Browsing by Author "Selçukoğlu, Ahmet"
Now showing 1 - 18 of 18
- Results Per Page
- Sort Options
Article Bizans İmparatorluğu Zamanında Amida (Diyarbakır) (IV.-VII. Yüzyıl)(2015) Ahmet Kütük; Selçukoğlu, AhmetBu makalede, erken Bizans döneminde Bizans ve Sasani İmparatorlukları arasında sürdürülen sınır savaşları ve Sasanilerin Amida'ya karşı gerçekleştirdikleri 359 ve 503 yılı kuşatmaları incelenerek, İmparatorluğu'nun doğuda takip ettiği sınır politikasının genel esasları tespit edilmektedir. Bizans ve Sasani İmparatorlukları arasındaki mücadelelerde, Mezopotamya'da Nisibis (Nusaybin), Anastasiopolis (Dara), Singara (Sincar), daha kuzeyde Silvan (Meyyafarikin), Theodesiopolis (Erzurum) gibi şehirlerin doğrudan sınır hattında olması hasebiyle imparatorluk için birinci dereceden önem arz ettikleri görülmektedir. Amida (Diyarbakır), Tella (Viranşehir), Resu'l Ayn (Ceylanpınar), Callinicum (Rakka) gibi yerleşim yerleri ise daha geride ikinci dereceden savunma hattı olmuşlardır. Sasani ordularının zaman zaman birinci hattı aşarak ikinci hattın en önemli şehri olan Amida'ya kadar gelmesi imparatorluk için bir alarm durumu olarak telakki edilmiş, sınırda katı önlemler alınmıştır. Roma kaynaklarında 4. yüzyılın ikinci yarısından 7. yüzyılın ortalarına kadar ki dönemde Amida vesilesiyle zikredilen olaylar, bu şehrin özellikle 363'ten sonraki dönemde askeri ve idari açıdan daha stratejik bir konum kazandığını göstermektedirArticle İslam/Türk devlet ve toplum geleneği nde renkler ve anlamları(2014) Ahmet Kütük; Selçukoğlu, AhmetBirçok İ slam ve Türk devletlerinde renkler, politik ve toplumsal bir temsil unsuru olarak kullanılmış tır. Kaynaklar, dikkatle incelendiği zaman görülecektir ki, İslam ve Türk gelene ğinde renkler, çoğu zaman keyfi ve rastgele olmanın dış ında bilakis devletin ve o devlete ba ğlı toplumun bir ş ekilde aidiyet ve sembol unsuru olarak kullanılmış tır. Spesifik bir konu olması ve tarihi kaynaklarda da ğınık bulunması sebebiyle, İslam/Türk devlet ve toplumlarında köklü bir gelene ği ifade eden bu konu pek incelenmemiş veya yalnızca siyasi anlamları üzerinde durulmuş tur. Oysaki İslam/Türk toplumlarında renklerin yeri geldikçe sosyal, dini ve fikri anlamları da olduğunu, bazen bir iletiş im aracı olarak, bazen de yas, sevinç, samimiyet duygularını ifade etmek için kullanıldığını, uğur ya da uğursuzluk addedildiğini görmekteyiz. Bugün renklerle ilgili birçok alış kanlıklarımıza da temel te ş kil etmesi bakımından bu tarihsel gelene ğin aydınlatılması önem ta ş ımaktadır. Bu makalede, kaynaklar ış ığında, İslam/Türk devlet ve toplum anlayış ında renklerin ifade ettiği siyasi, toplumsal, manevi ve temsili anlamları üzerinde durulacaktır.Article İSLAM/TÜRK DEVLET VE TOPLUM GELENEĞİNDE YÜZÜK VE HUKUKİ MAHİYETİ(2017) Kütük, Ahmet; Selçukoğlu, AhmetOrtaçağ İslam devletlerinin yönetim anlayışında sultanın egemenlik ve meşruiyetini sembolize eden önemli unsurların başında yüzük gelmektedir. Sultanın yüzüğü, onun meşruiyetinin hilâfet nezdinde tasdik edilmesinin önemli bir göstergesi olduğu gibi, bir devlet adamına havale ettiği diplomatik işlerin yürütülmesi bağlamında meşru ve hukuki bir araç hâline gelmiştir. Bu çerçevede sultanın yüzüğü ve ona atfedilen değer, ortaçağ devlet hukukunda işlerin yürütülmesi noktasında bir nevi noter görevi görmüştür. Bu işlevi dışında sultanın yüzüğünün, herhangi bir konuda suçu ve ihmali olan şahısların affedilmesi ile ilgili bir tür “eman” unsuru olduğu da söylenebilir. İslam toplum geleneğinde ise yüzük bir süs eşyası olmanın yanında bazen uğur getiren bir tılsım bazen de evlilik ve nikâh gibi işlemler için birer nişan olarak kullanılmıştır. Bu makalede kaynaklarda yer alan bilgiler üzerinden İslam/Türk devletlerinde yüzüğün hukukî temsiliyeti ve toplumsal yansımaları hakkında tespitler yapılmaya çalışılacaktır.Article MİSTİK VE İDEOLOJİK SÖYLEM BAĞLAMINDA BABA İSHÂK VE MAHMUD TARABÎ İSYANLARININ MÜŞTEREK ZEMİNİ(Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2022) Selçukoğlu, Ahmet7./13. asır başlarından itibaren Moğol istilasının oluşturduğu panik ve anarşi ortamı, İslam dünyasında onlara karşı koyacak bir “kurtarıcı” bekleme düşüncesini kuvvetlendirmiş, bu çerçevede peygamber ve mehdi figürlü bazı ayaklanma hadiseleri vuku bulmuştur. Bu tür isyanlara iştirak eden ve dönem itibariyla İslamiyet’in kitabî esaslarını kavrama konusunda isteksiz görünen göçebe Türkler, farklı coğrafyalarda eş zamanlı olarak meydana gelen Baba İshâk ve Mahmud Tarabî isyanlarına da kitlesel bir teveccüh göstermişlerdir. Türklerin katılımıyla bastırılması güç bir boyuta evrilen bu isyanlar, resmî ideoloji ile göçebe kitleler arasında zihinsel ve duygusal uçurumların oluşmasına, derviş dindarlığı ile medrese skolastiği arasındaki rekabet ve çekişmenin daha da derinleşmesine sebep olmuştur. Her iki isyandaki ortak söylemler, aslında önceki dönemlerde Türklerin iştirak ettiği dini karakterli isyanlarla benzeşir. Bâbek elHürremî ve Mukanna el-Horasanî isyanları buna verilecek en önemli iki örnektir. Bu toplumsal hadiselerin hemen hepsinde isyanın liderleri şahsında ulûhiyet ve peygamberlik figürleri ile tezyin edilen bir Müslüman Şaman karakteri kendini göstermiş ve her biri, bir önceki neslin belleğinin sonraki nesle aktarılmasının bir tezahürü şeklinde ortaya çıkmıştır. Gerek Tarabî gerekse Babaî isyanında aynı argümanların kullanılmış olması dikkat çekicidir. İsyanların birbirine yakın kronolojisi, ortak söylemleri ve birbiriyle önemli ölçüde benzeşen lider portresi, her iki hareketin aynı sözlü bellekten beslendiğine işaret etmektedir. Her ne kadar ayaklanmaların ayırt edici özellikleri hakkında çok az şey bilinse de resmî ideolojinin savunucuları olan dönemin müellifleri eliyle tutulan kayıtlarda gerek Mahmud Tarabî gerekse Baba İshak birer sahtekâr, onlara uyanlar da cahil güruhlar olarak tasvir edilir. Bu makalede, Orta Çağ’da aynı tarihte farklı coğrafyalarda meydana gelmiş bulunan dini nitelikli iki isyanın karşılaştırmalı analizi yapılarak her ikisinin beslendiği müşterek bellek ve söylemler ortaya konmaya çalışılacaktır.Article NÛREDDİN MAHMUD ZENGİ’NİN KUZEY SINIRINDAKİ HIRİSTİYAN DEVLETLERLE İLİŞKİLERİ (1146-1174)(2018) kütük, ahmet; Selçukoğlu, AhmetHaçlıların doğuyu istila ettiği sancılı süreçte Anadolu, Suriye ve Irak topraklarının büyük kısmını bir arada tutmayı başarabilen Zengi Atabeyliği’nin, 1146 yılında kurucusu İmadüddin Zengi’nin ölümü sonrası kolayca dağılacağı öngörülüyordu. Fakat Zengi öldükten sonra diğer oğulları arasında sivrilen Nûreddin Mahmud, gerek cesareti, gerekse rakiplerine karşı sergilediği mücadele azmiyle babasının egemen olduğu toprakları daha da genişleterek ona iyi bir halef olduğunu göstermiştir. Suriye’de Halep şehrini merkez edinen Nûreddin, hem kendi hâkimiyet bölgesine hem de İslam dünyasına yönelik en büyük tehlikenin Haçlılar olduğunu iyi idrak etmişti. Bunlar arasında Antakya Haçlı Kontluğu, Nûreddin’in kuzey sınırını güvence altına almak için en çok odaklandığı kontluk olmuştu. Ayrıca Akdeniz sahillerinin önemli kısmını elinde bulunduran Ermeni Prensliği ile belli dönemlerde bölgeye sefer düzenleyen Bizans İmparatorluğu Nûreddin için kuzey sınırını tehdit eden çetin rakipler olmuştur. Bu makalede kaynaklarda Nûreddin Mahmud hakkında verilen bilgiler üzerinden onun kuzey bölgesindeki Haçlı, Ermeni ve Bizans gibi gayr-ı müslim devletlerle mücadelesi irdelenecek ve bu çerçevede Nûreddin’in kuzey politikasının esasları ortaya konmaya çalışılacaktırArticle Nureddin Mahmud Zengi’nin Kuzey Sınırındaki Müslüman Devletlerle İlişkileri (1146-1174)(2019) Selçukoğlu, Ahmetİmadüddin Zengi’nin ölümünden sonra Haleb ve Musul olarak ikiana şubeye ayrılan Zengi Atabeyliği, Haleb hâkimi Nureddin MahmudZengi’nin akıllı idaresi ve cesareti sayesinde bir asır daha bu bölgedevarlığını güçlü bir şekilde sürdürmüştür. Nureddin, babasının ölümünüfırsat bilerek Suriye ve el-Cezire topraklarına girmeye çalışanrakipleriyle giriştiği egemenlik mücadelesini kazanarak ülkesine yönelentüm tehditleri bertaraf etmeyi başarmıştır. Öncelikle kuzey sınırındaHaçlıları işlevsiz hale getirdikten sonra bölgeye egemen olmaya çalışanSelçuklu ve Artuklu gibi Müslüman devletlere karşı hassas bir politikatakip etmek zorunda kalmıştır. Bölgedeki en ciddi rakibi Selçuklularakarşı gerek I. Mesud gerekse onun oğlu II. Kılıç Arslan zamanındaişlevsel bir politika takip ederek bu devletin Anadolu’nun doğusuna veel-Cezire bölgesine sarkmasını engellemiştir. Özellikle II. Kılıç Arslan iledöneminde Selçuklularla sık sık karşı karşıya gelen Nureddin, onunDanişmend coğrafyası üzerindeki uzak hedefleri önünde en büyük engelolmuştur. Bununla birlikte Nureddin, kuzey sınırındaki Müslümandevletlerle ilişkilerini tamamiyle bir düşmanlık politikası üzerine tesisetmemiş, aynı bölgede faaliyet gösteren gayr-ı müslim devletlere karşıittifak kurmak için zaman zaman tolere edilebilecek bir rekabetpolitikası takip etmiştir. Bu makalede kaynaklarda yer alan bilgilerüzerinden Nureddin’in, kuzey sınırına yerleşen Müslüman devletlerlegiriştiği hâkimiyet mücadelesi anlatılmaya çalışılacak ve onun yaklaşık30 yıllık saltanat süresi boyunca bölgede takip ettiği siyasetin esaslarıortaya konmaya çalışılacaktır.Master Thesis Orta Çağ İslâm devletlerinde şehir kuşatma ve savunma stratejileri (11.-13. yüzyıllar)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Çelik, Melek; Selçukoğlu, AhmetSavaşlar, şehir kuşatmaları veya savunmaları, geçmişte yaşamış olan insan topluluklarının hayatlarını olumsuz yönde etkileyen olayların başında yer almıştır. Fakat belirli bir amaç doğrultusunda ilerlemek isteyen devletler için bu durum değişkenlik göstermiştir. Bu bağlamda Orta Çağ tarihine bakıldığında aslında bu çağın bir savaşlar çağı olarak nitelendirilebileceği fark edilecektir. Zira Orta Çağ'da hüküm sürmüş olan devletler bir sahaya egemen olmak ve bu egemenliği sağlamlaştırıp, genişletmek gayesiyle sürekli bir mücadele halinde olmuşlardır. Nitekim konumuzun odak noktasında da bu egemenlik mücadelelerinin sebebiyet verdiği şehir kuşatma ile savunma stratejileri yer almaktadır. Bu çalışmada Orta Çağ tarihinde 11. ve 13. yüzyıllar arasında İslâm devletleri tarafından gerçekleştirilen şiddetli şehir kuşatmaları ile savunmalarının olumlu neticelenmesi için öncesinde ve esnasında uygulanan stratejik hamleler aktarılmaya çalışılacaktır. Bu amaç doğrultusunda kuşatma veya savunmaya maruz kalmış olan bazı tarihsel örnekler (şehirler) üzerinden konu detaylarıyla işlenecektir. Ancak bu konuya girmeden evvel Orta Çağ İslâm şehirlerinin genel özellikleriyle birlikte bu şehirlerin içinde bulunan fiziki yapılar hakkında bilgi verilecektir. Bunun yanı sıra yapılmış olan şiddetli şehir kuşatmaları ile savunmaları esnasında stratejik bir hamle olarak kullanılan ve yapılan kuşatma ile savunmanın akıbetini belirleyen askerî teçhizat malzemelerine dair açıklama yapılacaktır.Master Thesis Orta çağ seyahatnameleri ve coğrafi eserlerine göre giyim kuşam geleneği (IX.-XV. yüzyıl)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Önek, Rahime; Selçukoğlu, Ahmetİnsanların en temel ihtiyaçlarından biri giyinmektir. Bu nedenle insanların giyim kuşamı geçmişten günümüze evrilerek devam eden bir durumdur. Tarihi süreçlere bakıldığında ilk zamanlarda insanların çeşitli etkenlerden korunmak amacıyla vücudunu örttüğü/giyindiği fakat sonraki dönemlerde bambaşka anlam ve amaçlarla örtünmeye/giyinmeye başladığı görülür. İnsanların giyinmeye ne zaman başladığı, nasıl giyindiği, bunun için nelerden yararlandığı gibi pek çok konu büyük bir merak uyandırmaktadır. Literatür incelemesi yapıldığında bu konuyla ilgili birçok çalışmanın var olduğu görülür. Ancak seyyahların gözüyle giyim kuşama dair aktarılanlar işin bir başka bir boyutunu sunmaktadır. Orta Çağ dönemindeki seyahatnameler ve bunlardan beslenen coğrafi eserlerde dönemin giyim kuşamına dair bilgiler günümüze ışık tutmaktadır. Zira seyyah ve coğrafyacılar bizzat şahit oldukları veya kimi zaman onlar da kendilerinden önceki müelliflerden aldıkları bilgilerle kendilerinden sonraki insanların meraklarına cevap vermektedir. Seyyahların yerinde görme ve inceleme bağlamında yaptıkları gözlemler doğrultusunda Orta Çağ dünyasında insanların neler giyinip kuşandığı, bunlar için nelerden ve nasıl yararlandığı, bunların ticaretinin nasıl yapıldığı, diplomaside kullanımının nasıl olduğu gibi daha pek çok konu hakkında önemli bilgiler elde edilmektedir. Böylece insanların cinsiyetini, statülerini, içinde bulunduğu toplumun algısını, inançlarını, gelenek ve göreneklerini, iktisadi durumunu, kültürünü, psikolojisini hatta gücünü giyim kuşamla nasıl ifade edilebildiği gibi giyinmenin başka boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu durum sosyal tarihçilik için birer veri kaynağı olarak araştırmacılar için büyük bir önem taşımaktadır.Article Orta Çağ'da Bir Kale Şehir: Rahbe ve Tarihi(2021) Kütük, Ahmet; Selçukoğlu, AhmetErken İslam döneminde bir istihkâm şehri olarak kurulmuş olup günümüze sadece harabeleri intikal etmiş bulunan çok sayıda yerleşim vardır. Bunlar arasında bugün Suriye sınırları içinde bulunan Rahbe, Orta Çağ kaynaklarında adı sıkça telaffuz edilen önemli kale şehirlerden biridir. Rahbe, Fırat kenarına yerleşen stratejik konumu ve özellikle çift duvarla örülmüş korunaklı kalesiyle 9. asırda Müslümanlar eliyle kurulduğu ilk dönemlerden itibaren Irak’tan batıya yapılacak seferler için önemli bir istinat noktası teşkil ettiğinden birçok hükümdar tarafından kıskançlıkla istenen bir şehir olmuştur. 12. yüzyıldan itibaren Haçlıların; 13. yüzyıldan sonra da Moğolların bölgeye gelmeleriyle bir kale-şehir sıfatıyla daha fazla önem kazanan Rahbe, bu yüzyıllarda yaşanan iktidar mücadeleleri neticesinde çok sayıda yerel yönetici arasında sıklıkla el değiştirmiştir. Osmanlı hâkimiyeti sonrası eski önemini yitiren şehir, günümüzde sadece kaleye ait harabeleri kalmış bir yerleşimdir. Bu makalede muhtelif Orta Çağ kaynakları ışığında Rahbe şehrinin kuruluşu, tarihi coğrafyası, siyasi, coğrafi, iktisadi, içtimai ve mimari durumuyla ilgili bilgiler verilmeye çalışılacaktır.Master Thesis Orta Çağda aristokrat bir eğlence: Çevgan oyunu ve pratikleri(2023) Elibol, Rozelin; Selçukoğlu, AhmetEntertainment had a very important place in the social life of the middle ages. Different types of entertainment were organized in many areas. The main theme of this study, the chavgan game, is a type of entertainment that is among these genres and is called polo in today's world. Geographically, it stands out that it is a part of Eastern culture. While the idea that the game's origin is Central Asia is gaining ground, it is highly likely that its institutionalization is Iran. It is said that this game, which has an ancient history, is based on the angels Gabriel and Michael. This game, played under various names in different societies, is generally played by hitting the ball on a horse with a crooked stick. There are sources that say this game is played without a horse. The information that it is a game belonging to the elite class is common information in the sources. It is said that especially the sultans played this game for pleasure and sports. It is played between two teams of four or six people on a flat and wide field. A point was scored by throwing the ball into the opponent's goal. The game was played over eight halves of seven minutes each and lasted 56 minutes. One of the important details that stood out was the misfortunes experienced while playing chevgan. It is obvious that the Çevgan game, which is a dangerous game, causes great injuries and also death. Despite such situations, this game, which is an indispensable part of social life, continued to be played for health reasons.Article Selçuklu Çağında Zehirle Suikast Üzerine Notlar(2018) Selçukoğlu, AhmetSelçuklu Çağı, Türk tarihinin en hareketli dönemlerinden biri olmuştur. Buhareketlilik, siyasi ihtiraslar ve saltanat kavgaları bağlamında da kendini göstermiştir.Türk devlet geleneğinde yasayla kayıt altına alınmış bir başa geçme sistemiolmadığından hükümdarlar ve halefleri arasındaki mücadelede rakibi savaşla bertarafetme dışında farklı yöntemler uygulanmıştır. Tahta geçmek için rakibini zehirleöldürme, bu süreçte en kesin çözüm yollarından biri olarak görülmüş ve yaygın olarakkullanılmıştır. Baba, oğul ve kardeşler arasında muhteris idare adamlarının da telkini veteşvikiyle gerçekleşen bu durum, devletin güçlü olduğu dönemlerde siyasi boşluklara yada fetret devirlerine sebep olduğundan devletin bekasını olumsuz etkilemiştir. Zehirleöldürmenin, hanedan üyeleri dışında ümerâ ve ekâbir arasındaki rekabette de en yaygınbertaraf etme metodu olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu olayların anlatılması,Selçuklu Çağı’nın kriminal haritasının büyük ölçüde ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bumakalede, Selçuklular zamanında zehirle suikast yönteminin detayları, usul ve esaslarıortaya konmaya çalışılacaktır.Article SELÇUKLU ÇAĞINDA ZEHİRLE SUİKAST ÜZERİNE NOTLAR(Tarih Okulu Dergisi, 2018) Kütük, Ahmet; Selçukoğlu, AhmetSelçuklu Çağı, Türk tarihinin en hareketli dönemlerinden biri olmuştur. Bu hareketlilik, siyasi ihtiraslar ve saltanat kavgaları bağlamında da kendini göstermiştir. Türk devlet geleneğinde yasayla kayıt altına alınmış bir başa geçme sistemi olmadığından hükümdarlar ve halefleri arasındaki mücadelede rakibi savaşla bertaraf etme dışında farklı yöntemler uygulanmıştır. Tahta geçmek için rakibini zehirle öldürme, bu süreçte en kesin çözüm yollarından biri olarak görülmüş ve yaygın olarak kullanılmıştır. Baba, oğul ve kardeşler arasında muhteris idare adamlarının da telkini ve teşvikiyle gerçekleşen bu durum, devletin güçlü olduğu dönemlerde siyasi boşluklara ya da fetret devirlerine sebep olduğundan devletin bekasını olumsuz etkilemiştir. Zehirle öldürmenin, hanedan üyeleri dışında ümerâ ve ekâbir arasındaki rekabette de en yaygın bertaraf etme metodu olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu olayların anlatılması, Selçuklu Çağı’nın kriminal haritasının büyük ölçüde ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu makalede, Selçuklular zamanında zehirle suikast yönteminin detayları, usul ve esasları ortaya konmaya çalışılacaktır.Article A Seljukid Prince in Anatolia: Kutulmish-Oglu Mansur and His Activities (1063-1078)(2019) Selçukoğlu, AhmetModern researcerhs have generally focused on the activities of Sulayman b. Kutulmish when they discussed about the establishment of the Seljuk State in Anatolia. However, after Kutulmish was defeated and killed by Alp Arslan, among his four sons who came to Anatolia and campaigned a struggle for existence here, Mansur’s activities were important as much as the activities of SulaymanShah in establishing a Seljuk state in Anatolia. Contrary to other brothers who stayed in Northern Syria, Mansur and Sulayman-shah who quickly noticed that there was no movement area, left to Western Anatolia. They interfered the conflicts of which was made for the throne in Byzantium and attempted to benefit from the political athmosphere in order to practice their compelling targets. It is claimed that these two brothers initially had a powerful alliance between them, thereafter they struggled against each other for the purpose of becoming the leader of the Seljuk State, which will be established in Anatolia. In this article the struggle of Mansur b. Kutulmish for his sovereignty will be scrutinised via first-hand written sources and this critical claim will be questioned.Article TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE NUSAYBİN YAHUDİLERİ(2015) kütük, ahmet; Selçukoğlu, AhmetYahudiler, tarihsel süreçte birçok önemli bölgede var olageldiler. Yerleşik oldukları bölgenin aynı zamanda siyasi ve ekonomik dinamiklerini de ele geçirmeye çalıştıklarından çoğu zaman egemen güçler tarafından istenmeyen bir grup olarak tasfiye edildiler. Özellikle Roma egemenliği altında imparatorluğun çeşitli bölgelerine dağılmış olan Yahudiler, siyasi otoriteye karşı gerçekleşen isyanları kışkırttıkları, hatta bu isyanlarda bizzat rol aldıkları veya İranlılara karşı yürütülen savaşlarda Sasani tarafını destekledikleri iddiasıyla imparatorluk tarafından takibata uğradılar. Bu sıkı takibat döneminde Yahudilerin kendilerini güvende hissettikleri korunaklı şehirlerden biri de Nusaybin olmuştur. Nusaybin, tarihsel süreçte Yahudiler için farklı açılardan önem arz etmiştir. Şehirde bu dönemde hareketli olan doğu-batı merkezli sınır ticareti vesilesiyle zenginleşen Yahudi cemaati, şehrin yerlisi ve tannaitik geleneğin önemli isimlerinden biri olan Yahuda b. Bathyra’nın liderliğinde kurulan hukuk okulu sayesinde bölge Yahudileriyle sürekli irtibat halinde olmuşlardır. Bu makalede, kaynaklarda dağınık şekilde bahsedilen Nusaybin Yahudilerinin siyasi, sosyo-ekonomik ve kültürel faaliyetleri ile ilgili detaylar ortaya konmaya çalışılacaktırArticle Tuğrul Bey’in Türkmen Siyaseti (Erken Selçuklu Çağında İktidar-Gelenek Çatışması ve Sosyo-Politik Yansımaları)(2021) Selçukoğlu, Ahmet; Efeoğlu, EyyüpBüyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunda Türkmenlerin potansiyel gücünün etkisi malumdur. Türkmenlerin savaşçı ve mücadeleci ruhu, Horasan’daki bağımsızlık mücadelesi döneminde düzenli ve mücehhez Gazneli ordusuna karşı gerçekleşen savaşlarda Selçuklulara önemli avantajlar sağlamış, neticede bu kitlesel gücü iyi kullanan Selçuklu hanedan üyeleri, Horasan’da bir devri kapatıp yeni bir devri açmayı başarmışlardır. Horasan’da göçebe karakterli bir devletin kurulduğunu duyan uzak sahalardaki Türkmenler de bu yeni devlete tabi olmak için bu bölgeye akın etmişlerdir. Ancak göçebe kökleriyle kurulmuş olsa da Selçuklu Devleti’nin kısa süre zarfında batıya yönelerek farklı ulus ve devletlerle irtibata geçmesi, özellikle İran coğrafyasına egemen olup İran/Sasanî devlet zihniyetiyle bütünleşmesi, yeni kurulan devletin göçebe hususiyetlerinden tedrici şekilde uzaklaşması anlamına geliyordu. Bürokrasi ve yönetimde İran kökenli devlet adamlarının işbaşına getirilmesiyle daha da belirginleşen bu durum, Tuğrul Bey döneminde Türkmenlerin duygusal kırılmalar yaşamalarına ve bazı tehlikeli isyanlara iştirak etmelerine neden olmuştur. Bunun dışında en başından itibaren aile içi rekabet sebebiyle Tuğrul ve devletinden uzak durmaya çalışan “Irakiyye Türkmenlerinin” hareketlilikleri, İran sınırlarını aşıp Anadolu’ya gelmeleri, özellikle el-Cezire ve Irak’ta önemli bir huzursuzluk âmili olmaları gibi gelişmeler, Tuğrul Bey döneminde Türkmen ve göçerler meselesinin sürekli gündemde kalmasına neden olmuştur. Bu tarihten itibaren Tuğrul Bey’in Türkmenlere karşı gözle görünür şekilde değişmeye başlayan politikası taraflar arasında zaman zaman huzursuzluklara, isyanlara, hatta çatışmalara sebep olmuştur. Bu makalede, Tuğrul Bey döneminde Türkmenler üzerinde takip edilen politika ve Türkmenlerin buna karşı gösterdikleri duygusal ve fiili tepkiler ele alınmaya çalışılacaktır.Article TÜRK/MOĞOL DEVLET VE TOPLUM TÖRESİNDE LEVİRAT EVLİLİKLER VE UYGULAMA ESASLARI(Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2022) Kütük, Ahmet; Selçukoğlu, AhmetTarihte bozkır karakterli halkların gelenek ve yaşam biçimleri diğer topluluklara kıyasla değişime daha dirençli bir yapı arz etmiştir. Bu halklar yaşam tarzları, kültürleri ve geleneklerini töre/yasa adı altında bir sözlü anayasa gibi uzun süre muhafaza etmişlerdir. Bu yaşam tarzından beslenen Türk/Moğol uluslarında evlenme pratikleri de aynı şekilde yaşatılmıştır. Bu çerçevede, sıra dışı bir uygulama olarak levirat evlilikler katı gelenekçi bir anlayışla sürdürülmüş, fetihçi bir anlayışa sahip olan bu uluslar eliyle farklı coğrafyalara taşınmıştır. Hem devlet hem halk nezdinde gerçekleşen bu evlilikler, ölen erkeğin ardından onun yakın akrabalarından birinin (kardeş, evlat, yeğen vs.) dul kalan eşle evlenmesi esasına dayanmaktadır. Uygulama mantığı açısından değerlendirildiğinde bu tip evliliklerin, ailenin ve mirasın bölünmemesi, dul kalan kadının ve yetim kalan çocukların sahipsizlik ve çaresizlik duygusunu yaşamamaları gibi duygusal durumlar dışında siyaseten güç devşirme, meşruiyet kazanma gibi amaçlarla da gerçekleştirildiği söylenebilir. Bu çalışmada farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda hüküm sürmüş olan bozkır karakterli Türk/Moğol ulusları arasındaki levirat evlilik örnekleri anlatılacak, bu örnekler üzerinden geleneğin mantığı ve temel esasları tespit edilmeye çalışılacaktır.Article Türklerin İslamlaşmasında Ticaretin Ve Müslüman Tüccarların Rolü(2024) Selçukoğlu, Ahmet; Hacımustafaoğlu, AyşeTürk halkları, yaşam tarzları gereği sıkça yer değiştirdikleri için çok sayıda din ve inanç sistemleriyle etkile-şim halinde bulunmuşlar; bu sayede kendisine özgü bir iman, toplumsal yapı ve yaşam tarzı geliştirmişlerdir. Bu çerçevede Türkler İslamiyet’ten önce Budizm, Maniheizm ve Totemcilik gibi inanç sistemlerine bağlanmış olsa-lar da Türk inanç sisteminde belirgin olan tek Tanrı anlayışı onların semavi bir dine intibakını kolaylaştırmıştır. Her ne kadar Yahudilik ve Hristiyanlık gibi semavi dinler Türkler arasında sınırlı ölçüde taban bulmuş ise de İslamiyet'in oluşturduğu etkiyle kıyaslanamaz. Özellikle 9. ve 10. asırlarda Türkler arasında hızlı şekilde yayıl-maya başlayan İslamiyet, askeri ve siyasi faaliyetler dışında iktisadi ve kültürel etkileşimlerle de geniş bir kitle-sel tabana kavuşmuştur. Kaynaklardan açıkça anlaşılmaktadır ki, erken dönemlerden itibaren siyasi gelişme-lerden bağımsız olarak Uzakdoğu’ya kadar yayılan Müslüman tacirler sadece ticari ürünleri değil, inançlarını ve kültürlerini de taşımışlardır. Böylece Türk ülkelerine serbestçe girip çıkan Müslüman tüccarlar, bir yandan ürün değişimi ve dolaşımını temin ederken diğer yandan Türklerle İslam dünyası arasındaki dini ve kültürel mübadelenin gönüllü aracıları olmuşlardır. Bu makalede, Türk coğrafyasından seyreden ticaret güzergâhı üze-rinde faal olan Müslüman ticaret erbabının, Türk kavimleri arasındaki tebliğ ve irşad faaliyetleri ile bu faaliyet-lerin Türklerin kitlesel olarak İslamiyet’i kabul etmelerindeki etkisi tartışılacaktırArticle XIX. Asır Batılı Seyyah Ve Diplomatiklerin Gözüyle Diyarbakır’da Ticaret, İmalat Ve İhracat(2024) Selçukoğlu, AhmetXIX. Asırda Diyarbakır, diğer bütün Mezopotamya kentleri gibi çok sayıda yabancı seyyah ve devlet adamını ağırlamıştır. Osmanlı’nın doğu sınır hattında kritik bir eyalet merkezi olması, kendine özgü bir mimari ve yerleşim düzenine sahip bulunması, çok çeşitli dini ve etnik nüfusu barındırması, doğuya açılan yolların ana duraklarından birini teşkil etmesi gibi etkenler bu asırda birçok Batılı kâşif ve gezginin dikkatini Diyarbakır’a yönlendirmesine sebep olmuştur. Şehri külli bir tahlile tabi tutan seyyahlar diğer birçok detayla birlikte kentin bu asırdaki ticari, sınai ve zirai potansiyeli, ekonomik işgücü, üretim ve ihracat dinamiği gibi hususlarda da bilgiler sunmuşlardır. Bu makale, 19. yüzyılda şehri ziyaret eden Batılı seyyahların ve yolu Diyarbakır'dan geçen yabancı diplomatların seyahat notlarında yer alan imalat, ticaret ve ihracata dair bilgileri bir araya getirerek Diyarbakır'ın söz konusu yüzyıldaki ekonomik faaliyetleri hakkında genel bir çerçeve oluşturmayı amaçlamaktadır

