Tıp Fakültesi
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/3075
Browse
Browsing Tıp Fakültesi by Publication Index "TR-Dizin"
Now showing 1 - 20 of 22
- Results Per Page
- Sort Options
Article 15-49 yaş arası annelerin anne sütü ile ilgili uygulamaları ve etki eden faktörler(2013) Battaloğlu İnanç, BetülAmaç: Bu çalışmada, 15-49 yaş arasındaki annelerin bebeklerinibesleme durumlarının ve emzirme konusundaki uygulamalarınınsaptanması ve etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Mardin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi,Kadın Doğum Polikliniğine 1 Ekim-30 Kasım 2012 tarihleri arasında başvuran, 15-49 yaş arası kadınlardan basit rastgele örneklemeyöntemi ile seçilen 330 anne çalışmaya dahil edildi. Amaca uygunolarak hazırlanmış bir anket, yüz yüze görüşme tekniği ile katılımcılara uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 28.2±5.2 olan kadınların %23.5'i annesütünü ilk 6 ay, %24.4'ü 12 aya kadar, %40.8'i 24 aya kadar ve%11.3'ü 24 aydan fazla süre bebeklerine vermişlerdi. Kadınların%69.1'i ilk 6 ay, sadece anne sütü vererek bebeklerini beslemişlerdi. Bu besleme tarzı, annelerin eğitim düzeyi arttıkça artış göstermekteydi (p=0.017). Ek gıdaya 6 aydan sonra başlayanlar dahaçok yüksekokul ve üniversite mezunları idi ve eğitim seviyesininazalmasıyla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da bu süreden sapmalar görülmekteydi (p>0.05) Yüksekokul ve üniversitemezunları anne sütü ile ilgili bilgileri daha çok ebe-hemşire ve doktordan alırken, eğitim düzeyi düştükçe bu bilgiler aile ve çevredenalınmaktaydı (p=0.018). Sonuç: Annelerin büyük çoğunluğu bebeklerine anne sütü vermelerine karşın, eğitim düzeyi düştükçe ek gıdaya başlama yaşı konusunda yanlış uygulamalar artmaktadır. Öte yandan eğitim düzeyidüştükçe anne sütü verme süresi uzamaktadır.Article 5-15 yaş arası astımlı çocukların sosyodemografik özellikleri ve risk faktörleri(2013) Önder, Nurgül; Hatipoğlu, Sami; Battaloğlu İnanç, Betül; Sıkar, DeryaAmaç: Bir astım allerji polikliniğine başvuran astımlı çocuklarınsosyodemografik özellikleri ve risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırmada 1 Ocak 2005-31Aralık 2005 tarihleri arasında, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim veAraştırma Hastanesi Astım Alerji Polikliniği'nde astım tanısıyla izlenen, 5-15 yaşları arasındaki 450 hastanın dosyaları retrospektifolarak taranıp, hastaların sosyodemografik özellikleri, hastalığınbaşlama yaşı, risk faktörleri araştırılmıştır. Bulgular: Olguların %60.9'u erkek, ortalama yaş 8.4±2.7 ve semptomların başlama yaşı ortalama 3.6±2.7 idi. Hastaların %95.6'sı düşük gelirli olduklarını belirten ailelere sahipken, %46.4'ü ısınmadakömür kullanıyor, %67.1'i nemli ortamda yaşıyordu. Son bir yıl içerisinde acile başvuranların oranı %66.7 iken, hastaneye yatırılmaoranı %10.9 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda değerlendirilen astımlı çocukların sosyodemografik özellikleri ve risk faktörleri literatür ile uyumlu bulunmuştur.Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 57-15 years of age group children' hypertension and obesity(2013) Battaloğlu İnanç, BetülAmaç: Mardin ili, ilköğretim okullarındaki öğrencilerde, hipertansiyon ve obezite değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma, Mardin ilinin, farklı sosyoekonomik düzeyindeki, üç ilköğretim okulunda, 3460 öğrenciyle yürütüldü. Öğrencilerin, obeziteleri Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO), kan basınçları Amerikan Pediatri Akademisi’nin yayınladığı standartlara göre tanımlandı. Çalışmanın verileri SPSS paket programında, ki-kare testi ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık p <0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Fazla ağırlığı olan çocuk % 15.78, obez olan çocuk oranı % 10.57’ dir. Obezite sıklığı kız çocuklar için % 9.05 ve erkek çocuklar için % 11.97’ dir ( p<0.01). Öğrencilerin % 1.30’ unda presistolik hipertansiyon, % 2.02’ sinde sistolik hipertansiyon, % 2.65’ inde prediyastolik hipertansiyon ve % 2.74’ ünde diyastolik hipertansiyon görüldü. Ailesinde hipertansiyon olanlar ve onların çocukları arasında hipertansiyon ilişkisi yoktu. İki saatin üzerinde televizyon seyreden çocuklarda, obezite mevcuttu ( p=0.03). Sonuç: Okul sağlığı açısından, hipertansiyon ve obezite değerlendirmeleri gereklidir. Bu nedenle okul çağı çocuklarının muayenelerinde, bu konu mutlaka yer almalı, hipertansiyon ve obezite konusunda öğrencilere ve ailelerine eğitimler verilmelidir.Article Ameliorating effects of low-dose ketamine administrations on opioid-induced memory impairments and neurodegeneration in mice(İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2023) Uyar, Emre; Şeker, Uğur; Özhan, Onural; Açıkgül, Muhammet Burak; Çolak, Mehmet; İzci, Sevde Feyza; Parlakpınar, HakanAim: Opioids have indispensable roles in pain management. A strong link exists between opioid use and memory impairments, mainly with continuous use. This study investigated the effects of two opioid drugs, meperidine and fentanyl, on emotional memory functions, brain morphology, and the possible protective effects of low-dose ketamine in mice. Materials and Methods: A passive avoidance (PA) test was used to measure emotional memory functions following seven daily drug applications in 48 male Balb/C mice (30-35 g). Meperidine (10 mg/kg), fentanyl (0.3 mg/kg), ketamine (5 mg/kg), and combinations of ketamine with the opioids were intraperitoneally injected daily. No drugs were utilized during the testing days. Brain tissues were obtained after sacrification and put into diluted formalin solution for histopathological analysis. Results: Transfer latencies of the meperidine and fentanyl-treated groups in the PA test were lower than in the vehicle-treated group (p<0.01, p<0.05, respectively). Ketamine combined with meperidine had higher latencies than in the meperidine-treated group (p<0.05). The augmenting effects of ketamine were evident against fentanyl and meperidine-induced neurotoxicity as morphologic alterations were reduced. Conclusion: Low-dose ketamine may fend against opioid-induced neurotoxicity and emotional memory impairments, especially against meperidine, which can be a practical alternative to fentanyl in clinical settings.Article Citation - WoS: 8Citation - Scopus: 6The association of allergic rhinitis severity with neutrophil-lymphocyte and platelet-lymphocyte ratio in children(Northern Clinics of İstanbul, 2022) Cansever, Murat; Sarı, NeslihanObjective: The aim of the study was to investigate the relationship between the severity of allergic rhinitis (AR) and neutrophil-lymphocyte ratio (NLR) and platelet-lymphocyte ratio (PLR) in pediatric patients. Methods: This study is a retrospective, cross-sectional, and observational study including 200 AR patients and 160 healthy controls. Of the patients, 39% were boys with a mean age of 10.5 years. The study included children with persistent and intermittent AR. Of the controls, 50.6% were boys with a mean age of 10.3 years. We compared NLR and PLR from blood test between study and control groups. They were also compared according to AR severity within the patient group. Results: The NLR was 1.64±1.29 in the study group whereas 1.18±0.31 in the control group. The PLR was 102.72±31.20 in the study group whereas 79.36±11.72 in the control group. When NLR and PLR were compared between groups, we found statistically significant differences in both NLR and PLR (p=0.003, p=0.001, respectively). We found a statistically significant difference when comparing both NLR and PLR in patients with intermittent and persistent AR. These rates increased with disease severity (p=0.000, p=0.000, respectively). Conclusion: Both NLR and PLR are useful markers for the diagnosis and severity of AR. Clinicians can use these markers to assess disease severity in pediatric patients at the beginning of the diagnostic process.Article Citation - WoS: 5Citation - Scopus: 6Bronchiectasis in Türkiye: Data From a Multicenter Registry (Turkish Adult Bronchiectasis Database)(Galenos Publ House, 2024) Edis, Ebru Cakir; Cilli, Aykut; Kizilirmak, Deniz; Coskun, Ayson Sakar; Guler, Nurcan; Cicek, Sedat; Sayiner, AbdullahBackground: Bronchiectasis is a chronic lung disease characterized by permanent bronchial wall dilatation. Although it has been known as an orphan disease, it has recently gained attention because of registry -based studies and drug research. Aims: We aimed to use a multicenter database to analyze and compare data regarding the etiology, associated comorbidities, microbiological characteristics, and preventive strategies of bronchiectasis in T & uuml;rkiye to those of other countries. Study Design: A multicenter prospective cohort study. Methods: The multicenter, prospective cohort study was conducted between March 2019 and January 2022 using the Turkish Adult Bronchiectasis Database, in which 25 centers in T & uuml;rkiye participated. Patients aged > 18 years who presented with respiratory symptoms such as cough, sputum, and dyspnea and were diagnosed with non -cystic fibrosis bronchiectasis using computed tomography were included in the study. Demographic information, etiologies, comorbidities, pulmonary functions, and microbiological, radiological, and clinical data were collected from the patients. Results: Of the 1,035 study participants, 518 (50%) were females. The mean age of the patients was 56.1 +/- 16.1 years. The underlying etiology was detected in 565 (54.6%) patients. While postinfectious origin was the most common cause of bronchiectasis (39.5%), tuberculosis was identified in 11.3% of the patients. An additional comorbidity was detected in 688 (66.5%) patients. The most common comorbidity was cardiovascular disease, and chronic obstructive pulmonary disease (COPD) and bronchiectasis was identified in 19.5% of the patients. The most commonly detected microbiological agent was Pseudomonas aeruginosa (29.4%). Inhaled corticosteroids (ICS) were used in 70.1% of the patients, and the frequency of exacerbations in the last year was significantly higher in patients using ICS than in nonusers (p < 0.0001). Age [odds ratio (OR): 1.028; 95% confidence interval (CI): 1.005-1.051], cachexia (OR: 4.774; 95% CI: 2,054-11,097), high modified medical research council dyspnea scale score (OR: 1,952; 95% CI: 1,459-2,611), presence of chronic renal failure (OR: 4,172; 95% CI: 1,249-13,938) and use of inhaled steroids (OR: 2,587; 95% CI: 1,098-6,098) were significant risk factors for mortality. Mortality rates were higher in patients with COPD than in those with no COPD (21.7-9.1%, p = 0.016). Patients with bronchiectasis and COPD exhibited more frequent exacerbations, exacerbation -related hospitalizations, and hospitalization in the intensive care unit in the previous year than patients without COPD. Conclusion: This is the first multicenter study of bronchiectasis in T & uuml;rkiye. The study results will provide important data that can guide the development of health policies in T & uuml;rkiye on issues such as infection control, vaccination, and the unnecessary use of antibiotics and steroids.Article Can Serum Biomarker Values from Second-Trimester Aneuploidy Screening Predict the development of Retinopathy of Prematurity in Premature Infants?(Kare Publishing, 2024) Sabanci, Senol; Kucuk, Mehmet Fatih; Savas, Hasan Basri; Suren, Elcin; Erol, Muhammet Kazim; Yavuz, And; Sipahioglu, HaydarObjectives: This study aimed to evaluate serum biomarker values measured during second-trimester aneuploidy screening in terms of their predictive ability for the development of retinopathy of prematurity (ROP) in premature infants. Methods: This retrospective cohort study evaluated the data of 1985 idiopathic premature infants who underwent ROP screening from 2016 to 2022. The infants were divided into two groups according to the presence of ROP, and those with ROP were further evaluated in two subgroups based on the presence of proliferation. Comparisons were made concerning the serum multiple of the median values of unconjugated estriol (uE3), human chorionic gonadotropin (hCG), and alpha-fetoprotein (AFP) among aneuploidy screening biomarkers. Results: While 1628 premature infants were in the non-ROP group, 357 were in the ROP group. Of the infants with ROP, 72 were in the proliferative ROP group and 285 in the non-proliferative ROP group. There was no significant difference in the multiple of the median values of the evaluated serum biomarkers (uE3, hCG, and AFP) between the ROP and non-ROP groups or between the proliferative ROP, non-proliferative ROP, and non-ROP groups. Conclusion: The multiple of the median values of second-trimester aneuploidy screening serum biomarkers were not able to predict the development of ROP in premature infants. This result may have been caused by the fact that the blood tests were taken only once and in the same weeks.Article Effect of cardio-gastric interaction on atrial fibrillation in GERD patients(2023) Günlü, Serhat; Araç, Eşref; Aktan, Adem; Kayan, Fethullah; Bernas, Altıntaş; Karahan, Mehmet ZülkifObjective: Atrial fibrillation (AF) and gastroesophageal reflux disease (GERD) are very common in daily clinical practice. Post-prandial AF episodes have been reported in GERD patients. Although it was reported in previous studies that it was caused by sympathovagal imbalance, there are no studies on cardiac conduction system involvement. In this study, we aimed to evaluate whether the risk of developing AF increases in untreated GERD patients with non-invasive electrophysiological tests. Methods: The research was prospectively performed. Endoscopy was performed on the individuals due to reflux complaints. ECG was recorded at 25mm/s and 10 mm/mV amplitude, and 24-hour Holter ECG (three-channel; V1, V2, and V5) was performed. ECG parameters were measured and Holter ECG results were analyzed. Results: A total of 120 individuals, 60 patients and 60 controls, were included. No significant statistically differences existed between groups for hypertension, diabetes, smoking, or dyslipidemia (p>0.05). In terms of heart rate, Pmax, Pmin, QTd, and QTcd, there were no significant differences across the two groups (p>0.05). P-wave dispersion (Pd) was substantially higher in the study group (p=0.014). Comparing the heart rate variabilities of 24-hour Holter ECG recordings across the groups, the standard deviation of R-R intervals (SDNN) was substantially higher in the study group (p<0.001). Low Frequency (LF) and LF/HF were significantly higher in the control group (p<0.001 and p=0.003, respectively). AF was detected in nine individuals on Holter ECG. Conclusion: Pd duration and risk of developing AF were higher in GERD patients.Article The effect of radiofrequency electromagnetic radiation on rat liver tissue and serum paraoxonase (PON1)(Annals of Medical Research, 2023) Yavaş, Mehmet Cihan; Kilitçi, AsumanAim: The development of technology increases the rate of everyone having a smartphone. Therefore, the possible biological effects of these devices are of concern. In this study, we aimed to investigate the effect of 2100 MHz radiofrequency electromagnetic radiation on rat liver tissue and serum paraoxonase 1 level. Materials and Methods: Within the scope of the study, a 2100 MHz radiofrequency electromagnetic radiation model was created. In our study, we used Sprague Dawley male rats. Two groups were made as sham-control and exposure group (5 h a day for 2 weeks). Liver tissue and serum paraoxonase were studied. Results: The paraoxonase 1 value of the exposure group was higher than the sham control group, and did not have statistically important difference in the comparison of exposure and sham control groups (p>0.05). Did not have important difference in histopathological parameters of rat liver tissue (p>0.05). Conclusion: Although it seems that radiofrequency radiation does not cause liver dam age, more detailed studies with short- and long-term exposure are neededArticle Eski sezaryenli gebelerin demografik özellikleri ve ilk sezaryen endikasyonlarnın değerlendirilmesi(2013) Sıkar, Derya; Yaşar, Levent; Battaloğlu İnanç, Betül; Yaşar, NurgülAmaç: Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi antenatal polikliniğine başvuran eski sezaryenli gebelerin, sosyodemografik özelliklerini, ilk sezaryen endikasyonlarını, demografik özellikler ve ilk sezaryen endikasyonları açısından hastaneler arası ndaki farklılıkları ve sosyoekonomik faktörlerin, sezaryen istemindeki rolünü araştırmayı amaçlamıştır. Yöntem: Ağustos 2006-Mart 2007 tarihleri arasında Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi antenatal polikliniğine başvuran 476 eski sezaryenli gebenin katıldığı kesitsel ve analitik tipte bir araştırmadır. Bulgular: Yaş ortalaması 28.4±4.6 olan gebelerin %68.4’ü 20-29 yaş grubundadır; toplam gebelik sayısı 2.8±1.3, parite ortalaması 1.4±0.7, yaşayan çocuk sayılarının ortalaması 1.3±0.6'dır. ‹lk sezaryen endikasyonları arasında akut fetal distres, makat geliş ve sefalopelvik uygunsuzluk ilk sıraları almaktadır. Eğitim düzeyi ve çalışma durumunun sezaryen tercihinde etkili olduğu saptanmıştır (p<0.001). Özel hastanelerle devlet hastaneleri arasında, ilk sezaryen endikasyonları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadı r (p<0.001). Devlet hastanelerinde, makat geliş nedeniyle sezaryen daha sık yapılmaktadır. Eğitim düzeyi ve çalışma durumu açısından ilk sezaryenini özel hastanelerde olanlar ile devlet hastanelerinde olanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (sırasıyla p=0.026 ve p=0.023). ‹steğe bağlı sezaryen olan kadınlar özel hastaneleri daha çok tercih etmektedirler (p=0.002). Sonuç: Eğitim düzeyi ve çalışma durumu, sezaryen tercihinde iki önemli faktör olup, çalışan ve belli bir eğitim seviyesine sahip olan kadınlar, sezaryeni ve özel hastaneleri daha fazla tercih etme eğilimindedirler.Article Evaluation of Children with Hearing Loss in a Special Education Centre in Mardin by TEDIL-3 Test(Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi, 2022) Sarı, Neslihan; İmrak, İbrahim HalilABS TRACT Objective: To assess the conditions based on Early Language Development Test (TEDIL-3) scores after rehabilitation in children with hearing loss who continue special education in a single centre in Mardin, a city in southeast Türkiye. Material and Methods: Demography, auditory findings, depression status of 53 (53% male, 47% female, aged 3-7 years) children, given a special education, in July and October 2021, were evaluated by TEDIL-3 test. Group P consisted of patients with scores above average and F group consist of children having scores below average on the TEDIL-3 test. Scores in different characteristics and between groups were compared with analysis of correlations and factor analysis. Results: As a result of the study, 30 (57%) children have been found to be in Group P, 23 (43%) of them in Group F. Statistical significance and higher scores were seen in children with families with monolanguage than bilanguage (p<0.05). Diagnosis age was higher in Group F (mean±SD; 18.5±18.1) than group P (mean±SD; 7.5±11.4). Cochlear implant age was correlated with diagnostic age (p=0.013, n=35, r=0.64). Although neonatal hearing screening (NHS) does not have prognostic significance, in the NHS, 41.5% of children were false positives and 7.5% of them had no application to NHS (p>0.05). Conclusion: Bilingualism and the higher age of diagnosis in hearing loss are major negative factors that we encounter in the auditory rehabilitation by TEDIL scores in Mardin. Correct and compulsory implementation in NHS and raising awaireness on both issues will contribute to auditory rehabilitaion in children in MardinArticle Citation - WoS: 6Citation - Scopus: 7Evaluation of patients diagnosed with phenylketonuria and biotinidase deficiency by the newborn screening program: a ten-year retrospective study(The Turkish Journal of Pediatrics, 2022) Toktaş, İzzettin; Sarıbaş, Seyfettin; Canpolat, Semih; Erdem, Özgür; Özbek, Mehmet NuriBackground. Phenylketonuria (PKU) and biotinidase deficiency (BD) are autosomal recessive diseases. If they are not identified and treated early, severe intellectual disability and developmental delay occur. This study was conducted to calculate the ten-year incidence of PKU and BD in the Diyarbakır province of Turkey. Methods. This cross-sectional study included patients born between 2011-2020 and diagnosed with PKU and BD. Patients with a clear diagnosis had their records evaluated retrospectively. Results. Between 2011 and 2020, blood was taken from 417,525 newborns’ heels in Diyarbakir province. As a result of further diagnostic testing, 53 PKU (Incidence: 1:7878) and 177 BD (Incidence: 1:2359) were detected. Of the patients with BD, 56% had profound BD and 44% had partial BD. The records of a total of 269 patients (PKU: 25; BD: 123; Hyperphenylalaninemia: 121) were examined. Parents of 65% (n=15) of the patients diagnosed with PKU and 46.6% (n=55) of the patients diagnosed with BD were consanguineous. Conclusions. The incidence of both PKU and BD was found to be high in our region. The high number of consanguineous marriages was regarded as the most important explanation for the high frequency of these illnesses.Article Importance of Curcumin Effect and Asprosin Level on Glucose Metabolism in Diabetic Rats(2023) Gökdemir, Mehmet Tahir; Taşdemir, Ezel; Yokus, Beran; Atmaca, Mukadder; Gokdemir, Gul SahikaAsprosin is a new hormone secreted mainly from white adipose tissue. It may be associated with the pathogenesis of obesity, diabetes and some metabolic diseases. The changes in plasma asprosin levels of experimental diabetic rats and the relation of these changes with liver glucose metabolism and some diabetes parameters were investigated, and the effects of metformin, gliclazide or curcumin treatment on plasma asprosin levels were tried. The study was designed as an animal model in diabetic rats The albino rats were divided into five groups. To induce diabetes, a single dose of STZ was injected intraperitoneally. Diabetics rats were treated intragastrically with metformin (D+Metformin group), gliclazide (D+Giliclazide group) or 20 curcumin (D+Curcumin group) for eight weeks. Fasting blood glucose, insulin levels and other parameters were measured. Plasma asporsin levels of untreated diabetic rats increased significantly (P<.001). Although the plasma asprosin levels of diabetic rats treated with the rugs were significantly lower (P<.001). Fasting blood glucose levels of diabetic rats treated with the drugs were found to be remarkably lower than the diabetic control values (P<.001, respectively). There was no significant difference in the insulin levels and HOMA- IR between these three groups. Curcumin treatment provides significant improvements in plasma asprosin level and diabetes parameters. The increase in plasma asprosin level in diabetic rats may be one of the main reasons that facilitate the development of the disease or is responsible for its pathogenesis. Our findings support the idea that curcumin may be an important treatment option for diabetes.Article Citation - Scopus: 1Investigation of the effect of comorbid psychopathologies on glycemic control in children and adolescents with type 1 diabetes mellitus(Turkish J Clinical Psychiatry, 2022) Kardaş, Burcu; Kardaş, Ömer; Demiral, Meliha; Özbek, Mehmet NuriObjective: The presence of comorbid psychiatric conditions in chronic diseases makes the management of the disease difficult. Our study, we aimed to examine the relationship between psychiatric comorbid conditions and glycemic control in children and adolescents with Type 1 Diabetes. Method: In our study, depending on the number of patients, good and moderate controls were evaluated as a single group, and HbA1c levels of 8.5 and below were included in this group. Children for Depression Inventory (CDI), Screen for Child Anxiety-Related Emotional Disorders (SCARED), Turgay Child and Adolescent Behavioral Disorders Based on DSM-IV Screening and Evaluation Scale were applied. The case and parents were evaluated with K-SADS-PL.Among 778 diabetic patients who were followed up in the pediatric endocrinology clinic, 73 cases between the ages of 8 and 17 who were followed up regularly, who did not have any comorbidities and who accepted to participate in the study were evaluated psychiatrically. Results: Of the 73 cases included in the study, 29 were accepted as the patients with good glycemic control (HbA1c <= 8.5 mg / dl), and 44 as with poor glycemic control (HbA1c>8.5mg / dl). In cases with poor glycemic control, parents' education level and income level were significantly lower, while the rate of attention deficit and hyperactivity disorder, major depressive disorder, social anxiety disorder and psychopathology was significantly higher. Discussion: The findings of this study revealed that there are many factors affecting glycemic control and there is a strong relationship between glycemic control and psychopathologies.Article Mardin İl Merkezinde 1-6 Yaş Grubu Çocuğu Olan Annelerin Yanıklarda İlk Uygulamalarının İncelenmesi(2013) Battaloğlu İnanç, Betül; Say Şahin, Deniz; Demir, CemilAmaç: Bu çalışmada, annelerin yanık ve ilk yardım hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi, yanıkla karşılaştıklarında ne yapacakları, acil uygulamaların tespit edilmesi ve araştırma sonunda annelere doğru bilgi verilerek, bu konudaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya katılacak olan anneler, 1-6 yaş grubu çocuğu olan, 25-49 yaş grubundaki anneler arasından, randomize olarak seçilen, araştırma hakkında bilgilendirildikten sonra, katılmak isteyen 1000 gönüllü anneye, anket yoluyla uygulandı. Bulgular: Çocukların, % 21.6’sında yanık meydana geldiği, yanıkların % 81.4’ünün ev içinde, %18.6’sının ev dışında oluştuğu, yanık vakalarına, 2-4 yaş grubunda karşılaşıldığı, annelerin yanık konusunda bilgi eksikliklerinin olduğu ve yanığa ilk müdahale konusunda, araştırmaya katılan tüm annelerin % 89.6’sının bilgilerini yeterli bulmadıkları saptandı. Sonuç: Çalışmamız sonucunda, annelerin yanıkta ilk yardım konusunda, bilgi eksikliklerinin var olduğu saptandı. Bu konuda, annelerin bilgi eksikliklerinin uygulanacak eğitim faaliyetleri ile giderilmesi, annelerin doğru uygulamalar konusunda bilgilendirilmesi gerekliliği görülmüştür.Article Mardin ili ilköğretim okulu öğrencilerinin fiziksel şiddete maruziyetleri ve yaklaşımları(2013) Battaloğlu İnanç, Betül; Çifçi, Sema; Değer, VasfiyeAmaç: Bu çalışma, ilköğretim okulu öğrencilerinin, fiziksel şiddete maruz kalma sıklığı ile fiziksel şiddet hakkındaki düşünce, tutum ve davranışlarını saptamak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Mardin il merkezinde bulunan, ilköğretim okullarının tümü araştırma kapsamına alınmıştır. Her okulun, tüm beşinci ve sekizinci sınıf şubelerinden, rastgele yöntemle, 1351 öğrenciye anket uygulanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %50,6,sı kız, %49,4,ü erkektir. Öğrencilerin ortalama yaşı 11,9, evlerinde yaşayan ortalama kişi sayısı yedi, ortalama çocuk sayısı üçtür. Öğrencilerin, %13,1\\\'i babalarının annelerine en az bir kez fiziksel şiddet uyguladığını ifade etmişlerdir. Öğrencilerin %42,6\\\'sı en az bir kez, %30,7\\\'si ise, halen, ara sıra, fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Erkeklerin, fiziksel şiddete maruziyetleri, kızlardan yüksektir (p<0,01). Çocukların sınıfları büyüdükçe gördükleri fiziksel şiddet sıklığı azalmaktadır (p<0,01). Babanın eğitim düzeyi yükseldikçe, fiziksel şiddet uygulama eğilimi azalmaktadır (p<0,01). Aile içi şiddetin olduğu ailelerde, çocukların şiddete maruziyeti yüksektir (p<0,01). Öğrencilerin %15,7’si halen fiziksel şiddet içeren kavga etmeyi sürdürmektedir, %5,i fiziksel şiddeti bir çözüm olarak görmektedir. Çıkarımlar: İlköğretim öğrencilerinin fiziksel şiddete maruziyetleri ve fiziksel şiddet uygulamaları oldukça yaygındır. Bu nedenle temel sağlık hizmetlerinin sunumu içerisinde, çocuk istismarı ve ihmalinin birincil, ikincil ve tersiyer önleme çalışmalarına gereken önem verilmeli, konu ile ilgili resmi ve gönüllü oluşumlar sorunun çözümünde çok disiplinli bir yaklaşımla birlikte çalışmalı, yapılan programlar yasal düzenlemeler ile desteklenerek devlet düzenlemelerinde yer almalıdır. (Türk Ped Arfl 2013; 48: 226-34)Article Citation - WoS: 7Citation - Scopus: 10Metabolic Syndrome in School Children in Mardin, South-Eastern of Turkey(AVES Ibrahim Kara, 2014) Battaloğlu İnanç, BetülAmaç: Okul çocukları popülasyonunda, metabolik sendrom (MES) prevelansının tespit edilmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Türkiye'nin güneydoğusundaki, Mardin şehir merkezinde, üç ilköğretim okulundaki, 7-15 yaşları arası, üç bin dört yüz altmış çocuk, Nisan-Mayıs 2011'de çalışmaya dahil edildi. Yaş, cins, boy, ağırlık, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı, sistolik ve diyas tolik kan basınçları ölçüldü ve kan testleri kaydedildi. MES tanısı için Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) kriterleri kullanıldı.Bulgular: Çocukların %9,42'si fazla kilolu ve %8'i obezdi. Obezite kızlarda %9,1, erkekler de %6,9'du. Obezite prevelansı, kızlar arasında erkeklerden daha yüksek ve anlamlıydı (p<0.001). Vücut kitle indeksi (VKI) ve bel ve kalça çevresi, bel/kalça oranı, sistolik ve diyasto lik kan basıncı, trigliserid arasında pozitif korelasyon bulundu (p=0.0001). Total kolesterol, trigliserid, VKI, sistolik ve diyastolik kan basıncı obez MES'lu grupta, obez olmayanlardan anlamlı farklı idi (p<0.05). Kızların bel/kalça oranı referans değerleri, erkeklerinkinden anlamlı olarak daha yüksekti (p>0.05). MES prevelansı %6,3'tü. MES, kızlarda ve obezlerde daha yüksekti. Obez çocuklarda MES oranı %30,3'tü.Sonuç: Çocukluk döneminde obezite, hipertansiyon ve MES sıklığı her geçen gün artmakta dır. Santral obezite ve yüksek vücut kitle indeksine sahip olan çocuklar, MES için daha dikkat li değerlendirilmelidir. Ve toplumun yaşam kalitesi, yaşam tarzı değişiklikleri ile risklerin azaltılması yoluna gidilerek, gerekli tedavi ve takiplerle sağlanmalıdır.Article The Oxidative and Anti-Angiogenic Effects of Acrylamide in Chorioallantoic Membrane Model(Akdeniz Üniversitesi, 2023)Monosodium glutamate (MSG) is a flavor-enhancing food additive. MSG exposure is rising day by day because of the high commercial food consumption. MSG exposure causes damage to various tissues and organs. The aim of this study is to investigate the effects of MSG on angiogenesis and oxidant-antioxidant balance. Three different concentrations of MSG (10-4 M, 10-5 M, and 10-6 M), control, and the bevacizumab (10-6 M) were prepared and placed on the chorioallantoic membrane (CAM) of the embryos. Albumen was taken from the embryos before and after the experiment. Angiogenesis was investigated through the window that was opened on the eggshell. Angiogenesis was found to be normal in the control and 10-6 M MSG group (average score: 0.3). Anti-angiogenic effects were moderate in the 10-5 M MSG group (average score: 0.5) and in the 10-4 M MSG group (average score: 0.7), and strong in the bevacizumab group (average score: 1.1). According to our results, MSG shows anti-angiogenic properties in higher doses. MSG increased oxidative stress. According to the results of our research, it is seen that MSG inhibits angiogenesis in a dose-dependent manner in the CAM model and may cause an increase in oxidative damage by disrupting the oxidant-antioxidant balance. Since no previous study has been found in the literature regarding the effects of MSG on angiogenesis and oxidant-antioxidant balance in the CAM model, we think our results will fill an important gap in the literature.Article Postpartum Anorektal Hastalık Sıklığında Gebelikte Alınan Kilo Etkili Midir(2023) Tammo, Ömer; Çelik, Enes; Yıldız, Süleyman; Atici, Semra DemirliAmaç: Tromboze eksternal hemoroid (TEH) ve anal fissür gebelik sırasında ve postpartum dönemde hayat kalitesini ciddi şekilde bozan benign anorektal hastalıklardandır. Bu lezyonların toplumdaki gerçek insidansı ve gebelikle progrese olması arasındaki ilişki yeterince bilinmemektedir. Çalışmamızın amacı gebeliğin son trimesterı ile postpartum birinci aya kadar gelişen TEH ve anal fissür insidansını saptamak ve bu durumun gebelik boyunca alınan kilo, yenidoğan ağırlığı ve doğumun ikinci fazındaki süre ile olan ilişkisini or taya koyabilmektir. Materyal ve metod: 25 Temmuz 2021- 25 Ekim 2021 tarihleri arasında kadın doğum ve genel cerrahi polikliniğine başvuran gebe hastalar içinden üçüncü trimester ve postpartum birinci ayda TEH ve anal fissür görülen, kayıtları tam olan hastalar prospektif takip edilip retrospektif analiz edildi. Üçüncü trimesterda olan hastaların kilo artışı yüzde olarak hesaplandı. Tüm üçüncü trimester hamile hastalar asemptomatik iken ve postpartum ilk ayda, kadın doğum uzmanı veya genel cerrah tarafından en az üç kez muayene edildiler. Daha önceden hemoroidal hastalık nedeniyle operasyon öyküsü olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: TEH gelişen hastalarda; gebelik sırasında kilo artışı, bebek doğum ağırlığı, doğumun ikinci fazının uzaması risk faktörleri olarak saptandı (sırası ile p=0,003 p<0,001 p<0,001 p<0,001). Anal fissür risk faktörleri arasında ise gebelikte kilo artışı, bebek doğum ağırlığı, doğumun ikinci fazının uzaması saptandı (sırası ile p=0,003 p<0,001 p<0,001 p<0,001). İlk doğumun normal spontan vajinal doğum olması ve gebelik öncesi kilo fazlalığının TEH ve anal fissür sıklığında bir artışa neden olmadığı gözlemlendi. Sonuç: Gebelikte kilo alımı, bebek doğum ağırlığı ve doğumun ikinci fazının uzaması TEH ve anal fissür gibi Anorektal hastalıkların gelişimi açısından risk faktörü olarak sayılabilir.Article Citation - WoS: 8Citation - Scopus: 9Prevalence of obesity in elementary schools in mardin, South-Eastern of Turkey: A preliminary study(2012) Battaloğlu İnanç, Betül; Şahin Say, Deniz; Oğuzöncül, Ayşe Ferdane; Bindak, Recep; Mungan, FerideAmaç: Bu araştırmada, Mardin ilindeki ilköğretim çağı çocukları arasında obezite sıklığı, obezite ile aile ve çevre faktörleri arasındaki ilişki değerlendirildi. Materyal ve Metot: Çalışmada Mardin il merkezindeki, üç ilköğretim okulunda 6-15 yaş grubundaki, 3460 çocuğun boy ve ağırlık ölçümleri yapıldı. Beslenme alışkanlıkları ve aile-çevre faktörlerine ait bilgiler anket yolu ile elde edildi. Her öğrenci için vücut kitle indeksi (BMI) hesaplandı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından çocuk ve adolesanlarda fazla kilolu olma ve obezitenin sınıflandırılmasında kullanılması önerilen ve 2007 yılında yayınlanan 5-19 yaş grubu çocuklar ve adolesanlar için büyüme referans değerleri baz alınarak hesaplandı. Söz konusu referans değerlerine göre vücut kitle indeksi (BMI)değeri 97. persentil üzerinde olan çocuklar obez; BMI değeri 85-97. persentil arasında olanlarda fazla kilolu olarak tanımlandı. Veriler bilgisayarda SPSS istatistik programı ile değerlendirildi. Analizler için ki-kare ve t-testleri kullanıldı. P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Öğrencilerin % 48.2’si kız idi. Fazla ağırlığı (overweight) olan çocuk %15.78, obez olan çocuk oranı %10.57 idi. Cinsiyete göre obezite sıklığı kız çocuklar için %9.05 ve erkek çocuklar için %11.97 idi. Erkeklerde obezite sıklığı anlamlı derecede daha yüksekti (p<0.01). 13 -15 yaş grubundaki kızların BMI ortalamaları, aynı yaş grubundaki erkeklere göre anlamlı derecede yüksekti. Sosyoekonomik düzeyi yüksek olanlarda (p<0.01), düzensiz öğün yiyenlerde (p=0.05) , günde 2 saatten fazla TV seyredenlerde (p=0.03), 6 aydan az anne sütü alanlarda (p<0,05), annesi (p<0.05) veya babası (p<0.01) obez olanlarda obezite sıklığı anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sonuç: Obezite bir sağlık sorunu olarak dünya çapında artmaktadır. Çocukluk çağında obez olmak ve obez ebeveyn/(ebeveynlere) sahip olmak, erişkinlikte obez olmanın risk faktörlerinden ikisidir. Yetişkinlikte, obezitenin kalıcılığı, sorunun en ciddi yönüdür. Obezitede tedavi başarı oranı, ne yazık ki yüksek değildir. Bu nedenle, rutin çocukluk çağı büyüme değerlendirilmesi için, vücut kitle indeksinin eklenerek, risk altında olanların erken tespiti ile ilgili bir önleyici strateji en akılcı yol olarak görünmektedir.

