Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/32
Browse
Browsing Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu by Type "Book Part"
Now showing 1 - 9 of 9
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part Citation - Scopus: 2Advances and applications of nanomaterial-assisted phytoremediation(CRC Press, 2023) Jahan, IsratNanotechnology has the potential to drastically transform the agri-food sector with its significant applications to improve agricultural productivity and the efficiency of agrochemicals. The food sector has benefitted from the inclusion of nanoparticles in food matrixes and the nanoencapsulation of nutraceuticals. Smart packaging mate rials designed with the help of nanotechnology have been used for increasing the shelf life of stored food products. Nanomaterials have been extensively used for the delivery of important agrochemicals to enhance their bioefficacy, prevent their deg radation, and control their release. Various nanomaterials have been explored for remediation of arising environmental issues. Nanotechnology has also made a useful contribution to the utilization of huge agricultural and food wastes for production of valuable products. The existing and emerging applications of nanotechnology will contribute to environmental sustainabilityBook Part BOR NİTRÜR VE TÜREVLERİNİN BİYOMEDİKAL ALANDA UYGULAMALARI(2022) Tarhan, TubaBor nitrür (BN), eşit sayıda bor ve nitrojen atomundan oluşan kovalent bir katıdır. Sergilediği olağanüstü özellikler sayesinde oldukça dikkat çekmiş ve çığır açacak yeni uygulamalar için beklentileri artırmıştır. Yapısal olarak karbon sistemine benzeyen BN'ler dört farklı poli kiristal formda bulunur: grafit benzeri altıgen BN (h-BN), eşkenar dörtgen (r-BN), elmas benzeri kübik BN (c-BN) ve wurtzite BN (w-BN) (1-3). Özellikle h-BN, iki boyutlu (2D) katmanlı yapı sunan standart koşullar altında en kararlı BN fazıdır. Bor atomları için sp2 hibridizasyonu gözlemlenir ve B-N-B veya N-B-N arasında beklenen bağ açısı 120˚ olup, grafit gibi mükemmel bir altıgen halka bağ ağı oluştururken, 2D katmanlar zayıf van der Waals kuvvetleri tarafından bir arada tutulur (2,4,5). BN nanomalzemeleri, nanoküreler, nanotüpler (BNNT), nanolifler, nanofulleren (BNFL), kuantumdot (BNQD) nanoşeritler (BNNR), ince filmler ve nanolevhalar (BNNS) gibi tüm morfolojik şekillerde bulunabilir (Şekil 1) (6,7).İlgi çekici kimyasal, fiziksel ve biyolojik özelliklerinden dolayı bor nitrür, bilimsel ve teknolojik topluluklar tarafından büyük ilgi görmüştür (4). BN malzemeleriyle ilgili yayınların sayısı son on yılda çarpıcı bir biçimde arttmıştır (bkz. Şekil 2a). Şekil 2b, 2019'daki BN materyallerinin yayın durumunu göstermektedir: yaklaşık %50'si nanomalzemelerle ilgilidir ve hem BNNT'ler hem de BNNS'ler üzerine yapılan araştırmalar yaklaşık %20'sini oluşturmaktadır. Bu raporlara göre BN sistemleri optoelektronik cihazlar (1,8,9), kuantum yayıcılar (1,10,11), yarı iletkenler (1,12), enerji depolama (1,13), termal iletkenler (1,14), kozmetik ürünler (1,15), su temizleme (1,16,17), fotokatalitik (1,18) ve ayrıca biyomedikal bilimi (1,19) vb. üzerine yapılan çalışmalar ile ilgili verileri içermektedir (1).Bu bölümde, odak noktasının in vivo ve in vitro olduğu, bor nitrürün kedisi, türevleri, bir kaplama malzemesi veya kompozit halinin biyouyumluluğu ve anti-bakteriyel özelliklerinden dolayı biyomedikal uygulamalarda kullanılabilme potansiyelleri araştırılıyor. Bor nitrür, ilaç dağıtımı, görüntüleme ve hücre stimülasyonu gibi tıbbi alanlarda bazı uygulamalar için yeni bir kapı açacaktır (20). Ayrıca, BN nanoparçacıkları van der Waals, hidrofilik, hidrofobik, hidrojen bağı ve π-π etkileşimleri gibi moleküller arası etkileşimlerin yanı sıra kovalent olmayan etkileşimler ile işlevselleştirilebilmesi sayesinde, konakçı sistemlere güçlü bir şekilde bağlanır (4,21). Moleküllerin sahip olduğu bu fiziksel etkileşimlerin (konjuge, yüzey aktif maddeler vb.) avantajlarını kullanarak kontrollü fizikokimyasal özellikleri ile farklı ortamlara homojen bir şekilde dağılırlar (4, 22). Literatürde, selüloz filmler veya lifler (4,23,24), kitosan (4,25), polietilenimin aşılanmış nanoşerit (mikro RNA'nın tanınması için) (4,26), vinil asetat kopolimeri (4,22), oktadesilamin (4,27), glukoz oksidaz biyoalgılama (4,28), poli (etilen glikol) (4,29), DNA (4,30) ve metalik nanopartiküller gibi farklı nanoparçacıkları içeren kovalent ve kovalent olmayan çeşitli işlevselleştirme metodolojileri sunulmuştur (4). Bu bileşiklerin başarısı ve performansı için en önemli konu, her türlü inorganik veya biyolojik sistem için en uygun işlevselleştirme sürecinin (biyo-nanomühendislik) seçimidir (4). Fiziksel-kimyasal modifikasyonlar ve uygulamaları için en önemli adım, nanokompleksin kimyasal olarak kararlı, iyi dağılmış ve ilgili biyolojik ortamla uyumlu olmasıdır. Böylece tanı ve tedavi amaçlı ekolojik paketleme, biyo-robotlar, tümör belirteçleri gibi biyoteknoloji ve biyomedikal alanlarda gelişmiş uygulamalara sahip akıllı nano sistemler üretilebilmektedir (4). Bu bölümde, bor nitrürün işlevselleştirilmesinin ana yöntemleri, bunların biyoteknoloji ve nanotıp alanındaki gelişmeleri ve potansiyel uygulamaları hakkında kısa bir rapor sunuyoruz.Book Part Disiplinlerarası Yaklaşımın Temel Dayanakları(Pegem Akademi, 2023) Işıker, YakupEğitim alanındaki yaklaşımlar, öğrencilere daha etkili ve anlamlı öğrenme deneyimleri sunmak amacıyla sürekli bir gelişim ve değişim süreci içerisindedir. Bu sürecin bir ürünü olarak disiplinlerarası yaklaşım, günümüz eğitiminde önemli bir rol oynamaktadır. Disiplinlerarası yaklaşım, Jean-Jacques Rousseau ve John Dewey gibi öğrenme teorisyenlerinin katkılarıyla beslenmiş bir yaklaşımdır (Sözer, 2002). Temel amacı, öğrencilere daha kapsamlı bir öğrenme deneyimi sunarak, bilgi ve becerilerin sınırlarını aşmalarını sağlamak olan bu yaklaşımın dayandığı temel dayanakları anlamak, disiplinlerarası yaklaşımın eğitim alanında nasıl bir değişim ve dönüşüm oluşturduğunu anlamamıza ve bu yaklaşımdan etkili bir şekilde faydalanmamıza yardımcı olacaktır (Gardner, 2006). Disiplinlerarası yaklaşımın bilişsel ve psikolojik dayanaklarını incelediğimizde, öncelikle bilişsel bilimlerde disiplinlerarasılığın yeri ve önemine eğilmemiz gerekmektedir. Bilişsel bilimler, farklı disiplinlerden gelen içgörüleri ve yöntemleri birleştirmek için başarılı bir çaba göstermekle birlikte bu disiplinlerin algı, hafıza, öğrenme, problem çözme vb. kuralların, kavram, imge ve analojilerin zihinde nasıl işleyebileceğine dair birçok üretken teori sunar (Thagard, 2010). Ayrıca disiplinlerarası etkileşimden yararlanarak, davranış ve düşüncenin zihinsel temsillerle nasıl bütünleştiğini ve karmaşık sonuçlara yol açan süreçlerden nasıl etkilendiğini araştırır. Bu yaklaşım, insan zihninin işleyişini çok yönlü ve derinlemesine anlamada önemli bir temel oluşturur ve farklı disiplinlerin bir araya gelerek zengin bir bakış açısı sunmasını sağlar (Kırklaroğlu, 2018). Bilişsel bilimlerdeki bu disiplinlerarası yaklaşımın eğitim alanında da önemli yankıları bulunmaktadır. Eğitimde disiplinlerarası yaklaşımın, öğrencilere çok yönlü düşünme yetenekleri kazandırma, farklı zekâ türleri arasında ilişkiler kurma ve öğrenilenleri günlük yaşamda etkili bir şekilde kullanma amaçlarına yönelik temel hedefleri bulunmaktadır. Bu hedeflerle birlikte öğrencilerin bilgiyi bütünsel bir şekilde birleştirmeleri ve kendi ihtiyaçlarına uygun şekilde oluşturmaları ele alındığında disiplinlerarası yaklaşımın temel dayanaklarının; bilişselcilik, yapılandırmacılık, beyin temelli öğrenme, çoklu zekâ ve Gestalt kuramı gibi yaklaşımlar çerçevesinde temellendiğini söyleyebiliriz (Doğruluk, 2022). Disiplinlerarası yaklaşımın felsefi dayanaklarını ele aldığımızda ise, ilk olarak pragmatizmin bu yaklaşımda öne çıktığını görmekteyiz. Pragmatizmde, öğrencilerin farklı disiplinlerden gelen bilgi ve becerileri birleştirerek gerçek dünya problemlerini çözmeleri gerektiği vurgulanır. Bu noktada günlük hayatta karşılaştığımız sorunlar ve bu sorunlarla ilgili soruların cevaplanması, birden fazla disiplini kapsayan bir çaba gerektirir hale gelmiştir. Örneğin insan hakları, çevreyi koruma, yoksulluk ve şiddet gibi sosyoekonomik ve politik konular, teknolojik ilerlemelere rağmen hala insanlık için büyük bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu nedenle, bu sorunların disiplinlerarası bir ortamda bütünsel olarak ele alınması gerekmektedir. Bu disiplinler arasındaki entegrasyon, güncel sorunların çözümüne katkı sağlayacak ve çok yönlü bireylerin gelişimine yardımcı olacak anlamlı bir örüntü oluşturacaktır. Bu sebeple, öğrenme ve öğretme ortamlarında tek disiplinli yaklaşımdan disiplinlerarası yaklaşıma geçmek zorunlu hale gelmiştir (Ulusoy, 2007; Ürey, 2022). Bu doğrultuda, pragmatizm yaklaşımında, eğitim sürekli değişen bir olgu olarak ele alınır ve gerçek dünya problemlerine yönelik disiplinlerarası çözümler üretilmeye çalışılır (Ergün, 2017). Pragmatizm ile birlikte disiplinlerarasılığın felsefi temel dayanaklarından bir diğerinin ilerlemecilik yaklaşımı olduğunu söylemek mümkündür (Doğruluk, 2022). Eğitim alanında oldukça yenilikçi fikirlere sahip olan pragmatizm, eğitimle ilgili fikirlerini “ilerlemecilik” adı altında ortaya koymuştur (Sünney, 2020). İlerlemecilik yaklaşımına göre, eğitimin temel unsuru sürekli olarak yeniden yapılandırılan deneyimlerdir. Geçmişteki deneyimler gelecekteki davranışları etkilediğinden, deneyimler sürekli olarak yeniden yapılandırılır. Pragmatizm'in de etkisiyle ilerlemeciliğe göre eğitim sürekli değişen bir olgu olarak ele alınır ve eğitim, bireyi yaşama hazırlayan bir unsur olmaktan çok yaşamın kendisidir (Ergün, 2017). Bu yönüyle İlerlemeci eğitim anlayışı, toplumun ihtiyaç duyduğu bir anlayış olarak öne çıkar. Sonuç olarak, ilerlemecilik yaklaşımı eğitimde olduğu gibi disiplinlerarası çalışmalarda da temel bir rol oynar. Sürekli deneyimlerin ve bilgilerin yeniden yapılandırılması, farklı alanlardaki ilerlemeyi destekleyen bir dinamizm oluşturur. Bu sayede, toplumsal ihtiyaçlar daha etkili bir şekilde karşılanabilir ve disiplinlerarası ilerleme sağlanabilir.Book Part HASTALIK TESPİTİ VE TEDAVİSİNDE BOR BAZLI KÜÇÜK MOLEKÜLLER(2022)Bor, boyut olarak karbona benzer bir yapı ile hem sp2 hem de sp3 formlarını alarak karbonu birçok yönden taklit edebilir. Nötr durumda üç değerlikli formunda, açık bir kabuğa sahip olması bakımından da benzersizdir. Bu nedenle, iyi bir Lewis asidi aynı zamanda ‘sıcak’ bir elektrofildir. Bor’un ek bir özelliği de nötron bombardımanı altında alfa parçacıkları yayma yeteneğine sahip olmasıdır. Bu özellik aynı zamanda Bor Nötron Yakalama Terapisinde (BNCT) bor bazlı moleküllerin kullanılmasının da temelini oluşturmaktadır. Son yıllarda, potansiyel terapötikler ve tespit uygulamaları için bor bazlı bileşiklerin tasarımında ve sentezinde muazzam bir gelişme olmuştur. Bu bölümde hazırlamış olduğumuz bu derleme ağırlıklı olarak Thareja, ve arkadaşları tarafından ele alınan süreçlerin ve olası sonuçların daha iyi anlaşılabilir olmasını sağlamak açısından, klinik olarak kullanılan ixazomib, tavaborole, crisaborole ve diğer molekülleri kapsayan bor bazlı küçük moleküllerin en son gelişimine vurgu yapmış olmaları sonucu konuya odaklaşmamızı sağlayarak bu derlemeye her yönden önemli derecede büyük katkı sağlamıştır [1]. Bu derleme dört bölümden oluşmaktadır: tespit ve algılama, karbonhidratlara bağlanma yoluyla hastalık tedavisi, diğer biyolojik hedeflere bağlanma yoluyla hastalık tedavisi ve BNCT. Bu alanlarda daha önceki çalışmaları kapsayan birçok iyi inceleme, kitap bölümü mevcuttur [1–11]. Hastalık tespitinde, bor bazlı moleküllerin kullanımı büyük ölçüde karbonhidrat tanınmasında boronik asit (BA) grubunun bir anahtar tanıma birimi olarak rol oynamasıdır. Fizyolojik ve patolojik süreçlerde karbonhidratların çok önemli rollerini gösteren artan sayıda kanıt vardır [12-14]. Çoğu zaman karbonhidratlar, çeşitli patolojik durumlar ve değişiklikler için biyo belirteç görevi yapmaktadır. Kanserle ilişkili antijenlerin önemli bir yüzdesi karbonhidratla ilişkili olduğundan, bu durum özellikle kanserde geçerlidir [15]. Karbonhidratların hastalıktaki önemine rağmen, karbonhidrat tanıma hastalık tespiti için BA bazlı kemosensörler veya bağlayıcılar alanı hala emekleme aşamasındadır. BA’nın bu konuda çok faydalı bir fonksiyonel grup olmasının birkaç nedeni vardır. Birincisi, kovalent bağların oluşumunu sağlayan hidroksil grupları gibi Lewis bazları için güçlü bir afiniteye sahip bir Lewis asididir.İkincisi, kovalent bağ oluşumu sulu çözeltide tersine çevrilebilir, bu çok önemlidir çünkü bağlanmadaki bu tersine çevrilebilirlik, konsantrasyon değişikliklerine yanıt olarak karbonhidratların dinamik bir şekilde saptanması için kritiktir. Üçüncüsü, birçok BA, bağ lanmaya yanıt olarak spektroskopik özellikleri değiştirecek şekilde tasarlanmıştır. Bu, hassas algılama için bir raporlama olayı verir. Dördüncüsü, BA grubu polardır ve kemosensörün suda çözünürlüğünü geliştirmeye yardımcı olur. Bu durum yakın fizyolojik koşullar altında algılama için önemlidir. Beşincisi, bir BA grubunun bir karbonhidratla bağlanma afinitesini ayarlamak için gereken parametreler iyi anlaşılmıştır [16,17]. Dolayısıyla bu durum karbonhidratlar için BA bazlı kemosensörlerin gelişimini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadırBook Part KENEVİR LİFİ YÜZEYİNİN DEĞİŞİK YÖNTEMLERLE MODİFİKASYONU(2022)Kenevir çok eski zamanlardan beri bilinen bir bitki türüdür. Ana vatanı Orta Asya (Hindistan) olan bu bitki büyük olasılıkla bilinen en eski ekili lif bitkisidir. Tek yıllık bir bitki olup ılıman ve tropik bölgelerde yetişir. Kenevir bitkisinin dişi ve erkek olmak üzere 2 farklı şekli bulunur. Biyolojik olarak sınıflandırıldığında 3 ana türü bulunur, bunlar: • Cannabis sativa • Cannabis indica • Cannabis ruderalis olarak sıralanabilir. Kenevirdeki psikoaktif kimyasal THC’dir (delta-9 tetrahidroka nabinol). Esrar veya Hint kenevir bitkisi olarak bilinen ve temelde dişi kenevir bitkisinin çiçeğinden uyuşturucu madde elde edilir. Bu kenevir bitkisinin içeriğinde yüzde 5 ila yüzde 20 aralığında THC bulunur. Ancak endüstriyel amaçlı yetiştirilen kenevir türlerinde bu oran binde 3’ün altındadır. Yani endüstriyel hammadde üretiminde kullanılan kenevir bitkisinin uyuşturucu etkisi yoktur. Literatürde Hemp olarak bilinen bu endüstriyel amaçlı kenevir türlerinde, uyuşturucu etki gösteren psikoaktif madde (THC) içeriği oldukça düşük ve tehlikesiz sayılabilecek düzeydedir (1). Şekil 1’de kenevir bitkisinin görseli bulunmaktadır. Kenevir, sadece tıbbi amaçlı olarak en az 3 bin yıl önce kullanıldığı bilinmektedir. Mucizevi bir bitki olmasının yanı sıra Sümer tabletlerinde dört önemli bitkiden biri olarak geçen kadim bir bitkidir. Doğanın oksijen fabrikası olan kenevir, kumaş, kağıt, ilaç (medikal), yakıt yapımında, otomotiv sektörü ve kozmetik ürünlerin yapımında da kullanılır. Lifleri dayanıklı ve oldukça uzun olması sayesinde çuval, halat çanta, ağ yapımı gibi alanlarda da sıklıkla tercih edilir. Yaprakları tıpta ve kozmetikte kullanılmaktır. Tohumu ise oldukça yağlı ve besleyici olması nedeniyle yakıt ve gıda sektöründe geniş bir kullanım alanına sahiptir. Sabun yapımı ve boya yapımında da tohumlarından yararlanılır. Bunlara ek olarak; • Hayvancılık, • Toprak ve su arıtılması, • Biyoyakıt, • Kağıt, • Ayakkabı, • Kuyumculuk, • İnşaat malzemesi, • Plastik malzeme gibi endüstrinin önemli alanlarında da kullanımı mevcuttur. Şekil 2’de kenevir bitkisinin endüstride kullanım alanları gösterilmiştir (1)Book Part Okul Kantinlerinde Gıda Güvenliği(Eğiten Kitap, 2023) Işıker, YakupGıda güvenliği, son yıllarda büyük önem kazanmış ve tüketicilerin sağlık risklerinden korunması için gıda üretimi, işleme, saklama, dağıtım ve tüketim süreçlerinin kontrol edilmesi ve yönetilmesi ile ilgili bir kavram haline gelmiştir. Gıda güvenliği sorunları ve tüketici endişeleri arttıkça, gıda güvenliği konusunda uluslararası kuruluşlar ve ulusal merkezler daha fazla aktif rol oynamaya başlamıştır. Bununla birlikte teknolojinin ilerlemesi ve COVID-19 salgını, gıda güvenliği konusunu daha da önemli hale getirmiştir. Gıda güvenliği ve beslenme, insan sağlığı için hayati bir faktördür, özellikle çocuklarda doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması büyük önem taşır. Çocukların gıda seçimleri ve beslenme alışkanlıklarını etkileyen faktörler arasında aile, arkadaşlar, alışkanlıklar, sosyokültürel ve fiziksel çevre, medya ve reklamlar, sosyo-ekonomik durum, fiziksel aktivite durumu ve eğitim gibi etmenler yer almaktadır. Bunların dışında çocuklarda gıda güvenliğini etkileyen etmenlerin başında okul kantinleri ve okul kantinlerinde sunulan yiyecekler gelmektedir. Bu bölümde, okul kantinlerinin çocukların gıda güvenliği ve beslenme alışkanlıkları üzerindeki önemine odaklanılmakta ve çocukların gıda tüketiminin önemli bir kısmının okul kantinlerinden sağlandığı ve bu nedenle kantinlerin gıda güvenliği bilincini teşvik etmek için önemli bir rol oynadığı belirtilmektedir. Bu doğrultuda; okul kantinlerindeki gıda güvenliği riskleri ve önlemleri, okullarda gerçekleştirilecek etkili gıda güvenliği yönetim ve denetim sistemlerinin sağlık sorunlarının çözümü ve önlenmesindeki gerekliliği, okul kantinlerinde kontrol süreçleri, başta Hayat Bilgisi Öğretim Programı’nda yer alan kazanımlar olmak üzere ilkokul programlarında gıda güvenliği ile öğrencilerin ve personelin bilinçlendirilmesi konu içeriklerine yer verilmiştir.Book Part ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUK VE DAMGALAMA(NOBEL TIP KİTABEVLERİ, 2022) Yaşar Can, SevinçDoğuştan veya sonradan ortaya çıkan zihinsel ya da fiziksel engellilik, otizm, görme veya işitme engeli, duygusal ve davranışsal problemler, özel yeteneklilik, üstün zekâlılık, öğrenme güçlüğü, kronik veya süreğen hastalıklar çocukların dezavantajlı olmalarına neden olup onların doğal ihtiyaç ve haklarına zarar verebilmektedir. Bu gibi gelişimi farklı olan bireyler için ‘özürlü, engelli vb.’ gibi tanımlar kullanılabilse de günümüzde artık tüm dünyada bu bireylerin etiketlenmeden tanımlanması yapılmakta (özel gereksinimli bireyler, farklı gelişim gösteren çocuklar vb. gibi) ve bu kullanımlar önem taşımaktadır (1). Fakat yine de bu çocuklar dünyanın en çok damgalanan ve dışlanan çocukları arasındadır. Bu damgalama ve dışlama ise bu çocuklarla ilgili sınırlı bilgiden kaynaklanıp, özel gereksinimli çocukların ailelerini de kapsamaktadır. Bu çocuklar ve aileleri okul ve toplum içinde ötekileştirilmektedir. Bu ayrımcılık ve damgalama çocukların sağlıklarını ve eğitimlerini olumsuz olarak etkileyerek, düşük öz saygı, başkalarıyla sınırlı etkileşim ve şiddete maruz kalma olasılıklarını artırır. Sosyal izolasyon, güçsüzlük ve damgalama çocuğu evinde veya bakıma muhtaçsa kaldığı kurum ya da bakım merkezlerinde şiddet ve istismara daha açık hale getirir (2).Book Part Suriyeli Ebeveynlerinin Çocuklarının Eğitimlerine İlişkin Yaklaşım ve Beklentileri(Çizgi Kitapevi, 2022) Işıker, YakupBu araştırma, Suriyeli ebeveynlerin ve çocuklarının Türkiye'deki eğitim sürecine entegrasyonunu inceleyerek, karşılaştıkları sorunları ve sahip oldukları beklentileri ele almaktadır. Çalışma, ebeveynlerin %61'inin kadın ve %39'unun erkek olduğu bir katılımcı grup üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlerin yaş gruplarına ve eğitim düzeylerine yönelik detaylı bir analiz sunulmuş, bu verilere dayalı olarak Suriyeli ebeveynlerin eğitim süreçlerine ilişkin problemler ve beklentiler ortaya konmuştur. Araştırma, dil sorununun ön planda olduğunu göstermektedir. Suriyeli çocukların Türkçe öğrenmeleri ve Türk öğrencilerle birlikte eğitim almaları, ebeveynlerin temel beklentileri arasında yer almaktadır. Bu dil sorununun çözümüyle birlikte çocukların okula uyumu ve sosyal ilişkiler kurmaları kolaylaşacaktır. Sosyal faaliyetler ve veli işbirliği, Suriyeli ebeveynlerin diğer önemli beklentileridir. Çocukların Türk çocuklarla kaynaşması ve veliler arasında sosyal etkileşimlerin artırılması, eğitim sürecinin daha etkili olmasını sağlayabilir. Araştırma, öğrencilere ve eğitime verilen önemin, Suriyeli ebeveynlerin genel memnuniyetini artırdığını göstermektedir. Öğretmenlerin çocuklara olan ilgisi ve Türkiye'deki eğitim sisteminin olumlu yönleri, ebeveynlerin olumlu görüşlerini şekillendirmektedir. Ancak, kültürel duyarlılık eksikliği, dil sorunları ve öğrenciler arasındaki ayrımcılık gibi sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, kültüre duyarlı ve çeşitli ihtiyaçlara uygun destek programları geliştirilmesi önemlidir. Sonuç olarak, bu araştırma, Suriyeli ebeveynlerin ve çocuklarının eğitim sürecindeki deneyimlerini anlamak adına kapsamlı bir bakış sunmaktadır. Dil sorunlarının çözümü, sosyal etkileşimlerin artırılması ve kültüre duyarlı destek programları, Suriyeli öğrencilerin Türkiye'deki eğitim sistemine daha iyi entegre olmalarını sağlayabilir.Book Part Yüz ve Boyun Travmalarında Hastane Öncesi Acil Bakım(EMA Tıp Kitapevi, 2020) Yaşar Can, Sevinç; Dilmen Bayar, BehiyeYüz ve boyun bölgesinde cilt ve cilt altı dokuları ilgilendiren her türlü hasar, yüz travması olarak adlandırılır. Travmada yumuşak dokularla beraber, kemik yapılar, si- nüsler, ağız içi yapılar, dişler veya boyun yapıları da zarar görebilmektedir. Travmada kemik yapılarında etkilenmasi, maksillofasiyal travma olarak adlandırılmaktadır (te- omandal.com, 2018). Çeşitli dış etkilere açık olan ve nerdeyse hiçbir koruyucu özelliği olmayan yüz dokularında değişik travmalar sonucu birçok travmalar oluşabilmektedir. Özellikle çene ve yüz travmaları, basit bir abrazyon ve kesikten, yumuşak doku ezilmeleri ve kayıplarına, çeşitli kemik kırıkları ile karakterize kompleks travmalara kadar, bir çok değişik şekillerde meydana gelebilmektedir (mustafadeveci.com, 2017). Günümüzde yüz travmaları ile çok sık karşılaşılmaktadır. Motorlu araç sayısın- daki artış, alkollü ve hızlı araç kullanmaya bağlı kazalar, emniyet kemeri takmama, yüksekten düşmeler, kavgalar, intihar girişimleri, ateşli silah travmalarına bağlı yüz travmaları oluşabilmektedir ( Aygıt vd., 2004:1-11). Ciddi maksillofasiyal travma travması sonrası hasta için en büyük tehlike arz eden durum hava yolu obstrüksiyonudur. Yüz travmalarında havayolu için risk oluşturan durumlar aşağıdaki gibidir: • Yüz travmalarında aşırı kanama olabilir ve kanamanın sonucu olarak oluşabilen büyük pıhtılar üst solunum yolunun tıkanmasına sebep olarak obstrüksiyona ne- den olabilir. • Hastanın takma dişleri varsa ya da kırılan dişleri havayoluna kaçarak obstriksüyo- na neden olabilir. • Ağız ve burun travmalarının sonucu olarak havayolunda ileri düzeyde şekil bo- zukluğu ortaya çıkabilir. • Yumuşak doku travması havayolunda ödeme sebep olacağından havayolunu ka- patabilir. • Direkt travmalar, larenks veya trakeada kanama ve şişmeye sebep olarak havayolu tıkanıklığına neden olabilir. • Yüz travması ile birlikte beyin travması da varsa bu durum solunumu baskılayabi- lir (Hackman vd.,1999:106-109).• Fasial kırıklar; ciddi maksillofasyal travma her durumda havayolu için risk oluş- turur. Bu riskler, intraoral kanama, ödem, hematom gelişimi, maksillanın arkaya kayması ve yerinden çıkan dişlerdir (Eren vd., 2017:687). • Yanıklar/duman inhalasyonu ile larenks ödemi ve alt solunum yolu hasarı ile so- nuçlanabilir (Kaya, 2017).

