Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/78
Browse
Browsing Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Koleksiyonu by Title
Now showing 1 - 20 of 135
- Results Per Page
- Sort Options
Article Âmid-i Sevdâ Gazetesinde Eski Türk Edebiyatı İzleri(Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research, 2018)Öz Edebî metinler, araştırmacıların toplumları birçok açıdan tanımak için başvurduğu temel kaynaklardandır. Bir milletin edebiyatı, içinden çıktığı toplumla ilintisiz olmaz. Eski Türk edebiyatı metinleri de toplum hayatı, sosyal ve bireysel problemler, değer yargıları gibi birçok hususta araştırmacılar için ana kaynak niteliğindedir. Eski Türk edebiyatının araştırma alanlarından biri de Arap harfli Türkçe gazetelerdir. Bu gazeteler arasında Âmid-i Sevdâ (AS) gazetesi önemlidir. Âmid-i Sevdâ, 1909 yılında altı sayı olarak Ali Emîrî tarafından neşredilmiştir. Bu çalışmada Ali Emîrî'nin gazeteye aldığı şiir ve yazılardan hareketle eski Türk edebiyatına nasıl yaklaştığı üzerinde durulmuştur. Ali Emîrî, gazetede mensur metinlerin yanında beyit, gazel, kaside, kıta, tarih manzumesi gibi nazım şekilleriyle yazılmış manzum metinleri de yayınlamıştır. Bir şair olarak gazeteyi "mektep ya da edebî muhit" şeklinde araçsallaştırmıştır. Ali Emîrî'nin gazeteye aldığı eski Türk edebiyatının nazım şekilleri ile yazılmış bazı manzum metinler çağın sorunlarına ışık tutmaktadır. Bu makalede karşılaştırma, Osmanlıca matbu metin okuma ve analiz yöntemleri kullanılmıştır. Neticede Ali Emîrî'nin Âmid-i Sevdâ’da eski Türk edebiyatıyla çok yakından ilgilendiği, gazetesini de böyle bir esas gayeyle çıkardığı tespit edilmiştir. Buna göre Ali Emîrî, eski Türk edebiyatını şark-İslâm medeniyetinin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Bunun için hayatı boyunca şuurla ve inatla bir Dîvân edebiyatı savunucusu olarak mücadele etmiştir. Anahtar Kelimeler: Âmid-i Sevdâ, Ali Emîrî, Gazete, Eski Türk Edebiyatı. Abstract Literary texts are one of the fundamental sources which researchers apply for to get to know about societies from many perspectives. The literature of a nation is not unrelated to the society that it has come from. The old Turkish literature texts are fundamental sources for researchers in many respects such as community life, social and individual problems, and value judgements. One of the research areas of the old Turkish literature is Turkish newspapers with Arabic letters. Amid-i Sewda (AS) newspaper is an important newspaper from these newspapers. Amid-i Sewda (AS) was published by Ali Emiri as six issues in 1909. In this study, it was emphasised that how Ali Emiri approached the old Turkish literature by examining the poetry and the texts which published in that newspaper. Ali Emiri published prose texts as well as verse texts which had been written with poetic forms such as couplet, ghazal, qasida, qit'a, tarih (the poem of date) in the newspaper. He instrumentalised as a poet the newspaper as a "school or literary milieu". Some poetic texts of the old Turkish literature that written with poetic forms published by Ali Emiri in the newspaper, illuminate the problems of that era. The comparison, the Ottoman printed texts reading and analysis methods were used in this article. Eventually, it has been identified that Ali Emiri was very closely interested with the old Turkish literature in Amid-i Sewda, and he published that newspapers with this aim. According to this, Ali Emiri has considered the old Turkish literature as an integral part of the Eastern-Islamic civilisation. Therefore, he consciously and persistently struggled as a defender of a Diwan literature throughout his life. Keywords: Amid-i Sewda, Ali Emiri, Newspaper, Old Turkish Literature.Article Âmid-i Sevdâ Gazetesindeki Şiirlerde Tematik Bir İnceleme(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Oktay, AdnanAli Emîrî Diyarbakır'da doğmuştur. Osmanlının siyasi olarak en sıkıntılı döneminde ve ardından yeni kurulan Türk Cumhuriyetinin ilk yıllarında yaşamıştır. Kitap okumaya merakı, onu İstanbul'a getirmiştir. Dîvânü Lugâti't-Türk'ün ilim âlemine tanıtılmasında kilit rol üstlenmiştir. Osmanlı toplumundaki fiziksel dönüşümün yanında zihinsel dönüşüme de tanıklık etmiştir. Ali Emîrî hem şair hem de bir naşir olarak dikkat çekmiştir. Çeşitli meselelerle ilgili görüşlerini Osmanlı Tarih ve Edebiyatı Mecmuası ile Tarih ve Edebiyatı Mecmuası’nın yanında Âmid-i Sevdâ (1909) adlı altı sayılık gazetede yayınlamıştır. Bu makalede Ali Emîrî'nin Âmid-i Sevdâ adlı gazetede yayınlamış olduğu şiirler, tema açısından incelenmiştir. Bunun için Millet Kütüphanesi A.E. Gzt. 570 numaralı Âmid-i Sevdâ gazetesi elde edilmiş, gazetedeki şiirler dikkatli bir şekilde tematik açıdan incelenmiştir. Gazetede toplam elli üç adet müstakil şiir tespit edilmiştir. Bu şiirlerden başka, gazeteye serpiştirilmiş olan yaklaşık 150 mısralık irili ufaklı manzum metin tespit edilmiştir. Bu şiirlerin bir kısmı Ali Emîrî'ye, bir kısmı da farklı şairlere aittir. Ali Emîrî, vatan ve millet sevgisini yüreğinde taşıyan bir şairdir. Bu sevgi, onun şiirine de yansımıştır. Ayrıca şair, Osmanlı sultanına derin bir muhabbet beslemektedir. Gazetedeki diğer şairlere ait şiirlerin bir kısmı da bu temayı işlemiştir. Ayrıca gazetedeki birçok şiir, nazire olarak yazılmıştır. Ali Emîrî, gazetenin birinci sayısında elindeki bir şiir mecmuasından bazı şiirleri seçip yayınlamıştır. Bu şiirlerde aşk, sevgi, ayrılık, sultana muhabbet, vatan sevgisi gibi temalar işlenmiştir. Gazetenin sonraki sayılarında da bu temalar bilinçli bir şekilde gündeme alınmıştır. Âmid-i Sevdâ ismi Diyarbakır sevgisini içermektedir. Ayrıca gazetede Âmidli şairlere sıkça yer verilmiştir. Bütün bunlar, Ali Emîrî’nin Diyarbakır’a olan özel muhabbetini göstermektedir. Bu şiirlerde işlenen temalar, şüphesiz Osmanlı Devleti'nin içinden geçtiği kötü şartlarla yakından ilişkilidir. Anahtar Kelimeler: Ali Emîrî, Âmid-i Sevdâ, gazete, aşk, tema, Osmanlı. THE THEMATIC REVIEW IN THE POEMS OF AMID-I SEWDA NEWSPAPER ABSTRACT Ali Emiri was born in Diyarbakir. He lived in politically most difficult time of the Ottoman, and in the early years of the newly formed Republic of Turkey. His curiosity to read books brought him to Istanbul. He had played a key role in introducing of the Diwanu Lugati't-Turk to the science world. He has witnessed the physical transformation along with the mental transformation in the Ottoman society. Ali Emiri has attracted attention as a poets as well as a publisher. He published his opinions about various issues in Osmanlı Tarih ve Edebiyati Mecmuasi (the Ottoman History and Literature Magazine), Tarih ve Edebiyati Mecmuasi (the History and Literature Magazine), and Amid-i Sewda (1909) which is published with six issues. Ali Emiri's poems which have been published in the Amid-i Sewda newspaper are examined in terms of the theme in this paper. To do this, Amid-i Sewda newspaper numbered Millet Library A.E. Gzt. 570 was obtained. The poems of this newspaper were carefully examined in terms of theme (main idea). In total, fifty-three independent poetries have been detected in this newspaper. Apart from these poems, nearly 150 verses large and small poetic texts have been detected in this newspaper. Some part of all these poetic texts are belong to Ali Emiri, and some of them belongs to the different poets. Ali Emiri is a poet who has love of the homeland and nation in his heart. This love has been also reflected in his poetry. Also, he has a deep love to the Ottoman Sultan. Some poems belongs to other poets in the newspaper have also examined this theme. Also, many poems were written as a nazira. Ali Emiri published some poems which were selected from a poem magazine in the first issue of the newspaper. In these poems some themes like love, affection, separation, affection of the Sultan, homeland love were examined. These themes also were examined in the next issues of the newspaper consciously. The name of Amid-i Sewda includes the love of Diyarbakir city. Also the poets from Amid were frequently mentioned in the newspaper. All these show Ali Emiri's special love of Diyarbakir. The themes which were examined poems, were closely related to the bad conditions of the Ottoman State.Other Anadolu Ağızlarında Çokluk Ekinin Kalıplaşması(Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2011) Erkınay, Hadra Kübra…Article Anadolu’da XVI. Asra Kadar Türk ve Türkçe İmajı / The Image Of Turk And Turkish Language In Anatolia Until 16th Century(The Journal of Academic Social Science Studies International Journal of Social Science, 2017)Türkçe yazmanın serüveni çok eski dönemlere kadar gitmektedir. Türklerin kullandığı Göktürk alfabesi, yazılı olarak olgunluk seviyesine ulaşmış bir alfabedir. Fa-kat özellikle Türklerin Anadolu’ya gelmesinden sonra Türk diliyle yazmada fetret dene-bilecek bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde Anadolu’da eser veren bazı şair ve yazarlar, Türkçe yazdıkları için özürlerini ve mahcubiyetlerini dile getirmiştir. Bu kişilerin Tü-rkçeye mesafeli durması ve Türkçeyi âvâmın dili olarak görmesi, Türk ve Türk diliyle ilgili dönemsel bazı negatif yaklaşımların varlığına işaret etmektedir. XIV. yüzyıl şairlerinden Âşık Paşa, Garîbnâme adlı eserinde Türk diline kim-senin itibar etmediğinden yakınmıştır. Bunun yanında Çağatay sahasının XV. asır ünlü şairlerinden Alî Şîr Nevâî, Türkçe eser verme gayretini ömrünün sonuna kadar bilinçli ve şuurlu bir dava adamı olarak sürdürmüştür. Nevâî’nin ömrünün sonuna doğru Mu-hâkemetü’l-Lügâteyn gibi büyük bir eser ortaya koyması, onun Türkçe için çırpınışlarını göstermektedir. Türkler bu dönemde Hindistan’dan Mısır’a; Orta Asya’dan Anadolu’nun batısına ve hatta Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada irili ufaklı gruplar halinde yaşamaktadır. Türklerin dilinin ötekileştirilip yeteri kadar rağbet görmemesinin temelinde acaba hangi sebepler yatmaktadır? Şair ve yazarlar zaman zaman neden olumsuz yaklaşımlar sergilemiştir? Bu yaklaşım aslında neye işaret etmektedir? İşte bu çalışmada bahsedilen bütün bu sorulara cevaplar aranmıştır. Bu çalışmada metinlerarası okuma metodu uygulanmıştır. Anadolu’ya Tü-rklerin gelişinden XVI. yüzyıla kadar geçen zamanda yazılmış Türkçe eserler ve yazma metinler incelenmeye çalışılmıştır. Tespit edilen ilgili örneklerden hareketle belirtilen sorulara cevaplar aranmıştır. Neticede görülmüştür ki, dönemsel siyasî ve politik olaylar, Arapça ve Farsçanın edebiyat ve bilim mahfillerindeki aktüel gücü, Türklerin yaşam şekilleri gibi sebepler, Türk ve Türkçe ile ilgili bir imajın oluşmasında etkili olmuştur. Bu imajın bazı dönemlerde negatif olması, hevesli olsalar bile şair ve yazarların Türkçe eser yazmasını etkilemiştir.Article Arketipsel Sembolizm Ekseninde Murathan Mungan’ın “Adana Sıcağında Erguvanlar” Hikâyesi(2020) Ataker Güneş, BuşraRoman, hikâye, şiir ve tiyatro türlerinde eserler kaleme alan ve geçmişin, geleneğin belleğini kurguya taşıyan Murathan Mungan, Türk edebiyatında özgün tarzıyla ön plana çıkar. Eserlerinde yaptığı psikolojik tahlillerle kahramanlarının iç dünyalarının neredeyse bütün ayrıntılarını ortaya koyarak sanatında yakaladığı özgünlüğü daha da ileri bir seviyeye taşıyan Mungan, hem geleneksel hem de Batılı kültür öğelerinden faydalanmayı başarır. Ele aldığı konularla Doğulu, eserlerinde kullandığı teknik ve dil ve üslup anlayışı ile de Batılı olarak değerlendirilen yazar, sahip olduğu bu kültürel zenginliği eserlerinin kurgusuna da taşır. Mungan’ın eserlerinde halk kültürüne dair unsurlar kültürel çeşitliliği yansıtıcı bir şekilde ele alınmaktadır. Öte yandan Mungan’ın, Kadından Kentler gibi kimi eserlerinde erkek egemen toplumun hegemonik yapısı sorun sallaştırılarak “eril tahakküm”e maruz kalan kadınların trajikleşen yazgılarına odaklanılmıştır. “Adana Sıcağında Erguvanlar” hikâyesinde de erkek egemen kültürün baskısı karşısında direnç gösteren ya da gösteremeyen kadınların hayat algıları, kültürel durumları ataerkil söylemin eleştirisi üzerinden yansıtılmaktadır. Bu çalışmada, ortak bir geçmişe sahip olan kadın karakterlerin yıllar sonra yeniden yollarının kesişmesi ile geçmişleriyle yüzleşmeleri arketipsel sembolizm bağlamında irdelenecektir.Article Arpaemîni-zâde Sâmî’nin Meşhur Beytinin Farklı Bir Yorumu ve Klasik Şiirde Penbe-i Mînâ(2022) Yakut, EmrullahArpaemîni-zâde Sâmî’nin “müşkilât”tan sayılan ve “ta’kîd örneği” olarak da nitelenen meşhur beyti üzerine, yazıldığı dönemden günümüze kadar birçok yorum yapılmıştır. Bahse konu olan beytin; sözdiziminde bir kuralsızlık olmasa da anlam yapısından kaynaklanan bir belirsizlik vardır ve bu sebeple farklı çağrışımlara ve yorumlara imkân vermektedir. Talat Onay’ın ifadesiyle iki yüz elli yıldır devam eden tartışma, yeni bulgularla güncelliğini korumaktadır. Bunlar arasında, M. Rûhî’nin ve kendisi de aynı zamanda şair olan Müderris-zâde Sa’dullâh ‘İzzet’in “penbe-i mînâ”ya verdikleri anlam ve dolayısıyla beyte getirdikleri yorum diğerlerinden bariz bir şekilde ayrılır. Bu makalede, daha önce ilmî neşri yapılmayan, Sa’dullâh ‘İzzet’in penbe-i mînâ kavramıyla ilgili yorumu aktarıldıktan sonra diğer yorumlarla mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. Birbirinden çok farklı yorumlandığı görülen söz konusu terkibin, klasik şiirdeki diğer örneklerine müracaat etme zarureti doğmuştur. Bu maksatla Türk şiirinden 150 divan, Fars şiirinden 75 divan taranmıştır. Tarama neticesinde ulaşılan beyitlere dayanarak, klasik Türk ve Fars şiirinde “penbe-i mînâ” tabiri etrafında oluşan hayallerin tespit ve tasnifi yapılmıştır. Klasik Türk ve Fars şiirinde elde edilen bulgular ışığında, beyit hakkında ortaya konulan önceki görüşlerin geçerliliği tartışılmıştır.Article Âşık-Maşuk-Rakîb Bağlamında İsmet Özel Şiirinde Aşk(İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2023) Yakut, EmrullahNefis, akıl ve aşk itici güçleri arasında şekillenen insanın varoluş macerası, yine insanın dilsel dışavurum ürünleri olan edebî metinlere ve özellikle şiire büyük ölçüde yansımıştır. Bu dışavurum, farklı edebî geleneklerde yüzeysel farklılıklara sahip olmakla birlikte ortak bazı yönleri de ihtiva etmektedir. Klasik şiirde âşık-mâşuk-rakîb üçlüsü arasında cereyan eden aşk temasının İsmet Özel şiirinde de benzer biçimlerde tezahür ettiği söylenebilir. Klasik şiirde mecâzî ve hakîkî aşk arasında çoğu zaman sınırları belirsizleştiren, ayrımları anlamsızlaştıran bir geçişkenlik vardır. Özel’in şiirinde ise ideolojik hedeflerle tensel arzuların iç içe geçtiği, bunlar arasında keskin geçişlerin yaşandığı bir aşk söz konusudur. Klasik şiirde aşk, insanın tekâmül sürecinin önemli bir vasıtasıdır. Benzer şekilde İsmet Özel için de aşk, insanı varoluş atılımına sürükleyen bir harekettir. Diğer yandan klasik şiirde âşık kendi benliğini adeta yok ederek (fenâ) maşuğa kavuşurken İsmet Özel’in şiirinde güçlü bir “Ben” vurgusu dikkat çekmektedir. Ancak bu Ben’in aynı zamanda bir maşuk olarak anlaşılmasına fırsat veren ipuçları, klasik şiirde ve tasavvuf düşüncesinde bilinen âşık-maşuk bütünlüğü çerçevesinde meseleyi daha ilginç bir boyuta taşımaktadır. Bu makale, klasik şiir ile İsmet Özel şiirindeki aşk anlayışını ve âşık, mâşuk, rakîb tezahürlerini mukayeseli bir şekilde ele almayı, benzerlikleri ve farklılıkları tespit ve tahlil etmeyi amaçlamaktadır.Article AŞK VE İNTİHAR BAĞLAMINDA FERDÂ-YI GARÂM ROMANI(2009) KANTER, BeyhanServet-i Fünûn romanında hayal ve gerçek çatışmasının birey üzerinde kurduğu baskı yoğun olarak işlenir. Özellikle hayattan kaçma arzusu, bu dönem romanında ana kurguyu destekleyen yan tema olarak karşımıza çıkar. Mehmet Rauf'un Ferdâ-yı Garam romanı da dış dünyaya uyum sağlamakta zorluk çeken on beş yaşındaki Sermet'in psikolojisi üzerine kurgulanmıştır. Romanda amca çocukları olan Sermet ve Macit'in aşkları iki gencin ruhsal yönelimleri doğrultusunda anlatılır. İki gencin ruhsal sıkıntıları hem sosyolojik hem de psikolojik boyutta sunulmuştur.Book Part Aşk-ı Memnu Romanında Gündelik Hayatın İnşası: Statü Kurgusu(Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları, 2020) Cengiz, ÖzgeServet-i Fünun romanı, zengin ve seçkin bireylerin hayatlarının anlatıldığı, Batılılaşma temayüllerinin kimi zaman eleştirel kimi zaman estetik bir duyuş tarzıyla ele alındığı kurgulardan oluşmaktadır. Servet-i Fünun romanlarında Batılılaşma ya da medenî görünme kaygısı, toplumsal hayatta statü edinme kaygıları üzerinden yansıtılır. Aşkı- Memnu romanında da toplumsal hayatta statü edinme çabaları, toplumsal normlar çerçevesinde ve nesnelerle kurulan ilişkiler bağlamında ele alınır. Seçkin bireylerin gündelik hayatlarından kesitlerin sunulduğu Aşk-ı Memnu romanında asli mekân yalıdır. Yalı, zenginliğin, gösterişin ve zevk sahibi olmanın yansıtıcısı olarak bir statü aracıdır. Yalıdaki eşyalar, nesneler, seçkin bireylerin gündelik hayatlarına ilişkin ipuçları sunan, gündelikliğe dair ayrıntıları yansıtan kurgusal bir işlevi yüklenirler. Romanın başkişisi Bihter’in zenginlik uğruna gelin geldiği yalıdaki hayat tarzı ve nesnelerle kurduğu ilişki, toplumsal hayatta statü edinmeye yönelik bir arzuyu barındırır. Annesine benzeme ya da evde kalma kaygıları arasında sürekli bocalayıp duran Bihter’in kendisinden yaşça büyük biriyle evlenme sebebi de toplumsal hayat içerisinde statü edinme çabasını yansıtır. Adnan Bey’le evliliğiyle birlikte alacağı soyisim ve yerleşeceği konak Bihter’in arzu ettiği konuma yerleşmesinde aracı olup sınıf atlama çabasına yardımcı olur. Romanda, karakterlerin eğlendikleri, gezdikleri, alışveriş yaptıkları ve bütünsel bir ifadeyle belirtirsek görünür oldukları mekânlar, sosyal çevreleriyle kurdukları ilişkiler statü kaygısı çerçevesinde değerlendirilebilir. Adnan Bey’in konağında yer alan eşyalar, perdeler, koltuklar Bihter’in ulaşmak istediği statüyü ortaya koyar niteliktedir diyebiliriz. Romanda, mekanın yanı sıra karakterlerin giyim-kuşamları, tüketilen yiyecek-içecekler, sofra dizaynı, yapılan geziler ait olunan yaşam tarzının izlerini yansıtarak statü nesnesi özelliği taşırlar. Nihal’in büyüdüğünün nişanesi olan çarşaf giyme töreninde, giydiği çarşafın kumaşının anlatılması eşya ile kurulan ilişkiyi gösterir. Bunun yanı sıra yapılan sandal gezilerinde gezdikleri sandalların özellikleri, görünür oldukları mekanlarda giydikleri kıyafetlerin batılı yaşam biçimini ortaya koyması, seçkinci bir hayatın yansıtıcısıdır.Article BASKIN VE ARACI DİL KAVRAMLARI BAĞLAMINDA TÜRKÇENİN MARDİN ARAPÇASINA ETKİSİ (THE EFFECT OF TURKISH ON MARDIN ARABIC SUCH AS DOMINANT AND MEDIATOR CONCEPTS OF LANGUAGE)(düsbed, 2019) Erkınay Tamtamış, Hadra KübraToplumsallaşma sürecinin parçası olan dil, bireyin çevresiyle kurduğu iletişimin temelini oluşturur. Doğup büyüyen ve neticede ölen dil, varlığını sürdürme gayesiyle baskın hale gelmeye çalışır ve ilişki içinde olduğu dilleri zamanla etkisi altına alır. Coğrafi, tarihî, ekonomik, dinî vb. faktörlerin etkisiyle çok kültürlü ve dilli bir yapıya sahip Mardin'de farklı diller değişimli olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte dillerin bir arada yaşamasının kaçınılmaz sonucu olan dil etkileşimiyle aynı sözcükler farklı dillerde, bazı ses ve anlam değişiklikleriyle, yer edinmektedir. Çok dilli yapıya sahip Mardin'de eğitim dilinin Türkçe olması, son zamanlarda artış gösteren göç, kitle iletişim araçlarının yaygınlığı ve sık kullanımı Türkçenin baskın/hâkim dil olması sonucunu doğurmuştur. Türkçe, bölgedeki Arapçanın parçalarüstü sesbirimini, söz varlığını, sözdizimini etkilemiştir. Bu çalışmada Türkçenin Mardin Arapçası üzerindeki etkisi bazı sözcükler üzerinden incelenerek iki görev üstlendiği sonucu ortaya çıkmıştır: Mardin Arapçasında Türkçe sözcüklerin varlığı (baskın dil olarak Türkçe) ve Mardin Arapçasında öteki dillerden Türkçeleşmiş sözcüklerin varlığı (aracı dil olarak Türkçe). ABSTRACT The language as part of the process of socialization is the base of the individual's communication with his environment. Born, developing, dying language in order to maintain its existence begins to be protected and even turns to be dominant took other languages under its effect by the time. Because of the geographical, historical, economic, religious reasons Mardin's that speciality the same person uses different languages interchangeably. As a result of such language interaction same words can exist in different languages, with some phonetic, semantic changes. Recent internal migration, having education in Turkish language and prevalence of mass media made Turkish the dominant language in Mardin. Arabic dialect of region is affected by Turkish in suprasegmental phonemes, vocabulary, and syntax. In this study effects of Turkish on Mardin Arabic dialect will be examined over some of the borrowed words. In this effect Turkish plays two main roles: The existence of original Turkish words in dialect of Mardin Arabic and the existence of Turkified words from third language. The first role renders Turkish as dominant, second role renders Turkish as a mediator language.Article BİLGE KARASU’NUN ESERLERİNİN POSTMODERN YAZAR VE ANLATICI BAĞLAMINDA ANALİZİ(2017) Akman, İlyasEdebî ürünler, çoğunlukla içinde doğdukları çağın düşünce dünyasından etkilenirler. Sosyal ve toplumsal yapı, edebî eserlerin yapısına da etki eder. Bu gerçekliğin doğal sonucu olarak postmodern düşüncenin hâkim olduğu dönemde yazılan eserler, kendilerinden önceki yüzyılların eserleriyle farklılıklar gösterirler. Yazar ve anlatıcı olgusu, bu farklılığın kendisini en fazla gösterdiği alanlardan biridir. Türk edebiyatında, postmodern anlayışla eserler kaleme alan ilk yazarlardan biri Bilge Karasu"dur ve onun eserlerinde, postmodern edebî anlayışın izlerini sürmek mümkündür. Karasu, eserlerinde, özellikle yazar ve anlatıcı noktasında, postmodern edebî anlayışa yer verirArticle Bir Bektaşi Şair Râşid Hakkında Bazı Tespitler ve Dîvânçesi(Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi, 2018)Bektaşi şairlerden biri olan Râşid Alî Efendi ile ilgili ilk bilgiyi Osmanlı Müellifleri vermektedir. Daha sonra farklı kaynaklarda Râşid’e yer verildiği görülmüştür. Şair, “Râşid ve Kemter” mahlaslarıyla şiirler yazmıştır. Birden çok mahlas kullanması ve bu mahlasların başka şairler tarafından da kullanılmış olması, şairin hayatı ve edebî kişiliği ile ilgili bilgi karışıklığına sebep olmuştur. Râşid’in tespit edilen tek eseri Dîvânçe’sidir. Râşid Dîvânçe’sinin oldukça hacimli bir dîvân olduğu iddia edilmiştir. Ancak iddia edilen bu Dîvânçe’ye bu çalışma yapılırken maalesef ulaşılamamıştır. Eldeki tek Râşid Dîvânçe nüshasında on altı gazel, yedi nefes, iki muhammes ve iki müseddes yer almaktadır. Bu hâliyle eser, küçük bir dîvânçe niteliğindedir. Şiirlerinden Râşid’in Hz. Muhammed ve Hz. Ali’ye âşık biri olduğu anlaşılmaktadır. Şairin bunun yanında Ehl-i Beyt’e ve özellikle de Hz. Hüseyin’e şairin özel bir sevgisi vardır. Ayrıca Râşid’de bir taraftan başta Bektaşilik olmak üzere Caferîlik, Haydarîlik ve Hurûfîliğin izlerine rastlamak mümkündür. Bu çalışmada Râşid Alî Efendi’nin hayatı, edebî kişiliği, Dîvânçe’sinin tenkitli metni ve eserin edebî açıdan incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun için yazma eser kütüphane katalogları taranmış, eserin tek el yazma nüshasının olduğu tespit edilmiştir. Karşılaştırma, analiz, örnekleme ve açıklama yöntemleriyle nüshada yer alan manzum metinler incelenerek Râşid’in hayatı, eserleri, edebî kişiliği ve düşünceleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hz. Muhammed, Hz. Ali, Bektaşilik, Râşid Alî Efendi, Kemter, dîvân, edebiyat. Abstract Rashid Ali Efendi, a Bektashi poet, was first mentioned by the Ottoman Authors (Osmanlı Müellifleri). He wrote his poems under the pseudonyms of Rashid and Kemter which were also adopted by other poets in their poems. Using multiple pseudonyms and the adoptations of these names by other poets led to the confusion in Rashid’s life and his literary personality. The only identified work of Rashid is Diwan which is claimed to be a voluminous one. Unfortunately, it could not be accessed in this study. The availbale copy of Rashid’s Diwan includes sixteen ghazals, seven nafases (Bektashi poem), two muxammases, and two musaddases. This work can be considered as a small diwan (diwancha) with this nature. It is understood from Rashid’s poems, he was a poet in love with Prophet Hazrat Muhammad and Hazrat Ali. Besides, he was a poet having a special love to Hazrat Hussain and Ahl al-Bayt. It is also possible to find the traces of the Jafferism, Haydarism, Bektashism and Hurufism in Rashid’s works. This study aims to understand the detection of Rashid Ali Efendi’s Diwan as a text and its investigation from a literary perspective. For these purposes, the catalog of manuscript libraries were searched and the copy of manuscript (Rashid’s Diwan) was obtained. The poems in that copy and the poems are claimed to be belonging to Rashid’s poetry in the other special works were examined with the method of comparison, analysis, sampling and explanation.Article BİR KÜLTÜRÜN SON TEMSİLCİSİ: MIKSİYE (MUQSİYE) NASRA ŞİMMES HİNDİ- ܝܕܢܼܝ ܺܗܣ ܶܡܡܼܝ ܺܫܐܰܪܨܰܢܐܶܝܼܝܣܩܘܡ VE ARDINDA BIRAKTIKLARI(2017) Uygar, Hatice Kübra; Koyuncuokca, Ayşegül; Öz, Naime DidemYazmacılık özel teknik ve ustalık gerektiren, kültürlerden gelen, düşünsel yaratıcılıkla gelişen, bu nedenle zanaatlardan ayrılan bir sanat alanıdır. Ancak yazmacılığın da teknik aşamaları zanaat yönünü geliştirmiştir. Halk sanatları içinde yer alan, topluma ait gelenek, görenek, zevk ve inançları en iyi şekilde yansıtan sanatlardan olan yazmacılığın üretimi yüzyıllardır devam etmektedir. Ancak gün geçtikçe gelişen bilimin ve üretim teknolojilerinin yanı sıra, iletişim konusundaki yeniliklere de bağlı olarak oluşan, bireylerin ihtiyaçlarındaki çeşitlilik ve değişim yüzünden gerilemeler yaşanmıştır. Korunması, saklanması güç olan bu tekstil ürünlerinin gündelik giyim, kuşam ve ev eşyası cinsleri arasında yer alması, büyük bir kısmının eskitilerek yok olmasına sebep olmuştur. Öte yandan gelişen teknoloji ve değişen estetik anlayışı doğrultusunda bu sanat dalına ilgi azalmıştır. Giderek bu dalda üretim yapan atölyeler kapanmış veya serigrafi yolu ile basma yolu tercih edilmiştir. Bu çalışmada Mardinli Süryani yazma ustası Mıksiye Nasra Şimmes Hindi’yi ve ait olduğu kültürü tanıtmak ve bu kültürün geleneksel sanatlar açısından kültürel miras olarak aktarılması için yapılması gerekenlere dikkat çekmek amaçlanmıştır. Geleneğin son temsilcisinin bu sanata katkıları ve Mıksiye Nasra Şimmes Hindi’nin ardından bu sanatın devam ettirilmesinin gerekliliğine dikkat çekmek de çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Çalışmanın gerçekleşmesi için yöntem açısından gerekli araçlar olan alan araştırması, kaynak kişi görüşmesi ve literatür taraması teknikleri kullanılmıştır. Mıksiye Nasra Şimmes Hindi’yi kaybetmeden önce çekilmiş olan fotoğraflar ve vefatından sonra atölyesinde çekilen fotoğraflar ile Süryani yazmacılık sanatı ve son temsilcisi belgelenmiştir.Article Bir Osmanlı Münevverinin Şevket Dîvânı’na Düştüğü Notlar ve Estetik Yargıları(2022) Yakut, EmrullahMüderris-zâde Abdülkerîm Efendi tarafından tertip edilen Dîvân-ı Belâgât-Unvân-ı Abdülkerîm adlı divan mecmuası Nâsır Alî el-Hindî Divançesi ve Şevket-i Buhârî Dîvânı’ndan oluşmaktadır. Abdülkerîm Efendi’nin oğlu Müderris-zâde Sa‘dullah ‘İzzet ise Şevket-i Buhârî Dîvânı’nın derkenarına bazı beyitlerin şerhini ve/veya tercümesini kaydetmiştir. Ancak söz konusu bu tercüme ve şerhlerin, kendisine mi yoksa Şevket-i Buhârî dersi aldığı amcası ‘Ârif Efendi’ye mi ait olduğu tartışmalı bir husustur. Divanda tercüme ve şerhten başka; a‘lâ, gâyet a‘lâ, gâyetü’l-gâyet a‘lâ anlamına gelen bazı işaretler kullanılarak beyitler estetik bir derecelendirmeye tabi tutulmuş, anlam yönünden ise nükteli, müşkil gibi tasnifler yapılmıştır. Kendisi de şair olan Sa‘dullah ‘İzzet tarafından kaydedildiği anlaşılan bu derkenar notları Hint üslubunun ve Şevket-i Buhârî’nin kendine mahsus şiir anlayışı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Derkenardaki dağınık ve düzensiz notlar, içerdiği samimi yorumlar sayesinde XIX. yüzyılda yaşayan bir şiir okurunun klasik şiire nasıl baktığı, şiir karşısında neler hissettiği konusunda da ipuçları vermektedir. Bu makalede tasnife konu beyitler incelenerek bu tasniflerin neye göre yapıldığı irdelenmiş; Hint üslubunda önemli bir yer tutan “ince hayal”in tespit ve tahlili yapılmış; övgü ve beğeni ifadelerine konu olan beyitler tahlil edilerek şârih/okurun nasıl bir şiir estetiğine sahip olduğu anlaşılmaya ve resmedilmeye çalışılmıştır.Article BLOCK PRINTING: ONE OF LOST TREASURES OF MARDIN(Asia Mnior Studies, 2018) Öz, Naime Didem, Ayşegül, Hatice Kübra Koyuncu-Okca,UygurThe identity of cities is being reshaped in line with the changing and developing science, industry and communication technologies. These changes and developments being experienced over the recent years have caused a lot of treasures that have significant artistic or historical importance either to be forgotten entirely (by being transformed) or to lose their functionality and be left behind time. Mardin which is one of the oldest cities of the region it is located in is a city that welcomes a wide range of religious and ethnic components, where different groups of ethnicities live together and where culture and art intertwined together. Assyrians living in Mardin have especially been successful at architecture and architectural ornaments and also at handicrafts such as jewellery. Another traditional form of art they have been good at on the other hand is block printing. The block printing is referred to as “hetmo” by the Assyrians. The phrase “block printing” is used to refer to printing made ith an impress or figures drawn using a brush mostly on cotton fabrics. Abandoning the traditions rapidly and not attaching traditional arts the significance that they deserve play a great role in block printing which is a form of folk art from Anatolia losing its influence today. However, it is observed that the foundations of contemporary or modern arts rely and practice upon traditional arts. In this study, having discussed the art of block printing and introducing the last representative of Assyrian block printing; Miksiye Nasra Simmes Hindi, the significance of this culture in terms of traditional arts is pointed out. Field study, source person interviews and literature screening techniques are used within the scope of our methodology in this study. Assyrian art of block printing and its latest representative have been documented with the photographs of Miksiye Nasra Simmes Hindi who was the latest representative of the art of block printing which were taken back when she was alive and also with the photographs of her workshop taken after her death.Article Çağdaş Şairin Gözünden Klasik Şiire Bakış: Ebubekir Eroğlu’nun Gelenek Algısı ve “Aldı Nevi” Şiirinin Zemin Şiirle Mukayesesi(2022) Bahar Yılmaz19. yüzyılın ortalarından itibaren Türk edebiyatçıları, değişen dünyaya uyum sağlamak amacıyla yeni bir edebiyat arayışına girerek divan şiiri ve nesriyle bağlarını koparma sürecini başlatmışlardır ve bu kopuş süreci 1950’lere kadar devam etmiştir. 1950’lerden sonra Behçet Necatigil, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz gibi şairler, Türk edebiyatının kökenlerinin divan edebiyatına dayandığını düşünerek söz konusu edebiyattan kopmak yerine geleneğin estetik gücünden yararlanmayı tercih etmişlerdir. Günümüz şairlerinden Ebubekir Eroğlu, bu estetik güçten beslenen bir şair olarak divan şiirinden sadece yararlanmakla kalmaz, geleneği yeniden üreterek divan şairlerinin çağdaş anlamdaki sesi olur. Ebubekir Eroğlu, “Aldılar” başlıklı şiirleriyle divan şairlerine çağdaş anlamda nazireler yazmıştır. Metinlerarasılık bağlamında değerlendirilecek bu şiirler, geleneğin günümüz dünyasında yeniden üretilmiş şekli gibidir. Söz konusu şiirlerin mukayeseli bir şekilde incelenmesi hem geleneğin hem de bu şiirlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada, Eroğlu’nun genel olarak divan şiirinin anlam dünyasından nasıl beslendiği açıklandıktan sonra sanatkârın “Aldı Nevi” başlıklı şiiri, Nevi’nin “gice” redifli gazeliyle mukayeseli bir şekilde incelenecektir.Article Camgırçı Han Örneğinden Hareketle Kırgız Destanındaki Tarihi Şahsiyetler(2012) Balıkçı, ŞakireBu çalışmada “Camgırçı Han”ın Türk dünyası tarihindeki yeri ve bu tarihî kahramanın Türk destanlarındaki yansımalarına değinilmiştir. Bunun yanı sıra Türk destanlarında geçen diğer tarihî kahramanlar da örnek verilerek destan türü gibi edebî eserlerin tarihle olan sıkı ilişkisine vurgu yapılmıştır. Çalışmanın devamında Camgırçı Han’ın Astırahan hükümdarı olarak tarihte oynadığı rol üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise bir destan kahramanı olan Camgırçı Han’ın aynı zamanda tarihî bir şahsiyet olduğu çeşitli araştırmacıların görüşleri ve tarihî kaynaklarla desteklenmiş, destanzamanı ile tarih arasındaki bağa vurgu yapılmış, destanlarda Camgırçı Han’ın bulunduğu coğrafya tanıtılmıştır.Article ÇAN AĞZINDA YER ALAN BİRKAÇ ESKİCİL ÖGE(Türk Dili Araştırmaları Yıllığı - Belleten, 2014) Özdemir, BurçinAğız araştırmaları; ölçünlü dilde var olmayan sözcüklerin tespiti, unutulmaya yüz tutmuş eski Türkçe sözcüklerin yeniden canlandırılması, ağız özelliklerinin derlendiği çevrenin tarihî ve etnik yapısı hakkında fikir yürütülebilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Bu makalede; Divanü Lügati’t-Türk ’te yer alan, Çanakkale ili Çan ilçesinde aynı biçimde veya türevleriyle tespit edilen sözcükler, Derleme Sözlüğü’ndeki anlamlarıyla birlikte incelenmiştir. Çalışma, Derleme Sözlüğü’ne katkı sağlama amacının yanında derlenen sözcüklerin tarihî metinlerden tanıklanması ve değişim sürecinin açıklanmasına da hizmet etmektedir. Çan ağzından derlenen sözcükler; Türk dilinin el kitabı hükmünde olan Divanü Lügati’t-Türk merkezde olarak, Kutadgu Bilig, Tarama Sözlüğü ve bazı tarihî dil metinlerinden alınan örnekler ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştirArticle Çok Anlamlılıktan Eş Adlılığa Doğru Tarihsel Bir Yolculuk(FOLKLOR/EDEBIYAT-FOLKLORE/LITERATURE, 2022) Erkınay Tamtamış, Hadra KübraBu çalışmada, aynı kökene dayanan çok anlamlı sözcüklerin tarihsel yolculukları içinde anlam genişlemelerinden kaynaklı sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşmasıyla eş adlı duruma gelme süreçleri incelenmiştir. Eş adlılar; sesleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcükler olarak tanımlanmaktadır. Çok anlamlılık ise bir sözcüğün birden fazla anlamı karşılamasıdır. Çok anlamlı sözcüklerde tek kök, birden fazla birbiriyle ilintili anlam(lar) söz konusuyken eş adlı sözcüklerde birbirinden farklı en az iki kök ve anlamlar söz konusudur. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ten genel tarama modeliyle elde edilen acımak, ağıl, ağız, ağmak, altıparmak, basılmak, biçim, bir bir, bitmek, boy, bozuk, çakmak, çil, çöğür, dayak, dikilmek, dikmek, dil, dokunma, dokunmak, dokunuş, el, gen, güç, günlük, öz, sağ, sormak, ters, terslemek, uçuk, uğur, uz, yaş, yaşlı, yazı, yazmak, yordurmak, yormak, yorulmak sözcüklerinin çok anlamlılıktan eş adlığa doğru tarihsel bir yolculuk gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Sözlükte eş adlı sözcükler, (I) (II) (III) Romen rakamlarıyla birden fazla madde başında gösterilmiştir. Çok anlamlı sözcüklerin genişlemiş anlamları ise tek madde başında 1, 2, 3 rakamlarıyla gösterilmiştir. Türkçe Sözlük’ten tespit edilen 40 eş adlı sözcüğün -etimolojik ve tarihî sözlüklerden yola çıkılarak- aslında kökeni aynı olan çok anlamlı sözcükler olduğu ve anlam genişlemeleri yoluyla sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşarak tarihsel yolculukları içinde eş adlı duruma geldiği belirlenmiştir.Article Çok Anlamlılıktan Eş Adlılığa Doğru Tarihsel Bir Yolculuk(2022)Bu çalışmada, aynı kökene dayanan çok anlamlı ve aynı kökene dayanan sözcüklerin tarihsel yolculukları içinde anlam genişlemelerinden kaynaklı sözlük birimlerinin birbirinden uzaklaşmasıyla eş adlı duruma gelme süreçleri incelenmiştir. Eş adlılar; sesleri ve yazılışları aynı, anlamları farklı olan sözcükler olarak tanımlanmaktadır. Çok anlamlılık ise bir sözcüğün birden fazla anlamı karşılamasıdır. Çok anlamlı sözcüklerde tek kök, birden fazla, birbiriyle ilintili anlam(lar), söz konusuyken eş adlı sözcüklerdeyse birbirinden farklı en az iki kök ve anlamlar söz konusudur. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ten genel tarama modeliyle elde edilen fişlenen acımak, ağıl, ağız, ağmak, altıparmak, basılmak, biçim, bir bir, bitmek, boy, bozuk, çakmak, çil, çöğür, dayak, dikilmek, dikmek, dil, dokunma, dokunmak, dokunuş, el, gen, güç, günlük, öz, sağ, sormak, ters, terslemek, uçuk, uğur, uz, yaş, yaşlı, yazı, yazmak, yordurmak, yormak, yorulmak sözcüklerinin çok anlamlılıktan eş adlığa doğru tarihsel bir yolculuk yaptıkları tespit edilmiştir.