Browsing by Author "Bütün, Ahmet"
Now showing 1 - 17 of 17
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Acil Servis Kalabalıklığı ve Yönetimi(Nobel Akademik Yayıncılık, 2023) Bütün, AhmetAcil servislere başvuru sayısı gün geçtikçe artmakta ve acil sevişlerde hasta yoğunluğuna sebep olmaktadır. Acil servis kalabalıklığı hem ülkemizde hem de dünyada kronik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Acil servis kalabalıklığı, acil servislerin işleyişini ciddi bir şekilde etkileyen ve hâlâ çözülmemiş bir problemdir. Acil servis ziyaret sayısı giderek arttığı için bu sorun hem Türkiye’de hem de dünyada önemli bir halk sorunu hâline gelmiştir. Acil servislerin aşırı yoğunluğu, acil servis personelinin yaşadığı en büyük ve en önemli sorunlardan biridir. Acil servisler üzerindeki baskı, acil servis personeli, acil servis yöneticileri ve politika yapıcılar için dünya çapında önemli bir sorun olarak durmaktadır. Acil servislere yapılan ziyaretlerin önemli bir kısmını durumu acil olmayan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların acil servislere başvuruları acil servislerde aşırı hasta yoğunluğuna yol açmaktadır. Böylece acil servislerde bekleme süreleri uzayabilmekte, ciddi hastalığı olan hastaların tedavileri gecikmekte, hasta memnuniyetsizliği artmakta, acil serviste genel bir karmaşa ve yetersizlik durumu ortaya çıkmaktadır. Acil servislerin aşırı yoğun olması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavilerinde gecikmelere neden olmakta, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmeti maliyetini artırmaktadır. Bu kitap bölümünün amacı acil servis kalabalıklığının sebeplerini tespit etmek ve bu kalabalıklığı azaltmaya yönelik çeşitli çözüm önerileri sunmaktır.Article Acil Servis Kalabalıklığının Nedenleri ve Çözüm Önerileri: Sağlık Personeli Perspektiflerinin Nitel Bir Çalışması(2023) Bütün, AhmetGiriş: Acil servislerin aşırı kalabalıklığı küresel bir sorundur. Bu durum uzun bekleme süresi, hastaların ve sağlık personelinin memnuniyetinin azalması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavisinin gecikmesi, sağlanan sağlık hizmetinin kalitesinin düşmesi ve sağlık bakım maliyetlerinin artması gibi birçok olumsuz sonuca yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hastaların acil servisleri neden kullanmayı tercih ettiklerini, acil sağlık hizmetlerinin güncel sorunlarını belirlemek ve acil servislerin kalabalıklığını ve buna bağlı sorunları hafifletmek için acil servis sağlık personelinin bakış açılarından çözüm geliştirmektir. Yöntem: Bu çalışmada nitel desen kullanılmıştır. 20 Aralık 2021-18 Şubat 2022 tarihleri arasında 22 acil servis sağlık personeli ile derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: 22 acil servis sağlık personeli ile mülakat yapıldı; 16'sı erkek, 6'sı kadındı. Acil servis sağlık personeli görüşmeleri, acil serviste en az 1 yıllık iş deneyimine sahip 14 acil servis hemşiresi, 6 acil servis doktoru ve 2 acil tıp uzmanı ile cinsiyetleri veya yaşları dikkate alınmadan gerçekleştirilmiştir. Veri analizi sonucunda 5 ana tema belirlenmiştir: Yetersiz sağlık sistemi, hastayla ilgili sorunlar, acil servislerin avantajları, acil servislerin aşırı kalabalıklığının sonuçları ve acil servis kalabalıklığı için çözümler. Sonuç: Sağlık sistemindeki çeşitli yetersizlikler, acil servislerin avantajlarının olması ve hastaların sağlık hizmetlerini kullanma konusundaki algıları acil servislerin hastalar tarafından kullanımını arttırmış ve bu durum acil servislerde kalabalıklaşmaya sebep olmuştur. Acil servislerin kalabalıklığını hafifletmek için etkili çözümlere ihtiyaç vardır. Acil olmayan acil servis ziyaretlerini azaltmaya yönelik önlemler yeterli değildir. Acil servislerdeki kalabalıklığı azaltmak için birçok faktörün göz önünde bulundurulması ve hepsinin birlikte uygulanması gerekmektedir.Conference Object Causes and Solutions For Emergency Department Overcrowding. A Qualitative Study of Healthcare Staff(3. Uluslararası ACHARAKA Tıp, Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Kongresi, 2023) Bütün, AhmetBackground: Emergency departments (EDs) are the units where the diagnosis and treatment of acute cases requiring immediate intervention and the ED environment could be chaotic and risky for staff and patients. However, ED overcrowding is a major problem globally and lead to many negative consequences such as long waiting time, reduced satisfaction of patients and healthcare staff, delays in the treatment of patients who most require urgent care, decreased quality of the health care provided, and increased health care costs. The aim of this study is to determine why patients prefer to use the ED, to identify current problems of ED services and to develop solutions to alleviate ED overcrowding and associated problems from the perspectives of ED healthcare staff. Methods: This study utilised a qualitative approach. The participants were ED consultants, ED doctors and ED nurses. Semi-structured interviews were conducted with 22 participants between 20th December 2021 and 18th February 2022. Those who have at least 1 year of experience in ED settings were included in this study. The settings for this study were Diyarbakir Training and Research Hospital (4 ED nurses, 1 ED consultant, and 2 ED doctors), Mardin Training and Research Hospital (3 ED nurses and 2 ED doctors), Midyat Public Hospital (1 ED consultant, 1 ED doctor and 3 ED nurse), Kiziltepe Public Hospital (3 ED nurse), and Ceylanpinar Public Hospital (1 ED nurse and 1 ED doctor). Ethical approval was obtained from Mardin Artuklu University Ethics Committee (Date: 14/12/2021, Ref: E-76272411-900-36850). Findings: Twenty-two ED healthcare staff were interviewed; 16 were male and 6 were female. The participants were aged between 21-30 (n=12), 31-40 (n=6) and 41-50 (n=4). ED staff interviews were conducted with 14 ED nurses, 6 ED doctors, and 2 ED consultants, who had at least 1-year of work experience in the ED, without any consideration of their gender or age. Five main themes emerged: Insufficient healthcare system, patient-related problems, ED advantages, consequences of ED overcrowding, and solutions for ED overcrowding. Conclusion: Insufficient healthcare system, ED advantages, and patients’ perceptions about using healthcare services led patients to use ED and subsequently to the ED overcrowding. There is a need for effective solutions to alleviate ED overcrowding. The precautions to limit non-urgent ED visits are not enough. Many factors need to be considered and all of them should be applied together accordingly.Conference Object Çocuklarda Burun Kanaması Prevalansı, İlişkili Faktörler, Sebepler ve Tedavi Yaklaşımları: Mardin İli Örneği(15. Uluslararası Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi, 2023) Sarı, Neslihan; Yeşil, Yeşim; Mungan, Feride; Bütün, AhmetGiriş: Burun kanaması çocukluk çağında sık karşılaşılan bir tablodur. Çoğunluğu hafif seyirli olmakla birlikte acil servise ciddi kanamalarla başvuracak geniş spektrumda klinik seyir gösterdiği izlenmektedir. Bu çalışmanın amacı ilkokul çağındaki çocuklarda burun kanaması yaygınlığını belirlemek ve burun kanaması ile aile ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, sebep ve tedavi yaklaşımlarını gözden geçirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mardin il merkezindeki üç ilköğretim okulunda 7-11 yaş arası 817 öğrenci alınmıştır. Burun kanaması prevalansı, demografik faktörler, kanama nedenleri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgiler içeren anket yoluyla veriler yüz-yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS 25 programı ile değerlendirilmiş olup tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare analizi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir Bulgular: Mardin il merkezinde 7-11 yaş arası çocukların burun kanaması prevalansı 283 hasta (%34,6) olarak saptanmıştır. Burun kanamasının %5,7’sinde 2 yaş altında başladığı, %64,3’ünde yılda 5-14 kez kanadığı, ailedede burun kanaması varlığı %28,5 ve en çok %85,3’ünde yaz aylarında kanama izlendiği belirlenmiştir. Burun kanaması ile ailede sigara içilmesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Ailede burun kanama varlığı, allerji, sinüzit, burun tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burun içinde yara olması burun kanaması ile ilişkilendirilmiştir (p<0.05). Burun kanaması olanların %80,2’sinin kendiliğinden iyileştiği, %26,1’inin tedavi aldığı ve bu tedavilerin sırasıyla %39,9’una burun kanaması ile ilgili bir müdahale yapıldığı, %16,3’ünün acil servise başvurduğu, %32,2’nin Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvurduğu, %3,2’sinin burun kanaması nedeni ile hastanede yattığı, %4,2’sine burun kanaması nedeni ile kan verildiği saptanmıştır. Burun kanaması vakaları ebeveynlerin %55,1’inde korku yarattığı belirlenmiştir. Sonuç: Burun kanaması çocukluk çağında sık görülmekte olup, çoğunluğu kendiliğinden iyileşmektedir. Mardin il merkezinde burun kanamasının çocuklarda daha çok yaz aylarında izlendiği görülmüştür. Burun kanaması ailede sigara içilmesi ile ilişkili bulunmuş olup, ailede burun kanama varlığı, sinüzit, allerji, burun tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burunda yara olması ile ilişkili bulunmuştur.Article Emergency department overcrowding: causes and solutions(Wolters Kluwer, 2023) Bütün, Ahmet; Kafdag, Elif Ece; Gunduz, Hilal; Zincir, Vedat; Batibay, Mehmet; Ciftci, Kubra; Demir, Dilan; Bayram, Ramazan; Yigit, ElanurBackground:Emergency department (ED) overcrowding is among the biggest and most important problems experienced by ED staff. The number of ED visits is on the increase and remains an unresolved problem. Emergency department overcrowding has become an important problem for emergency care services worldwide. There is a relationship between overcrowding and patients’ negative experiences of using ED and therefore reporting reduced patients’ satisfaction. This study aimed to identify the causes of ED overcrowding, determine the reasons for people’s use of EDs, and develop solutions for reducing ED overcrowding. Methods: This study used quantitative methods using a descriptive approach. The participants were patients who visited the ED. A questionnaire was administered to 296 participants between December 2021 and February 2022. The study included 5 different hospitals in Turkey. The data were analyzed using descriptive statistics. Results: This study identified themost common presentingmedical problems in the ED andwhy patients used the ED. Reasons for using the ED included patients perceiving their condition as really urgent (62.8%), the ED being open for 24 hours (36.1%), and receiving faster care in the ED (31.4%). This study also developed recommendations for alleviating ED overcrowding. Conclusion: This study identified causes of ED overcrowding and some solutions for alleviating the issue. Emergency department overcrowding should be perceived as an international problem, and initiatives for solutions should be implemented quickly.Book Part Evaluation of Children’s Usage of Emergency Departments in Turkey(Gece Kitaplığı, 2021) Bütün, Ahmet; Linden, Mark; Lynn, Fiona; McGaughey, JenniferEmergency Departments (EDs) provide immediate and emergency care for patients with life-threatening medical conditions, trauma or injuries – they should not treat minor illnesses or provide primary care (Chamberlain & Carraccio, 1994; Chande et al., 1996; Liu et al., 1999). However, the American College of Emergency Physicians (1990) stated that increasing visits with medically non-urgent conditions is something which greatly concerns healthcare professionals and administrators because of the medical and economic implications.Conference Object Evaluation of Emergency Care Services During COVID-19 Pandemic: Healthcare Staff Perspectives(3rd International Artemis Congress on Health and Sports Sciences, 2023) Bütün, Ahmet; Yeşil, YeşimBackground: Emergency Departments (EDs) are critical and vital in the healthcare system. The main aim of EDs is to provide healthcare in the shortest time, fast and with high quality. Therefore, the services provided in the EDs should be well organized, carried out carefully and provided in good conditions. However, in the current situation, EDs are in a difficult situation both in Turkey and in the world because of COVID-19 pandemic which had significant negative effects on the EDs. ED healthcare staff are facing an enormous mental burden as well as physical exertion when caring for patients potentially infected with COVID-19. There is limited literature regarding the psychological effects of this type of disease outbreak on healthcare staff. Aim: This study aimed to investigate the experiences of ED healthcare staff regarding the emergency care services during the COVID-19 pandemic. Methods: This study utilised cross-sectional design. The data were collected from the 256 ED healthcare staff working in nine different hospitals located in Mardin, Turkey between 15/05/2021 and 15/08/2021. The data were analysed using descriptive statistics by using SPSS. Results: 256 participants were included in the study. 58.6% of participants were nurses, 19.5% of them were general practitioners and 21.9% of them were emergency medical technicians. 67.2% of participants infected with COVID-19 and almost all of them (94.1%) have been psychologically affected by the pandemic process. It was determined that nurses were separated from their families at the highest rate (78%) during this period. Conclusion: More than half of the ED healthcare staff have had problems accessing protective equipment, and have been separated from their families during the pandemic due to the risk of COVID-19 transmission. Although the number of ED visits decreased due to restrictions at the beginning of the pandemic, ED visits increased again with the abolition of restrictions.Article Exploring attendance at emergency departments for children with non-urgent conditions in Turkey: A qualitative study of parents and healthcare staff perspectives(Emergency and Critical Care Medicine, 2022) Bütün, Ahmet; Lynn, Fiona; McGaughey, Jennifer; McLaughlinc, Katrina; Linden, MarkBackground: Overcrowding in Emergency Departments (EDs) is a significant global concern with negative consequences for patients, healthcare staff, and healthcare systems. The use of EDs by parents of children with non-urgent conditions is associated with overcrowding, higher healthcare costs, lower quality of care, and longer waiting times. Research in this area has largely been conducted in high-income countries, with a dearth of work originating in middle and low-income regions. The aim of this study was to explore the reasons for parents attending EDs with their child for non-urgent conditions in Turkey. Method: Semi-structured interviews were conducted with 13 parents, 15 ED staff, and 10 General Practitioners (GPs) in 2 regions of Turkey between March and May 2017. Data were analyzed using the principles of grounded theory. Results: The findings were classified into 5 core categories: (1) parents’ feelings, knowledge, and perceived inability to provide self-care; (2) perceived limitations of healthcare services, system, and staff; (3) parents’ preferences for hospital and ED services; (4) adverse impact on ED services; and (5) perceived needs for care. Conclusion: This is the first study conducted in a middle-income country regarding parental reasons for using the ED for nonurgent conditions. Greater efforts must be made to reduce unnecessary visits to the ED to better meet service user needs and to increase the satisfaction of both parents and healthcare staff. The findings of this study may inform healthcare providers, policymakers, healthcare staff, and researchers to design interventions in order to mitigate overcrowding in the ED.Article Exploring attendance at emergency departments for children with non-urgent conditions in Turkey: a qualitative study of parents and healthcare staff perspectives(Wolters Kluwer, 2022) Bütün, Ahmet; Lynn, Fiona; McGaughey, Jennifer; McLaughlin, Katrina; Linden, MarkBackground: Overcrowding in Emergency Departments (EDs) is a significant global concern with negative consequences for patients, healthcare staff, and healthcare systems. The use of EDs by parents of children with non-urgent conditions is associated with overcrowding, higher healthcare costs, lower quality of care, and longer waiting times. Research in this area has largely been conducted in high-income countries, with a dearth of work originating in middle and low-income regions. The aim of this study was to explore the reasons for parents attending EDs with their child for non-urgent conditions in Turkey. Method: Semi-structured interviews were conducted with 13 parents, 15 ED staff, and 10 General Practitioners (GPs) in 2 regions of Turkey between March and May 2017. Data were analyzed using the principles of grounded theory. Results: The findings were classified into 5 core categories: (1) parents’ feelings, knowledge, and perceived inability to provide self-care; (2) perceived limitations of healthcare services, system, and staff; (3) parents’ preferences for hospital and ED services; (4) adverse impact on ED services; and (5) perceived needs for care. Conclusion: This is the first study conducted in a middle-income country regarding parental reasons for using the ED for nonurgent conditions. Greater efforts must be made to reduce unnecessary visits to the ED to better meet service user needs and to increase the satisfaction of both parents and healthcare staff. The findings of this study may inform healthcare providers, policymakers, healthcare staff, and researchers to design interventions in order to mitigate overcrowding in the ED.Conference Object Exploring attendance at emergency departments for children with non-urgent conditions in Turkey: A qualitative study of parents perspectives(2021) Bütün, Ahmet; Lynn, Fiona; McGaughey, Jennifer; McLaughlin, Katrina; Linden, MarkBackground: Non-urgent visits to Emergency Departments (EDs) are on the increase, and the pressure on EDs is a significant concern globally. The use of EDs by parents of children with non-urgent conditions is an important and unresolved problem, associated with overcrowding, higher costs, lower quality of care and longer waiting times. The majority of research on this topic has taken place in high-income countries with a dearth of work originating in middle and low-income regions. The aim of this study was to explore reasons for parents attending EDs with their child for non-urgent conditions in Turkey. Methodology: This study utilised a qualitative approach. Semi-structured interviews were conducted with thirteen parents in two regions of Turkey between March and May 2017. Data were analysed using principles of grounded theory. Findings: Parents’ perspectives were classified into five core categories: (1) parents’ feelings, knowledge, and ability to provide self-care; (2) perceived needs for care; (3) limitations of healthcare services/system and staff; (4) trust with ED services, greater resources, convenience and access; and (5) experiences with ED services and the consequences of ED overcrowding. Parents expressed how their feelings regarding their children affected their decision-making processes in relation to healthcare services utilisation. Parents reported that they were worried, anxious, and nervous as well as expressing their fears when their child was sick, and how such parental feelings may have influenced them to use the ED. In addition, low health literacy amongst parents, a limited ability to provide self-care and, therefore, being less capable to manage common childhood illnesses affected ED utilisation. Furthermore, parents perceived their child’s condition as urgent and thought that they would need an ED visit. Moreover, greater trust in ED services, greater resources, being more convenient and ease of access had influenced parents in relation to using the ED rather than their GP. Finally, parents expressed their experiences with using the ED and reported how overcrowding in the ED affected ED services, ED staff and patients. These adverse impacts of ED overcrowding included dissatisfaction, staff occupational stress, lack of interest, being unable to treat patients effectively, poor patient outcomes which led parents to revisit the ED or other healthcare services. Conclusion: This is the first Turkish-based study on parents’ reasons for using EDs for their children with non-urgent conditions. The study identified how ED use is a complex and multi-dimensional issue. This study may inform healthcare providers and policymakers to better understand this issue and help to design high impact solutions and interventions to mitigate overcrowding in EDs. Greater effort must be made to reduce unnecessary visits to the ED to meet service user needs, and to increase satisfaction of both parents and healthcare staff.Conference Object Hemşirelerin Şefkatli İletişim Düzeyleri ile İş Doyumları Arasındaki İlişki(Uluslararası İZMİR Sağlık ve Spor Bilimleri Kongresi, 2023) Bütün, Ahmet; Turfan, GüldenÖZET Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin şefkatli iletişim düzeylerini, şefkatli iletişim ile iş doyumu arasındaki ilişkiyi, hemşirelerin iş doyumu düzeylerini ve iş doyumunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 2023 yılında Mardin ilinde yapıldı. Mardin il merkezindeki çeşitli hastanelerde görev yapan 179 hemşirenin tamamına ait veriler, şefkatli iletişim, Minnesota iş doyum ölçeği anketleri kullanılarak Google anket kullanılarak yüz yüze görüşmeler ile toplanmıştır. Veri toplamaya başlamadan önce, kurum izni ve etik kurul izinleri alınmıştır. Veri toplama araçları olarak: hemşire tanıtıcı özellikler formu, iş doyumu ölçeği ve şefkatli iletişim düzeyi ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %75.4’ü kadın, %54.2’si evlidir. Yaş gruplarında en fazla kişi 18-26 yaş grubunda bulunmaktadır (%33). Mesleki deneyim, kurumda çalışma yılı ve birimde çalışma yılı olarak en çok katılımcının 1-5 yıl arasında olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla %48, %62 ve %76). Medeni durumun, eğitim durumunun, çalışılan birimin, kurumda çalışma yılının, birimde çalışma yılının ve çocuk sahibi olma değişkenlerinin, iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Cinsiyet, yaş grubu, mesleki deneyim ve çalışma şeklinin ise iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Kadınların (56.25) erkeklere (51.02) göre daha fazla iş doyumu puanına sahip olduğu (p=.028) yaş gruplarında 40 yaş ve üzerindekilerde iş doyum puanı (62.50) ile 31-35 yaş arasındakilerin iş doyum puanları (51.40) arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (p=.030). 16 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip olanlarda iş doyumu yüksek iken (61.04), 11-15 yıl arası mesleki deneyime sahip olanlarda ise bu puan daha düşüktür (50.34) (p=.018). Katılımcılarda şefkatli iletişim puanına baktığımızda mevcut değişkenlerden yalnızca cinsiyet (p=0,001) şefkatli iletişim puanında farklılık gösterirken, diğer değişkenlerin anlamlı bir farklılık yaratmadığı görülmüştür. Kadınların şefkatli iletişim puanı (77.37) erkeklerinkinden (68.90) daha yüksektir (p<.001). Minnesota iş doyumu ölçeği ile şefkatli iletişim ölçeği puanları arasında pozitif yönlü ancak zayıf bir ilişki vardır (r: .361 p=.001). Sonuç: Araştırma grubundaki hemşirelerin iş doyum puanlarında anlamlı farklılıklar tespit edildi. Hemşirelerin, cinsiyet, yaş grubu, mesleki deneyim ve çalışma şekillerinin iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturduğu tespit edildi. Şefkatli iletişim düzeylerinde ise sadece cinsiyet faktöründe anlamlı bir değişiklik tespit edildi. Kadınlarda şefkatli iletişim puanı erkeklere göre daha yüksek tespit edildi. Kadın cinsiyet, mesleki deneyimin artması, ileri yaş ve mesai usulü çalışma şekli ile iş doyumu arasında pozitif yönde ilişki saptandı. ABSTRACT Aim: This study was conducted to determine nurses' compassionate communication levels, the relationship between compassionate communication and job satisfaction, nurses' job satisfaction levels and the factors affecting job satisfaction. Materials and Methods: This study was carried out in the city center of Mardin in 2023. The data were collected from 179 nurses working in various hospitals in the city center of Mardin through face-to-face interviews using the Google survey. Data collection tools were the form of socio-demographic characteristics of the participants, job satisfaction scale and compassionate communication level scale. Before starting data collection, institutional permission and ethics committee permissions were obtained. Results: Of the women participating in the study, 75.4% were women and 54.2% were married. Most participants were 18-26 years old (33%). Professional experience, years of work in the institution and years of work in the unit were found to be between 1-5 years of the most participants (48%, 62% and 76%, respectively). It was determined that the variables of marital status, education status, unit of work, working year in the institution, working year in the unit and having children did not have a significant difference in job satisfaction scores. It was determined that gender, age group, professional experience and working style created a significant difference in job satisfaction scores. It was found that women (56.25) had a higher job satisfaction score than men (51.02) (p=.028) and there was a significant difference between the job satisfaction scores of those aged 40 and over (62.50) and the job satisfaction scores of those aged 31-35 (51.40) (p=.030). While job satisfaction was high in those with 16 years or more of professional experience (61.04), this score is lower in those with 11-15 years of professional experience (50.34) (p=.018). When examining the compassionate communication score of the participants, it was seen that only gender (p=0.001) differed in the compassionate communication score, while other variables did not make a significant difference. The compassionate communication score of women (77.37) was higher than that of men (68.90) (p<.001). There is a positive but weak relationship between Minnesota job satisfaction scale and compassionate communication scale scores (r: .361 p=.001). Conclusion: Significant differences were found in the job satisfaction scores of the nurses in the research group. It was determined that gender, age group, professional experience and working style created a significant difference in job satisfaction scores. A significant change was found in the level of compassionate communication only in the gender factor. The compassionate communication score was found higher in females than males. A positive correlation was found between female gender, increase in professional experience, advanced age and overtime working style and job satisfaction.Article Hemşirelik Lisans Öğrencileri İçin Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği’nin Türkçe Geçerlik ve Güvenirliği(İzmir Katip Çelebi University Faculty of Health Science Journal, 2023) Utli, Hediye; Dinç, Mahmut; Bütün, AhmetAmaç: Araştırmada, Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği’nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Mart-Eylül 2022 tarihleri arasında, 265 hemşirelik öğrencisi ile metodolojik bir araştırma olarak yürütüldü. Verilerin toplanmasında “Öğrenci Tanıtım Formu” ve “Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği” kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı, faktör analizi yöntemleri ve korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Katılımcı öğrencilerin yaş ortalaması 22,21±2,42 yıldır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksinin 0,87-1,00 aralığında olduğu saptandı. Ölçeğin, doğrulayıcı faktör analizinde uyum indekslerinin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu belirlendi. Ölçeğin orijinal çalışmasında bildirilen altı faktör (yüz ve boyun, göz, kardiyovasküler, kulak, burun ve boğaz, göğüs ve diğer beceriler), Türkçe versiyonunda da doğrulandı. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alpha değerinin 0,986 olduğu saptandı. Ölçeğin test-tekrar test arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar, orta güçte ve pozitif korelasyon olduğu bulundu (r= 0,514; p=0,000). Sonuç: Kırk sekiz maddelik ve altı alt boyuttan oluşan “Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği” Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.Article Hemşirelik Öğrencilerinin Klinik Uygulamada Yaşadıkları Etik Sorunlar ve Klinik Öz-düzenlemeli Öğrenme Düzeyleri: Kesitsel Bir Çalışma(2023) Utli, Hediye; Dinç, Mahmut; Bütün, AhmetKoronavirüs hastal ığı-2019 [coronavirus disease-2019 (COVID-19)] pandemisi sırasında hemşirelik uygulamaları için gerekli olan klinik e ğitim büyük ölçüde ertelenmi ştir. Bu çal ışmanın amacı, pandemi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamada yaşa- dıkları etik sorunlar ve klinik öz-düzenlemeli ö ğrenme düzeylerinin yordayıcılarını belirlemektir. Kesitsel tipteki bu araştırmanın örnekle- mini, Türkiye’nin do ğusunda yer alan 2 üniversitenin 3 ve 4. s ınıfla- rında ö ğrenim gören 306 hem şirelik ö ğrencisi olu şturdu. Veriler, Öğrenci Tanıtım Formu, Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Ölçeği ve Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü ANOVA F testi, Pearson korelasyon testi ve çoklu regresyon kullanıldı. Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Öl- çeği toplam puan ortalamas ı ile Klinik Hemşirelik Uygulamaları İçin Öz-Düzenli Öğrenme Ölçeği toplam puan ortalamas ı arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlaml ı bir ili şki oldu ğu belirlendi (r=509, p<0,001). Bir regresyon modeli, 4 yordayıcının (klinik eğitimcisi, sağ- lık profesyonelleri, öğrenme stratejileri ve öz-düzenlemeli öğrenme dü- zeyleri) klinik uygulamada etik sorunlar ı saptama yeteneklerindeki varyansın %28’ini aç ıkladığını göstermiştir (R=0,516, adjusted R2=0,284, F=13,255, p<0,001). Bu araştırmada, sağlık profesyonelleri ve öz-düzenlemeli öğrenme düzeylerinin, klinik uygulamada öğrenci- lerin etik sorunlar ı saptama becerilerini olumlu yönde etkiledi ği sap- tandı. Klinik eğitimci düzeyinin ise klinik uygulamada öğrencilerin etik sorunları saptama becerilerini olumsuz yönde etkilediği saptandı.Article Nursing Students' Experienced Ethical Problems in Clinical Practicum and Clinical Self-Regulated Learning Levels: A Cross-Sectional Study(2023) Utli, Hediye; Dinç, Mahmut; Bütün, AhmetABSTRACT During the coronavirus disease-2019 (COVID-19) pandemic, clinical training, which is essential to nursing practice, has been largely delayed. The aim of this study is to identify the predictors of nursing students' experienced ethical problems in clinical practicum and self-regulated learning levels during the COVID-19 pandemic. The sample of this cross-sectional study consisted of 306 nursing students studying in the third and fourth grades of 2 universities located in the east of Türkiye. The data were collected by using a Student Introduction Form, the Scale of Ethical Problems in Clinical Teaching in Nursing, and the Self-Regulated Learning Scale for Clinical Nursing Practices form. The independent sample t-test, one-way ANOVA F test, Pearson correlation test, and multiple regression were used in the analysis of the data. It was determined that there was a positive and moderately significant relationship between the total mean score of the Scale of Ethical Problems in Clinical Teaching in Nursing and the Self-Regulated Learning Scale for Clinical Nursing Practices, total mean score (r=509, p<0.001). A regression model indicated that 4 predictors (clinical educator, health professionals, learning strategies, and self-regulated learning levels) explained 28% of the variance (R=0.516, Adjusted R2=0.284, F=13.255, p<0.001) in their ability to identify ethical problems in clinical practicum. In this study, it was determined that health professionals and self-regulated learning levels positively affected students' ability to identify ethical problems in the clinical practice setting. The level of clinical educator was found to negatively affected students' ability to identify ethical problems in the clinical practice setting. Keywords: COVID-19; clinical practicum; ethics; nursing students; self-regulated learning ÖZET Koronavirüs hastalığı-2019 [coronavirus disease-2019 (COVID-19)] pandemisi sırasında hemşirelik uygulamaları için gerekli olan klinik eğitim büyük ölçüde ertelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, pandemi sürecinde hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamada yaşadıkları etik sorunlar ve klinik öz-düzenlemeli öğrenme düzeylerinin yordayıcılarını belirlemektir. Kesitsel tipteki bu araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin doğusunda yer alan 2 üniversitenin 3 ve 4. sınıflarında öğrenim gören 306 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Veriler, Öğrenci Tanıtım Formu, Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Ölçeği ve Klinik Hemşirelik Uygulamalarına Yönelik Öz Düzenlemeli Öğrenme Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü ANOVA F testi, Pearson korelasyon testi ve çoklu regresyon kullanıldı. Hemşirelikte Klinik Öğretimde Etik Sorunlar Ölçeği toplam puan ortalaması ile Klinik Hemşirelik Uygulamaları İçin Öz-Düzenli Öğrenme Ölçeği toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (r=509, p<0,001). Bir regresyon modeli, 4 yordayıcının (klinik eğitimcisi, sağlık profesyonelleri, öğrenme stratejileri ve öz-düzenlemeli öğrenme düzeyleri) klinik uygulamada etik sorunları saptama yeteneklerindeki varyansın %28'ini açıkladığını göstermiştir (R=0,516, adjusted R2=0,284, F=13,255, p<0,001). Bu araştırmada, sağlık profesyonelleri ve öz-düzenlemeli öğrenme düzeylerinin, klinik uygulamada öğrencilerin etik sorunları saptama becerilerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Klinik eğitimci düzeyinin ise klinik uygulamada öğrencilerin etik sorunları saptama becerilerini olumsuz yönde etkilediği saptandı. Anahtar Kelimeler: COVID-19; klinik uygulama; etik; hemşirelik öğrencileri; öz-düzenlemeli öğrenmeBook Türkiye’de Acil Sağlık Hizmetleri(Nobel Akademik Yayıncılık, 2023) Bütün, Ahmet; Konakçı, GülbinSevgili okurlar, “Türkiye’de Acil Sağlık Hizmetleri” kitabı çok kıymetli bilim insanlarının ortak çabasıyla oluşmuş nadide bir eserdir. Bu kitap, Türkiye’de acil sağlık hizmetleri konusunda geniş bir bakış sunmayı amaçlamaktadır. Ülkemizde acil sağlık hizmetleri, sıklıkla hayat kurtarıcı niteliktedir. Ancak bu hizmetlerin sunumu, yönetimi ve koordinasyonu oldukça zor ve karmaşıktır. Kitapta, acil sağlık hizmetlerinin politikalarından afet yönetimi ve triyaj gibi konulara, geriatrik hasta yönetiminden obstetrik acillere kadar geniş bir yelpazede konular ele alınmaktadır. Ayrıca acil servislerde liderlik, iletişim, yapay zekâ gibi çağdaş konular da tartışılmaktadır. Bu kitapta yer alan bölümler, acil sağlık hizmetleri sunumu ve yönetimi konusunda farkındalık yaratmayı, bu alanda çalışanların ve öğrencilerin bilgi düzeyini artırmayı hedeflemektedir. Ayrıca okuyucularımızın bu konuda kendilerini geliştirmelerine ve acil sağlık hizmetleri konusunda daha etkili bir şekilde çalışmalarına yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında emeği geçen tüm yazarlara, editörlere ve çalışanlara teşekkür ediyoruz. Türkiye’deki Acil Tıp camiasına yeni bir soluk olacağına inandığımız bu kitabın bilim dünyasına, sağlık çalışanlarına ve öğrencilerimize faydalı olacağını ümit ediyoruz. Saygılarımızla... Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Bütün Doç. Dr. Gülbin KonakçıOther Türkiye'de Acil Servislerde Aşırı Kalabalıklık(2024) Bütün, AhmetAcil servislerde kalabalıklık (yoğunluk) dünya çapında önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Acil servislere yapılan ziyaret sayısı giderek artmakta ve bu sorun hem Türkiye'de hem de dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Acil serviste kalabalıklık (yoğunluk), artan iş yükü, personellerde sıkıntı ve tükenmişliğe neden olması, acil servis sağlık personelinin ve hastaların memnuniyetinin azalması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavisinde gecikme, bakım kalitesinin düşmesi ve sağlık maliyetinin artması gibi birçok olumsuz sonuçla ilişkilidir.Bu nedenle, Türkiye'deki acil servis kalabalıklığı sorununu ele almak acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu mektupta acil servis kalabalıklığını azaltmak için etkili çözümler tartışılmıştır.Book Part Uyum, Geri Dönüş ve Gelecek: Mardin Artuklu Üniversitesi’ndeki Suriyeli Öğrenciler(Çigzi Kitapevi, 2022) Karadeniz, Sıtkı; Apak, Hıdır; Bütün, AhmetBu bildiri, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde öğrenim gören Suriyeli öğrencilere yönelik durum tespiti yapmak üzere hazırlanan bir projeden üretilmiştir. Projede öğrencilerin gerek akademik alanda gerekse sosyal alanda karşılaştıkları sorunlar; eğitimin niteliği ve işlevselliği; öğrenciler ve akademisyenler arasındaki iletişim, sosyalleşme ve kültürel alışveriş; özellikle öğrencilerin üniversite eğitimi ve sonrasındaki meslekî beklentileri; üniversite, şehir ve genel olarak Türkiye ile ilgili algı ve tutumlarına ilişkin sorun alanlarının tespitini yapmak amaçlanmaktadır. Bu çalışma tanımlayıcı tipte tasarlanmıştır. Suriye uyruklu 336 öğrenciye Survey Monkey aracılığı ile online anket uygulanarak veriler toplanmıştır. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistik metodu ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular ise şu şekilde detaylandırılabilir: Katılımcıların %80.87’sinin (n=296) geçici koruma statüsüne sahip olup %54.9’u (n=201) Mardin ilinde yaşamaktadır. Büyük çoğunluğu Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (%28.1, n=103) ve İşletme (%28.1, n=103) bölümlerinde okuyan öğrencilerin %80.33’ü (n=294) %100 Arapça eğitim veren bölümlerde kayıtlıdır. Eğitim dili %100 Arapça olan bölümleri tercih edenlerin oranı %47.62 (n=140) şeklinde iken; %58.90’u (n=86) iş fırsatlarının daha da artacağına inandığı için Türkçe eğitim veren bölümleri tercih edebileceğini belirtmiştir. Katılımcıların %32.51’i (n=119), Türkiye’ye gelmeden önce Suriye’de bir üniversitede eğitim aldığını ve eğitiminin yarıda kaldığını ifade etmiştir. Üniversite tercihlerinde belirleyici etkenlerden biri ise, ailenin yaşadığı şehirdir ve bu oran katılımcılar için %45.36 (n=166)’dır. Öğrencilerin %67.21’inin (n=246) üniversite kayıt sürecinde herhangi bir sorun yaşamadıkları; %39.89’unun (n=146) okudukları bölümlerde başarılı oldukları; %56.56’sının (n=207) üniversite ve okudukları bölüm hakkındaki bilgileri sosyal medya öğrenci gruplarından takip ettikleri; ve %53.83’ünün (n=197) okuduğu bölümden çok memnun oldukları belirlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen bilgiler hem politika yapıcılara hem de sosyal aktörlere, üretecekleri politikalarda başvurabilecekleri bir kaynak potansiyeli taşımakta, ayrıca alanda çalışmakta olan akademisyenler için de ilk elden bir veri oluşturmaktadır.