Hemşirelik Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/222
Browse
Browsing Hemşirelik Bölümü Koleksiyonu by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 25
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Acil Servis Kalabalıklığı ve Yönetimi(Nobel Akademik Yayıncılık, 2023) Bütün, AhmetAcil servislere başvuru sayısı gün geçtikçe artmakta ve acil sevişlerde hasta yoğunluğuna sebep olmaktadır. Acil servis kalabalıklığı hem ülkemizde hem de dünyada kronik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Acil servis kalabalıklığı, acil servislerin işleyişini ciddi bir şekilde etkileyen ve hâlâ çözülmemiş bir problemdir. Acil servis ziyaret sayısı giderek arttığı için bu sorun hem Türkiye’de hem de dünyada önemli bir halk sorunu hâline gelmiştir. Acil servislerin aşırı yoğunluğu, acil servis personelinin yaşadığı en büyük ve en önemli sorunlardan biridir. Acil servisler üzerindeki baskı, acil servis personeli, acil servis yöneticileri ve politika yapıcılar için dünya çapında önemli bir sorun olarak durmaktadır. Acil servislere yapılan ziyaretlerin önemli bir kısmını durumu acil olmayan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların acil servislere başvuruları acil servislerde aşırı hasta yoğunluğuna yol açmaktadır. Böylece acil servislerde bekleme süreleri uzayabilmekte, ciddi hastalığı olan hastaların tedavileri gecikmekte, hasta memnuniyetsizliği artmakta, acil serviste genel bir karmaşa ve yetersizlik durumu ortaya çıkmaktadır. Acil servislerin aşırı yoğun olması, acil bakıma en çok ihtiyaç duyan hastaların tedavilerinde gecikmelere neden olmakta, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmeti maliyetini artırmaktadır. Bu kitap bölümünün amacı acil servis kalabalıklığının sebeplerini tespit etmek ve bu kalabalıklığı azaltmaya yönelik çeşitli çözüm önerileri sunmaktır.Article ADÖLESAN DÖNEMDE ÜREME SAĞLIĞI, CİNSELLİK VE CİNSEL EĞİTİMİN ÖNEMİ(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Bayram Değer, Vasfiye; Balcı, ElçinDünyadaki tüm kültürel, sosyal, ekonomik ve politik yapılanmalarda, gençlerin ÜS/CS (üreme sağlığı ve cinsel sağlık) gereksinimleri sağlıklı büyüme ve gelişmenin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Gençlerin ÜS/CS gereksinimleri, sorun ve hakları özelikle son 25 yılda gündemdedir ve karşılan(a)mayan üreme sağlığı gereksinimleri dünyada ve ülkemizde önemli halk sağlığı sorunları arasındadır. Karşılan(a)mayan üreme sağlığı gereksinimleri istenmeyen gebelikler, ergenlik dönemi gebelikleri, sağlıksız düşükler ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ile sonuçlanmaktadır. Bu sağlık sorunlarının bedeli kimi kez çok ağır ödenmektedir. Bu risklerden korunmak sadece doğru bilgi ve olumlu davranışlarla mümkündür. Bunun en etkili, ucuz ve ulaşılır yolu ise ÜS/CS eğitiminin örgün eğitim içerisinde verilmesidir. Adölesanların yaşamı bilinçli seçeneklerle düzenleyebilmeleri için seçim yapma özgürlüğünü kullanabilmesi, yaptığı seçimlerin sorumluluğunu alabilmesi, cinselliğe karşı olumlu bir tutum içinde cinsel kimliklerinden hoşnut, bedenlerinin ve duygularının bilincinde erişkinler olabilmeleri cinsel sağlık eğitiminin başlıca amacıdır. Sosyal iletişim deneyiminin yetersizliği, kendi bedenleri hakkında ve nereden yardım alacakları konusunda bilgisizlik sıklıkla genç insanların gereksinimleri olan doğru hizmete ulaşmalarını sınırlamaktadır. Ayrıca özellikle ülkemizde sağlık olanakları gençler için ÜS/CS bilgisi/danışmanlığı ve hizmet sunumu yönünden çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Örgün eğitim programı içerisinde ÜS/CS ile ilgili konulara çok az değinilmektedir. Medyanın, gençlerin kendi cinsellikleri hakkında bilinçli karar vermelerini sağlayabilecek bir bilgi kaynağı olması bir seçenek iken, zaman zaman yanlış bilgiler vererek, olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Çoğu aile geleneksel değerler nedeniyle cinsel konularda çocukları ile konuşmaya açık değillerdir ve çocukların ergenlik döneminde yaşadıkları sıkıntılar aileler tarafından göz ardı edilebilmektedir. Bu nedenlerle adölesan yaş grubuna verilen cinsellik hakkındaki eğitim programlarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.Conference Object Çocuklarda Burun Kanaması Prevalansı, İlişkili Faktörler, Sebepler ve Tedavi Yaklaşımları: Mardin İli Örneği(15. Uluslararası Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi, 2023) Sarı, Neslihan; Yeşil, Yeşim; Mungan, Feride; Bütün, AhmetGiriş: Burun kanaması çocukluk çağında sık karşılaşılan bir tablodur. Çoğunluğu hafif seyirli olmakla birlikte acil servise ciddi kanamalarla başvuracak geniş spektrumda klinik seyir gösterdiği izlenmektedir. Bu çalışmanın amacı ilkokul çağındaki çocuklarda burun kanaması yaygınlığını belirlemek ve burun kanaması ile aile ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, sebep ve tedavi yaklaşımlarını gözden geçirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mardin il merkezindeki üç ilköğretim okulunda 7-11 yaş arası 817 öğrenci alınmıştır. Burun kanaması prevalansı, demografik faktörler, kanama nedenleri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgiler içeren anket yoluyla veriler yüz-yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS 25 programı ile değerlendirilmiş olup tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare analizi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir Bulgular: Mardin il merkezinde 7-11 yaş arası çocukların burun kanaması prevalansı 283 hasta (%34,6) olarak saptanmıştır. Burun kanamasının %5,7’sinde 2 yaş altında başladığı, %64,3’ünde yılda 5-14 kez kanadığı, ailedede burun kanaması varlığı %28,5 ve en çok %85,3’ünde yaz aylarında kanama izlendiği belirlenmiştir. Burun kanaması ile ailede sigara içilmesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Ailede burun kanama varlığı, allerji, sinüzit, burun tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burun içinde yara olması burun kanaması ile ilişkilendirilmiştir (p<0.05). Burun kanaması olanların %80,2’sinin kendiliğinden iyileştiği, %26,1’inin tedavi aldığı ve bu tedavilerin sırasıyla %39,9’una burun kanaması ile ilgili bir müdahale yapıldığı, %16,3’ünün acil servise başvurduğu, %32,2’nin Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvurduğu, %3,2’sinin burun kanaması nedeni ile hastanede yattığı, %4,2’sine burun kanaması nedeni ile kan verildiği saptanmıştır. Burun kanaması vakaları ebeveynlerin %55,1’inde korku yarattığı belirlenmiştir. Sonuç: Burun kanaması çocukluk çağında sık görülmekte olup, çoğunluğu kendiliğinden iyileşmektedir. Mardin il merkezinde burun kanamasının çocuklarda daha çok yaz aylarında izlendiği görülmüştür. Burun kanaması ailede sigara içilmesi ile ilişkili bulunmuş olup, ailede burun kanama varlığı, sinüzit, allerji, burun tıkanıklığı, burunda kabuklanma ve burunda yara olması ile ilişkili bulunmuştur.Article COVID -19’ un sağlık çalışanlarının ruh sağlığına etkisi ve ruhsal travmaların önlenmesi(Dergipark, 2021) Tanrıverdi, Ömer; Tanrıverdi, SeherDünyada hızla yayılıp yaklaşık 2 milyon insanın ölümüne sebep olan coronavirüs (COVID-19), ilk olarak Çin’in Wuhan Eyaleti’nde 2019 yılı Aralık ayının sonlarında ortaya çıkarak, solunum yolu enfeksiyonuna neden olup, insandan insana bulaşabilen bir virüstür. Önce Asya sınırlarına, sonra tüm Avrupa’ya yayılan COVID-19 WHO tarafından pandemi olarak kabul edildi. Pandemi sürecindeki bu müdahaleler bireysel ve toplumsal ruh sağlığı üzerinde oldukça olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Toplumun salgınla mücadele sürecinin en önemli üyelerinden olan sağlık çalışanları da bu olumsuz etkilere en fazla maruz kalan meslek gruplarından olup fiziksel ve psikolojik yönden birçok tehdite maruz kalmaktadırlar. COVID-19 salgınının ilk ortaya çıktığı Wuhan kentinde sağlıkçılar üzerinde gerçekleştirilen ilk çalışmada, salgının hemen ardından sağlık ekiplerinin %71,3'ünde eşik altı ve hafif düzeyde, %22,4'ünde orta düzeyde, %6,2’sinde ciddi düzeyde ruhsal bozuklukların meydana geldiği belirlenmiştir. COVID-19 pandemisinde sağlık çalışanlarının ruhsal travmalardan korunması için; yeterli uyku, yoga, meditasyon gibi gevşeme uygulamaları stres azaltıcı, müzik dinleme, resim çizme gibi yöntemler faydalı olacaktır.Article Covid-19 Pandemi Sürecinde Üniversite Öğrencilerinin Depresyon ve Stres Düzeylerinin Belirlenmesi(Paramedik ve Acil Sağlık Hizmetleri Dergisi, 2021) DİLMEN BAYAR BEHİYE; YAŞAR CAN SEVİNÇ; MURAT ERTEN; MAHMUT EKMENBu çalışma covid-19 pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin depresyon ve stres düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tanımlayıcı olan bu çalışma 565 üniversite öğrencisi ile Ağustos-Aralık 2020 tarihleri arasında çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak yapıldı. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Özellikler Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanıldı. Öğrencilerin % 62.1’i 21 yaş ve üstü, % 68.7’si kadın olduğu, stres düzeyinin orta değerin üstünde, depresyon düzeyinin ise orta düzeye yakın olduğu belirlendi. Ayrıca stres ölçeği toplam puanı ile depresyon ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi. (p<.05) Covıd-19 pandemi sürecinin üniversite öğrencilerini ruhsal anlamda etkilediği belirlendi. Bu süreçte, öğrencilerin ruhsal sağlığının korunabilmesi için gerekli desteğin sağlanması önem arz etmektedir.Book Part GERİATRİ’ DE PALYATİF VE YAŞAM SONU BAKIM(Güven Plus Grup A.Ş. Yayınları, 2019) ÇİFTÇİOĞLU GülcanÖZET Yaşam beklenti süresinin artması, doğurganlığın azalması ile toplumda yaşlı nüfus oranında belirgin bir artış olmuştur. Yaşlı nüfusun artması, geriatrik bakımı önemli hale gelmiştir. İnsan, hayatının ileri dönemlerinde tedavisi olmayan sağlık sorunları yaşayabilmektedir. Bu sebeple palyatif bakıma ihtiyaç duyulabilmektedir. Palyatif bakım, yaşamı tehdit eden sağlık problemleri yaşayan hastalarda yaşam kalitesinin arttırılmasını hedefleyen bir bakım yöntemidir. Geriatri ve palyatif bakımın temel hedefi ‘yaşam kalitesini arttırmak’ tır. Her iki bilim dalı da hasta merkezli ve interdisipliner ekiple hizmet verir. O nedenle yaşlıya hizmet sunan sağlık personelinde geriatri ve palyatif bakım ile ilgili farkındalığının arttırılması önemlidir. Tıptaki ve teknolojideki gelişmeler sonucu yaşam sürelerine bağlı olarak artık daha ileri yaşta ve daha komplike ölümlerle karşılaşılır durumlar olmuştur. Etkili bir palyatif bakım hizmeti sunmak için; multidisipliner bir yaklaşımla hasta ve ailenin gereksinimlerine odaklanmak gerekmektedir. Hastalar ve yakınları özellikle terminal dönemdeki vakalarda çoğu zaman ölümü kabullenir. Ancak daha konforlu ölüm beklentileri vardır. Palyatif bakımla; terminal dönemde hastanın ağrısını azaltıp, yaşam kalitesini artıracak bakım planlanmalıdır. Palyatif bakım vermek amacıyla hospis sistemlerinin biran önce planlanması gerekmektedir. Türkiye’de bu planlamalar olmadığı için terminal dönemdeki hastaların büyük çoğunluğu hastanelerde yatak işgal etmektedir. Yâda evdeki hastaya ve hasta yakınlarına tam anlamıyla gereken destek verilemeden ölmektedirArticle Hastanelerde Görevli Sağlık Çalışanlarının Bireysel İş Yükü Algıları(Sağlık ve Hemşirelik Yönetim Dergisi, 2018) Çiftçioğlu, Gülcan; Tunç, Gülistan; Güneş, Aynur; Değer, Vasfiye; Çifçi, SemaGİRİŞ: İş yükü bireysel açıdan işi yapmak için geçen zamanı ve enerjiyi, örgüt açısından verimliliği göstermektedir. İş yükü, çalışanlar ve örgütler bakımdan çok önemli bir değişkendir. AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, bir devlet hastanesinde çalışan sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin iş yükü algı düzeylerini ortaya koymaktır. YÖNTEM: Araştırmada veri toplama aracı olarak, sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin algılarını belirlemeye yönelik “Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Bu ölçek Cox tarafından 2003 yılında geliştirilmiş ve Cox ve arkadaşları tarafından 2006 yılında geçerlilik ve güvenirliği test edilmiştir. Saygılı tarafından 2008 yılında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmanın evrenini araştırma izni alınabilen devlet hastanesinde görev yapan tüm sağlık personeli (421 kişi) oluştururken, örneklemini bu hastanede çalışan tüm sağlık çalışanlarından araştırmaya katılımda gönüllü olan 220 kişi oluşturmuştur. Yüz doksan beş sağlık çalışanından kullanılabilir veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri Ekim- Kasım 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma verileri Istatistical Package for Social Science for Windows 16.0 programı kullanılarak sayı, yüzdelik ve ortalama-standart sapma, bağımsız değişkenler ile ölçek alt boyutları arasındaki ilişkilerinin değerlendirilmesinde ise bağımsız gruplarda t- Student testi analizleri kullanarak incelenmiştir. BULGULAR: Bu araştırmada, ölçeğin toplamından alınan puan ortalaması 103,7±22,07’dir. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları ise; yönetim desteği alt boyutu puan ortalaması 3,63±0,66, ortalama meslektaş desteği alt boyutu puan ortalaması 3,73±0,71, birim desteği alt boyutu puan ortalaması 2,77±0,58, çalışma ortamı algısı alt boyutu puan ortalaması 3,52±0,84, ve mevcut işi sürdürme niyeti alt boyutu puan ortalaması 1,04±0,30 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının iş yükü desteğini en çok meslektaşlarından aldıkları ve sağlık çalışanların aynı işi sürdürme niyetine ilişkin puanın en düşük puan olduğu bulunmuştur.Article Hastanelerde Görevli Sağlık Çalışanlarının Bireysel İş Yükü Algıları(Sağlık ve Hemşirelik Yönetim Dergisi, 2018) ÇİFTÇİOĞLU GülcanGİRİŞ: İş yükü bireysel açıdan işi yapmak için geçen zamanı ve enerjiyi, örgüt açısından verimliliği göstermektedir. İş yükü, çalı-şanlar ve örgütler bakımdan çok önemli bir değişkendir. AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, bir devlet hastanesinde çalışan sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin iş yükü algı dü-zeylerini ortaya koymaktır.YÖNTEM: Araştırmada veri toplama aracı olarak, sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin algılarını belirlemeye yönelik “Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Bu ölçek Cox tarafından 2003 yılında geliştirilmiş ve Cox ve arkadaşları tarafından 2006 yılında geçerlilik ve güvenirliği test edilmiştir. Saygılı tarafından 2008 yılında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmanın evrenini araştırma izni alınabilen devlet hastanesinde görev yapan tüm sağlık personeli (421 kişi) oluştururken, ör-neklemini bu hastanede çalışan tüm sağlık çalışanlarından araştırmaya katılımda gönüllü olan 220 kişi oluşturmuştur. Yüz doksan beş sağlık çalışanından kullanılabilir veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri Ekim- Kasım 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araş-tırma verileri Istatistical Package for Social Science for Windows 16.0 programı kullanılarak sayı, yüzdelik ve ortalama-standart sapma, bağımsız değişkenler ile ölçek alt boyutları arasındaki ilişkilerinin değerlendirilmesinde ise bağımsız gruplarda t- Student testi analizleri kullanarak incelenmiştir.BULGULAR: Bu araştırmada, ölçeğin toplamından alınan puan ortalaması 103,7±22,07’dir. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları ise; yönetim desteği alt boyutu puan ortalaması 3,63±0,66, ortalama meslektaş desteği alt boyutu puan ortalaması 3,73±0,71, birim desteği alt boyutu puan ortalaması 2,77±0,58, çalışma ortamı algısı alt boyutu puan ortalaması 3,52±0,84, ve mevcut işi sürdürme niyeti alt boyutu puan ortalaması 1,04±0,30 olarak bulunmuştur.SONUÇ: Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının iş yükü desteğini en çok meslektaşlarından aldıkları ve sağlık çalışanların aynı işi sürdürme niyetine ilişkin puanın en düşük puan olduğu bulunmuştuR.Conference Object Hemşirelerin Şefkatli İletişim Düzeyleri ile İş Doyumları Arasındaki İlişki(Uluslararası İZMİR Sağlık ve Spor Bilimleri Kongresi, 2023) Bütün, Ahmet; Turfan, GüldenÖZET Amaç: Bu araştırma, hemşirelerin şefkatli iletişim düzeylerini, şefkatli iletişim ile iş doyumu arasındaki ilişkiyi, hemşirelerin iş doyumu düzeylerini ve iş doyumunu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 2023 yılında Mardin ilinde yapıldı. Mardin il merkezindeki çeşitli hastanelerde görev yapan 179 hemşirenin tamamına ait veriler, şefkatli iletişim, Minnesota iş doyum ölçeği anketleri kullanılarak Google anket kullanılarak yüz yüze görüşmeler ile toplanmıştır. Veri toplamaya başlamadan önce, kurum izni ve etik kurul izinleri alınmıştır. Veri toplama araçları olarak: hemşire tanıtıcı özellikler formu, iş doyumu ölçeği ve şefkatli iletişim düzeyi ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %75.4’ü kadın, %54.2’si evlidir. Yaş gruplarında en fazla kişi 18-26 yaş grubunda bulunmaktadır (%33). Mesleki deneyim, kurumda çalışma yılı ve birimde çalışma yılı olarak en çok katılımcının 1-5 yıl arasında olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla %48, %62 ve %76). Medeni durumun, eğitim durumunun, çalışılan birimin, kurumda çalışma yılının, birimde çalışma yılının ve çocuk sahibi olma değişkenlerinin, iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Cinsiyet, yaş grubu, mesleki deneyim ve çalışma şeklinin ise iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Kadınların (56.25) erkeklere (51.02) göre daha fazla iş doyumu puanına sahip olduğu (p=.028) yaş gruplarında 40 yaş ve üzerindekilerde iş doyum puanı (62.50) ile 31-35 yaş arasındakilerin iş doyum puanları (51.40) arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (p=.030). 16 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahip olanlarda iş doyumu yüksek iken (61.04), 11-15 yıl arası mesleki deneyime sahip olanlarda ise bu puan daha düşüktür (50.34) (p=.018). Katılımcılarda şefkatli iletişim puanına baktığımızda mevcut değişkenlerden yalnızca cinsiyet (p=0,001) şefkatli iletişim puanında farklılık gösterirken, diğer değişkenlerin anlamlı bir farklılık yaratmadığı görülmüştür. Kadınların şefkatli iletişim puanı (77.37) erkeklerinkinden (68.90) daha yüksektir (p<.001). Minnesota iş doyumu ölçeği ile şefkatli iletişim ölçeği puanları arasında pozitif yönlü ancak zayıf bir ilişki vardır (r: .361 p=.001). Sonuç: Araştırma grubundaki hemşirelerin iş doyum puanlarında anlamlı farklılıklar tespit edildi. Hemşirelerin, cinsiyet, yaş grubu, mesleki deneyim ve çalışma şekillerinin iş doyum puanlarında anlamlı bir farklılık oluşturduğu tespit edildi. Şefkatli iletişim düzeylerinde ise sadece cinsiyet faktöründe anlamlı bir değişiklik tespit edildi. Kadınlarda şefkatli iletişim puanı erkeklere göre daha yüksek tespit edildi. Kadın cinsiyet, mesleki deneyimin artması, ileri yaş ve mesai usulü çalışma şekli ile iş doyumu arasında pozitif yönde ilişki saptandı. ABSTRACT Aim: This study was conducted to determine nurses' compassionate communication levels, the relationship between compassionate communication and job satisfaction, nurses' job satisfaction levels and the factors affecting job satisfaction. Materials and Methods: This study was carried out in the city center of Mardin in 2023. The data were collected from 179 nurses working in various hospitals in the city center of Mardin through face-to-face interviews using the Google survey. Data collection tools were the form of socio-demographic characteristics of the participants, job satisfaction scale and compassionate communication level scale. Before starting data collection, institutional permission and ethics committee permissions were obtained. Results: Of the women participating in the study, 75.4% were women and 54.2% were married. Most participants were 18-26 years old (33%). Professional experience, years of work in the institution and years of work in the unit were found to be between 1-5 years of the most participants (48%, 62% and 76%, respectively). It was determined that the variables of marital status, education status, unit of work, working year in the institution, working year in the unit and having children did not have a significant difference in job satisfaction scores. It was determined that gender, age group, professional experience and working style created a significant difference in job satisfaction scores. It was found that women (56.25) had a higher job satisfaction score than men (51.02) (p=.028) and there was a significant difference between the job satisfaction scores of those aged 40 and over (62.50) and the job satisfaction scores of those aged 31-35 (51.40) (p=.030). While job satisfaction was high in those with 16 years or more of professional experience (61.04), this score is lower in those with 11-15 years of professional experience (50.34) (p=.018). When examining the compassionate communication score of the participants, it was seen that only gender (p=0.001) differed in the compassionate communication score, while other variables did not make a significant difference. The compassionate communication score of women (77.37) was higher than that of men (68.90) (p<.001). There is a positive but weak relationship between Minnesota job satisfaction scale and compassionate communication scale scores (r: .361 p=.001). Conclusion: Significant differences were found in the job satisfaction scores of the nurses in the research group. It was determined that gender, age group, professional experience and working style created a significant difference in job satisfaction scores. A significant change was found in the level of compassionate communication only in the gender factor. The compassionate communication score was found higher in females than males. A positive correlation was found between female gender, increase in professional experience, advanced age and overtime working style and job satisfaction.Article Hemşirelik Lisans Öğrencileri İçin Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği’nin Türkçe Geçerlik ve Güvenirliği(İzmir Katip Çelebi University Faculty of Health Science Journal, 2023) Utli, Hediye; Dinç, Mahmut; Bütün, AhmetAmaç: Araştırmada, Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği’nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Mart-Eylül 2022 tarihleri arasında, 265 hemşirelik öğrencisi ile metodolojik bir araştırma olarak yürütüldü. Verilerin toplanmasında “Öğrenci Tanıtım Formu” ve “Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği” kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı, faktör analizi yöntemleri ve korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Katılımcı öğrencilerin yaş ortalaması 22,21±2,42 yıldır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksinin 0,87-1,00 aralığında olduğu saptandı. Ölçeğin, doğrulayıcı faktör analizinde uyum indekslerinin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu belirlendi. Ölçeğin orijinal çalışmasında bildirilen altı faktör (yüz ve boyun, göz, kardiyovasküler, kulak, burun ve boğaz, göğüs ve diğer beceriler), Türkçe versiyonunda da doğrulandı. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alpha değerinin 0,986 olduğu saptandı. Ölçeğin test-tekrar test arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar, orta güçte ve pozitif korelasyon olduğu bulundu (r= 0,514; p=0,000). Sonuç: Kırk sekiz maddelik ve altı alt boyuttan oluşan “Hemşirelik Lisans Öğrencileri için Fiziksel Muayenede Algılanan Öz Yeterlik Ölçeği” Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.Article Hemşirelik ve Ebelik Öğrencilerinin Bireysel Yenilikçilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 2018) Utli, Hediye; Doğru, Birgül VuralBu çalışma hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin bireysel yenilikçilik özelliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 23 Kasım 2017- 24 Ocak 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir üniversitenin Sağlık Yüksekokulu hemşirelik ve ebelik bölümünde öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 256 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik özellikleri belirlemek için öğrencilere Anket Formu ve yenilikçilik düzeylerini tespit etmek için hemşireliğe uyarlanmış “Bireysel Yenilikçilik Ölçeği” (BYÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzde, sayı ve Mann-Whitney U testi ile Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Öğrencilerin %73,4’ü kadın, %26,6’sı erkektir. BYÖ toplam puan ortalaması 59,11±8,29’dur. Öğrencilerin cinsiyetine göre bireysel yenilikçilik ölçeği toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin okudukları bölüme göre bireysel yenilikçilik ölçeği alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu bulunurken (p<0,05), sınıf, yaşadığı yer ve medeni duruma göre bireysel yenilikçilik ölçeği alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir. (p>0,05). Araştırmaya alınan öğrencilerin yenilikçilik düzeyi gelenekselci olup erkek öğrencilerin kadın öğrencilere göre daha gelenekselci ve kuşkucu oldukları saptanmıştır. Hemşirelerin ebelere göre daha gelenekselci oldukları tespit edilmiştir. Bu farklılığın da hemşirelik bölümünde erkek öğrencilerin bulunmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.Conference Object INVESTIGATION OF THE RELATIONSHIP BETWEEN PSYCHOLOGICAL RESILIENCE AND MORAL INTELLIGENCE LEVELS IN NURSES"(2023) Tanrıverdi, ÖmerHemşireler, hemşirelik bakımını planlayan, uygulayan ve değerlendiren, diğer sağlık ekibi üyeleriyle işbirliğini sağlayan kişilerdir. Ayrıca hemşireler bilgi yönetimi, kanıta dayalı bakım ve yönetimi, etik olaylar gibi alanlarda da faaliyet gösterirler. Bu faaliyet başarısını, sadece teorik hemşirelik bilgisiyle sağlanamayacağı, hemşirelerin aynı zamanda empati, vicdan, güven, doğruluk-dürüstlük, saygı, adalet değerlerin gelişmiş olmaları ile mümkün olabileceği savunulmaktadır. Bu araştırmanın amacı Hemşirelerde Psikolojik Sağlamlık ile Ahlaki Zeka Düzeyleri Arasındaki İlişkiyi incelemektir. Bu araştırmanın örneklemi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir ilinde bulunan iki devlet hastanesinde çalışan 249 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgiler Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık ve Yakut-Ahlaki zeka anketi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; hemşireler toplam ahlaki zeka düzeyi ortalaması 70,38 ± 13,22 olması ahlaki zeka puanın orta düzeyin üstünde olduğunu göstermektedir. Psikolojik sağlamlık puan ortalaması 18,36 ± 3,42 olması orta seviyede olduğu göstermektedir. Ahlaki zeka toplam puan ile psikolojik sağlamlık arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.028), (p<0,05).Article Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet ve Nedenleri(2022) Çifçi, Sema; Açık, YaseminGiriş: Kadına yönelik aile içi şiddet, tüm toplumlarda sık görülen ve cinsiyet eşitsizliğinin ilişkilere yansıması şeklinde ortaya çıkan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Amaç: Bu çalışma, Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddet nedenlerini ve şiddete verilen tepkileri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Mardin il merkezi ve ilçelerinde yaşayan 15-49 yaş arası kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuş, nüfusu oranında temsile edilip örnekleme 1111 kişi seçilmiştir. Yanıtlanma oranı %95.8’dir. Bulgular: Kadınların yaş ortalaması 32.5±8.2 olup maruz kaldıkları şiddet nedenleri arasında %59.6 ile “eşinin bir anlık öfkesi”, %57.1 ile maddi sorunlar, %46.6 ile ailevi sorunlar, %39.6 ile kıskançlık gösterilmektedir. Kadınların %63.5’inin maruz kaldığı şiddete ağlama/konuşmama/darılma şeklinde tepki verdiği; %48.2’sinin hiç tepki vermediği, aksine içine kapandığı; %32.2’sinin ise maruz kaldığı şiddete sözle karşılık verdiği saptanmıştır. Kadınların %57.3’ü, çocuğunun babasız kalmasını istemediğinden; %40.0’ı ise hiçbir geliri olmadığı için evliliğini sürdürmeye devam ettiğini belirtmiştir. Sonuç: Eşin bir anlık öfkesi, maddi/ailevi sorunlar, kıskançlık gibi durumlar kadına yönelik şiddetin en önemli nedenleri arasındadır. Buna rağmen kadınlar, çocuklarının babasız kalmaması, hiçbir gelirlerinin olmaması vb. nedenlerden dolayı şiddete katlanmaya devam etmektedir.Article Knowledge of Tuberculosis Among Health Higher School Students'(DERMAN MEDICAL PUBL, 2015) Bayram Değer, Vasfiye; Inanc, Betul Battaloglu; Cifci, SemaAim: Aimed to determine students' tuberculosis (tbc) knowledge level and effectiveness of education. Material and Method: A questionnaire form which consisting of 10 questions was applied to Mardin Artuklu University Health School students in 18-19 April 2013 to determine their level of knowledge before and after a two-day training for tuberculosis. Results: 196 students' data were included. After training, most common right answers rate were initially 22.4% whose vaccinated necessary, 13.7% whose control after tbc patient close contact and 13.3% what was the tbc illness agent were learned by students. After training, the way of diagnosis to patient was remained basically same, right answers rate decreased 1.5% which organs influence with tbc, 0.5% increased right answer rate for risk of spread tbc but remained lowest among the other right answers. Tbc disease agent is a bacteria, smudge with airway is agreed by the students' (p= 0.0001). Whose risk of developing tbc and how was treat patients was learned increasingly by students after training (p= 0.0001). Before training, awareness of the spread of tbc to lung, lymph node and brain membrane was known and was found significantly (p= 0.0001). After training, vaccination of infants (p< 0.001), and most common symptom of pulmonary tuberculosis (p= 0.0001) is shown statistically significant. After training was thought to diagnosed tbc with skin test was statistically significant (p < 0.001). Training was not change student's knowledge and approach this two points; whose control was necessary with tbc close contact persons' (p= 0.065) and what was the directly observed treatment (p= 0.058). Discussion: Although, our students' knowledge about tuberculosis is enough but continuing education programs, and updating of information must provide.Conference Object Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Olan Hastalarda Öz-Yeterlilik İle Yaşam Doyumu Arasındaki İlişkinin İncelenmesi(2019) Tanrıverdi, Ömer; Korkmaz, MedetBu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olan hastalarda öz yeterlilik ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi, amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu çalışmanın evrenini Mardin Devlet Hastanesi ve Kızıltepe Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Servisinde Mart 2018-Ağustos 2018 tarihleri arasında KOAH tanısı ile tedavi olan hastalar, örneklemini ise kabul edilme kriterlerine uygun 127 hasta oluşturmuştur. Veriler hasta tanıtım formu, Yaşam Doyum Ölçeği (YDÖ), Genel öz yeterlilik Ölçeği (GÖYÖ) ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %62, 2 si erkek ve yaş ortalamasının 66. 04±13. 44olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam doyumu ile öz yeterlilikleri arasında pozitif yönlü, orta düzeyde bir ilişki olduğu istatistiksel açıdan önemli olduğu saptandı (p<0. 05). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile genel öz yeterlilik puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu bulundu (p<0. 05). Araştırmaya katılan hastaların yaşları ile yaşam doyumu puanları arasında istatistiksel olarak önemli negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu bulundu (p<0. 05). Sigara kullanmayanların Genel öz yeterlilik puanları daha yüksek bulundu (p<0, 05). Ancak hastaların sigara içme durumu ile yaşam doyumu arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. (p>0, 05). KOAH'lı hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarının saptanarak, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması, hastaların öz yeterlilik ve yaşam doyumlarını düşüren sebeplerin belirlenerek bu sebeplere yönelik hemşirelik girişimlerinin uygulanması önerilebilir.Article Mardin İl Merkezinde Toplu Taşıma Aracı Kullanan Şoförlerin İlk Yardım Bilgi Düzeylerinin Araştırılması(Avrasya Sağlık Bilimleri Dergisi, 2020) DİLMEN BAYAR BEHİYE; YAŞAR CAN SEVİNÇBu araştırmanın amacı, Mardin il merkezinde toplu taşıma aracını kullanan şoförlerin ilk yardım bilgi ve beceri düzeyinin araştırılmasıdır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın evrenini 200 şoför oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 100 şoför oluşturmaktadır. İşleri gereği vardiyalı sistemde çalışmaları ve sürekli yerlerinin değişken olmasından dolayı tüm şoförlere ulaşılamamıştır. Verilerin toplanmasında Demografik veriler ve İlk Yardım sorularından oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmaya katılanların % 44’ü ilk yardım eğitimi aldığını, % 56’sı ise eğitim almadığını belirtmiştir. Acil tıbbi bir durumda aranacak telefon numarası sorusuna eğitim alanların % 100’ü ve eğitim almayanların ise % 98.2’si doğru cevap vermiştir. Eğitim alanların en fazla doğru cevap verdiği diğer soru ise elektrik çarpması sırasında ilk olarak yapılacak müdahaleyi, en fazla yanlış cevap verdikleri soru kalbi duran bir kişiye dakikada en az kaç kez kalp masajı yapılmalıdır sorusu olmuştur. Eğitim almayanların en fazla doğru cevapladığı diğer soru ise elektrik çarpması sırasında ilk olarak yapılacak uygulama sorusu olmuştur. Eğitim almayanların en fazla yanlış cevapladığı soru burun kanaması olan kişiye yapılacak uygulama sorusu olmuştur. Sorulara verilen cevaplara baktığımızda ilk yardım bilgi düzeyinin eğitim alan ve eğitim almayanlarda yetersiz olduğu belirlenmiştir. Bu eksikliklerin gerekli ilk yardım eğitimlerinin düzenlenerek giderilmesi gerektiği önerilmektedir.Article Mardin İli Kızıltepe İlçe Merkezinde Yaşayan Evli Kadınların Doğum Sonrası Dönemde Anne Bakımına Yönelik Bildikleri ve/veya Uyguladıkları Geleneksel Yöntemlerin Değerlendirilmesi(2017) Deveci, Süleyman Erhan; Bayram, VasfiyeMardin İli Kızıltepe İlçe Merkezinde Yaşayan Evli Kadınların Doğum Sonrası Dönemde Anne Bakımına Yönelik Bildikleri ve/veya Uyguladıkları Geleneksel Yöntemlerin Değerlendirilmesi Amaç: Doğum sonu dönemde anne bakımına yönelik yapılan geleneksel uygulamalar önemli bir halk sağlığı problemidir. Bu araştırma, Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırmanın örneklemini ilçe merkezinde yaşayan evli kadınlardan seçilen 549 kadın oluşturmuş, bunların 527'sine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, obstetrik öykü ve doğum sonu dönemde anne bakımına yönelik geleneksel uygulamaların değerlendirildiği soruların yer aldığı bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmıştır. Veriler, istatistiksel paket programında yüzdelik, ortalama ve ?2 (ki-kare) analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 36.77±12.39'dur. %46.7'si doğum yaptıktan sonra geleneksel yöntemlerden herhangi birini kendisine uyguladığını/uygulayacağını bildirmiştir. Kadınların yaşları arttıkça, kendilerinin ve eşlerinin eğitim düzeyi düştükçe, ailelerinin aylık gelir düzeyleri azaldıkça kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları artmaktadır (p<0.05). Sosyoekonomik düzeyini kötü olarak algılayanlarda ve kendi sağlık durumunu kötüye doğru algılama dereceleri yükseldikçe geleneksel yöntem uygulama artmaktadır (p<0.05). Yaşayan çocuk sayısı fazla olan, hastane dışında doğum yapan, herhangi bir sağlık problemi olduğunda doktora gitme dışında değişik yöntemlerle çözmeye çalışan kadınlarda kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak; bölge kadınlarının doğum sonu dönemde kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma davranışlarının yüksek oranda olduğu saptanmıştırMaster Thesis Mardin İlinde 15-49 Yaş Arası Kadınlarda Aile İçi Şiddete Maruz Kalma Sıklığı ve Etkileyen Faktörler(2011) Açık, Yasemin; Çifçi, SemaKadına yönelik aile içi şiddet tüm toplumlarda sık görülen ve cinsiyet eşitsizliğinin ilişkilere yansıması şeklinde ortaya çıkan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma; Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma sıklığı ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Mardin’de yaşayan 15-49 yaş kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuş, n=Nt²(pq)/d²(N-1)t²(pq) formülünden yararlanılarak (t=2.59,d=0.03, p=0.30), örnekleme 1111 kişi seçilmiş, tekrarlayan ziyaretlerle 1064 kişiye ulaşılmış (cevaplılık oranı %95.8)’tır. İl merkezi ve ilçeler nüfusu oranında örneklemde temsil edilmiştir. İstatistiksel analiz yöntemi olarak x² (ki-kare) testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 32.5±8.2’dir. %29.4’ü okuryazar değildir. %47.5’i görücü usulü, %6.5’i berdel, %1.4’ü beşik kertmesi yöntemi ile evlenmiştir. %6.1’i resmi nikâhsızdır. %30.5’inin ailesine başlık parası ödenmiştir. %6.4’ünün kuması vardır, kuması olanların %61.8’i kuması ile aynı evi paylaşmaktadır. %14.9’ü aşiret mensubudur, %7.3’ünün ailesinde töre cinayeti yaşanmıştır. %25.9’ü babasının, %37.6’si ise annesinin fiziksel şiddetine geçmişte maruz kalmıştır. %44.5’i fiziksel, %56.4’ü sözel/duygusal, %37.7’si ekonomik ve %14.8’i cinsel şiddete yaşamı boyunca en az bir kez maruz kalmıştır. %13.2’si aile içi fiziksel şiddete, %15.8’i sözel/duygusal şiddete ve %7.3’ü cinsel şiddete halen maruz kalmaktadır. Kadınların ve eşlerinin eğitimi, sosyoekonomik düzeyi ve kişi başına düşen aylık geliri düştükçe şiddete maruziyetleri artmaktadır (p<0.05). Berdel, başlık parası, töre cinayeti, kuma, çocuklukta şiddet görme, eşin alkol, kumar gibi kötü alışkanlıklarının olması kadınların şiddete maruz kalma oranlarını artırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak; Mardin ilinde kadına yönelik aile içi şiddet önemli düzeyde yüksektir. Bölgenin sosyoekonomik ve kültürel şartları da göz önüne alınarak; sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları ve basın yayın kuruluşları ile işbirliği içerisinde yasal ve toplumsal düzenlemeler oluşturulmalıdırArticle Mardin Kent Merkezinde 15 Yaş Üstü Kadınlarda Sigara İçme Sıklığı(2008) Saka, Günay; Ertem, Melikşah; Çifçi, Sema; Değer, Vasfiye; Keskin, CumaliÖZET AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Mardin kent merkezinde yaşayan 15 yaş üzerindeki kadınlarda sigara içiciliği sıklığı ve etkileyen faktörleri saptamaktır. YÖNTEM: Araştırma kesitseldir. Araştırma evrenini Mardin kent merkezindeki dört sağlık ocağı ve bir AÇS dispanseri bölgesinde yaşayan 15 yaş üstü 21 890 kadın oluşturmuştur. En az örnek hacmi Epi Info 2000 programında beklenen sıklık %22,1, kabul edilebilir %25 alınarak 759 bulunmuştur. Nisan –Mayıs 2005 tarihlerinde, Mardin Sağlık Yüksekokulu öğrencileri tarafından, her sağlık kurumundan rasgele seçilen 12 sokaktaki ilk 25 kadın alınarak toplam 1500 kadın ile yüz yüze görüşülmüştür. Eksik veri nedeniyle 29 anket değerlendirilmeye alınmamıştır. Sigara içme durumu hiç içmeyenler, içip bırakanlar ve halen içenler olarak sorgulanmıştır. Çapraz tablolarda halen sigara içtiğini söyleyenler sigara içenler olarak alınmış ve diğerleriyle (hiç içmeyenler ve bırakanlar) ile karşılaştırılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiş, istatistiksel olarak yüzde, ki kare testi kullanılmıştır. BULGULAR: Kadınların %22,9’unun sigara içicisi, %3,9’ununn sigarayı bırakmış olduğu saptanmıştır. Sigara içiciliği en yüksek 25–34 yaş grubunda (%31,8) en düşük 55 yaş ve üzeri grupta (%10,0) bulunmuştur (p<0,01). Sigara içme sıklığı en yüksek “yüksek okul mezunu” grupta (%34,3) en düşük “okuryazar olmayan” grupta (%16,0) çıkmıştır (p<0,01). Sigara içiciliği eşinden ayrılmış kadınlarda %30,4 iken, evlilerde %24,4 ve bekârlarda %22,4 bulunmuştur (p<0,05). Sigara içiciliği çalışan kadınlarda (%40,2) çalışmayan yada ev hanımı olan kadınlardan (%21,7) daha yüksek çıkmıştır (p<0,001). SONUÇ: Mardin’de kadınlarda sigara içme prevalansı yüksektir ve önemli bir halk sağlığı surunudur. Genç yaştaki, eğitim düzeyi daha yüksek, eşinden ayrılmış ve çalışan kadınlar risk gruplarıdır. Bu gruplarda yönelik ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır ve sigara kontrolünde öncelikli gruplar olarak ele alınmalıdırlarConference Object Öğrenci Hemşirelerin Kesici-Delici Tıbbi Aletleri Güvenli Kullanımına Yönelik Tutumlarının Belirlenmesi(2019) Soylu, Dilek; Soylu, Ayşe; Tanrıverdi, Ömer; Tanrıverdi, Seher; Aksu, EkremAmaç:Araştırmamız, öğrenci hemşirelerin kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Hastalar ve Yöntem:Verilerin toplanmasında, sekiz sorudan oluşan öğrencilere ait tanıtıcı özellikler içeren öğrenci bilgi formu, sağlık çalışanlarının kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutum ölçeği kullanıldı. Araştırmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzdelik dağılım, ortalamalar, İndependet-sample t-test, One-way ANOVA testi kullanıldı. Bulgular:Öğrencilerin ölçekten aldıkları puanların bağımsız değişkenler ile karşılaştırılmasına ilişkin bulguların incelenmesinde; 21 yaş ve üzeri öğrencilerde duyuşsal, kadınlarda davranışsal, 4. sınıf öğrencilerde bilişsel, eğitim alanlarda ise davranışsal alt ölçek puanı ve toplam ölçek puan ortalamalarının anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Sonuç:Yaşı ve klinik deneyimi artan, eğitim alan öğrencilerin kesici-delici tıbbi aletleri güvenli kullanımına yönelik tutumlarının da arttığı belirlendi. Klinik uygulamaya başlamadan önce öğrencilere eğitim verilmesi, hastane yönetimlerinin kesici delici alet yaralanmalarını önlemeye yönelik kurum politikaları geliştirmesi ve yaygınlaştırması önerilebilir