Antropoloji Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/66
Browse
Browsing Antropoloji Bölümü Koleksiyonu by Department "MAÜ, Fakülteler, Edebiyat Fakültesi, Antropoloji Bölümü"
Now showing 1 - 20 of 97
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part KAVRAM VE SÜREÇ YÖNLERİYLE KÜLTÜR SORUNUNU DEĞER FENOMENİ ÜZERİNDEN AŞMA İMKÂNI(İKSAD, 2020) Yeşilmen, HalitKültür (uygarlık ve medeniyet kavramları ile birlikte) her ne kadar tarihi süreçte farklı ve çok yönlü anlamlarda kullanılan bir serüvene sahip olsa da günümüzde, yani küreselleşme sürecinde, mevcut yapıların çözülmesi ve aktör yaklaşımların öne çıkması, ayrıca dijital merkezli yaşam formunun hızlanması nedeniyle değeri azalan bir kavram haline gelmiştir. Bu süreçte kültür, ne olduğu belirsiz bir hüviyete evirilmektedir. Bu evirilmenin en önemli sebeplerinden biri, kategorik de olsa kültür teriminin işaret ettiği yapısal özelliklerin artık bu kavramla karşılanamamasıdır. İnşa reflekslerine rağmen çözülmelerin de hız kazanması ve bundan dolayı yeni inşa süreçlerinin kısa süreli olması da bu nitelikteki bir karşılıksızlığı sürekli hale getirmektedir. Anlamın her geçen gün sosyo-kültürel yaşamdan buharlaşması, zaten bir muammaya sürüklenen kültür kavramının ve kültürün daha da belirsizleşmesine sebep olmaktadır. Buna mukabil çalışmada değer kavramı ele alınmış, söz konusu edilen buharlaşmaya rağmen sosyo-kültürel alanda değersiz (tüm kültürler eşdeğerdedir anlamında değil) bir yaşamın olamayacağı ortaya konmuştur. Bundan hareketle kültür ve kültürel süreçlerin temel dinamiğinde değer ve değersel etkileşimlerin olduğu yönünde bir yaklaşıma ulaşılmıştır. Bu temel dinamik ve yaklaşım, belirtilen buharlaşma karşısında değer hassasiyetinin günümüzde de geçerli olduğunu, ek olarak meselenin değerin hangi yönde ve ne ile inşa edildiği (değeri belirleme mücadelesi) noktasında düğümlendiğini imlemektedir. Günümüzde kültür, etimolojik anlamında söz konusu olan doğa zeminini kaybetmiş görünmektedir. İnsanın doğayla organik bağı göz önüne alındığında, bu zeminin kaybolmasıyla aslında bir değer-anlam zemininin de yokluğu ortaya çıkmaktadır. Doğa-insan-kültür ilişkisi çerçevesinde ifade edilen değer dinamiğinin ve değer zemininin son kertede insanda saklı olduğu söylenebilir. İnsan yaşamının hiçbir şeye değmeyen bir yöne sürüklenmesi durumunda değer dinamiğinin zayıflamasıyla birlikte kültür de yok olacaktır. Bu itibarla değer yaklaşımının kültür ile ilgili irdelemelerde önemli açıklama imkânları sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Değer olgusunun “değmek” kök anlamı ile birlikte, yapılan eylemin kıymet veçhesiyle karşılanabilmesi durumuna, önemine ve niteliğine işaret eden “karşılık olma” anlamıyla ilişkili olarak “karşılaşma”, “temas”, “mübadele” (kavramsal, ahlaki ve maddi düzlemde), “etkileşim” ve “değişim” gibi kültürel süreçlere gönderme yapan temel bir kapsamda olduğu görülmüştür. Dolayısıyla değer yaklaşımının (anlam-değer ilişkisi de dâhil olmak üzere) kültürle ilgili ortaya konan ister kültüralist ve semiyotik isterse de etkileşimsel ve süreçsel yaklaşımlara -hiçbirini dışlamadan- kapsamlı bir açıklama imkânı sunduğu neticesine ulaşılmıştır. Değer(ler) hem somut hem de soyut süreçlere ve öğelere (mesela, anlam dünyası) vurgu yapması yönüyle kültürel ve sosyal değerlendirmelerde bir mihenk taşı kıymetindedir. Bu itibarla değerin yapı ve aktör kutuplaşmasında biri diğerini yok sayma yönünde değil, değişim çerçevesinde, yani değer alanında olmak üzere birinin diğerini (ve karşılıklı) karşılaması (karşılayabilmesi) yönüyle bir belirlemenin olduğu neticesine ulaşılmıştır. Dolayısıyla retorik düzeyde değerin ne olduğu (mesela, ister kültürel isterse de ahlaki çerçevede değerlerin sadece sözle ifade edilmesi) değil, ne yaşandığının (bu, sosyal yaşamın hangi anlam dünyasına değdiği hususunu dışlamaz; yani değer, anlam ile de ilişkildir) önem kazandığı, ilgili sorgulamalarda buna dikkat edilmesinin faydalı olacağı görülmüştür: Bu açıdan sosyo-kültürel problem ve çözümlerin temel zemini ve dinamiği de burada aranmalıdır. Bu hem damıtılarak biriken kültürel değerler için hem de gündelik yaşam için geçerlidir. Belirtilen çerçevede değer yaklaşımı, özellikle dijital teknolojinin hızla değer alanını işgal ettiği bir süreçte önem kazanmaktadır.Conference Object Assessment of Sex and Stature of Unknown Skeletal Remains: Cerrahpaşa Anatomy Collection(2013) Ayşe ACAR; Mehmet Yaşar İŞCANObjective: Human skeletal parts are used in medical schools for anatomy education. Bones show the characteristics there are informative for deceased people. Anthropologist also used in the similar bones to assess by using metric and morphologic techniques to determine identification.The purpose of this investigation is to determine demographic characteristics such as sex and stature of people commingled in laboratories. The technique is less affective on samples with few remains. Material and Methods: The analysis is based on 319 unknown bones macerated from cadavera used in I.U. Cerrahpaşa Medical Faculty anayomy labratories. Measurements were taken in mm with an osteometric board, digital and sliding calipers and steel tape. Results: Sex determination is based on humeral and femoral head diameters. Stature was calculated from Trotter’s regression formulae. Results indicated that there were 21 males (stature=166 cm) and 34 females (stature=154 cm) from the humeral head diameter. Results from the femur were 27 males (stature=165 cm) and 34 females (stature=156 cm) from the femoral head diameter. Conclusion: As a result, unknown sex and collection with a good preservation can asist forensic scientist to develop techniques to identify remains found in mass disasters (plane crash, earthquake and similar disasters). Therefore, these remains can be used in forensic anthropological research even though their number is limited and they lack information about the sample. It assists to understand biological nature of a skeletal population.Book Part SÖZLÜ KÜLTÜR ÇERÇEVESİNDE SÜRYANİLERDE SOSYAL YAŞAM DİNAMİKLERİNİN DEĞİŞMESİ/ZAYIFLAMASI(akademisyen yayınevi, 2020) Yeşilmen, HalitPostmodern yaklaşımlarla günümüzde eleştirilen modernitenin, geleneksel denilebilecek yapılara yönelik en temel etkisinin söz ve söz dinamiklerine karşı olmak üzere zihin alanına (mesela; bireyselleşme, sekülerizm, rasyonelleşme, pozitivizm, pragmatizm gibi) yöneliş ile kendini gösterdiği söylenebilir. Bu çerçevede ve analitik açıdan iki kalın ayırım ortaya koymak gerekirse; geleneksel yapıları sözlü kültür, moderniteyi de yazılı kültür (sözün teknolojileşmesi) üzerinden değerlendirmek mümkündür. Buna bağlı biçimde geleneksel yapılara ilişkin olarak “kolektif hafıza” (iletişimsel hafıza), modernleşmeyi temsilen de “tarihsel hafıza” (seçici ve kurgusal hafıza) ayırımı yapılabilir. Günümüzde, iletişimsel özelliğiyle ön plana çıkan kolektif hafızanın yerine güncel sosyo-politik konumlanmayla ilintili bir şekilde ve tarihsel verilerden yola çıkarak seçici, kurgusal/işlemsel biçimde inşa edilen ve yeni teknolojik araçlarla yaygınlık kazanabilen “tarihsel” ve “kitlesel/popüler” hafıza biçimlerinin ön plana çıktığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu çerçevede “söz” (sözlü kültür) ile “imaj” (aynı zamanda; zihin, yazı, göz ve görsellik) arasındaki mücadeleyi birçok yerde görmek mümkün. Dolayısıyla şu soruyu sormak da kaçınılmaz bir hal almaktadır: Acaba 21. yüzyıl; küreselleşmenin, postmodernleşmenin ve dijitalleşmenin etkisiyle, modernitenin söze ve sözlü geleneğe yönelik mücadelesini, sözü sahibinden ve bağlamından tamamen kopartmak suretiyle zihinsel ve görsel zemine/alana indirgeyip işleyerek bir zafer mi ilan edecek? Yani sözün canlı doğadaki yaşamsal (hayati) varlığını/alanını, canlılığından soyutlayarak tamamen işlemsel boyuta mı indirgeyecek?Article MİDYAT AKTAŞ MEVKİİ BİREYLERİNE AİT CALCANEUS KEMİĞİNDEN METRİK VE NONMETRİK DEĞERLENDİRME(2018) Ayşe ACARCalcaneus kemiğinin dayanıklı yapıda olması, kazı alanlarında daha sık ve sağlam durumda bulunmasını sağlamaktadır. Çalışmada calcaneus kemiği üzerinden metrik özelliklere dayanan cinsiyet ve boy tahmini, nonmetrik incelemelerle belirlenen facet tiplerinin sıklığı hesaplanmıştır. Bu çalışmanın amacı, demografik bilgileri bilinmeyen (Cinsiyet, Yaş, Boy vs.) Midyat Aktaş Mevkii bireylerine ait calcaneus kemiğinden metrik olarak cinsiyet ve boy tahmini yapmak ve non metrik incelemelerle articuler facet tiplerini sınıflamaktır. Çalışmada kullanılan 66 adet materyal 2013 yılında Mardin Müzesi başkanlığında yürütülen Midyat Aktaş Mevkii kazı alanından elde edilmiştir. Kalıntılar Mardin Artuklu Üniversitesi osteoloji laboratuvarına getirilerek temizlik çalışması yapılmıştır. Uzunluk ve genişlik ölçümleri için hem sağ hem de sol taraf kullanılmış, ölçümler dijital kumpas kullanılarak yapılmıştır. Nonmetrik sınıflandırma için Gupta ve arkadaşları ve Compos ve Pellico’nun geliştirmiş oldukları sınıflandırmalar ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, cinsiyeti tahmini için 54 adet maksimum calcaneus uzunluğunun aritmetik ortalaması kullanılmış ve 26 adet erkek, 28 adet kadın birey tahmin edilmiştir. Boy tahmini için Holland’ın geliştirmiş olduğu formül çalışmamıza uygulandığında erkeklerin boy ortalaması 174,14 +-5,03 cm, kadınların boy ortalaması 161,56+-3,6 cm olarak hesaplanmıştır. Nonmetrik bulgularda Compos ve Pellico’nun geliştirdiği sınıflandırma 65 adet calcaneus kemiğine uygulandığında en sık rastlanan tip B tipi, cinsiyetler arası değerlendirmede erkeklerde en sık görülen tip A3 ve B2 tipi, kadınlarda ise B tipi olduğu gözlenmiştir. Gupta ve arkadaşlarının geliştidiği sınıflandırma çalışmamıza uygulandığında en sık görülen tip 1 tipidir. Erkek ve kadınlar arasında en sık görülen tip 1 tipi olmuştur. Sonuç olarak, calcaneus kemiğinin metrik ve nonmetrik incelemelerinin kimliklendirme çalışmalarında önemli bir yere sahip olduğu tespit edilmiştir.Article Did the historical range of the European bison (Bison bonasus L.) extend further south?—a new finding from the Yenikapı Metro and Marmaray excavation, Turkey(Mammal Research, 2017) Onar, Vedat; Soubrier, Julien; Toker, Nezir Yaşar; Llamas, Bastien; Sıddıq, Abu Bakar; Pasicka, Edyta; Tokarska, MalgorzataThe origin of the European bison (Bison bonasus, Linnaeus, 1758) has been widely discussed and investigated in recent years. The species had a wide historic geographic distribution throughout the European continent during the middle and late Holocene, ranging from France in the west to the Caucasus in the east. However, archaeological evidence is needed to resolve the southern extent of the European bison distribution. We discovered one bison skull fragment during archaeological excavations in 2008 in the area of Yenikapı Metro and Marmaray (Turkey). Radiocarbon dating indicated the skull was deposited during the Byzantine period (seventh to eighth century AD). Mitochondrial genome analyses provided clear evidence that the skull was from a European bison. This is the first unambiguous evidence of the presence of this species in southeastern Europe during Byzantine times, which validates the historical written records of a potentially wider range of the European bison in historical times.Conference Object Hasankeyf Kazısı Antropolojik Analizi(2019) Ayşe ACARIlısu Barajı ve HES Projesi etkileşim alanında kalan kültür varlıklarının belgelenmesi ve kurtarılmasına yönelik olarak yapılacak çalışmalar kapsamında 2018 yılında Batman ili, Hasankeyf İlçesi, Hasankeyf Örenyeri’nde 25 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında Kızlar Cami (Kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı ve kuzeybatı) ve Süleyman Han Cami Türbe (Türbe 1-2) ve Süleyman Han Cami Eyvan’da mezar kazıları yapılmıştır. Çalışma materyali, Batman İli, Hasankeyf İlçesi, Hasankeyf Örenyeri’nde 25 Ekim-30 Aralık 2018 yılında Kızlar Cami (Kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı ve kuzeybatı) ve Süleyman Han Cami Türbe (Türbe 1-2) bölümlerinden elde edilen insan kalıntılarından oluşmaktadır. Sonuç olarak 56 adet mezarda 64 adet birey tespit edilmiştir. Mezarların 29 adedi basit toprak mezar, 27 adedi taş sandık mezar, 13 adet de ahşap kalıntıları tespit edilmiştir. Bütün mezarlarda da çivi kalıntılarına rastlanmıştır. Ahşap kalıntı olmasa da çivi kalıntısının olması tabut için kullanıldığı düşüncesine ulaştırmıştır.Article Devecilik Kültürü ve Deve Güreşleri Üzerine Antropolojik Bir Analiz(Artuklu İnsan ve Toplum Bilim Dergisi, 2019) Süleyman ŞANLIBir zamanlar Anadolu, devecilik kültürünün yaygın olduğu ve geliştiği bir coğrafyaydı. Oysa günümüzde artık Türkiye’de, bazı Yörük topluluklarının besi, süt ve taşıma gibi ihtiyaçları dışında develer genellikle güreştirilmek için yetiştirilmektedir. Develerin sözü edilen durumlar için kullanıldığı çevreler aynı zamanda ilk deve güreşleri organizasyonlarının da görüldüğü yerler olmuştur. Deve güreşleri kültürünün özellikle bu çevrelerde benimsenip yaygınlık kazanması birçok etkene bağlı olmakla birlikte öncelikle Batı Anadolu Yörük kültüründeki zengin deve varlığının bulunmasına bağlanabilir. Bu çalışmada deve güreşleri kültürü bağlamında develerin neden güreştiği/güreştirildikleri, deve sahibi/deveci olmanın birey açısından toplumsal fonksiyonunun ne olduğu sorularına cevap aranılacaktır. Antropolojik bir alan araştırması ile deveci/deve sahibi görüşmeciler ile yapılan etnografik mülakatlar neticesinde elde edilen verilerle oluşan çalışma, yorumsamacı antropolojideki kültürleri yorumlamak bakışı çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılacaktır.Article Citation - WoS: 6Citation - Scopus: 6Cranial size and shape sexual dimorphism in the Kangal dog from Turkey(Scientific and Technological Research Council of Turkey (TÜBİTAK), 2020) Pars-Casanova, Pere M.; Sıddıq, Abu Bakar; Onar, VedatThis study has so far been the first attempt to characterize and quantify skull sexual variation in Kangal dog, by means of geometric morphometric techniques. A sample of 16 adult Kangal crania has been analyzed with this purpose. To obtain a full image of morphological pattern, digital pictures were taken from the ventral, left lateral, and dorsal sides of each skull, and a total of 16, 15, and 16 landmarks respectively were obtained on each image. Skull size and shape differed significantly in all aspects among different sexes, male skulls being bigger. Shape differences were observed mainly on zygomatic arch and muzzle on the dorsal view, pterygoid bone and articular surface to mandibular condyle in the lateral aspect, and cranial width and maxillary bone on the ventral view. Although the sample was comparatively small in number, being the first geometric morphometric approach applied on the Kangal dog, the obtained results will add vital information particularly to understand the cranial shape sexual dimorphism of this unique dog breed in Turkey.Article MARDİN MEZAR TAŞLARINDA KÜLTÜREL ETKİLEŞİM(2016) Ayşe ACARMezar taşları bir toplumun inanış ve kültürel değerlerini taşıması açısından oldukça önem taşımaktadır. Güneydoğu Anadolu’nun önemli merkezlerinden biri olan Mardin’in tarihi dokusunda farklı dönemlere ait mezar taşları ve mezarlar, kentin dini ve kültürel değerlerini anlama konusunda etkin bir rol oynamaktadır. Çalışmanın temel amacı; farklı etnik yapılardan oluşan şehrin kültürel etkileşimini mezar taşlarından okumaktır. Ayrıca mezar yapısının farklılığı ve üzerindeki desen ve motifle-rin hem ikonografik hem de antropolojik çözümlemesi hedeflenmektedir. Bu amaç doğrultusunda Mardin kent merkezindeki iki adet Müslüman ve iki adet Süryani mezarlığından mezar taşları incelenmiştir. Sonuç olarak, Müslüman (Türk, Kürt, Arap) ve Süryani mezarlarında sanatsal ve kültürel anlamda ortak bir anlatım dilinden söz etmek mümkündür.Article The formation of Bengal Civilization: a glimpse on the socio-cultural assimilations through political progressions in Bengal Delta(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2017) Sıddıq, Abu Bakar; Habib, AhsanThe Bengal Delta is a place of many migrations, cultural transformations, invasions and religious revolutions since prehistoric time. With the help of archaeological and historical records, this essay present the hypothesis that, albeit there were multiple waves of large and small scale socio-cultural assimilations, every socio-political change did not brought equal formidable outcome in the Delta. The study further illustrates that, the majority of cultural components were formulated by IndigenousAryan-Buddhist assimilations in early phase, whereas the Buddhist-Aryan-Islamic admixtures in relatively forbearing and gracious socio-political background of medieval period contributed the final part in the formation of Bengal Civilization.Book Part Intra- and intercommunal rituals in the Upper Mesopotamian Pre-Pottery Neolithic: The beginning of organized religion?(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2020) Sıddıq, Abu Bakar; Özkaya, VecihiWhile a ‘faith system’ is mainly based on simple beliefs on certain supernatural forces, the ‘organized religion’ is characterized by a faith-based doctrine with standardize worships, a hierarchical structure, and organization of dogmatic rules and practices. Archaeologically the earliest belief system on supernatural forces dates back to 80,000 to 100,000 years BP. However, the senses of organized and inter-communal religious practices apparently evolved in Early Neolithic period, following the beginning of sedentary life throughout eleventh millennium BC. Since then, the ‘organized religion’ has been helping human individuals and different social groups to be valued parts of a greater “community”. Particularly different Early Neolithic sites in Southeast Anatolia including Körtik Tepe, Göbeklitepe, Hasankeyif Höyük, Nevali Çori and Çayönü Tepesi, along with some other contemporary sites in northern Syria, present the sign of inter-communal and regional-scale rituals practices, continued for millennia. People in these early sedentary villages often constructed large, round and subterranean cult buildings. Sometimes they were built with carved upright stone slabs, decorated with friezes of triangles, undulating lines, human figures, raptors, different types of dangerous animals as well as hybrid creatures of half human and half animal. Being the communal rather than individual or household interest—these spiritual centers became the focal points of group identities for over thousand years. Over time, these very early religious centers and sanctuaries became the promoter of inter-communal complex ritual systems, and the earliest form of ‘organized religion’. With the help of the examples of communal and inter-regional cult activities and symbolism at some of these remarkable archaeological sites, this study examines the position of Southeast Anatolia in the origin of ‘organized religion’ throughout the development of Neolithic culture in West Asia.Conference Object Transition of human-animal interaction in the Late Pleistocene-Early Holocene of Central Anatolia: Aspects in faunal remains of three prominent Epi-Palaeolithic and Early Neolithic settlements(2016) Sıddıq, Abu BakarThe Late Pleistocene - Early Holocene is considered to be the transitional phase of a new formation of human-environment interaction in Anatolia and the Near East that eventually changed the planet Earth. Human first started to domesticate animals in a region between the Levant and Central Anatolia. In contrast of most other areas, the Anatolian Plateau has environmental characteristics that hosted wild ancestors of the earliest domestic species. Evidence shows that those wild ancestors were present in the Late Pleistocene, before 8000 cal. BC, in the plateau itself. Pınarbaşı rock shelter provides the first detailed evidence of Epi-Palaeolithic occupation as well as the nature of Late Glacial and earliest Holocene environment in the Anatolian Plateau during the second half of the 9th millennum cal. BC. Aşıklı Höyük, a mound site, represents the birth of the Aceramic Neolithic in Central Anatolia dated back to ca. 9,000 cal. BC. Sheep herding and cultivation of wheat took place with distinct local characteristics by sedentary village communities of this settlement at least in 8000 cal. BC. Boncuklu Höyük, a tell site, shows the transition from hunter-gatherer-foragers to agriculturalists in Central Anatolia. Mammal species found in Boncuklu Höyük were hunted and they exploited a mosaic of habitats including wetlands, grasslands and woodlands during the half of 9th millennium BC. Therefore, the faunal assamblage of these three sites illustrates the best witness to an understanding of the beginning of sedentism, cultivation and the transition of human-animal-environment interaction through the Late Pleistocene - Early Holocene of Central Anatolian Plateau. My PhD thesis aims to contribute to the understanding of this transition. This communication wants to give a glimpse of how it might have occurred and to establish some of the questions I will consider in the future.Article Pastoral societies of mardin province in southeast anatolia –some anthrozoological aspects(Mukaddime, 2017) Sıddıq, Abu BakarHuman first started domesticating animals at least 11,000 years ago in the Levant and Central Anatolia. Gradually the idea of animal controlling process, along with agricultural practice, spread throughout Africa, Asia and continental Europe and eventually transformed the face of the world. Archaeozoological evidences suggest that the process of animal domestication was actually occurred in a new way of human-animal interactions which was totally unknown to previous hunter-gatherers. Mardin region is located in the central point of northern Fertile Crescent. Archaeological settlements near and around this region provide the evidence of human-animal relationships in Early Neolithic societies which essentially promoted the early domestication process. However, the dimensions of present human-animal interactions are far different than the early stage, and therefore, Mardin region is a crucial place to study different facts and status in pastoral societies, particularly focusing on anthrozoological perspectives. Unfortunately very few attempts have yet been taken regarding this issue in southeast Anatolia. This field research, thus, aimed to observe the status of pastoralism and human-animal relationships in pastoral societies of Mardin providence.Article Melayê Cizîrî ve Diwan Okuma Geleneğİ(2016) Şengül, SerdarMedrese öğrencileri ve hocaları doğu ve güneydoğu Türkiye'de yer alan medreselerin avlusunda on altıncı yüzyıl âlim ve mutasavvıfı Melayê Cizîrî'nin Dîwan'ını makamlı bir şekilde okumaktadırlar. Arapçaya dayalı dinî ilimlerin yanı sıra Dîwan okumak bu medreselerde bir gelenek oluşturarak bu medreselerin sembolik gösterenlerinden biri haline gelmişlerdir. İslâm geleneğinde medrese-tekke, dini-tasavvufi ilimler ayrılığı düşünüldüğünde Dîwan'ın medreselerde sahip olduğu yer açıklanması gereken bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Bu makale sûfî bir şairin ve Dîwan'ının hangi tarihsel ve kültürel dinamiklerin neticesinde bölge medreselerinin sembolü haline geldiğini ve makamlı bir şekilde okunduğunu antropolojik bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. Müslümanların tarihi boyunca iki temel eğilim İslam'ın anlaşılmasında ve hayata geçirilmesinde başat olmuştur. Bunlardan birisi medrese ve burada tedris edilen Arapça dinî ilimlere dayalı evrenselci eğilimidir. Diğeri ise İslâm'ın yerel estetik beğenilerine göre şekillenen daha tikel ve yerel bir eğilimdir. Bununla birlikte bu iki eğilim, birbirinden izole edilmiş olmayıp bir diğerinin sınırını sürekli olarak aşmış, ara form ve kurumlar meydana getirmeye çalışmışlardır. Bir medrese âlimi ve sûfî şair tarafından yazılan ve medrese mensupları tarafından makamlı bir şekilde medreselerin avlusunda okunan Dîwan, İslam tarihinde inşa edilmiş fiziki ve epistemolojik sınırların aşındırıldığı bir örnek olarak değerlendirilebilir.Article Social Network as Livelihood Strategy of Floating Labourers of Dhaka Metropolitan, Bangladesh(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Sıddıq, Abu BakarSosyal sermaye ile oluşturulan geçim çeşitliliği, gündelik ücretle çalışan işçi ve kırsal-kentsel göç çalışmalarına odaklanan çoğu araştırmacı, politikacı ve sosyal bilimciler tarafından birçok anlamda göz ardı edilmiştir. Zenginlik sahibi insanlar büyüme stratejileri ile geçim kaynaklarını çeşitlendirebilir. Fakat çoğunlukla herhangi bir toprak sahibi olmayan, kayıt dışı ekonomik sektörlerde çalışan gündelik işçiler veya amelelik ile uğraşan işçiler gibi yoksul insanlar, mevcut yoksulluğu azaltma stratejileri kapsamında geçim kaynaklarını iyileştirememektedirler. Çeşitli sosyal sermaye, ilişki ve ağlar kullanarak bu insanlar her zaman aynı ekonomik sistemde geçim kaynaklarını çeşitlendirmek için fırsatlar aramaktalar. Geçim kaynaklarının çeşitliliğinin dinamiğine odaklanan bu çalışma, kentlerde yaşayan ve amelelik ile uğraşan işçilerin günümüzdeki durumunun daha iyi analiz edilebileceğine odaklanmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, Bangladeş’in başkenti Dakka’da yaşayan gündelik çalışan işçilerin yaşam stratejisinin daha dinamik yönlerine ışık tutmaktır. Bu amaçla etnografik verileri ve vaka çalışmalarını kullanarak yapılan bu araştırma, sosyal ağ ve sosyal sermayenin yardımıyla hayatta kalmak için yapılan birikimden yoksulluktan kurtulma sürecine kadar oluşan geçim kaynaklarının çeşitliliğini göstermektedirArticle Citation - WoS: 24Citation - Scopus: 28A genetic probe into the ancient and medieval history of Southern Europe and West Asia(Science, 2022) Acar, Ayşe; Lazaridis, Iosif; Alpaslan, Songül; Açıkkol, Ayşen; Agelarakis, Anagnostis; Aghikyan, Levon; Davtyan, RubenLiterary and archaeological sources have preserved a rich history of Southern Europe and West Asia since the Bronze Age that can be complemented by genetics. Mycenaean period elites in Greece did not differ from the general population and included both people with some steppe ancestry and others, like the Griffin Warrior, without it. Similarly, people in the central area of the Urartian Kingdom around Lake Van lacked the steppe ancestry characteristic of the kingdom's northern provinces. Anatolia exhibited extraordinary continuity down to the Roman and Byzantine periods, with its people serving as the demographic core of much of the Roman Empire, including the city of Rome itself. During medieval times, migrations associated with Slavic and Turkic speakers profoundly affected the region.Article Dara Antik Kent Kazısı Antropolojik Analizi(2017) Ayşe ACARDara Antik Kent Kazı çalışmaları, Mardin ili Artuklu İlçesi, Dara Mahallesinde Mardin Müze Müdürlüğü tarafından Müze Müdürü Nihat Erdoğan başkanlığında 2016 yılında Ocak ve Nisan ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, Dara Antik Kent kazısından elde edilen iskelet materyalden toplumun demografik durumunun belirlenmesi, bireylerin yaşam biçimi, beslenme alışkanlıklarının anlaşılması ve patolojik oluşumların saptanmasıyla bireylerin sağlık durumlarının belirlenmesini oluşturmaktadır. Laboratuvara gelen kemiklerde önce temizlik ve onarım çalışması yapılmış birey sayısı tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çoklu gömülerde mezarlardaki birey sayısının tahmini için öncelikle varlığı halinde vücuttaki tek olan kemikler değerlendirilmiştir. Bulunmaması veya tahrip olması halinde çift olan kemiklerden de kişi sayısı tahmin edilmiştir. Daha sonraki aşamada cinsiyet ve yaş tahmini yapılmıştır. Kemiklerin korunma durumunun kötü olması sebebiyle var olan tüm vücut kemiklerinin morfolojik yapısı göz önünde bulundurulmuştur. Cinsiyet tahmininde pelvis, kafatası, alt çene ve uzun kemiklerdeki cinsiyet kriterleri kullanılmıştır (WEA,1980). Yaşlandırma bebek ve çocuklarda dişlerin sürme dönemlerine göre geliştirilen dental yaşlandırma (Ubelaker, 1978;Brothwell, 1981) ve uzun kemiklerin maksimum uzunluklarının ölçülmesi (WEA, 1980) ile tahmin edilmiştir. Genç erişkinlerde daimi dişlerin köklerinin kapanması (Ubelaker, 1978), epifizlerin kapanması (Brothwell, 1981), erişkin bireylerde ise dental aşınma (Olivier, 1969; Demirjian ve diğ., 1973; Brothwell, 1981), sutural yaşlandırma (Olivier, 1969) metotları kullanılarak yapılmıştır. Yaş aralıklarının belirlenmesinde bebek 0-2,4 yaş, çocuk 2,5-14,99 yaş, genç erişkin 15-29,99 yaş, orta erişkin 30-44,99 yaş, ileri erişkin 45+ yaş olarak değerlendirilmiştir. Kemik, diş ve çene patolojileri için Ortner ve Putschar’ın (1981), Brothwell’in (1981), Hilson’un (1990) çalışmaları kullanılmıştır. Ölçümlerde osteometri tahtası, elektronik kumpas ve şeritmetreden faydalanılmıştır. Dara Antik Kent kazı çalışması her yıl devam etmektedir. Yapılan çalışmalarla toplumun yapısının daha iyi anlaşılması hedeflenmektedir.Book Review The Plain of Saints and Prophets: The Nusayri-Alawi Community of Cilicia (Southern Turkey) and its Sacred Places(Cambridge University Press, 2011) Soileau, MarkGisela Procházka-Eisl and Stephan Procházka. The Plain of Saints and Prophets: The Nusayri-Alawi Community of Cilicia (Southern Turkey) and its Sacred Places. Wiesbaden: Harrassowitz Verlag, 2010. 404 pages, 61 color pictures. Cloth €68 ISBN 978–3-447–06178-0.Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 3High level of fluctuating asymmetry in the Byzantine dogs from the Theodosius Harbor, Istanbul, Turkey(Turkish Journal of Veterinary and Animal Sciences, 2021) Sıddıq, Abu Bakar; Parés-Casanova, Pere M.; Öncü, Ö. Emre; Kar, Hakan; Onar, VedatAsymmetry, the abnormality of an organism or a part of it from its perfect symmetry, is represented by three different categories: fluctuating asymmetry, directional asymmetry, and antisymmetry. Fluctuating asymmetry attributes to random developmental variation of a morphological character, whereas directional asymmetry attributes one of the body sides to be more prominent than the other. Antisymmetry appears whenever one body side of a biological body shows greater morphological appearance than the other. Since more environmental stress often produces greater effect of fluctuating asymmetry, it can be a good indicator of physiological stress in the morphological characteristic of a biological being. Applying, so far, the first geometric morphometric methods on any Byzantine fauna, this study aimed to determine the kind and direction of skull asymmetry occurred in Byzantine dog skulls. Aiming this, asymmetries in 16 adult Byzantine dog skulls unearthed form Yenikapı-Marmaray excavation (ancient Theodosius Harbor) in İstanbul, were compared with 39 adult skulls of modern pet dog breeds. Seventeen landmarks (3 midline and 14 bilateral) were selected on the digital pictures of the ventral aspect of each skull, and used for detailed analysis. The results showed a greater percentage of fluctuating asymmetry in the Byzantine dog skulls, suggesting them not to be the remains of pets or housed dogs but perhaps the labor or stray dogs in the Byzantine capital Constantinople.Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 6Abluted capitalism: Ali Shariati's critique of capitalism in his reading of Islamic Economy(Sage, 2015) Şengül, SerdarIslamic sociologist Ali Shariati is a leading figure of the reconstruction of religious thought in the Islamic world known especially for his anti-capitalist stance and leftist reading of Islamic history. In the philosophy of history that he developed, he classified religions as religions of tawheed (unicity of God) and religions of shirk (multiple gods). According to this new reading of history, the main struggle is not between religion and secularism but between religions of tawheed and of sheerk. The issue of the gaining and the distribution of the property is central to his classification. Shariati argued that followers of tawheed and of sheerk can be found in all religions including Islam. To support his argument Shariati explored how capitalistic understanding of Islam has been developed and legalised while anti-capitalist messages and orders of Islam were marginalised and illegalised just after the death of the Prophet Mohammed. He analysed the rivalry between his close companions over the content of a proper Islamic economic order and how this rivalry gave way to two contradicting understanding of Islam, marks of which can be seen today in the contemporary Muslim world. He coined the term abluted capitalism' to define the economic policies of Muslim sovereigns to make Islam compatible with capitalist economic principles.

