WoS İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/3595
Browse
Browsing WoS İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Department "MAÜ, Fakülteler, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Article The analysis of Syriac philosophical activities in the context of translation movements(SILA SCIENCE, 2012) Doru, Mehmet NesimDealing with the Syriac tradition of philosophy through translation activities will provide us more accurate information about philosophical activities of Syrians spanning a wide period such as ten centuries. Otherwise, philosophical activities of Syrians will be limited to a one-way translation movement such as repeated failures in most of the time, and thus, we will be prevented to see the picture as a whole. This study deals with the periods and introduces their basic features.Article An Analysis of the Section on Causality in Khojazada's Tahafut(SCIENTIFIC STUDIES ASSOC-ILMI ETUDLER DERNEGI-ILEM, 2016) Kılıç, Muhammet FatihIn this article, the nineteenth section of Khojazada's (d. 893/1488) Tahafut, which was devoted to the problem of causality in an example of the works under the same title written during the fifteenth century and composed with the patronage of the Ottoman sultan Mehmed II (d. 886/1481), is subjected to a critical analysis. His discussion follows a critical course with respect to al-Ghazali (d. 505/1111) in context. This could be detected most clearly in his vindication of Avicenna (d. 428/1037) against al-Ghazali's accusation of the philosophers' denial of miracles. Moreover, Khojazada's discussion has certain differences with al-Ghazali's at both the conceptual and the argumentative levels. The most striking differences at the argumentative level is Khojazada's grounding of his own conception of revelation and miracles on Avicennia's, rather than al-Ghazali's, theory of prophethood. By the same token, he offered a practical response to the imputation that the Avicennian system leaves no room for the possibility of miracles. At the conceptual level, furthermore, he distinguished between complete and incomplete causes, in contradistinction with al-Ghazali, and thereby opened another ground in order to demonstrate the inability of those natures that he viewed as incomplete causes to produce their own effects. On the other hand, Khojazada concurs with al-Ghazali that causality did not presume an ontological necessity, yet this condition did not incur defects on the certainty of our knowledge.Article The Approach of Kalām to the Physical Universe: Schools and Breaks(Anadolu İlahiyat Akademisi, 2023) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusKelâmcılar, sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren fiziksel evrenle daha fazla ilgilenmişler ve daha önce gündemlerinde olmayan cisim, hareket, durağanlık ve değişim gibi konularda teoriler ortaya koymuşlardır. Kelâm ekollerinin fizik yaklaşımları birbirlerinden farklı olduğu gibi farklı dönemlerdeki fizik hakkında düşünme tarzları da farklıdır. Bu çalışmanın amacı kelâmcıların fiziksel evrene yaklaşımlarını tespit etmektir. Bu bağlamda, kelâmcıların beş farklı yaklaşımının olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi araz taraftarlarıdır. Evrenin arazlardan meydana geldiğini savunan bu yaklaşım cisimlerin bütünlüklü yapılar olarak görülmesinin zihnimizin eseri olduğunu savunur. İkincisi tabiatçı kelâmcılardır. Nazzâm, Câhız ve Sümâme bu yaklaşımı savunan kelâmcılardır. Onların ortak özelliği cisimlerin tabiatlarını kabul etmeleridir. Bu yaklaşıma göre cisimler başka bir müdahaleye gerek kalmaksızın tabiatlarına uygun bir şekilde davranmak zorundadır. Nazzâm, bu yaklaşıma uygun bir teori geliştirmiş ve teorisini tecrübelerle desteklemeye çalışmıştır. Atomculuğu reddeden Nazzâm cisimlerin karşıt bileşenlerden oluştuğunu ve onların sürekli hareket halinde olmalarını sağlayan iç dinamizme sahip olduklarını ısrarla söyler. Câhız ise hayvanların doğasını ve hareketlerini öğrenmek için çokça gözlem yapmanın yanı sıra birtakım deneyler yapmıştır. Kelâmın fizikle ilgili üçüncü yaklaşımın sahipleri ise atomcu kelâmcılardır. Atomculuk kelâmda en yaygın fizik yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre cisimler sonsuza kadar bölünmez. Evren parçalanmayan parçacıklardan oluşur. Bu yaklaşım atomlar arasında boşlukların olduğunu ısrarla savunur. Bu düşüncelerini savunmak için birtakım örnekler veren atomcu kelâmcılar, cisimlerin tabiata sahip olduğunu kabul etmezler. Bunun yerine evreni açıklamak için itme gücü (i‘timâd) teorisini geliştirmişlerdir. Dördüncü yaklaşımın sahipleri ise hem atomcu hem tabiatçı kelâmcılardır. Ebu’l-Kâsım el-Ka‘bî’nin başını çektiği bu yaklaşım, evrenin atomlardan oluştuğunu ve her cismin bir tabiatının olduğunu savunur. Bu yaklaşım evrende boşluğun olmadığını söyler ve bu düşüncesini birçok tikel fenomeni izah ederek ispatlamaya çalışır. Beşinci yaklaşım ise Aristoteles’in dört neden nazariyesiyle fiziksel evreni değerlendiren kelâmcılardır. Gazâlî sonrasında Eş‘arî kelâmcılar, Aristoteles’in fiziğinin temelini teşkil eden dört neden nazariyesini kelâmî tezleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Makalede bunu başarmak için ne tür yöntemlerin takip ettiği ele alınmaktadır.Article The Emergence of the Distinction between Complete and Incomplete Causes from Avicenna to al-Abhari(SCIENTIFIC STUDIES ASSOC-ILMI ETUDLER DERNEGI-ILEM, 2017) Kılıç, Muhammet FatihIn this study, I explore the historical stages of the development of the distinction between complete and incomplete causes (al-'illa al-tamma and al-'illa al-naqisa), which first emerged during the thirteenth century and was frequently in use thereafter in philosophical and theological writings. For this purpose, I trace the evolution of one such passage in Avicenna's (d. 428/1037) Isharat, namely, III.V.8, in the context of causal sufficiency during post-classical Islamic thought. Abu al-Barakat al-Baghdadi (d. 547/1152), Suhrawardi (d. 587/1191), and Fakhr al-Din al-Razi (d. 606/1210), all of whom provided the first examples of a concept of a complete cause, offer an important notion of this distinction. Moreover, we can read al-Razi's definition of a complete cause in his al-Matalib, with regard to its function, as an attempt to include the divine will in the causal processes. However, none of those definitions present a clear distinction between these two types of causes that would enable one to provide a clear definition for a complete cause. The first examples of a clear distinction between these two causes are provided by Athir al-Din al-Abhari (d. 663/1265) and Najm al-Din al-Katibi (d. 675/1277). This distinction occupied an essential place in the chapters of causality included within philosophical and theological texts written after the thirteenth century.Article Hoşgörü Ahlâkı ya da Politiği: Hoşgörüye Teleoloji Yüklemek(Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2020) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, SıtkıBu makale, hoşgörü ahlakının veya politiğinin varoluş koşullarına ilişkin bir soruşturma aracılığıyla, yakın zamanda biri Yeni Zelanda’da, diğeri Norveç’te meydana gelen iki terör eylemi etrafında örülen söylem ve pratiklerin göstergebilimsel bir analizini yapıyor. Bu soruşturma esnasında, bir taraftan, Kant’ın, referans-değerleri bakımından ahlak yasalarına ilişkin yaptığı mantıksal araştırmadan, diğer taraftan, John Locke’un hoşgörünün varoluş koşullarına içkin teolojiye dair yaptığı örtülü araştırmadan faydalanıyor. Bu müracaatlarla, sözkonusu olaylar sonucunda yeniden gündeme gelen hoşgörü ahlakına ya da politiğine yerleşik kodları ve failleri veya özneleri şeffaflaştırmaya çalışan bu makale, bu anlamda üç temel yapılandırıcı unsur tespit ediyor: Hristiyanlık, Avrupalılık ve boşluk. Belirli varsayımları, yükleri veya yüklenen bir teleolojiyi muhafaza etme eğilimindeki bu sistemde yerleşik faillerinin örtülü bir biçimde nasıl çalıştığını göstermek üzere elek metaforuna müracaat ediliyor. Bu metaforik sistemde Hıristiyanlık ve Avrupalılıkın, hoşgörü ahlakının/politiğinin, Kantçı anlamda, amaç-öznesine karşılık geldiği; boşlukun ise bir taraftan hoşgörüye davet edilen ötekileri referans-değerlerinden arındırma işlevini gördüğü, diğer taraftan ise bu sistemde yerleşik failleri görünmez kıldığı öne sürülüyor.Article İbni Sina'nın hudis yorumu(Mustafa Çevik, 2011) Kılıç, Muhammet FatihIn this article, I shall deal with the concept of huduth (origination) as contextualized by CU Avicenna, which emerges in the context of relation between God and the world, while relating the coming into existence of the world with temporality. Avicenna discusses that there are two kinds of origination according to his classification of the celestial and sublunary world in ontology. Rational beings, celestial souls and bodies, heavenly motion and time depend on this motion are known as essential coming into existence (huduth dhdti). These things are eternal from the point of view of temporality. There is no time difference between them and God who is the ultimate cause of them. The sublunary world consists of matter and bodies of generation and corruption. The various movements of these bodies and the time that depends on the movements are of the topic: temporal coming into existence (huduth zamani).Article İslâm Bilim Paradigmasının Oluşum Safhalarının Belirlenimi Üzerine: Bir Deneme Teşebbüsü(Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2022) Aslan, SiracettinBu makale, İslâm bilim paradigmasının, dünyagörüşü (VII. YY.-halen), bilim cemiyeti (VIII-IX. yy.), sorunlar (IX-X. yy.) ve paradigmanın ortaya çıkışı (X. yy.) olmak üzere dört safhada teşekkülünün tamamlandığına yönelik taslak bir çerçeve teklif eder. Bu teklifte dünyagörüşü, paradigmanın her safhasında dinamik bir şekilde mevcut olup bilim cemiyetinin araştırmalarına yön tayin ettiği gibi bunlara işlevsel soyut bir zemin oluşturur. Bilim cemiyeti, dünyagörüşünün ilham ve sevk edici telkin ve talimatlarından güç alarak sürdürdüğü bilimsel araştırmalarla paradigmanın oluşumuna katkı sağlayarak onun lokomotifini oluşturur. Sorunlar safhası, paradigmanın oluşum sürecinde dâhili tezahürleri olmasının yanında esasen bilim cemiyeti ve önceden süregelen paradigma arasındaki meydan okuyuşu/kriz durumunu bütünleyen süreci karşılar. Son olarak bu çalışma İslâm bilim paradigmasının, bilimsel süreç dâhilinde, dünyagörüşü etrafında kümelenen bilim cemiyeti tarafından başvurulan yöntemlerin (birliğinin) ve yapılan tedvîn-tasnif-tertip işlemlerin nezaretinde ve sorunlar safhasının akabinde teşekkülünden söz etmenin imkânını takdim eder.Article İşrâk Felsefesine Çağdaş Yaklaşımlar ve Günümüz İran’ında İşrâkîlik(Beytulhikme, 2021) Doru, Mehmet NesimBu çalışma, 12. yüzyılda ortaya çıkan İşrâk felsefesinin günümüzde İran’daki seyrini ele almaktadır. Sühreverdî’den sonra onun ilk dönem şarihleri tarafından karşıtlıklar ve sentezler bağlamında ele alınan İşrak felsefesi tarihi süreçte devam etmiş ve ele alındığı her dönemde farklı sosyal, siyasi ve entelektüel faktörlerle şekillenmiştir. Bugün İran’da hala canlı bir biçimde yaşayan İşrâk felsefesinin Molla Sadrâ okulunun en önemli bileşeni olarak ele alındığını söylemek mümkündür. İran’ın felsefi-entelektüel hayatının şekillenmesinde önemli bir payı olan İşrâk felsefesinin bir tür “sınır” felsefe olduğunun vurgulandığı bu çalışmada aynı zamanda İslam felsefesinin arkaik bir alan olmadığının ve İşrâk felsefesinin günümüzde karşılaştığımız felsefi sorunlara cevap verildiğinde hala bir en önemli kaynaklardan biri olmasının altı çizilmiştir.Article John locke epistemolojisinde bilgi ve iman(2011) Bor, İbrahimBu çalışmada bilgi kuramının kurucularından kabul edilen J. Locke’ta söz konusu kuramın başlı ca öğelerinin açıklanması, bunların gerekçelendirilme yolu ve birbirleriyle epistemolojik ilişkileri açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmanın kanıtlamaya çalıştığı tezlerin başında, Locke’çu epistemo lojide “bilgi”nin başlıca niteliğini tecrübe ve/veya aklî çıkarıma dayalı “kesinlik” oluştururken kesin bilginin sınırlarının bittiği yerde “iman”ın epistemik işlevinin devreye girdiği iddiası gel mektedir. Bu açıdan Locke’çu epistemolojide imanın bilgiyle ilişkisinin negatif epistemoloji de nebilecek bir yolla temellendirildiği savunulmaktadır.Article Mu‘tezile’nin İnsan Düşüncesinde Rakip İki Tasavvur: Ebü’l-Hüzeyl ve Nazzâm Gelenekleri(Nur Muhammed ŞAHİN, 2018) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusThe aim of this article is to illustrate the two human conceptions introduced in the Basran School of Muʿtazila with their reflections on the fields like theoretical physics, epistemology, and ethics. In the Muʿtazilite school that started off with al-Naẓẓām, continued with al-Jāḥiẓ and was grounded on the refutation of atomism, human being is actually a spirit and body is just an instrument. Whereas in the Muʿtazilite school that started off with Abū al-Hudhayl, peaked at al-Qāḍī ʿAbd al-Jabbār and was based on the acceptance of atomism, human being is actually a body and spirit is just a breath incapable of influencing any human actions. These two different attitude toward the conception of human being, have further consequences on the problems of epistemology and ethics. As a matter of fact, al-Naẓẓām and his successors, who accepted the human nature, took up topics like the construction of self, while Abū-Hudhayl and his supporters, who denied the existence of nature or any continuous power, focused on the emergence of action rather than the subject.Article Schools of Islamic Philosophy in Melaye Jiziri's Diwan(2016) Doru, Mehmet NesimMelāyē Jizīrī (Mullah Ahmad al-Jazarī) is a Muslim thinker who lived between the end of 16th century and the middle of 17th century. His work, Dīwān, is written in Kurdish (Kurmanjī dialect) language. Many Kurdish scholars, poets and wises were under the influence of al-Jizīrī. In that respect, his work was examinated in Kurdish madrasahs and lodges, almost as a holy text, throughout centuries. The aim of this work is to explore the ways in which his Dīwān intersects with school of Islamic philosophy. In other words this work is restricted to dealing with Melā's approach to Peripatetic, illuminationism and Sufism, which are wellknown schools of Islamic philosophy.