Kaçar, Abdulğanı
Loading...
Profile URL
Name Variants
Kaçar, Abdulgani
Job Title
Dr. Öğr. Üyesi
Email Address
ganikacar@gmail.com
Main Affiliation
Department of History / Tarih Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
17
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS

0
Research Products
2
ZERO HUNGER

0
Research Products
5
GENDER EQUALITY

0
Research Products
6
CLEAN WATER AND SANITATION

0
Research Products
13
CLIMATE ACTION

0
Research Products
10
REDUCED INEQUALITIES

1
Research Products
16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS

0
Research Products
8
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH

0
Research Products
15
LIFE ON LAND

0
Research Products
3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING

0
Research Products
9
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE

0
Research Products
14
LIFE BELOW WATER

0
Research Products
4
QUALITY EDUCATION

0
Research Products
1
NO POVERTY

0
Research Products
7
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY

0
Research Products
11
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES

0
Research Products
12
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION

0
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

Documents
0
Citations
0

Scholarly Output
10
Articles
9
Views / Downloads
55/1264
Supervised MSc Theses
0
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
0
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
0
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
10
Supervised Theses
0
Google Analytics Visitor Traffic
| Journal | Count |
|---|---|
| Archivum Anatolicum / Anadolu Arşivleri | 1 |
| Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi | 1 |
| Mukaddime | 1 |
| OANNES - Uluslararası Eskiçağ Tarihi Araştırmaları Dergisi | 1 |
| Vakanüvis Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi (Online) | 1 |
Current Page: 1 / 1
Scopus Quartile Distribution
Quartile distribution chart data is not available
Competency Cloud

10 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 10
Article Eski Mezopotamya Mitolojisinde Kamış/Sazlık ve Kamışın Dinsel-Büyüsel Ritüellerde Kullanımı(OANNES - Uluslararası Eskiçağ Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2022) Kaçar, AbdulganiSumer halkı, MÖ 5. binyılda Güney Mezopotamya ya da diğer adıyla Aşağı Mezopotamya’ya ilk geldiğinde bu bölge ağırlıklı olarak bataklıklardan ve bataklık bitkisi olarak bilinen kamışların yetiştiği sazlık alanlardan oluşmaktaydı. Sumerler, bataklık alanları özel tekniklerle kurutup tarım arazilerine çevirmeden ve bölgede büyük kentler kurmadan önce, bataklık alanlarda bulunan adacıklar üzerine, kamıştan özel teknikler kullanarak yaptıkları kulübelerde ikamet etmiş, sazlık alanların kendilerine sunduğu besinleri tüketmiş ve gündelik hayatta kullandıkları birçok şeyi kamıştan yapmışlardır. Sazlık alanların ve kamış bitkisinin, erken Sumer yaşantısındaki bu hayati önemi, onların sonraki süreçlerde, mitolojinin, atasözlerinin, edebi metinlerin ve de dinsel ve büyüsel ritüellerin birer objesi haline gelmesine yol açmış ve bu durum temelini Sumer kültürünün oluşturduğu diğer tüm Mezopotamya kültürlerini de etkilemiştir. Kamış bitkisinin ve sazlık alanların erken Sumer yaşantısındaki önemine, Mezopotamya edebiyatındaki ve mitolojisindeki yerine ve dinsel ve büyüsel ritüellerdeki kullanımına dair çok sayıda müstakil ya da bu öğeleri birkaç yönüyle ele alan çalışma bulunmasına rağmen bu iki unsuru belirttiğimiz tüm yönleriyle inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu makalenin amacı; sazlık ve kamışın erken Sumer yaşantısındaki önemini belirtip bunun bir sonucu olarak bu iki unsura mitolojide yüklenen anlamı ve kamışın dinsel ve büyüsel ritüellerde nasıl kullanıldıklarını bir arada incelemektir.Book Part KUZEY SURİYE HÂKİMİYETİ İÇİN YAŞANAN HURRİ-HİTİT MÜCADELESİ KAPSAMINDA İŠMİRİKA ANTLAŞMASI(2022) Kaçar, AbdulganiBereketli Hilal olarak adlandırılan toprakların kuzey kısmında yer alan Kuzey Suriye bölgesi, kuzeyde Toros Dağlarının güney yamaçları ve Amanos Dağları, batıda Lübnan ve Anti-Lübnan Dağları, doğuda ise Dicle Nehri ile çevrili alana denk düşmektedir. Bölgenin, güney yönünde Hama Dağları ya da çöl alanlarına kadar uzandığı söylenebilir. Kuzey Suriye’nin batısındaki dağlar ile deniz arasına sıkışmış dar alanda Doğu Akdeniz’in önemli ticaret limanları yer almaktadır. Kuzey Suriye ve buranın bitişiğinde yer alan bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgesi, genel olarak tüm eskiçağ tarihi boyunca, üzerinde gelişmiş uygarlıklar kurulan Mısır, Mezopotamya ve Anadolu toprakları arasında yer alan bir tampon bölge konumundadır. Mezopotamya, Mısır ve Anadolu’dan gelen ticaret yolları bu bölgede birleşmekte ve buradan da Doğu Akdeniz limanlarına açılmaktadır.2 Özellikle Orta Tunç Çağının başlarında Anadolu ile Mezopotamya arasında yoğun bir ticaret ağının kurulduğu Asur Ticaret Kolonileri zamanında, Asurlu tüccarlar Mezopotamya’dan getirdikleri kalayı, Anadolulu tüccarlara pazarlamak için Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu üzerinden geçerek Anadolu’ya ulaşan rotayı takip ediyorlardı. Ayrıca bölgeyi çevreleyen dağlarda, kurşun bakır gibi madenler bulunmaktaydı. Konumunun, ticari açıdan sahip olduğu öneminin yanı sıra, Kuzey Suriye’yi dönemin güçleri açısından “paylaşılamayan bölge” haline getiren bir diğer unsur, topraklarının büyük bir bölümünün tarımsal açıdan hayli verimli oluşuydu. Bu topraklarda, özellikle, eskiçağda ticari ve ekonomik değeri hayli yüksek, zeytinyağı ve şarabın hammaddesi olan zeytin ve üzümün bol miktarda yetişiyor olması, bölgenin değerini bir kat daha arttırmaktaydı. Bunun yanında, bölgede kuru tarım yapılabilmesi ve her çeşit tahıl ürünün yetiştirilebilmesi de burayı cazip kılan bir diğer etmendi. Kuzey Suriye’de ayrıca, tapınak ve saray yapımı gibi inşaat işlerinde kereste olarak kullanıldığından tarih boyunca Mısır, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarınca büyük değer gören sedir, selvi ve çam ağaçları yetişmekteydi.Article Yazılı Kaynaklara Göre Subartu ve Subarlar(2018) Kaçar, AbdulganiMüstakil bir etnik kimliği ifade edip etmediği tartışmalı olan "Subar" terimi ve Subarların yaşadığı coğrafya için kullanılan "Subartu", Mezopotamya tarihinin en eski dönemlerinden itibaren, yazılı kaynaklarda farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Subartu terimi ilk dönemlerde belirli bir coğrafyayı belirtmek için kullanılmış olsa da bölgenin sınırları dönemden döneme değişiklik göstermiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Subartu ve burada yaşayan halkın/halkların, Eski Mezopotamya ve buraya komşu uygarlıkların yazılı kaynaklarında nasıl geçtiğini kronolojik olarak ortaya koymaktır. Bundan dolayı, Hurri-Subar tartışmaları, bu makalede kapsam dışında tutulmuştur.Article Eski Mezopotamya’da Diş-Kurdu Miti ve Diş Hastalıklarına Karşı Uygulanan Tıbbi-Büyüsel Pratikler(2024) Kaçar, Abdulganiİnsanlık tarihi, bir anlamda, insan türünün yaşamda karşılaştığı sorunları çözme mücadelesinin tarihidir. Bunların başında ise açlık ve hastalık gibi insanın hayatta kalmak için mutlaka çözmek zorunda olduğu sorunlar bulunmaktadır. Elimizdeki belgeler, İnsanların hastalıklarla hem tıbbi yöntemlerle hem de tıp bilgisinin yetersiz kaldığı durumlarda, büyü gibi metafizik yöntemlerle mücadele ettiğini ortaya koymaktadır. Bu makalenin amacı, eski insanların diş hastalıklarının kökenine dair düşüncelerini araştırmak ve Eski Mezopotamya’da diş ağrısı ya da diş çürümesine karşı hangi yöntemlerle mücadele edildiğini, bize ulaşan çivi yazılı metinlerin ve konu üzerinde çalışma yapan modern araştırmacıların bilimsel yayınları ışığında açıklamaktır. Bu makale, Eski Mezopotamya toplumlarında görülen “diş-kurdu” inanışı hakkında Türkiye’de yapılmış akademik bir çalışma olmadığı için bu boşluğu doldurmak üzere kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, konuyla ilgili Eski Mezopotamya uygarlıklarından kalan çiviyazılı tabletlerin modern dillere yapılmış çevirilerini Türkçeye çevirerek bu metinler ışığında konuyu anlaşılır bir bütüne dönüştürmeyi amaçladık. Makalemizin ana kaynağını, Babil’de bulunan fakat tarihlendirilmesinde zorluk yaşanan ve bugün British Museum’da sergilenen BM55547 numaralı “Kurtçuk Efsanesi” olarak adlandırılan bir metin oluşturmaktadır. Farklı yazarlar tarafından yapılan çevirilerini burada birleştirip Türkçeye çevirerek verdiğimiz metin, “diş-kurdunun kökeni, karakteri, neden insanların dişlerini yaşam alanı olarak seçtiği ve onu etkisiz hale getirmek için hangi tıbbi-büyüsel yöntemlerin uygulandığına dair birinci elden bir kaynak niteliğindedir. Bunun yanında, diş hastalıklarına karşı sadece tıbbi olarak ne tür müdahaleler yapıldığına dair, Geller’in Ancient Babylonian Medicine adlı kapsamlı eserinden ve yine, Towned, Pangas, Backsay, Steinert gibi modern yazarların çalışmalarında verdikleri diş-kurdunu etkisiz hale getirmek için uygulanan tıbbi ve büyülü yöntemlere dair başka çiviyazılı metinlerden faydalandık.Article Eski Mezopotamya Mitolojisinde Bizon/Boğa-Adam: Kusarikku(2025) Kaçar, AbdulganiBu makalenin amacı Eski Mezopotamya mitolojisinde, kapıların ve geçitlerin koruyucusu olan ve aynı zamanda koruyucu iyi bir ruhu temsil eden bizon/boğa-adam figürünün kaynağını araştırmak ve bu melez varlığın mitolojide üstlendiği rollere ilişkin yazılı ve görsel kaynakları incelemektir. Nitekim bilindiği üzere mitolojik hikâyeler ve bu hikâyelerin kahramanları gerçek hayattan esinlenilerek kurgulanmışlardır. Bu doğrultuda, bizon/boğa-adam figürünün Eski Mezopotamya sakinlerinin hangi tarihsel, coğrafi ve sosyo-ekonomik gerçekliklerinden izler taşıdığı irdelenmiş ve buradan hareketle Mezopotamya toplumlarının yaşam koşulları ve hayata bakış açıları hakkında çıkarımlar yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmada büyük ölçüde Batı literatüründen faydalanılmış ve boğa-adam tasvirlerinin kaydedildiği filolojik kayıtlara ve bu kayıtların derlendiği modern kaynaklara yer verilmiştir. Bu çalışmaların biri, Jeremy Black ve Anthony Green’in, “Gods Demons and Symbols of Ancient Mesopotamia” adlı, sözlük tarzında hazırlanmış, “Eski Mezopotamya Mitolojisi hakkındaki kapsamlı eseri gelmektedir. Bir diğer çalışma, Hussein’in, “Bull Symbolism in Ancient Iraqi Thought” adlı, boğa sembolizminin Eski Mezopotamya’da ortaya çıkışı ve tarihsel süreçte yaşadığı değişimleri ele alan çalışmasıdır. Faydalanılan bir diğer çalışma ise Steinkeller’in, “Early Semitic Literature and Third Millennium Seals with Mythological Motifs”, başlığına sahip, 3. binyıldaki, üzerinde başka mitolojik varlıkların yanı sıra kusarriku motifleri de bulunan mühürler hakkında yazdığı eseridir. Bu çalışma aynı zamanda, kusarikku sözcüğünün kökeni hakkında da değerli bilgiler sunmaktadır. Braun-Holzinger’in, “Apotropaic Figures at Mesopotamian Temples in the Third and Second Millennia” adlı, MÖ 2. ve 3. binyıllarda Mezopotamya tapınaklarındaki koruyucu figürlere odaklanan makalesi, yine boğa-adam figürünün söz konusu binyıllardaki değişim süreci hakkında önemli bilgiler vermektedir. Ayrıca kusarikkunun kanatlı-boğa/lamassuya dönüştüğü Yeni Asur Dönemi’ndeki mimari ve sanattaki gelişmeler hakkında Sevin’in, “Yeni Asur Sanatı” adlı kitabından faydalanılmıştır.Article ESKİ MEZOPOTAMYA’DA CİNSELİ KTİDARSIZLIĞI SAĞALTMAK İÇİN YAPILAN BÜYÜ RİTÜELLERİ: ŠÀ.ZI.GA / Nīš Libbi(2019) Kaçar, AbdulganiCinsel iktidarsızlık, geçmişten bugüne insan zihnini meşgul eden bir mesele olmuştur. İnsanoğlunun, diğer tüm canlılar gibi üreme içgüdüsüne sahip oluşu ve hayatta kalma içgüdüsüne bağlı olarak, hastalıklardan ve varlığını tehdit eden diğer tüm olumsuzluklardan kurtulma arzusu, doğal olarak onu cinsel iktidarsızlığa karşı çare aramaya yöneltmiştir. Özellikle, eskiçağda yaşamış toplumların ataerkil aile yapısı ve söz konusu toplulukların siyasi, sosyal ve askeri mekanizmalarının bu anlayış üzerine inşa edildiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, bir erkeğin böylesi bir sorunla karşı karşıya kalmasının, onda ne denli ağır bir travmaya neden olduğunu anlamak zor olmayacaktır. Buna bağlı olarak, karşılaştıkları neredeyse tüm sorunları büyü yoluyla çözmeye çalışan eskiçağ toplumları, erkeğe cinsel gücünü geri kazandırabilmek adına her türlü tıbbi/şifalı yöntemin yanı sıra çeşitli büyülü yöntemlere de başvurmuşlardır. Bu makalenin ana amacı, Eski Mezopotamya toplumlarında erkeklerin yaşadığı cinsel iktidarsızlık sorununu tedavi etmek için yapılan büyü ritüeli hakkında bilgi sunmaktır.Article Eski Mezopotamya Kültüründe Tılsım İnanışı ve Bazı Tılsımlı Objeler(2019) Kaçar, AbdulganiEski Mezopotamya sakinlerinin zihin dünyalarında, dönemin bilim ve kültür düzeyiyle iç içe gelişen inanç sistemlerine bağlı olarak, kendilerine sürekli zarar vermek için fırsat kolladıklarını düşündükleri, çok sayıda metafizik varlık yer almaktaydı. Bu varlık, kimi zaman yeraltı dünyasından yeryüzüne gelen kızgın bir hayalet/ruh, kimi zaman ise korkunç derecede kötü bir cin olabilirdi. Cinler ve hayaletler, insanlara genellikle herhangi bir sebep olmaksızın saldırabilir ve hem fiziksel hem de ruhsal rahatsızlık verebilirlerdi. Dolayısıyla insanların maruz kaldıkları hastalıklar ve felaketler doğrudan cinlerin ve hayaletlerin birer eylemi olarak görülmekteydi. Ayrıca bu kötücül varlıkların nezdinde suçlu ve masum aynıydı ve bir insana saldırırken ne etik değerleri ne de sosyal farklılıkları gözetirlerdi. Eski Mezopotamya sakinleri, çoğu zaman neden saldırdıklarını bilmedikleri bu doğaüstü güçlerin kötülüklerine karşı, akla ve bilime uygun yöntemlerle değil, inançlarına paralel olarak tılsımlar/muskalar, büyü ritüelleri ve tanrılardan yardım isteme gibi metafizik yollarla mücadele edebileceklerine inanıyorlardı. Kötülüklere karşı koruyucu olmasının yanı sıra tılsımların, arzu edilen maddi ya da manevi herhangi bir şeyi elde etmek için büyülü bir etkisi olduğuna da inanılmaktaydı. Bu çalışmanın amacı, tılsım inancının Eski Mezopotamya kültüründeki yeri, tılsımlı/büyülü olduğuna inanılan başlıca objeler, bu objelerin kullanım alanları ve nasıl kullanıldıkları ile ilgili genel bir değerlendirme yapmaktır.Article Eski Mezopotamya Mitolojisinde Kamış/Sazlık ve Kamışın Dinsel-Büyüsel Ritüellerde Kullanımı(Oannes, 2022) Kaçar, AbdulganiSumer halkı, MÖ 5. binyılda Güney Mezopotamya ya da diğer adıyla Aşağı Mezopotamya’ya ilk geldiğinde bu bölge ağırlıklı olarak bataklıklardan ve bataklık bitkisi olarak bilinen kamışların yetiştiği sazlık alanlardan oluşmaktaydı. Sumerler, bataklık alanları özel tekniklerle kurutup tarım arazilerine çevirmeden ve bölgede büyük kentler kurmadan önce, bataklık alanlarda bulunan adacıklar üzerine, kamıştan özel teknikler kullanarak yaptıkları kulübelerde ikamet etmiş, sazlık alanların kendilerine sunduğu besinleri tüketmiş ve gündelik hayatta kullandıkları birçok şeyi kamıştan yapmışlardır. Sazlık alanların ve kamış bitkisinin, erken Sumer yaşantısındaki bu hayati önemi, onların sonraki süreçlerde, mitolojinin, atasözlerinin, edebi metinlerin ve de dinsel ve büyüsel ritüellerin birer objesi haline gelmesine yol açmış ve bu durum temelini Sumer kültürünün oluşturduğu diğer tüm Mezopotamya kültürlerini de etkilemiştir. Kamış bitkisinin ve sazlık alanların erken Sumer yaşantısındaki önemine, Mezopotamya edebiyatındaki ve mitolojisindeki yerine ve dinsel ve büyüsel ritüellerdeki kullanımına dair çok sayıda müstakil ya da bu öğeleri birkaç yönüyle ele alan çalışma bulunmasına rağmen bu iki unsuru belirttiğimiz tüm yönleriyle inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu makalenin amacı; sazlık ve kamışın erken Sumer yaşantısındaki önemini belirtip bunun bir sonucu olarak bu iki unsura mitolojide yüklenen anlamı ve kamışın dinsel ve büyüsel ritüellerde nasıl kullanıldıklarını bir arada incelemektir.Article Gaipten Bir Haber Var: Eski Mezopotamya’da Ruh Çağırma Ritüeli(2025) Kaçar, Abdulganiİnsan, yeryüzünde verdiği hayatta kalma mücadelesinde, kendisini daha fazla güvende hissedebilmek için tarihin en erken dönemlerinden beri gelecekte ne olacağını öğrenme arzusu içerisinde olmuştur. Bu amaçla, insan toplulukları, altyapısını mitolojik ve dini hikayelerin oluşturduğu zihin yapılarına uygun olarak çeşitli yöntemler geliştirmiş ve sonraki süreçte Mezopotamya’da yazının bulunmasıyla bunlar kayda geçirilmiştir. Eski Mezopotamya’dan günümüze ulaşan çivi yazılı belgeler incelendiğinde, gök cisimlerine, bir hayvanın karaciğerine ya da doğa olaylarına bakılarak gelecekte ne olacağına dair yorum yapıldığı görülmektedir. Genel olarak kehanet başlığı altında değerlendirilen bu yöntemlerden biri de modern literatürde “nekromansi” olarak geçen ölmüş bir insanın ruhunu, bazı büyülü yöntemlerle Yeraltı Dünyası’ndan çağırarak ona gelecekle ilgili sorular sormaktır. Bu makalenin amacı, insanın ruh ve bedenden oluştuğu, ruhun ölümsüz olduğu ve onunla belirli bazı yöntemlerle iletişime geçilebileceği düşüncesinin, insanlığın erken tarihindeki kökenlerinin arkeolojik veriler üzerinden değerlendirmesini yapmak ve sonrasında Eski Mezopotamya’da ruha inancının mahiyetini ve bu inanca bağlı olarak ortaya çıkan ruh çağırma ritüllerinin içeriğini, çivi yazılı belgeler ışığında açıklamaktır.Article En Erken Kayıtlardan Pers Hâkimiyetine Kadar Ana Hatlarıyla Keldâniler(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Kaçar, AbdulganiBu çalışma, Hristiyanlık öncesi tarihleri hakkında Türkiye’de yeterli araştırma bulunmayan Keldani halkının, yazılı kayıtlarda ilk geçmeye başladıkları M.Ö. I. Bin yıl başlarından, Mezopotamya’nın Pers hâkimiyetine girdiği M.Ö. 6. yüzyıla kadarki tarihlerine odaklanmaktadır. Eskiçağda Güney Mezopotamya’da Basra Körfezi’ne yakın bölgelerde yaşayan Keldânilerin, bu coğrafyaya ne zaman ve nereden geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Hakkındaki ilk kayıtlara Asur kroniklerinde rastlanılan bu halkın, Aramiler ve Sutealılarla aynı dönemlerde Mezopotamya tarih sahnesine çıktığı kabul edilmektedir. Eskiçağ Keldâni tarihi incelendiğinde bu halkın, Babil hâkimiyeti için Asur devleti ile sonu gelmez bir mücadele içerisine girdiği görülmektedir. Özellikle Eskiçağ Asur kaynaklarında sıklıkla karşımıza çıkan Keldâniler, Asur krallığı ile yüzyıllar süren mücadeleler sonucunda M.Ö. I. binyılda Babil tahtını ele geçirerek güçlü bir imparatorluk kurmayı başarmışlardır. Tarihsel süreçte Asur’a karşı elde ettikleri başarılar neticesinde Keldâni toplulukları, Basra Körfezi’ne yakın olan anavatanları Kalde’den kuzeye doğru yayılmışlardır. Hıristiyanlığın Mezopotamya’da yayılmaya başlamasıyla daha önceleri Asurî, Aramî ve Keldanî halklarına mensup kişiler, Antakya’yı merkez edinmiş ve dinî bir terim olarak ortaya çıkan “Süryani” ismini almışlardır. Keldânilerin Eskiçağ tarihi hakkındaki mevcut akademik çalışmalar, konuyu derli toplu ve Keldâni halkını merkeze alarak değil daha çok Asur İmparatorluğu’nun Keldânilerle olan ilişkileri üzerinden ele almaktadır. Bu çalışma, Keldânilerin ve anavatanları olan Kalde ülkesinin, en erken yazılı kayıtlardan Babil’in Pers hâkimiyetine girdiği İÖ. 539’a kadarki tarihlerine ışık tutmayı amaçlamaktadır.

