Fakülteler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/14
Browse
Browsing Fakülteler by Publication Category "Kitap Bölümü - Uluslararası"
Now showing 1 - 20 of 218
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Mardin’e Ait Yerel Bir Potansiyeli Harekete Geçirme; Derik Zeytinciliğini Geliştirme Eylem Planı(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Alanlı, Ahmet; Atasoy, Ahmet FeritDerik ilçesi başta olmak üzere Mardin’in birçok yerinde zeytinin ve zeytinyağının uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Ancak, günümüzde burada zeytincilikte yeteri kadar katma değer oluşturulamamaktadır. Zeytincilik, Derik özelinde yerel kurumların koordinasyonu ve desteğiyle başlatılacak uygun hamlelerle kırsal kalkınmaya önemli katkılar sağlayabilecek bir potansiyeli barındırmaktadır. Bu bölümde Derik zeytininin; üretimi, işlenmesi, markalaşması ve yanı sıra ilçedeki çiftçilerin örgütlenmesi ile ilgili sorunlar tespit edilmekte ve bunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmaktadır. Söz konusu sorunların-çözümlerin, bu ürünün geliştirilmesine yönelik etkili projelerin geliştirilmesinde referans olarak kullanılabileceği öngörülmektedir. Ayrıca bölüm sonuçlarının, yerel tarım ürünlerine ilişkin politika belirleyicilerine ve/ya karar vericilere de yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.Book Part SÖZLÜ KÜLTÜR ÇERÇEVESİNDE SÜRYANİLERDE SOSYAL YAŞAM DİNAMİKLERİNİN DEĞİŞMESİ/ZAYIFLAMASI(akademisyen yayınevi, 2020) Yeşilmen, HalitPostmodern yaklaşımlarla günümüzde eleştirilen modernitenin, geleneksel denilebilecek yapılara yönelik en temel etkisinin söz ve söz dinamiklerine karşı olmak üzere zihin alanına (mesela; bireyselleşme, sekülerizm, rasyonelleşme, pozitivizm, pragmatizm gibi) yöneliş ile kendini gösterdiği söylenebilir. Bu çerçevede ve analitik açıdan iki kalın ayırım ortaya koymak gerekirse; geleneksel yapıları sözlü kültür, moderniteyi de yazılı kültür (sözün teknolojileşmesi) üzerinden değerlendirmek mümkündür. Buna bağlı biçimde geleneksel yapılara ilişkin olarak “kolektif hafıza” (iletişimsel hafıza), modernleşmeyi temsilen de “tarihsel hafıza” (seçici ve kurgusal hafıza) ayırımı yapılabilir. Günümüzde, iletişimsel özelliğiyle ön plana çıkan kolektif hafızanın yerine güncel sosyo-politik konumlanmayla ilintili bir şekilde ve tarihsel verilerden yola çıkarak seçici, kurgusal/işlemsel biçimde inşa edilen ve yeni teknolojik araçlarla yaygınlık kazanabilen “tarihsel” ve “kitlesel/popüler” hafıza biçimlerinin ön plana çıktığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu çerçevede “söz” (sözlü kültür) ile “imaj” (aynı zamanda; zihin, yazı, göz ve görsellik) arasındaki mücadeleyi birçok yerde görmek mümkün. Dolayısıyla şu soruyu sormak da kaçınılmaz bir hal almaktadır: Acaba 21. yüzyıl; küreselleşmenin, postmodernleşmenin ve dijitalleşmenin etkisiyle, modernitenin söze ve sözlü geleneğe yönelik mücadelesini, sözü sahibinden ve bağlamından tamamen kopartmak suretiyle zihinsel ve görsel zemine/alana indirgeyip işleyerek bir zafer mi ilan edecek? Yani sözün canlı doğadaki yaşamsal (hayati) varlığını/alanını, canlılığından soyutlayarak tamamen işlemsel boyuta mı indirgeyecek?Book Part Emrî Divanı'nda Hüsn-i Ta'lil Malzemesi Olarak Deyimler(2020) Yılmaz, Bahar16. yüzyılın önde gelen şairlerinden Emrî, muamma ve tarih düşürme üstadı olarak bilinmektedir. Bilinen eserleri Divan’ı ve muammalarıdır. Genel olarak muammada isim yapmış olsa da Emrî tevriye, kinaye, hüsn-i ta‘lil gibi diğer söz sanatlarını da başarıyla şiirlerinde uygulamıştır. Emrî Divanı deyimler, atasözleri, kültürel unsurlar, söz sanatları ve daha birçok açıdan zengin bir hazine niteliğindedir. Emrî’nin Divan’ı incelendiğinde hüsn-i ta‘lil sanatına özel bir yer verildiği görülmektedir. Şair, hüsn-i ta‘lil sanatını beyitlere uygularken çeşitli dil malzemele- rinden yararlanmıştır. Bunlardan biri de deyimlerdir. Bu çalışmada Emrî’nin hüsn-i ta‘lil sanatını, deyimler aracı- lığıyla nasıl kurguladığı üzerinde durulacaktır. Araplara özgü bir sanat olan hüsn-i ta‘lil, şairin hayal dünyasında Türkçenin dil malzemesiyle karıştırılarak özgün bir niteliğe bürünmüştür. Şairin sadece hüsn-i ta‘lil değil, diğer söz sanatlarında da deyimleri başarıyla kullandığı görülür. Deyimleri bu derece başarıyla kullanması şairin özgün bir üsluba sahip olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Emrî’nin kurgusal dünyasında önemli bir yer kaplayan hüsn-i ta‘lil ve deyim ilişkisini göstermektedir.Book Part Covid-19 Pandemisinin İşsizlik Üzerine Etkileri: Türkiye-AB Karşılaştırması(Nobel, 2021) Atay Polat, Melike; Ergün, SuzanDünya Sağlık Örgütü 11 Mart 2020’de Covid-19’u bir pandemi olarak tanımlamıştır.Book Part Book Dokuma Geleneğinin Sanata Evrilme Süreci(Palet Yayınları, 2022) Dikeç, Bahar; Arslan, SevimDokuma geleneğinin sanata evrilme sürecini şekillendiren sanatçılar, akımlar ve sergiler bu araştırmanın odak noktasını oluşturmaktadır. 20. yüzyılda geleneksel yapısının dışında yeni biçim ve içerik üreten, teknik ve malzemenin kullanım alanını genişleterek çağdaş sanatın içinde kendisine yeni bir alan açan sanat disiplini ve gelişim parametreleri incelecektir. Uluslararası literatürde fiber art (lif sanatı), Textile art (tekstil sanatı) olarak tanımlanan bu sanat en temelinde sanat ve zanaatın birleştiği uygulamalı sanatlar olarak tarif edilebilir. Lif sanatının çıkış noktası dokuma sanatı olduğu bilinmektedir. Dokuma geleneğinin sanata alan açacak çok fazla veri barındırması bu süreçte çok etkili olduğu düşünülmektedir. Bu oluşum batıdan başlamıştır. İlk etkilerden biri tapestry tekniğini kullanarak o dönemin sanatçılarının eserlerinin dokunması ile başladığını görmekteyiz. 15.ve 18. yüzyıllarda en popüler dönemini yaşayan tapestrylere olan ilgi 19.yüzyılda sanayi devrimi ile birlikte azalmıştır. William Morris’in öncülüğünde başlayan Arts and Crafts ve devamı niteliğinde ortaya çıkan Art Nouveau hareketleri ile Bauhaus Okulu açılmasıyla tapestry üretimi tekrardan canlanmıştır. Bu hareketlenmelerin, dokuma resim sanatının başlangıcı olduğu düşünülmektedir. 20.yüzyılın en önemli tapestry sanatçısı kabul edilen Jean Lurçat’ın girişimleriyle tapestrylerin modern sanatla yeniden gündeme geldiğini görmekteyiz. Yaşanan tüm bu süreçlerin lif sanatının temellerinin atılmasında etkili olduğu yapılan araştırmalar sonucunda söylenebilir. Bu sürece Doğu Avrupalı sanatçıların katkısının büyük olduğunu ve lif sanatının uluslararası arenada yer alması, lif sanatçılarının bir araya geldiği ve izleyici ile buluşulan etkinlikler, lif sanatının çağdaş sanattaki varlığı açısından oldukça önemli olduğu görülmektedir.Book Part Heidegger Düşüncesinde Ereignis'in Kavranması(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2022) Orhan, GökhanBu çalışmada Heidegger felsefesinde ereignis kavramının nasıl ele alınması gerektiği serimlenecektir. 1936’dan itibaren Heidegger, bu kavramın kendi düşüncesinin merkezi olduğunu söylemektedir. Çalışmada özellikle bu kavramın Heidegger’in bütün düşünce dünyasının temel problemlerinden biri olan varlık ve varolan ayrımının ele alınmasına yönelik barındırdığı imkân gösterilmektedir. Bunun için söz konusu kavramın temel mesele olarak geçtiği metinler analiz edilerek ereignisin hangi anlam katmanlarına sahip olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Akabinde ereignisin Heidegger için yalnızca varlığın farklı bir adı olduğu iddialarına karşı çıkılmış ve bunun için de söz konusu metinlerin bütünlüklü bir okuması neticesinde ereignisin hem olay hem temellük etme anlamları dolayısıyla aslında varlık ile düşüncenin/insanın/varolanın kökensel aidiyetinin tecrübe edilmesi olduğu ve böylelikle de aslında varlığın bu tecrübe dolayısıyla kendisini belirgin kıldığı gösterilmiştir. Buradan hareketle ereignis, ontolojik ayrımın varlık lehine silikleştiği bir momente işaret ederek metafiziğe dair yeni bir başlangıca işaret ediyor.Book Part Şırnak İlinde Kadın İşsizliğinin Profili(Paradigma Akademi, 2021) Atay Polat, Melikeİşgücü piyasası işveren, işçi ve iş arayan kişilerin bir araya geldikleri ve birbirleriyle etkileşim içinde oldukları bir ortamı ifade etmektedir.Book Part Sürdürülebilirlik Örneği Olarak Atık Kehribarların Takı Sanatında Kullanımı(Palet Yayınları, 2022) Yeşilmen, NesrinBu araştırma, takı sanatında atık kehribar kullanımı hususunda mevcut durumu belirlemeye yönelik betimsel bir çalışmadır. Doğa ve sanat, insan yaşamında ayrı değere sahip iki önemli kavramdır. Yerleşik hayata geçilmesiyle, insanın daha önceden korunma maksatlı yaptığı üretimlere karşı bir bilinçlenme olmuş ve artık bilinçli bir sanat olgusu doğmuştur. Böylelikle insan kendini doğanın en üstün canlısı olarak ilan etmiştir. İlk zamanlar doğadaki başka canlıların hayat alanlarını kısıtlayan insan, daha sonraları da sanayileşme süreciyle doğadan kopup tüketim olgusu ile ucu yine doğaya dokunan birtakım tahribatlara yol açmıştır (Yücel, 2020, s. 32). Hatta bu tahribatı Harari (2015, s. 85) üç kısma ayırır; “İlk dalga avcı toplayıcıların, ikinci dalga çiftçilerin yayılmasıyla gerçekleşirken, sanayi faaliyetlerinin günümüzde sebep olduğu üçüncü dalga ise bu ikisini takip ediyor. Atalarımızın doğayla uyum içinde yaşadığını iddia eden doğaseverlere inanmayın. Sanayi Devrimi’nden çok önce, Homo Sapiens en çok bitki ve hayvan çeşidini ortadan kaldıran tür olma rekorunu elinde tutuyordu.” Adorno bu durumu; “İnsanın doğaya egemen olması, ilerleme değildir” şeklinde açıklamaktadırBook Part İki Dünya Arasında El Değiştiren Şehir: Nusaybin ve 363 Barışı(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2022) Erdem, BurakEskiçağ’da Mezopotamya’nın en önemli sınır şehirlerinden biri olan Nusaybin (Nisibis), MÖ 68’de Lucullus döneminde Roma’ya tâbi hale gelmiştir. Roma İmparatorluk döneminde de önemini koruyan Nusaybin, Roma-Part savaşlarının önemli merkezlerinden biri olmuştur. Roma’nın askerî harekât merkezlerinden biri olan Nusaybin, 363 Barışı ile birlikte Sasanilere terk edildi ve bir daha geri alınamadı. Çalışmada, Fırat’ın doğusunda meydana gelen Roma-Sasani mücadelesinin seyrini değiştiren en önemli olaylardan biri olan Jovian’ın imzaladığı 363 Barışı ele alınacaktır. Çalışmanın temel amacını, 363 Barışının sebepleriyle birlikte siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan sonuçlarının incelenmesi oluşturmaktadır. Barışın imzalandığı dönemin canlı tanıklarından biri olan Ammianus başta olmak üzere, Eskiçağ yazarlarının 363 Barışı ile ilgili kayıtları incelenecek ve çıkarımlar ortaya koyulacaktır.Book Part Book Part Some ethnoarchaeological notes on Alaybeyi Höyük in the light of present Alaybeyi Village(Bilgin Kültür Sanat Yayınları, 2019) Sıddıq, Abu Bakar; Savaş, Burcu; Çoşar, Engin; Altunkaynak, GülşahEthnographic methods have a long history of use for the reconstruction of human behavior and cultural patterns at archaeological sites (e.g., Broderick, 2016; Sinopoli, 1991). However, although the record and interpretation of living culture have been practiced in academia for centuries, ethnoarchaeology as a sub-discipline of archaeology has emerged particularly during the 1960s. Since then, this disciplinary tool has been applied for examining and solving the archaeological problems including, site formation and depositional processes, documentation of technological advancements, settlement patterns, human-environment interactions, social systems and social strategies, as well as ideologies and belief systems. Aiming to explore some significant clues regarding to the unanswered questions about the subsistence strategies, rituals, animal burials, architecture, technologies, and human-environment interactions at Alaybeyi Höyük, an ethnographic field study was planned to be carried out particularly in Erzurum plain. In this case, the Alaybeyi village was found to be the most suitable study area since it lies at the closest location of Alaybeyi Höyük. Besides, people in the village still live on cattle pastoralism, small scale agriculture, as well as with an environmental condition probably very much similar to that experienced by the Chalcolithic and Iron Age people at Alaybeyi Höyük.Book Part 19. yüzyılın Siverek’te Kolera Salgını ve Alınan Tedbirler(ÇİZGİ KİTABEVİ, 2022)Siverek, antik çağlardan itibaren önemli bir merkez olmakla beraber 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar fizikî alan ve demografik özellikleri bakımından statik bir görüntü arz etmekteydi. Siverek’in bu döneme kadarki en önemli özelliği Halep-Diyarbekir-Erzurum yolunu takip eden ticari güzergâh üzerinde bulunmasıydı. Ancak 1820’lerden itibaren güneydeki urban aşiretlerinin çöl güzergâhı üzerinden cereyan eden Halep-Bağdat ticaretini sekteye uğratmaları ve kervanların bir daha bulunamamak üzere kaybolmaları bu güzergâhtaki ticaretin de kuzeydeki Birecik-Siverek-Diyarbekir-Mardin-Musul yolunu takip eden ve Bağdat’a devam eden “Sultan Târiki” adı verilen güzergâha kaymasına neden oldu. Diğer taraftan 1850’lerden itibaren buharlı gemilerin daha fazla kullanılmasıyla İskenderun Limanı’nın Avrupa ve Asya arasındaki en önemli ticari limanlardan birisi olması Siverek’in ticari yol olarak önemini daha da artırdı. Böylece Siverek, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Suriye, Anadolu ve Irak bölgeleri arasındaki ticari faaliyetlerin en önemli kavşak noktalarından birisi haline geldi. Bu ticari hareketlilik kısa sürede Siverek’te çok canlı bir sosyal ve ekonomik hayatı da beraberinde getirdi. Öte yandan çok uzak coğrafyalar arasında cereyan eden ticaret yollarının üzerinde bulunmak kentteki refahı artırırken bazı olumsuzlukları da beraberinde getiriyordu. Bu olumsuzluklardan en önemlisi ise bu yollar boyunca sık sık meydana gelen salgın hastalıklardı. Ticari öneminin artmasıyla beraber Siverek’te özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında çok sayıda salgın hastalık meydana geldi. Bu hastalıkların başında kolera gelmektedir. İlk defa 1822 yılında ticaret yolları vasıtasıyla Osmanlı Devleti topraklarına ulaşan kolera mikrobu 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Anadolu’daki varlığını korudu. Hastalığın yayılmasında ticari güzergâhların önemini iyi kavramış olan Osmanlı Devleti, ticari canlılığı korumak ve hastalığın Anadolu içlerine yayılmasını engellemek noktasında Siverek ve diğer ticari güzergâh üzerinde bulunan kentlerde daha sıkı önlemler almaktaydı. Bu önlemler daha ziyade hastalığın Anadolu içlerine nihayetinde de imparatorluğun başkentine sirayetini engellemeye dönük olarak icra edilen tahaffuzhaneler kurulması ve kordon uygulamalarıdır. Bu açıdan Siverek, devlet tarafından Anadolu’ya açılan kapı önünde bir merkez olarak kabul edilmiş ve en fazla önlem alınan yerlerden birisi olmuştur. Bu çalışmada 19. yüzyılın ikinci yarısında Siverek’te meydana gelen kolera salgınları incelenecektir. Hastalığın ortaya çıkışı, etkileri ve sonuçları başta Osmanlı Arşivi vesikaları olmak üzere yerel kaynaklar, yabancı devlet raporları, seyahatnameler ve ilgili literatür ışığında ortaya konulacaktır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin tasavvurunda bulaşıcı hastalıklar açısından Siverek’in önemi ve çözüm pratikleri incelenecektir.Book Part Turist Rehberliği(Detay Yayıncılık, 2022) Aktaş, Abidin Can; Köroğlu, ÖzlemBu kitap turizm alanında kariyer yapmak isteyen bireylerin sektöre ilişkin bilgi eksikliklerinin giderilmesi ve bu bireylerin doğru yönlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda kitabın içeriği turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeler ve departmanları, kurum ve kuruluşlar, sektörle doğrudan ilişkili diğer endüstrilerdeki alternatif kariyer seçeneklerinin bölümlendirilmesiyle oluşturulmuştur. Turizm alanında öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra kariyer hedeflerini bu doğrultuda şekillendirmek isteyen tüm bireyler kitabın hedef kitlesini oluşturmaktadır. Zenginleştirilmiş okuma tekniği (Augmented Reading) kullanılarak hazırlanan bu kitapta okuyucunun turizm sektöründeki kariyer alternatiflerine ilişkin detaylı bilgileri içeren bölümler yer almaktadır. Bununla birlikte bu bölümlerin içeriğine uygun olarak kariyerinde rol model olabilecek kişilerle görüşme yapılmış ve görüşmeye ilişkin video kayıtları kitap için oluşturulan bir YouTube kanalı aracılığıyla karekod halinde ilgili bölüme yerleştirilmiştir. Rol modellerden elde edilen videoların dijital platforma aktarılarak akıllı telefon veya tabletler aracılığıyla karekod halinde ulaşılabilirliği sağlanmıştır. Böylece okuyucunun bölümde yer alan kariyer alternatifine ilişkin bilgileri edinmesinin yanı sıra rol modellerin bilgi ve tecrübelerinden faydalanılması hedeflenmiştir. Turizmde Kariyer Alternatifleri kitabı, turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, departmanlar ve diğer seçenekler ile beş ana bölüm kapsamında otuz alt bölüm ve seksen iki rol model videosundan oluşmaktadır. Sürekli olarak değişen ve gelişen yapısı itibariyle gelecekte ek kariyer seçeneklerine olanak sağlayabilecek olan turizm sektörünün mevcut durumdaki kariyer alternatifleri belirlenerek ilgili ana başlıklar altında okuyucuya aktarılmıştır.Book Part Acil Servis Kalabalıklığı ve Yönetimi(Nobel Akademik Yayıncılık, 2023) Bütün, AhmetAcil servislere başvuru sayısı gün geçtikçe artmakta ve acil sevişlerde hasta yoğunluğuna sebep olmaktadır. Acil servis kalabalıklığı hem ülkemizde hem de dünyada kronik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Acil servis kalabalıklığı, acil servislerin işleyişini ciddi bir şekilde etkileyen ve hâlâ çözülmemiş bir problemdir. Acil servis ziyaret sayısı giderek arttığı için bu sorun hem Türkiye’de hem de dünyada önemli bir halk sorunu hâline gelmiştir. Acil servislerin aşırı yoğunluğu, acil servis personelinin yaşadığı en büyük ve en önemli sorunlardan biridir. Acil servisler üzerindeki baskı, acil servis personeli, acil servis yöneticileri ve politika yapıcılar için dünya çapında önemli bir sorun olarak durmaktadır. Acil servislere yapılan ziyaretlerin önemli bir kısmını durumu acil olmayan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların acil servislere başvuruları acil servislerde aşırı hasta yoğunluğuna yol açmaktadır. Böylece acil servislerde bekleme süreleri uzayabilmekte, ciddi hastalığı olan hastaların tedavileri gecikmekte, hasta memnuniyetsizliği artmakta, acil serviste genel bir karmaşa ve yetersizlik durumu ortaya çıkmaktadır. Acil servislerin aşırı yoğun olması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavilerinde gecikmelere neden olmakta, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmeti maliyetini artırmaktadır. Bu kitap bölümünün amacı acil servis kalabalıklığının sebeplerini tespit etmek ve bu kalabalıklığı azaltmaya yönelik çeşitli çözüm önerileri sunmaktır.Book Part Saraylar(Detay Yayıncılık, 2022) Akgül, OnurMedeniyetin gelişim süreci her daim birikimsel bilginin etkin kullanılması ile mümkün olmuştur. Her topluluk kendisinden önce yaşamış olan atalarından miras kalan bilgiyi daha da geliştirerek ilerleme kaydetmiştir. Bu ilerleme süreci bazı durumlarda ise yeni bir coğrafyada yeni bir kültür ile karşılaşılması ve kültürlenme ile mümkün olmuştur. Orta Asya'dan Anadolu topraklarına kadar gelen Türkler hem atalarından miras alan bilgileri zenginleştirmiş hem de karşılaştıkları toplumların kültürlerinden belirli hususları benimsemişlerdir. Türkler Anadolu'ya geldiklerinde, Roma İmparatorluğunun mühendislik harikalarını içselleştiren ve devam ettiren Doğu Roma (Bizans) uygarlığının eserleri ile karşılaşmışlardır. Farklı bir kültüre ve inanca ait bu eserlerin bir kısmı günümüze kadar kullanılagelmiştir. Diğer yandan sahip olunan kültür ve inanç doğrultusunda muhteşem eserler üretilmiştir. Bugün kültüre bir zenginlik ve köklerimizin yansıması olarak görülen eserler Türk-İslam kültürünün Anadolu coğrafyasında meydana getirdiği büyük değişimi de geçmişten günümüze taşımaktadır. Özellikle kültür turlarında ön plana çıkan Türk-İslam eserleri büyük bir kültürel zenginliği barındırmaktadır. Bununla birlikte söz konusu değerlerin yaşatılabilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için öncelikle ziyaretçilere doğru bir şekilde aktarımı ve yapı (eser) ile kültür arasında bağ kurulması gerekmektedir. Buradan hareketle Anadolu'da görülen Türk-İslam dönemi mimari yapıları bu güzel eserde otuz iki bölüm halinde sunulmuştur.Book Part TRC3 Düzey2 Bölgesinin Gelişmişlik Düzeyi ve Kamu Yatırım Harcamaları(Gazi Kitabevi, 2019) Sancar Özkök, Canan; Akbaş, Yusuf Ekrem; Atay Polat, MelikeGelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından geçerli olan sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıkları, ülke bazında bölgeler arasında da geçerlidir.Book Part Mardin İlinde Sağlık Hizmetlerinin Gelişimi(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2019) Atik, Hayriye; Atay Polat, Melikeİşgücü tarafından içerilen bilgi ve becerilerin bütünü olarak kabul edilen beşeri sermaye, toplumların gelişmesinde en önemli üretim faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.Book “Dokuzuncu Yüzyıl Müslümanlarında (B)ilim Aşkı ve Zihin felsefesi Açısından Değerlendirilmesi”(2019) Cengiz, Yunus“Bilgi sana kendinden bir şey vermez, sen tümüyle kendini ona vermedikçe. Kendini tümüyle ona verdiğinde bile; belki, sana kendinden bir şey verir, emin olmasan da” (Câhız’ın aktarmasıyla Nazzâm) Fuat Sezgin İslam’da Bilim ve Teknik eserinde her zaman olmasa da bazı bölümlerin başına Müslüman bilim adamlarından dikkat çekici ve bilime duyulan aşk ve heyecanın ortak kesenleri olduğu bir söz koymayı tercih eder. Bu bağlamda Astronomi bölümü için İbn Heysem’den (ö. 432/1041), denizcilik bölümü için İbn Mâcid’ten (ö. 9. yy/15. yy) ve tıp bölümü için İbn Rüşd’ten (ö. 595/1298) bir söze yer verir. Aynen bu şekilde, coğrafya bölümü için de Nazzâm’ın yukarıda verilen ve Câhız tarafından aktarılan sözünü motto bir özdeyiş olarak bölümün girişine koyar. Fuat Sezgin böyle bir tercihte bulunmakla muhtemelen Müslüman bilim adamlarını bilim yapmaya teşvik eden bilgisel ve psikolojik saiki vurgulamak istemenin yanı sıra aslında kendi heyecanını da ortaya koymaktadır. Zira kabul edilir ki bir sözün bir bölümün girişine tam da bir sayfanın ortasına bir motto olarak konulması bir yazarın düşüncelerini harfler üzerine dizmesinden çok daha fazlasını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle bir motto sadece yazılı bir metin değildir, aynı zamanda görseldirler ve metnin ana düşüncesine işaret edenden çok daha fazlasıdır. Mottolar okuyucusundan kendilerini vurgulu bir şekilde okumayı temenni ettikleri için görsel olmanın yanı sıra aynı zamanda duyumsaldırlar ve ritmik bir okuyuşa olanak verirler. Mottolar böylece bulunduğu mekan itibariyle tabii olarak hem yazarın hem de okuyucunun duygularının değişmesini ve olayın tekrar yaşatılamasını sağlamak arzusunda olurlar. Zaten genelde mottoların teşvik ve duygu içerikli olmalarının nedenini de burada aramak gerekir. Yukarıdaki alıntıyı bir motto olarak vermek açısından Fuat Sezgin yalnız değildir. İslam düşüncesinde bilginin gelişim seyrini ortaya koymak gayesiyle Franz Rosenthal tarafından hazırlanan Knowledge Triumphant eserinde de (Bu eser Sezgin’in eserinden önce yazılmıştır) kitabın başına konulur. Sezgin’den farklı olarak Rosenthal, bu mottonun hem Arapçasını ve farklı okuma şekillerini hem de hangi eserlerde geçtiğini dipnotta vermeyi ihmal etmez. Nazzâm’ın eserleri günümüze ulaşmadığı için bu mottoyu onun eserlerinde bulmak olanaksız olarak durmaktadır. Ancak düşüncelerini önemli oranda kendisinden öğrendiğimiz Câhız’ın eserlerinde her ne kadar bu sözü çağrıştıracak ifadeler varsa da bu metin aynısıyla onun eserlerinde yer almaz. Rosenthal’ın işaret ettiği gibi, daha sonra kaleme alınan birçok eserde Câhız’ın aktarımına işaret etmek suretiyle Nazzâm’a nispet edilerek bu metin verilmektedir. Bu çalışmada yukarıda verdiğimiz metnin hem tarihsel bağlamdaki karşılığını hem de sözün sahibi olan Nazzâm ve onun takipçisi ve aktarımcısı Câhız’ın düşüncesindeki karşılığını ele almak istiyoruz. Böylece bu sözün bir slogan olmanın da ötesinde Nazzâm ve Câhız’ın zihin felsefesi açısından tutarlı bir karşılığı olduğunu ortaya koymaya niyetindeyiz. Bunu yaparken açıkçası Câhız ve Nazzâm’ı çok da birbirinden ayırt etme niyetinde değiliz. Çünkü Câhız’ın bir aktarımcı olarak Nâzzâm’la ilişkisi sözü salt aktaran bir mevkide değildir. Genel olarak sözü yeniden üreten ve formüle eden bir konumdadır. Hatta çoğu zaman Nazzâm’la olan ilişkisi Platon ve Socrates arasındaki ilişki gibi görünmektedir. Dolayısıyla konu edindiğimiz mottonun sahibi Nazzâm olsa da onun aynı zamanda Câhız tarafında da paylaşıldığını hatta belki de tekrar formüle edildiğini tahmin edebiliriz.Book Part Akdeniz Bölgesi(2022) Özaltaş Serçek, Gülseren; Çimar, SüleymanBölgenin Genel Özellikleri Yurdumuzun güneyinde adını aldığı Akdeniz kıyısı boyunca uzanan, sahip olduğu 120.000 km²’lik yüz ölçümü büyüklüğü ile Türkiye yüz ölçümü toplamının yaklaşık %15’i kadar büyüklüğe sahip olan Akdeniz Bölgesi alan büyüklüğü bakımından bölgeler arasında beşinci sırada yer alır (1). Akdeniz bölgesinin batısında Ege Bölgesi, kuzey sınırında İç Anadolu düzlükleri, doğusunda Doğu Anadolu engebeleri ile Güneydoğu Anadolu plâtoları yer bulunmaktadır (2).
