Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/159
Browse
Browsing Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümü Koleksiyonu by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 39
- Results Per Page
- Sort Options
Article DITERPENEOIDS AND ALZHEIMER(2023) Demirel, Mehmet Ferit; Ertaş, AbdulselamSalvia L. türlerinin halk arasında kullanımı ve bilim dünyasındaki önemi her geçen gün artmaktadır. Salvia türlerinin bu kullanımının ve öneminin çoğunlukla içerdikleri terpenoid bileşiklerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Doğal ürünlerde en bol bulunan bileşikler olan terpenoidler, bitkilerde farklı yapılara sahip bir dizi önemli ikincil metabolittir. Terpenoidler bitki büyümesi ve gelişmesinde, çevreye tepkisinde ve fizyolojik süreçlerde anahtar rol oynar. Hammadde olarak terpenoidler ilaç, gıda ve kozmetik endüstrilerinde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Terpenoidler, farklı etkileri ve farklı etki mekanizmaları olan karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu derlemede terpenoidlerin aktiviteleri ve mekanizmaları incelenerek terpenoid bileşikleri içerisinde önemli bir yere sahip olan diterpeneoidler üzerinde durulmuştur. Diterpen türlerinde oksijen ile daha kolay etkileşme görülmektedir. Bu yapısal farklılıkları nedeniyle doğal ürünler içerisinde diterpenler, en geniş biyolojik etkiye sahip bileşiklerdir. Alzheimer hastalığı, beyinde amiloid birikiminden kaynaklı olmakla beraber kolinerjik nörotransmisyon eksikliği ile, yaşlı nufüs üzerinde görülen yaygın bir demans şeklidir. Bu çalışmada, özellikle Salvia türlerinden ekstrakte edilen diterpeneoidlerin alzehiemer hastalığı üzerindeki etkileri ile ilgili çalışmalar derlenmiştir. Diterpeneoidlerin Alzheimer hastalığı üzerindeki çalışmaları in vitro ve in vivo şeklinde ayrı ayrı veri tabanları taranarak derlenmiştir. Sonuç olarak Salvia türlerinden ekstraksiyon ile elde edilen terpenoid türevi olan diterpenoidlerin, hala kesin bir tedavi seçeneği sunulamayan Alzheimer hastalığı üzerindeki etkinliği hakkındaki çalışmaların dikkate değer olduğu görülmektedir.Article Van Gölü Doğal Sediment ve Modifiye Sediment Üzerine Krom (III) Adsorpsiyonu (İzoterm ve Termodinamik Analiz Çalışması)(Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mühendislik Dergisi, 2020) Alacabey, İhsan; Kul, Ali Rıza; Ece, M. Şakir; Alkan, HüseyinSediment, nehirlerin, göllerin, koyların, haliçlerin ve okyanusların tabanında yer alan yeryüzü katmanıdır. Dünyanın en büyük soda gölü olması, eşine rastlanmayacak büyüklükte ve güzellikte dipten yükselen güncel karbonat sütunları içermesi ve su seviyesinde yaşanan değişimler, Van Gölü’nü dünyanın en ilginç göllerinden biri yapar. Bu çalışmada Van Gölünden alınan doğal sediment ve asitle (HNO3) aktive edilmiş sedimentlerin ağır metal (Cr3+) ile ilişkisi batch adsorpsiyon tekniği kullanılarak saptanmaya çalışılmıştır. Farklı konsantrasyonlardaki krom (Cr3+) iyonlarının ve pH’ın adsoprsiyon prosesi üzerine etkisi araştırılmıştır. Langmuir, Freundlich, Dubinin-Radushkevich (D-R) ve Temkin adsorpsiyon izotermleri hesaplanmıştır. Hem doğal sediment (DS) hem de asitle modifiye edilmiş sedimentin (MS) Langmuir adsorpsiyon izoterm modeline uyum sağladığı bulunmuştur. Bununla birlikte hem doğal adsorbent hem de asitle modifiye edilmiş adsorbentin termodinamik parametreleri hesaplanmış, ΔG° < 0 değerinin adsoprsiyon prosesinin kendiliğinden gerçekleştiğini göstermiştir. Doğal sedimentin yüzey alanı 7.512 m²/g, asit ile aktive edilmiş sedimentin yüzey alanı 79.456 m²/g tespit edilmiş olup aktivasyon işlemi ile çok yüksek bir yüzey alanı elde edilmiştir. Giles adsorpsiyon izoterm sistemine göre H tipi eğriye uyduğu görülmüştür.Other Alfa-Metil benzilamin Grupları İçeren Fe3O4@SiO2 manyetik nanoparçacıklar kullanarak rasemik mandelik asidin rezolüsyonu(2012) Tarhan; Tural; Tural, Tuba; Bilsen; ServetTıbbi ve tarımsal ilaçlar, besin katkı maddeleri gibi yararlı kimyasal maddeler ve sıvı kristaller, polimerler gibi materyal bilimi için gerekli enantiyomerik saf bileşiklere olan ihtiyaç son 30 yılda giderek artmıştır. Biyolojik etken maddelerin yapı ve aktivite ilişkileri incelendiğinde tek izomerlerin hedef seçici olmalarından dolayı rasemik karışımlara göre çok daha etkin oldukları görülmektedir. Ayrıca tek enantiyomerden oluşan ilaçların ya çok az ya da hiç yan etkilerinin bulunmaması da etken maddelerin tek izomerlerinin elde edilmesine olan ilgiyi artırmaktadır. Kiral bir ilaç etken maddesinin enantiyomerlerinden birisi vücutta fizyolojik olarak değişiklik yaparken diğer enantiyomeri ya etkili olmaz ya da ciddi fizyolojik zararlara neden olabilir. Bunun sonucu olarak biyolojik sistemler ve ilaçlar arasındaki kiral tanınma oldukça önemlidir. Örneğin softenon isimli bileşiğin (R)-enantiyomeri yatıştırıcı özellik gösterirken (S)-enantiyomeri embriyoda bozukluğa yol açar. Yine benzer şekilde (S)-(-)-propranolol 1960’larda kalp hastalığının tedavisi için β-bloker olarak tanımlanmıştır. Ancak enantiyomeri (R)-(+)-propranolol gebelik önleyici olarak etki eder. Buradan anlaşıldığı gibi enantiyomerler birbirine zıt etki gösterebilirler. Bu nedenle klinik kullanımda bir bileşiğin enantiyomerik saflığı çok önemlidir. Ayrıca enantiyomerlerden biri aktif diğeri inaktif özellik gösterebilir. Kiral bir bileşik olan kloroamfenikol buna en iyi örneklerden biridir. (R,R)-kloroamfenikol antibakteriyel özellik gösterirken, (S,S)-kloroamfenikol inaktif özellik göstermektedir. Bu gibi ilaçların rasemik olarak vücuda alınmasında, gerekli birim miktardaki etken maddeyi karşılamak için rasemik karışımdan iki kat almak gerekmektedir. Ayrıca başlangıç maddeleri ve kaynakların yarısı boşa harcandığı için bu ekonomik açıdan istenmeyen bir durumdur. Bu nedenlerden dolayı tek bir enantiyomer her zaman için rasemik karışıma göre daha fazla biyolojik aktivite gösterir. Biyolojik aktivite bakımından optik saflığın öneminin giderek artmasıyla optik saflığın belirlenmesi için kesin ve güvenilir metotların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca bilindiği gibi son zamanlarda tek enantiyomerli ilaç satışları dünya çapında sürekli olarak büyümektedir. Bu çalışmada kiral organik asit olan mandelik asidin rasemik karışımının rezolüsyonu düşünülmektedir. Bu maddeye benzer özellik taşıyan ve ilaç olarak kullanılan kiral organik asitlere, α-arilpropiyonik asit sınıfından olan (S)-Naproxen, (S)-Ketoprofen, (S)-Flurbiprofen, (S)-Fenilpropiyonik asid ve (S)-ibuprofen örnek olarak verilebilir. Rezolüsyonu yapılmak istenen, kiral bir organik asit olan mandelik asitin her iki enantiyomerik formuda farklı farmokolojik aktiviteye sahiptir. D-mandelik asit, antibiyotik olan ilacın aktivitesini geliştirdiği için terapatik özellik göstermektedir. D-mandelik asidin bu terapik özelliğinden dolayı tıpta kullanılan yaygın ilaçların başında gelir. L-mandelik asidin kullanım alanları, hayvan sağlığında veterinerlikte ilaç ham maddesi olarak kullanılır. Yani hayvan sağlığı ve hayvan bakım ilaçlarında, oral solüsyon olarak kullanılır. Mandelik asit uzun yıllar boyunca tıpta anti bakteriyel olarak, özellikle idrar yolu enfeksiyonları tedavisinde kullanılmaktaydı. Ayrıca cilt hastalıkları tedavisinde, cilt bakım ürünlerinde özellikle yetişkinlerdeki akne sorunlarına iyi bir tedavi sunmaktadır. Rosacea hastalığında (gül hastalığı) iltihaplanma ve kızarıklıkları gidermekte, mandelik asit ürünleri lazer öncesi ve sonrasında, deride meydana gelen tahriş ve kızarıklıkları azaltmada kullanılır. Tüm bu nedenlerden dolayı Mandelik asitin enantiomerlerine ayrılması önem arz etmektedir. Fonksiyonel grup bağlı nanoparçacıklardaki son gelişmeler, biyomedikal alandaki uygulamalar için ümit verici olmuştur. Magnetit(Fe3O4) kimyasal olarak kararlı, toksik ve kanserojen olmayan bir manyetik malzemedir. Magnetit nanoparçacıkları veya nanoparçacık agregatları enzim ve protein immobilizasyonu, RNA ve DNA saflaştırması, manyetik hücre saflaştırması ve ayrılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda özellikle süperparamanyetik magnetit nanoparçacıklar tercih edilmektedir. Çünkü süperparamanyetik özellik manyetik kompozit parçacıklarının agregasyonunu önler ve manyetik alan uzaklaştırıldığında parçacıkların çözelti içinde hızlı bir şekilde dağılmalarını sağlar. Manyetik ayırma teknikleri, klasik ayırma teknikleriyle karşılaştırıldığında bazı avantajlara sahiptir. Buna bağlı olarak son zamanlarda, biyolojik moleküllerin saflaştırılma ve ayrılması için yüzeyi uygun gruplarla kaplanmış nano ve mikro parçacıkların geliştirilmesine yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Fonksiyonel grup bağlamaya uygun bir platform sağladığı için silika kaplı manyetik nanoparçacık ve nanoparçacık agregatları teknolojik açıdan büyük ilgi görmektedir. Özel bir uygulama için gerekli manyetik nanoparçacıklar, yüzeyde kaplanmış olan silikanın fonksiyonel gruplarının farklılaştırılması ile kolayca hazırlanabilir. Silika, hidroksil(-OH) fonksiyonel gruplarından dolayı bir kaplama metaryeli olarak önem kazanmaktadır. Fonksiyonel grup bağlı nanoparçacıklardaki son gelişmeler, biyomedikal alanda ve ilaç endüstrisindeki uygulamalar için ümit verici olmuştur. Magnetit (Fe3O4) kimyasal olarak kararlı, toksik ve kanserojen olmayan bir manyetik malzemedir. Magnetit nanoparçacıkları veya nanoparçacık agregatları enzim ve protein immobilizasyonu, RNA ve DNA saflaştırması, manyetik hücre saflaştırması ve ayrılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda özellikle süper paramanyetik nanoparçacıklar tercih edilmektedir. Bunun yanı sıra manyetik nano parçacıkların optikçe aktif (kiral) maddelerin enantiyomerlerine ayrılmasında çok önemli rol oynayacağını düşünmekteyiz. Kiral maddeler R veya S izomerik yapıda olabilir. Bu R ve S yapıların birbirinden ayrılması ilaç dünyası için çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü var olan ilaçların birçoğu rasemik yapıda olup, etken maddenin hem R hem de S formunu içermektedir. Oysa bir hastalığın tedavisinde kullanılacak olan etken maddenin R veya S formlarından biri hastalığın tedavisinde görev görmekte diğer form ise kimyasal atık olarak vücutta kalmaktadır. Kullanılmayan form yan etki göstermeyeceği gibi zehir etkisi de gösterebilmektedir. Bu yüzden kiral ayırma her zaman için çok önemli olmuştur.Article Investigations of in vitro Antioxidant Activities, Elemental Compositions and Lipid Constituents of Acanthus dioscoridis L. var. dioscoridis L. as a Medicinal Plant(2017) Keskin, CumaliBu çalışmamızda Acanthus dioscoridis L. var. dioscoridis L.' in toprak üstü kısımlarının hekzan (HEG), etilasetat (EtOAc) ve metanol özütlerinin bazı in vitro biyolojik aktiviteleri detaylı olarak incelenmiştir. Bitki özütlerinin in vitro antioksidan aktiviteleri total fenolik ve flavonoid içerikleri, DPPH serbest radikal söndürücü, metal şelatlama ve indirgeme gücü aktiviteleri bakımından test edildi. MeOH özütünün toplam fenolik madde içeriği 71.18 ?g GAE/mg olarak tespit edilmiştir. En yüksek flavonoid miktarı EtOAc özütünde tespit edilmiştir. En yüksek DPPH radikali söndürme aktivitesi ve indirgeme gücü aktivitesi MeOH özütünde belirlenmiştir. Acanthus dioscoridis L. var. dioscoridis L.' nin HEG özütü diğer özütler ile karşılaştırıldığında açık bir şekilde daha yüksek metal şelatlama aktivitesi göstermiştir.SPUFA yüzdesi anlamlı olarak SMUFA ve SSFA' dan daha yüksekti. Yüksek PUFA içeriği ve güçlü antioksidan aktiviteleri göz önüne alındığında A. dioscoridis' in tıbbi bilimlerde, kozmetik ve gıda endüstrisinde olası kullanımı önerilebilirBook Part KENEVİR LİFİ YÜZEYİNİN DEĞİŞİK YÖNTEMLERLE MODİFİKASYONU(2022)Kenevir çok eski zamanlardan beri bilinen bir bitki türüdür. Ana vatanı Orta Asya (Hindistan) olan bu bitki büyük olasılıkla bilinen en eski ekili lif bitkisidir. Tek yıllık bir bitki olup ılıman ve tropik bölgelerde yetişir. Kenevir bitkisinin dişi ve erkek olmak üzere 2 farklı şekli bulunur. Biyolojik olarak sınıflandırıldığında 3 ana türü bulunur, bunlar: • Cannabis sativa • Cannabis indica • Cannabis ruderalis olarak sıralanabilir. Kenevirdeki psikoaktif kimyasal THC’dir (delta-9 tetrahidroka nabinol). Esrar veya Hint kenevir bitkisi olarak bilinen ve temelde dişi kenevir bitkisinin çiçeğinden uyuşturucu madde elde edilir. Bu kenevir bitkisinin içeriğinde yüzde 5 ila yüzde 20 aralığında THC bulunur. Ancak endüstriyel amaçlı yetiştirilen kenevir türlerinde bu oran binde 3’ün altındadır. Yani endüstriyel hammadde üretiminde kullanılan kenevir bitkisinin uyuşturucu etkisi yoktur. Literatürde Hemp olarak bilinen bu endüstriyel amaçlı kenevir türlerinde, uyuşturucu etki gösteren psikoaktif madde (THC) içeriği oldukça düşük ve tehlikesiz sayılabilecek düzeydedir (1). Şekil 1’de kenevir bitkisinin görseli bulunmaktadır. Kenevir, sadece tıbbi amaçlı olarak en az 3 bin yıl önce kullanıldığı bilinmektedir. Mucizevi bir bitki olmasının yanı sıra Sümer tabletlerinde dört önemli bitkiden biri olarak geçen kadim bir bitkidir. Doğanın oksijen fabrikası olan kenevir, kumaş, kağıt, ilaç (medikal), yakıt yapımında, otomotiv sektörü ve kozmetik ürünlerin yapımında da kullanılır. Lifleri dayanıklı ve oldukça uzun olması sayesinde çuval, halat çanta, ağ yapımı gibi alanlarda da sıklıkla tercih edilir. Yaprakları tıpta ve kozmetikte kullanılmaktır. Tohumu ise oldukça yağlı ve besleyici olması nedeniyle yakıt ve gıda sektöründe geniş bir kullanım alanına sahiptir. Sabun yapımı ve boya yapımında da tohumlarından yararlanılır. Bunlara ek olarak; • Hayvancılık, • Toprak ve su arıtılması, • Biyoyakıt, • Kağıt, • Ayakkabı, • Kuyumculuk, • İnşaat malzemesi, • Plastik malzeme gibi endüstrinin önemli alanlarında da kullanımı mevcuttur. Şekil 2’de kenevir bitkisinin endüstride kullanım alanları gösterilmiştir (1)Article Covid-19 Pandemi Sürecinde Üniversite Öğrencilerinin Depresyon ve Stres Düzeylerinin Belirlenmesi(Dergipark, 2021) Dilmen Bayar, Behiye; Yaşar Can, Sevinç; Erten, Murat; Ekmen, MahmutBu çalışma covid-19 pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin depresyon ve stres düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tanımlayıcı olan bu çalışma 565 üniversite öğrencisi ile Ağustos-Aralık 2020 tarihleri arasında çevrimiçi anket yöntemi kullanılarak yapıldı. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Özellikler Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanıldı. Öğrencilerin % 62.1’i 21 yaş ve üstü, % 68.7’si kadın olduğu, stres düzeyinin orta değerin üstünde, depresyon düzeyinin ise orta düzeye yakın olduğu belirlendi. Ayrıca stres ölçeği toplam puanı ile depresyon ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlendi. (p<.05) Covıd-19 pandemi sürecinin üniversite öğrencilerini ruhsal anlamda etkilediği belirlendi. Bu süreçte, öğrencilerin ruhsal sağlığının korunabilmesi için gerekli desteğin sağlanması önem arz etmektedir.Other Kanser Araştırmalarına Yönelik Manyetik O-Karboksimetil Kitosan Nanopartiküllerin Sentezlenmesi, Karakterizasyonu, İrinotekan yüklenmesi ve Glioblastoma Multiforme (Beyin Tümörü) Hücre Hatları Üzerine Sitotoksisite Değerlendirilmesi(2020) Tarhan, TubaKanser basit bir ifadeyle kontrolsüz hücre çoğalması olarak tanımlanabilir. Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlara denir. Kanser 100'den fazla hastalık grubunu içerir. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına rağmen, hepsi anormal hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlar. Tedavi edilmez ise ciddi rahatsızlıklara, hatta ölüme dahi neden olabilir (Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Kanser Daire Başkanlığı). Dünya istatistiklerinde her yıl kansere yakalanan kişi sayısının 12,7 milyon olduğu tahmin edilmekte ve bu sayının 2030 yılında 21 milyona yükselmesi beklenmektedir. Farklı ülkelerde farklı kanser türlerinin oranları yüksek olsa da dünyada ölüm nedenlerinin başında kanser gelmektedir (World Cancer Research Fund, 2013). Çok yaygın olarak görülen ve ölüm oranları yüksek olan bu hastalıkta genelde uygulanan tedavi yöntemleri kemoterapi, radyoterapi ve ameliyat ile sınırlıdır. Bu yöntemler yan etkisi çok olan invazif yöntemlerdir. Kanser tedavisi için en çok kullanılan yöntemlerden biri kemoterapi yöntemidir. Günümüzde kanser kemoterapisinin en önemli sorunlarından biri, kullanılan anti-kanser ilaçlarının kanserli hücreyi ayırt edici özelliğe sahip olmamaları ve yan etki olarak sağlıklı hücrelerin üzerinde de toksik etki göstermeleridir. Ayrıca tedavi edici doz konsantrasyonunu sağlamak için vücuda yüksek dozda ilaç verilmesi bununla birlikte ciddi yan etkilerin ve sistemik toksisitenin ortaya çıkmasıdır. Bu tür sorunların önüne geçebilmek için, nanoteknolojideki hızlı ilerleme, diğer alanlar ile birlikte sağlık alanında da önemli gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Nanotıp (ya da nanoilaç) bir hastalığın tedavisi ya da hasarlı bir dokunun onarılması için moleküler düzeyde yüksek özgünlük gösteren bir medikal uygulama olarak tanımlanmıştır. Son zamanlarda ilaç endüstrisinde, teşhis ve tedavilerde, görüntüleme tekniklerinde, vücutta kontrollü ilaç salınımında ve ilacı hedef dokuya ulaştırmada, doku mühendisliğinde ve daha pek çok alanda nanoteknolojiden faydalanılmaktadır. Birçok farklı nanosistemden özellikle çok fonksiyonlu manyetik nanoparçacıklar (MNPs) bu alanda ilgi odağı olmaktadır. MNPs’ın manyetik alan altında yönlendirilebilme özelliği onları diğer nanoparçacıklara göre daha avantajlı kılmaktadır. Yeni nesil tedavi yöntemlerinde sağlıklı hücrelere zarar vermeden ilacı hedef bölgeye ulaştırma ve etkin bir tedavi için özellikle MNPs’ın kullanımları ve avantajları araştırılmaktadır. Bu projenin özgün değeri, kanser kamoterapisinden kaynaklı problemlere çözüm bulmak amacı ile son yıllarda kontrollü ilaç salım sistemleri üzerine yapılan çalışmalara alternatif bir çözüm geliştirmektir. Nano boyuttaki kontrollü ilaç taşıma sistemleri tümör hedeflenmesine olanak sağlamaktır. Nano taşıyıcılar arasından, biyouyumlu polimer kaplı paramanyetik nanoparçacıklar dışardan uygulanan manyetik alan ile istenilen bölgeye hedeflenebilme özelliklerine sahiptirler. Bu sayede ilaç hedeflenen bölgeye güvenli bir şekilde taşınabilmektedir. Bu parçacıklar gerekli modifikasyonlarla ilaç yüklenmeye uygun ve manyetik alan ile istenilen bölgeye ulaştırılabilen parçacıklar haline getirilebilmektedirler. Ayrıca, etken maddenin dozunun azaltılabilmesine ve etken maddenin sadece hedef bölgeye dağılımıyla sınırlandırılmasına olanak sağlayabilmektedir. Bu yöntem ile geleneksel kamoterapinin aksine sadece tümörlü hücrelere müdahale edilebilir ve ilaçların sağlıklı hücrelere etkisi azaltılabilir. Bu proje kapsamında en yaygın kullanılan anti-kanser ilaçlardan Kamptotesin analoğları ile çalışılacaktır. Kamptotesin topoizomeraz I inhibitörü olarak görev yapmaktadır. Bu enzim hücre bölünmesi esnasında DNA replikasyonundan sorumlu enzimdir. Kamptotesin analogları yapısında α-hidroksi δ-lakton halkası bulundurmaktadır. Ayrıca fizyolojik pH’ta ve alkali ortamda lakton halkası hidroliz olup karboksilat forma dönüşmektedir, bu haliyle stabil formdan uzaklaşıp vücut için toksik bir hal almaktadır. Dolaysıyla çalışılması zor olan ilaçlar arasında olup bununla ilgili yapılan çalışmaların çoğu patentlidir. Projemizin amacı, anti-kanser ilaç olarak önemli bir yere sahip olan Kamptotesin analoğlarının lakton formunda kararlı kalmasını sağlayan koşulları tespit etmek ve daha önce bu anti-kanser ilaçlar ile çalışılmamış manyetik özellik gösteren biyouyumlu ve biyobozunur polimerik madde sentezleyip, bu polimer moleküllerine ilacın yüklenmesi, taşınması ve salımını çalışmaktır.Article Fıstık (Pistacia vera L.) Yaprağından Gümüş Nanopartikül (AgNP)’lerin Sentezi, Karakterizasyonu ve Antimikrobiyal Aktivitesinin İncelenmesi(2019) Eren, abdullah; BARAN, Mehmet FıratBu çalışmanın amacı, fıstık (Pistacia vera L.) bitki ekstraktı kullanılarak, yeşil sentez yöntemi ile gümüş nanopartikül (AgNP)’lerini sentezlemektir. Yeşil sentez; çevre dostu ve maliyet açısından ucuz olması, kimyasal ve fiziksel yöntemlerden daha çok tercih edilen nanopartiküllerin kolay bir şekilde elde edilmesi ile bilinen biyolojik bir yöntemdir. Reaksiyon sonucunda elde edilen AgNP’ler, UV görünür spektrofotometre (UV-vis), fourier-dönüştürülmüş kızılötesi spektroskopisi (FTIR), X-Işını kırınımı (XRD), termogravimetrik ve diferansiyel termal analizi (TGA-DTA), taramalı elektron mikroskobu ve enerji yayılımlı X-ışını cihazı (SEM-EDX) kullanılarak karakterize edilmiştir. Gümüş nanopartiküllerin 460.67 nm’de maksimum absorbansa sahip olduğu görülmüştür. AgNP’lerin indirgenmesinde rol olan fitokimyasalları analiz etmek için FTIR analizi yapılmıştır. Debye-Scherrer’s denkleminden yararlanarak sentezlenen nanoparçacıkların kristal boyutunun 16.7 nm olduğu hesaplanmıştır. AgNP’lerin küresel görünümde olduğu transmisyon elektron mikroskobu ile tespit edilmiştir. Sentezlenen AgNP’lerin antimikrobiyal etkisi gram pozitif ve gram negatif bakterileri ve fungus (maya) üzerinde minimum inhibitör konsantrasyonu (MIC) metodu ile test edilmiştir. Sonuç olarak, sentezlenen gümüş nanopartiküllerin antimikrobiyal etki gösterdiği belirlenmiştir.Article İki Farklı Lokasyona ait Altın Otunun (Helichrysum arenarium) Uçucu Bileşenlerinin Belirlenmesi ve Karşılaştırılması(Gümüşhane Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 2020) Umaz, Adil; Umaz, KaderBu çalışmada, 2019 yılı Haziran-Ağustos ayında iki farklı bölgede toplanan Altın Otunun (Helichrysum arenarium) Katı Faz Mikro Ekstraksiyon (SPME) yöntemi kullanılarak uçucu bileşenleri Gaz Kromatografisi-Kütle Spektroskopisi (GC-MS) ile belirlendi. Bitlis Nemrut Krater Gölü çevresindeki Altın Otu örneğinde toplam 21 adet uçucu bileşen tespit edilirken, Giresun’un Şebinkarahisar İlçesi’nin dağlık bölgelerindeki Altın Otu örneğinde toplam 33 adet uçucu bileşen tespit edildi. Bitlis Nemrut Krater Gölü çevresindeki Altın Otunda α-sedren (%26.65), α-pinen (%14.97), α-humulen (%10.65), aromadendren (%6.79), α-kurkumen (%6.31), germakren B (%4.43), α-kadinen (%3.82), ökaliptol (%3.57), α-duprezianen (%3.57) ve limonen (%2.69) uçucu ana bileşen olarak tespit edilirken, Giresun Şebinkarahisar İlçesinin dağlık alanlarındaki Altın Otuna ait örnekte α-pinen (%47.63), α-himakhalen (%17.01), α-humulen (%5.21), δ-kadinen (%4.98), γ-kadinen (%4.01) ve ökaliptol (%3.46) uçucu ana bileşen olarak tespit edildi.Other Nanoteknolojikçalışmaların altyapısını güçlendirmeprojesi(2018) Tarhan; ece; ertaş; tural; tural, Tuba; M.Şakir; Erdal; Servet; Bilsen…Conference Object N-METİL-D-GLUKAMİN MODİFİYELİ MANYETİK NANO-SORBENTİN TOLUİDİN BLUE BOYASININ ADSORPSİYONU İÇİN KULLANILMASI(2019)Toluidin Blue sanayide yoğun olarak kullanılan katyonik bir boyadır. Bu çalışma, Toluidin Blue boyasının sulu çözeltiden uzaklaştırılması amacı ile silika kaplı nanoparçacıklara bağlı olan bromun önce azid ile yer değiştirmesi gerçekleştirilmiştir. Sonrasında metil propiolat ile silika kaplı nanoparçacıklara bağlı azid grubu arasında reaksiyon meydana gelmiştir. Bu reaksiyonun kullanılması sonucu oluşan silika kaplı nanoparçacıklara bağlı, triazol halkası içeren ester ile N-metil D-glukamin arasında nükleofilik katılma reaksiyonu ile manyetik özellik kazandırılmış nano sorbentin sentezi ve basit ve etkili olan manyetik ayırma yöntemi ile uzaklaştırılmasını araştırmak için yapılmıştır. Sentezlenen. N-metil-D-glukamin modifiyeli manyetik nano-sorbentin kimyasal yapısı ve manyetik özelliği, transmisyon elektron mikroskobu (TEM) ve titreşim örnek manyetometre (VSM) ile karakterize edildi. N-metil-D-glukamin modifiyeli manyetik nano-sorbent ile Toluidin Blue boyasının adsorpsiyonu üzerine temas süresi, başlangıçtaki Toluidin Blue boyasının konsantrasyonu ve başlangıç çözelti pH'ının parametre etkileri araştırılmıştır. N-metil-D-glukamin modifiyeli manyetik nano-sorbent ile Toluidin Blue boyasının adsorpsiyonu, pH 7'de 100 mg / L boya çözeltisine 50 mg N-metil-D-glukamin modifiyeli manyetik nano-sorbent uygulamasıyla %87 olmuştur. Veriler, adsorpsiyonun denge özelliklerini açıklamak için Langmuir ve Freundlich izotermleri kullanılarak analiz edildi. Deney verileri Langmuir adsorpsiyon izoterm modeliyle iyi bir şekilde uygun olduğunu göstermiştir. Langmuir izotermine modeline göre maksimum adsorpsiyon kapasitesi 16.50 mg/g olarak bulundu. Sonuçlar N-metil-D-glukamin modifiyeli manyetik nano sorbentin sulu çözeltiden Toluidin Blue boyasını etkili bir şekilde uzaklaştırıldığını göstermiştir.Presentation İLAÇ TAŞIYICI SİSTEM OLARAK MANYETİK O-KARBOKSİ METİL KİTOSAN NANOPARTİKÜLLERİN SENTEZ VE KARAKTERİZASYONU(2019) TURAL; TARHAN; TURAL, BİLSEN; TUBA; SERVET;Günümüzde kanser kemoterapisinin en önemli sorunlarından biri, kullanılan anti-kanser ilaçlarının kanserli hücreyi ayırt edici özelliğe sahip olmamaları ve yan etki olarak sağlıklı hücrelerin üzerinde de toksik etki göstermeleridir. Bu problemlere çözüm bulmak amacı ile kontrollü ilaç salım sistemleri üzerine yapılan çalışmalar artmıştır. Manyetik nanoparçacıkların (MNPs) seçimi onların yüksek manyetik duyarlılığı, biyouyumluluk, kararlılık ve çeşitli hazırlama yöntemlerinin kullanılabilirliği ile ilişkilidir. MNPs bir dış manyetik alan uygulanması ile kolayca kontrol edilebilirler ki bu antikanser maddesinin belirli bir hızda ve belli bir bölgede salıverilmesini sağlar. Böylece geleneksel teşhis ve tedavideki sorunların üstesinden gelinir. Bu malzemelerin nanoboyutu ve artan yüzey alanı/hacim oranının bir sonucu olarak araştırmacılar MNPs yapı ve özellikleri arasındaki ilişkiyi çalışmaya odaklanmışlardır. Bileşim, boyut, morfoloji ve yüzey kimyası, hem manyetik özellikleri geliştirmek hem de in vivo olarak nanopartiküllerin istenilen davranışı göstermesi için çeşitli prosesler ile ayarlanabilir. Biyomedikal alanında MNPs’in başarılı uygulamaları onların manyetik özelliğine yani dış bir manyetik alan uygulanmasıyla kontrollü dağılımına ve agregasyon derecesine özellikle bağlıdır. Bu nedenle, molekülün kararlılığının arttırılması amacıyla ya sentez süresince ya da sentez sonrası biyouyumlu bir polimer kullanılarak MNPs’in kaplanmasıyla yapılan kapsülleme işlemi, biyolojik sisteme maruz kalındığında agregat oluşumunu ve biyodegredasyonu engeller. Bu amaç doğrultusunda terapötik ajanları taşımaya elverişli, biyomedikal uygulamalarda kullanılmak üzere uygun boyutta, manyetik ve kimyasal özelliklere sahip, manyetik hedeflendirme yapılabilen, ilaç yükleme verimi yüksek, karboksil grupları ile dallanmış polimerik materyallerin sentezlenmesi ve karakterize edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada OKarboksimetil Kitosan sentezlenip XPS ile karakterizasyonu yapılmıştır.Conference Object ANTİ-KANSER İLAÇ YÜKLENMİŞ MANYETİK O-KARBOKSİ METİL KİTOSAN NANOKOMPOZİTİN SİTOTOKSİSİTE ÇALIŞMALRI(2019) Tarhan, Tuba; Tural, Bilsen; Tural, ServetGünümüzde kanser kemoterapisinin en önemli sorunlarına çözüm bulmak için nanoboyutta ilaç taşıyıcı sistemler geliştirilmiştir. Nanoboyuttaki kontrollü ilaç taşıma sistemleri tümör hedeflenmesine olanak sağlamıştır. Nanotaşıyıcılar arasından, biyouyumlu polimer kaplı süperparamanyetik nanoparçacıklar dışardan uygulanan manyetik alan ile istenilen bölgeye hedeflenebilme özelliklerine sahiptirler. Bu sayede ilaç hedeflenen bölgeye güvenli bir şekilde taşınabilmektedir. Bu çalışmada daha önce sentez ve karakterizasyonu yapılmış Manyetik O-Karboksimetil Kitosan nanokompozitine anti kanser ilaç olan Topotekan yükleme çalışmaları yapılmış olup, burada topotekan yüklü manyetik O-Karboksimetil Kitosan nanokompozitinin prostat kanseri Du145 ve sağlıklı insan prostat PNT1A hücre hattı üzerine sitotoksisite çalışmaları yapılmış ve sonuçları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Polimer Kaplı Süperparamanyetik Nanokompozit, Topotekan, Sitotoksisite, DU145 ve PNT1AArticle MARDİN, DİYARBAKIR VE GAZİANTEP’TE GÜNEŞTE KURUTULAN ÜZÜMLERİN SPME/GC-MS METODUYLA UÇUCU BİLEŞENLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI(2019)Mardin, Diyarbakır ve Gaziantep illerinde yoğun olarak üzüm yetiştiriciliği yapılmaktadır. 3 farklı ilden üzümler toplandı ve güneşte kurutuldu. Kurutulan üzümlerin uçucu bileşenleri Katı Faz Mikro Ekstraksiyon/Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi (SPME/GC-MS) yöntemiyle belirlendi. Mardin üzüm örneğinde Hidroksi sitronelal (% 29,58), Dietil fitalat (% 18,89), Palmitik asit (% 6,92), ?-farnesen (% 5,85) ve İzopropil miristat (% 3,21) uçucu ana bileşen, Diyarbakır üzüm örneğinde Etil palmitat (% 47,96), Pentadekanolid (%15,48), Limonen (% 12,02) ve Etil oktanat (% 6,27) uçucu ana bileşen ve Gaziantep üzüm örneğinde ise ?-farnesen (% 33,55), Sedril asetat (%7,15), Hekzil hekzanoat (% 6,89), Asetoin (% 6,72), Etil oktanoat (% 6,32), Pelargonaldehid (% 6,07), Limonen (% 5,94), ß-bisabolen (% 5,79) ve Eugenol (% 4,58) uçucu ana bileşenleri tespit edilmiştir. Bu illerin üzümlerinin uçucu bileşenlerinin karşılaştırılması yapılmıştır.Article Mardin İl Merkezinde Toplu Taşıma Aracı Kullanan Şoförlerin İlk Yardım Bilgi Düzeylerinin Araştırılması(DergiPark, 2020) Dilmen Bayar, Behiye; Yaşar Can, SevinçBu araştırmanın amacı, Mardin il merkezinde toplu taşıma aracını kullanan şoförlerin ilk yardım bilgi düzeylerinin araştırılmasıdır. Tanımlayıcı olarak yapılan araştırmanın örneklemini 100 şoför oluşturmaktadır. İşleri gereği vardiyalı sistemde çalışmaları ve sürekli yerlerinin değişken olmasından dolayı tüm şoförlere ulaşılamamıştır. Verilerin toplanmasında Demografik veriler ve İlk Yardım sorularından oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmaya katılanların % 44’ü ilk yardım eğitimi aldığını, % 56’sı ise eğitim almadığını belirtmiştir. Acil tıbbi bir durumda aranacak telefon numarası sorusuna eğitim alanların % 100’ü ve eğitim almayanların ise % 98.2’si doğru cevap vermiştir. Eğitim alanların en fazla doğru cevap verdiği diğer soru ise elektrik çarpması sırasında ilk olarak yapılacak müdahaleyi, en fazla yanlış cevap verdikleri soru kalbi duran bir kişiye dakikada en az kaç kez kalp masajı yapılmalıdır sorusu olmuştur. Eğitim almayanların en fazla doğru cevapladığı diğer soru ise elektrik çarpması sırasında ilk olarak yapılacak uygulama sorusu olmuştur. Eğitim almayanların en fazla yanlış cevapladığı soru burun kanaması olan kişiye yapılacak uygulama sorusu olmuştur. Sorulara verilen cevaplara baktığımızda ilk yardım bilgi düzeyinin eğitim alan ve eğitim almayanlarda yetersiz olduğu belirlenmiştir. Bu eksikliklerin gerekli ilk yardım eğitimlerinin düzenlenerek giderilmesi gerektiği önerilmektedir.Conference Object MODİFİYE MANYETİK DEKSTRAN NANOKOMPOZİTİN (MD2) İLAÇ TAŞIYICI SİSTEM OLARAK SENTEZLENMESİ VE KARAKTERİZASYONU(2019)Nanoteknolojinin bir dalı olan nanotıp, oldukça spesifik bir şekilde moleküler düzeyde hasarlı bir dokuyu tamir etmek veya bir hastalığı tedavi etmeyi hedeflemektedir. Son yıllarda, kanser tedavi etkenlerinin verimliliğini arttırmak için, polimer-DNA kompleksleri (polipleksler), polimer-ilaç konjugatları ve hidrofobik ilaçları taşıyan polimer misellerin kullanımını içeren alanlara olan ilgi artmaktadır. Küçük boyutları ve mükemmel biyo-uyumlulukları sayesinde nano boyuttaki terapötik polimer ajanları, hedef bölgeye ulaşabilmek için uzun süre kan dolaşımında kalabilirler. Buna ek olarak terapötik polimer ajanların kimyasal modifikasyonu ile reseptörlere spesifik bağlanan ligandlar, kanser hücrelerine ilgisi arttırılabilir. Böylece terapinin etkinliğini belirgin bir şekilde arttırabilirler. Bu tür çalışmalar, polimerik nanotıbbın gelecekte kanserin karakteristik özelliklerine göre nano-ilaç hedefleme olanaklarını ve mantıklı yaklaşımların geliştirilmesine olanak sağlayacağını özetler. Bu amaç doğrultusunda terapötik ajanları taşımaya elverişli, biyomedikal uygulamalarda kullanılmak üzere uygun boyutta, manyetik ve kimyasal özelliklere sahip, manyetik hedeflendirme yapılabilen, ilaç yükleme verimi yüksek, karboksil grupları ile dallanmış polimerik materyallerin sentezlenmesi ve karakterize edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada O-Karboksimetil Dekstran sentezlenip XPS ile karakterizasyonu sağlanmıştır.Article Β-Siklodekstrin Bazlı Kompozitin Sentezi ve Katyonik Boya Gideriminde Kullanımı(Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Mühendislik Dergisi, 2020) Yıldırım, AyferBu çalışmanın amacı, β-siklodektrin bazlı kompozit sentezlemek ve katyonik boya maddesi gideriminde kullanmaktır. Adsorpsiyon deneyleri beç yöntemi kullanılarak uygun şartlarda gerçekleştirilmiştir. Karakterizasyon çalışmaları için kompozitin boya maddesi giderim öncesi ve sonrası spektrumları fourier dönüşüm kızılötesi (FT-IR) spektroskopisi ile incelenmiştir. Boyar madde adsorpsiyonuna temas süresi, başlangıç boya madde derişimi ile pH etkisi gibi parametreler araştırıldı. Adsorpsiyon için en uygun pH’ nın 8 olduğu bulunmuştur (deneysel şartlar: başlangıç boya derişimi (Co): 100 mg/L, sıcaklık (T): 25 oC, karıştırma hızı (r): 140 rpm, adsorbent miktarı (m): 10 mg, boyar madde çözelti hacmi (V): 50 mL). pH etkisi deneysel koşuları için pH: 3,4, 5, 6, 7, 8 olarak sabitlenmiş 6 farklı boya çözeltisi kullanılmıştır. Adsorpsiyon deneyleri, adsorpsiyon kapasitesinin deneysel değişkenlerine bağımlı ve dolayısıyla adsorpsiyonun pH'a bağımlı olduğunu göstermiştir. Bunun yanında, adsorpsiyon mekanizması psödo-birinci-mertebe ve psödo-ikinci-mertebe kinetik modellerinde değerlendirilmiştir. Deneysel verilerden elde edilen sonuçlara göre, korelasyon kat sayılarının daha büyük olması dolayısıyla (R2 > 0.99), psödo-ikinci-mertebe kinetik modelinin katyonik boya giderimi için psödo-birinci mertebe kinetik modeline göre daha elverişli olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen verilerden en yüksek boya adsorpsiyon kapasitesinin 240.12 mg/g olduğu rapor edilmiştir (Co: 300 mg/L, T: 25 oC, r: 140 rpm). Sonuç olarak sentezlenen kompozit maddenin adsorpsiyon kapasitesinin iyi olması nedeniyle katyonik boya gideriminde uygun bir malzeme olduğu söylenebilir.Article Effect of Lambda-cyhalothrin on the Gill Phospholipid (PL) Subclass of Oreochromis niloticus(ABADER (Adıyaman Bilimsel Arastırmalar Dernegi), 2023) Yolcu, Murat; Satar, Elif İpek; Başhan, Mehmet; Kızmaz, VeysiFatty acids have a crucial role in providing energy and performing essential functions in living organisms. Moreover, these substances exhibit the most significant alterations in their structure based on ecotoxicological parameters when viewed from a biochemical perspective. These bioactive chemicals are present in the cellular architecture. The study of these fatty acids, crucial for maintaining the integrity and permeability of cell membranes, holds great significance for all living organisms. Consequently, doing fatty acid analysis specifically at the phospholipid level holds significant importance. The impact of lambda cyhalothrin on the fatty acid content of several phospholipid subclasses (phosphatidylcholine (PC), phosphatidylethanolamine (PE), phosphatidylinositol (PI), and phosphatidylserine (PS) in the gill tissue of O. niloticus (Perciformes: Cichlidae) was assessed using gas chromatography. The alterations in the fatty acid composition was analyzed 21 days after exposure. Following the complete extraction of lipids from gill tissue, the tissue was subsequently separated into different subclasses of phospholipids using thin layer chromatography. The samples were subjected to methylation and then evaluated using Gas Chromatography to determine the percentage of the fatty acid. After doing the analysis, a grand total of 16 fatty acids were identified. The research revealed that the primary fatty acids were 16:0 and 18:0 of saturated fatty acids, monounsaturated 18:1n-9, and polyunsaturated 18:2n-6, 20:4n-6, and 22:6n-6. Upon analyzing the distribution of fatty acids, it was observed that PC, PE, and PI included 16:0, PE contained 18:1, PE and PS contained C18:2n-6 and 20:4n-6, and significant alterations in C22:6n-3 were detected in PE. Our investigation revealed that the n-3/n-6 ratio of fish in the PE subclass was the lowest when compared to PC, PI, and PS.Article Gümüş nanomalzeme sentezi ve antimikrobiyal uygulamaları(2019) Baran, Mehmet Fırat; Saydut, Abdurrahman; Umaz, AdilÇevre dostu sentez yöntemlerinin her geçen gün daha etkin olması ve nanopartiküllerin (NP’lerin) kullanım alanlarının yaygınlığı bu yöntemlere olan ilginin oldukça artmasına neden olmaktadır. Biz atık durumunda ki zeytin yapraklarından elde ettiğimiz özüt ile gümüş nano partikülleri (AgNP’leri) basit, ucuz ve çevre dostu bir yöntemle sentezledik. Bu partiküllerin Ultraviyole ve Görünür Işık Absorpsiyon Spektroskopi (UVVis.), Fourıer Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR), X-Işınları Kırınım Cihazı (XRD), Taramalı Elektron Mikroskobu- Enerji Yayılımlı X-ışını (SEM-EDX) ve Termo Gravimetrik (TGA-DTA) analizleri kullanılarak karakterizasyon işlemi yapılmıştır. Antibiyotik dirençliliği günümüz dünyasının ciddi sorunlarından biri bu sebeple elde edilen partiküllerin patojen gram pozitif Staphylococcus aureus ATCC 29213, gram negatif Escherichia coli ATCC 25922 suşları ve Candida albicans mayası üzerinde etkili bir anti-mikrobiyal aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. AgNP’lerin MİK (Minimum İnhibisyon Konsantarasyon) değerleri sırası 0.112, 0.028, ve 0.007 olarak bulunmuşturthesis.listelement.badge Synthesis, Characterization and Anti-cancer Drug Loading on Magnetic Nanocomposites and Investigatıon of Cytotoxicides as Chemotherapy Agents(2017) Tarhan, TubaGünümüzde kanser kemoterapisinin en önemli sorunlarından biri, kullanılan anti-kanser ilaçlarının kanserli hücreyi ayırt edici özelliğe sahip olmamaları ve yan etki olarak sağlıklı hücrelerin üzerinde de toksik etki göstermeleridir. Bu problemlere çözüm bulmak amacı ile kontrollü ilaç salım sistemleri üzerine yapılan çalışmalar artmıştır. Nanoboyuttaki kontrollü ilaç taşıma sistemleri tümör hedeflenmesine olanak sağlamıştır. Nanotaşıyıcılar arasından, biyouyumlu polimer kaplı süperparamanyetik nanoparçacıklar dışardan uygulanan manyetik alan ile istenilen bölgeye hedeflenebilme özelliklerine sahiptirler. Bu sayede ilaç hedeflenen bölgeye güvenli bir şekilde taşınabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; sözü edilen terapötik ajanları taşımaya elverişli, biyomedikal uygulamalarda kullanılmak üzere uygun boyutta, şekilde, manyetik ve kimyasal özelliklere sahip, manyetik hedeflendirme yapılabilen, ilaç yükleme verimi yüksek, karboksil grupları ile dallanmış polimerik materyallerin sentezlenmesi, karakterize edilmesi, ilaç yükleme ve salınım çalışmalarında kullanılması amaçlanmıştır. Ayrıca Topotekan yüklü dallanmış manyetik malzemeler, insan prostat kanser hücresi (Du145) ve insan sağlıklı prostat hücresi (PNT1A) hattına uygulanarak sitotoksisite özelliklerinin incelenmesi hedeflenmiştir. Biyouyumlu ve biyobozunur polimer olarak Kitosan ve Dekstran kullanılmıştır. Ayrıca bu polimerlerin farklı türevleri sentezlenip, FTIR, TEM, SEM, EDX, DLS, XPS ve VSM ile karakterizasyonları yapılmıştır. Topotekan anti-kanser ilacının, hazırlanıp karakterize edilmiş altı farklı nanokompozite (MD1, MD2, MD3, MC1, MC2 ve MC3) yükleme koşulları ve ilaç yükleme verimi çalışılmıştır. Buna göre pH 5 bu çalışma için optimum değer olup, ilaç yükleme verimi % 32.2 ile % 54.6 arası çalışılan nanokompozite göre değişiklik göstermiştir. İlaç yüklü nanokompozitler ile salınım çalışmaları yapılmıştır. Her bir nanokompozit için dört farklı pH değerinde salınım çalışılmıştır. En iyi salınımın kanserli bölge pH’ında elde edildiği görülmüştür. Ayrıca ilaç yüklü nanokompozitlerin Du145 ve PNT1A hücre hatları üzerinde sitotoksisite etkileri araştırılmış olup, sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. VII Özellikle ilaç yüklü TMC1 nanokompoziti ile yapılan sitotoksisite çalışmasında kanserli hücre canlılığını % 14’e kadar düşürmüş olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, biyouyumlu ve biyobozunur manyetik nanokompozitlerin istenilen boyutta ve süperparamanyetik özellikte oldukları ve sağlıklı hücreler üzerinde özellikle düşük konsantrasyonlarda toksik etkilerinin olmadığı, kanser hücreleri üzerinde ise özellikle ilaç yüklü nanokompozitlerin ciddi anlamda toksik etki gösterdiği ve kanserli hücre ölümlerine yol açtığı görülmüştür. Ayrıca sonuçlar istatistiksel verilerle kanıtlanmıştır. Bu özellikleri ile sentezlenmiş olan polimer kaplı süperparamanyetik nanokompozitlerin ilaç hedefleme çalışmalarında kullanılabilecekleri gösterilmiş olup, ileride yapılacak olan bu tür çalışmalara katkı sağlayacağı umulmaktadır.

