Konak Özçelik, Musaye

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Özçelik, Musaye Konak
Özçelik, Konak Musaye
Özçelik Konak, Musaye
Job Title
Öğr. Gör.
Email Address
musayekonak@artuklu.edu.tr
Main Affiliation
Department of Social Services/ Sosyal Hizmet Bölümü
Status
Current Staff
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

3

GOOD HEALTH AND WELL-BEING
GOOD HEALTH AND WELL-BEING Logo

1

Research Products

4

QUALITY EDUCATION
QUALITY EDUCATION Logo

1

Research Products
This researcher does not have a Scopus ID.
This researcher does not have a WoS ID.
Scholarly Output

9

Articles

5

Views / Downloads

85/704

Supervised MSc Theses

0

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

WoS h-index

0

Scopus h-index

0

Patents

0

Projects

0

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

7

Supervised Theses

0

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Disiplinler Arası Kadın Çalışmaları1
İçtimaiyat (Online)1
Mukaddime1
Sosyologca1
Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Quartile distribution chart data is not available

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 9 of 9
  • Article
    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE BAZI SALGIN HASTALIKLARIN TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
    (INSTİTUT FÜR DİE WELT DER TÜRKEN, 2021) Pesen, Birgül; Özçelik Konak, Musaye
    İnsanlık tarihi boyunca farklı dönemlerde toplumlarda hastalıklar ortaya çıkmıştır. Bu görülen kimi hastalıklar, salgın halini almıştır. Geçmişten günümüze görülen salgın hastalıklar toplumda derin izler bırakmıştır. Salgın hastalıklara karşı geçmişte de önlemler alınmaya çalışılmıştır. Tarihte görülen salgın hastalıkların kaynağı ve hastalığın ne gibi etkileri olacağı bilinmediğinden toplumda korku hâkim olmuştur. Süreç içerisinde yaşanan değişimlerden ve sağlık alanında atılan adımlarla salgın hastalıklara karşı uygun aşı bulunmuş ve karantina sistemi de faaliyete geçmiştir. Ancak atılan adımlara rağmen halkın yeterli bilgiye sahip olmadığı anlaşıldığından halkın bilinçlendirilmesi için çalışmalar yürütülmüştür. Çalışmalara rağmen salgın hastalıklarının öldürücü etkisi, toplum içerisinde ilişkilerde kopmalara yol açmıştır. Salgın ekonomide de etkisini göstermiş ve toplumda kıtlıklar baş göstermiştir. Salgın hastalıklar toplumun sosyo ekonomik hayatını oldukça kötü etkilediği gibi bireylerde de salgın nedeniyle olumsuzluklar fark edilmiştir. Salgının en çok vücut direnci zayıf kişileri (yaşlılar, çocuklar) etkilediği tespit edilmiştir. Osmanlı Devleti, faaliyetleriile salgın hastalıklara karşı mücadelede kararlılığını sürdürmüş ve nizam çerçevesinde hareket etmiştir. Bu kararlılık günümüzde de devam etmekte olup devlet yürütmeye çalıştığı politikaları ile salgına karşı* mücadelesini sürdürmektedir. Bu çalışmada veba, frengi, kolera, çiçek hastalığı, sıtma, kızamık, yeni koronavirüs (covit-19), gibi bazı salgın hastalıklar hakkında tarihsel bilgi verildikten sonra bu hastalıların toplum üzerindeki etkisi izah edilmeye çalışılmıştır.
  • Article
    Sosyal Medya ve Mahremiyetin Dönüşümü Bağlamında Kadın
    (2024) Özçelik, Musaye Konak; Çetintaş, Ahmet
    İçerisinde yaşıyor olduğumuz çağda insan hayatı, özellikle teknolojik gelişmeler ve dijitalleşmenin ortaya çıkardığı geniş kapsamlı dönüştürücü etkilerle karşı karşıyadır. Böyle bir dünyada dönüştürücü faktörler toplumsal hayatın tamamına etki etmekte ve yeni bir insan, yeni bir toplum vücuda getirmektedir. Teknolojinin gelişmesi ve buna bağlı olarak yeni sosyal medya araçlarının oluşması sonucunda bireylere; duygu, düşünce ve eserlerini paylaşacakları çeşitli alanlar sunulmuş, bu alanlarla beraber paylaşım ve tartışmanın yer aldığı, dönütlerin esas olduğu bir medya ortamı ortaya çıkmıştır. Oluşan bu medya ortamı özel hayatımıza dahil olarak mahremiyet algısını değiştirmiştir. Bireylerin kendilerine ait bilgileri sosyal medyada paylaşmaları mahremiyet algısını değiştirdiği gibi mahremiyet ihlalini de artırmıştır Mahrem olarak kabul edilen özel alanların sınırları sosyal medya aracılığıyla ihlal edilerek sanal ortamda görünür hale getirilmektedir. Mahremiyet de tüm bu süreç içerisinde yeniden değerlendirilmesi gereken önemli bir kavramsal çerçeve olarak karşımıza çıkmaktadır. Mahremiyet ile ilgili bireysel ve toplumsal algı, zamana ve topluma bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Sosyo-kültürel, ekonomik ve teknolojik alanlarda yaşanan değişme ve gelişmeler mahremiyete ilişkin algıların ve davranışların değişmesine de yol açmaktadır. Tek yönlü medya olarak kabul edilen gazete, radyo, televizyon vb. geleneksel medya dışında alternatif bir medya olarak kabul edilen sosyal medya, günümüz toplumlarının mahremiyet algısını ve bireylerin buna ilişkin davranışlarını neredeyse köklü bir şekilde değiştirmektedir. Bu çalışmada sosyal medyanın kadın mahremiyetini nasıl dönüştürdüğüne dikkat çekilmiştir. Mahremiyet ve sosyal medya kavramları hakkında bilgi verilerek, sosyal medyanın kadının mahremiyetini nasıl değiştirdiği anlatılmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yönteminin doküman analizi inceleme tekniği ile; “sosyal medya, mahremiyet, mahremiyet ve sosyal medya arasında ilişki, kadın ve mahremiyet, sosyal medyada kadın mahremiyetinin dönüşümü” konuları izah edilmiştir.
  • Book
    Karşılaştırmalı Olarak Türk Sosyolog ve Tarihçileri
    (Doğu Kitabevi, 2022) Özçelik, Musaye Konak
    Sosyolojide ve sosyal teoride dün ya da bugün yoktur. Var olan teorinin kapsamının zamanla genişlemesidir. Sosyolojinin kapsamı genişledikçe gerçek anlamda pek bir şeyin değişmediği de görülecektir. Sosyolog için dün bugündür. Bugünü açıklayabilirsek dünün de açıklanabileceği iddia edilmektedir. İki alanın ortaklığının dün ile bugün arasında kurmaya çalıştıkları ilişkiden doğduğu birçok düşünür tarafından kabul edilmektedir. Dünün aydınlatılmasıyla bugüne bakan “tarih” ve bugünü açıklayarak dünü bilen bir “Sosyoloji”nin kesişim noktası meydana gelir. Bu çalışmada tarih ve sosyoloji arasındaki ilişkiyi somut bir biçimde değerlendirmek amacıyla Cumhuriyet Dönemi sosyologları arasında Hilmi Ziya Ülken ve onun öğrencisi olan Cahit Tanyol, tarihçilerden ise; ülkemizde önde gelen ve dünyaca tanınan Halil İnalcık ve onu yakından takip ederek fikirlerinden etkilenen elli yıllık bir dostluk ilişkisi bulunan Kemal Haşim Karpat’ın, belli konulardaki fikirleri karşılaştırılmıştır. Söz konusu isimler ayrı ayrı değerlendirildikten sonra bu isimlerin Türk toplum tarihi ve toplum sorunları hakkındaki düşünceleri açıklanmıştır.
  • Presentation
    Aydınlanma Düşüncesinin Geliştirdiği Modern ve Postmodern Dönemlerinin Cemaatleşmeye Etkisi
    (İlmi Edütler Derneği, 2019) Özçelik, Musaye Konak
    Cemaat insanlık tarihinin başlangıcından beri vardır. Çünkü insan toplumsa bir varlıktır ve yalnız yaşaması mümkün değildir. bundan dolayı bireyler daima cemmatler içerisinde bulunma ihtiyacı duymuş ve cemaatler oluşmuştur. klasik sosyoloji boyunca cemaat hep Tönnies'in ortaya koyduğu anlamda, geleneksel tarım toplumunun sanayi öncesi yaşam biçiminini niteleyen toprak temelli, dini geleneklere bağlı komünal ve yarı komünal derin bir bizlik duygusu içeren toplumsal yaşam biçimi olarak algılanmıştır. fakat modernleşme ile birlikte bu anlamdaki cemaaten topluma geçileceği ve cemaatin yok olacağı, yerini toplumun alacağını fikri benimsenmişti. Toprağa bağlı çözülerek birincil önemini yitirmiştir. Ancak hiçbir zaman tamamen yok olmamıştır. Cemaat toplumsal yaşantının ilk ve en önemli özelliği olarak daima vardır ve çok çeşitli biçimlerde de olsa özünün koruyarak var olacaktır. Çünkü her fert cemaat içinde doğar ve yaşamını cemaate borçludur.
  • Article
    Tehdit Algısının Güven Üzerindeki Etkisi
    (Sosyologca, 2020) Özçelik, Musaye Konak
    İnsanlar arasındaki ilişkilerde temel duygulardan biri olan güven, tehlike ve belirsizliklerin artması sonucu çağımızın temel problemlerinden biri olarak görülmektedir. Günlük hayatın bireysel ve sosyal ilişkilerinde çok önemli bir etken olan güvenin insanlık tarihi kadar eski olduğu bir gerçektir. Belirsizliklerin hızla yayıldığı bir dünyada güven eksikliği yakından hissedilmektedir. 21. yüzyıldaki hızlı değişim ve akışlar çağı bireylerin, grupların ve sosyal kurumların işleyişini değiştirmiştir. Buna ek olarak özellikle teknolojide meydana gelen değişme ve gelişmeler bir yandan insan hayatını kolaylaştırırken diğer yandandaha tehlikeli bir hal almasına sebep olmuştur. Teknolojik ilerleme, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesi, günümüz dünyasında yeni tehditlerin oluşmasına, var olan tehditlerin ise daha da etkili hale gelmesine neden olmuştur. Bu tehlike ve riskler toplum hayatında tehdit algısının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Oluşan bu tehdit algısı ise güvensizliği yaygınlaştırmıştır.
  • Article
    Gelenekten Günümüze Ailede Cinsiyet Rollerinin Değişimde Kadın Eğitiminin Rolü
    (2025) Özçelik, Musaye Konak
    Bu makalede, geleneksel aile yapılarında kadınlara atfedilen toplumsal cinsiyet rollerinin tarihsel kökenleri ile bu rollerin zamanla nasıl dönüştüğü ve bu değişimde kadın eğitiminin nasıl etkili olduğu incelenmiştir Geleneksel aile yapılarında kadınların rolü çoğunlukla bakım, hizmet ve duygusal destek alanında yoğunlaşmış; karar alma süreçlerinde ise daha sınırlı bir görünürlükle yer almışlardır. Eğitime erişimin sınırlı olduğu bu dönemlerde kadınların aile içi görev dağılımı sabit kalmış, erkek otoritesine dayalı yapı baskınlığını Cumhuriyet sonrası dönemde ve özellikle 1980’li yıllardan itibaren kadınların eğitim oranlarında yaşanan artış, aile içi rollerde dönüşümün önünü açmıştır. Eğitimli kadınlar sadece bilgi ve beceri kazanmakla kalmamış, aynı zamanda ekonomik yaşamda daha aktif hâle gelerek aile yapısında söz sahibi olma oranlarını da artırmıştır. Kadınların eğitimiyle birlikte aile içi karar alma süreçlerinde daha dengeli bir dağılım ortaya çıkmış, çocuk yetiştirme pratikleri değişmiş ve ev içi iş bölümü yeniden şekillenmiştir. Makalede, mevcut literatür ve Türkiye’deki güncel veriler ışığında, kadın eğitiminin aile rolleri üzerindeki etkisi çok boyutlu olarak değerlendirilmiş; yapısal, kültürel ve ekonomik unsurlar dikkate alınmıştır. Kadın eğitiminin bireysel faydalarının yanı sıra, aile yapısında daha demokratik, katılımcı ve eşitlikçi ilişkiler kurulmasına katkı sağladığı görülmüştür. Bununla birlikte kırsal bölgelerde hâlen eğitime erişim sorunları yaşandığı, geleneksel değerlerin bu dönüşüm sürecini sınırladığı da tespit edilmiştir.
  • Book Part
    KADIN İSTİHDAMI VE EĞİTİM ARASINDAKİ İLİŞKİ
    (Efe Akademi Yayınları, 2023) Özçelik, Konak Musaye
    Yaradılışından bugününe kadının elinin ve emeğinin dokunmadığı bir nesne, bir insan, bir hayat şüphesiz yoktur. Sadece toplumsal yapıda konumlandığı yerden dolayı değil fıtratı itibariyle de kadın üretken, doğurgan, neslin devamlılığı sağlayan önemli bir pozisyondadır. Tüm zamanlarda kadın emeği hayatın akışında büyük yer tutmaktadır. Fakat bu emeğin ekonomik anlamda karşılık bulmaya başlaması, kadın emeğinin sergilendiği tarih kadar eski değildir. Bir ücret karşılığı, belirli bir zaman diliminde mesai harcayarak gerçekleşen istihdam anlamında kadın emeği, son yüzyıllarda mesele olmaya başlamış ve ne yazık ki hala gereken özene layık bulunamamıştır. Bu çalışmada da istihdam kavramı kısaca tanımlandıktan sonra, kadın istihdamı ve tarihçesi, kadın istihdamının önemi, kadın istihdamının sorunları ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. Çalışmanın devamında kadın istihdamı ve eğitim arasındaki ilişki açıklandıktan sonra, eğitim durumuna göre kadın istihdamı, mesleki eğitimde eşitsizlik konuları hakkında bilgi verilmiştir
  • Presentation
    Kemal Haşim Karpat'ın Sosyolojik Fikirleri
    (Recent Academic Studies, 2023) Konak Musaye, Özçelik
    Her toplumsal olayın belli bir tarihte gerçekleşmesi ve her tarihsel olayın da aynı zamanda toplumsal olması sosyoloji ile tarih ilişkisini zorunlu kılmıştır. Tarihin aynı zamanda sosyolojiye geniş malzeme sunan bir laboratuvar olduğu kabul edilmektedir. Toplumu anlamak için geçmiş, şimdi ve gelecek önemsenmelidir. Şimdiyi geçmişle, geçmişi şimdiyle ve geleceği onlarla birlikte anlamak gerekmektedir. Tarih ve sosyoloji birbirini tamamlayan iki disiplindir. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Bu görüşü savunan ve doğrultuda çalışmalar yapan gerek dünyada gerekse ülkemizde tanınan, önemli çalışmalara imza atan isimlerden biri Kemal Haşim Karpat’tır. Tarihçi olarak bilinen Karpat’ın çalışmaları incelendiğinde ve fikirleri değerlendirildiğinde onun sosyolojik yönünün de ağır bastığını görmek mümkündür. O, Osmanlı, Türkiye, Orta Asya tarihi vb. tarihsel konularda kapsamlı çalışmalar yaptığı gibi göç, kimlik, demokrasi, din gibi sosyal konularda da çalışarak sosyal gerçekliği tarihsel çerçevede değerlendirerek kendine özgü bir bakış açısı sunmuştur. Bu çalışmada da Karpat’ın kimlik, demokrasi, göç, din ve laiklik gibi sosyolojik konulara dair görüşleri değerlendirilerek sosyolojik yönüne dikkat çekilmiştir Toplumsal olaylar değerlendirilirken, tarihsel olaylarında değişim ve dönüşümleri göz önünde bulundurulmalıdır. Sosyolojide önde gelen Marx, Durkheim, Weber, Mills gibi isimler sosyal gerçekliği tarihsel gerçeklikten bağımsız değerlendirilmeyeceğini vurgulamışlardır. Tarih biliminin önemli isimlerinden olan Karpat’da benzer bir biçimde sosyolojinin tarih için önemli olduğunu ve tarihsel olayların toplumsal bir parspektifte değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Tarihçi olan Karpat’ın yapmış olduğun sosyolojik çalışmalarında önemli olduğunu savunmak mümkündür. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kapsamında doküman inceleme tekniği kullanılmıştır. Geniş çaplı literatür taraması yapıldıktan sonra elde edilen bilgiler sunulmuştur. Bu bilgiler sonucunda tarihçi olarak bilinen Karpat’ın çalışmalarının sosyolojik yönünün olduğu ve sosyoloji bilimine dahil edilecek çalışmalarının olduğunu savunmak mümkündür.
  • Article
    İnsan İlişkileri Yaklaşımı Bağlamında Kadının Çalışma Hayatındaki Rolü
    (2025) Özçelik, Musaye Konak
    Yaşamın sürekliliğini sağlayan sosyal bir faaliyet olarak bilinen çalışma teriminin geçmişi insanlık tarihine kadar dayanan insan yaşamının en önemli kavramlarından biridir. Fakat çalışma kavramının bir disiplin olarak toplumsal yaşamın bir parçası olması ancak Sanayi İnkılabı ile mümkün olmuştur. Yirminci yüzyılda ortaya çıkan çalışma sosyolojisi, sosyolojinin alt dallarından biri olarak temelde çalışma yaşamı ve sorunlarına odaklanmıştır. Çalışma sosyolojisi ülkemizde yeni gelişen bir alandır. Sanayileşme ile birlikte gelişen teknoloji ve bilgi birikimi toplumları hızlı bir değişime uğratmıştır. Endüstrileşme sonrasında çalışma yaşamında meydana gelen değişmeler çalışma sosyolojisinin en temel konularından biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada, çalışma sosyolojisinin temel kavramsal çerçevesi ele alınarak disiplinin teorik yaklaşımları incelenmiştir. Çalışma sosyolojisi, iş yaşamının toplumsal dinamiklerini anlamaya yönelik çeşitli teorik perspektifler çerçevesinde ele alınmakta olup, bu bağlamda Sistem Yaklaşımı, Yönetimsel Psikolojik Yaklaşım, İnsan İlişkileri Yaklaşımı, Sosyal Eylem Yaklaşımı ve Çatışmacı Yaklaşım temelinde değerlendirilmiştir. Bu teorik yönelimler, emek süreçlerini, çalışma ilişkilerini ve iş hayatının birey ve toplum üzerindeki etkilerini farklı açılardan ele almakta ve analiz etmektedir. Çalışmada, söz konusu yaklaşımlar karşılaştırmalı bir perspektifle ele alınarak; çalışma sosyolojisinin kuramsal çeşitliliği ve metodolojik yönelimleri açıklanmıştır. Devamında çalışma sosyolojisi bağlamında İnsan İlişkileri Yaklaşımı temelinde çalışan kadının iş yaşamındaki konumunu ve toplumsal rollerini analiz edilmiştir. İnsan İlişkileri Yaklaşımı, bireyin yalnızca ekonomik bir aktör değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal ihtiyaçları olan bir varlık olduğunu vurgulayarak; iş yerindeki sosyal etkileşimlerin üretkenlik ve iş doyumu üzerindeki etkilerini ele alınmıştır. Bu doğrultuda, çalışmada kadın emeğinin tarihsel dönüşümü, toplumsal cinsiyet rolleri ile iş yaşamındaki dinamiklerin kesişimi ve kadın çalışanların örgütsel yapılar içindeki deneyimleri irdelenmektedir.