Profile URL: https://hdl.handle.net/20.500.12514/7854
Job Title:Dr. Öğr. Üyesi
Main Affiliation:Department of Philosophy and Religious Sciences / Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü
Status: Current Staff
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Article The Influence of the Alexandria Christian School on the Debate on the Nature of the Trinity(2026) Aytepe, NesimTeslis doktrini, Hıristiyan teolojisinde Tanrı’nın birliğini koruyarak Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un nasıl birlikte düşünüleceği sorusunu merkeze alan kurucu bir inanç formudur. “‘Tek Tanrı’” iddiası ile üç ilahî şahsın/uknumun birlikte dile getirilmesi, erken dönem Hıristiyanlıkta Tanrı tasavvurunun tutarlılığı bakımından bir problem alanı oluşturmuştur. Zira mesele, bir yandan ilahî birliğin (monoteizmin) muhafazasını, diğer yandan Baba–Oğul–Ruh ilişkilerinin Tanrı’ya ait bir çokluk doğurmayacak biçimde açıklanmasını zorunlu kılar. Bu gereklilik, erken dönemde çeşitli çevrelerin meseleyi farklı biçimlerde ele almasına neden olmuş, tartışmaların bir kısmı zamanla konsillerde görüşülerek doktrinel çerçevede yeniden düzenlenmiştir. Bu makalenin problematiği, Teslis’in mahiyetine dair erken dönem tartışmaların özellikle öz (ousia) ve düzen/taksis eksenlerinde nasıl kurulduğunu ve bu iki eksenin Baba–Oğul–Ruh (uknumlar) arasındaki ilişkiyi açıklamada hangi işlevleri gördüğünü ortaya koymaktır. Çalışma, erken dönem Teslis tartışmalarında bir yandan Tanrı’nın aşkın birliğini muhafaza etme, diğer yandan uknumlar arası ilişkiyi açıklama girişimlerinin aynı anda nasıl yönetildiğini “öz” ve “hiyerarşi” olguları üzerinden görünür kılmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışmanın temel amacı, Teslis’in uknumları arasındaki ilişkinin açıklanmasına dair yürütülen tartışmalarda İskenderiye geleneğinin ürettiği kavramsal dilin, sonraki teolojik yönelimler üzerinde yönlendirici bir etki bıraktığını göstermektir. Literatürde Teslis tartışmaları çoğu zaman ya genel bir teolojik çerçevede ele alınmakta ya da konsil sonuçlarına odaklanmaktadır. Buna karşılık, öz ve hiyerarşi okumalarının İskenderiye geleneği içinde nasıl işlediği çoğu kez geri planda kalmaktadır. Makale, söz konusu boşluğu gidermeyi öngörmektedir. Bu çalışma, tarihsel bağlamı esas alan analitik bir yöntem izlemektedir.Article İskenderiye Geleneğinde Tanrılaşma (Theosis) Söyleminin İnşası ve Teolojik İşlevi(2026) Aytepe, NesimTeslis ve Enkarnasyon, Hıristiyanlık tarihinde açıklanması güç ve teorik yoğunluğu yüksek doktrinler arasında yer alır. İznik (325), İstanbul (381) ve Kadıköy (451) konsilleri bu öğretilere dogmatik bir çerçeve kazandırmış olsa da, bu doktrinlerin kurtuluşla ve insanın dönüşümüyle ilişkisinin nasıl kurulacağı tartışma konusu olmaya devam etmiştir. Bu nedenle erken dönem Hıristiyan teologlar, doktrinin kavramsal yoğunluğunu dinî hayatla buluşturabilecek yorumlayıcı çerçevelere yönelmişlerdir. Tanrılaşma (theosis) bu çerçevelerden biri olarak kurtuluşun nasıl gerçekleştiğini açıklamada işlevsel bir dil imkânı sunmuştur. Bu çalışma, tanrılaşmanın sonraki yüzyıllarda teknik bir terim olarak belirginleştiğini kabul etmekle birlikte, İskenderiye geleneğinde Clement, Origen ve Athanasios üzerinden terimleşme öncesi tanrılaşma söyleminin nasıl inşa edildiğini ve hangi teolojik işlevleri üstlendiğini incelemektedir. Araştırmanın temel problemi, bu söylemin kutsal metin dayanaklarıyla nasıl temellendirildiği ve İskenderiye teolojisinde kurtuluş, enkarnasyon ve kristolojiyle nasıl ilişkilendirildiğidir. Bu çerçevede çalışma, literatürde çoğu zaman tali düzeyde ele alınan İskenderiye etkisini görünür kılmayı ve theosis’in doktrinel tartışmalarda işlev gören bir teolojik mantık olarak nasıl çalıştığını göstermeyi amaçlamaktadır. İskenderiye Hıristiyanları için tanrılaşma, kurtuluş öğretisinin merkezinde yer alan ve teorik olmaktan çok pratik ve yaşamsal bir süreç olarak kavranan temel bir yönelimdir. Bu bağlamda İskenderiyeli Clement, tanrılaşma sürecini bilgi (gnosis) ve erdem üzerinden ilerleyen bir dönüşüm olarak değerlendirmiş, ruhun Tanrı’ya yönelişini ahlaki yetkinleşme ve Tanrı’ya benzemeyle birlikte düşünmüştür. Clement’in açtığı bu çizgi üzerinde Origen, “katılım” (methexis) dilini daha sistemli biçimde teolojiye taşımış ve tanrılaşmayı dinamik bir süreç olarak temellendirmiştir. Ona göre tanrılaşma, Tanrı’nın insan doğasıyla fiziksel bir birleşmesi değil, katılım yoluyla Tanrısallığa yönelmedir. Logos’un Baba’nın Tanrılığından pay alması ve bu payı başkalarına iletmesi fikri, Origen’in tanrılaşma anlayışında belirleyici bir yer tutmuştur. Athanasios ise theosis’i özellikle Arius’la mücadele bağlamında, Oğul’un tanrısallığını temellendiren bir argüman olarak öne çıkarmıştır. “Tanrı insan oldu ki insan tanrılaşabilsin” sözü bu anlayışın özünü vermektedir. Bu düşünürlerde tanrılaşma, kişinin Tanrı ile birlik süreci olarak ele alınırken öğretinin manevi, mistik ve ahlaki boyutları da birlikte vurgulanmıştır. İncelemede, temsiliyeti yüksek ve etkisi belirleyici İskenderiye kilise babalarına ait metinler esas alınmış, Eski ve Yeni Ahit’e yapılan atıflar geçtikleri bağlam dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Theosis öğretisinin kutsal metinlerle ilişkilendirilmesi erken dönem Hıristiyan düşüncesinde önemli bir tartışma alanı olduğundan, çalışmada Eski Ahit’te daha çok dolaylı çerçeve sunan göndermelerin ve Yeni Ahit’te daha doğrudan dayanak olarak görülen ifadelerin İskenderiye geleneğinde nasıl yorumlandığı ele alınmıştır. Ayrıca bu referansların hangi sınırlar içinde kullanılabileceği tartışılmıştır. Çalışma, İskenderiye geleneğinin İznik ve İstanbul konsillerindeki Teslis ve kristoloji kararlarına bilinen etkisinin arka planında bu tür gerekçelendirme hatlarının da bulunduğunu dikkate almaktadır. Yöntem olarak patristik literatür ve çağdaş araştırmalar birlikte değerlendirilmiş, tarihsel-analitik bir okuma yürütülmüştür. Çalışmanın ulaştığı temel sonuç, İskenderiye’nin tanrılaşma söyleminin kutsal metin okumalarıyla desteklenen bir katılım anlayışı ürettiği ve bu anlayışın kurtuluş öğretisinin merkezine yerleştiğidir. Bu yönüyle İskenderiye geleneği, Doğu Hıristiyanlığında daha sonra merkezîleşecek theosis doktrinine kavramsal ve teolojik bir zemin hazırlamıştır.Article Pre-Islamic Poetry As A Hermeneutic Tool In Qur’anic Exegesis: The Questions Of Nafi Ibn Al-Azraq As A Model(Univ Islam Negeri Maulana Malik Ibrahim Malang, 2026) Deniz, Mehmet Ata; Cetinkaya, Mehmet; Aytepe, Nesim; Kadad, MustafaThis research addressing a central problematic in exegetical studies and philology: How did the literary heritage of a polytheistic milieu evolve into an indispensable hermeneutical tool for decoding the sacred monotheistic text? The study engages with this dialectical relationship, grounding its argument in the hypothesis that while Islam enacted a decisive doctrinal rupture with the Jahiliyyah, it did not institute a linguistic one; rather, it assimilated the prevailing linguistic system and semantically re-engineered it to serve the imperatives of Tawhid (monotheism). Employing a descriptive-analytical methodology, the paper examines applied models from Gharib al-Qur'an (obscure Quranic vocabulary), with a specific focus on the Questions of Nafi' ibn al-Azraq as a foundational historical document that legitimized the citation of poetic evidence (Istishhad) in exegesis. The study argues that the reliance of Abdullah ibn Abbas-the preeminent exegete-on poetry authored by polytheists or People of the Book (such as Umayya ibn Abi al-Salt) to elucidate Quranic lexicon constitutes an implicit acknowledgment that Arabic is a cumulative civilizational vessel. It posits that Quranic terminology did not emerge ex nihilo, but represents an extension of Semitic roots deeply embedded in the history of religions within the Arabian Peninsula. Furthermore, the research analyzes the phenomenon of semantic shift (resemantization), demonstrating how the Quran utilized identical pre-Islamic terms-such as Salah, Zakah, and Taqwa- yet divested them of their archaic content to recharge them with novel doctrinal payloads. This process renders the recourse to pre-Islamic poetry a hermeneutic necessity, not merely to ascertain legal definitions, but to trace the historical evolution of terminology and to appreciate the Quranic genius in transposing language from the sensory, material connotations prevalent in poetry to abstract, spiritual significations. The study concludes that pre-Islamic poetry functions not merely as the Diwan of the Arabs preserving tribal glories, but as the essential Lexical Archive of the Revelation. Consequently, the contemporary exegete requires the integrative tools of comparative philology and literary criticism, alongside traditional narration, to fully grasp the multi-dimensional nature of Quranic eloquence.
