Araştırma Çıktıları | TR-Dizin | WoS | Scopus | PubMed
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/1834
Browse
Browsing Araştırma Çıktıları | TR-Dizin | WoS | Scopus | PubMed by Scopus Q "N/A"
Now showing 1 - 20 of 508
- Results Per Page
- Sort Options
Article 1-6 Years Aged Childrens' Mothers' First Aidfor Burns Observation İn Mardin City Center;(Derman Medical Publishing, 2013) Inanç, B.B.; Şahin, D.S.; Demir, C.Aim: In this study, we aimed to determine the mothers' knowledge levels about burns and first aid. When they encounter burns, what will they do in the first instance and emergency application. At the end of this research correct information given to mothers. Aimed to supply the deficiency information.Material and Method: 25-49 age group of mothers who have 1-6 years aged childrens' in the study were choisen ramdomly. After being informed about the study, only volunteries for questionnaires were used. There were a thousand mothers. Results: Children' 21.6 % have burns. 81.4% burns were in their house, 18.6 % burns were out of their house. Often burns case were 2-4 years aged group children. 89.6 % mothers found themselves have no true knowledge about first aid for burns. Discussion: Mothers' knowledge more deficient about the first aid for the burns. In this regard mothers' lack of knowledge must be correct with the training activities to be applied. Prime necessity of the mothers were informed about the right applications.Article 19. Yüzyıl Vanı’nda Âyan Bir Aile: Timurpaşazâdeler(2022) Çiftçi, ErdalBu çalışma 18. yüzyılın son çeyreğinden 19. yüzyılın ortasına kadar Van yönetiminde bulunan ve bu tarihten sonra da Van’da etkili olmaya devam eden ayan bir ailenin yerel siyasetteki rolüne odaklanmaktadır. Ayanlar çağı olarak bilinen 18. yüzyılda Osmanlı imparatorluğunda güçlenmiş olan ayanlarla ilgili literatüre mikro bir çalışma ile Van örneği üzerinden katkı sunulması amaçlanmaktadır. Van’da Timurpaşazadeler ismi ile ayanlaşan bir ailenin güçlenerek ortaya çıkışı, Tanzimat öncesi ve sırasında yaşanan tepkiler ve Tanzimat sonrasında bu ayan ailenin yeni düzen içerisindeki aktif yer alışı incelenmektedir. Tanzimat düzeninin bu gibi ayan aileleri yaptırımcı, tek taraflı ve üstten bir yaklaşımla izale ederek uygulamaya dökülebildiği görüşü son dönemlere kadar literatürün baskın tezlerinden biriydi. Fakat son dönemlerde yapılan yeni çalışmalardan ve Van örneğinden de görüleceği üzere Tanzimat merkezileşmesi yerel ayan ailelerin mülki idari güçlerine belirli oranda bir sınır uygulamış olsa da Timurpaşazadeler yeni düzenin uygulanmasında aktif rol oynamaya devam etmişlerdir. Timurpaşazadelerin bir eşraf olarak kendi rol ve çıkarlarını yeni düzen içerisinde aramaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Dersaadet’in Timurpaşazadeleri Van’dan kaldırmamış olması ve Timurpaşazadelerin bazı Van valileri ile yakın ilişkilerini sürdürmesi bu durumun önünü açan sebeplerden birkaçıdır.Article (3 + 1) Boyutlu B Tipi Kadomtsev-petviashvili Denklemi için Geliştirilmiş Bernoulli Alt Denklem Fonksiyon Yöntemi ile Elde Edilmiş Tam Çözümler(2019) Düşünceli, FarukBu çalışmada (3 + 1) boyutlu B tipi Kadomtsev-Petviashvili denkleminin tam çözümleri için geliştirilmiş Bernoulli alt denklem fonksiyon yöntemini kullandık. Bazı yeni çözümler elde ettik. Bütün hesaplamaları ve grafik çizimlerini Wolfram Mathematica programı yardımıyla yaptık.Article Acil Servis Kalabalıklığının Nedenleri ve Çözüm Önerileri: Sağlık Personeli Perspektiflerinin Nitel Bir Çalışması(2023) Bütün, AhmetGiriş: Acil servislerin aşırı kalabalıklığı küresel bir sorundur. Bu durum uzun bekleme süresi, hastaların ve sağlık personelinin memnuniyetinin azalması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavisinin gecikmesi, sağlanan sağlık hizmetinin kalitesinin düşmesi ve sağlık bakım maliyetlerinin artması gibi birçok olumsuz sonuca yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hastaların acil servisleri neden kullanmayı tercih ettiklerini, acil sağlık hizmetlerinin güncel sorunlarını belirlemek ve acil servislerin kalabalıklığını ve buna bağlı sorunları hafifletmek için acil servis sağlık personelinin bakış açılarından çözüm geliştirmektir. Yöntem: Bu çalışmada nitel desen kullanılmıştır. 20 Aralık 2021-18 Şubat 2022 tarihleri arasında 22 acil servis sağlık personeli ile derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: 22 acil servis sağlık personeli ile mülakat yapıldı; 16'sı erkek, 6'sı kadındı. Acil servis sağlık personeli görüşmeleri, acil serviste en az 1 yıllık iş deneyimine sahip 14 acil servis hemşiresi, 6 acil servis doktoru ve 2 acil tıp uzmanı ile cinsiyetleri veya yaşları dikkate alınmadan gerçekleştirilmiştir. Veri analizi sonucunda 5 ana tema belirlenmiştir: Yetersiz sağlık sistemi, hastayla ilgili sorunlar, acil servislerin avantajları, acil servislerin aşırı kalabalıklığının sonuçları ve acil servis kalabalıklığı için çözümler. Sonuç: Sağlık sistemindeki çeşitli yetersizlikler, acil servislerin avantajlarının olması ve hastaların sağlık hizmetlerini kullanma konusundaki algıları acil servislerin hastalar tarafından kullanımını arttırmış ve bu durum acil servislerde kalabalıklaşmaya sebep olmuştur. Acil servislerin kalabalıklığını hafifletmek için etkili çözümlere ihtiyaç vardır. Acil olmayan acil servis ziyaretlerini azaltmaya yönelik önlemler yeterli değildir. Acil servislerdeki kalabalıklığı azaltmak için birçok faktörün göz önünde bulundurulması ve hepsinin birlikte uygulanması gerekmektedir.Book Part Actors: Kurdish National, Religious and Economic Blocs(I B Tauris & Co Ltd, 2017) Cicek, Cuma[No Abstract Available]Other Adm and Sflt-1 Expression in Placentas With Gestational Diabetes Mellitus(2023) Söker, Sevda İpek; Aşır, Fırat; Deveci, Engin; Arslan, Necat; Kaplan, Özge; Şeker, Uğur; Başaran, Süreyya ÖzdemirAmaç: Bu çalışmada gestasyonel diyabetes mellitusta (GDM) vasküler regülasyonda rolü saptanan iki yeni protein olan Adrenomedullin (ADM) ve soluble fms-benzeri tirozin kinaz (sFlt-1)’in ekspresyon seviyelerini incelemeyi, hastalığın histopatolojisinde bu proteinlerin ekspresyon seviyelerini karşılaştırmayı ve bu proteinlerin ekspresyon yoğunluğunun hastalıkla korelasyonunu gözlemlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 20 Normotansif ve 20 GDM’li plasenta örneği alındı. Histolojik takip yöntemiyle takip edildi. Bu dokulardan 5µm kalınlığında kesitler alınarak Hematoksilen-Eozin, Periodic Acid Schiff (PAS) boyamaları yapıldı. İmmunünohistokimyasal olarak ADM ve sFlt-1 antikorları çalışıldı. Bulgular: GDM grubunda; kök villuslarındaki kan damarlarında dilatasyon ve konjesyon, endotel hücrelerinde hiperplazi görüldü. Villusların dış kısmındaki sinsitiyal köprülerde artış, mononükleer hücre infiltrasyonu, maternal bölgedeki desidual hücrelerin bazılarında piknotik nükleuslar ve sitoplazma kaybı izlendi. İmmunohistokimyasal incelemede villusların sitotrofoblast ve sinsitiyotrofoblast hücrelerinde ve sinsitiyal düğümlerde negatif ADM ekspresyonu vardı. Küçük villusların bazı sitotrofoblast hücrelerinde, damar endotel hücrelerinde ve desidual hücrelerde pozitif ADM ekspresyonu görüldü. GDM grubunda sFlt-1 ekspresyonu endotel hücrelerinde, mezenşimal bağ doku içindeki bazı Hofbauer hücrelerinde, desidual hücre nükleuslarında ve membranlarında pozitif olarak gözlendi. Sonuç: Desidual hücre membranlarında, sitotrofoblastlarda ADM pozitif ekspresyon gösterdiğinden ADM’nin glikoz yoğunluğunun belirlenmesinde ve bununla ilişkili olarak insülin regülasyonunda önemli bir düzenleyici olabileceğini düşündürmüştür. Yine sFlt-1’in maternal ve fötal bölgelerdeki endotel hücresi üzerindeki etkileri ve Hofbauer hücrelerindeki ekspresyonu, anjiyogenik etkide bu molekülün anahtar rol alabileceği kanısını uyandırmıştır.Article Adsorption of Crystal Violet Dye With Selenium Nanoparticles Obtained by Green Synthesis From Cherry (prunus Avium L.) Fruit Stalk(2024) Solmaz, Alper; Turna, Talip; Baran, AyşeThe rapid development of the global production printing and dyeing industry has led to an increase in the demand for various dyes. Crystal violet (CV), a versatile dye, is widely used in the textile industry and other applications. The reason for its widespread use is its effectiveness and the vivid color it gives to fabrics.CV dye is a water-soluble, toxic, resistant organic dye that is quite dangerous for the ecosystem and causes environmental pollution. Therefore, it must be removed before being released into the recipient environment. This study synthesized selenium nanoparticles (Se NPs) from agricultural Prunus avium L. (PaL.) wastes and removed CV dye. In batch adsorption tests, the effects of pH, amount of adsorbent, time, initial concentration, and temperature were investigated. In this study, where 3 different kinetic and isotherm models were tested, it was determined that the most suitable kinetic and isotherm models for the removal of CV dye with PaL-Se NPs were Pseudo second order (R2:0.999) and Langmuir (R2:0.997), respectively. Additionally, the maximum adsorption capacity (qmax) was calculated as 142.61 mgCV/g PaL-Se NP. Accordingly, it can be said that low-cost PaL-Se NPs synthesized by environmentally friendly methods are a suitable alternative for the removal of CV dye.Article Adsorptive Removal Of Cationic Dye From Aqueous Solutions Using Bardakçı Clay(2022) Alacabey, İhsanThis study was investigation employed the batch adsorption method using Bardakçı Clay/Van as an adsorbent to remove crystal violent, a cationic dye from an aqueous solution. The effects of pH, adsorbent amount, interaction time and concentration were investigated to determine the optimal adsorption conditions. The optimal adsorption conditions were determined to be pH=6, 0.6 g adsorbent amount, and the adsorption reached equilibrium at the 25th minute. The equilibrium isotherm was determined using the Langmuir, Freundlich and Dubinin–Radushkevich (D–R) adsorption equations. It was discovered to conform to the Langmuir isotherm. In the Dubinin-Radushkevich (D-R) model, the E value was calculated to E< 8 kJmol-1, indicating that the adsorption process occurs physically. Thermodynamic parameters such as enthalpy (ΔHo), Gibbs' free energy (ΔGo) and entropy (ΔSo) were calculated. The adsorption of crystal violet with Bardakçı clay demonstrated that the process was endothermic, occurring both physically and spontaneously.Article Advanced Detection of Retinal Diseases Via Novel Hybrid Deep Learning Approach(int information & Engineering Technology Assoc, 2023) Aykat, Sukru; Senan, Sibel; Aykat, ŞükrüDiabetic drusen, choroidal neovascularization (CNV), and macular edema (DME) are some retinal diseases that can cause severe blindness and vision loss. Early diagnosis of retinal diseases is vital to prevent this irreversible damage to the eye. The problem statement of this study can be given as presenting new deep learning based results for detecting these retinal diseases. For this purpose, OCT dataset was used to detect CNV, DME and Drusen patients. This data set, which is frequently used in the literature, consists of CNV, DME, Drusen and Normal retina images. RestNet50, InceptionV3, InceptionResnetV2, MobileNet, DenseNet-201, Xception, EfficentNetB4, EfficentNetB7 and EfficentNetV2S models of the CNN architecture were applied to the data set and the performance results of these models were obtained. Then, in order to increase the classification performance of each of these models, hyperparameter tuning was performed by reducing the learning rate by half in each epoch. Later, a hybrid version of the EfficientNetV2S and Xception convolutional neural network models, the most successful of these hyperparameter-tuned models, was developed. The performance analysis results of our proposed hybrid deep learning model are given by comparing them with traditional deep learning models in the literature. These comparison results show that the classification success of the proposed model is higher than the success of traditional deep learning models in the literature. Thus, the proposed hybrid model can shorten the clinical diagnosis time. In addition, the costs of healthcare services can be reduced by intervening in treatable diseases earlier, instead of more costly interventions in the advanced stages of the disease.Book Part Advances in Nano Vaccines: Covid-19(Bentham Science Publishers, 2023) Asefy, Z.; Nasibova, A.; Hoseinnejhad, S.; Selimoğlu, A.; Baran, M.F.; Keskin, C.Nanovaccines are considered a new approach in vaccination methodology specially for Covid-19 infection. Nanovaccines are more effective than conventional vaccines; Because ofhumoral and cellular immune responses which are simultaneously induced. Nano vaccines are assumed to upregulate the immune system as well as infection prevention. They are probably promising candidates for chronic autoimmune diseases such as multiple sclerosis, rheumatoid arthritis, AIDS, and COVID-19 infectious. Based on this, we will describe the different working mechanisms of nanoparticles. In addition, applicable nano vaccines which have been approved for COVID-19 therapy Covid 19 are described. Antigen-carrying nanoparticles can affect the immune response and significantly enhance cell-T cytotoxic response. Nanoscale particles can improve vaccine efficiency because of their biomedical benefits. These properties include Small size, which allows better penetration into tumors and more half-life tumor cells. Current vaccines, however, are required to re-formulate almost because of gradual antigen modifications. More ever these vaccines do not protect against mutations and the low half-life of current vaccines due to limitations of current technologies. Nano vaccine formulation improvements have been required to induce a widespread and potent immune response. In this review, we provide an overview ofthe types and applications of nanoparticles in vaccines and their outstanding properties that made them alternatives for Covid-19 treatment. © 2023, Bentham Books imprint.Article Ağırlıklı ve Değişken Üslü Uzayda Kesirli Maksimal Operatörünün Kompaktlığı(2019) Akın, LütfiL l p ’den ),0( (.) L l q ’e ağırlıklı kesirli maksimal operatörünün kompaktlığı için gerekli ve yeterli şartlar üzerinde çalışıldı.Article Ahmet Hilmi Koğî’nin “er-risâletu’l-hilmiyye Fî’l- Kavâ‘idi’l-vad‘iyye” Adlı Risalesinin Haşiyesiyle Birlikte Edisyon Kritiği(2021) Tekin, AhmetAhmet Hilmi Koğî (ö. 1996), Şark medrese geleneğinin önemli simalarından biridir. Koğî, Medrese hayatından sonra imamlık göreviyle birlikte tedrisat faaliyetlerinde bulundu. Aynı zamanda iyi bir hattat da olan Koğî, tarihin tozlu raflarında kalmış onlarca eseri istinsah edip tashih, tahkik ve tahlil etti. Üretken bir âlim olan Koğî, gramer, fıkıh, tefsir, tecvit, münazara, mantık, itikat ve vad‘ gibi temel İslam bilimlerinin farklı ilim dallarında birçok eser kaleme aldı. Koğî’nin Arap diliyle alakalı birçok risalesi bulunmaktadır. Bu risalelerinden biri de er-Risâletu’l-Hilmiyye fi’l-Kavâ‘idi’l-Vad‘iyye adlı çalışmasıdır. İlim dünyasında pek de bilinmeyen bu risâlede Arap dilinde vad‘ ilmiyle alakalı kurallar ele alınmıştır. Koğî, dile getirdiği vad‘ ilmine dair kuralların daha iyi anlaşılması için bu risâlesine bir haşiye kaleme almıştır. Elimizdeki nüsha müellifin kendi el yazısı olup metin üstte haşiye altta olacak şekilde yazılmıştır. Buna ilaveten hem metnin hem de haşiyenin kenarlarında yer yer ta‘likler de mevcuttur. Edisyon kritiğinden ibaret olan bu çalışmayla, Koğî’nin bu veciz çalışmasını ilgililerin istifadesine sunmak ve böylece ilim dünyasına bir katkıda bulunmak gaye edinilmiştir. Bu çerçevede çalışmanın girişinde ana hatlarıyla vad‘ ilmi ele alınmıştır. Ardından özet bir şekilde Koğî’nin hayatı ve eserlerine değinilmiş ve muhteva ve kaynakları açısından risâlenin tahlili yapılarak tahkiki gerçekleştirilmiştir.Article Aksâ Şairi Yûsuf el-‘Azm: İşgal, Zulüm ve Aşkın Şiire İz Düşümü(2024) Akçay, HalilMescid-i Aksâ’lı Kudüs ve merkezinde bulunduğu Filistin, dinî, tarihî, siyasi ve coğrafî yönleriyle dünyanın önemli merkezlerinden biri olmasının yanında, tarihten günümüze belki de kan ve gözyaşına en çok şahitlik eden ülkedir. 1917’den itibaren Filistin toprakları, işgal politikası güden Siyonist Yahudiler tarafından peyderpey işgal edilmiştir. Bu coğrafyada yaşananlar, pek çok şairin şiirine konu olmuştur. Bu şairlerden biri de Ürdün’ün son dönem büyük şairlerinden Yûsuf el-‘Azm’dır. “Aksâ Şairi” lakaplı ‘Azm, şiirlerinde Mescid-i Aksâ’ya olan sevgisini büyük bir heyecanla dile getirmiş, neredeyse Filistin topraklarının her karışını ve burada yaşayan her ferdini şiirlerinde konu edinmiştir. Bu çalışmada Yûsuf el-‘Azm’ın şiirlerinde başta Mescid-i Aksâ ve Gazze olmak üzere Filistin topraklarının ele alış durumu incelenmiştir. Şairin hayatı ve edebî kişiliği ele alındıktan sonra günümüze de ışık tutan bilgi ve duygularla dolu şiirleri tahlil edilmiştir. Bu coğrafyada yaşananların dile getirildiği şiirlerin incelenmesi, duygu sahibi kimselerin vicdanlarına insani ve insaflıca bir dokunuş yapması açısından önemlidir.Article Al-Ikhwan Al-Safa' On The Ethical Dimensions Of Art: An Analysis On Music(Ilahiyat Bilimleri Arastirma Vakfi, 2018) Kilic, Muhammet FatihSince Ancient Geek philosophy, one of the most fundamental problems of the aesthetics has been the relationship between ethics and aesthetics. At the beginning of the questions that determine the nature of this relationship is the question of whether an object which is subjected to the judgment of beauty should have an ethically related content. Until modern times, this question has been answered to the point that, an object which is subjected to the judgment of beauty must also bear an ethical value. This answer states that in order to qualify an object or thing as beautiful in aesthetic sense, it should be connected to the good in ethical sense. From Ancient Greek philosophy to Islamic thought, we can clearly see the ideas and theories about this close relationship between ethics and aesthetics. This study aims to reveal the integrity between ethics and aesthetics in the philosophy of the al-Ikhwan al-Safa', a group of philosophers living in Basra and its environs during 4th/10th century, through the art of music. For this purpose, it is discussed in this article how music influences on human morality in their philosophy. The relationship between music and morality could be established in two ways in the philosophy of the al-Ikhwan: metaphysical and physical ways. When they connect music to metaphysics, they argue that music is a door to metaphysics, unlike the other arts. They refer to the strong effect of music in the human soul when they compare it with the other arts. As an auditory art, music has a richness of meaning that transcends the boundaries of the physical world and language. Through the sense of sight, one knows only what is at his side, but through the sense of hearing he may know the metaphysical truths that transcend time-space dimensions. As an art based on the sense of hearing, music can convey metaphysical truths to the audience differently from the other arts based on the sense of sight. Accordingly, music is a door for humans to direct them to the metaphysical truths and to enrich their morality. The al-Ikhwan al-Safa' assert that music has a divine and prophetic sources. These sources render it in relation to the wisdom. This thought about the source of the music also provides an explanation of the legitimacy of music. In order to emphasize this ground of legitimacy, they give some examples of usage of music used during religious rituals. They also argue that music in these rituals enriches human's morality. Another dimension as a metaphysical level for the relation between music and ethics in the philosophy of the al-Ikhwan is the mathematical basis of music. According to them, mathematics is the first path to the discovery of divine wisdom. This is because God has created the world in a harmony with the supreme proportions that describe the specific relation between the world and the numbers. Music is an art that is located in mathematics and that these supreme proportions could be obviously seen. Accordingly, music presents definitively the truth, divine wisdom and secrets. The al-Ikhwan argue that music is similar and harmonious with the sounds that emerge from the movements of stars and planets. The happiness in the celestial world where there is no generation and corruption is reproduced by the artist in the world of generation and corruption through music. Thus, music increases the desire to rise to the celestial world. This desire is described by the al-Ikhwan as trying to resemble to God. This description demonstrate that they evaluate the nature of music in a metaphysical context. Consequently, performing music, according to them, creates a result that redirects the human to the metaphysics. This metaphysical redirection does not only have a theoretical dimension in the sense that one acquires knowledge of the truth, but also has a practical content in the act of human in the sense of the resemblance to God. This practical content concerns the moral development of a person. Regarding the relation between music and morality, the al-Ikhwan al-Safa' offer a physics-based explanation in addition to these metaphysical bases. They argue that music creates psycho-physiological effects on humans and that the melodies coming out of the strings of the lute influence the four elements; blood, yellow bile, black bile, and phlegm in the human body. The background of this explication is the Hippocratic-Galician medical theory, which has become widespread in the Islamic world since the ninth century. Within this theory, they reveal that music influences the physical and psychological states of human and that it can create permanent moral virtues such as courage, generosity, chastity, and mercifulness.Article Ali Al-tusi's Contributions To the Seventeenth Discussion of Al-ghazali's Tahafut(Beytulhikme Felsefe Cevresi, 2016) Kilic, Muhammet FatihIn this paper, I analyze the 17th chapter of a 15th century Tahafut work by Ali al-Tusi which is devoted to the problem of causality. This analysis argues that Ali al-Tusi agrees with alGhazali's 17th discussion of causality and presents a number of conceptual and argumentative structures. Like al-Ghazali, Ali al-Tusi argues that the ontological relationship between cause and effect is not necessary and that this non-necessity does not weaken the certainty of our knowledge of the causal order. Ali al-Tusi differs from al-Ghazali by utilizing the concept of nafs al-amr in order to deny causal necessity, applying the distinction between true and ordinary causality for the two realms of causality (i.e. physical and metaphysical), and focusing on the contradictions between the physical and metaphysical explanations of the philosophers' theories of motion. Consequently, Ali al-Tusi's Tahafut cannot be considered as a commentary in the narrow sense, because he goes beyond the original context of al-Ghazali by taking into account post-classical thought on causality.Article Ali Emîrî’nin Mir’âtü’l-Fevâ’id Adlı Eserinde Osmanlı Dönemi Kürt Şairleri(2024) Arslan, MesutMir’âtü’l-Fevâ’id fî Terâcimi Meşâhîr-i Âmid, Ali Emîrî Efendi’nin gençlik döneminde kaleme aldığı biyografik bir eserdir. Ali Emîrî’nin bu eseri hazırlamaktaki amacı Diyarbekirli âlim ve şairlerin, şehrin ileri gelenlerinin ve Diyarbekir’de görev yapmış devlet adamlarının hayat hikâyelerini yazarak onların unutulmasını engellemektir. Eser hem genel tarih, hem de şehir, kültür ve mimarlık tarihi açısından oldukça zengindir. Bu eser Kürt çalışmaları açısından da önemli bir kaynaktır; çünkü Ali Emîrî bu eserinde Osmanlı döneminde yaşamış üç Kürt şairinden de bahseder. Ali Emîrî, daha eserinin başında Cizre’den ve bu şehrin âlimlerinden bahseder. Cizre, bu dönemde idari olarak Diyarbekir vilayetine bağlı Mardin’in bir kazasıdır. Ali Emîrî, Cizre tarihi hakkında bilgiler verdikten sonra bu şehirle ilintili olarak üç Kürt şairinin hayatı ve eserleri hakkında da kısa bilgiler verir. Bu şairler, eserleri geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeniden basılan Molla Ahmed el-Cezerî (Melayê Cizîrî, ö. 1640), Ahmed-i Hânî (Ehmedê Xanî, ö. 1707?) ve Molla Hüseyin-i Bateyî (Melayê Bateyî, ö.1750?)’dir. Ali Emîrî, hakkında bilgi verdiği bu şairlerin bazı eserlerini bizzat gördüğünü belirtir. Gerçekten de Ali Emîrî’nin milletine hediye ettiği zengin kütüphanesinde Kürtçe yazma eserler de mevcuttur. Çalışmamız esnasında Ali Emîrî’nin verdiği bilgileri kütüphanesindeki elyazmaları ve güncel kaynaklar ile karşılaştırarak ele aldık.Article Alman Şarkiyatında Türk Edebiyatının Alımlanışı(2024) Avcı, RemziAlman Şarkiyatında Türk filolojisi hakkında çalışmalar yapılsa da Türk edebiyatı çok ilgi gören bir alan değildi. 1836 yılında Hammer-Purgstall’ın Geschichte der Osmanischen Dichtkunst (Osmanlı Şiirinin Tarihi) adlı altı ciltlik Osmanlı edebiyatı tarihi bir dönüşümü teşkil eder. Bu eser, genel anlamda bir ilgi uyandırsa da Türk Edebiyatına ilgisizlik on yıllarca devam etti. 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına kadar Alman Şarkiyatında Türk Edebiyatı hakkında Almancaya yapılan çeviriler, tanıtım yazıları, antoloji ve edebiyat tarihi gibi farklı alanlarda birçok çalışma yapıldı. Bu eğilimde II. Wilhelm dönemiyle canlanan Osmanlı-Alman siyasi ilişkilerinin savaş ortaklığına evrilmesinin büyük bir payı vardı. Bu şarkiyatçılardan Hammer-Purgstall’ın (1774-1856) yanı sıra Paul Horn (1863-1908), Georg Jacob (1862-1937) ve Otto Hachtmann, Martin Hartmann (1851-1918) sayılabilir. Burada metinleri incelenen şarkiyatçılar sadece Türk Edebiyatından çeviriler yapmadılar ya da sadece yazarları tanıtmadılar; aksine Türk Edebiyatının tarihsel gelişiminde bahsederken aynı zamanda içerik hakkında konuştular ve mukayeseler yaptılar; yani Türk Edebiyatını tasvir ettiler. Bu makale, Alman Şarkiyatı içerisinde bir Türk Edebiyatı tarihini araştırmaktan ziyade onun bu gelenek içerisinde nasıl alımlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır.Article Amygdalus Communis (badem) Meyvesinden Elde Edilen Özütlerin Bazı İn Vitro Biyolojik Aktivitelerinin, Kimyasal ve Pestisit Kompozisyonlarının Araştırılması(2024) Keskin, Cumali; Aras, İbrahim Oğuz; Baran, Ayşe; Baran, Mehmet Fırat; Yıldız, Songül Çetik; Tarhan, RozerinAmygdalus communis (A. communis) yüksek düzeyde protein ve doymamış yağ asitlerinden oluşur ve bu da onları doğal kaynakların sınırlı olması gereken diyet beslenmesinde faydalı kılar. Bu çalışmada badem meyvesinden elde edilen kloroform ve metanol özütlerinin antioksidan, antikolinesteraz, antimikrobiyal özellikleri, kimyasal bileşen miktarı ile ağır metal kompozisyonu ve pestisit kalıntı miktarları araştırıldı. A. communis meyvesinde en yüksek toplam fenolik bileşen ve flavonoid içeriğin kloroform özütünde olduğu ayrıca kloroform özütünün DPPH radikal söndürme aktivitesinin daha yüksek olduğu belirlendi. A. communis meyve kloroform ve metanol özütlerinin Escherichia coli ve Staphylococcus aureus bakteri suşları ve Candida albicans mayasının üremesi üzerinde standart antibiyotikler ile kıyaslandığında düşük konsantrasyonlarda oldukça güçlü inhibisyona sebep olduğu belirlendi. A. communis meyve metanol ve kloroform özütlerinin kimyasal bileşen içerikleri LCMS/MS kullanılarak belirlendi. Metanol (Me-OH) özütünde ana bileşenlerin sırasıyla sitrik asit, şikorik asit ve 4-Hidroksibenzoik asit kloroform özütünde ise 4-Hidroksibenzoik asit, p-kumarik asit ve klorogenik asit olduğu belirlendi. A. communis meyve numunesi için pestisit kalıntı analizi GC-MS ve LCMS-MS kullanılarak yapıldı. Test edilen numune içeriğinde Deltametrin kalıntısının varlığı belirlendi. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde A. communis meyvesinin zengin biyokimyasal içeriği ve güçlü antibakteriyel, antioksidan ve antikolinesteraz enzim inhibisyon kapasitesi ile biyomedikal ve gıda endüstrilerinde potansiyel uygulamalara sahip olması beklenmelidir.Article Analysis of legionella and Some Chemicals in Water Samples in Mardin Province(Kahramanmaras Sutcu Imam Univ Rektorlugu, 2022) Dundar, Abdurrahman; Yildirim, Idris; Dundar, Nagihan DemirIn this study microbiological and chemical analyzes were carried out on water and swab samples taken from two water wells, a water tank and taps of buildings belonging to a public institution in Mardin Province. In these specimens the presence of Legionella and its serogroups as well as the parameters such as chlorine, nitrate, nitrite concentration, pH level and electrical conductivity were analyzed. While Legionella growth was not observed in 25 water samples, L. pneumophila serogroup 1 was detected in 4 of 25 swab culture samples taken from the same places. The pH values of water samples ranged from 7.53 to 8.02 the lowest pH value was observed in well no 1 as 7.53 while the highest was observed in well no 2 as 8.02. The lowest electrical conductivity value was measured at well 2 as 376.44 mu S cm(-1) and the highest was measured as 446.57 mu S/cm from well 1. As a result of the analyzes made in our research nitrite was not detected in any of the water samples. Whilst the nitrate amount was found to be the lowest with 4.30 ppm in the well, the highest with 10.85 ppm in the well 2. The chlorine values in the well 1 and 2 from which water samples were taken and the main tank were measured as 2.21, 2.05 and 2.43 ppm respectively. These values were found to be in the range of 1.68-1.73 ppm in the samples taken from the building taps.