Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/32
Browse
Browsing Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 250
- Results Per Page
- Sort Options
Article Investigation of toxin genes in Staphylococcus aureus strains isolated in Mustafa Kemal University Hospital(2011) Demir Cemil; Aslantas, Ozkan; Duran, Nızamı; Ocak, S; Özer, BurcınAim: The aim of this study was to investigate the presence of genes encoding staphylococcal enterotoxins (SEs), exfoliative toxins (ETAs, ETBs), and toxic shock syndrome toxin-1 (TSST-1) by polymerase chain reaction (PCR) in Staphylococcus aureus strains isolated from various clinical samples from the Mustafa Kemal University Hospital. In addition, PCR-based restriction fragment length polymorphism (RFLP) analysis of the coa gene was employed to genotype the isolates. Materials and methods: A total of 120 S. aureus strains isolated from various clinical samples (blood, wounds, urine, conjuctival swabs, and tracheal aspirate) over a 1 year period, 2007-2008, were used in this study. Results: Almost 65.8% of the isolates possessed at least one toxin gene. The genes most frequently found were seg-sei (40.8%), followed by sea (30%) and eta (19.2%). Overall, 35 toxin genotypes were observed, among which the genotypes seg-sei, sea-seg-sei, and sea-see predominated at the rate of 8.3%, 5.8%, and 5%, respectively. Four coagulase genotype patterns were observed, with molecular sizes ranging from 570 to 970 bp. Coo-based RFLP analysis revealed 7 different patterns using Conclusion: Our results have revealed that toxin genes were very prevalent among S. aureus isolates, and the toxigenic isolates were independent of the genotypes obtained by PCR-RFLP of the coa gene (P > 0.05).Other Alfa-Metil benzilamin Grupları İçeren Fe3O4@SiO2 manyetik nanoparçacıklar kullanarak rasemik mandelik asidin rezolüsyonu(2012) Tarhan; Tural; Tural, Tuba; Bilsen; ServetTıbbi ve tarımsal ilaçlar, besin katkı maddeleri gibi yararlı kimyasal maddeler ve sıvı kristaller, polimerler gibi materyal bilimi için gerekli enantiyomerik saf bileşiklere olan ihtiyaç son 30 yılda giderek artmıştır. Biyolojik etken maddelerin yapı ve aktivite ilişkileri incelendiğinde tek izomerlerin hedef seçici olmalarından dolayı rasemik karışımlara göre çok daha etkin oldukları görülmektedir. Ayrıca tek enantiyomerden oluşan ilaçların ya çok az ya da hiç yan etkilerinin bulunmaması da etken maddelerin tek izomerlerinin elde edilmesine olan ilgiyi artırmaktadır. Kiral bir ilaç etken maddesinin enantiyomerlerinden birisi vücutta fizyolojik olarak değişiklik yaparken diğer enantiyomeri ya etkili olmaz ya da ciddi fizyolojik zararlara neden olabilir. Bunun sonucu olarak biyolojik sistemler ve ilaçlar arasındaki kiral tanınma oldukça önemlidir. Örneğin softenon isimli bileşiğin (R)-enantiyomeri yatıştırıcı özellik gösterirken (S)-enantiyomeri embriyoda bozukluğa yol açar. Yine benzer şekilde (S)-(-)-propranolol 1960’larda kalp hastalığının tedavisi için β-bloker olarak tanımlanmıştır. Ancak enantiyomeri (R)-(+)-propranolol gebelik önleyici olarak etki eder. Buradan anlaşıldığı gibi enantiyomerler birbirine zıt etki gösterebilirler. Bu nedenle klinik kullanımda bir bileşiğin enantiyomerik saflığı çok önemlidir. Ayrıca enantiyomerlerden biri aktif diğeri inaktif özellik gösterebilir. Kiral bir bileşik olan kloroamfenikol buna en iyi örneklerden biridir. (R,R)-kloroamfenikol antibakteriyel özellik gösterirken, (S,S)-kloroamfenikol inaktif özellik göstermektedir. Bu gibi ilaçların rasemik olarak vücuda alınmasında, gerekli birim miktardaki etken maddeyi karşılamak için rasemik karışımdan iki kat almak gerekmektedir. Ayrıca başlangıç maddeleri ve kaynakların yarısı boşa harcandığı için bu ekonomik açıdan istenmeyen bir durumdur. Bu nedenlerden dolayı tek bir enantiyomer her zaman için rasemik karışıma göre daha fazla biyolojik aktivite gösterir. Biyolojik aktivite bakımından optik saflığın öneminin giderek artmasıyla optik saflığın belirlenmesi için kesin ve güvenilir metotların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca bilindiği gibi son zamanlarda tek enantiyomerli ilaç satışları dünya çapında sürekli olarak büyümektedir. Bu çalışmada kiral organik asit olan mandelik asidin rasemik karışımının rezolüsyonu düşünülmektedir. Bu maddeye benzer özellik taşıyan ve ilaç olarak kullanılan kiral organik asitlere, α-arilpropiyonik asit sınıfından olan (S)-Naproxen, (S)-Ketoprofen, (S)-Flurbiprofen, (S)-Fenilpropiyonik asid ve (S)-ibuprofen örnek olarak verilebilir. Rezolüsyonu yapılmak istenen, kiral bir organik asit olan mandelik asitin her iki enantiyomerik formuda farklı farmokolojik aktiviteye sahiptir. D-mandelik asit, antibiyotik olan ilacın aktivitesini geliştirdiği için terapatik özellik göstermektedir. D-mandelik asidin bu terapik özelliğinden dolayı tıpta kullanılan yaygın ilaçların başında gelir. L-mandelik asidin kullanım alanları, hayvan sağlığında veterinerlikte ilaç ham maddesi olarak kullanılır. Yani hayvan sağlığı ve hayvan bakım ilaçlarında, oral solüsyon olarak kullanılır. Mandelik asit uzun yıllar boyunca tıpta anti bakteriyel olarak, özellikle idrar yolu enfeksiyonları tedavisinde kullanılmaktaydı. Ayrıca cilt hastalıkları tedavisinde, cilt bakım ürünlerinde özellikle yetişkinlerdeki akne sorunlarına iyi bir tedavi sunmaktadır. Rosacea hastalığında (gül hastalığı) iltihaplanma ve kızarıklıkları gidermekte, mandelik asit ürünleri lazer öncesi ve sonrasında, deride meydana gelen tahriş ve kızarıklıkları azaltmada kullanılır. Tüm bu nedenlerden dolayı Mandelik asitin enantiomerlerine ayrılması önem arz etmektedir. Fonksiyonel grup bağlı nanoparçacıklardaki son gelişmeler, biyomedikal alandaki uygulamalar için ümit verici olmuştur. Magnetit(Fe3O4) kimyasal olarak kararlı, toksik ve kanserojen olmayan bir manyetik malzemedir. Magnetit nanoparçacıkları veya nanoparçacık agregatları enzim ve protein immobilizasyonu, RNA ve DNA saflaştırması, manyetik hücre saflaştırması ve ayrılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda özellikle süperparamanyetik magnetit nanoparçacıklar tercih edilmektedir. Çünkü süperparamanyetik özellik manyetik kompozit parçacıklarının agregasyonunu önler ve manyetik alan uzaklaştırıldığında parçacıkların çözelti içinde hızlı bir şekilde dağılmalarını sağlar. Manyetik ayırma teknikleri, klasik ayırma teknikleriyle karşılaştırıldığında bazı avantajlara sahiptir. Buna bağlı olarak son zamanlarda, biyolojik moleküllerin saflaştırılma ve ayrılması için yüzeyi uygun gruplarla kaplanmış nano ve mikro parçacıkların geliştirilmesine yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Fonksiyonel grup bağlamaya uygun bir platform sağladığı için silika kaplı manyetik nanoparçacık ve nanoparçacık agregatları teknolojik açıdan büyük ilgi görmektedir. Özel bir uygulama için gerekli manyetik nanoparçacıklar, yüzeyde kaplanmış olan silikanın fonksiyonel gruplarının farklılaştırılması ile kolayca hazırlanabilir. Silika, hidroksil(-OH) fonksiyonel gruplarından dolayı bir kaplama metaryeli olarak önem kazanmaktadır. Fonksiyonel grup bağlı nanoparçacıklardaki son gelişmeler, biyomedikal alanda ve ilaç endüstrisindeki uygulamalar için ümit verici olmuştur. Magnetit (Fe3O4) kimyasal olarak kararlı, toksik ve kanserojen olmayan bir manyetik malzemedir. Magnetit nanoparçacıkları veya nanoparçacık agregatları enzim ve protein immobilizasyonu, RNA ve DNA saflaştırması, manyetik hücre saflaştırması ve ayrılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda özellikle süper paramanyetik nanoparçacıklar tercih edilmektedir. Bunun yanı sıra manyetik nano parçacıkların optikçe aktif (kiral) maddelerin enantiyomerlerine ayrılmasında çok önemli rol oynayacağını düşünmekteyiz. Kiral maddeler R veya S izomerik yapıda olabilir. Bu R ve S yapıların birbirinden ayrılması ilaç dünyası için çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü var olan ilaçların birçoğu rasemik yapıda olup, etken maddenin hem R hem de S formunu içermektedir. Oysa bir hastalığın tedavisinde kullanılacak olan etken maddenin R veya S formlarından biri hastalığın tedavisinde görev görmekte diğer form ise kimyasal atık olarak vücutta kalmaktadır. Kullanılmayan form yan etki göstermeyeceği gibi zehir etkisi de gösterebilmektedir. Bu yüzden kiral ayırma her zaman için çok önemli olmuştur.Presentation Chiral Separation of rac Mandelic Acid with Chiral Nanoparticles(XI International Conference on Nanostructured Materials, Greece, Rhodes 2012, 2012) TARHAN, TUBA…Conference Object Etnik ve Dini Çeşitlilik İçinde Mardin İlindeki İlköğretim Öğrencilerinin Vatandaşlık Algıları(Uluslararası Sosyal Bilgiler Eğitimi Sempozyumu, 2012) Arslan, Seyfettin; Erdolu, Mehmet FatihBu çalışmanın amacı, Mardin Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ilköğretim okullarında eğitim-öğretim görmekte olan 8. sınıf öğrencilerinin vatandaşlık algılarını ortaya çıkarmaktır. Bu çalışmayla özellikle ilköğretimin ikinci kademesinde Sosyal Bilgiler ve Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Derslerinin çeşitli konu alanları içerisinde yer alan Vatandaşlık kavramlarının öğrenciler tarafından nasıl algılandığını incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yönteminin kullanıldığı betimsel bir alan araştırmasıdır.thesis.listelement.badge Chiral Resin - Coated Magnetic Nanoparticles for Resolution of Chiral Mandelic Acid(2012) Tarhan, TubaBu çalışmada, bir meyve asidi olup acı bademden elde edilen ve farmakolojik öneme sahip olan (R)- ve (S)- mandelik asidin rezolüsyonu sağlandı. (R)-mandelik asit uzun yıllar boyunca tıpta, anti bakteriyel olarak özellikle idrar yolu enfeksiyonları tedavisinde, cilt hastalıkları tedavisinde, cilt bakım ürünlerinde, yetişkinlerde akne sorunlarını gidermede, rosacea (gül hastalığı ) hastalığı tedavisinde, iltihaplanma ve kızarıklıkları gidermede kullanılmaktadır. Ayrıca yarı sentetik sefalosprinler ve penisilinlerin üretiminde anahtar bir ara madde özelliği göstermektedir. Üstelik anti-tümör ve anti-obezite ajanlarının sentezi için kiral sinton ve kiral bir ayırma ajanı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca antibiyotik olan ilacın aktivitesini geliştirmede yaygın olarak kullanılır. (S)- mandelik asit ise daha çok hayvan sağlığında ve hayvan bakım ilaçlarında kullanılmaktadır. Farmakolojik olarak farklı etkilere sahip bu iki enantiyomerin rezolüsyonunu sağlamak tıpta ve ilaç sanayisinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada manyetik özellik gösteren nano parçacıklar(Fe3O4) silika ile kaplandı. Daha sonra kiral ayırmada etkinliği olan bazı fonksiyonel gruplar silika üzerine kovalent bağlanarak amaca uygun bir reçine sentezlendi. Sonrasında rasemik mandelik asit karışımı hazırlanıp değişik pH' lardaki (pH 2.2; 3.5;4.0; 4.4?) fosfat çözeltisinde çözüldü. Elde edilen rasemik karışım daha önce sentezlenmiş olan manyetik nanoparçacıklar içeren reçineyle, mekanik bir karıştırıcı yardımı ile etkileştirildi. Değişik zaman aralıklarında (1 dk, 5 dk, 10 dk, 20 dk ?) alınan eluatlar eter (dietileter) ile ekstrakte edilip eter fazı evapore edildi ve geriye kalan beyaz katı n-heksan-isopropanol karışımına alınıp HPLC de analiz edilerek enantiyomerik fazlalık(e,f) hesaplandı. Manyetik nanoparçacıklar kullanılarak yapılan enantiyomerik ayırmalarla ilgili çalışmalar literatürde çok az rastlanmaktadır. Bu tür çalışmaların literatürde 2010 ve sonraki yıllarda yayınlanmaya başladığını görüyoruz. Amacımız henüz yeni kullanılacak olan bu yöntem ile gelecekte yapılacak olan bu tür çalışmalara yeni bir umut ışığı olmak ve katkıda bulunmaktır.Presentation Chiral Separation of Drug İntermediates with Chiral Nanoparticles(Bilim ve Kültür Sempozyumu, Batman Üniv., Batman, 2012) TARHAN, TUBA…Article Isolation and Molecular Characterization of Methicillin-Resistant Staphylococci from Horses, Personnel and Environmental Sites at an Equine Hospital in Turkey(JAPAN SOC VET SCI, 2012) Aslantas, Ozkan; Turkyilmaz, Suheyla; Yilmaz, Mehmet Ali; Erdem, Zeynep; Demir, CemilThe present study was carried out to assess the frequency of methicillin-resistant staphylococci (MRS) among racehorses (n=209) and veterinary personnel (n=13) as well as environmental surfaces (n=14) at an equine hospital in Adana, Turkey. In addition, species distribution, antimicrobial susceptibility, resistance genes, staphylococcal chromosomal cassette mec (SCCmec) type and clonality of these isolates were also investigated. MRS were identified by 16S rRNA sequencing, and typed by pulsed-field gel electrophoresis (PFGE). As a result, MRS was isolated in horses (48.3%), clinic staff (92.3%) and environmental samples (71.4%). Of the 123 MRS isolates, 118 isolates were identified as Staphylococcus lentus, and the remaining ones were found to be S. sciuri (n=3), S. intermedius (n=1) and S. fleuretti (n=1). All isolates were found to be susceptible against vancomycin, quinupristin-dalfopristin and rifampicin. Additionally, single or various combinations of resistance genes were detected among MRS isolates. SCCmec type II was identified in all isolates. Similar PFGE patterns were observed among MRS isolated from horses, humans, and environmental samples. Since MRS were concurrently isolated from horses and humans it is suggested that cross-transmission of MRS between horses and humans might occur. However, it cannot be ruled out that transmission is human to animal or animal to human.Article Antioxidant Properties of Cultured Mycelia from Four Pleurotus Species Produced in Submerged Medium(TAYLOR & FRANCIS INC, 2013) Dundar, Abdurrahman; Okumus, Veysi; Ozdemir, Sadin; Yildiz, AbdunnasirThe ethanolic extracts of dried cultured mycelia of Pleurotus ostreatus, Pleurotus eryngii, Pleurotus florida, and Pleurotus sajor-caju were analyzed for antioxidant activity in different systems. Tests used are as follows: reducing power, free radical scavenging, superoxide anion radical scavenging, total antioxidant activity, metal chelating activitiy, etc.; total phenolic content was determined. The percentage inhibition of P. ostreatus, P. eryngii, P. florida, and P. sajor-caju at 20 mg/mL concentration on peroxidation in a -carotenelinoleic acid system was 57.19, 60.68, 62.12, and 58.81%, respectively. The reducing power of P. eryngii was higher than the other samples, and its value was 0.86 at 10 mg/mL concentration. P. ostreatus and P. sajor-caju proved to be better at scavenging superoxide anion radicals than the P. eryngii and P. florida. In the scavenging effect of DPPH radical test, P. ostreatus showed the highest activity potential and P. sajor-caju showed the strongest metal chelating capacity.Article Preconcentration of Sn in Real Water Samples by Solid Phase Extraction Based on the Use of Helvella leucopus as a Fungal Biomass Prior to its Determination by ICP-OES(ATOMIC SPECTROSCOPY, 2013) Kilinc, Ersin; Dundar, Abdurrahman; Ozdemir, Sadin; Okumus, VeysiRecently, biosorbents of biological origin such as fungus, algae, and bacteria have found special application as packing material in solid phase extraction (SPE). In this study, an alternative SPE method was developed and validated for the preconcentration of Sn prior to its determination by inductively coupled plasma optical emission spectrometry (ICP-OES). Helvella leucopus, a fungal biomass, was used as the biosorbent in the column studies. Experimental parameters, such as pH and flow rate of the solution, amounts of biosorbent and resin, and volume of the sample solution which affects the analytical results, were investigated. Effects of possible interfering ions on the SPE preconcentration of Sn were investigated. The sensitivity of ICP-OES was improved 47.1 times for Sn. The LOD and LOQ values were 0.06 and 0.21 ng respectively. Linearity was obtained in the concentration range of 1.0-30 ng mL(-1) for Sn. The loading capacity of Helvella leucopus immobilized Amberlite XAD-4 was 10.4 mg g(-1). The concentrations of Sn in the water samples from the Tigris River were determined using the developed method and validated by analysis of the certified reference material NWTM-26.3 Fortified Water sample.Presentation One Step Purification and CovalentImmobilization of Benzaldehyde Lyase BAL EC 4 1 2 38 with Heterofunctional Chelate EpoxyModified Fe3O4 SiO2 Nanoparticles and Its Carboligation Reactivity(9 th Nanoscience and Nanotechnology Conference (Nano TR-9) Erzurum, 2013) TARHAN, TUBA…Book Review Preconcentration of metal ions using microbacteria(SPRINGER WIEN, 2013) Ozdemir, Sadin; Okumus, Veysi; Dundar, Abdurrahman; Kilinc, ErsinThis review (160 refs). covers the current state of the art of microbacteria-based sorbents for preconcentration of metal ions at trace levels. We highlight advantages and major challenges of the techniques and discuss future perspectives of both batch and column-based methods. Particular attention is paid to the preconcentration of metal ions using resin-immobilized microbacteria for solid phase extractions. We also discuss detection methods including UV-vis spectrophotometry, FAAS, ICP-OES and ICP-MS. Analytical figures of merit are compared, and examples are given for the application to a variety of samples including food, beverages, alloys, water, soil, and geological samples.Article In situ atom trapping of Bi on W-coated slotted quartz tube flame atomic absorption spectrometry and interference studies(PERGAMON-ELSEVIER SCIENCE LTD, 2013) Kilinc, Ersin; Bakirdere, Sezgin; Aydin, Firat; Ataman, O. YavuzAnalytical performances of metal coated slotted quartz tube flame atomic absorption spectrometry (SQT-FAAS) and slotted quartz tube in situ atom trapping flame atomic absorption spectrometry (SQT-AT-FAAS) systems were evaluated for determination of Bi. Non-volatile elements such as Mo, Zr, W and Ta were tried as coating materials. It was observed that W-coated SQT gave the best sensitivity for the determination of Bi for SQT-FAAS and SQT-AT-FMS. The parameters for W-coated SQT-FAAS and W-coated SQT-AT-FAAS were optimized. Sensitivity of FAAS for Bi was improved as 4.0 fold by W-coated SQT-FAAS while 613 fold enhancement in sensitivity was achieved by W-coated SQT-AT-FAAS using 5.0 min trapping with respect to conventional FAAS. MIBK was selected as organic solvent for the re-atomization of Bi from the trapping surface. Limit of detection values for W-coated SQT-FAAS and W-coated SQT-AT-FAAS was obtained as 0.14 mu g mL(-1) and 0.51 ng mL(-1), respectively. Linear calibration plot was obtained in the range of 2.5-25.0 ng mL(-1) for W-coated SQT-AT-FAAS. Accuracy of the W-coated SQT-AT-FAAS system was checked by analyzing a standard reference material, NIST 1643e. (C) 2013 Elsevier B.V. All rights reserved.Article Association with Leptin Gene c.-2548 G > A Polymorphism, Serum Leptin Levels, and Body Mass Index in Turkish Obese Patients(HUMANA PRESS INC, 2013) Say Şahin, Deniz; Tümer, Cemil; Demir, Cemil; Çelik, M. Murat; Çelik, Mustafa; Uçar, Edip; Güneşaçar, RamazanLeptin is a protein hormone which plays a critical role in the regulation of both body-weight through reducing food intake and stimulating energy expenditure. Several polymorphisms in leptin gene (LEP), which encodes for leptin, have been described. However, its association with obesity is still controversial. Therefore, in the present study, we aimed to investigate whether LEP c.-2548 G > A polymorphism was associated with serum leptin levels, lipid parameters, and body mass index in Turkish obese patients. Forty-seven obese patients and 48 healthy individuals were included in the study. Blood samples were collected for DNA extraction. LEP c.-2548 G > A polymorphism were detected using polymerase chain reaction-restriction fragment length polymorphism technique. Serum leptin levels and lipid parameters were measured by ELISA and enzyme colorimetric assay techniques, respectively. GA or AA genotypes and A allele carrier frequencies of the c.-2548 G > A polymorphism in the LEP were higher in obese (38.3, 34.0 and 72.3 %) when compared with controls (14.6, 12.5, and 27.1 %; p = 0.011, 0.016, and 0.002, respectively). On the other hand, AA or AG genotypes were also related to increased serum leptin levels (p < 0.001) and body mass index (p < 0.0001). All these consequences showed that LEP -2548 AA or AG genotypes are important predictors for increased levels of leptin and BMI in Turkish obese patients and it may be a useful marker for obesity risk in our population.Article Solid Phase Extraction Based on the Use of Agaricus arvensis as a Fungal Biomass for the Peconcentrations of Pb and Al Prior to Their Determination in Vegetables by ICP-OES(ATOMIC SPECTROSCOPY, 2013) Kilinc, E (Kilinc, Ersin); Dündar, Abdurrahman; Özdemir, Sadin; Okumuş, VeysiA solid phase extraction (SPE) method based on the use of a fungal biomass as sorbent was developed for the preconcentrations of Pb and Al. Agaricus arvensis was immobilized on Amberlite XAD-4 and loaded onto a column. Important parameters such as pH and flow rate of the solution, amount of biosorbent and resin, volume of sample solution, which affect the efficiency of the preconcentration procedure for Pb and Al, were optimized. The effect of possible interfering ions, i.e., Cd2+, Cu2+, Ni2+, Zn2+, Co2+, Na+, K+, Ca2+, Mg2+, and Fe2+, was investigated. Experiments on the repeatability of the solid phase column showed that the same column could be used at least 30 cycles without loss of the biosorption efficiency for the recovery of Pb and Al. The limit of detection (LOD) of Pb and Al was found to be 0.10 ng m(L-1) and 0.03 ng mL(-1), respectively. The sensitivity of ICP-OES improved 39.8-fold for Pb and 39.5-fold for Al. Linearity was obtained in the concentration range of 1.25-50.0 ng mL(-1) for Pb and 0.5-50.0 ng mL(-1) for Al. The relative standard deviation (RSD) of the method under optimum conditions was lower than 8.4% (n=5) for Pb and Al, which was validated through the analysis of certified reference tea and poplar leaves samples. The biosorption capacity of immobilized Agaricus arvensis for Pb and Al was found to be 31.2 mg g(-1) and 45.7 mg g(-1), respectively. The developed method was applied to determine the concentrations of Pb and Al in various edible vegetable samples (cucumber, okra, tomato, beans, aubergine, watermelon, zucchini, pepper, melon, lettuce, roka, purslane, scallion, cress, parsley, cabbage, sugar cane, and basil) grown along the cultivated banks of the Tigris River in Diyarbakir, Turkey.Presentation Glucamine Modified Magnetic Nanoparticlesfor the Removal of Boron from Seawater(9 th Nanoscience and Nanotechnology Conference(Nano TR-9) Erzurum, 2013) TARHAN, TUBA…Presentation Carboligation Reactivityof Benzaldehyde Lyase BAL EC 4 1 2 38 with Salt Induced Covalent Immobilization toMagnetic Solid Support(9 th Nanoscience and Nanotechnology Conference (Nano TR-9) Erzurum, 2013) TARHAN, TUBA…Article Mononuclear Complexes Based on Pyrimidine Ring Azo Schiff-Base Ligand: Synthesis, Characterization, Antioxidant, Antibacterial, and Thermal Investigations(WILEY-V C H VERLAG GMBH, 2014) Gulcan, Mehmet; Ozdemir, Sadin; Dundar, Abdurrahman; Ispir, Esin; Kurtoglu, MukerremSix transition metal(II) complexes with the heterocyclic ligand HL (1), [CuL2]center dot H2O (2), [NiL2]center dot 3H(2)O (3), [CoL2]center dot 3H(2)O (4), [MnL2]center dot 3H(2)O (5), [ZnL2]center dot 2H(2)O (6), [PdLOAc]center dot H2O (7) [HL = 5-benzoyl-1-((E)-(2-hydroxy-5-((E)-phenyldiazenyl)benzylidene)amino)-4-phenylpyrimidin-2(1H)-one] were synthesized. The features of the azo Schiff bases were assigned from microanalytical, spectroscopic (IR, UV/Vis., H-1- and C-13 NMR, API-ES mass), magnetic, and molar conductivity measurements at room temperature as well as thermal analysis. The electronic absorption spectroscopy and magnetic susceptibility measurements of the complexes indicate square pyramidal arrangement for Pd-II and octahedral environment for all the other complexes. The azo Schiff base HL acts as a monobasic tridentate ligand, which commonly coordinates through the oxygen atoms of the phenol OH and the pyrimidine one group, and the nitrogen atom of the azomethine group. The thermal behaviors of the ligand and its metal complexes were studied using thermogravimetric analysis (TGA) and differential thermal analysis (DTA). The metal complexes proved to be more thermally stable than the ligand; they decomposed at 10-30 degrees C higher temperatures. Antioxidant properties of the ligand and its metal complexes (DPPH free radical scavenging, ferrous chelating and reducing power activities) were tested. Antimicrobial activities were studied with gram-positive bacteria, which included Bacillus subtilis and Staphylococcus aureus, whereas Escherichia coli and Pseudomonas aeruginosa represented gram negative bacteria.Presentation Biosorption of Metanil Yellow from aqueous solution onto glutaraldehydecross linked magnetic chitosan nanoparticles(248th National Meeting of the American¬Chemical¬Society (ACS), San Francisco, USA, 2014, 2014) TARHAN; TURAL; TURAL;, TUBA; BİLSEN; SERVET…Presentation Biosorption of Metanil Yellow from Aqueous Solution onto glutaraldehyde cross linked magnetic chitosan nanoparticles(10th Nanoscience and Nanotechnology Conference, June 2014, Istanbul, TURKEY, 2014, 2014) TARHAN; TURAL; TURAL;, TUBA; BİLSEN; SERVET…Article Preparation, spectral studies, theoretical, electrochemical and antibacterial investigation of a new Schiff base and its some metal complexes(ELSEVIER SCIENCE BV, 2014) Ilhan, S.; Baykara, H.; Seyitoglu, M. S.; Levent, A.; Ozdemir, S.; Dundar, A.; Oztomsuk, A.; Cornejo, M. H.A new Schiff base ligand, 1,6-Bis(2-(5-bromo-2-hydroxybenzylideneamino)-4-chlorophenoxy)hexane was synthesized. Some Schiff metal complexes of the new Schiff base were prepared by the reaction of some metal salts and the Schiff base. The complexes are non-electrolytes as shown by their molar conductivities (Lambda M). The structures of metal complexes are proposed from elemental analysis, FT-IR, UV-vis, magnetic susceptibility measurements, molar conductivity measurements, mass spectra and thermal gravimetric analysis. In addition theoretical H-1 NMR, HOMO-LUMO studies of the ligand; antimicrobial and cyclic voltammetric studies of the compounds were also carried out. In this study antioxidant and antibacterial activities of the compounds were examined via in vitro methods. (C) 2014 Elsevier B.V. All rights reserved.