Antropoloji Bölümü
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/36
Browse
Browsing Antropoloji Bölümü by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 48
- Results Per Page
- Sort Options
Conference Object Alaybeyi Höyük Sığır–Toplum İlişkisi(2019) Sıddıq, Abu Bakar; Erdem, ÇağdaşAlaybeyi Höyük kurtarma kazılarından elde edilen zooarkeolojik kalıntılar ışığında, Alaybeyi insanları ile yerleşmede yer alan sığırlar arasında kurulan somut ve soyut bağlantıları inceleyerek Alaybeyi kültürü içinde oluşan sığır-insan etkileşimini anlamaya çalışmaktır. Faunanın ilk zooarkeolojik analizi, 2016-2017 yıllarında Alaybeyi Höyük kurtarma kazı çalışmasından gün ışığına çıkarılmış zooarkeolojik kalıntılardan yapılmıştır. Toplamda 4591 kemik ve kemik parçası kaydedilmiş ve bunların 2569'u cins veya tür düzeyinde tanımlanmıştır. Zooarkeolojik analizi için nicel araştırma yöntemleri uygulanmış, Alaybeyi Höyük’teki sığır-insan ilişkilerinin olası yönlerini anlamak için de nitel bir yaklaşım izlenmiştir. Toplam 976 örnek (NISP %37.95’si) sığır kalıntıları (Bos taurus) olarak belirlenmiştir. Bunlardan Mandibula, tespit edilen toplam sığır kemikleri arasında en yüksek oranı (%12,71) içermektedir. Pelvis ise, %10,56 oranında mandibula kemiklerini takip etmektedir. Ayrıca çok fazla miktarda kafatası kemiği ve uzun kemikler mevcuttur. Humerus, radius, femur ve tibia kemikleri sırasıyla %9.73, %7.79, %4.71 ve %5.43 olarak tanımlanmıştır. Öte yandan, phalanx I, II ve III'ün yanı sıra metapodial kemikleri de önemli miktarda göze çarpmaktadır. Bu istatistiksel verilere ek olarak sığır kalıntıları üzerinde özellikle metal satır kesim izleri ile birlikte aşırı yük taşımanın sonucu meydana gelen patolojik izlere de rastlanmaktadır. Ayrıca sığır kalıntılarının içeresinde çok sayıda parçalı vertebrae ve costae kemiklerinin olduğu tespit edilmiştir. Hayvan kalıntıları arasında yüksek orandaki sığır kalıntısı, Alaybeyi toplumlarının geçimlerinin, küçükbaş hayvanlarının aksine sığır pastoralizmine bağlı olduğuna işaret etmektedir. Patolojik izler, muhtemelen tarım, taşıma ve ulaşım faaliyetlerinde sığırların tercih edildiğini anlatmaktadır. Kalıntıların arasında önemli miktarda hemen hemen her çeşit kemiğin yer alması, yerleşme alanı içerisinde ya da çok yakın alanlarda sığırlar üzerine kasaplık işlemlerini göstermektedir. Aynı zamanda izlenen kesim işlemleri, uzmanlaşmış kasaplık uygulamalarının varlığını ortaya koymaktadır. Buna ek olarak çok parçalı kemik kalıntıları, Alaybeyi halkı tarafından kemik iliği tüketimine işaret etmektedir.Article Anlam ve Değer Bağlamında Halk İnançları ve Ziyaret Mekânlarının İşlevselliği(Artuklu Akademi, 2018) Yeşilmen, HalitIn this article, the phenomenon of value is with the emphasis of " touching to meaning" in the foreground. At the same time, it is emphasized in the article that functionality should be evaluated through the meaning. In this context, the main subject of this study is folk beliefs and visiting (sacred) areas. The aim is to point out the importance of folk beliefs and visiting areas in building value among different ethnic groups through the phenomenon of meaning. Folk beliefs were able to be a center of attraction in times for people in different ethnic and religious groups. The process has provided encounter and acquaintance between different groups. Acquaintance also mediated the creation of a common value horizon. But nowadays, values have changed. In this article, this change has questioned on the phenomenon of meaning.Article Antropoloji’de Ortaya Çıkan Çok-Disiplinli Güçlü Bir Alt Bilim: Antrozooloji(2017) Sıddıq, Abu Bakar; Habib, Ahsanİnsanlar, dünya gezegenindeki yolculuğunun başlangıcından beri uzun bir süredir insan dışı hayvanlarla bağ kurmaktadır. Çok boyutlu ilişkiler oluşturarak hem insanlar hem de insan dışı türler birlikte var olmakta ve dünyayı paylaşmaktadırlar. İnsan dışı hayvanlar insanlar tarafından avlanır, manipüle edilir, evcilleştirilir, tüketilir ve bazen kendi türün yok olunmasına rağmen insan toplumlarında saygı görür, ibadet edilir, sembolize edilir, korunur ve kutlanılmaktadır. İnsanlık için bir nesne olarak gördükleri ile uzun zamandır farklı akademik disiplinler, insan dışı hayvanları kullanıcı bir yaklaşım olarak görmekteydi. Bu nedenle, insanlar ve insan dışı hayvanlar arasındaki maddi olmayan duygusal (sevgi ve güven) ve ilişkisel bağların yönleri genel olarak bilinmemektedir. Fakat antropoloji biliminin bir alt dalı olarak ortaya çıkan antrozooloji'nin çeşitli yaklaşımlarıyla, çağdaş akademik söylemlerde insan ve insan dışı hayvanlar arasındaki ilişkileri üzerinde hızlı bir şekilde artan ilgiler görülmektedir. Bu inceleme kökenini, gelişimini, çalışma alanlarını, karmaşıklıklarını ve gelecekteki perspektiflerini göstererek Türkiye ile birlikte diğer Asya ve Afrika ülkelerindeki antrozoolojik çalışmaların önemini sunmayı amaçlamaktadır.Article BİGALI ROMANLAR ÖRNEĞİNDE “ÇİNGENELİK”İ ANLAMAK: MİMESİS ÜZERİNE NOTLAR(Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2018) Dişli, Semra ÖzlemBu çalışma Çingene/Roman temsillerinin Bigalı Romanlar üzerindeki etkilerine ve Bigalı Romanların kendilerine ilişkin bu temsilleri nasıl anlamlandırdıklarını, bunları nasıl kullandıklarını tartışmaya odaklıdır. Bu bağlamda çalışmada sorun edilen temel kavram “çingenelik”tir. Bigalı Romanlar, kendilerince yaşam biçimlerini tanımlamak için çingeneliği kullanırlar. Çalışma boyunca çingenelik, Bigalı Romanların kendilerine ilişkin temsilleri taklit etmeleri olarak ele alınacaktır. Öykü veya kopya etmeden farkı ortaya konarak taklit etme, yaratıcı bir uygulamaya işaret eden mimesis kavramı ile tartışılacaktır. Bigalı Romanlar, daha birçok pratik ve söylemi çingenelik başlığı altında ifade etseler de bu çalışma kapsamında çingenelik iki öğe aracılığıyla ele alınacaktır. Bunlardan biri “her şeye rağmen neşeli olma” ile birlikte mizah iken diğeri Bigalı Romanların kendi aralarındaki gizli iletişim biçimidir. Bu iki öğeden hareketle çalışmanın açığa çıkarmayı hedeflediği temel mesele, Bigalı Romanların benimsedikleri mimesis aracılığıyla kendilerine ilişkin temsilleri nasıl kullandıkları ve bu yolla ne tür kazançlar sağladıklarıdır. 2012-2016 yılları arasında Bigalı Romanlar ile yürütülen alan araştırması deneyimine dayanan bu çalışmada etnografik yöntem benimsenmiştir.Conference Object BİR TAKTİK OLARAK “ÇİNGENELİK”(VIII. Ulusal Sosyoloji Kongresi Bildiriler Kitabı, 2017) Dişli, Semra ÖzlemŞubat 2015 – Eylül 2015 tarihleri arasında Çanakkale’nin Biga ilçesinde yaşayan Romanlar ile yürütülen alan araştrması deneyimine dayanan bu çalışma temel olarak, Bigalı Romanların güç ile kurdukları ilişkinin doğasına odaklanır. Çalışma, bu ilişkinin Certeau’nun ortaya koyduğu biçimi ile “olanla idare etme”ye dayalı olduğu argümanından hareket eder. Güç ağının dayattığı kuralları ve ürünleri kullanım biçimlerinde kendini gösteren olanla idare etme; baş etmeye, çıkar sağlamaya dayalı saptırıcı, kurnaz taktik türünden hamlelerin ifadesidir. Kendi siyasal-kültürel söylemlerini üretme gücünden yoksun olan Romanlar, birbirinin içinden geçen popüler ve akademik-resmi söylemlerce üretilen dışarıdan temsillere tabi kılınmışlardır. Yüklü olduğu dışlayıcı anlamlardan kaçınmak için Çingeneyi bir adlandırma olarak reddetseler de Bigalı Romanlar, kendilerince yaşam biçimlerini tanımlamak için “çingenelik”i kullanırlar. Kendilerine ilişkin temsillerin tüketimine/yeniden üretimine dayanan çingenelik, Bigalı Romanların biriktiremedikleri kazançlar sağlama adına kullandıkları taktiklerin de ifadesidir. Bu çalışmanın sınırlarının izin verdiği ölçüde, çingeneliğin görünümlerinden yalnızca biri olan ve “vurgunculuk” diye tanımlanan enformel ekonominin, kendilerine ilişkin temsillerin kendilerince kullanım biçimleri ile Bigalı Romanlar tarafından nasıl bir özerklik deneyimine dönüştürüldüğü tartışılacaktır.Article Birlikte Yaşama Tecrübesine ve Ortak Yaşam Alanına İşaret Eden Kavramsal Bir Çalışma: Ebrulî Kültür (Mardin Örneği)(2019) Yeşilmen, HalitThe concept of multiculturalism is, often used to express ethnic and religious diversity in a society. This concept is insufficient to describe internal dynamics. For this reason, we have focused on a new concept in the example of Mardin: Ebrulî Culture. In the conceptualization process, we took “value" approach as basis. In the study, we aimed to explain the concept of Ebrulî Culture and point out the dynamics of interaction of different ethnic and religious groups for centuries. For this purpose, we questioned some concepts such as mosaic, rainbow and hybrid. We concluded that these concepts are insufficient to describe the sociocultural dynamics in Turkey. In addition, we emphasized that the interaction among different ethnic and religious groups is constructedbased on "value" in Turkey. However, this type of interactions change nowadays, even though it has a long history. Moreover, we reached the result that the socio-cultural improvements need to be addressed with the basis of "value" approaches.Article "Çingene" mi, "Roman" mı? Bir İnşa Süreci(Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Dergisi, 2016) Dişli, Semra ÖzlemBu makalede popüler ve akademik yazında ve söylemde Çingene ya da Roman olarak adlandırılan grupların yine bu alanlarda nasıl tahayyül edildiği ve betimlendiği konu edilmektedir. Yazı boyunca temsil kavramından hareketle hem popüler hem akademik yazında ve söylemde Çingenelere ya da Romanlara dair temsillerin inşa süreci ayrı ayrı ele alınacaktır. Böylelikle her ne kadar aynı kişilere işaret ediyor olsa da Çingene ve Roman adlandırmalarının birbirinden farklılaşan kullanım biçimlerinin ortaya konması amaçlanmaktadır.Book Part Çoğunluğu Marjinalleştiren Çatışma: Başörtüsü Sorunu(ODTÜ Yayınları, 2013) Akbulut Arıkan, NeslihanBaşörtüsü yasakları bir çatışma alanı olarak Türkiye'nin gündeminde uzunca bir süre var olmuştur. Özellikle toplumda 28 Şubat postmodern darbesi olarak bilinen ve 1997’de başlayan süreç bu çatışmanın görüldüğü alan ve mekanları çoğaltmıştır. 28 Şubat sürecinde özellikle eğitim, istihdam ve siyaset alanlarında sistematik olarak uygulanan başörtüsü yasağı uzun yıllara yansıyan geçmiş tartışma ve uygulamaların sonucu olarak görülebilir. İslami bir sembol ve ibadet olarak başörtüsü kullanımının sorun haline gelmesi Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte yönetime hakim olan asker-sivil bürokrasi ve yönetici elitin uygulamalarına dayanır. Bu nedenle halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olarak Türkiye’de başörtüsü sorununu anlamak için Türkiye siyasi tarihindeki gelişmelere bakmak gerekmektedir. Bu bölümde siyasal tarihten günümüze değin başörtüsü sorunu bir çatışma örneği olarak ele alınmaktadır.Conference Object Coxae Kemiğinden Metrik Olarak Cinsiyet Tahmini(2016) Ayşe ACARİnsan iskeletinin tam olması durumunda %100‟e varan ihtimalle cinsiyet tayini yapılabilir. İskelet bütünlüğünün bulunmadığı durumlarda pelvis, kafatası ve uzun kemikler ayırıcı tanı koymaya yardımcı olabilir. Cinsiyet tayininde pelvis önemli bir yere sahiptir. Çalışma için, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı‟na ait eğitim için kullanılan kadavralardan elde edilen 42 adet coxae seçilmiştir. Kalıntıların yaşı, cinsiyeti, ölüm nedeni gibi geçmişe ait demografik belgeleri bulunmamaktadır. Bu nedenle her bir kemik bir birey olarak kabul edilmiştir. Bu çalışma için coxae yüksekliği ve iliac genişlik standart osteometrik ölçümleri osteometri tahtası kullanılarak milimetrik olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda coxae yüksekliğine göre 23 adet erkek, 19 adet kadın, iliac genişliğine göre 26 adet erkek, 12 adet kadın birey tahmin edilmiştir. Metrik bulguların aynı koleksiyona ait uzun kemikler üzerinden yapılan cinsiyet tahmini ile uyumlu olduğu görülmüştür.Article Dara Antik Kent Kazısı Antropolojik Analizi(2017) Ayşe ACARDara Antik Kent Kazı çalışmaları, Mardin ili Artuklu İlçesi, Dara Mahallesinde Mardin Müze Müdürlüğü tarafından Müze Müdürü Nihat Erdoğan başkanlığında 2016 yılında Ocak ve Nisan ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, Dara Antik Kent kazısından elde edilen iskelet materyalden toplumun demografik durumunun belirlenmesi, bireylerin yaşam biçimi, beslenme alışkanlıklarının anlaşılması ve patolojik oluşumların saptanmasıyla bireylerin sağlık durumlarının belirlenmesini oluşturmaktadır. Laboratuvara gelen kemiklerde önce temizlik ve onarım çalışması yapılmış birey sayısı tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çoklu gömülerde mezarlardaki birey sayısının tahmini için öncelikle varlığı halinde vücuttaki tek olan kemikler değerlendirilmiştir. Bulunmaması veya tahrip olması halinde çift olan kemiklerden de kişi sayısı tahmin edilmiştir. Daha sonraki aşamada cinsiyet ve yaş tahmini yapılmıştır. Kemiklerin korunma durumunun kötü olması sebebiyle var olan tüm vücut kemiklerinin morfolojik yapısı göz önünde bulundurulmuştur. Cinsiyet tahmininde pelvis, kafatası, alt çene ve uzun kemiklerdeki cinsiyet kriterleri kullanılmıştır (WEA,1980). Yaşlandırma bebek ve çocuklarda dişlerin sürme dönemlerine göre geliştirilen dental yaşlandırma (Ubelaker, 1978;Brothwell, 1981) ve uzun kemiklerin maksimum uzunluklarının ölçülmesi (WEA, 1980) ile tahmin edilmiştir. Genç erişkinlerde daimi dişlerin köklerinin kapanması (Ubelaker, 1978), epifizlerin kapanması (Brothwell, 1981), erişkin bireylerde ise dental aşınma (Olivier, 1969; Demirjian ve diğ., 1973; Brothwell, 1981), sutural yaşlandırma (Olivier, 1969) metotları kullanılarak yapılmıştır. Yaş aralıklarının belirlenmesinde bebek 0-2,4 yaş, çocuk 2,5-14,99 yaş, genç erişkin 15-29,99 yaş, orta erişkin 30-44,99 yaş, ileri erişkin 45+ yaş olarak değerlendirilmiştir. Kemik, diş ve çene patolojileri için Ortner ve Putschar’ın (1981), Brothwell’in (1981), Hilson’un (1990) çalışmaları kullanılmıştır. Ölçümlerde osteometri tahtası, elektronik kumpas ve şeritmetreden faydalanılmıştır. Dara Antik Kent kazı çalışması her yıl devam etmektedir. Yapılan çalışmalarla toplumun yapısının daha iyi anlaşılması hedeflenmektedir.Conference Object “DEĞER” BAĞLAMINDA MARDİN’DEKİ HALK İNANÇLARI VE ZİYARET/MESİRE ALANLARININ ÖNEMİ(İKSAD, 2018) Yeşilmen, HalitAntropolojide değer olgusu, genellikle mübadele ve eylem perspektifinden hareketle “iyi, uygun, arzu edilir davranışlar”, “harcanılan enerji ve toplumsal olarak yüklenilen önem ile ölçülen nesne/eşya/durum” ve “anlamlı farklılık” yaklaşımlarıyla ele alınmaktadır. Bu üç yaklaşım şu yönüyle kesişmektedir: Eylemin veya nesnenin toplumsal ilişkiler bağlamında tanınmış bir alana karşılık gelmesi/değer olması/değmesi eylemi kabul edilebilir kılarken, failin yaptığı eylemle içinde bulunduğu konumdan tanınmış daha büyük bir toplumsal alana dahil olması ise o eylemi kıymetli/değerli/önemli yapmaktadır. Bu itibarla değer, eylem/değmek/etkileşim yoluyla ortaya çıkmaktadır. Etkileşim, bireylerin ve grupların amaçları doğrultusunda kıyaslamaları, tanı(n)mayı, farkındalığı ve daha büyük bir ufuk bütünlüğüne dahil olmayı beraberinde getirmektedir. Belirtilen bağlamda bu çalışmanın amacı da etkileşimde bulunan farklı etnik gruplar arasındaki değerin inşa edilmesi bakımından halk inançlarının ve ziyaret/mesire alanlarının önemine işaret etmektir. Çalışmanın bulgu ve sonuçları saha verilerine dayanmaktadır: Sultan Şehmus, Gırnavas, Ziyaret, Şeyh Ales, Şeyh Hêbîn, yakın çevredeki Seyid Bilal ve Veysel Karani gibi mekanlar hem şifa hem de Beyaz Su gibi dinlenmek için yılın istenilen ve genellikle belirli zamanlarında farklı etnik gruplarca ziyaret edilen türbe merkezli alanlar olarak önemini günümüze kadar korumuştur. Halk inançlarına da –daha çok modern tıbbın yetersiz kaldığı düşünülen durumlarda- insanların ilgisi devam etmiştir. Özellikle ocak/tılsım/rakvê merkezindeki sağaltıcı uygulamalar, diğer halk inançlarına kıyasla günümüze kadar taşınabilmiştir. Buna çıkıkçı ve kırıkçı gibi merkezleri de dahil etmek mümkündür. Bu sağaltıcı yöntemler, farklı etno-dini gruplar ve farklı bölgeden/köylerden insanlar için çekim merkezi özelliği kazanabilmiştir. İyileştirmelerde --uygulamanın bir parçası ve hediyesi olarak- cüzi miktarda maddi karşılık söz konusu olmasına rağmen uygulamanın etkileşimlerde ve insan yaşamında oluşturduğu değer önemsenmiştir. Değer, söz konusu eylemle içinde bulundukları durumdan daha üst bir düzey içinde konumlanmaya alan açtığı için hem ocak sahibi aileler (armağan sahipleri) hem de iyileşen taraf açısından geçerli olmuştur. Süreç karşılaşmayı, tanışmayı ve devamında yardım etmeyi/almayı beraberinde getirdiğinden dolayı oluşan değer, vefayı da içermektedir. Bu değer ile şifaya kavuşanlar, ihtiyaç sahibi diğerlerine de adres göstererek değer alanını genişletmişlerdir. Benzer etkileşimler ziyaret/mesire alanları için de geçerli olmuştur. Bu alanlar, hem şifa merkezi özelliğini taşımışlar hem de farklı etno-dini grupların ortak mekanı paylaşarak karşılaşmalarına ve tanışmalarına imkan vermişlerdir. Bu değerli mekanlardaki karşılaşma, bilinç düzeyinde karşılıklı kıyaslamaları beraberinde getirerek grupların kendilerine dönük kimliksel farkındalıklarını arttırmalarına ve aynı zamanda, ortak zeminde daha geniş bir ufka doğru, diğer farklılıklar üzerinden farklı seçenek (bakış açısı) imkanlarıyla da tanışmalarına sebep olmuştur. Bu noktada değer merkezlerinin, tıpkı ocak etkileşiminde olduğu gibi, maddi kazanç üzerinden değil, değer üreten yönleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.Article Article Devecilik Kültürü ve Deve Güreşleri Üzerine Antropolojik Bir Analiz(Artuklu İnsan ve Toplum Bilim Dergisi, 2019) Süleyman ŞANLIBir zamanlar Anadolu, devecilik kültürünün yaygın olduğu ve geliştiği bir coğrafyaydı. Oysa günümüzde artık Türkiye’de, bazı Yörük topluluklarının besi, süt ve taşıma gibi ihtiyaçları dışında develer genellikle güreştirilmek için yetiştirilmektedir. Develerin sözü edilen durumlar için kullanıldığı çevreler aynı zamanda ilk deve güreşleri organizasyonlarının da görüldüğü yerler olmuştur. Deve güreşleri kültürünün özellikle bu çevrelerde benimsenip yaygınlık kazanması birçok etkene bağlı olmakla birlikte öncelikle Batı Anadolu Yörük kültüründeki zengin deve varlığının bulunmasına bağlanabilir. Bu çalışmada deve güreşleri kültürü bağlamında develerin neden güreştiği/güreştirildikleri, deve sahibi/deveci olmanın birey açısından toplumsal fonksiyonunun ne olduğu sorularına cevap aranılacaktır. Antropolojik bir alan araştırması ile deveci/deve sahibi görüşmeciler ile yapılan etnografik mülakatlar neticesinde elde edilen verilerle oluşan çalışma, yorumsamacı antropolojideki kültürleri yorumlamak bakışı çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılacaktır.Article DOĞA VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ AÇISINDAN DİJİTALİZM VE MOUSE KRİZİ(2019) Yeşilmen, HalitMakalenin konusu dijitalizm ve “mouse krizi”dir. Makalede doğa, kültürün temel belirleyicisi ve arka planı olarak kabul edilmiştir. Kültür, hem doğa hem de insan doğası temelinde şekillenen bir olgu olarak göz önünde bulundurulmuştur. Dijitalizm ise “doğa”nın belirleyici yerini işgal eden özellikte görülmüştür. Dijitalizm kavramı, farklı çalışmalarda çeşitli şekillerde ele alınmış olsa da “mouse krizi” kavramı ilk defa bu makalede kullanılmıştır. Bu kavramda bilgisayarda kullanılan “mouse” aracı göz önüne alınmıştır. Dijitalizm kavramıyla sanal ortamın bazı özelliklerine ve bu ortamın yapısına dikkat çekilmiştir. Dijitalizm, dayatmacı, indirgeyici, hipnotik, kapalı ve dönüştürücü özellikleriyle değerlendirilmiştir. Dijitalizm kavramı dijital ağların ve dijital teknolojinin neden olduğu hâkim yapıyı açıklamak için kullanılırken “mouse krizi” kavramı ise insanın dijital alan ile doğal yaşam arasındaki gerilimine ve çatışmasına, ayrıca dijitalleşmenin yönüne işaret etmek için kullanılmıştır. Çalışmanın amacı, dijitalizmin kendi doğası zemininde ürettiği kültürün insan yaşamında etkisinin artarak hâkim olmaya başladığını ve dijital alan ile doğal yaşam arasındaki gerilimin dijitalleşmeyi tetiklediğini ortaya koymaktır. Dijitalizm, kendi kültürünü kendi doğası üzerinden inşa etmeye devam ederken insanın doğa algısını da bozduğu görülmüştür. Böylece dijitalizmin yeniden inşa edilmek üzere insan yaşamını dijital alana sürüklediği tespit edilmiştir.Book Part Epipaleolitik-Neolitik Dönem Anadolu toplumlarinin üretim ve ticari faaliyetleri(Bilgin Kültür Sanat Yayınları, 2019) Sıddıq, Abu BakarDuring the early phase of Epipaleolithic Period, like many other regions in West Asia, the seasonally settled mobile hunter-gatherer groups in Anatolia had regular connection with other prehistoric groups lived in close and distant geographical regions. These mobile hunter-gatherer groups produced various types of tools and material objects, and often involved in exchange activities. There was an increase in exchanging activities of precious and symbolic objects in later period, particularly among the semi-settled Late Epipaleolithic groups. On the other hand, with the beginning of Pre-Pottery Neolithic, the prehistoric people in Anatolia were living sedentary life in the permanent villages, and were deeply involved in exchange of technology, culture as well as regional and inter-regional trade activities. These cultural exchanges, along with the regular trade activities, eventually helped the development and spread of Neolithic way of life all across the Southeast, Central and West Anatolia, and their neighboring regions. The new way of life was primarily based on agriculture and animal husbandry, but had a wide range of production activities related to architecture, pottery, stone tools, bone tools, beads, baskets and also a high number of ritual and symbolic materials. With the help of various examples of material cultures and significant archaeological discoveries, this study aims to evaluate different types of production and trade activities, particularly among the Epipaleolithic and Neolithic people groups in Anatolia.Conference Object Erken Demir Çağında Trepenasyon Örneği(2014) Ayşe ACAR; Atiye Bahar MergenBaş delgi ameliyatı olarak tanımlanan trepanasyon, dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı kültürlerde görülmesi ile tarihi ve kültürel bir yapı sergiler. Çalışmanın amacı, Van-Yoncatepe bölgesinde erken demir çağı olarak tarihlendirilen oda mezarlar içerisinde bulunan kalıntılar arasında erişkin bireye ait parietal kemiklerin birleştiği sagittal sutur üzerinde trepanasyon örneğinin incelenmesidir. Yuvarlak plan tekniği kullanılan deliğin çapı 6.40 mm’dir ve kemik üzerinde onarım izi bulunmamaktadır. Materyalin yüz kemikleri bulunmamaktadır. Cinsiyeti bu sebepten dolayı değerlendirilememiştir. Bireyin yaşı kafatasında suturların kapanma derecelerine göre değerlendirildiğinde 40 ve üzeri olarak tahmin edilmiştir. Erken Demir çağına tarihlenen Anadolu’daki diğer kazılarda da trepanasyon olgusuna rastlanmıştır.Book Part Etnisizm ve Hendek Terörünün “Ortak Yaşam Tecrübesi”nde Açtığı Sosyal Travma Biçimlerinden Bazıları(HEGEM Yayınları-Ankara, 2018) Yeşilmen, HalitGüneydoğu Anadolu bölgesi ve özelde Mardin ili ve çevresi, Araplar, Kürtler, Kareçiler, Mıtırbiler, Süryaniler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yezidiler gibi farklı etnik ve dini unsurların ortak yaşam tecrübesini günümüze kadar taşıyabilmiştir. Bunun en az bin yıllık tarihi arka planı da göz ardı edilmemelidir. Farklı etno-dini unsurların yüzyıllara dayanan birlikte yaşama tecrübesi, günümüzde, özellikle Mardin ve Midyat bağlamında “Dinler ve Diller Kenti” vurgusuyla güncelliğini koruyabilmektedir. Bahsedilen farklı etno-dini unsurlar, bölgenin kendine has sosyo-kültürel dinamikleri çerçevesinde konumlanabilmiş ve sürdürülebilir etkileşimleri de kendi aralarında tesis etmeyi başarmışlardır. 1973’lere dayanan terör örgütlenmeleri/eylemleri ile yaklaşık son on yıl içinde kendini hissettirmiş olan etnik merkezli kimlik söylemleri, bahsedilen birlikte yaşama tecrübesini ve dokusunu olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı da etnisizme varan kimlik(lenme)lerin ve son olarak “hendek” ismiyle gündemde yer almış olan terör eylemlerinin açtığı sosyal travma biçimlerinden bazılarına değinmek ve bunları ortak yaşam tecrübesi bağlamında değerlendirmektir. Bununla birlikte, özellikle ortak yaşam tecrübesinin söz konusu olduğu bir bağlamda “barış” ve “halkların kardeşliği” gibi söylemlerin sürdürülebilir olan sosyo-kültürel etkileşimleri nasıl keskin sınırlara evirdiğine değinmek de bu çalışmanın diğer bir amacıdır. Amaca yönelik sorgulanan temel problem ise şudur: Etnisizm/etnopolitika ve terör eylemleri, ortak yaşam alanındaki farklı etnik grupların etkileşimlerini ve ortak ufku nasıl etkilemiştir? Kapsam itibariyle çalışma, Mardin ve daha çok Midyat örnekliğinde, sosyo-kültürel alandaki en görünür durumlardan bir kaçı üzerinde odaklanmaktadır. Çalışmaya konu olan sosyal travmalar, özellikle “dil”in kullanılma biçimi, anlam evreni, aile dramı ve din bağlamındaki sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir.Article Article GELENEKTEN MODERNE ANADOLU’DA DEVECİLİK(Turkish Studies, 2018) Ertürk, Devrim; Şanlı, SüleymanKonar-göçer yaşam Orta Asya’dan Anadolu coğrafyasına göç eden Türklerin getirmiş olduğu sosyo-ekonomik bir yaşam şeklidir. Türkler Anadolu’ya gelişleri ile birlikte Orta Asya’da sahip oldukları bu sosyoekonomik etkinliklerini bu coğrafyada da devam ettirmişlerdir. Özellikle modernite ile birlikte toplumsal değişmenin hızı artmış, yönü de modern sosyo-ekonomik ve politik yaşama doğru değişim göstermiştir. Konargöçer yaşam da bu değişimden etkilenmektedir. Türkiye’de bazı Yörük toplulukları tarafından sürdürülen konar göçer yaşam biçiminde develer önemli bir yere sahiptir. Ancak günümüzde geleneksel olarak tabir edebileceğimiz bu yaşam biçimi büyük bir değişim ve dönüşüm ile karşı karşıya gelmek zorunda kalmıştır. Çünkü endüstrileşme ve sanayileşmenin ilerlemesi ile modern yaşamın bir parçası olan teknolojik araç ve gereçler konar- göçer yaşamda insan yaşamını kolaylaştırsa da, geleneksel olan tüm yapıları da dönüşüme maruz bırakmıştır. Sadece teknolojiyi alıp, kültürünü almamak konar-göçer yaşamda da mümkün olmamıştır. Bu çalışmada modern zamanlara gelindiğinde deveciliğin ve devecilik kültürünün gelenekselden moderne doğru nasıl değişip dönüştüğü ele alınmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda Anadolu’daki devecilik kültürünün ele alındığı çalışmanın verileri 2015-2017 yılları arasında farklı zaman dilimlerinde gerçekleştirilen alan araştırmasına dayanmaktadır. Alan araştırması Mersin, Konya, Karaman illerinde konar-göçer yaşamı devam ettiren Yörük obalarını, Antalya, Muğla, Denizli, Manisa, Aydın, İzmir, Balıkesir ve Çanakkale’de devecilikle uğraşan kesimleri kapsamaktadır. Bu çerçevede yaylaya göç, deve güreşleri, deveciliğe dair bir takım ritüeller de gözlemlenmiş, bu konulara dair bilgiler elde edilmiştir.Conference Object Hasankeyf Kazısı Antropolojik Analizi(2019) Ayşe ACARIlısu Barajı ve HES Projesi etkileşim alanında kalan kültür varlıklarının belgelenmesi ve kurtarılmasına yönelik olarak yapılacak çalışmalar kapsamında 2018 yılında Batman ili, Hasankeyf İlçesi, Hasankeyf Örenyeri’nde 25 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında Kızlar Cami (Kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı ve kuzeybatı) ve Süleyman Han Cami Türbe (Türbe 1-2) ve Süleyman Han Cami Eyvan’da mezar kazıları yapılmıştır. Çalışma materyali, Batman İli, Hasankeyf İlçesi, Hasankeyf Örenyeri’nde 25 Ekim-30 Aralık 2018 yılında Kızlar Cami (Kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı ve kuzeybatı) ve Süleyman Han Cami Türbe (Türbe 1-2) bölümlerinden elde edilen insan kalıntılarından oluşmaktadır. Sonuç olarak 56 adet mezarda 64 adet birey tespit edilmiştir. Mezarların 29 adedi basit toprak mezar, 27 adedi taş sandık mezar, 13 adet de ahşap kalıntıları tespit edilmiştir. Bütün mezarlarda da çivi kalıntılarına rastlanmıştır. Ahşap kalıntı olmasa da çivi kalıntısının olması tabut için kullanıldığı düşüncesine ulaştırmıştır.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »