Felsefe Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/71
Browse
Browsing Felsefe Bölümü Koleksiyonu by Author "Bingöl, Sedat"
Now showing 1 - 10 of 10
- Results Per Page
- Sort Options
Article Arthur Schopenhauer’de Evrim, Etik ve Estetik İlişkisi(FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2020) Bingöl, SedatBu çalışmada istemenin kendisini farklı basamaklar halinde nesneleştirdiği, istemenin nesneleşme basamaklarında bir tür evrimsel süreç olduğu, evrimsel sürecin insanda son bulduğu ve bunun nedeninin ise insanın istemeyi susturma kabiliyeti olduğu gösterilecektir. Bunlara ek olarak estetik açıdan dehaların ve etiğe teslim olmuş bireylerin istemeyi durdurma kabiliyetlerinden dolayı evrimin insanda son bulduğu ortaya konacaktır. Ahlak ve sanat sayesinde istemeye “hayır” demenin, aynı zamanda acı çekmeye de “hayır” demek anlamına geldiği gösterilecektir. Schopenhauer açısından isteme; görünümlerin, fenomenlerin ya da tezahürlerin çeşitliliğini oluşturur. Fenomenler dünyasını mümkün kılan ve hem tekilin hem de tümelin özü olan istemenin yadsınması ya da reddedilmesinin ahlak ve sanat aracılığıyla nasıl mümkün olduğunu göstermek bu çalışmanın temel problemidir.Book Part John R. Searle ve Sosyal Ontoloji(2022) Bingöl, SedatKlasik ontolojinin, özneden bağımsız nesnelerin varlığına ilişkin bir önkabulü söz konusudur ve bu nedenle klasik ontoloji, temel olarak özne dışında varolan nesnelerin betimlemesini yapar. Ontoloji açısından iki başlangıç noktası olan özne ve nesnenin klasik ontolojide bir karşıtlığı ve aykırılığı söz konusuyken, sosyal ontoloji, özne ve nesneyi, togetherness (sosyal birlik), with’ness (yakınlık) ve coexistence (bir arada varolma) bağıyla birleştirir. Sosyal ontoloji söz konusu olduğunda nesne kendi ba- şına değil, bir başka nesneyle ilişkisi ile var olabilir ve her nesne bir bağ- lam, bir ilişkisellik taşır. Sosyal ontolojinin hedefi, üretilmiş olan ilişki bi- çimlerinin arkasındaki özü ve görünümün olanağını sağlayan temeli bulmaktır. Sosyal ontoloji açısından bu temel, öznede bulunan together- ness, with’ness ve coexistence ilişkileridir. Doğamızda bulunan bu ilişki- ler vasıtasıyla toplumsal gerçeklik kurulur, yaratılır ya da inşa edilir. Nes- nenin özneden bağımsız bir özü olmadığını ileri süren sosyal ontologlar açısından nesne; togetherness, with’ness ve coexistence bağlarıyla inşa edilir. Sosyal ontologlara göre öznede bulunmayan bir şey, toplumsallık düzeyine çıkamaz. Yalnızca insan doğasında olan toplumsallık düzeyine çıkabilirBook Part Ludwig Wittgenstein’ın I. Dönem Felsefesinde Dil-Düşünce İlişkisi(2018) Bingöl, SedatLudwig Wittgenstein’ın birinci dönem felsefesini simgeleyen temel yapıtı, Tractatus Logico-Philosophicus adlı eseridir. Bu yapıt, Wittgenstein hayattayken yayımlanan tek eseridir. Tractatus’ta sırasıyla dünya, düşünce, dil, mantık ve yeniden dünya konuları işlenmektedir. Bunların yanı sıra felsefenin amacı, tümevarım, nedensellik, sayı kavramı, etik ve yaşama dair konular da ele alınmaktadır. Wittgenstein, bu konular hakkındaki düşüncelerini ifade ederken, fikirlerini tezler şeklinde ileri sürer ve sonrasında bu tezler hakkındaki görüşlerini belirli bir düzen içinde ele alır. Tractatus, toplamda yedi tezden oluşmaktadır ve yedinci tez hariç kitabın tamamı ilk altı tezin her birisinin açıklanması ve betimlenmesi üzerine yorumlardan meydana gelmektedir. Tractatus’un yapısı bu temel tezlerin ya da görüşlerin sistematik olarak numaralandırılmasından oluşmaktadır. Temel tezler -ki toplamda yedi tanedir- tam sayılar ile (1,2,3 v.b), bu tezlerin açıklanmasını sağlayan yorumlamalar ise tekli ondalık sayılar (1.1, 1.2 v.b) veya ikili ondalık sayılar (1.11, 1.12, 2.11 v.b) şeklinde numaralandırılmıştır. Wittgenstein, Tractatus’un henüz önsözünde felsefi problemlerin dilin mantığının yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını belirterek felsefi duruşunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. O, sistematik felsefe düşünürlerinin problem ettiği hususların gerçek birer problem olmadığı görüşünü benimseyerek, problemlerin ortaya çıkmasının nedenini dilin yanlış anlaşılması olarak belirlemektedir. Dilin mantığının yanlış anlaşıldığına yönelik iddia, dilin mantığını ve de yapısını açık bir şekilde ortaya koymayı gerektirir. Wittgenstein’ın felsefe problemlerinin nedenini dile yönelik yanlış bir anlama olarak nitelemesi, onun temel kaygısının dil olduğunu bize göstermektedir. Felsefe sorunlarının nedeni dile yönelik yanlış bir kavrayış ise, dili doğru anlamak felsefe sorunlarının çözümünü de beraberinde getirir. Bu nedenle Wittgenstein, Tractatus’ta temel olarak dilin yapısı ve dil ile dünya arasındaki ilişkiye odaklanır. Tractatus bizi ilk olarak anlamlı tümcenin tanımına götürmektedir. Soru açıktır: Nasıl ve hangi koşullarda bir tümce anlama sahip olabilir? Bu sorunun yanıtlanabilmesi için ilk olarak tümcenin ne olduğunun açıklanması gerekir ve ardından tümceler tarafından ifade edilen düşüncenin, son tahlilde düşüncenin yansıttığı dünyanın ne olduğu tanımlanmalıdır. Wittgenstein tümcenin tanımına ulaşmak için önce dünyanın, ardından düşüncenin ne olduğunu tanımlamaktadır. Bu doğrultuda Tractatus, tümcenin tanımına ulaşmak için dünyanın ne olduğuyla başlamaktadır.Article Paul Ricoeur'de Sembol Hermeneutiği(Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2022) Bingöl, SedatRicoeur açısından dilsel ifadeler çoğunlukla kapalıdır, bulanıktır, açık-seçik değildir. Dilde bir söylemin birincil/literal/lafzi anlamının içinde başka bir anlam kendini gizler. Dilde yer alan bu çok anlamlı yapıyı sembol olarak adlandıran Ricoeur, metaforu çok anlamlılığı yaratması bakımından sembole geçiş aşaması olarak görür. Yorumu da semboldeki bu çok anlamlılığı kavrayan, bu anlamların şifresini çözen bir düşünce faaliyeti olarak belirler. Yorumlama kuramı veya yorumbilgisi olarak Hermeneutiği ise, semboldeki anlam belirsizliğini, anlam çeşitliliğini ve anlam zenginliğini kavramaya yönelik bir yöntem olarak tanımlar. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı sembol ile yorum, sembol ile anlam ve sembol ile metafor arasındaki ilişkiyi açıklayarak Ricoeur’de sembol hermeneutiğinin nasıl ortaya çıktığını ortaya koymaktır.Article Paul Ricoeur'de Sembol Hermeneutiği(2022) Bingöl, SedatRicoeur açısından dilsel ifadeler çoğunlukla kapalıdır, bulanıktır, açık-seçik değildir. Dilde bir söylemin birincil/literal/lafzi anlamının içinde başka bir anlam kendini gizler. Dilde yer alan bu çok anlamlı yapıyı sembol olarak adlandıran Ricoeur, metaforu çok anlamlılığı yaratması bakımından sembole geçiş aşaması olarak görür. Yorumu da semboldeki bu çok anlamlılığı kavrayan, bu anlamların şifresini çözen bir düşünce faaliyeti olarak belirler. Yorumlama kuramı veya yorumbilgisi olarak Hermeneutiği ise, semboldeki anlam belirsizliğini, anlam çeşitliliğini ve anlam zenginliğini kavramaya yönelik bir yöntem olarak tanımlar. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı sembol ile yorum, sembol ile anlam ve sembol ile metafor arasındaki ilişkiyi açıklayarak Ricoeur’de sembol hermeneutiğinin nasıl ortaya çıktığını ortaya koymaktır.Conference Object Sessizliğe Davet: Wittgenstein’da Anlamın Sınırları ve Etik(2023) Bingöl, SedatWittgenstein yorumcularının büyük bir bölümü, onun ilk dönem felsefesinin Frege ve Russell’ın teorilerinin bir devamı niteliğinde olduğunu, ayrıca Wittgenstein’ı Carnap ve Viyana Çevresiyle de ilişkiye sokarak Mantıkçı Pozitivist olduğunu bildirirler. Diğer bir kesim ise, onun erken dönem düşüncesinin mistik bir tarafı olduğunu dile getirmekte ve onun etik, estetik ve din hakkındaki fikirlerine büyük önem vermektedirler. Wittgenstein’ın ilk dönem düşünceleri dikkate alındığında, söz konusu ayrımın yapılmasının haklı gerekçeleri olduğunu söylemek mümkündür. Tractatus, söz konusu ayrım konusunda bize bazı ipuçları vermekle beraber, Wittgenstein’ın Trac- tatus hakkındaki ek açıklamaları ve mektupları bu ayrımı daha açık bir şekilde görmemizi sağlar. O, Ludwig von Ficker’e göndermiş olduğu bir mektubunda Tractatus’un bir etik kitabı olduğunu, en önemli olduğunu düşündüğü konuları, haklarında susarak kitabında ortaya koyduğunu dile getirir. Wittgenstein etiği; gerçekliği, olguları ve olgulardan oluşan dünyayı temsil etmeyen tümcelerden oluştuğu için dünyanın dışına gönderir. Etik, dünyanın ötesine etiğe bir bağımsızlık kazandırmak amacıyla mı gönderilmiştir? Wittgenstein etiği, bilimin aşırılıklarına karşı korumak amacıyla mı dünyanın dışına göndermiştir? Dil üzerine yapılan bir felsefe incelemesinden etik bir değer ya da etik alanında sonuçlar getireceğini ummak mümkün müdür? Bu çalışma, bu soruların ışığında, Wittgenstein’ın ilk dönem felsefesinde etiğin ne anlama geldiğini bulmaya çalışacaktır.Article Toplumsallığa İlişkin İki Farklı Görüş: Rousseau versus Rousseau(2021) Bingöl, SedatToplumun temellerini incelemiş olan filozoflar -Hobbes, Locke, Rousseau- toplumsal düzenin nasıl kurulduğunun ve içinde yaşadıkları toplumun yapısının analizini yapmışlardır. Bu analiz, ortak bir anlaşma yoluyla kurulan politik kurumların neden gerektiği ve toplumsal düzenin adaleti ve eşitliği getirip getirmediği sorularını beraberinde getirir. Adı geçen filozofların bu soruları yanıtlama çabası, onları bir doğa durumu tasvirine götürür. Doğa durumu tasviri ya da varsayımı da toplum öncesi hali betimler. Rousseau’nun doğa durumu tasviri ve uygar toplum analizi eşitliğin, adaletin, özgürlüğün ve ahlaklılığın nasıl bir düzende mümkün olabileceğini bize gösterir. Bu çalışmanın temel problemi, Rousseau’nun doğal durumundan toplumsal yaşama nasıl geçildiğine, toplumsal düzenin nasıl kurulduğuna ve toplumsal yaşamın yapısına dair görüşlerinin değişip değişmediğini göstermektir. Rousseau’nun başlangıç ve sonraki eserleri arasında toplumsallığa ilişkin düşüncelerinin değiştiğini söylemek mümkündür. Bu çalışma, değişen bu görüşleri açığa çıkarmayı hedeflemektedir.Article Toplumsallığa İlişkin İki Farklı Görüş: Rousseau versus Rousseau(Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2021) Bingöl, SedatToplumun temellerini incelemiş olan filozoflar -Hobbes, Locke, Rousseau- toplumsal düzenin nasılkurulduğunun ve içinde yaşadıkları toplumun yapısının analizini yapmışlardır. Bu analiz, ortak bir anlaşmayoluyla kurulan politik kurumların neden gerektiği ve toplumsal düzenin adaleti ve eşitliği getirip getirmediğisorularını beraberinde getirir. Adı geçen filozofların bu soruları yanıtlama çabası, onları bir doğa durumutasvirine götürür. Doğa durumu tasviri ya da varsayımı da toplum öncesi hali betimler. Rousseau’nun doğadurumu tasviri ve uygar toplum analizi eşitliğin, adaletin, özgürlüğün ve ahlaklılığın nasıl bir düzende mümkünolabileceğini bize gösterir. Bu çalışmanın temel problemi, Rousseau’nun doğal durumundan toplumsal yaşamanasıl geçildiğine, toplumsal düzenin nasıl kurulduğuna ve toplumsal yaşamın yapısına dair görüşlerinin değişipdeğişmediğini göstermektir. Rousseau’nun başlangıç ve sonraki eserleri arasında toplumsallığa ilişkindüşüncelerinin değiştiğini söylemek mümkündür. Bu çalışma, değişen bu görüşleri açığa çıkarmayıhedeflemektedir.Master Thesis Wittgenstein'ın I. ve II. döneminde dil ve felsefe ilişkisi üzerine bir inceleme(2018) Bingöl, SedatBu çalışmanın amacı, Wittgenstein’ın her iki dönem dil anlayışına göre şekillenen felsefeye bakışını ortaya koymak ve bu doğrultuda iki dönem dil anlayışını ve felsefeye karşı tutumunu anlaşılır kılmaktır. Wittgenstein’ın her iki dönem düşüncesi açısından da felsefe problemlerinin ortaya çıkmasının nedeni dile yönelik hatalı kavrayıştır. Bu nedenle, dile ilişkin doğru bir kavrayış geleneksel felsefenin sorunlarının çözümünde kritik bir öneme sahiptir. Wittgenstein, dili temele alarak felsefenin konusunu, yöntemini ve amacını saptamaktadır, yani, dil üzerine düşünerek felsefenin alanını belirlemektedir. Yukarıda belirtilen amaç doğrultusunda I. Bölüm’de, Wittgenstein’ın birinci dönem dil anlayışı ortaya konarak, onun dil anlayışı yoluyla temellenen felsefenin doğası üzerine görüşleri tartışılmaktadır. II. Bölüm’de ise Wittgenstein’ın ikinci dönem dil anlayışı ışığında geleneksel felsefe eleştirisi ile yeni felsefe tasavvuru ele alınmaktadır. İki bölümde de ulaşılan sonuç ortaktır: Wittgenstein’ın dil anlayışı, geleneksel felsefe ve metafizik eleştirisini temellendirir ve onun felsefi hedefi ile felsefeye yüklediği görevlerin mahiyetini belirler. Dolayısıyla Tractatus’un ve Felsefi Soruşturmalar’ın dil anlayışının ışığında Wittgenstein’ın felsefeye ilişkin yaklaşımı anlaşılabilir. Dil anlayışın farklılaşması, felsefenin doğasına yönelik görüşlerin de değişmesine neden olmaktadır. III. Bölüm, bir karşılaştırma bölümü olarak tasarlanmıştır. Bu bölümdeki amaç, Wittgenstein’ın iki dönem dil anlayışına göre şekillenen felsefeye bakışının değişip değişmediğini göstermektir. Bu çalışma sonuç olarak, Wittgenstein’ın dil anlayışından bağımsız olarak onun felsefeye yaklaşımının anlaşılamayacağını vurgulamaktadır.Book Part Wittgenstein’ın Tractatus’un Dil ve Anlam Anlayışına Eleştirisi(2019) Bingöl, SedatBu çalışma, Wittgenstein’ın ikinci dönem düşüncesini yansıtan Felsefi Soruşturmalar adlı eserinden hareketle, onun Tractatus eleştirisine odaklanmaktadır. Tractatus’ta dil, bütünüyle gerçekliğin/olgunun resmini vermekle yükümlüdür. Anlam ise, temel olarak, isim ile nesne arasındaki ilişkiden doğmaktadır. Soruşturmalar’da bir sözcüğün anlamı, onun dildeki kullanımıdır. Anlam yerini kullanıma bırakmaktadır. Dil ise, sayısız söylem çeşitliliğine sahiptir; dilin içindeki sözcükler çok sayıda işlevsel farklılıklar barındırır. Bu farklılık ve çeşitlilik, Wittgenstein’ın erken dönemindeki dilin bir özü ve mantıksal bir yapısı olduğu görüşünün karşısında durmaktadır. Tractatus ve Felsefi Soruşturmalar arasında tematik bir benzerlik olmasına karşın, iki eser arasında yöntemsel ve fikirsel bir kopukluk söz konusudur.