Ekinci, Mehmet Rezan

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Ekıncı, Mehmet Rezan
Job Title
Dr. Öğr. Üyesi
Email Address
Main Affiliation
Department of History / Tarih Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

SDG data is not available
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

15

Articles

7

Views / Downloads

2821/3981

Supervised MSc Theses

2

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

WoS h-index

0

Scopus h-index

0

Patents

0

Projects

2

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

13

Supervised Theses

2

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi2
Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi1
Aktör, Müttefik, Şaki, Kürt Aşiretleri1
Nûbihar Akademî Dergisi1
NûbiharAkademî Dergisi1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 15
  • Master Thesis
    XIX. ve XX. yüzyıllarda Mardin ve çevresinde misyonerlik faaliyetleri
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Ari, Hakan; Ekinci, Mehmet Rezan
    XIX. ve XX. yüzyıllarda Osmanlı topraklarına yoğun bir şekilde ilgi gösteren misyonerler, devletin zayıflamasıyla birlikte faaliyetlerine hız vermişlerdir. Misyonerler, faaliyetlerini daha çok rahat hareket edebileceklerini düşündükleri devlet merkezinden uzak ve nispeten gözlerden ırak, cazip mahallerde yürütmüşlerdir. Böylece Osmanlı Devleti'nin doğusu, misyonerlerin oldukça yoğun faaliyet gösterdikleri bir saha olmuştur. Merkezden uzak olarak misyonerlerin yoğun faaliyet yürüttükleri yerlerden biri de Mardin ve çevresidir. Misyonerler, Mardin ve çevresinde asli görevleri olan dini faaliyetlerinin yanında pek çok alanda etkinlik göstermişlerdir. Halkla yakınlaşmayı sağlamak için onların ihtiyaçlarını giderecek başta eğitim alanında olmak üzere okullar, sağlık alanında hastane ve eczane gibi kurumların açılmasında öncülük ederek değişik alanlarda çalışmalar yürütmüşlerdir. Bu tür faaliyetlerle halkın misyonerlere karşı algılarını olumlu bir şekilde etkilemeyi başarmıştır.
  • Article
    19. ve 20. Yüzyılda Siverek ve Havalisinde Aşiret İlişkileri ve Akışkan Bir Konargöçer Aidiyeti: Karakeçililer
    (Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2023) Ekinci, Mehmet Rezan
    Siverek Karakeçilerine dair ulaşılabilen erken dönem malumat, 15. yüzyılda Akkoyunlu Uzun Hasan adına kaleme alınan Kitab-ı Diyarbekriyye adlı eserden alınmaktadır. Aşirete ve alt kollarına dair iktisadî ve çeşitli kayıtlar, tahrir ve ahkam defterlerinde bulunmaktadır. 16. asırda Milli Aşireti’ne mensub Milli Akkeçili ve Milli Karakeçili olarak tasnif edilmiştir. Sultan II. Abdülhamid döneminde 1903 senesinde basılı bir risaleden Karakeçilerle ilgili yeni bilgilere ulaşılmaktadır. Risalede Özbek diyarından geldikleri belirtilen aşiretin anıldıkları aile adları, meskûn mahalleri, yüklendikleri vazife ve işlevlerle ilgili bilgiler yer almaktadır. Karakeçi Aşireti’nin Urfa kolu ise, 19. ve 20. yüzyıllarda kendisine bağlı birçok kabileyle Siverek Sancağı’nda yaşamaktaydı. Risalede, anılan Özbek Karakeçilerinin Siverek Karakeçileriyle bağlantılarına dair bir bilgi yoktur. Bununla birlikte Siverek Karakeçilerine bağlı kabileler de tarih boyunca Anadolu’nun çeşitli mahallerinden Siverek mıntıkasına gelerek Karakeçi kimliği etrafında birleşmişlerdir. Birlik etrafında oluşan güç temerküzü ve konfor alanı Karakeçilik mensubiyetine doğru akışkan olarak tavsif edilen bir kimliğin benimsenmesini sağlamıştır. Aşiret, 19. yy. sonlarında 45 ve 46 numaralı iki alayla Hamidiye Süvari alaylarına katılmışlardır. Aşiretin Hamidiye devlet zırhına bürünmesiyle çevre aşiretlerle aralarındaki problemler askeri kimlikleriyle girift bir hale dönüşmüştür. Siverek ve çevresindeki asayişin hükümete akseden yönü, mahallin hazineye katkısının kesintiye uğramasının engellenmesidir. Bu sebeple Hükümet, çatışan aşiretler arasında ılımlı bir siyasetle barışçıl çözümler üretmeye çabalamıştır.
  • Article
    İsyan Sürgünleri: Şeyh Ubeydullah İsyanı Sürecinde 132 Elitin Sivas’a ve Haleb’e Nefyi
    (2024) Ekıncı, Mehmet Rezan
    Osmanlı Devleti, Tanzimat’la birlikte Kürdlerin yaşadığı coğrafyada Ekrad, Yurtluk-Ocaklık ve Mîr-i aşiret idarelerini tasfiye etti. Ancak bu yapılardan doğan boşluk doldurulamadı ve aşiretlerin rekabet ettiği karmaşık bir ortam oluştu. Ayrıca Rusya ile yapılan 1853-56 ve 1877-78 savaşları Osmanlı Devleti’nin bölgedeki otoritesini sarstı ve var olan idari karmaşayı derinleştirdi. Yerel iktidarın odak noktası olan mîrliklerin tasfiyesini Nakşibendî ve Kadirî tarikatlarının yükselişi takip etti. Mevcut boşluğu yeni tip bir otorite olarak ruhanî liderler doldurmaya başladı. Dönem Rus ve İngiliz desteğini almış Ermeni ayrılıkçılığının canlandığı sıkıntılı bir evreydi. Şeyh Ubeydullah’ın yükselişi bu döneme tekabül eder. Şeyh, dinî liderliğini millî refleksle donattığı siyasi bir otoriteyle tahkim etti. Şeyh’in Şemdinli’de 220 Kürd aşiret reisini topladığı kongre, dış diplomatik kayıtlarında “Kürd Ligi/Kürd İttifakı” şeklinde lanse edildi. Ardından Şeyhin liderliğinde evvela İran’a ahiren Osmanlı idarelerine karşı çıkan milliyetçi başkaldırı, uluslararası alanda istediği desteği bulamadığı için bastırıldı ve Şeyh bölgeden uzaklaştırıldı. Şeyh’in kıyamı sürecinde Ermeni ve Kürd milliyetçi reflekslerle hassaslaşmış olan bölgeden çoğunluğu aşiret reisi, bey, şeyh, ağa ile bunların erkek kardeşleri ve oğullarının yanısıra muhtar, çavuş, tüccar, çiftçi gibi çeşitli ünvanlara da sahip 132 Kürd eliti Haleb’e ve Sivas’a sürüldü. Sürgün, “Kürdistan Serkomiseri Abidin Paşa”nın Anadolu Islahatı tedbirleri kapsamında yapıldı. Bu sürgünlerde Şeyh’in milli bilinci uyandıran başkaldırısının da payı oldu. Bürokraside sürgünlerin bölge yapısına uyumsuz olduğu tartışması yaşandı. Kürd beylerinden doğan boşluğu “Ermeni fesedeleri”nin doldurması ihtimali de tedirginlik sebebiydi. Bu esnada sürgünler firar etti; mesele soğutulmaya bırakıldı ve ardından Hamidiye adıyla revize edilen yeni aşiret politikaları uygulandı. Bu çalışma, tarihte ve hafızalarda unutulmuş isyan sürgünlerinin milli karakterini arşiv belgelerine dayalı olarak ortaya koymaktadır.
  • Article
    Mîr-i Aşiretten Eşkıyalığa: Aşiret Hanedan Üyelerinin Makbulden Madunlaşma Sürecine Bakış 1800-1855
    (Nubihar Akademi, 2021) Ekinci, Mehmet Rezan
    Osmanlı-İran ara coğrafyasında kalan Kürd hanedanlar ve mîr-i aşiretlerin var olma mücadelesi karşı karşıya kaldıkları devletlerle olan ilişkilerinin tarihini de kapsar. Büyük güçlerle uyum içinde olmak metbuluk/bağlılık ve akredite olmaklık hakimiyet alanlarının sürdürülebilirliği için önemli koşuldur. Osmanlı Devleti ile ittifakı seçerek “makbul” olan hanedan ve aşiretlerin irsî hukukları, hükümet, yurtluk ocaklık ve mîr-i aşiret gibi statülerle garanti altına alınmıştır. Makbul ve akredite olmak, ittifak edilen devletle birlikte karşıt güce karşı tam bir askeri destek vermeyi, belirli ekonomik yükümlülükleri üstlenmeyi ve tam bir hükümranlık iddiasından vazgeçmek gibi önemli taahhüdleri içerir. Ancak tabi olunan güce karşı gerçekleşen dönemsel başkaldırılar, tanınmış irsî hukuka dayalı hakimiyet arzusuna dayalı olsa da bu durum eşkıyalaşma, madunlaşma, ötekileşme ve tasfiyeyle sonuçlanan bir kavram setiyle tarif edilmiştir. Bu makalede belirli bir kronoloji çerçevesinde ara coğrafyada yaşanan iktidar olma ve hükümranlık iddiasıyla alan hakimiyeti kurma mücadelesi, makbul ve madunlaşma olgusu etrafında vesikalara dayalı olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.
  • Book Part
    Osmanlı ve Konsolosluk Raporlarına Göre Vilayet-i Sitte'de Hamidiye Süvari Alayları ve Ermeni İlişkileri
    (Gece Akademi, 2018) Ekinci, Mehmet Rezan
    XIX. yüzyılın son çeyreğinde Sultan II. Abdülhamid’in himayesinde projelendirilen Hamidiye Aşiret Alayları’na Şarkî Anadolu’daki aşiretler de dahil edilmişlerdir. Hamidiye Aşiret Alayları ağının bölgede örgütlenmesine özen gösterilmiş ve bunda bu dönemde bölgede beliren Ermeni hassasiyetinin etkili olduğu anlaşılmıştır. Vilayat-ı Sitte olarak tabir edilen mahaller ve çevresindeki vilayetler dahil edilerek Ermeni Meselesi üzerinden uluslar arası bir hassasiyet oluşmuştur. Hükümet bu hassasiyete karşı Bitlis de dahil olmak üzere Vilayat-ı Sitte denilen mahallerde bir savunma refleksiyle aşiretleri Hamidiye ağı içerinde örgütlemeye çalışmıştır. Aynı refleks Hamidiye ağına dahil olmuş aşiretlerin Ermenilerle olan ilişkileri üzerinden konsosloslukların hükümete şikayet raporları iletmelerini beraberinde getirmiştir. Böylece Vilayat-ı Sitte ve çevresi uluslar arası bir çekişme zemini haline gelmiştir. Hükümet, Rusya’nın süvari alaylarının varlığını arzu etmediğini ve Ermeni destekçisi olması sebebiyle İngiltere’nin de aynı fikirde olduğuna kanaat getirmiştir. Aşiretlere isnad edilen suçlamalar da Ermeni ifsadatı olarak değerlendirilmiş ve vukubulan birtakım asayiş bozan olaylardan aslında ahali-i İslam’ın etkilendiği ve Ermenilerin de bu şekilde maruz kaldığı ancak özellikle Ermenilere karşı olmadığı ifade edilmiştir. Buna karşın gerek Diyarbekir Fransız Konsolosluğu’nun gerekse Bitlis İngiltere Konsolos Vekaleti’nin beyanat ve şikayetlerinden alayların bulundukları mahallerde asayişin ve inzibatın sağlanması gerektiği ve muhtemel bir Rusya ile İngiltere Sefaretlerinden de nota verilmesine karşı tedbirlerin alınmasına gayret gösterilmiştir. Bu çalışmada Vilayat-ı Sitte ve çevresi kırsalında Ermeni meselesi özelinde oluşan uluslar arası hassasiyet, Hamidiye Aşiret Alayları’nın bölgedeki tesisi süreci ile çevredeki ilişkileri sefaretlerin raporları, mahalli makamların ve hükümet yazışmaları üzerinden irdelenecektir. Tüm tarafların bakış açısı karşılaştırılarak dönemin fotoğrafı aksettirilmeye çalışılacaktır.
  • Article
    İNGİLTERE’NİN ŞARK SİYASETİ VE OSMANLI VİLAYAT-I ŞARKİYYESİ’NE ETKİLERİ
    (ŞARKİYAT İLMİ ARAŞTIRMALAR DERGİSİ, 2023) Ekinci, Mehmet Rezan
    Şark Meselesi, 18. yüzyıldan itibaren gerileme sürecine giren Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’dan çıkarılması, topraklarının paylaşılması ve tasfiye edilmesi şeklinde geniş bir çerçevede incelenebilecek bir kavramdır. Bu manada batılı kuvvetlerin üzerinde uzlaştıkları ortak noktaları barındırmaktadır. Ancak bunun yanında her batılı devletin kendi menfaatine uygun biçimlendirdiği birden ziyade “Şark Meselesi” ve “Şark Siyaseti”nden bahsedilebilir. 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu üzerinde bu mesele çerçevesinde en fazla rekabet eden iki aktörden biri Rusya, diğeri de İngiltere’ydi. Rusya’nın büyük devlet olma hayallerine matuf sıcak denizlere inme girişiminin önünde, uzakdoğu sömürgelerine giden yollarda tehdid kabul etmez bir set oluşturan İngiltere mevcuttu. Bu iki devletin Şark Meselesindeki çelişen çıkarları Osmanlı İmparatorluğu’nun son asrındaki diplomasisinde mühim bir meşguliyet arz etmiştir. Ayrıca Şark Meselesi, batılı devletlerin çıkarlarına göre farklı anlamlar ve politikalar da üretmişti. Bu bağlamda Osmanlı Vilayat-ı Şarkiyyesini de kapsar şekilde meselenin farklı vechelere sahip olduğu bilinmektedir. Özellikle bu mesele, Berlin Antlaşması’ndan sonra Ermeni meselesi ve azınlık hakları üzerinden yeni bir biçim kazanmıştı. Nitekim Akdeniz’den başlayarak Basra’ya doğru Osmanlı Şarkî Coğrafyası, uluslararası ekonomik pazarının bir parçası olarak başta Rusya ve İngiltere olmak üzere batılı kuvvetlerin rekabet sahasına dönüşmüştü. Bununla birlikte Osmanlı toprak bütünlüğünün parçalanması yönünde politika izlediği iddiasının aksine İngiltere, Osmanlı Vilayat-ı Şarkiyyesi’nde bunun zıddı bir siyaset izlemişti. Bu realite Baban mîri Ahmed Paşa, Revanduz mîri Mîr Muhammed Paşa Revanduzî, Cizre Mîri Bedirhan Paşa, Êzdin Şêr, Şeyh Ubeydullah gibi kimselerin liderliğini yaptığı Şark bölgesinde çıkan Kürd isyanlarındaki Osmanlı taraftarı tutumunda tesbit edilebilmektedir.
  • Article
    Kurdish Emirates in The Conflicts Between The Ottoman And Safavids In The 16th And 17th Centuries
    (Nubihar Akademi, 2019) Ekinci, Mehmet Rezan
    Since the beginning of the 16th century, the Kurdish Emirates had selected the Ottoman side in a strong pragmatist manner instead of lining up and establishing a unified state against the threat of the two great powers. The Kurdish Emirates, being caught in fires between the Ottoman and the Safavids, compulsorily complied with the interests of these two states in order to protect their hereditary rights and stay autonomous. Although this strategic choice and symbiotic relationship initially seemed correct, it failed due to both the Safavid threat and the Ottoman centrist policy since the end of the 16th century. The statues of the Emirates had gradually changed and they lost their independence. Aziz Efendi, one of the advisors of the Sultan Murad IV, criticized the policies implemented by the Ottoman government on the Kurdish Emirates in his report. The Kurdish intellectual Ehmedê Xanî, at the same time, criticized the same politics by the Kurdish side
  • Master Thesis
    Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Omeryan Aşireti: Tarih, Hafıza ve Kültür
    (2024) Yıldırım, Latife; Ekinci, Mehmet Rezan
    Omeryan Aşireti, yüzölçümü ve köy sayısı bakımından Mardin ili içerisinde en büyük aşiretler arasında yer almaktadır. Aşiretin yaşam sahası, Mardin Hop Geçidi'nden başlar, Mardin'in Ömerli ilçesine varmadan sol tarafta bulunan Rısinê, Şeyh Mahmud köylerini, Ömerli ilçesini de içine alarak Midyat sınırına 15 km kala ve Mardin-Midyat karayolunun güneyinde bulunan dağlık alanı kapsamaktadır. Omeryan Aşireti'nin yerleşik olduğu mıntıka tarihte Tur Abidin olarak geçmektedir. Bu mıntıkanın stratejik konum ve önemli ticaret yolları üzerinde bulunması sebepleriyle tarihte birçok imparatorluğa ev sahipliği yapmıştır. Tur Abidin, Mezopotamya denilen bölgenin içerisinde yer almaktadır. Tarihte Mezopotamya'da kurulan ilk uygarlıklar Subarular, Sümerler, Hurri-Mitanilerdir. Tur Abidin bölgesinde İslamiyet'ten önce Hristiyan halklar yaşamışlardır. Omerilerin atası Mir Som 1200 yıllarında Omeryan mıntıkasına geldiğinde buranın yerleşik halkı olan Hristiyanlar, tamamen Tur Abidin bölgesinin doğusuna çekilmişlerdir. Mir Som Omeryan mıntıkasına yerleştikten sonra, oğulları Omeryan mıntıkasına dağılarak yerleşmişlerdir. Bundan dolayı sözlü tarih geleneğinde Omeryan Aşireti'nin mensuplarından birçok köy Mir Som'un soyundan geldiklerini söylemektedirler.16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bulunan Kürd mirlikleri arasında yapılan anlaşma ile Mardin aşiretleri de Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır. Omeryan Aşireti, 1775'ten 1816 yılına kadar Mardin'de hâkimlik mücadelesinde yer almıştır. Mardin'i de etki alanına almış olan Milli Aşireti Konfederasyonu'na dâhil olmuştur. Bundan dolayı 1700 yılından başlayarak Milli Aşireti ile birlikte birçok defa sürgün edilmişlerdir. III. Selim ile başlayan yenilik hareketleri ve II. Mahmut'un devlet idaresinde merkezileşme çabalarına girişmesi Kürd mirliklerinin, Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmesine sebep olmuştur. Omeryan Aşireti, Han Mahmud, Revandız mîri Mehmed Paşa ve Bedirhan Bey isyanlarında yer almıştır. Bundan dolayı Omeryan ağaları ve aşiret mensupları sürgüne tabi tutulmuştur. 1923 sonrasında Türkiye Cumhuriyeti dönemindeki hükümet politikalarıyla da uyumlu bir çerçevede yer almayan birçok Omeryan ağaları yaşanan hadiseler sonrasında 1926'da Savur'un Zone köyünde ve 1929'da Merzeka'da ortadan kaldırılmışlardır. 1942 yılında Omeryan yönetici aileleri Batı'ya sürgün edilmişlerdir. Günümüzde Omeryan Aşireti, halen Mardin bölgesi siyasetinde belirleyici bir güce sahip olup yönetici ailelerinden birçok milletvekili ve belediye başkanları seçilmiştir. Anahtar Kelimeler: Omeryan Aşireti, Osmanlı Merkezileşmesi, İsyan, Sürgün.
  • Article
    1897 TARİHLİ HAMİDİYE HAFİF SÜVARİ ALAYLARI TAKSİMATI
    (e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi/Journal of Oriental Scientific Research (JOSR), 2017) Ekinci, Mehmet Rezan
    Öz Osmanlı Devleti, çok uluslu yapısı sebebiyle Fransız İhtilaliyle güçlü bir biçimde ortaya çıkan milliyetçilik akımının sonuçlarından etkilenerek toprak bütünlüğünü koruma refleksiyle hareket etmek durumunda kalmıştır. Böylece devlet XIX. yüzyılın başından itibaren dışarda savaşlarla uğraşırken ayrıca içerde azınlıklarıngayrimüslimlerin isyanlarıyla başbaşa kalmıştır. Batılı devletlerin gayrimüslimlerin hakları üzerinden Osmanlı’nın içişlerine karışmaları karşısında Osmanlı da toprak bütünlüğünü korumak için türlü siyasî hamleler geliştirmiştir. Batılı devletler, “Şark Meselesi” şeklinde formüle ederek ortaya attıkları bu geniş siyasetin çerçevesine Ayestefanos ve Berlin Antlaşmaları’yla devletin doğusunda bulunan Ermenilerin haklarını da dahil etmişlerdir. Osmanlı’nın bu hamleye karşı toprak bütünlüğünü korumak için aldığı tedbirler içerisinde geliştirdiği en genel siyaset “İslamcılık” olmuştur. Gayrimüslimlerin yıkıcı faaliyetlerine karşı daha çok müdafaa, yerine göre taarruz amacıyla Müslümanları birleştirmeye yönelik konulan bir proje olarak İslamcılık, bir devlet kurma arayışındaki Ermenilere karşı hem Kürd aşiretlerini silahlandırmak hem de devlete olan bağlarını pekiştirecek diğer projeleri de içeren kapsamlı bir ideolojidir. Aşiretlere yönelik oluşturulan “Aşiret Mektepleri” ile yine Sultan II. Abdülhamid’e atfen “Hamidiye Hafif Süvari Alayları” projesi de bu ideolojinin içinde yer almış en önemli aygıtlardır. HAMIDIAN LIGHT CAVALRY REGIMENTS’ DIVISION IN 1897 Abstract The Ottoman state had to protect its own imperial structure especially after the French Revolution, which caused ethnic-nationalist movements, since the State had multinational imperial structure. With this way, after the beginning of the nineteenth century, non-Muslim ethnic-nationalist movements also added to the problems of the outsider attacks of the world powers. While the western powers declared protection for the Ottoman non-Muslim subjects, the Ottomans created some political moves in order to protect its own territorial integrity. The western powers, who formulated ‘Eastern Question’, also argued for the rights of the Ottoman Armenians in the Treaties of San Stefano and Berlin. The most effectively developed strategy of the Ottomans was the policy of Pan-Islamism. Pan-Islamism, which was sometimes in defensive or aggressive levels against the disruptive activities of the non-Muslim Ottoman subjects, was a comprehensive ideology against the Armenian revolutionaries, who sought for state building, and militarized the Kurdish tribes in order to increase their close relations to the State and topple the Armenian ethnic-nationalist movements. Tribal Schools, which were created for those tribes, and the Hamidian Light Cavalry Regiments, which received its name from its builder, were some of those apparatuses that created Pan-Islamism as an ideology.
  • Book Part
    CEVDET PAŞA’YA GÖRE BALKANLAR’DA SOSYAL HAYAT ÜZERİNE BAZI TESPİTLER Some Findings Related to Socıal Life in Balkans According to Cevdet Pasha
    (Gece Kitaplığı, 2018) Ekinci, Mehmet Rezan
    Özet Cevdet Paşa 1823-1895 tarihleri arasında yaşamış devrin en ünlü Türk âlimi ve devlet adamıdır. Hayatı boyunca önemli devlet görevlerinde bulunmuş ve önemli eserler kaleme almıştır. Yazmış olduğu eserlerinde Osmanlı siyasi tarihinin yanı sıra Osmanlı toplumsal hayatı hakkında da önemli bilgiler vermiştir. Yaptığı görevler sırasında Balkanlar’da da bulunmuş ve bölgeyi yakından tanımıştır. Cevdet Paşa, 18 Mayıs 1861 tarihinde Rumeli teftişine çıkan Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Paşa’ya refakat ettikten kısa bir süre sonra İşkodra’da meydana gelen isyanı bastırmak üzere “me’mûriyyet-i fevkalâde” ile görevlendirilmiştir. İki ayda bu vazifesini başarıyla tamamlamıştır. 1863’te Bosna eyaletini teftiş göreviyle ilgili hazırlıklarını yaparken 24 Haziran 1863 tarihinde Anadolu kazaskerliği pâyesi tevdi edilmiştir. Bulgaristan’da görülen isyan belirtileri üzerine 1876’da Rumeli teftişiyle görevlendirilmiş; Edirne ve Filibe yoluyla Sofya’ya gitmiştir. Balkanlar’da görev yaptığı sırada bu bölge hakkındaki gözlemlerine eserlerinde yer vermiştir. Cevdet Paşa özellikle Tezakir adlı eserinde Balkanlar’da yaşayan gerek Müslüman ve gerekse Gayr-i Müslimlerin sosyal yaşantıları ile ilgili oldukça önemli bilgiler vermektedir. Bu çalışmamızda Cevdet Paşa’nın özellikle Tezakir başta olmak üzere Ma’rûzat ve diğer eserlerinde Balkanlar’ın sosyal yapısı hakkında vermiş olduğu bilgiler tespit edilmiş ve genel bir değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, Cevdet Paşa, Sosyal Hayat, Bosna, İşkodra, Osmanlı Devleti Abstract Cevdet Pasha, who lived between 1823 -1895, is one of the most well know Turkish scholars and statesmen of his time. He assumed significant positions in the state and wrote important books during his life time. In his works, he provided important information not only on the Ottoman politicalhistory but also on social life in general. Due to his duties, he lived in Balkans for a while and had the opportunity to get closely acquainted with the Region. Cevdet Paşa, a short while after having accompanied Grand Vizier (Sadrazam) Mehmet Pasha who started to conduct an inspection in Rumelia on 18th of May in 1861, was entrusted with a special task, “me’mûriyyet-i fevkalâde” to repress the uprising in Shkodra. He completed this task successfully within 2 months. While carrying out the preparations for inspection to be made in Bosnia in 1863, he was dignified with the title of kadi-ul asker(judge of the Army). Upon the signs of an uprising in Bulgaria, he was charged with the duty of inspection in Rumelia in 1876. He went to Sofia passing by Edirne and Filiba (Plovdid). During his duties in Balkans, he gave wide coverage in his works to his observations about people living in the region. He provided considerable information on the social lives of both Muslims and non-Muslims in the Region in his book called “Tezakir”. In this study, we identified the information given on the social structure of Balkans in the works of Cevdet Pasha, particularly in “Tezakir” and “Ma’rûzat” made an overall assessment of the subject. Key Words: Balkans, Cevdet Pasha, Social Life, Bosnia, Shkodra, Ottoman Emire.