Browsing by Author "Yeşilmen, Halit"
Now showing 1 - 12 of 12
- Results Per Page
- Sort Options
Article Anlam ve Değer Bağlamında Halk İnançları ve Ziyaret Mekânlarının İşlevselliği(Artuklu Akademi, 2018) Yeşilmen, HalitIn this article, the phenomenon of value is with the emphasis of " touching to meaning" in the foreground. At the same time, it is emphasized in the article that functionality should be evaluated through the meaning. In this context, the main subject of this study is folk beliefs and visiting (sacred) areas. The aim is to point out the importance of folk beliefs and visiting areas in building value among different ethnic groups through the phenomenon of meaning. Folk beliefs were able to be a center of attraction in times for people in different ethnic and religious groups. The process has provided encounter and acquaintance between different groups. Acquaintance also mediated the creation of a common value horizon. But nowadays, values have changed. In this article, this change has questioned on the phenomenon of meaning.Article Birlikte Yaşama Tecrübesine ve Ortak Yaşam Alanına İşaret Eden Kavramsal Bir Çalışma: Ebrulî Kültür (Mardin Örneği)(2019) Yeşilmen, HalitThe concept of multiculturalism is, often used to express ethnic and religious diversity in a society. This concept is insufficient to describe internal dynamics. For this reason, we have focused on a new concept in the example of Mardin: Ebrulî Culture. In the conceptualization process, we took “value" approach as basis. In the study, we aimed to explain the concept of Ebrulî Culture and point out the dynamics of interaction of different ethnic and religious groups for centuries. For this purpose, we questioned some concepts such as mosaic, rainbow and hybrid. We concluded that these concepts are insufficient to describe the sociocultural dynamics in Turkey. In addition, we emphasized that the interaction among different ethnic and religious groups is constructedbased on "value" in Turkey. However, this type of interactions change nowadays, even though it has a long history. Moreover, we reached the result that the socio-cultural improvements need to be addressed with the basis of "value" approaches.Conference Object “DEĞER” BAĞLAMINDA MARDİN’DEKİ HALK İNANÇLARI VE ZİYARET/MESİRE ALANLARININ ÖNEMİ(İKSAD, 2018) Yeşilmen, HalitAntropolojide değer olgusu, genellikle mübadele ve eylem perspektifinden hareketle “iyi, uygun, arzu edilir davranışlar”, “harcanılan enerji ve toplumsal olarak yüklenilen önem ile ölçülen nesne/eşya/durum” ve “anlamlı farklılık” yaklaşımlarıyla ele alınmaktadır. Bu üç yaklaşım şu yönüyle kesişmektedir: Eylemin veya nesnenin toplumsal ilişkiler bağlamında tanınmış bir alana karşılık gelmesi/değer olması/değmesi eylemi kabul edilebilir kılarken, failin yaptığı eylemle içinde bulunduğu konumdan tanınmış daha büyük bir toplumsal alana dahil olması ise o eylemi kıymetli/değerli/önemli yapmaktadır. Bu itibarla değer, eylem/değmek/etkileşim yoluyla ortaya çıkmaktadır. Etkileşim, bireylerin ve grupların amaçları doğrultusunda kıyaslamaları, tanı(n)mayı, farkındalığı ve daha büyük bir ufuk bütünlüğüne dahil olmayı beraberinde getirmektedir. Belirtilen bağlamda bu çalışmanın amacı da etkileşimde bulunan farklı etnik gruplar arasındaki değerin inşa edilmesi bakımından halk inançlarının ve ziyaret/mesire alanlarının önemine işaret etmektir. Çalışmanın bulgu ve sonuçları saha verilerine dayanmaktadır: Sultan Şehmus, Gırnavas, Ziyaret, Şeyh Ales, Şeyh Hêbîn, yakın çevredeki Seyid Bilal ve Veysel Karani gibi mekanlar hem şifa hem de Beyaz Su gibi dinlenmek için yılın istenilen ve genellikle belirli zamanlarında farklı etnik gruplarca ziyaret edilen türbe merkezli alanlar olarak önemini günümüze kadar korumuştur. Halk inançlarına da –daha çok modern tıbbın yetersiz kaldığı düşünülen durumlarda- insanların ilgisi devam etmiştir. Özellikle ocak/tılsım/rakvê merkezindeki sağaltıcı uygulamalar, diğer halk inançlarına kıyasla günümüze kadar taşınabilmiştir. Buna çıkıkçı ve kırıkçı gibi merkezleri de dahil etmek mümkündür. Bu sağaltıcı yöntemler, farklı etno-dini gruplar ve farklı bölgeden/köylerden insanlar için çekim merkezi özelliği kazanabilmiştir. İyileştirmelerde --uygulamanın bir parçası ve hediyesi olarak- cüzi miktarda maddi karşılık söz konusu olmasına rağmen uygulamanın etkileşimlerde ve insan yaşamında oluşturduğu değer önemsenmiştir. Değer, söz konusu eylemle içinde bulundukları durumdan daha üst bir düzey içinde konumlanmaya alan açtığı için hem ocak sahibi aileler (armağan sahipleri) hem de iyileşen taraf açısından geçerli olmuştur. Süreç karşılaşmayı, tanışmayı ve devamında yardım etmeyi/almayı beraberinde getirdiğinden dolayı oluşan değer, vefayı da içermektedir. Bu değer ile şifaya kavuşanlar, ihtiyaç sahibi diğerlerine de adres göstererek değer alanını genişletmişlerdir. Benzer etkileşimler ziyaret/mesire alanları için de geçerli olmuştur. Bu alanlar, hem şifa merkezi özelliğini taşımışlar hem de farklı etno-dini grupların ortak mekanı paylaşarak karşılaşmalarına ve tanışmalarına imkan vermişlerdir. Bu değerli mekanlardaki karşılaşma, bilinç düzeyinde karşılıklı kıyaslamaları beraberinde getirerek grupların kendilerine dönük kimliksel farkındalıklarını arttırmalarına ve aynı zamanda, ortak zeminde daha geniş bir ufka doğru, diğer farklılıklar üzerinden farklı seçenek (bakış açısı) imkanlarıyla da tanışmalarına sebep olmuştur. Bu noktada değer merkezlerinin, tıpkı ocak etkileşiminde olduğu gibi, maddi kazanç üzerinden değil, değer üreten yönleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.Article Article DOĞA VE KÜLTÜR İLİŞKİSİ AÇISINDAN DİJİTALİZM VE MOUSE KRİZİ(2019) Yeşilmen, HalitMakalenin konusu dijitalizm ve “mouse krizi”dir. Makalede doğa, kültürün temel belirleyicisi ve arka planı olarak kabul edilmiştir. Kültür, hem doğa hem de insan doğası temelinde şekillenen bir olgu olarak göz önünde bulundurulmuştur. Dijitalizm ise “doğa”nın belirleyici yerini işgal eden özellikte görülmüştür. Dijitalizm kavramı, farklı çalışmalarda çeşitli şekillerde ele alınmış olsa da “mouse krizi” kavramı ilk defa bu makalede kullanılmıştır. Bu kavramda bilgisayarda kullanılan “mouse” aracı göz önüne alınmıştır. Dijitalizm kavramıyla sanal ortamın bazı özelliklerine ve bu ortamın yapısına dikkat çekilmiştir. Dijitalizm, dayatmacı, indirgeyici, hipnotik, kapalı ve dönüştürücü özellikleriyle değerlendirilmiştir. Dijitalizm kavramı dijital ağların ve dijital teknolojinin neden olduğu hâkim yapıyı açıklamak için kullanılırken “mouse krizi” kavramı ise insanın dijital alan ile doğal yaşam arasındaki gerilimine ve çatışmasına, ayrıca dijitalleşmenin yönüne işaret etmek için kullanılmıştır. Çalışmanın amacı, dijitalizmin kendi doğası zemininde ürettiği kültürün insan yaşamında etkisinin artarak hâkim olmaya başladığını ve dijital alan ile doğal yaşam arasındaki gerilimin dijitalleşmeyi tetiklediğini ortaya koymaktır. Dijitalizm, kendi kültürünü kendi doğası üzerinden inşa etmeye devam ederken insanın doğa algısını da bozduğu görülmüştür. Böylece dijitalizmin yeniden inşa edilmek üzere insan yaşamını dijital alana sürüklediği tespit edilmiştir.Book Part Etnisizm ve Hendek Terörünün “Ortak Yaşam Tecrübesi”nde Açtığı Sosyal Travma Biçimlerinden Bazıları(HEGEM Yayınları-Ankara, 2018) Yeşilmen, HalitGüneydoğu Anadolu bölgesi ve özelde Mardin ili ve çevresi, Araplar, Kürtler, Kareçiler, Mıtırbiler, Süryaniler, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yezidiler gibi farklı etnik ve dini unsurların ortak yaşam tecrübesini günümüze kadar taşıyabilmiştir. Bunun en az bin yıllık tarihi arka planı da göz ardı edilmemelidir. Farklı etno-dini unsurların yüzyıllara dayanan birlikte yaşama tecrübesi, günümüzde, özellikle Mardin ve Midyat bağlamında “Dinler ve Diller Kenti” vurgusuyla güncelliğini koruyabilmektedir. Bahsedilen farklı etno-dini unsurlar, bölgenin kendine has sosyo-kültürel dinamikleri çerçevesinde konumlanabilmiş ve sürdürülebilir etkileşimleri de kendi aralarında tesis etmeyi başarmışlardır. 1973’lere dayanan terör örgütlenmeleri/eylemleri ile yaklaşık son on yıl içinde kendini hissettirmiş olan etnik merkezli kimlik söylemleri, bahsedilen birlikte yaşama tecrübesini ve dokusunu olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı da etnisizme varan kimlik(lenme)lerin ve son olarak “hendek” ismiyle gündemde yer almış olan terör eylemlerinin açtığı sosyal travma biçimlerinden bazılarına değinmek ve bunları ortak yaşam tecrübesi bağlamında değerlendirmektir. Bununla birlikte, özellikle ortak yaşam tecrübesinin söz konusu olduğu bir bağlamda “barış” ve “halkların kardeşliği” gibi söylemlerin sürdürülebilir olan sosyo-kültürel etkileşimleri nasıl keskin sınırlara evirdiğine değinmek de bu çalışmanın diğer bir amacıdır. Amaca yönelik sorgulanan temel problem ise şudur: Etnisizm/etnopolitika ve terör eylemleri, ortak yaşam alanındaki farklı etnik grupların etkileşimlerini ve ortak ufku nasıl etkilemiştir? Kapsam itibariyle çalışma, Mardin ve daha çok Midyat örnekliğinde, sosyo-kültürel alandaki en görünür durumlardan bir kaçı üzerinde odaklanmaktadır. Çalışmaya konu olan sosyal travmalar, özellikle “dil”in kullanılma biçimi, anlam evreni, aile dramı ve din bağlamındaki sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir.Article Book Part KAVRAM VE SÜREÇ YÖNLERİYLE KÜLTÜR SORUNUNU DEĞER FENOMENİ ÜZERİNDEN AŞMA İMKÂNI(İKSAD, 2020) Yeşilmen, HalitKültür (uygarlık ve medeniyet kavramları ile birlikte) her ne kadar tarihi süreçte farklı ve çok yönlü anlamlarda kullanılan bir serüvene sahip olsa da günümüzde, yani küreselleşme sürecinde, mevcut yapıların çözülmesi ve aktör yaklaşımların öne çıkması, ayrıca dijital merkezli yaşam formunun hızlanması nedeniyle değeri azalan bir kavram haline gelmiştir. Bu süreçte kültür, ne olduğu belirsiz bir hüviyete evirilmektedir. Bu evirilmenin en önemli sebeplerinden biri, kategorik de olsa kültür teriminin işaret ettiği yapısal özelliklerin artık bu kavramla karşılanamamasıdır. İnşa reflekslerine rağmen çözülmelerin de hız kazanması ve bundan dolayı yeni inşa süreçlerinin kısa süreli olması da bu nitelikteki bir karşılıksızlığı sürekli hale getirmektedir. Anlamın her geçen gün sosyo-kültürel yaşamdan buharlaşması, zaten bir muammaya sürüklenen kültür kavramının ve kültürün daha da belirsizleşmesine sebep olmaktadır. Buna mukabil çalışmada değer kavramı ele alınmış, söz konusu edilen buharlaşmaya rağmen sosyo-kültürel alanda değersiz (tüm kültürler eşdeğerdedir anlamında değil) bir yaşamın olamayacağı ortaya konmuştur. Bundan hareketle kültür ve kültürel süreçlerin temel dinamiğinde değer ve değersel etkileşimlerin olduğu yönünde bir yaklaşıma ulaşılmıştır. Bu temel dinamik ve yaklaşım, belirtilen buharlaşma karşısında değer hassasiyetinin günümüzde de geçerli olduğunu, ek olarak meselenin değerin hangi yönde ve ne ile inşa edildiği (değeri belirleme mücadelesi) noktasında düğümlendiğini imlemektedir. Günümüzde kültür, etimolojik anlamında söz konusu olan doğa zeminini kaybetmiş görünmektedir. İnsanın doğayla organik bağı göz önüne alındığında, bu zeminin kaybolmasıyla aslında bir değer-anlam zemininin de yokluğu ortaya çıkmaktadır. Doğa-insan-kültür ilişkisi çerçevesinde ifade edilen değer dinamiğinin ve değer zemininin son kertede insanda saklı olduğu söylenebilir. İnsan yaşamının hiçbir şeye değmeyen bir yöne sürüklenmesi durumunda değer dinamiğinin zayıflamasıyla birlikte kültür de yok olacaktır. Bu itibarla değer yaklaşımının kültür ile ilgili irdelemelerde önemli açıklama imkânları sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Değer olgusunun “değmek” kök anlamı ile birlikte, yapılan eylemin kıymet veçhesiyle karşılanabilmesi durumuna, önemine ve niteliğine işaret eden “karşılık olma” anlamıyla ilişkili olarak “karşılaşma”, “temas”, “mübadele” (kavramsal, ahlaki ve maddi düzlemde), “etkileşim” ve “değişim” gibi kültürel süreçlere gönderme yapan temel bir kapsamda olduğu görülmüştür. Dolayısıyla değer yaklaşımının (anlam-değer ilişkisi de dâhil olmak üzere) kültürle ilgili ortaya konan ister kültüralist ve semiyotik isterse de etkileşimsel ve süreçsel yaklaşımlara -hiçbirini dışlamadan- kapsamlı bir açıklama imkânı sunduğu neticesine ulaşılmıştır. Değer(ler) hem somut hem de soyut süreçlere ve öğelere (mesela, anlam dünyası) vurgu yapması yönüyle kültürel ve sosyal değerlendirmelerde bir mihenk taşı kıymetindedir. Bu itibarla değerin yapı ve aktör kutuplaşmasında biri diğerini yok sayma yönünde değil, değişim çerçevesinde, yani değer alanında olmak üzere birinin diğerini (ve karşılıklı) karşılaması (karşılayabilmesi) yönüyle bir belirlemenin olduğu neticesine ulaşılmıştır. Dolayısıyla retorik düzeyde değerin ne olduğu (mesela, ister kültürel isterse de ahlaki çerçevede değerlerin sadece sözle ifade edilmesi) değil, ne yaşandığının (bu, sosyal yaşamın hangi anlam dünyasına değdiği hususunu dışlamaz; yani değer, anlam ile de ilişkildir) önem kazandığı, ilgili sorgulamalarda buna dikkat edilmesinin faydalı olacağı görülmüştür: Bu açıdan sosyo-kültürel problem ve çözümlerin temel zemini ve dinamiği de burada aranmalıdır. Bu hem damıtılarak biriken kültürel değerler için hem de gündelik yaşam için geçerlidir. Belirtilen çerçevede değer yaklaşımı, özellikle dijital teknolojinin hızla değer alanını işgal ettiği bir süreçte önem kazanmaktadır.Article SOSYAL ANTROPOLOJİDEKİ BÜYÜ OLGUSUNA SİHİR KAVRAMI ÇERÇEVESİNDE YENİ BİR YAKLAŞIM(2019) Yeşilmen, HalitMakalenin konusu büyü olgusudur. Büyü olgusu, sosyal antropolojinin temel tartışma konularından biridir. Bu tartışmalarda, genellikle büyünün kökenleri ve sınırları, büyü, bilim ve din arasındaki ilişkiler ele alınmaktadır. Bu üç kategorinin sınırlarını belirlemede pozitivist paradigma önemli bir rol oynamaktadır. Bu sınırlar içinde bilim, pozitivist paradigma üzerinden; din, aşkın doğaüstü güce inanmak temelinde; büyü ise din ve bilim dışında değerlendirilir. Böyle bir değerlendirme, büyü olgusunun anlaşılmasını engellemekle kalmaz aynı zamanda büyünün kapsamını, kökeninin ne olduğunu ve büyünün gündelik yaşamdaki etkisini de belirsizleştirmektedir. Bu nedenle makalenin amacı, büyünün temel sınırlarını belirlemek, belirsizliği aza indirmek ve büyünün gündelik yaşamdaki etkisini ortaya koymak olmuştur. Bu amaca yönelik sosyal antropolojideki büyü konusunun ele alınış biçimi ve büyünün kapsamı problem edilerek sihir kavramı çerçevesinde yeni bir yaklaşım sergilenmiştir. Sonuç olarak büyü, olumsuz sonuçlara odaklanan negatif niyet/amaç edimi olarak belirlenmiş ve bilinç seviyesini düşürerek gözü tatmin etme, korkutma, bağları kopararak kapatma, indirgeme gibi yöntemlerle ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte büyü, insan zihnini ve bilincini zayıflatan, kapatan, indirgeyen ve insanı ümitsizliğe sevk eden bir eylem olarak belirlenmiştir. Büyü, sadece eski toplumlarla ve demonik unsurlarla ilişkili görülmemiştir. Ayrıca büyünün insanların etkileşim biçimleriyle de ilgili olduğu görülmüştür. Bu açıdan büyü olgusunun ve günümüzdeki büyüsel koşulların farklı disiplinler tarafından yeniden sorgulanması gerektiği fikrine ulaşılmıştır.Book Part SÖZLÜ KÜLTÜR ÇERÇEVESİNDE SÜRYANİLERDE SOSYAL YAŞAM DİNAMİKLERİNİN DEĞİŞMESİ/ZAYIFLAMASI(akademisyen yayınevi, 2020) Yeşilmen, HalitPostmodern yaklaşımlarla günümüzde eleştirilen modernitenin, geleneksel denilebilecek yapılara yönelik en temel etkisinin söz ve söz dinamiklerine karşı olmak üzere zihin alanına (mesela; bireyselleşme, sekülerizm, rasyonelleşme, pozitivizm, pragmatizm gibi) yöneliş ile kendini gösterdiği söylenebilir. Bu çerçevede ve analitik açıdan iki kalın ayırım ortaya koymak gerekirse; geleneksel yapıları sözlü kültür, moderniteyi de yazılı kültür (sözün teknolojileşmesi) üzerinden değerlendirmek mümkündür. Buna bağlı biçimde geleneksel yapılara ilişkin olarak “kolektif hafıza” (iletişimsel hafıza), modernleşmeyi temsilen de “tarihsel hafıza” (seçici ve kurgusal hafıza) ayırımı yapılabilir. Günümüzde, iletişimsel özelliğiyle ön plana çıkan kolektif hafızanın yerine güncel sosyo-politik konumlanmayla ilintili bir şekilde ve tarihsel verilerden yola çıkarak seçici, kurgusal/işlemsel biçimde inşa edilen ve yeni teknolojik araçlarla yaygınlık kazanabilen “tarihsel” ve “kitlesel/popüler” hafıza biçimlerinin ön plana çıktığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu çerçevede “söz” (sözlü kültür) ile “imaj” (aynı zamanda; zihin, yazı, göz ve görsellik) arasındaki mücadeleyi birçok yerde görmek mümkün. Dolayısıyla şu soruyu sormak da kaçınılmaz bir hal almaktadır: Acaba 21. yüzyıl; küreselleşmenin, postmodernleşmenin ve dijitalleşmenin etkisiyle, modernitenin söze ve sözlü geleneğe yönelik mücadelesini, sözü sahibinden ve bağlamından tamamen kopartmak suretiyle zihinsel ve görsel zemine/alana indirgeyip işleyerek bir zafer mi ilan edecek? Yani sözün canlı doğadaki yaşamsal (hayati) varlığını/alanını, canlılığından soyutlayarak tamamen işlemsel boyuta mı indirgeyecek?Article SÜRYANİLERDE ÖZDEYİŞ GELENEĞİNİN ROLÜ: ERDEMLİ BİR HAYAT İÇİN HİKMETİN/BİLGELİĞİN SOSYAL YAŞAMA AKTARILMASI(2020) Yeşilmen, HalitMakalenin konusu Süryani Özdeyişleridir. Süryanilerde söz konusu edilebilecek olan özdeyiş geleneğinin rolü ve buna bağlı olarak özdeyişlerde ön plana çıkan ana temalar sorgulanmaktadır. Konu, Kutsal Kitap’tan “Mezmurlar”, “Süleyman’ın Özdeyişleri” ve “Vaiz” bölümleri (kitapları) ile Süryani Büyükleri’nden Mor Efrem, Ebû’l Farac ve Hanna Dolabani ile sınırlı tutulmuştur. Arami bir bilgeye atfedilen “Ahikar’ın Öğütleri” adlı eserdeki özdeyişler de değerlendirmeye alınmıştır. Amaç hem Süryanilerde özdeyiş geleneğinin mevcudiyetini ve kaynaklarını ortaya koymak hem de geleneğin rolü çerçevesinde özdeyişlerde ön plana çıkan ana temaları belirlemek olmuştur. Bunun için öncelikle Kutsal Kitap’ta ve Süryani Büyükleri’nde söz konusu edilebilecek olan özdeyiş geleneği değerlendirilmiş, sonrasında da özdeyişlerde ön plana çıkan ana temalar tespit edilerek genel bir çerçeve belirlenmiştir. Süryanilerde bir özdeyiş geleneğinin söz konusu edilebileceği ve bunun iki temel kaynağa dayandığı sonucuna ulaşılmıştır. Biri, Kutsal Kitap’tır; diğeri de Süryani Büyükleri’dir. Rolü itibariyle özdeyişlerin, Kutsal Kitap merkezinde söz konusu edilen hikmetin/ bilgeliğin ve bu kapsamda sosyal yaşama yönelik pratik sorumlulukların öğretilmesine ve aktarılmasına aracılık ettiği tespit edilmiştir. Günümüzde ise özdeyiş geleneğinin zayıfladığı ve açıklamalı formun ön plana çıktığı görülmüştür. İçeriği ve sonuçları itibariyle bu çalışma hem içinde yaşadığımız kültürel dinamikleri hem de Süryani kültürünü anlama ve yorumlamaya katkı sunmayı hedeflemektedir.Article Tılsımda Tezahür Eden “Mana”nın Kuantum Fiziğiyle Yeniden Okunması: Antropolojik Bir Yaklaşım(2020) Yeşilmen, HalitMakalenin konusu “mana”dır. Tılsım da mananın tezahür biçimi olarak ele alınmıştır. “Mana”, Mardin’den derlenen tılsım örnekleri üzerinden kuantum fiziğiyle yeniden değerlendirilmiştir. Amaç, tılsım ve “mana”nın beş duyu ile algılanamayan yönlerinin kuantum fiziği üzerinden somutlaştırma yoluyla yeni bir okuma imkânının olduğunu ortaya koymaktır. Bu okuma, kuantum fiziğini ölçek kullanarak soyutun somut alana çekilmesiyle gerçekleşmiştir. Sonuç olarak “mana”nın doğadaki oluşuma eşlik eden bir potansiyel olduğu, tılsımın da bu oluşum dengesi içinde yer aldığı görülmüştür. Kuantum fiziği bulgularının “mana”nın özelliklerine işaret ettiği, bu açıdan kuantum fiziğinin “mana”nın fiziği olma niteliği taşıdığı sonucuna da ulaşılmıştır. Dolayısıyla büyü kategorisinde ele alınan inanışların ve ritüellerin yeniden değerlendirilmesi gerekliliği de kendini göstermiştir. Bu yöndeki bir okuma neticesinde “sempatik büyü” kategorisinde ele alınan inanışlarda ve ritüellerde sahte sebeplerin değil, “mana”ya yönelik katılım ve “kıvam” durumunun belirleyici olduğu görüşüne ulaşılmıştır. Böylece makalede, sonraki çalışmalar için giriş mahiyetinde, kuantum fiziğinin sosyal bilimlere dâhil edilmesi gerekliliğine de işaret edilmiştir.