Hemşirelik Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/222
Browse
Browsing Hemşirelik Bölümü Koleksiyonu by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 78
- Results Per Page
- Sort Options
Article Mardin Kent Merkezinde 15 Yaş Üstü Kadınlarda Sigara İçme Sıklığı(2008) Saka, Günay; Ertem, Melikşah; Çifçi, Sema; Değer, Vasfiye; Keskin, CumaliÖZET AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Mardin kent merkezinde yaşayan 15 yaş üzerindeki kadınlarda sigara içiciliği sıklığı ve etkileyen faktörleri saptamaktır. YÖNTEM: Araştırma kesitseldir. Araştırma evrenini Mardin kent merkezindeki dört sağlık ocağı ve bir AÇS dispanseri bölgesinde yaşayan 15 yaş üstü 21 890 kadın oluşturmuştur. En az örnek hacmi Epi Info 2000 programında beklenen sıklık %22,1, kabul edilebilir %25 alınarak 759 bulunmuştur. Nisan –Mayıs 2005 tarihlerinde, Mardin Sağlık Yüksekokulu öğrencileri tarafından, her sağlık kurumundan rasgele seçilen 12 sokaktaki ilk 25 kadın alınarak toplam 1500 kadın ile yüz yüze görüşülmüştür. Eksik veri nedeniyle 29 anket değerlendirilmeye alınmamıştır. Sigara içme durumu hiç içmeyenler, içip bırakanlar ve halen içenler olarak sorgulanmıştır. Çapraz tablolarda halen sigara içtiğini söyleyenler sigara içenler olarak alınmış ve diğerleriyle (hiç içmeyenler ve bırakanlar) ile karşılaştırılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirilmiş, istatistiksel olarak yüzde, ki kare testi kullanılmıştır. BULGULAR: Kadınların %22,9’unun sigara içicisi, %3,9’ununn sigarayı bırakmış olduğu saptanmıştır. Sigara içiciliği en yüksek 25–34 yaş grubunda (%31,8) en düşük 55 yaş ve üzeri grupta (%10,0) bulunmuştur (p<0,01). Sigara içme sıklığı en yüksek “yüksek okul mezunu” grupta (%34,3) en düşük “okuryazar olmayan” grupta (%16,0) çıkmıştır (p<0,01). Sigara içiciliği eşinden ayrılmış kadınlarda %30,4 iken, evlilerde %24,4 ve bekârlarda %22,4 bulunmuştur (p<0,05). Sigara içiciliği çalışan kadınlarda (%40,2) çalışmayan yada ev hanımı olan kadınlardan (%21,7) daha yüksek çıkmıştır (p<0,001). SONUÇ: Mardin’de kadınlarda sigara içme prevalansı yüksektir ve önemli bir halk sağlığı surunudur. Genç yaştaki, eğitim düzeyi daha yüksek, eşinden ayrılmış ve çalışan kadınlar risk gruplarıdır. Bu gruplarda yönelik ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır ve sigara kontrolünde öncelikli gruplar olarak ele alınmalıdırlarMaster Thesis Mardin İlinde 15-49 Yaş Arası Kadınlarda Aile İçi Şiddete Maruz Kalma Sıklığı ve Etkileyen Faktörler(2011) Açık, Yasemin; Çifçi, SemaKadına yönelik aile içi şiddet tüm toplumlarda sık görülen ve cinsiyet eşitsizliğinin ilişkilere yansıması şeklinde ortaya çıkan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma; Mardin ilinde 15-49 yaş arası kadınlarda aile içi şiddete maruz kalma sıklığı ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Mardin’de yaşayan 15-49 yaş kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuş, n=Nt²(pq)/d²(N-1)t²(pq) formülünden yararlanılarak (t=2.59,d=0.03, p=0.30), örnekleme 1111 kişi seçilmiş, tekrarlayan ziyaretlerle 1064 kişiye ulaşılmış (cevaplılık oranı %95.8)’tır. İl merkezi ve ilçeler nüfusu oranında örneklemde temsil edilmiştir. İstatistiksel analiz yöntemi olarak x² (ki-kare) testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 32.5±8.2’dir. %29.4’ü okuryazar değildir. %47.5’i görücü usulü, %6.5’i berdel, %1.4’ü beşik kertmesi yöntemi ile evlenmiştir. %6.1’i resmi nikâhsızdır. %30.5’inin ailesine başlık parası ödenmiştir. %6.4’ünün kuması vardır, kuması olanların %61.8’i kuması ile aynı evi paylaşmaktadır. %14.9’ü aşiret mensubudur, %7.3’ünün ailesinde töre cinayeti yaşanmıştır. %25.9’ü babasının, %37.6’si ise annesinin fiziksel şiddetine geçmişte maruz kalmıştır. %44.5’i fiziksel, %56.4’ü sözel/duygusal, %37.7’si ekonomik ve %14.8’i cinsel şiddete yaşamı boyunca en az bir kez maruz kalmıştır. %13.2’si aile içi fiziksel şiddete, %15.8’i sözel/duygusal şiddete ve %7.3’ü cinsel şiddete halen maruz kalmaktadır. Kadınların ve eşlerinin eğitimi, sosyoekonomik düzeyi ve kişi başına düşen aylık geliri düştükçe şiddete maruziyetleri artmaktadır (p<0.05). Berdel, başlık parası, töre cinayeti, kuma, çocuklukta şiddet görme, eşin alkol, kumar gibi kötü alışkanlıklarının olması kadınların şiddete maruz kalma oranlarını artırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak; Mardin ilinde kadına yönelik aile içi şiddet önemli düzeyde yüksektir. Bölgenin sosyoekonomik ve kültürel şartları da göz önüne alınarak; sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları ve basın yayın kuruluşları ile işbirliği içerisinde yasal ve toplumsal düzenlemeler oluşturulmalıdırArticle Knowlodge of tuberculosis among health higher school students(2015) Bayram Değer, Vasfiye; Battaloğlu İnanç, Betül; Çifçi, SemraAmaç: Öğrencilerin, tüberküloz (tbc) bilgi düzeyinin belirlenmesi ve verilen eğitimin etkinliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Mardin Artuklu Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu’ndaki 420 öğrenciye, 18-19 Nisan 2013’ te iki günlük tbc eğitimi öncesi ve sonrası bilgi düzeylerini belirlemeye yönelik 10 sorudan oluşan anket uygulandı. Bulgular: 196 öğrencinin bilgileri değerlendirmeye alındı. Eğitim sonrası doğru yanıtlama oranı en sık %22,4’lük artış ile aşılamanın kimlere yapılması gerekliliğinin, %13,7 ile tbc temaslısı olarak, kontrol edilmesi gerekenlerin ve %13,3 ile tbc etkeninin öğrenildiği gözlendi. Tanı koyma yolu, eğitim sonrası aynı seyretmekte, hangi organlarda görülebileceğinin doğruluğu %1,5 oranında azalmış, tbc’a yakalanmaktaki risk artışı % 0,5 düzeyinde artmış, ancak diğer cevaplara göre düşük kalmıştır. Öğrencilerin eğitim öncesi ve sonrası ankete verdikleri cevaplarda, tbc hastalık etkeninin bakteri olduğu, bulaş şeklinin hava yolu ile olduğu önemli derecede anlaşılmıştır (p=0,0001). Tbc’a yakalanma riski olanlar ve tedavilerinin nasıl yapıldığının öğrenilmesi eğitim sonrası artarak an- lamlılık göstermektedir (p=0,0001). Tbc’un akciğer, lenf bezi ve beyin zarını tutacağının bilinci, eğitim öncesinde daha anlamlı bulunmuştur (p=0,0001). Bebeklerin aşılanması (p<0,001) ve akciğer tbc’unun görülen en sık bulgusu (p=0,0001) eğitim sonrası anlaşılarak istatistiksel farklılık göstermektedir. Tbc eğitimi sonrası tüberkülin testi ile tanı koyulabileceğinin düşünülmesi anlamlıdır (p<0,001). Eğitim, tbc hastası ile temasta olan, hangi kişilerin kontrol edilmesi gerektiği (p=0,065) ve doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunun anlaşılması noktalarında (p=0,058), öğrencilerin bilgi ve tutumlarında değişiklik oluşturamamıştır. Tartışma: Öğrencilerin, tbc hakkında bilgileri yeterli düzeyde olmakla birlikte, sürekli eğitim programları ile gereksinimlerinin karşılanması ve bilgilerinin güncellenmesi sağlanmalıdır.Article Knowledge of Tuberculosis Among Health Higher School Students'(DERMAN MEDICAL PUBL, 2015) Bayram Değer, Vasfiye; Inanc, Betul Battaloglu; Cifci, SemaAim: Aimed to determine students' tuberculosis (tbc) knowledge level and effectiveness of education. Material and Method: A questionnaire form which consisting of 10 questions was applied to Mardin Artuklu University Health School students in 18-19 April 2013 to determine their level of knowledge before and after a two-day training for tuberculosis. Results: 196 students' data were included. After training, most common right answers rate were initially 22.4% whose vaccinated necessary, 13.7% whose control after tbc patient close contact and 13.3% what was the tbc illness agent were learned by students. After training, the way of diagnosis to patient was remained basically same, right answers rate decreased 1.5% which organs influence with tbc, 0.5% increased right answer rate for risk of spread tbc but remained lowest among the other right answers. Tbc disease agent is a bacteria, smudge with airway is agreed by the students' (p= 0.0001). Whose risk of developing tbc and how was treat patients was learned increasingly by students after training (p= 0.0001). Before training, awareness of the spread of tbc to lung, lymph node and brain membrane was known and was found significantly (p= 0.0001). After training, vaccination of infants (p< 0.001), and most common symptom of pulmonary tuberculosis (p= 0.0001) is shown statistically significant. After training was thought to diagnosed tbc with skin test was statistically significant (p < 0.001). Training was not change student's knowledge and approach this two points; whose control was necessary with tbc close contact persons' (p= 0.065) and what was the directly observed treatment (p= 0.058). Discussion: Although, our students' knowledge about tuberculosis is enough but continuing education programs, and updating of information must provide.Article Increased DNA Damage and Oxidative Stress Among Silver Jewelry Workers(HUMANA PRESS INC, 2015) Aktepe, Necmettin; Koçyiğit, Abdurrahim; Yükselten, Yunus; Taşkın, Abdullah; Keskin, Cumali; Çelik, HakimSilver has long been valued as a precious metal, and it is used to make ornaments, jewelry, high-value tableware, utensils, and currency coins. Human exposures to silver and silver compounds can occur oral, dermal, or by inhalation. In this study, we investigated genotoxic and oxidative effects of silver exposure among silver jewelry workers. DNA damage in peripheral mononuclear leukocytes was measured by using the comet assay. Serum total antioxidative status (TAS), total oxidative status (TOS), total thiol contents, and ceruloplasmin levels were measured by using colorimetric methods among silver jewelry workers. Moreover, oxidative stress index (OSI) was calculated. Results were compared with non-exposed healthy subjects. The mean values of mononuclear leukocyte DNA damage were significantly higher than control subjects (p < 0.001). Serum TOS, OSI, and ceruloplasmin levels were also found to be higher in silver particles exposed group than those of non-exposed group (p < 0.001, p < 0.001, p < 0.01, respectively). However, serum TAS levels and total thiol contents of silver exposed group were found significantly lower (p < 0.05, p < 0.001, respectively). Exposure to silver particles among silver jewelry workers caused oxidative stress and accumulation of severe DNA damage.Conference Object Correlation between vitamin D status and Wechsler Adult Intelligence Scale's comprehension subtest in patient with end-stage renal diseases(WILEY-BLACKWELL, 2016) Karaoğlan, Mehmet; Emre, Memet Hanifi; Demirtaş, Yasemin; Şahin, İdris; Taşkapan, HülyaAim: Cognitive decline is an important problem for individuals, as well as for the community. Increasing evidence suggests that vitamin D may play a role in maintaining cognitive function and vitamin D deficiency may accelerate cognitive decline. The aim of this study was to evaluate the status of vitamin D in chronic renal failure (CRF) patients on peritoneal dialysis (PD) and to correlate the findings with cognitive functions. Materials and methods: The study was performed in Inonu University Turgut Ozal Medical Center. Serum 25hydroxyvitamin D (25(OH)D) was measured and cognitive functions (Wechsler Adult Intelligence Scale’s (WAIS) Comprehension Subtest) tested with 51 peritoneal dialysis patients and a control group consisting of 51 healthy individuals have similar conditions with patients. Individuals with other chronic diseases and smoking and alcohol habits which may impair cognitive functions were excluded from the study. Results: Compared to each groups we found negative correlation between 25(OH)D3 levels and WAIS’s Comprehension Subtest in patient and control group. The correlation between data was evaluated with the Spearman’s test (P = 0.597, r = 0.76 and P = 0.010 r = 0.356 respectively). Conclusions: In the literature, there is no consensus on the presence of an association between vitamin D levels and cognition. In this study vitamin D levels were measured as deficiency in both groups. Further studies are needed to investigate for increasing actual knowledge about this association.Article Mardin İli Kızıltepe İlçe Merkezinde Yaşayan Evli Kadınların Doğum Sonrası Dönemde Anne Bakımına Yönelik Bildikleri ve/veya Uyguladıkları Geleneksel Yöntemlerin Değerlendirilmesi(2017) Deveci, Süleyman Erhan; Bayram, VasfiyeMardin İli Kızıltepe İlçe Merkezinde Yaşayan Evli Kadınların Doğum Sonrası Dönemde Anne Bakımına Yönelik Bildikleri ve/veya Uyguladıkları Geleneksel Yöntemlerin Değerlendirilmesi Amaç: Doğum sonu dönemde anne bakımına yönelik yapılan geleneksel uygulamalar önemli bir halk sağlığı problemidir. Bu araştırma, Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte olan araştırmanın örneklemini ilçe merkezinde yaşayan evli kadınlardan seçilen 549 kadın oluşturmuş, bunların 527'sine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, obstetrik öykü ve doğum sonu dönemde anne bakımına yönelik geleneksel uygulamaların değerlendirildiği soruların yer aldığı bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmıştır. Veriler, istatistiksel paket programında yüzdelik, ortalama ve ?2 (ki-kare) analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 36.77±12.39'dur. %46.7'si doğum yaptıktan sonra geleneksel yöntemlerden herhangi birini kendisine uyguladığını/uygulayacağını bildirmiştir. Kadınların yaşları arttıkça, kendilerinin ve eşlerinin eğitim düzeyi düştükçe, ailelerinin aylık gelir düzeyleri azaldıkça kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları artmaktadır (p<0.05). Sosyoekonomik düzeyini kötü olarak algılayanlarda ve kendi sağlık durumunu kötüye doğru algılama dereceleri yükseldikçe geleneksel yöntem uygulama artmaktadır (p<0.05). Yaşayan çocuk sayısı fazla olan, hastane dışında doğum yapan, herhangi bir sağlık problemi olduğunda doktora gitme dışında değişik yöntemlerle çözmeye çalışan kadınlarda kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak; bölge kadınlarının doğum sonu dönemde kendilerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma davranışlarının yüksek oranda olduğu saptanmıştırArticle Üniversite Öğrencilerin Kendi Kendine Meme Muayenesi Bilgi Düzeyleri(STED, 2018) Değer, Vasfiye Bayram; Çifçi, Sema; Saka, Günay; Ceylan, AliAmaç: Bu çalışma, Mardin Artuklu Üniversitesi Kredi Yurtlar Kurumu Kız Yurdunda kalan ve sağlık dışındaki bölümlerde okuyan öğrencilerin kendi kendine meme muayenesi ile ilgili uygulama, bilgi, tutum ve farkındalık düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, Ekim 2015- Şubat 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Mardin Kredi Yurtlar Kurumunda kalan sağlık dışındaki bölümlerde okuyan 520 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada, literatür taraması sonucu hazırlanan 3 bölümlük anket formu, yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Verilerin analizinde yüzdelik hesaplama, ortalama Ki-Kare testi kullanılmıştır. p <0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin %87,5’i (n=398) lisans, %12,5’i (n=57) ön lisans öğrencisidir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %54,9’unun (n=250) Kendi Kendine Meme Muayenesi’ nin ne olduğunu bildiği, bunlardan %55,6’sının (n=216) gerekli bilgiyi sağlık personelinden aldığı görülmüştür. Öğrencilerin %63,5’i (n=289) Kendi Kendine Meme Muayenesi’ ni kimlerin yapması gerektiği; %30,5’ i (n=139) Kendi Kendine Meme Muayenesi’ ne başlama yaşını; %12,1’i (n=55) Kendi Kendine Meme Muayenesi’ nin zamanlamasının öğrenciler tarafından doğru bilindiği tespit edilmiştir. Öğrencilerin %49,2’ si (n=224) Kendi Kendine Meme Muayenesi’nin nasıl yapıldığını bildiğini, %39,6’ sının (n=180) Kendi Kendine Meme Muayenesi’ni yaptığını ifade etmiştir. Araştırma kapsamına alınan ve Kendi Kendine Meme Muayenesi’ ni yapan öğrencilerin %43,3’ünün (n=78) ayda 1 defa düzenli olarak, %15,0’nın (n=27) adet kanamasından 5- 7 gün sonra Kendi Kendine Meme Muayenesi’ ni yaptığı belirlenmiştir. Kendi Kendine Meme Muayenesi’ ni hiç uygulamayan öğrencilerin (n=275) %28,7’si “Nasıl yapılacağı gösterilmediği için”, “Ne arayacağımı bilmediğim için” yanıtını vermişlerdir. Sonuçlar: Araştırma bulgularına dayanarak öğrencilerin Kendi Kendine Meme Muayenesini yeterince bilmedikleri, Kendi Kendine Meme Muayenesi yaptığını ifade eden öğrencilerin ise yarısından azının her ay düzenli olarak yaptığı tespit edilmiştir. Kendi Kendine Meme Muayenesi hakkında bilgi sahibi olmama, çok meşgul olma, unutma, utanma gibi faktörlerin muayene yapamamada etkili olduğu bulunmuştur.Article ADÖLESAN DÖNEMDE ÜREME SAĞLIĞI, CİNSELLİK VE CİNSEL EĞİTİMİN ÖNEMİ(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Bayram Değer, Vasfiye; Balcı, ElçinDünyadaki tüm kültürel, sosyal, ekonomik ve politik yapılanmalarda, gençlerin ÜS/CS (üreme sağlığı ve cinsel sağlık) gereksinimleri sağlıklı büyüme ve gelişmenin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Gençlerin ÜS/CS gereksinimleri, sorun ve hakları özelikle son 25 yılda gündemdedir ve karşılan(a)mayan üreme sağlığı gereksinimleri dünyada ve ülkemizde önemli halk sağlığı sorunları arasındadır. Karşılan(a)mayan üreme sağlığı gereksinimleri istenmeyen gebelikler, ergenlik dönemi gebelikleri, sağlıksız düşükler ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ile sonuçlanmaktadır. Bu sağlık sorunlarının bedeli kimi kez çok ağır ödenmektedir. Bu risklerden korunmak sadece doğru bilgi ve olumlu davranışlarla mümkündür. Bunun en etkili, ucuz ve ulaşılır yolu ise ÜS/CS eğitiminin örgün eğitim içerisinde verilmesidir. Adölesanların yaşamı bilinçli seçeneklerle düzenleyebilmeleri için seçim yapma özgürlüğünü kullanabilmesi, yaptığı seçimlerin sorumluluğunu alabilmesi, cinselliğe karşı olumlu bir tutum içinde cinsel kimliklerinden hoşnut, bedenlerinin ve duygularının bilincinde erişkinler olabilmeleri cinsel sağlık eğitiminin başlıca amacıdır. Sosyal iletişim deneyiminin yetersizliği, kendi bedenleri hakkında ve nereden yardım alacakları konusunda bilgisizlik sıklıkla genç insanların gereksinimleri olan doğru hizmete ulaşmalarını sınırlamaktadır. Ayrıca özellikle ülkemizde sağlık olanakları gençler için ÜS/CS bilgisi/danışmanlığı ve hizmet sunumu yönünden çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Örgün eğitim programı içerisinde ÜS/CS ile ilgili konulara çok az değinilmektedir. Medyanın, gençlerin kendi cinsellikleri hakkında bilinçli karar vermelerini sağlayabilecek bir bilgi kaynağı olması bir seçenek iken, zaman zaman yanlış bilgiler vererek, olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Çoğu aile geleneksel değerler nedeniyle cinsel konularda çocukları ile konuşmaya açık değillerdir ve çocukların ergenlik döneminde yaşadıkları sıkıntılar aileler tarafından göz ardı edilebilmektedir. Bu nedenlerle adölesan yaş grubuna verilen cinsellik hakkındaki eğitim programlarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.Article Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinde Sigara İçme Sıklığı ve Etkileyen Faktörler(Van Tıp Dergisi, 2018) Çifçi, Sema; Değer, Vasfiye; Saka, Günay; Ceylan, AliÖZET Amaç: Sigara kullanımı dünyada ve Türkiye‟de önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara bağımlılığı ile etkin mücadelede sağlık profesyonellerine önemli görevler düşmektedir. Sigaraya başlama yaşının, başlama nedenlerinin, çocuklarda ve gençlerde içme oranlarının saptanması önemlidir. Bu araştırma, Mardin Artuklu Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu hemşirelik bölümü öğrencilerinin sigara içme düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitseldir. Araştırmanın evrenini Mardin Artuklu Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu öğrencileridir (377 kişi) 30 Kasım 2015-16 Aralık 2015 tarihleri arasında sınıfta bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 309 öğrenciye 2 bölümden (sosyo-demografik özellikler ve sigara kullanımına ilişkin sorular) oluşan bir anket uygulanmıştır. Veriler paket programında değerlendirilmiş ve verilerin analizinde sıklık, ortalama, ki-kare kullanılmıştır, p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %34.3‟ ü sigara içmektedir. Öğrencilerin baba eğitim düzeyi ve cinsiyetleri ile öğrencilerin sigara içme durumu arasında istatistiksel anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). Öğrencilerin sigara içme durumlarıyla annelerinin, büyük kız kardeşlerinin ve yakın arkadaşlarının sigara alışkanlığı arasında istatistiksel anlamlılık mevcuttur. Öğrencilerin ders durumlarının iyiden kötüye doğru değişim trendinde sigara içme oranlarının arttığı görülmektedir (p<0.05). Öğrencilerin sigaraya başlama nedenleri arasında ilk sırada %31.1 ile keyif ve zevk için sebebi yer almaktadır. Sigara içen öğrencilerin %64.1‟i sigarayı 18 yaşın altında denediğini ve sigara içen öğrencilerin %26.4‟ü arkadaşlarına özendiğini ifade etmiştir. Sonuç: Araştırmaya katılan öğrencilerin sigara içme durumlarıyla annelerinin, büyük kız kardeşlerinin ve yakın arkadaşlarının sigara alışkanlığı, baba eğitim düzeyi, cinsiyetleri, ders durumlarının iyiden kötüye doğru değişimi, yakın arkadaşlarının sigara içme alışkanlığı arasında istatistiksel anlamlılık tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mardin, sigara, üniversite öğrencileriArticle Hemşirelik ve Ebelik Öğrencilerinin Bireysel Yenilikçilik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(Gümüşhane Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 2018) Utli, Hediye; Doğru, Birgül VuralBu çalışma hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin bireysel yenilikçilik özelliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 23 Kasım 2017- 24 Ocak 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir üniversitenin Sağlık Yüksekokulu hemşirelik ve ebelik bölümünde öğrenim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 256 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik özellikleri belirlemek için öğrencilere Anket Formu ve yenilikçilik düzeylerini tespit etmek için hemşireliğe uyarlanmış “Bireysel Yenilikçilik Ölçeği” (BYÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzde, sayı ve Mann-Whitney U testi ile Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Öğrencilerin %73,4’ü kadın, %26,6’sı erkektir. BYÖ toplam puan ortalaması 59,11±8,29’dur. Öğrencilerin cinsiyetine göre bireysel yenilikçilik ölçeği toplam puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Öğrencilerin okudukları bölüme göre bireysel yenilikçilik ölçeği alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu bulunurken (p<0,05), sınıf, yaşadığı yer ve medeni duruma göre bireysel yenilikçilik ölçeği alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir. (p>0,05). Araştırmaya alınan öğrencilerin yenilikçilik düzeyi gelenekselci olup erkek öğrencilerin kadın öğrencilere göre daha gelenekselci ve kuşkucu oldukları saptanmıştır. Hemşirelerin ebelere göre daha gelenekselci oldukları tespit edilmiştir. Bu farklılığın da hemşirelik bölümünde erkek öğrencilerin bulunmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.Article Hastanelerde Görevli Sağlık Çalışanlarının Bireysel İş Yükü Algıları(Sağlık ve Hemşirelik Yönetim Dergisi, 2018) Çiftçioğlu, Gülcan; Tunç, Gülistan; Güneş, Aynur; Değer, Vasfiye; Çifçi, SemaGİRİŞ: İş yükü bireysel açıdan işi yapmak için geçen zamanı ve enerjiyi, örgüt açısından verimliliği göstermektedir. İş yükü, çalışanlar ve örgütler bakımdan çok önemli bir değişkendir. AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, bir devlet hastanesinde çalışan sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin iş yükü algı düzeylerini ortaya koymaktır. YÖNTEM: Araştırmada veri toplama aracı olarak, sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin algılarını belirlemeye yönelik “Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Bu ölçek Cox tarafından 2003 yılında geliştirilmiş ve Cox ve arkadaşları tarafından 2006 yılında geçerlilik ve güvenirliği test edilmiştir. Saygılı tarafından 2008 yılında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmanın evrenini araştırma izni alınabilen devlet hastanesinde görev yapan tüm sağlık personeli (421 kişi) oluştururken, örneklemini bu hastanede çalışan tüm sağlık çalışanlarından araştırmaya katılımda gönüllü olan 220 kişi oluşturmuştur. Yüz doksan beş sağlık çalışanından kullanılabilir veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri Ekim- Kasım 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma verileri Istatistical Package for Social Science for Windows 16.0 programı kullanılarak sayı, yüzdelik ve ortalama-standart sapma, bağımsız değişkenler ile ölçek alt boyutları arasındaki ilişkilerinin değerlendirilmesinde ise bağımsız gruplarda t- Student testi analizleri kullanarak incelenmiştir. BULGULAR: Bu araştırmada, ölçeğin toplamından alınan puan ortalaması 103,7±22,07’dir. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları ise; yönetim desteği alt boyutu puan ortalaması 3,63±0,66, ortalama meslektaş desteği alt boyutu puan ortalaması 3,73±0,71, birim desteği alt boyutu puan ortalaması 2,77±0,58, çalışma ortamı algısı alt boyutu puan ortalaması 3,52±0,84, ve mevcut işi sürdürme niyeti alt boyutu puan ortalaması 1,04±0,30 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının iş yükü desteğini en çok meslektaşlarından aldıkları ve sağlık çalışanların aynı işi sürdürme niyetine ilişkin puanın en düşük puan olduğu bulunmuştur.Article Hastanelerde Görevli Sağlık Çalışanlarının Bireysel İş Yükü Algıları(Sağlık ve Hemşirelik Yönetim Dergisi, 2018) ÇİFTÇİOĞLU GülcanGİRİŞ: İş yükü bireysel açıdan işi yapmak için geçen zamanı ve enerjiyi, örgüt açısından verimliliği göstermektedir. İş yükü, çalı-şanlar ve örgütler bakımdan çok önemli bir değişkendir. AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, bir devlet hastanesinde çalışan sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin iş yükü algı dü-zeylerini ortaya koymaktır.YÖNTEM: Araştırmada veri toplama aracı olarak, sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına ilişkin algılarını belirlemeye yönelik “Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Bu ölçek Cox tarafından 2003 yılında geliştirilmiş ve Cox ve arkadaşları tarafından 2006 yılında geçerlilik ve güvenirliği test edilmiştir. Saygılı tarafından 2008 yılında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmanın evrenini araştırma izni alınabilen devlet hastanesinde görev yapan tüm sağlık personeli (421 kişi) oluştururken, ör-neklemini bu hastanede çalışan tüm sağlık çalışanlarından araştırmaya katılımda gönüllü olan 220 kişi oluşturmuştur. Yüz doksan beş sağlık çalışanından kullanılabilir veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri Ekim- Kasım 2016 tarihleri arasında toplanmıştır. Araş-tırma verileri Istatistical Package for Social Science for Windows 16.0 programı kullanılarak sayı, yüzdelik ve ortalama-standart sapma, bağımsız değişkenler ile ölçek alt boyutları arasındaki ilişkilerinin değerlendirilmesinde ise bağımsız gruplarda t- Student testi analizleri kullanarak incelenmiştir.BULGULAR: Bu araştırmada, ölçeğin toplamından alınan puan ortalaması 103,7±22,07’dir. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları ise; yönetim desteği alt boyutu puan ortalaması 3,63±0,66, ortalama meslektaş desteği alt boyutu puan ortalaması 3,73±0,71, birim desteği alt boyutu puan ortalaması 2,77±0,58, çalışma ortamı algısı alt boyutu puan ortalaması 3,52±0,84, ve mevcut işi sürdürme niyeti alt boyutu puan ortalaması 1,04±0,30 olarak bulunmuştur.SONUÇ: Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının iş yükü desteğini en çok meslektaşlarından aldıkları ve sağlık çalışanların aynı işi sürdürme niyetine ilişkin puanın en düşük puan olduğu bulunmuştuR.Book Review Seven-membered Rings with Three Heteroatoms: Chemistry of 1,2,5-and 1,4,5-Thiadiazepines(BENTHAM SCIENCE PUBL LTD, 2018) Doğru Mert, Başak; Elattar, Khaled M.This review describes the chemistry of 1,2,5- and 1,4,5- thiadiazepines. The investigated heterocycles are monocyclic and fused 1,2,5- and 1,4,5- thiadiazepines. The different sections cover: structural elucidation "spectroscopy", reactivity of substituents attached to ring carbon and nitrogen atoms, synthesis of monocyclic and fused heterocycles incorporated 1,2,5- and 1,4,5- thiadiazepine moiety. Nitrogen and sulfur atoms of thiadiazepine ring system have the ability to donate the electrons pairs in order to form coordination bonds forming different complexes. The aim of this review is to discuss the chemistry of title compounds up till now. The reaction mechanisms are described and discussed, as well as, the biological applications of the target compounds.Book Part The Professional Motivation In Senior Nursing Students.(2018) ÇİFTÇİOĞLU GülcanÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin mesleki güdülenme düzeylerini belirlemektir. Yöntem: Araştırmanın tasarımı kesitsel tanımlayıcı tiptedir. Araştırmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 201 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Şubat- Nisan 2018 tarihleri arasında, Güdülenme Kaynakları ve Sorunları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphirowilk testi ile test edilmiş. Grupların özellikleri için ise Kruskal Wallis testi ve Allpairwise çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS Windows version 24.0 paket programı kullanılmış ve P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin içsel güdülenme puan ortalaması 36.31±7.71 dışsal güdülenme puan ortalaması 16.30±3.80 olumsuz güdülenme puan ortalaması 26.33±4.76 ve Güdülenme Kaynakları ve Sorunları Ölçeği puan ortalaması 78.95±13.67 olarak saptanmıştır. Ölçeğin toplam Cronbach alfa değeri 0.85 olarak belirlenmiştir. Ölçek puanları arasındaki korelasyonlarda ise; İçsel güdülenme ölçeği ile dışsal güdülenme ölçeği arasında pozitif yönde güçlü bir anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=-0,627, P=0,001). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin içsel güdülenme düzeyleri dışsal güdülenme düzeylerinden yüksek olması, hemşirelik hakkındaki olumlu düşüncelerin öğrencilerin güdülenme düzeylerinde anlamlı şekilde etkili olduğu sonucuna ulaşıldıArticle “Relationship between Mobbing Encountered by Nurses and Learned Resourcefulness(International Journal of Caring Scienceses, 2019) ÇİFTÇİOĞLU GülcanAbstract Background: Among all health personnel, nurses are the most exposed to mobbing. It is important for victims of mobbing to acquire skills that would help them cope with and solve problems individually. Individuals with higher levels of learned resourcefulness are reported to be more successful in dealing with problems. Objective: This study was performed to mobbing encountered by nurses and learned resourcefulness levels of nurses, as well as socio-demographic characteristics that affecting these concepts and the correlations between the concepts. Methods: The data were collected from 298 nurses that work in three different regions of Turkey between June-August 2017. The data collection tool involved an information form and two scales. The data were analysed by using psychometric, descriptive, comparative and correlational analyses in the IBM SPSS Statistics 21.00.Results: Positive, highly significant and low strong correlation was determined between concepts. (r=0.225, p<0.001). There was a statistically significant difference in terms of the questionnaire on the mobbing according to the year of professional experience, number of work places in professional life and age level (p<0.05). There was also a statistically significant difference between Comparison of the Mean Scores in RLRS according to gender and number of work places in professional life (p<0.01). Conclusion: Findings of this study demonstrated that learned resourcefulness could be developed as a personality trait to resist mobbing. It could be recommended to develop and apply nurse managers in nursing services should address this issue.Article The Effect of Satisfaction in Implementing Professional Behaviors in Nursing Students(International Journal of Caring Sciences, 2019) ÇİFTÇİOĞLU GülcanAbstract Background: Professionalism is a significant objective for all professions that is a must factor in health disciplines. Objective: In this study was performed to determine the effect of nursing students' satisfaction in clinical environment on the application of professional behaviors. Methods: This is a descriptive and cross-sectional study. The sample consists of the totally 340 students, 3rd and 4th grade in nursing department of two university. Data were collected between October and November 2017 by using Student Satisfaction Scale (SSS) and Nursing Students Professional Behavior Scale (NSPBS). Data were analyzed through the descriptive, comparative and correlative analyses via IBM SPSS Statistics 21. Results: The study found that students' application scores of professional behaviors was 43.58±13.36 (α=.93) and student satisfaction mean score was 2.57±0.76 (α=.92). These two variables showed that there is a positive weak relationship between them. The was a weak but positive and highly significant difference between SSS and NSPBS scores (r=.239,p<.001).Discussions: It is thought that supporting students academically to let them have education opportunity that constantly provide vocational development and ensuring satisfaction can help them develop professionalbehaviors during nursing education.Book Part GERİATRİ’ DE PALYATİF VE YAŞAM SONU BAKIM(Güven Plus Grup A.Ş. Yayınları, 2019) ÇİFTÇİOĞLU GülcanÖZET Yaşam beklenti süresinin artması, doğurganlığın azalması ile toplumda yaşlı nüfus oranında belirgin bir artış olmuştur. Yaşlı nüfusun artması, geriatrik bakımı önemli hale gelmiştir. İnsan, hayatının ileri dönemlerinde tedavisi olmayan sağlık sorunları yaşayabilmektedir. Bu sebeple palyatif bakıma ihtiyaç duyulabilmektedir. Palyatif bakım, yaşamı tehdit eden sağlık problemleri yaşayan hastalarda yaşam kalitesinin arttırılmasını hedefleyen bir bakım yöntemidir. Geriatri ve palyatif bakımın temel hedefi ‘yaşam kalitesini arttırmak’ tır. Her iki bilim dalı da hasta merkezli ve interdisipliner ekiple hizmet verir. O nedenle yaşlıya hizmet sunan sağlık personelinde geriatri ve palyatif bakım ile ilgili farkındalığının arttırılması önemlidir. Tıptaki ve teknolojideki gelişmeler sonucu yaşam sürelerine bağlı olarak artık daha ileri yaşta ve daha komplike ölümlerle karşılaşılır durumlar olmuştur. Etkili bir palyatif bakım hizmeti sunmak için; multidisipliner bir yaklaşımla hasta ve ailenin gereksinimlerine odaklanmak gerekmektedir. Hastalar ve yakınları özellikle terminal dönemdeki vakalarda çoğu zaman ölümü kabullenir. Ancak daha konforlu ölüm beklentileri vardır. Palyatif bakımla; terminal dönemde hastanın ağrısını azaltıp, yaşam kalitesini artıracak bakım planlanmalıdır. Palyatif bakım vermek amacıyla hospis sistemlerinin biran önce planlanması gerekmektedir. Türkiye’de bu planlamalar olmadığı için terminal dönemdeki hastaların büyük çoğunluğu hastanelerde yatak işgal etmektedir. Yâda evdeki hastaya ve hasta yakınlarına tam anlamıyla gereken destek verilemeden ölmektedirArticle Attitudes of Married Women with Advanced Maternal Age and their Spouses Towards Family Planning and Evaluation of the Effects of Trainings related to This Issue(Interventions in Gynaecology & Women’s Healthcare. Published, 2019) ÇİFTÇİOĞLU GülcanAbstractPurpose: In this study, we aimed to evaluate the attitudes of married women with advanced maternal age and their spouses towards family planning and to assess the effects of training related to this issue. Design: The sample group of the study was composed of 170 women and their spouses who were registered to the three health clinics located in Kiziltepe district of Mardin province. Participants were selected according to the family planning attitude scale results. Results: When we evaluate the mean attitude scale scores of both women and their spouses before and after the trainings, it can be concluded that trainings positively affected the attitudes of them towards the family planning. Implications: Trainings are effective in changing attitudes and behaviors of individuals who are strongly are engaged in traditional cultural characteristics.Article Determınatıon Of The Attıtudes Of Student Nurses For Safe Use Of Cuttıng And Drıllıng Medıcal Applıances(Dergipark, 2019) Soylu, Dilek; Soylu, Ayşe; Tanrıverdi, Ömer; Tanrıverdi, Seher; Aksu, EkremPurpose:The study was carried out descriptively in order to determine the attitudes of the nurses to the safe use of medical instruments. Patients and Methods