıtılan kâr payı arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösteren çalışmalar (Walter (1956), Lintner (1956), Gordon (1959), Gupta (2012)...) ve hisse senedi ile kâr payı dağıtımları arasında bir ilişki olmadığını belirten çalışmalar (Modigliani ve Miller (1961), Fama (1974)…). Çalışmanın dördüncü bölümü “İMKB Sınai Endeksi Kapsamındaki Hisseler Üzerinde Bir Uygulama” bölümüdür. Bu bölüm 3 alt başlıktan oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla; “Veri Seti”, “Metodoloji” ve “Araştırma Sonuçları” dır. Dördüncü bölümün ilk alt başlığı olan “Veri Seti” başlığı altında, çalışmada kullanılan verilerin nereden ve nasıl elde edildiği detaylı bir şekilde anlatılmıştır. İkinci alt başlık olan “Metodoloji” başlığı altında araştırma kapsamına alınan şirketlerin seçim kriterleri ve portföyleri oluşturmak için belirlenen kriterler açıklanmıştır. Bu başlık altında ayrıca performans ölçümünde kullanılan oranların formülizasyonları da açık bir şekilde gösterilmiştir. Dördüncü bölümün son alt başlığı “Araştırma Sonuçları” bölümüdür. Bu başlık altında her bir faktör tek tek ele alınmış ve bu faktörlerin diğer faktörler ile olan ilişkilerini göstermek amacıyla her faktör ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan “Sonuç ve Öneriler” bölümünde çalışma kapsamındaki faktörlerin, portföy getirileri üzerindeki etkileri genel olarak değerlendirilerek önceki çalışmalar ile kıyaslama yapılmıştır. Ayrıca portföy yatırımcısına ve aynı minvalde yapılacak olan bilimsel çalışmalara yol göstermek amacıyla çeşitli öneriler sunulmuştur.Article KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İMALAT İŞLETMELERİNDE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM DÜZEYİNİN BELİRLENMESİ: MARDİN ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ ÖRNEĞİ(Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2023) Denk PınarArtan dünya nüfusu, doğal kaynaklardaki kirlenme ve azalma, iklim değişikliği, küresel ısınma vb. birçok ilişkili konu sürdürülebilirlik kavramının önemini giderek artırmaktadır. Bu bakımdan insan ihtiyaçlarının karşılanmasında üretim ve tüketimin sürdürülebilir kılınması gerekmektedir. Bu kapsamda bu çalışmanın amacı Mardin Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’deki Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin (KOBİ) sürdürülebilir üretim düzeylerinin belirlenmesidir. Bunun için öncelikle Mardin OSB’de faaliyet gösteren 156 aktif firmanın doksan dördüne soru formu uygulanmıştır. Soru formlarından elde edilen veriler SPSS paket programında değerlendirilmiş ve bulgular elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Mardin OSB’deki KOBİ'lerin, ürün tasarımı, üretim süreci, atık yönetimi, enerji, tedarik, tersine lojistik, ekonomik, sosyal ve çevresel sorumluluk alanlarında sürdürülebilir üretim uygulamalarını genel olarak yerine getirdikleri belirlenmiştir. Ancak bu alanlardaki bazı uygulamaların yeterli olmadığı görülmüştür. İşletmeleri sürdürülebilir üretim uygulamalarına yönlendiren nedenler işletme maliyetlerinin azaltılması, yasal zorunluluklar, doğal kaynaklardaki tükenme ile firma imajına olumlu katkı olarak belirlenmiştir. Ayrıca, işletmelerin sürdürülebilir üretim düzeyleri bulundukları sektörlere göre ürün tasarımı, atık yönetimi ve sosyal sorumluluk alanlarında farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştırArticle Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve İnovasyon Performansının Örgütsel Bağlılığa Etkisi(SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER MESLEK YÜKSEKOKULU DERGİSİ, 2018) İRAZ, RIFAT, SERAP, GAZİ KALFAOĞLU, KURNAZBu araştırmanın amacı, kurumsal sosyal sorumluluk ve inovasyon performansının örgütsel bağlılık üzerindeki etkilerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda, Konya ilinde faaliyet gösteren üç tarım ilacı üreticisi ve satıcısının toplamda 224 çalışanına anket uygulaması yapılmıştır. Bahsi geçen çalışanların genel olarak Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) algı düzeylerini belirlemek için Türker (2008)’in geliştirdiği“KSS Algı Ölçeği”, örgütün inovasyon performansına yönelik algılarını belirlemek için Prajogo ve Sohal (2001)’in hazırladığı “İnovasyon Performansı Ölçeği” ve çalışanların örgüte olan bağlılık düzeyleri için ise Jaworski ve Kohli (1993)’nin hazırladığı, Şeşen (2010)’in Türkçe’ye uyarladığı “Örgütsel Bağlılık Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programından yararlanılması ile tüm ölçekler için geçerlik ve güvenilirlik analizleri ve ayrıca değişkenler arası ilişki ve etki düzeyini ölçmek amaçlı korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda, KSS ve inovasyon performansının örgütsel bağlılık üzerinde etkisinin olduğu görülmüştür.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »