Doktora Tezleri - Karma
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/2434
Browse
Recent Submissions
Doctoral Thesis 19. Yüzyıl Kudüs Hıristiyanları(2024) Yiğit, Emine; Yiğit, Sibel CeylanKadim kutsal şehir Kudüs, 19. yüzyıl'dan itibaren Batılı devletlerin siyasi ve dini faaliyetlerine sahne olmuştur. Osmanlı Kudüs'ü, Napolyon Bonapart'ın 1798'de Mısır işgaliyle başlayan kırılma sürecinin Mısır yönetimiyle (1831-1840) başka bir boyuta taşınması sonucu toplumsal düzeyde önemli bir değişim yaşamıştır. Osmanlı Devleti'nin 1840'ta Tanzimat ile şehre dönmesi Mısır yönetimindeki değişim ve dönüşümün kalıcı hale gelmesine sebep olmuştur. Bu dönemde Kudüs'te açılan konsolosluklar, Osmanlı Devleti'nin tanzimatla birlikte verdiği imtiyazların şehirdeki uygulamasının takip mekanizması olarak kullanılmasını sağlamakta, ayrıca Hıristiyan cemaatlerin hakları gerekçesiyle Osmanlı'nın devlet siyasetindeki değiştirici gücünü ortaya koymaktadır. Bu imtiyazların yereldeki kontrolünün Osmanlı'nın dış politikasına etkisi, Kırım Savaşı'nın hem sebepleri hem sonuçları ölçüsünde örneklik teşkil etmektedir. Nitekim Osmanlı, Kırım savaşı sonrasında ilan ettiği Islahat Fermanı'yla Batıyı uzak tutmaya çalışsa da gayrimüslimlere bu Ferman ile verdiği haklar, Kudüs dönüşümünü hızlandırmış ve Kudüs şehrinin sur dışına taşmasıyla yeni bir şehir olarak yapılanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada, 19. Yüzyıl siyasetinin şehrin toplumsal yapısında oluşturduğu değişim, Hıristiyan cemaatler ve onları gerekçe gösteren Batılı devletlerin müdahalesi üzerinden okunmaktadır. Bu bağlamda, Kudüs'ün Hıristiyan cemaatleri, Osmanlı Devleti'ndeki hukuksal düzlemi ve şehir hayatı da ele alınarak 19. yüzyılda batı nüfuz hareketlerinde etkin faktör olan Hıristiyan cemaatlerin yüzyılın sonunda batının gölgesinde bir varlık mücadelesinde olduğu görülmüştür. Kudüs'ün bu dönemdeki dinamikleri, Batı'nın artan etkisi ve Osmanlı'nın iç ve dış politikaları ekseninde şekillenmiş ve yeni şehirdeki toplumsal yapının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.Doctoral Thesis Tr10 ve Trc1 Bölgelerinin İhracat Sofistike Değerlerinin Karşılaştırmalı Analizi(2025) Dabakoğlu, Mehmet; Doru, Ömer; Hüseyni, İbrahimİhracat, hem gelişmekte olan ülkelerin kalkınma süreçlerinde hem de gelişmiş ülkelerin ekonomik büyümelerinde kritik bir rol oynamaktadır. Ancak sürdürülebilir büyüme için yalnızca miktar artışı yeterli görülmemekte, yüksek katma değerli sofistike ürünlerin ihracatının artırılması da önem taşımaktadır. Bu tür ürünlerin ihracatındaki artış, bölgesel kalkınmayı desteklemenin yanı sıra ülkelerin rekabet gücünü de artırmaktadır. Bu çalışma, TR10 (İstanbul) ve TRC1 (Gaziantep, Kilis, Adıyaman) bölgelerinin ihracat sofistike değerlerinin karşılaştırmalı analizi üzerine odaklanmaktadır. Çalışmanın üç temel amacı bulunmaktadır: Birinci amaç, bölge ve illerin üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları ürün gruplarının belirlenmesidir. İkinci amaç, bölgelerin ve illerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları ürün grupları arasında hangilerinin sofistike nitelik taşıdığının tespit edilmesidir. Üçüncü amaç ise ilk iki amaç doğrultusunda bölgelere ve illere önerilen karşılaştırmalı üstünlüğe sahip sofistike ürün gruplarında Türkiye'nin potansiyel pazarlarının belirlenmesidir. Araştırmada, bölge ve bölgelere bağlı illerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ürün gruplarını belirlemek için açıklanmış simetrik karşılaştırmalı üstünlükler endeksi kullanılmıştır. Ardından, ürün gruplarının sofistike düzeyi PRODY endeksiyle, ihracatın toplam sofistikeliği ise EXPY endeksi aracılığıyla ölçülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre TR10 bölgesinde karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ürün grubu sayısı 2002 yılında 486 iken 2022 yılında 490'a yükselmiş; buna karşın, TRC1 bölgesinde ise bu sayı 145'ten 138'e gerilemiştir. Diğer yandan, TR10 bölgesinde sofistike ürün gruplarının toplam ihracat içindeki payı %40 seviyesinde iken, TRC1 bölgesinde bu oran %14 olarak belirlenmiştir. Bu bulgu, her iki bölgenin ihracat kalitesindeki farkı ortaya koymaktadır. Ayrıca bölgelerin üretimine ve ihracatına odaklanılması önerilen karşılaştırmalı üstünlüğe sahip sofistike ürün grubu sayısı TR10 bölgesi için 20, TRC1 bölgesi için ise 10 olarak tespit edilmiştir. İhracatın toplam kalitesini gösteren EXPY endeksi 2022 yılında TR10 bölgesi için 27.501, TRC1 bölgesi için ise 23.049 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuç, sofistike ürün gruplarının ihracat içindeki payına paralel olarak TR10 bölgesinin ihracatının daha yüksek kaliteye sahip olduğunu ve uluslararası pazarlarda daha rekabetçi bir konumda bulunduğunu göstermektedir. Çalışmada son olarak, bölgelerin ve bunlara bağlı illerin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları sofistike ürün gruplarında Türkiye'nin potansiyel pazarları, ihracat yoğunluk endeksi yardımıyla belirlenmiştir. Bölgelerin ve illerin potansiyel pazarlarına yönelik ihracatın teşvik edilmesinin, söz konusu bölgelerin ve illerin kalkınmasına önemli katkılar sağlayacağı vurgulanmıştır.Doctoral Thesis Diyarbekirli Kimlikler Bağlamında Ziya Gökalp(2024) Deniz, Ahmet; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimZiya Gökalp'in fikirlerinin oluşmasında hayatının büyük kısmının geçtiği Diyarbekir etkili olmuştur. Diyarbekir, Osmanlı'nın son dönemine kadar farklı etnik ve dini kimliklere sahip unsurların birlikte yaşadığı imparatorluğun en kozmopolit vilayetlerinden biriydi. Gökalp gençliğinin ilk yıllarında okuduğu Namık Kemal'den etkilenerek Osmanlıcılık düşüncesini savunmuştur. Dr. Abdullah Cevdet'in Diyarbekir'de görev yaptığı yıllarda modern bir muhalefet örgütü olan İttihat ve Terakki ile tanışan Gökalp ve Diyarbekir eşrafının cemiyete katılmaları ideolojik kaygılardan daha çok nüfuz mücadelesi nedeniyle olmuştur. Sultan II. Abdülhamid dönemi, aynı zamanda Diyarbekirli kimlikler arasında değişimlerin başladığı bir dönemdir. Ermeni meselesinin Diyarbekir'deki yansımaları ve Sultan'ın Ermenilere karşı aşiretleri desteklemesi gibi nedenlerle bu süreçte Ermeniler, eşraf ve aşiretler arasında bir takım sorunlar ve çatışmalar yaşanmıştır. Bu süreç Gökalp'in ve Diyarbekir eşrafının II. Abdülhamid yönetimine muhalif bir hareket olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılmalarına neden olmuştur. Meşrutiyet öncesinde Diyarbekir'de Ermeniler ve aşiretlerle mücadele edenler genel olarak İttihatçı eşraftı. Gökalp, Meşrutiyet öncesinde Diyarbekir'de etkili olan Hamidiye Alaylarına mensup Milli İbrahim Paşa'ya karşı şehir ahalisini organize etmesine rağmen bir sonuç alamamıştır. Meşrutiyet'in ilanı sonrasında Diyarbekir'de İttihat ve Terakki'nin şubesini kuran Gökalp, ilk olarak Abdülhamid'in şehirdeki müttefikleri ile mücadele etmiştir. Ardından İttihat ve Terakki'nin şehirde hâkim güç olmasını sağlamak için valiler, memurlar ve İttihat ve Terakki karşıtı eşrafla mücadele ederek, İttihatçıların şehirde hâkim güç olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Gökalp'in İttihat ve Terakki'nin genel merkez üyesi olmasının ardından benimsediği Türkçülük düşüncesi çerçevesinde, 1910-1918 yılları arasında, Diyarbekir'de aşiretler, Ermeniler ve Kürtlere yönelik politikaların belirlenmesinde etkili olmuştur. Cumhuriyet'e geçiş sürecinde ise yazdığı makalelerle yeni yönetime, unsurlara yönelik politikaların belirlenmesi konusunda rehberlik etmiştir. Tezimizin birinci bölümünde Gökalp'in hayatı ve düşünce serüveni, ikinci bölümde Diyarbekirli eşraf ve aşiretler arasındaki mücadele, üçüncü bölümde Gökalp'in Ermenilere yönelik faaliyetleri ve düşüncesi, dördüncü bölümde ise Kürtler ve Kürt aşiretlerine yönelik Gökalp'in söylemleri ve İttihat ve Terakki'nin uygulamaları izah edilmeye çalışılmıştır. Gökalp'in Diyarbekirli kimliklere yönelik faaliyetleri ve söylemleri yazmış olduğu makaleler, arşiv belgeleri, hatıratlar gibi dönemin kaynakları üzerinden incelenmiştir. Ayrıca Gökalp'in merkezinde yer aldığı ve unsurlara yönelik alınan kararlarda etkisi olduğu İttihat ve Terakki'nin Diyarbekir'e yönelik politikaları ve şehirdeki İttihatçı çevrenin etkisine de odaklanılmıştır.Doctoral Thesis David George Hogarth'ın Şarkıyatçı Yönü ve Arap İsyanı'ndaki Rolü (1862-1927)(2024) İpek, Mübarek; Yelbaşı, Canerİngiltere İmparatorluğu emperyalist ve sömürgeci politikalarını Asya, Amerika, Avusturalya ve Afrika kıtalarında uzun yıllar boyunca sürdürdü. İmparatorluğun ve İngiliz kraliyet tacının egemenliğinin bu kıtalarda devam etmesi için siyasi, askeri, dini, ticari, bilimsel kurumlara bağlı kişiler mücadele verdi. Kurumlara bağlı kişilerin amacı devletlerinin emperyalist politikasını düşman devletlere karşı korumak, geliştirmek ve yüceltmekti. Kurumlar bu görevi yaparken birlikte hareket etmekte ve bazen de birbirini destekleyen girişimlerde bulunmaktaydılar. Bilimsel kurumlar da bu bağ içinde gereken desteği almakta ve devletin emperyalist politikasına destek sağlamaktaydı. Bilimsel kurumlara bağlı üniversiteler, araştırma fonları, müzeler, resmi ve özel kütüphaneler gibi bilim yuvaları görevlendirdikleri oryantalistleri, Asya, Balkanlar ve Orta Doğu'ya araştırmaya gönderdi. Doğu bilimcileri gittikleri bölgelerin tarihi, arkeolojisi, jeolojisi, botaniği ve coğrafyası üzerinde çalıştılar. Ayrıca oryantalistler bilim şemsiyesi altında! ülkelerinin siyasi ve askeri çıkarları için hizmet ettiler. Müsteşrikler, çalıştıkları topraklarda edindikleri tecrübeleri daha sonra devletlerinin emperyalist ve sömürgeci politikalarına hizmet etmek için de görev aldılar. 19. yüzyılının üçüncü çeyreğinden sonra ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde oryantalist David George Hogarth da bilim yuvası olan Oxford Üniversitesi, The British Museum, Filistin Araştırma Fonu ve Ashmelon Muesum'un desteğiyle Balkanlar, Anadolu, Suriye, Mısır ve Lübnan'a gelerek bilimsel araştırmalarda bulundu. Hogarth bilimsel araştırmaları esnasında gittiği yerlerin kültürü, tarihi, jeolojisi, coğrafyası ve arkeolojisi hakkında detaylı inceleme yaparak bilgi topladı. Bu bölgeler hakkında tecrübe kazanan Hogarth daha sonra I. Dünya Savaşı'nda ülkesinin emperyalist ve sömürgeci politikası için Mısır'da Arap Bürosu'nda istihbarat subayı olarak çalıştı. Bu çalışmada, Hogarth'ın örneğinde; İngiltere İmparatorluğu'nda, oryantalizm-emperyalizm ve siyaset-bilim arasında nasıl bir bağın oluştuğu konusu ele alındı. Ayrıca Hogart'ın Arap isyanında ne gibi rol aldığı konusuna değinildi.Doctoral Thesis Celtis Tournefortii Lam. Bitkisinin Yeşil Yapraklarından Gümüş ve Altın Nanopartiküllerin Biyolojik Yolla Sentezi, Karakterizasyonu, Kimyasal Kompozisyon ve İn-vitro Antimikrobiyal ve Sitotoksik Aktivitelerinin Belirlenmesi(2024) Baran, Ayşe; Keskin, CumaliCeltis tournefortii Lam. (C.tournefortii) bitkisinin atık durumundaki yeşil yapraklarından elde edilen özüt kullanılarak iki farklı konsantrasyonda altın nanopartiküllerin (AuNP'lerin) ve gümüş nanopartiküllerin (AgNP'lerin) sentezi, ucuz, kolay ve çevre dostu bir yaklaşımla yapıldı. Sentez sonucunda elde edilen AuNP'lerin ve AgNP'lerin karakterizasyonu UV-vis Spektrofotometre, XRD, FTIR, TEM, AFM, FESEM, EDX, TGA-DTA, DLS cihazlarından elde edilen veriler aracılığıyla değerlendirildi. 5 ve 10 mM'da sentezlenen AuNP'lerin sırasıyla, küresel morfolojik görünümde, negatif yüzey yük dağılımında, 553.67-555.32 nm maksimum absorbansa sahip ve 31.30-53.55 nm boyut dağılımında oldukları belirlendi. 5 ve 10 mM'da sentezlenen AgNP'lerin sırasıyla, 479.10-482.13 nm maksimum absorbansta, negatif yüzey yük dağılımında, ortalama 4.8-15 nm boyutlarda ve küresel görünümde oldukları bulgusuna ulaşıldı. Elde edilen AuNP'lerin ve AgNP'lerin, in-vitro antimikrobiyal ve antikanser etkileri, sırasıyla mikrodilüsyon ve MTT metotları kullanılarak incelendi. Sentezlenen AuNP'lerin antibiyotiklerden daha düşük olan, 0.01 ve 0.50 µg mL-1 aralığındaki konsantrasyonların patojen mikroorganizmaların üremelerinin baskılamada etkili oldukları görüldü. AuNP'lerin 25 µg mL-1 konsantrasyonunun en iyi antikanser etkisi, % 88.58 oranında baskılama ile CaCo-2 hücre hattı üzerinde olduğu belirlendi. Diğer hücre hatlarının üremesi üzerinde de etkili baskılama oluştuğu tespit edildi. AgNP'lerin patojen suşların üremesi üzerindeki baskılayıcı etkisinin 0.03-1.00 µg mL-1 gibi düşük konsantrasyonlarda, standart antibiyotiklerden daha etkili oldukları görüldü. AgNP'lerin sağlıklı hücre hattı HDF üzerinde 25 µg mL-1 konsantrasyonun % 79.45 canlılık oranı ile toksik etkisinin nerdeyse olmadığı belirlendi. Kanser hücre hatlarında ise canlılığı baskılamada en iyi etkinin, % 75.36 baskılama oranıyla CaCo-2 hücre hattı üzerinde oluşturduğu belirlendi. Bunun yanında diğer kanser hücreler hatlarının üremesi üzerinde önemli düzeyde baskılama meydana getirdi. C. tournefortii özütünün fitokimyasal bileşen bakımından karakterize edilmesi için, LC-MS/MS verilerinden elde edilen profil kullanıldı. Profilde en yüksek konsantrasyona sahip olan bileşenlerin sırasıyla, rutin, kumarin, biosiyanin A, şikimik asit, klorojenik asit olduğu belirlendi. Ayrıca özütün antimikrobiyal ve antikanser etkileri de incelendi. Özütün, AgNP'ler ve AuNP'lere kıyasla daha yüksek konsantrasyonda daha az etki gösterdiği belirlendi.Doctoral Thesis Şeyh Mahmud Berzenci ve Siyasi Faaliyetleri 1918-1931(2024) Kılıç, Avni; Dinç, FasihBu çalışma Şeyh Mahmud Berzenci'nin siyasi hayatını kendi dönemine ait gelişmeler çerçevesinde ele alan bir araştırmadır. 1881-1956 yılları arasında yaşayan Şeyh Mahmud Berzenci, Osmanlı İmparatorluğunun son yirmi yılında bölgedeki gelişme ve değişimlere şahit olmuş, bölge insanının belleğinde önemli izler bırakmıştır. 1909 yılında babası Şeyh Said'in Musul'da öldürülmesiyle beraber Berzenci ailesinin lideri olan Şeyh Mahmud, İttihat ve Terakki Partisinin yönetim anlayışına ters düşmüş, ancak Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Osmanlı Devleti saflarında İngilizlere karşı Irak Cephesinde, Ruslara karşı da İran sınırında savaşmıştır. Bölgenin İngilizlerce işgali neticesinde Süleymaniye merkezli Kürt Hükümeti'nin başkanı olan Şeyh Mahmud, İngilizler ile Derbendi Baziyan'da yapılan savaşta esir düşmüş ve Hindistan'a sürülerek hapsedilmiştir. Üç yılı aşkın bir hapis ve sürgün hayatından sonra Süleymaniye'ye dönen Şeyh Mahmud, İngiliz işgaline karşı kısa süre sonra mücadeleye kaldığı yerden devam etmiştir. İran sınırındaki dağlık alanda İngiliz ve Irak ordusuna karşı mücadele eden Şeyh Mahmud, 1931 yılında İngiliz yönetimi ile anlaşmak zorunda kalmıştır. Bu tarihten sonra sakin bir hayat yaşayan Şeyh Mahmud 1956 yılında vefat etmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeyh Mahmud Berzenci, Kürtler, İngilizlerDoctoral Thesis Hamidiye alayları ve sosyo-politik etkileri (1890-1908)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Ertekin, Abdusselam; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimGeç dönem Osmanlı Devlet'inin tarihi, yakın zamana kadar bir gerileme perspektifinden anlatılagelmiştir. Devlet idaresindeki aksaklıklara işaret eden çoğunluğu Avrupa-merkezli bu anlatılar, modernleşen Avrupa karşısında durağan, kendini yenileyemeyen ve doğrusal olarak gerileyen bir Osmanlı Devleti anlatısını yeniden üretmiştir. Yakın dönemde yapılan çalışmalar bu sorunlu tarihsel yaklaşımı eleştirmiş ve gerileme anlatısını alaşağı etmiştir. 19. yüzyılın son on yılında Osmanlı merkezi idaresinin geliştirdiği yeni bir kurumsal mekanizma olan Hamidiye Alayları, Osmanlı Devlet mekanizmasının dinamizmini anlamak açısından bize çok önemli bir perspektif sunmaktadır. Hamidiye Alayları göçebe, yarı göçebe Sünni/Müslüman aşiretlerden teşkil edilmiştir. Bu bağlamda Hamidiye Alayları, Sultan II. Abdülhamid'in İttihad-ı İslam politikasına uygun hatta İttihad-ı İslam'ın milis güçleri olarak tasarlanmıştır. Bu minvalde, araştırmanın konusu, Sultan II. Abdülhamid tarafından Türk-Kürt-Arap aşiretlerinden teşkil edilmiş olan ve II. Abdülhamid'in kendi adını verdiği Hamidiye Alaylarının kuruluşu, amacı ve sosyo-politik yapıyı ne derece etkilediği ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma, 1890-1908 yıllarını kapsamaktadır. Bu çalışmanın temel kaynağı Başbakanlık Osmanlı Arşivi olmuştur. Çalışmada, arşiv belgelerinden olabildiğince istifade edilmiştir. Bunun yanında bölgedeki İngiliz konsolosluk raporlarında Hamidiye Alaylarına ait belgeler büyük bir titizlikle işlenmiştir. Çalışma, 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hamidiye Alaylarının kuruluşu, ikinci bölümde Hamidiye Alaylarının amacı, üçüncü bölümde Hamidiye Alaylarının yayılması ve merkezi otoriteye intibakı ve dördüncü bölümde Hamidiye Alaylarının toplumsal yapıya etkileri şeklinde ele alınmıştır.Doctoral Thesis XIX. yüzyıl Hakkâri ve çevresinde Kürt-Nasturi ilişkileri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Deniz, Mehmet Sabri; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimKürtlerin ve Nasturilerin Hakkâri emirliğinin bünyesinde tarihî süreç içinde geliştirdikleri idarî, askerî, hukukî ve malî ilişkiler, XIX. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden seyyahların, misyonerlerin ve askerî uzmanların dikkatini celbetmiştir. Dağlık coğrafyası, Osmanlı-İran sınır bölgesindeki konumu ve aşiret şeklinde örgütlenmiş toplumsal yapısı sayesinde Hakkâri emirliği, merkezî otorite ile oldukça esnek ilişkiler geliştirmiştir. Ayrıca idari ve askerî gücünü Kürt ve Nasturi aşiretleri oluşturduğu için bir "Müslüman-Hıristiyan konfederasyonu" olarak nitelendirilmiştir. XIX. yüzyılda merkezîleşme politikalarının bölgede yürürlüğe konulmasıyla Kürtlerin Nasturilerle olan söz konusu ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşandı. 1840'lı yılların başından itibaren Hakkâri emirliğinin müstakil idarî yapısı kademeli olarak tasfiye edildi. Bedirhan Bey'in Hakkâri ve çevresinde merkezî bir idarî yapı oluşturma gayretiyle Nasturi aşiretleri üzerine düzenlediği saldırılar, Kürt-Nasturi ilişkileri açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Çünkü söz konusu saldırılarla beraber Kürt-Nasturi ilişkilerinde ciddi bir bozulma yaşanmaya başlanmıştı. Ancak Hırvatalı Mehmet Ağa isyanı sırasında ve sonrası süreçte Kürt ve Nasturi aşiretleri arasında oluşan ittifak ilişkileri, söz konusu saldırıların iki unsurun birbiriyle olan ilişkilerinde ciddi bir tahribat oluşturmadığını göstermektedir. Bu çerçevede hazırlanan "XIX. Yüzyıl Hakkâri ve Çevresinde Kürt-Nasturi İlişkileri" adlı çalışma üç ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Hakkâri ve çevresinde Osmanlı hâkimiyetinin tesis edilmesi ve her iki unsurun bu süreçte merkezî otorite ile geliştirdiği ilişkiler ele alındı. İkinci bölümde Hakkâri emirliğinin tasfiyesi ve Nasturi ıslahatı konuları Osmanlı merkezîleşmesi bağlamında değerlendirildi. Son bölümde ise Kürt-Nasturi ilişkileri, "Hakkâri Emirliği" ve "Merkezîleşme Süreci" şeklinde bir bütün olarak iki ayrı dönemde izah edilmeye çalışıldı.Doctoral Thesis Cebel-i Lübnan'da kimliksel varoluşlar: Dürzîler ve Marunîler (1820-1860)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Yiğit, Sibel Ceylan; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimAkdeniz'in doğu kıyısında yer alan Lübnan, XIX. yüzyıldan itibaren yabancı güçlerin siyasî ve dinî amaçlı faaliyetlerine sahne olmuştur. Lübnan'ın sahip olduğu jeopolitik konum ve bünyesinde barındırdığı etnik/dinî unsurlar, bir yandan dış müdahalelere fırsat sunarken diğer yandan da hassas dengeler üzerinde sürdürülen toplumsal ilişkileri ortaya çıkarmıştır. Zira Lübnan'ın toplumsal yapısını oluşturan etnik/dinî kimlikler çoğu zaman ülkedeki çatışma ve kaos ortamının temel nedeni olarak kabul edilmektedir. Cebel-i Lübnan'da XIX. yüzyılda yaşanan gerilimler ve çatışmalarda bölgenin iki başat toplumsal grubu olan Marunîler ile Dürzîler arasındaki güvensizlik duygusunun önemli bir rol oynadığı aşikârdır. Bu iki grubun birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik ve bu nedenle ikisinin de güvenliğini arttırmak için verdiği mücadele çoğu kez dış destek ihtiyacını doğurmuş ve yabancı güçlerin bölgeye müdahalesinin yolunu açmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda, 1820-1860 tarihleri arasında Marunîler ile Dürzîler arasındaki gerilimlerin ve çatışmaların arkasında yatan muhtelif nedenler, tarafların bekalarını korumaya yönelik kaygıları, toplumlararası güvensizlik duygusu ve dış müdahalecilik kavramı ön plana çıkarılarak tarihsel bir süreklilik içerisinde ele alınmaktadır. Bu minvalde çalışmamızda Lübnan'daki mezhepsel ve dinsel çeşitliliği referans noktası alarak mezkûr tarihler arasında yaşanan olaylar bağlamında Marunî ve Dürzî toplumlarının kendilerini ve çıkarlarını nasıl tanımladıkları, düşünce ve algılarının kimlik inşa sürecine etkileri, yabancı güçlerle ilişkileri ve yeni kimlik oluşumları karşısında merkezi otorite olan Osmanlı Devleti'nin bakış açısı incelenmektedir.Doctoral Thesis 19. yüzyılda İngiliz ve Amerikalı seyyahların Diyarbekir izlenimleri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Özkarslı, Fatih; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimBu çalışma 19. yüzyılda Diyarbekir'e gelen İngiliz ve ABD'li seyyahların Diyarbekir şehrine dair izlenimlerine ve anlatılarına odaklanmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde seyahat yazınının batıdaki tarihçesi ve gelişim süreci hakkında kısa bilgiler verilmiş, tezin amaç, yöntem ve sınırlılıklarına değinilmiştir. Birinci bölüm çalışmada ele alınan Batılı seyyahların kısa biyografilerine ve profillerine ayrılmıştır. İkinci bölümde 19. yüzyılda seyyahların anlatılarında Diyarbekir tarihi ve coğrafyasına değinilmiştir. Üçüncü bölüm 19. yüzyılda seyyahların gözünden Diyarbekir'deki yapılara odaklanmıştır. Dördüncü bölümde 19. yüzyılda seyyahların gözünden Diyarbekirliler ve şehirdeki sosyal hayata dair anlatılara yer verilmiştir. Beşinci bölüm ise seyyahların gözünden Diyarbekir'de genel asayiş ve yöneticilere dair anlatılara ayrılmıştır. Bu çalışmada 19. yüzyılda Diyarbekir bütünüyle Batılı seyyah anlatıları üzerinden değerlendirilmiştir. İncelenen dönemdeki bulgular dikkate alındığında seyyah anlatıları surların ihtişamlı görüntüsü ve şehrin güvenliğine sağladığı katkı konusunda genellikle olumlu, evler, sokaklar ve şehrin genel temizliği gibi konularda genellikle eleştireldir. Seyyahların toplumsal ilişkilerle ilgili özellikle Müslüman nüfusa yönelik anlatılarında ön yargılarına yenik düştükleri anlaşılmıştır. Müslümanlar için bağnaz, gerici, şiddet eğilimli gibi genel yargılamalara varıldığı, topluma yönelik ders verici ve üstten bir dil kullanıldığı görülmüştür. Seyyah anlatılarında yönetim konusunda başarılı valilerin varlığından söz edilmekle birlikte şehrin geçirdiği dönemle bağlantılı olarak Diyarbekir ve çevresinde genel bir asayişsizlik durumunun olduğu belirtilmiştir. 19. yüzyıl boyunca şehre gelen Batılı seyyahların çeşitli konular hakkındaki izlenimleri ve anlatıları üzerinden ele alınan Diyarbekir, bu zaman zarfında geçirdiği süreçlere ve seyyahların algı ve üslubuna bağlı olarak seyahatnamelerde hem olumlu hem eleştirel nitelemelerle yer almıştır.Doctoral Thesis İmparatorluk ve Emirlik: Erdelan Emirliği Osmanlı ve İran İmparatorlukları arasında bir Kürt emirliği(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Açar, Cafer; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimBu araştırmanın konusu Erdelan Emirliği'nin Osmanlı ve İran imparatorlukları (Safeviler, Afşarlar, Zendler ve Kaçarlar) ile olan münasebetleridir. On ikinci yüzyılın sonlarına doğru Şehrezor merkezli olarak kurulan Erdelan Emirliği Kürt emirlikleri içinde en önemli ve etkili olanlardan birisidir. On altıncı yüzyılın ortalarına kadar Şehrezor bölgesinde bağımsız ve yarı bağımsız bir şekilde varlık gösteren Erdelan Emirliği, Osmanlı ve Safevilerin Şehrezor'da hakimiyet kurmak için mücadele ettikleri dönemlerde bölgedeki dengelerinin oluşmasında büyük bir etkiye sahip olmuştur. Osmanlı-İran sınırında bulunan Erdelan Emirliği stratejik konumunun verdiği avantajı değerlendirerek ve adı geçen imparatorluklar arasında denge stratejisi izleyerek uzun süre siyasi varlık göstermeyi başarmıştır. On yedinci yüzyılın başlarında İran merkezi devletlerine bağlı olarak hakimiyetini sürdüren emirlik, İran'da yürütülen merkezileşme politikaları sonucunda Kaçarlar devrinde, 1867 yılında ortadan kaldırılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde emirlik örgütlenmesinin doğru anlaşılması için Kürt toplumunda uzun süre varlık göstermiş olan aşiret kurumu incelenmiş, birçok aşiret ve aşiret konfederasyonunu bünyesinde barındıran ve aşiretin üst formu olarak değerlendirilen emirlik idaresi Erdelan Emirliği özelinde tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde İran-Erdelan, üçüncü bölümünde de Osmanlı-Erdelan münasebetleri; Osmanlı, İran ve Erdelan dönem kaynaklarına, arşiv belgelerine, araştırma eserlere ve seyyahların notlarına bağlı olarak irdelenmiştir. Erdelan Emirliği'ni diğer Kürt emirliklerinden ayıran önemli bir nokta, emirlik bünyesinde gelişen tarih yazıcılığı geleneğidir. Gerek Erdelan kaynakları ve gerekse Osmanlı-İran kaynakları çalışmanın literatür taraması bahsinde işlenmiş, adı geçen eserler genel hatlarıyla tanıtılmıştır. Erdelan mirlerini bölgenin etkili güçlerinden kılan temel faktörler; Osmanlı ve İran imparatorlukları arasında bulunmanın verdiği avantajı iyi değerlendirmeleri, Kürt aşiret kuvvetlerinin askeri desteğinden yararlanmaları ve Kürt coğrafyasının sağladığı doğal koruma özelliğini etkili kullanmalarıdır. Bunlar çalışmada ulaşılan temel sonuçlardır.Doctoral Thesis 19. yüzyılda Diyarbekir'de kıtlık(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Mengirkaon, Sabri; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimKıtlıklar, insanların geçmişten bu yana en fazla etkilendikleri afetlerin başında gelmektedir. Ortaya çıkmaları ve sonuçları itibariyle etki alanları büyük olan bu afetler toplumların sosyo-ekonomik yapılarını her açıdan etkilemiştir. Bu çalışmada 19. yüzyılda Diyarbekir'de meydana gelen kıtlıklar sebepleri ve sonuçları bağlamında incelenmiştir. Ayrıca konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu dönemde Diyarbekir'de başta tarım olmak üzere toplumsal refahın kaynakları ile ulaşım ve haberleşme imkânları da değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan diğer konular kıtlıkların 19. yüzyıl Diyarbekir'inde sosyal yapıya ne şekilde etki ettiği ve devletin kıtlıklarla mücadele stratejileridir.Kıtlıklar, ortaya çıkışları itibariyle birçok olumsuzluğun müşterek sonuçlarıdır. Dolayısıyla bu çalışmada 19. yüzyıl Diyarbekir'inde meydana gelen kıtlıklar, başta asayişsizlik olmak üzere dönemin yerel meseleleri ile beraber ele alınmıştır. Bu nedenle Osmanlı arşiv belgeleri, konsolosluk raporları, Diyarbekir Vilayet Gazetesi gibi yerel kaynaklar analiz edilmiştir. Ayrıca Diyarbekir'e gelen seyyahların ve dönemin bazı müelliflerinin yazdıkları kitaplar da bu çalışmanın ana kaynaklarındandır.Bu çalışmanın sonuçlarına göre 19. yüzyılda Diyarbekir'de ulaşım ve taşıma imkânlarının yetersizliği tüketim maddelerinin teminini tamamen yerele bağımlı hale getirmiştir. Bu dönemde Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Diyarbekir'de de iaşe büyük oranda buğdaya bağlı olduğundan, tarımsal üretimi olumsuz etkileyen başta kuraklıklar, göçebe aşiretlerin baskıları, çekirge istilaları, salgın hastalıklar gibi birçok mesele kıtlıklara zemin hazırlamıştır. Özellikle yüzyıl boyunca eksik olmayan asayişsizlikler kıtlığa neden olan bu olumsuzlukların etkilerini daha da artırmış hatta bunların etkilerini de aşarak kıtlığın sürekli hale gelmesinde katalizör görevi görmüştür.Doctoral Thesis Tahrir, tasnif ve tavsif: Evliya Çelebi seyahatnamesinde şehir vemimari(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Taşar, Emin Selçuk; Düzenli, Halil İbrahimÇalışma, Evliya Çelebi Seyahatnamesini merkeze alarak hem eserin kendisini hem de şehir ve mimariye dair söylemleri tahrir, tasnif ve tavsif kavramları çerçevesinde analiz etmektedir. Yazma ediminin başat bir rol oynadığı Evliya Çelebi'nin seyahatinde, anlatının kurgusunun zamansal değil mekânsal olduğu görülmektedir. Eserde bu yönüyle, edebiyattan ilahiyata, tarihten coğrafyaya kadar uzanan bütün disiplinlerde "şehir ve mimari"nin müşterek bir konuma sahip olduğu düşünülmektedir. Söz konusu iki kavramı odağa alarak bunların analizinin yapılması, eseri anlamlandırabilmenin zaruri gerekçesi sayılabilir. Çelebi'nin hayatı boyunca büründüğü roller ve "sebeb-i telif" olarak adlandırılabilecek rüya anlatısı, eserin yazım yöntemine ve içeriğine dair fragman halinde veriler sunar. Çalışma, bu veriler ışında "şehir ve mimari" odaklı bir analiz yaparak bu zaruriyeti giderme çabasındadır. Şehir Çelebi'nin seyredebileceği bir sahne konumundadır. Bazen içerisinde var olduğu bu sahne onun anlatımında geniş bir yer tutar. Onun "şehir" derken ne kastettiği, şehri hangi düzlem ve katmanlardan gördüğü sorularına cevap aranarak, şehri nasıl tasnif ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca şehir terkipleri dikkate alınarak, Çelebi'nin düşünce dünyasında şehre dair bakış açısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Eserde farklı başlıklar kullanarak mimarlık tasnifini açık bir şekilde kaleme alan Çelebi'nin mimariyi nasıl vasıflandırdığı anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Yapılar hakkında kurduğu terkipler onun bakış açısını en sarih ifade eden veriler olduğu kabulüyle, bu terkipler anlam kategorilerine ayrılmış ve Çelebi'nin bakış açısı parça ve bütün ilişkisi içerisinde irdelenmiştir.Doctoral Thesis 19. yüzyılın ilk yarısında Hakkâri'de idârî ve sosyal yapı (1800-1850)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Ülke, Cemal; Özcoşar, İbrahim; Özcoşar, İbrahimHakkâri ve çevresinin içinde bulunduğu bölge, Çaldıran Savaşı'nın ardından 1548 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Van Eyaleti'ne bağlı hükûmet sancaklar statüsünde Osmanlı idârî yapısı içerisinde yer almıştır. Daha sonra bölgenin kontrolü Van beylerbeyi aracılığıyla yerel güç unsurlarından Şenbu hanedanına verilmiştir. Şenbu hanedanı, 19. yüzyılın ilk yarısına doğru uygulanmaya çalışılan Tanzimat'ın merkezîleşme politikalarına kadar Hakkâri'nin kontrolünü ellerinde bulundurmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında başlayan merkezîleşme çabaları, Osmanlı Devleti'nin uç bölgelerindeki yerel beyler/mîrler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Merkezileşme politikalarının ısrarlı bir şekilde uygulanması, devletin uç bölgesinde hâkimiyeti elinde bulunduran mîrlerin isyanına neden olmuş ve bu süreç emirliklerin tasfiye edilmeleriyle sonuçlanmıştır. Emirliklerin lağvedilmesinin hemen ardından 1847 yılında; Diyarbekir, Cizre, Van ve Hakkâri'yi kapsayan bölgede "Kürdistan Eyaleti" kurulmuştur. Eyaletin tesis edilmesiyle birlikte Hakkâri'nin de içinde bulunduğu bölgede Tanzimat uygulanmaya başlanmıştır. 1849 yılında bölgede ikamet eden son Hakkâri Mîri Nurullah Bey'in de sürgüne gönderilmesinin ardından, aşiretli-aşiretsiz Kürt ve Nasturilerin yoğun bulundukları Hakkâri, Kürdistan Eyaleti'nden ayrılarak "Hakkâri Eyaleti" olarak yeniden teşkilatlandırılmıştır. Hakkâri Eyaleti'nin kurulmasıyla beraber bölgede Tanzimat'ın uygulanma alanı daha da genişlemiş ve Hakkâri'ye ilk defa merkezden memurlar gönderilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti, memurların "dirayetli ve vukuflu" olmalarına özen göstermiş ve yerel güçleri de Hakkâri yönetimine dahil etmişse de sorunlar/çatışmalar son bulmamış, idârî bir boşluk meydana gelmiştir. Kürt beylerinin/mîrlerinin tasfiye edilmelerinin ardından ortaya çıkan bu idâri boşluk, seyyidler/şeyhler tarafından doldurulmaya başlanmıştır. Bu bağlamda, "19. yüzyılın ilk yarısında Hakkâri"nin idârî ve sosyal yapısı"na odaklanan çalışma, Osmanlı arşiv belgeleri ışığında Tanzimat sonrası merkezileşme politikalarının Hakkâri ve çevresine etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 19. yüzyılın ilk yarısında Hakkâri, tarih disiplini içerisinde şimdiye kadar bir bütün olarak incelenmemiş ve bu yönde bir boşluğun olduğu görülmüştür. Bu yöndeki boşluğu doldurmayı hedefleyen çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Hakkâri Emirliği'nin tarihçesi; ikinci bölümde Tanzimat Fermanı'nın Hakkâri ve çevresinde etkileri ve sonuçları; üçüncü bölümde ise Hakkâri'nin etnik, sosyal ve dini kimliğini oluşturan aşiretler/konfederasyonlar ele alınmıştır.Doctoral Thesis Mimarlıkta kuramsal suskunluğun inşası ve imkanları(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Işıker, Figen; Tanyeli, Abdullah Uğur18. yüzyıl, klasik mimarlığın kiplerini icat etmiş böylece her döneme kolayca uyarlanabilir bir gramer üretmiştir. Klasiğin sürekliliğinin sekteye uğradığı diğer tüm mimarlık düşünme biçimleri ise "kuramsal suskunluğun" inşasının birer ifadesidir. "Asli" olanı terk eden yeni düşünme biçimleri, sonsuz olduğu tahayyül edilen yegâne kavrayışın çoktan dağıldığının habercisidir. Zoraki ilişkiler kurmak için çabalamayan, şüphe duyabilen, çizgi dışı söylemler üretmiş her bir bakış açısı zaman zaman kendi içinde tutarlı bir bütün oluşturma çabası içinde olsa da geleceği öngörülemeyen bir tarihin başlangıcına işaret eder. "Batı"da Aydınlanma ile başladığı varsayılan insanın düşünce serüveninin dönüşmeye başlaması ve aklın kullanımının özgürleşmesine paralel olarak vuku bulan tüm bu olaylar, mimarlıkta da birçok "sapma"yı kaçınılmaz olarak üretir. Bu sapmaların her biri sınırlarını koruma çabası içinde olan ve epistemolojik inşasını sağlam bir temel üzerine oturttuğu yanılsamasını üreten mimarlığın, pek çok şeyden vazgeçmek zorunda kaldığı, çatışmalı bir döneme girdiğinin ilk sinyallerini verir. Bu çalışma da 18. yüzyılda üretimi başlayan ve uzanımlarını modern dünyada da görmeye devam ettiğimiz rasyonalitenin bunalımları ile şekillenen kuramsal suskunluğun inşasının ilk kez deneyimlendiği bazı durumları görmek ve var olduklarını söylemek için yazılmıştır. Önemsiz gibi görülebilecek ve mimarlık yazımında pek çok konudan özerkleşerek çok cılız bir damarı oluşturan bu durumların ortaklaştıkları en önemli parametre, zaman-mekân paradoksu üretmeleri ve bu sebeple mimarlıkta tıkanmalara sebep olmalarıdır. Bu durum modernitenin temellerini sarsacak ciddi bir iddiayı da içinde barındırır. Mimarlık tarihi yazımında yer edinememiş "önemsiz" örneklerin böylesine ciddi bir iddianın kaynağı olabileceği vurgusu da bu arızaların kendi paradoksal içermelerinin doğasından kaynaklanır. Herkesin üzerinde uzlaştığı mimarlık tarihi ve kuramı içinde bilinen tüm meselelerin dışında duran, çok da bilinmeyen bu arızaların epistemolojisini anlamak üzere yazılmış olan bu tez; tekrarın üretiminden sıyrılıp düşünmeyi sağlayacak ve yeni epistemik güzergahlar açabilmeyi mümkün kılacak tartışmaların bir başlangıcıdır.Doctoral Thesis Şanlıurfa kenti Haleplibahçe Mahallesi'nde mekânsal dönüşümün izleri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Karaçizmeli, Mahmut; Toka, SerdarBu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de Şanlıurfa Kenti, Haleplibahçe Mahallesi örneği üzerinden mekân üretim süreçlerinin okunmasıdır. Henri Lefebvre'in mekân kuramına yaslanan bu çalışmada; kent imgeleri, tarihi ve toplumsallığı üzerinde fikir üretirken Walter Benjamin'in pasajlar yapıtındaki ifadesiyle: "hem bilmecelerin peşinden koşan hem de yeni bilmecelere yol açan " flanör yaklaşımı metodolojik olarak benimsenmiştir. Güncel çalışmalar bağlamında Şanlıurfa kent mekânına bakıldığında, mekânın ne olduğunu, mekânın nasıl üretildiğini, mekânın nasıl algılandığını, bu algının ne gibi stratejilerle yürürlüğe konduğunu ve yaşama nasıl katıldığını ortaya koyan çok katmanlı yöntemlere ihtiyaç olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü halihazırda mekâna yönelik bakışlar sınırlı görme imkanları sunmakta ve kent mekanına ilişkin imajlar zaman aracılığıyla hızla bozuma uğramaktadır. Bu nedenle kent mekanını yorumlarken, bütüncül bir anlatı kurmak yerine parçalı bir düşünce sistemi ile analizler yapmanın daha yerinde olacağı varsayılmıştır. Bu parçalılık her ne kadar sınır, mevki ve hiyerarşiler üretiyor gibi görünse de her bir noktanın diğeriyle bir ağ sistemiyle bağlı olduğu unutulmamalıdır. Birbiriyle ilişkili bir parçalılığın, değişkenliğin, farklılıkların, katmanlılığın ve ritimlerin esas alındığı bir mekân anlatısında Lefebvre'in mekân üretimi kuramındaki üçlü düşünce sistemi (algılanan mekân, tasarlanan mekân, yaşanan mekân) ve dönemselleştirmeleri hareketli ve kapsayıcı yapısıyla mekân analizinde güncelliğini koruyan olanaklar barındırmaktadır. Lefebvre, farklı görünen birçok disiplini ve gündelik yaşamı, mekânın potasında eritmesi ve zamanı bu yöntemin bir kontrol ve ritimleri yakalama mekanizması olarak ele almasıyla mekân düşüncesinde çığır açmış ve yaşamı boyunca yaptığı felsefi, sosyolojik ve teorik çalışmaları "ritimanaliz" olarak adlandırdığı metodolojisiyle ortaya koymuştur. Çalışmada, kent mekânında tarihsel süreçte gerçekleşen mekânsal üretimlerin fiziksel görünümlerini tartışmaktan çok bu süreçlerin arkasındaki düşünce kalıplarının analizinin yapılması öncelenmiştir. Şanlıurfa'daki mimari yapılar, kent planları, haritalar, gravürler, resimler hangi dönemde ve kim tarafından üretilmiş olursa olsun bir temsil olarak ele alınmıştır. Kolaj tekniğiyle bu temsillerin arka planına ilişkin sorgulamalar yapılmıştır. Lefebvre de mekâna farklı güçlerin mücadele alanı olarak baktığını ve bu güçlerin meşru görünümlerini kazanırken türlü yıkım, tasarım ve üretim süreçlerinden geçtiğini ifade etmektedir. Bu nedenle çalışmanın konu aldığı tarihsel periyod, modernleşme süreçlerinin kent mekânında görünürlük kazandığı ana özgülenmeden; bu söylemlerin kentte çeşitli anlatı ve imajlarla dolaşıma çıkmaya başladığı dönemlere kadar uzanmaktadır. Söz konusu dönemlerden başlayan soruşturma günümüze yani kent mekanındaki üretimler bağlamında postmodern olarak adlandırılabilecek döneme dek gelmektedir.Doctoral Thesis Arap ulus kimliğinin inşasında tarihyazımı ve mimarlık: Mısır örneği(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Divleli, Abdullah Asım; Tanyeli, Abdullah UğurBu çalışmada, Arap uluslaşma hareketlerinin içerisinde önemli bir yer kaplayan Mısır'ın, on dokuz ve yirminci yüzyıla tekabül eden yerelleşme serüveninde, tarihyazımı ve mimarlığın rolleri tartışılmaktadır. Mısır'ın uluslaşma sürecini inşa eden ve sonrasında kaleme alınan tarihyazımlarının kahir ekseriyeti, milliyetçiliğinin tarihsel kökenlerine ve aktörlerine Avrupa merkezli ve oryantalist bir perspektiften yaklaşmakta ve bu, bir takım tarihyazımsal sorunsallar ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu sorunsallar zaman, mekan, aktörler ve hadiseler gibi bir takım tartışma alanları tariflemektedir. Bu sorunsallar etrafında yapılacak tartışmalar, hakim tarihyazımı yaklaşımlarının inşa ettiği Mısır uluslaşmasını yeniden ele almaya imkan vermektedir. Metin bu imkanı, on dokuz ve yirminci yüzyıl içerisinde kaleme alınmış tarihyazımları ya da neredeyse bir tarihyazımı gibi işleyen mimarlık/mekan söylem ve pratikleri üzerinden kurgulamaktadır. Bu bağlamda Mısır'ın uluslaşma serüveni, on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda inşa edilen tarihyazımı ve mimarlık/mekan meseleleri dikkate alınarak, "Avrupalıların Mısır'ı", "Mısırlıların Mısır'ı" ve "Nasır'ın Mısır'ı" olmak üzere üç farklı zamansal aralığa ayrılmış ve tartışma bu dönemlere göre yapılmıştır.Doctoral Thesis Mardin Kırsalındaki Süryani Dini Mimarisinin İncelenmesi ve Koruma Yaklaşımları(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2023) Dinç, Erdal; Dinç, Erdal; Dalkılıç, NeslihanMardin, Türkiye'nin kadim şehirlerindendir. Tarihsel süreçte birçok medeniyete ev sahipliği yapan kent, zengin bir kültürel yapıya ve tarihi birikime sahiptir. Mardin kenti, geçmişin izlerini özellikle mimari yapılarında yaşatmaya devam etmektedir. Bu kadim şehirde Türkler, Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve Yezidiler yüzlerce yıl birlikte yaşamışlardır. Her topluluk, kentte, kendi dini mekânlarını inşa etmiştir. Bu tez kapsamında, Hristiyanlık inancına sahip toplulukların Mardin kırsalındaki dini yapıları olan kilise ve manastırlar incelenmiştir. Kırsalda yer alan ve ulaşımı güç olan birçok kilise ve manastırın; tespit edilmesi, belgelenmesi, mimari özelliklerinin incelenmesi, bozulma nedenleri ile koruma sorunlarının belirlenmesi ve yapılan tespitler doğrultusunda Mardin'deki kırsal dini mimarinin korunması için restorasyon metodolojisinin oluşturulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında arşiv araştırması, saha çalışması, yerinde inceleme-gözlem, görüşme ve belgeleme ile büro çalışmaları yapılmıştır. Tez, beş bölümden oluşmuştur. Tezin giriş kısmında konunun niteliği, amacı, kapsamı ve yöntem sunulmuştur. Birinci bölümde bu alanda yapılan önceki çalışmalar incelenmiştir. İkinci bölümde Mardin ve çevresindeki Hristiyanlığın gelişimi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Mardin kırsalındaki kilise ve manastırların tespit ve belgelemesi yapılarak mimari özellikleri anlatılmış, kilise ve manastırlar, plan özelliklerine göre sınıflandırılarak yapıların konumu, tarihçesi, mekânsal ve yapısal özellikleri anlatılmıştır. Daha sonra bu yapıların cephe özellikler ile plan ve cephe elemanları detaylı incelenmiş; çan kuleleri, bahçe/avlu kapıları, giriş kapıları ve pencereler ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Kilise ve manastır yapılarında kullanılan malzeme ve uygulanan yapım teknikleri; temeller, döşemeler, duvarlar ve örtü sistemleri ana başlıkları altında anlatılmıştır. Bu kapsamda 61 yapı incelenmiştir. Dördüncü bölümde Mardin kırsalındaki Süryani dini yapıların bozulma nedenleri ve koruma sorunları iç nedenler ve dış nedenler başlıkları altında anlatılmış, Beşinci bölümde ise belirlenen bozulmalara karşı koruma ve restorasyon uygulamaları öneri olarak sunulmuştur. Son olarak yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlar, koruma önerileri ile birlikte sunulmuştur.Doctoral Thesis Diyarbakir'da güncel kentsel mekân üretim sürecinde rol oynayan aktörler(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2016) Aksoy, Rojat; Tanyeli, Abdullah UğurKentler ve günümüzde daha çok metropol olarak adlandırılanlar, birçok toplumsallığın içinde bulunduğu pratiklerden oluşmaktadır. Toplumsallığın çıktılarından biri olan mekânsal üretimler, çoğullukların bütünleşmesi ile biçimlenmektedir. Bu doğrultuda sermaye de kentte yerini bulmaya ve kazanmaya başlar. Sermaye ile birlikte küreselleşme süreci de kentlerin daha çok önem kazanmasına neden olmuş, birçok kent benzer sermaye etrafında biçimlenmeye başlamıştır. Küresel sermayenin kendine yer edindiği alanlardan biri de kuşkusuz mekân üretimidir. Günümüzde mekân üretim pratikleri arasında yapılaşma önemli bir yer tutmaktadır. Metropol kentlerde bu yapılaşma sürecini aktörlerin etkilediği ve ayrıca bu aktörlerin çıkar ya da çıkar gözetmeyen gruplardan oluştuğu ayrı/aynı dönemlerde kentte bir takım değişimlere neden oldukları görülmektedir. Bunun yanında bu yapılaşmaya öncülük ettiklerini söylemek yerinde olacaktır. Değişimlerin iyi ya da kötü olmasının sorgulanmasından çok bunların her defasında kendisini yeniler durumda olması daha önemlidir. Bu aktörlerin kimler ya da neler olduğunun yanında hangisinin nasıl bir rol oynadığı çalışmanın esas sorgulamalarından biridir. Herkesin kendini ne olarak gördüğü ve birbirleriyle ne kadar ilişki içinde olduklarını sorgulamak xii amaçlandı. Çalışmada, herkesin kavga ettiği bir ortamın iç dinamiklerini anlamak istenildi. Bu durum göz önünde bulundurulup Diyarbakır'da son on yılda yapılmış veya yapılmakta olan bazı mekânsal üretimler araştırmanın konusu olmuştur. Çalışmaya dâhil edilen her aktör; kendini nasıl sorumlu/sorumsuz görüyor. Bu aktörler kendi görevlerini ya da kendilerini nasıl tarif ediyorlar? Birbirlerine göre durumları nasıldır? gibi sorular etrafında çalışma biçimlenmiştir. Kentin mekân üretim sürecinde rol oynayan bu aktörlerden; Yerel Yönetimler, Merkezi Yönetim Kurumları, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve Özel Şirketler - Yap-sat Firmaları çalışma için seçilmiştir. Kentsel mekân üretim pratikleri, Diyarbakır'daki bu aktörlerin üstlendiği yaklaşık 20 proje (tasarım + uygulama) üzerinden şekillenmiştir. Projenin kent içindeki yeri, aktörlerin üstlendiği görev ve sorumlulukları proje üzerinden kısmen de olsa değerlendirilmiş ve bu doğrultuda görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca yapılan bu görüşmeler görsellerle de desteklenip, bazı analizler çıkartılmıştır. Her bir proje için, projeyi daha iyi şekilde anlatabilecek sorular hazırlandı. Hazırlanan bu sorular, bazı projelerde şirket sahiplerine, bazılarında şantiye şefi gibi teknik elemanlara bazılarında mimarlara ve bazılarında ise projenin yapım sürecinde etkili olan aktörlere sorulup çalışmanın amacına ulaşıldı.Doctoral Thesis Savaş sonrası Beyrut'ta mekânsal bellek, imge, travma(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Geldi, Songül; Tan, PelinMekân, bellek ve mimarlık arasındaki ilişkinin varlığı üzerine şekillenen ve geliştirilen Tez, deniz ve dağ kalesi olarak tanımlanan Lübnan'ın 1975-1990 iç savaşının tezahürü olan başkent Beyrut'un savaş sonrası döneminde; bellek ve mekân ilişkisinin yitik imgesi üzerine çalışan farklı sanatsal üretimler ve kentsel mekân analizi üzerine kurulmuştur. Tez, Beyrut üzerine hem kentsel tarih, savaş dönemi kent tarihi, savaş sonrası kentsel dönüşüm hem de mekân-bellek-mimarlık çerçevesinde savaş sonrası dönemin sosyal travmasını ele alan çeşitlisanatsal üretimleri içermektedir. Tez gerek Ortadoğu gerekse dünyanın farklı yerlerinde iç savaşlar sonucunda ortaya çıkan "savaşla bölünmüş kent" argümanını, Beyrut kent merkezi bağlamında 'neoliberal güç paylaşımı' ve 'Solidere sermayesi' olarak tanımladığım Downtown Beyrut'un amnezik yeniden yapılanmasının siyasal arka planı olan kentsel dönüşüm projesi Solidere'in çözümlenmesine yoğunlaşmıştır. Bu Tez parçalı, geçirgen, olası temsil ve deneyimlere açık olan mekânı iktidar, ekonomi ve ideolojik paradigmalarla pazarlanarak yeniden icat edilen Beyrut'un, yeni bellek mekânlarını, travmatik mekânlarını, mekân-bellek-travma ilişkisi etrafında düşünürlerce ileri sürülen bir dizi kuram-kavram bağlaşında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Beyrut'un deneyimlenmiş savaş tarihini mimari yapılar, anılar, anlatılar ve imgesel temsillerle mekân, bellek, travma, harabe temaları etrafında gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya koyan çağdaş sanatçıların edebi-kültürel-sanatsal üretimlerinin analizi ve değerlendirmesi şeklinde özetlenebilir.