Türkben Aydın, Funda

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Aydın, Funda Türkben
TÜRKBEN AYDIN, Funda
Aydin, F.
Job Title
Dr. Öğr. Üyesi
Email Address
Main Affiliation
Department of Persian Language and Literature / Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

SDG data is not available
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

8

Articles

7

Views / Downloads

72/1294

Supervised MSc Theses

0

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

WoS h-index

0

Scopus h-index

0

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

8

Supervised Theses

0

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi1
Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi1
e-Şarkiyat İlmi Araştırma Dergisi1
Journal of literature and humanities1
Nüsha Dergisi1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Article
    ZAHȊR-İ FȂRYȂBȊ’NİN DȊVȂN’INDA VEZİN TÜRLERİ
    (2019) Türkben Aydın, Funda
    Klasik dönem İran edebiyatının Türk asıllı şairlerinden biri olan Zahȋr-i Fȃryȃbȋ, VI/XII. yüzyıl sonlarının ileri gelen büyük kaside ve gazel şairlerindendir. Edebî sanat bakımından zengin bir üslupla eserler yazmış olan Zahȋr-i Fȃryȃbȋ, daha çok kaside şairi olarak bilinmektedir. Şair, Nizâmî-yi Gencevî, Hâkânî-i Şirvânî, Evhadüddîn-i Enverî, Mücîrüddîn-i Beylekânî ve Felekî-i Şirvânî gibi ünlü şairlerin de çağdaşıdır. Bu çalışmada, şairin Emîr Hasan-ı Yezdgirdî tarafından tashih edilip Dȋvȃn-ı Zahȋruddȋn-i Fȃryȃbȋ adıyla 1381 hş.’de Tahran’da neşredilen divanı esas alınmıştır. Zahȋr-i Fȃryȃbȋ’nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra onun Divânında yer alan tüm manzumelerin taktii yapılmış; bahirleri ve vezinleri bulunmuştur. İlaveten eserde kullanılan bahirler, şairin kullanım oranına göre tasnif edilmiş, örnek beyitler eklenmiş ve her bir bahirdeki vezin sayısı belirtilerek kullanım yüzdesi çıkarılmıştır.
  • Article
    Fars Edebiyatında İlk Sâkînâme Örneği
    (2019) Türkben Aydın, Funda
    XII. yüzyılın önemli şairlerinden olan ve Hamse yazma geleneğini başlatan Nizâmî-yi Gencevî (ö. 607-611 (1212-1214), edebiyata katmış olduğu yeniliklerle dikkat çekmektedir. Farklı ve yeni edebi türler kullanmasıyla sahada öncülük etmiş olan şair, Fars edebiyatının en çekici türlerinden biri olan sâkînâme türünün de yaratıcısıdır. Kendisinden sonra kaleme alınan bu lirik şiir türüne öncülük etmiştir. Nizâmî, bu türde kaleme almış olduğu şiirleri müstakil bir eser olarak yazmamıştır. Fakat şair, Hamse’de yer alan mesnevilerden Leylâ vü Mecnûn’un başında 33 beyit ve son eseri İskendernâme’de 156 beyit ile sâkî’ye hitaben yazmış olduğu sâkînâme bölümlerine yer vermiştir. Bu çalışma, Nizâmî-yi Gencevî’nin olgunluk dönemi eseri olarak ifade ettiği, son mesnevisi İskendernâme’nin ilk kitabı Şerefnâme’de yer alan sâkînâmeler ile ilgilidir. Eserde sâkînâme başlığı altında yer verilen beyitler; sâkî, şarap, kadeh gibi kavramlar üzerinden incelenmeye çalışılmıştır.
  • Article
    Mevlânâ’nın Şiirinde Bir İletişim Yöntemi Olarak Sessizlik
    (2020) Abdollahifard, Pouneh; Aydın, Funda Türkben
    Tasavvufi gelenekte şair kimliğiyle de iyi bilinen Mevlânâ Celaleddîn Rum󠆼î’nin şiirleri, didaktik unsurları da içinde barındıran oldukça geniş bir muhtevaya sahiptir. Tasavvuf dünyasına ait edebî eserlerde çoğunlukla eğitim ve öğretimi amaçlayan öğüt içerikli hikâyeler bulunmaktadır. Sözlü iletişim aracı olarak kullanılan bu hikâyelerin yanı sıra kimi zaman sessizlik ve duraklamalar da bir iletişim ve eğitim aracı olarak eserlerde kullanılmaktadır. Çok yönlü bir şair olan ve eğitmen kimliğiyle de bilinen Mevlânâ, kaleme aldığı eserlerinde çoğunlukla ahlâkî ve tasavvufî öğretilere yer vermiştir. Eserlerinde yer verdiği pek çok önemli hasletten biri de sessizliktir. Çünkü ona göre sessizlik, söz ve sözlü iletişimden çok daha değerlidir. Şair, sessizliği etkili bir iletişim aracı olarak görmektedir. Mevlânâ’nın şiirinde bir iletişim biçimi olarak sessizlik, söz ile aktarması mümkün olmayan ve tarif edilemeyen anlamı ifade etme yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu tür sessizlik biçimi sözcüklerden daha fazla anlam ifade eden, daha etkili ve daha derin bir ifade biçimidir. Bu çalışmada Mevlânâ’nın eserlerinde sıklıkla başvurduğu iletişimsel sessizlik, beyit örnekleriyle açıklanmaya çalışılacaktır.
  • Conference Object
    NİZAMİ’NİN İSKENDERNAMESİ’NDE GEÇEN EFSANEVİ SU: AB-I HAYAT
    (ULUSLARARASI MİTOLOJİ SEMPOZYUMU, 2019) Türkben Aydın, Funda
    Nizâmî-yi Gencevî, yaklaşık 535-540 (1135-1145) yılları arasında Büyük Selçuk luların hâkim olduğu dönemde, Gence’de dünyaya gelmiş ve yaklaşık 597-611 (1201- 1214) yılları arasında aynı yerde vefat etmiş; Fars, Türk, Arap ve hatta bütün dünya edebiyatlarına etki etmiş, ünü dünyaya yayılmış büyük şairlerden biridir. Hamse ge leneğinin kurucusu sayılan şairin son mesnevisi olan İskendernâme, İskender ya da yaygın bir diğer adıyla İskender-i Zülkarneyn hikâyesine yer veren bir eserdir. Şair eserini kurgularken pek çok mitolojik unsurdan faydalanmıştır. Bu unsurlardan biri de neredeyse bütün dünya mitolojilerinde var olan âb-ı hayat kavramıdır. Hayat suyu ve ölümü yenecek ilaçlar düşüncesi en eski dönemlerden beri çeşitli uygarlıklarda görülmüş ve bu düşünce etrafında tarihsel ve efsanevî kahramanlar oluşturulmuştur. Genellikle Hızır’a ve İskender’e atfedilen bu su, âb-ı Hızır ve âb-ı İskender gibi isimler le de bilinir. İskender’in hayat suyu arayışı, özellikle İskendernâmelerde efsane olarak ele alınan ve bütün milletlerin edebiyatında sembol olarak görülen önemli hikâyeler den biridir. Çalışmada âb-ı hayat kavramına değinildikten sonra Nizâmî’nin Farsça ka leme almış olduğu İskendernâme’de geçen hayat suyu efsanesi, şairin edebi dehasıyla yazmış olduğu örnek beyitler Türkçeye çevrilerek açıklanmaya çalışılacaktır
  • Article
    Nı̇zâmı̂-yı̇ Gencevı̂’nı̇n Hüsrev u Şı̂rı̂n ile Leylâ vu Mecnûn Eserlerı̇nde Aşk Tasavvuru
    (Oku Anonim Şirketi, 2023) Türkben Aydın, Funda
    Dönemi itibariyle yeni bir tür olan Hamse ile edebiyat sahasında muteber bir yere sahip olan Nizâmî-yi Gencevî (ö. 611/1214 [?]), yazmış olduğu beş mesnevi ile uzun yıllar Fars, Türk, Arap ve Batı edebiyatlarında örnek alınan bir isim olmuştur. Şair, kurguladığı hikâyelerde bir dış çerçeveyle birlikte okuyucuya katmanlı bir metin bırakmış, zihnini meşgul eden sorulara bu hikâyelerde cevaplar aramış, okuyucuyu derin kavramlar üzerine düşünmeye sevk etmiştir. Bu kavramlardan biri de aşktır. Nizâmî, aşk mevzuunu iki kahramanlı aşk hikâyeleri olarak isimlendirilen Hüsrev u Şîrîn ve Leylâ vu Mecnûn mesnevilerinde açıklamaya ve bu hikâyelerden yola çıkarak zihnindeki aşk tasavvurunu okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Kendi dönemine kadar tasavvufî aşkı anlatan mesnevilerde sembolik dil kullanılırken Nizâmî, ilk defa gündelik aşkı konu edinen mesnevilerinde Leyla, Kays, Hüsrev, Şirin gibi sıradan karakterleri kullanarak meramını okuyucuya aktarmış ve gelenekteki mesnevilerde hâkim olan mecaz, temsil ve teşbih yolunu tercih etmemiştir. Leylâ vu Mecnûn eserinin bütünlüğüne bakıldığında, birbirine kavuşamayan iki âşığın dünyevî hikayesinden ziyade metafizik güzelliğe ulaşmaya yönelik bir yolculuğun anlatıldığı (seyr u sülûk) malumdur. Bu yönüyle de sembolik anlatımlı birçok mesneviye ilham kaynağı olan Sühreverdî’nin Mûnisu’l Uşşâk eserindeki tekâmül yolculuğu safhalarıyla Mecnun’un Leyla sureti üzerinden tekâmülü arasında bazı benzerlikler görülebilir. Hüsrev u Şîrîn’de ise yine hikâye bütünlüğüne bakıldığında kahramanların ahlâkî tekâmülü üzerine bir kurgu gözlemlenir. Nizâmî beşerî aşkı küçümsemez, aksine onu ahlâkî düzlemde kemâle erdiren bir araç olarak görür. Beşerî aşk bu bağlamda hikâyedeki karakterleri metafizik güzelliğe görünürde eriştirmese de Şirin adeta bu mertebeye erişmiş gibidir. Çalışmada her iki mesneviyi irfânî ya da beşerî gibi keskin sınıflandırmalara tabi tutmadan Nizâmî’nin aşk tasavvuru üzerinde durulmuştur.
  • Article
    Nizâmî-yi Gencevî’nin Edebî Mirasında Mi‘rac Anlatısı: Mahzenü’l-esrâr Örneği Üzerine Bir İnceleme
    (2025) Aydın, Funda Türkben
    Doğu edebiyatında önemli bir yere sahip olan Nizâmî Gencevî’nin Mahzenü’l-Esrâr adlı eseri, tasavvufî ve felsefî içeriğiyle öne çıkar. Şair, kendi döneminde birçok edebî türe öncülük etmiştir. Bunlardan biri de mi‘râcnâme’dir. Nizâmî, eserlerinin her birinde Hz. Muhammed’in göğe yükselişini anlatan mi‘râc bölümlerine özel bir önem vermiş, bu mucizevî olayı naat bölümünden ayrı bir başlık halinde ilk kez Mahzenü’l-Esrâr’da ele alarak özgün bir üslup geliştirmiştir. Bu çalışmada, eserde yer alan 68 beyitlik mi‘râc anlatısındaki kozmolojik ve mistik imgelerin analizi yapılacaktır. Şair, Hz. Muhammed’in göğe yükselişini ve Allah ile buluşmasını betimlerken astrolojik, mitolojik ve tasavvufî unsurları bir arada kullanarak zengin bir imge dünyası oluşturur. Anlatıda gezegenler ve gökyüzü katmanları, yedi kat gök anlayışı ve arş kavramları irdelenerek İslam kozmolojisinin şiirsel bir portresi çizilir. Nizâmî, zaman ve mekan ötesi bir yolculuk olan mi‘râcı tasvir ederken fiziksel sınırların aşılmasını ve manevî âlemin keşfini detaylı bir şekilde ele alır. Beden ve ruh ikiliği, maddî ve manevî âlemlerin karşılaştırılması, Allah’ın görülmesi (Rü’yetullah) meselesi, Nizâmî’nin şiirinde ince bir hassasiyetle ele alınır. Görme ve görülme paradoksu, teolojik tartışmaların ötesinde, şiirsel bir dille ifade edilir. Bu anlatı, dini bir olayın nasıl evrensel bir sanat eserine dönüşebileceğinin çarpıcı bir örneğidir.
  • Article
    DİL ÖĞRENİMİNDE TÜRKÇE-FARSÇA ORTAK DEYİMLERİN ÖNEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
    (Turkish Studies, 2018) TÜRKBEN AYDIN, Funda
    Dünyanın neredeyse tüm dillerinde önemli bir yere sahip olan deyimler, duygu ve düşünceleri ifade etmede olmazsa olmaz bir unsurdur. Farklı dilleri konuşsalar bile, birlikte yaşayan ya da yakın coğrafyalarda yaşam süren milletlerin ana dillerinde kullandıkları deyimlerle, iç içe yaşadıkları toplumların dillerindeki deyimlerin ortaklığı dikkat çeker. Dolayısıyla deyimler, farklı dilleri konuşan birden fazla toplumun kültürel ortaklıklarının ve farklılıklarının anlaşılmasında önemli rol alan unsurlardan biri olarak karşımıza çıkar. Yıllarca toplumumuzda edebiyat dili olarak kullanılan Farsça, Türkçe ile aynı dil ailesine bağlı olmasa bile ortak kelimeler, deyimler, nükteler vs. açısından birbirine en yakın diller arasında sayılabilir. Deyim ve atasözlerinde dikkat çeken bu benzerlikler, iki ulusun yaşam ve düşünce yönünden birbirlerine hangi noktalarda yaklaştıklarını, nerelerde birbirlerinden ayrıldıklarını göstermeleri bakımından da önemlidir. Ayrıca bu, ulusların olaylar karşısındaki tepkilerinin, tutum ve davranışlarının saptanmasına da yardımcı olur. Çünkü deyimler, toplumların dünyaya bakışı, yaşam şekli, örf, adet ve gelenek gibi bir takım inanç ve kültür unsurları hakkında ipuçları içerir ve o dili konuşan toplumun düşünme şeklini, buluşlarını ve mizah anlayışını ortaya çıkaran ifade biçimleridir. Bu çalışmada farklı dil ailelerine mensup olsalar bile birbirine çok yakın olan ve yüzyıllar boyunca kültürel etkileşim içinde olan bu iki kültürel coğrafyanın dillerinin öğreniminde deyimlerin ne denli önemli olduğu vurgulanmış, deyim öğretimi konusundaki çalışmalara değinilmiş ve bir takım öneriler sunulmaya çalışılmıştır.
  • Article
    KLASİK FARS ŞİİRİNDE BEDEN DİLİ (MEVLÂNÂ VE HÂFIZ ÖRNEĞİ)
    (2020) Abdollahifard, Pouneh; Türkben Aydın, Funda
    Tarih boyunca neredeyse bütün bilim ve sanat dallarını bir yönüyle etkileyen iletişim unsuru, edebiyat bilimini ve sanatını da etkilemektedir. Edebiyat, bir söz söyleme sanatı olsa da bazen mesaj, sözsüz iletişim biçimleri ile de gönderilebilir. Bu sözsüz iletişim biçimlerinden biri de beden dilidir. Kavramlarda ve yüklemlerde kullanılan eylemler, sözel tasvirler oluşturarak bazen uzun yazıların ve açıklamaların yerini doldurup gereken mesajı en kısa ve en etkili şekilde aktarabilmektedir. Dünya genelinde didaktik yönünün güçlü olmasıyla bilinen Fars edebiyatında bu örneklerle fazlasıyla karşılaşmaktayız. Dil sanatları kullanımında başarılı şair Hâfız-ı Şirâzî’nin, anlam ve içerik zenginliği ile ün kazanan sûfî şair Mevlânâ’nın bu sanatı en güzel kullanan şairler oldukları var sayılabilir. Bu makalede örnek olarak bu iki şairin şiirlerinde kullandıkları beden dili ile ilgili kavramlar ele alınmış ve bu kavramların hangi duyguları karşıladığı incelenmiştir.