Browsing by Author "Yakut, Emrullah"
Now showing 1 - 20 of 21
- Results Per Page
- Sort Options
Article Arpaemîni-zâde Sâmî’nin Meşhur Beytinin Farklı Bir Yorumu ve Klasik Şiirde Penbe-i Mînâ(2022) Yakut, EmrullahArpaemîni-zâde Sâmî’nin “müşkilât”tan sayılan ve “ta’kîd örneği” olarak da nitelenen meşhur beyti üzerine, yazıldığı dönemden günümüze kadar birçok yorum yapılmıştır. Bahse konu olan beytin; sözdiziminde bir kuralsızlık olmasa da anlam yapısından kaynaklanan bir belirsizlik vardır ve bu sebeple farklı çağrışımlara ve yorumlara imkân vermektedir. Talat Onay’ın ifadesiyle iki yüz elli yıldır devam eden tartışma, yeni bulgularla güncelliğini korumaktadır. Bunlar arasında, M. Rûhî’nin ve kendisi de aynı zamanda şair olan Müderris-zâde Sa’dullâh ‘İzzet’in “penbe-i mînâ”ya verdikleri anlam ve dolayısıyla beyte getirdikleri yorum diğerlerinden bariz bir şekilde ayrılır. Bu makalede, daha önce ilmî neşri yapılmayan, Sa’dullâh ‘İzzet’in penbe-i mînâ kavramıyla ilgili yorumu aktarıldıktan sonra diğer yorumlarla mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. Birbirinden çok farklı yorumlandığı görülen söz konusu terkibin, klasik şiirdeki diğer örneklerine müracaat etme zarureti doğmuştur. Bu maksatla Türk şiirinden 150 divan, Fars şiirinden 75 divan taranmıştır. Tarama neticesinde ulaşılan beyitlere dayanarak, klasik Türk ve Fars şiirinde “penbe-i mînâ” tabiri etrafında oluşan hayallerin tespit ve tasnifi yapılmıştır. Klasik Türk ve Fars şiirinde elde edilen bulgular ışığında, beyit hakkında ortaya konulan önceki görüşlerin geçerliliği tartışılmıştır.Article Âşık-Maşuk-Rakîb Bağlamında İsmet Özel Şiirinde Aşk(İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2023) Yakut, EmrullahNefis, akıl ve aşk itici güçleri arasında şekillenen insanın varoluş macerası, yine insanın dilsel dışavurum ürünleri olan edebî metinlere ve özellikle şiire büyük ölçüde yansımıştır. Bu dışavurum, farklı edebî geleneklerde yüzeysel farklılıklara sahip olmakla birlikte ortak bazı yönleri de ihtiva etmektedir. Klasik şiirde âşık-mâşuk-rakîb üçlüsü arasında cereyan eden aşk temasının İsmet Özel şiirinde de benzer biçimlerde tezahür ettiği söylenebilir. Klasik şiirde mecâzî ve hakîkî aşk arasında çoğu zaman sınırları belirsizleştiren, ayrımları anlamsızlaştıran bir geçişkenlik vardır. Özel’in şiirinde ise ideolojik hedeflerle tensel arzuların iç içe geçtiği, bunlar arasında keskin geçişlerin yaşandığı bir aşk söz konusudur. Klasik şiirde aşk, insanın tekâmül sürecinin önemli bir vasıtasıdır. Benzer şekilde İsmet Özel için de aşk, insanı varoluş atılımına sürükleyen bir harekettir. Diğer yandan klasik şiirde âşık kendi benliğini adeta yok ederek (fenâ) maşuğa kavuşurken İsmet Özel’in şiirinde güçlü bir “Ben” vurgusu dikkat çekmektedir. Ancak bu Ben’in aynı zamanda bir maşuk olarak anlaşılmasına fırsat veren ipuçları, klasik şiirde ve tasavvuf düşüncesinde bilinen âşık-maşuk bütünlüğü çerçevesinde meseleyi daha ilginç bir boyuta taşımaktadır. Bu makale, klasik şiir ile İsmet Özel şiirindeki aşk anlayışını ve âşık, mâşuk, rakîb tezahürlerini mukayeseli bir şekilde ele almayı, benzerlikleri ve farklılıkları tespit ve tahlil etmeyi amaçlamaktadır.Article Bir Osmanlı Münevverinin Şevket Dîvânı’na Düştüğü Notlar ve Estetik Yargıları(2022) Yakut, EmrullahMüderris-zâde Abdülkerîm Efendi tarafından tertip edilen Dîvân-ı Belâgât-Unvân-ı Abdülkerîm adlı divan mecmuası Nâsır Alî el-Hindî Divançesi ve Şevket-i Buhârî Dîvânı’ndan oluşmaktadır. Abdülkerîm Efendi’nin oğlu Müderris-zâde Sa‘dullah ‘İzzet ise Şevket-i Buhârî Dîvânı’nın derkenarına bazı beyitlerin şerhini ve/veya tercümesini kaydetmiştir. Ancak söz konusu bu tercüme ve şerhlerin, kendisine mi yoksa Şevket-i Buhârî dersi aldığı amcası ‘Ârif Efendi’ye mi ait olduğu tartışmalı bir husustur. Divanda tercüme ve şerhten başka; a‘lâ, gâyet a‘lâ, gâyetü’l-gâyet a‘lâ anlamına gelen bazı işaretler kullanılarak beyitler estetik bir derecelendirmeye tabi tutulmuş, anlam yönünden ise nükteli, müşkil gibi tasnifler yapılmıştır. Kendisi de şair olan Sa‘dullah ‘İzzet tarafından kaydedildiği anlaşılan bu derkenar notları Hint üslubunun ve Şevket-i Buhârî’nin kendine mahsus şiir anlayışı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Derkenardaki dağınık ve düzensiz notlar, içerdiği samimi yorumlar sayesinde XIX. yüzyılda yaşayan bir şiir okurunun klasik şiire nasıl baktığı, şiir karşısında neler hissettiği konusunda da ipuçları vermektedir. Bu makalede tasnife konu beyitler incelenerek bu tasniflerin neye göre yapıldığı irdelenmiş; Hint üslubunda önemli bir yer tutan “ince hayal”in tespit ve tahlili yapılmış; övgü ve beğeni ifadelerine konu olan beyitler tahlil edilerek şârih/okurun nasıl bir şiir estetiğine sahip olduğu anlaşılmaya ve resmedilmeye çalışılmıştır.Article Farsça metinlerde çeviri yazı problemleri ve Hammer tercümesinde Türk telaffuzunun izleri(RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 2020) Yakut, EmrullahGünümüzde Farsçadan yapılan çeviri yazılarda bir tutarlılık olmadığı söylenebilir. İlk bakışta bunun başlıca sebebi Farsça ile Türkçe arasında müşterek olan bazı kelimelerin bu iki dilde farklı okunuşu gibi görünmektedir. Hatta bu bakımdan bazı çeviri yazılar Türkçe telaffuzun bütün Farsçaya teşmil edildiği izlenimi verebilir. Ortaya çıkan çeviri yazı uygulamalarında bazen Fars bazen Türk telaffuzunun öne çıktığı görülmekte, kimi zaman da her ikisinin tutarsız bir karışımıyla karşılaşılmaktadır. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak için Farsçanın, Fars telaffuzuna uygun okunması / transkribe edilmesi gerektiği gibi kolay bir çözüm akla gelebilir. Bu çalışma ise Farsçanın Türklere mahsus bir telaffuzunun olabileceği iddiasındadır. Nitekim Sûdî Bosnevî, Hâfız şerhinde Rûmî (Türk) ve Acem (İranlı) okuyuşlarından bahsetmektedir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişip Cumhuriyet döneminde bir Mesnevî şerhi kaleme alan Tâhirü’l-Mevlevî’nin çeviri yazısının bu Türk telaffuzunu yansıttığı düşüncesinden hareket edilmekte, keza Hammer’in Hâfız Dîvânı tercümesinde kullandığı çeviri yazının da Türk telaffuzundan izler taşıdığı ve dolayısıyla bu telaffuza tarihî bir dayanak teşkil edebileceği örneklerle sunulmaktadır. Elde edilen bulgular ışığında Farsçanın Türklere mahsus telaffuzunun belirgin ve ayırt edici özellikleri tespit edilmeye çalışılmış, Farsça ibare veya metinlerin çeviri yazıya aktarımı hususunda teklifler sunulmuştur. Abstract: It can be said that there is no consistency in the transcriptions made from Persian today. At first glance, the main reason for this seems to be that some words common between Persian and Turkish are read differently in these two languages. In this regard, some transcriptions may give the impression that Turkish pronunciation is extended to all Persian. In the emerging transcription practices, sometimes Persian, sometimes Turkish pronunciation is prominent, and sometimes an inconsistent mixture of both is encountered. To eliminate this confusion, an easy solution may come to mind; as Persian should be read / transcribed in accordance with Persian pronunciation. This study, on the other hand, claims that Persian may have a Turkish pronunciation. As a matter of fact, Sudî Bosnevi talks about the Rumi (Turkish) and Acem (Iranian) readings in his translation of Hafez. It is based on the thought that the transcription of Tâhirü'l-Mevlevî, who grew up in the last period of the Ottoman Empire and wrote a Mesnevi interpretation in the Republican period, reflects this Turkish pronunciation, as well as the transcription that Hammer used in the translation of the Divan of Hafez has traces of Turkish pronunciation and in this regard it is presented with examples that it can serve as a historical basis for this pronunciation. In the light of the obtained findings, it was tried to determine the evident and distinctive features of Turkish pronunciation of Persian, and proposals were made for translating Persian phrases or texts into translation.Article Hint Üslubu Şairlerinde Orijinalliğin Tezahürü Olarak Yeni Terkipler(Divan Edebiyatı Vakfı, 2019) Yakut, EmrullahHint üslubu şairleri yeni mazmunlar üretirken eşyaya ve hadiselere yeni anlamlar yüklemişler, eşya ve hadiseler arasında yeni anlam ilişkileri kuran terkipler oluşturmuşlardır. Bu terkiplerin bazıları yeni olmakla birlikte Hint üslubu şairleri arasında yaygınlık kazanmış, bu üslubun müşterek unsurları hâline gelmiştir. Çoğu zaman böylesi müşterek terkipler bilhassa aynı dönemde yaşayan şairler arasında yaygınlık kazanmışsa, bunların hangi şaire ait olduğunu tespit etmek mümkün olmayabilmektedir. Bazı terkipler ise şairler arasında revaç bulmayıp sadece belli bir şaire mahsus kalmış veya kendisinden sonra gelen bir veya birkaç şair tarafından kullanılmıştır. Bu çalışmada Hint üslubunda yaygınlık kazanmamış, hangi şaire ait olduğu tespit edilebilen bazı yeni terkipler ele alınmış, böylece aynı üslup etkisindeki şairlerin hususiyetinin ve orijinalliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır.Article Hint Uslubunda Yabancilastirma(RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 2019) Yakut, EmrullahHint üslubunun birçok özelliğini saymak mümkündür. Ancak bu üslubun en önemli ayırt edici özelliklerinden biri ma‘nâ-yı bîgâne’dir. Hint üslubu şairlerince farklı bağlamlarda kullanılabilen ma‘nâ-yı bîgâne tabirinin bir anlamı da garip, zor, karmaşık ve alışılmadık anlamlardır. 1917’de Rus edebiyat kuramcısı Shklovsky’nin ortaya attığı yabancılaştırma kuramı ise metnin algılanışının yavaşlatılması gerektiğini savunur ve bunu temin etmek için de tanıdık şeylerin bilinmeyen ve tuhaf bir biçimde sunulmasını salık verir. Hint üslubunda yabancılaştırma yollarının tedkik edildiği bu çalışmada Türk ve Fars şiirinden örnekler ele alınmış, kimi beyitlerde aşırı hayale ve girift anlam münasebetlerine dayanan bazı noktalar tahlil edilerek bu şiirin anlam dünyasına nüfuz edilmeye çalışılmıştır.Article Klasik Şiirde “Ahvel”(Şaşı) Metaforu: Düalizmin Reddi(2022) Yakut, EmrullahTasavvuf düşüncesi klasik şiirin anlam dünyasının ve estetik anlayışının şekillenmesinde belirleyici bir etki göstermiştir. Tasavvuf geleneğinde, “Allah’tan başka mevcut yoktur” düsturuyla dile getirilen tevhit yorumunun klasik şiire de büyük ölçüde yansıdığını söylemek mümkündür. Bu tevhit anlayışının şiirdeki tezahürü daha ziyade çeşitli istiareler ve remizler vasıtasıyla olmuştur. Bilhassa teşbih ve istiarenin kullanılması tasavvufun girift ve soyut meselelerine daha sade ve somut bir form kazandırılmıştır. Bu temayülde, söz konusu mevzuların daha anlaşılır kılınması arzusunun rol oynadığı düşünülebilir. Klasik şiirde karşılaşılan ahvel (şaşı) istiaresinin de, ikiciliğin (dualism) reddi ve birliğin ispatı için kullanılan bir unsur olduğu görülmektedir. Ferîdüddin Attâr ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî “çift gören şaşı (ahvel) bir çırak” figürü üzerin ikici (düalist) anlayışın, içinde bulunduğu yanılgıyı bir hikâyede temsil yoluyla sergilemişlerdir. Söz konusu iki hikâyede geçen ahvel kavramı, daha sonra gelen şairlerin kullanımıyla bir istiareye dönüşmüştür. Bu çalışmada, ahvel kavramının tasavvuf geleneği içinde tuttuğu yer, istiareye dönüşüm süreci, hangi bağlamlarda kullanıldığı, hangi kavramlarla ilişkilendirildiği tespit ve tahlil edilmektedir. Bu kavramının şiir içinde kat ettiği yol ve gelişim sürecinin izlenmesi, şiir dilinin oluşum ve gelişim seyri hakkında da bir fikir verebileceği düşünülmektedir.Article Klasik Şiiri Kierkegaard’la Okumak: Varoluş Evreleri ve Tipler(Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 2022) Yakut, EmrullahDivan şiiri kendine mahsus bir hayat görüşünü, dünya ve varoluş algısını da içinde barındırır. Bu hayat görüşünün makbûl olan ve olmayan tipleri şiire yansır. Bu çalışmayı ilgilendiren tipler sahte âşık (ehl-i hevâ, ehl-i heves), zâhid ve âşık’tır. Bu tiplerin belli başlı özellikleri Divan şiiri mahsullerinde tespit edilebilmektedir. Böylelikle kabule mazhar olan ve kınanan hayat tarzlarını belirlemek de mümkündür. Diğer yandan insan varoluş biçimlerini estetik, etik ve dinî olmak üzere üç kısımda ele alan Kierkegaard bu üç evreyi temsil eden; edebiyat, müzik, tarih ve mitoloji gibi farklı alanlardan tipler seçmiştir. Bu çalışmada Divan şiirinin yukarıda bahsi geçen üç tipi ile Kierkegaard’ın varoluş evreleri arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Buna göre estetik evrenin dolaysız hazcısı ile ehl-i heves, etik evrenin ahlakçı tipi ile zâhid, din evresinin iman şövalyesi ile âşık tipleri mukayeseli bir şekilde tahlil edilmiştir. Divan şiiriyle doğrudan bir teması tespit edilemeyen Kierkegaard’ın, tasnif ve tarif ettiği varoluş biçimleriyle Divan şiirindeki söz konusu tipler arasındaki benzerliğin nasıl yorumlanabileceği üzerine düşünceler ortaya konulmuşturArticle Klasik Türk Ve Fars Edebiyatlarında Çocuğun Eğitilebilirliği Ve Bir Mübalağa Unsuru Olarak Terbiye(2021) Yakut, EmrullahSa’dî’nin Gülistân ve Mevlânâ’nın Mesnevî adlı eserleri Osmanlı-Türk toplumunda en çok okunan Farsça metinler olmuş, toplumun ruh ve zihin dünyasını derinden etkilemiştir. Gülistân daha ziyade medreseler üzerinden, Mesnevî ise tasavvuf müesseseleri vasıtasıyla tesirini göstermiştir. Gerek toplumda ve gerekse edebiyatta uyandırdığı akisler itibariyle kurucu metin olarak nitelendirilebilecek bu eserler didaktik bir mahiyete sahiptir. Bunun yanı sıra her iki müellifin eserlerinde eğitime dair doğacı ve yetiştirmeci görüşleri tartışmaları dönemin eğitim anlayışının tespiti açısından değerli veriler sunar. Sa’dî-i Şîrâzî’nin aynı zamanda bir eğitimci olması bu görüşleri daha önemli kılmaktadır. Bu makalede Gülistân ve Mesnevî’deki eğitime dair görüşler ortaya konulduktan sonra klasik Türk ve Fars şiirinde bu meselenin ne yönde tezahür ettiği tespit edilmekte ve eğitim hakkındaki bu kanaatlerin bir neticesi olarak terbiyenin şiirde nasıl bir mübalağa unsuruna dönüştüğü ele alınmaktadır.Article KLASİK TÜRK VE FARS EDEBİYATLARINDA İNSANIN EĞİTİLEBİLİRLİĞİ VE BİR MÜBALAĞA UNSURU OLARAK TERBİYE KUDRETİ(Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2021) Yakut, EmrullahSa’dî’nin Gülistân ve Mevlânâ’nın Mesnevî adlı eserleri Osmanlı-Türk toplumunda en çok okunan Farsça metinler olmuş,toplumun ruh ve zihin dünyasını derinden etkilemiştir. Gülistân daha ziyade medreseler üzerinden, Mesnevî ise tasavvufmüesseseleri vasıtasıyla tesirini göstermiştir. Gerek toplumda ve gerekse edebiyatta uyandırdığı akisler itibariyle kurucumetin olarak nitelendirilebilecek bu eserler didaktik bir mahiyete sahiptir. Bunun yanı sıra her iki müellifin eserlerinde eğitimedair doğacı ve yetiştirmeci görüşleri tartışmaları dönemin eğitim anlayışının tespiti açısından değerli veriler sunar. Sa’dî-iŞîrâzî’nin aynı zamanda bir eğitimci olması bu görüşleri daha önemli kılmaktadır.Bu makalede Gülistân ve Mesnevî’deki eğitime dair görüşler ortaya konulduktan sonra klasik Türk ve Fars şiirinde bu meseleninne yönde tezahür ettiği tespit edilmekte ve eğitim hakkındaki bu kanaatlerin bir neticesi olarak terbiyenin şiirde nasıl birmübalağa unsuruna dönüştüğü ele alınmaktadır.Article Klasik Türk Ve Fars Edebiyatlarında Tıfl-ı Mektep Kavramı(Türkiyat Mecmuası, 2017) Yakut, EmrullahBu çalışmada Türk ve İranlı şairler tarafından kullanılan tıfl-ı mekteb (okul çocuğu) terkibi ve söz konusu terkip etrafında şairler tarafından oluşturulan farklı tasavvurlar ele alınmıştır. Ayrıca tıfl-ı mekteb kavramıyla işaret edilen okuldan kaçma, okul nefreti ve tatil sevinci mazmunu incelenirken, bu terkiple ilişkili kavramlar üzerinde durulmuştur. Kavramın klasik edebiyat geleneği içindeki yeri tespit edildikten sonra, geleneğin kendini yeniden üretmesi örneklerle ortaya konmuştur. Şairlerin söz konusu kavramdan yeni bir mazmun üretirken sosyal hayattan ve edebî gelenekten nasıl yararlandıkları belirlenmeye çalışılmıştır. İpucu mahiyetindeki bazı mazmun ve terkiplerin izini sürmek klasik şiirin daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı gibi, şairlerin şiir dünyalarının birbirleriyle olan münasebetlerini somut bir şekilde ortaya koymaya yardımcı olmaktadır. Elbette bir tek kavramdan yola çıkılarak şairler arasındaki sözü edilen ilgiler hakkında kesin ve nihaî bir hükme varmak mümkün değildir. Bu tür çalışmalar, daha kapsayıcı değerlendirmelere doğru atılmış adımlar olarak değerlendirilmelidir. Çalışma yapılırken belge tarama ve analiz yöntemleri kullanılmıştır. İlgili metinler taranırken elde edilen veriler analiz edilmiş, bu kavramların arka planı ve klasik edebiyatın anlam dünyası içindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır.Master Thesis Nev'îzâde Atâyî Dîvânı'nda sosyal unsurlar(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Kassap, Fahrettin; Yakut, EmrullahNev'îzâde Atâyî'nin eserleri üzerine bu zamana kadar birçok ilmî çalışma yapılmış olmasına rağmen divanında yer alan sosyal hayat unsurları hakkında müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Bu eksiklikten yola çıkılarak Nev'îzâde Atâyî Dîvânı'nda yer alan şiirlerde sosyal hayat unsurları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada kapsam itibariyle Nev'îzâde Atâyî Dîvânı'nda yer alan tüm şiirleri kapsamaktadır. Çalışmamızda, Saadet Karaköse'nin hazırlamış olduğu "Nev'îzâde Atâyî Dîvânı" neşri esas alınmış, divanda yer alan şiirler ışığında dönemin sosyal hayatına dair önemli izler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız sosyal hayatı yansıtan kavramların açıklaması ve bu kavramların geçtiği beyitlerin verilmesinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şerh, tahlil ve sosyal hayat unsurlarıyla ilgili çalışmalara kısa bir bakış yer alırken, birinci bölümde Nev'îzâde Atâyî'nın hayatı ve eserleri hakkında bilgiler verilmiş, ikinci bölümde ise sosyal hayatın safhalarını oluşturan alt bölümler yer almıştır. Sonuç kısmında ise divan incelemesi ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.Book Sâib-i Tebrîzî Dîvânı Şerhi(VakıfBank Kültür Yayınları, 2023) Yakut, EmrullahKlasik şiir geleneğinde, sanat ve anlam derinliğine dayanan bir üslûp olan Sebk-i Hindî, XVI ve XVII. yüzyılda ortaya çıkmış; İran, Hindistan, Afganistan, Irak, Tacikistan ve Osmanlı coğrafyasında etkili olmuştur. Bu üslûp, klasik şiirin müesses nizamında, yani asırlar boyu devam eden yerleşik estetik yapısı ve anlam dünyasında gerçekleşen en kayda değer değişimlerden biri olarak sayılabilir. Yeni, orijinal ve girift mazmunlar, ince hayaller, anlam kapalılığı, az kelime ile çok şey ifade etme gibi hususlar bu üslûbun ayırt edici vasıflarını teşkil eder. Söz konusu anlam kapalılığının, girift mazmunların ve ince hayallerin çözümlenmesine duyulan ihtiyaç, Türkçe şerh faaliyetlerine yeni bir ivme kazandırmıştır. Bu sahada telif edilen şerhlerden biri de Ebûbekir Nusret Efendi tarafından Sâib-i Tebrîzî’nin bazı şiirleri için kaleme alınmıştır. Az sayıda Türkçe şiiri de bulunan Sâib-i Tebrîzî söz konusu üslûbun en önemli temsilcilerindendir ve divan şairlerimizden Nâbî’yi de derinden etkilemiştir. Çözümlenmesinde kimi zaman güçlüklerle karşılaşılan Hint üslubu şiirinin şerh edilebilmesi için bir şarihin ileri derecede şiir bilgisine sahip olması gerekir. İşte Ebûbekir Nusret Harputî böyle bir müktesebata sahiptir. Âlim ve mutasavvıf kişiliğinin yanı sıra şiir söyleyecek düzeyde dilin inceliklerine vakıf olması bu şerhi daha anlamlı ve değerli kılmaktadır. XVIII. yüzyıl şair ve yazarı Nusret Efendi’nin Sâib-i Tebrîzî Dîvânı Şerhi, metnin daha kolay anlaşılmasını sağlayacak bir lügatçe ile birlikte bugünün okuyucularının ilgisine sunuluyor.Conference Object Sebk-i Hindî Şairlerinin Mevlânâ’ya Bakışı(Farabi Yayınevi, 2020) Yakut, EmrullahÖZ: Hint üslubu gerek dildeki tasarrufları ve gerekse muhteva bakımından getirdiği yeniliklerle klasik şiir geleneğinde meydana gelen mühim bir kırılmadır. Ancak böyle olmasına rağmen bu üslup etkisindeki şairlerin geleneği bütünüyle reddetmedikleri, kudemaya mensup şairlerden övgüyle bahsettikleri, şiirlerini tanzir ettikleri görülmektedir. En çok övgü alan ve tanzir edilen şairlerin başında Mevlânâ gelir. Bu çalışmada Fars Sebk-i Hindî şairlerinin Mevlânâ'ya bakışları incelenmektedir. ABSTRACT: The Indian style is an important break in the tradition of classical poetry, both with its dispositions on language and its innovations in terms of its content. However, despite this, it is seen that the poets under the influence of this style did not completely reject the tradition; they praised the old masters and replied kindly to their poems in emulations [tanzir]. Rûmi is one of the most praised and emulated poets. In this study, Persian Sebk-i Hindi poets' views on Rûmi will be examined.Master Thesis Şehrî Dîvânı Şerhi (İlk 50 gazel)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Beyaztoprak, Fettah; Yakut, EmrullahXVII. yüzyıl şairlerinden olan Şehrî (Malatyalı Ali Çelebi) Sebk-i Hindî'nin önemli temsilcilerinden biridir. Şehrî'nin ilk 50 gazeli şerh edildiği bu çalışma için öncelikle hazırlık mahiyetinde, Cumhuriyet öncesi ve sonrasında yapılan başlıca şerhler incelenmiş, Sebk-i Hindî şairlerinin genel özellikleriyle ilgili kaynaklar taranmıştır. Şerh sürecinde Türkçe, Farsça ve Arapça genel sözlüklerin yanı sıra Divan şiiri sözlükleri, tasavvuf sözlüklerinden yararlanılmış, söz konusu beyitler dönemin dinî, tasavvufî ve içtimai hususiyetleri göz önünde bulundurularak yorumlanmaya çalışılmıştır. Sebk-i Hindî şiirinin kendine mahsus orijinal kavram ve söz kalıpları için dönemin edebî anlayışı içerisinde eser veren diğer şairlerin divanlarıyla ilgili yapılmış çalışmalara da müracaat edilmiştir. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde, şerh kavramı açıklanmıştır. İkinci bölümde Şehrî hakkında bilgi verilmiş ve şerhi yapılan ilk 50 gazel çerçevesinde Şehrî'nin şiirlerinde tespit edilen Sebk-i Hindî özellikleri örneklerle sunulmuştur. Üçüncü bölüm ise 50 gazelin şerhinden oluşmaktadır.Book Part Taşra Taşan Mânâ: Taşın Zikri(DBY Yayınları, 2023) Yakut, EmrullahAbdülkadir Dağlar, Erhan Çapraz, Ertuğrul Karakuş'un editörlüğünde hazırlanan bu şerh-tahlil kitâbında, Su Kasîdesi’ne dâir, farklı kalemlerden çıkmış 56 adet müstakil yorumlama yazısı bulunmaktadır.Book Tercüme-i Dîvân-ı Hâfız(Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2019) Yakut, EmrullahFars şiirinin önde gelen lirik şairlerinden ve Molla Câmî’nin “Lisânü’l-Gayb” ve “Tercümânü’l-Esrâr” olarak andığı Hâfız-ı Şîrâzî (ö. 792/1390 [?]) kendi zamanında ve kendinden sonraki dönemde hem Doğu edebiyatını hem de Batı edebiyatını derinden etkilemiştir. Şiirlerindeki çift katmanlı yapı onun hem dünyevi hem de tasavvufî bir şair kimliğine büründürmüştür. Osmanlı döneminde üç kere 16. asırda olmak üzere bir kere de 19. asrın başında toplam dört kere şerh edilen Hafız’ın divanı; şerh geleneği içinde lisânü’l-gayb olması sebebiyle şiirleri, beyitleri ve mısraları birçok kere misaller olarak eserlerde kaydedilmiştir. Ferîdî’nin manzum olarak ve birebir Türkçe’ye çevirdiği Tercüme-i Dîvân-ı Hâfız isimli eser Salâhî Abdullah Salahaddîn-i Uşşâkî (ö. 1782) tarafından, Hz. Ali’ye nispet edilen Arapça bir divanın manzum tercümesi ile birlikte Osmanlı edebiyatında müstesna bir yere sahiptir. Tercüme-i Dîvân-ı Hâfız Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Hasan Hüsnü Paşa 992 numarada kayıtlı yazma nüsha dikkate alınarak 2 cilt halinde yayıma hazırlanmıştır.Article Türkçe Şâhnâme Tercümeleri ve Zerdüşt'ün Tercümelerde Uğradığı Dönüşüm(İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2021) Yakut, EmrullahTercüme faaliyetinde hedef ve kaynak metin arasında, kültür farklılığı ve iki dilin sahip olduğu imkân ve özellikler sebebiyle değişiklikler olması kaçınılmazdır. Buna ilaveten yazarın bakış açısı, tercümenin hedef kitlesi, tercümenin amacı veya dönemin şartlarının getirdiği bazı zaruretler de tercümenin üslubuna ve muhtevasına etki edebilir. Başta Şerîfî’nin manzum tercümesi olmak üzere Şâhnâme tercümelerinde Zerdüşt karakterinin uğradığı dönüşüm bu duruma örnek teşkil etmektedir. İslam ve İran tarihi açısından farklı anlamlar ifade eden Zerdüşt, kaynak metin olan Şâhnâme’de olumlu bir şahsiyet olarak sunulurken bazı Türkçe tercümelerde olumsuz bir karakter olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmada; Şâhnâme ile tercümelerde Zerdüşt karakterinin nasıl bir şahsiyet olarak takdim edildiğinin tespiti yapılarak farklılıklar ortaya konulmuş, mütercimlerin bu konudaki çeviri kararlarında etkili olan âmiller tetkik edilmiştir. Bunun yanı sıra Şâhnâme tercümeleri ve nüshalarıyla ile ilgili bazı bilgiler de tashih edilmiştir. Çalışmada; Şerîfî-i Amîdî tarafından yapılan manzum tercüme; II. Murad’ın emriyle yapılan, mütercimi belli olmayan tercüme; II. Osman’ın emriyle Medhî mahlaslı Derviş Hasan tarafından yapılan tercüme; İÜ Kütüphanesi Nadir Eserler TY6131-6133 numaralarıyla kayıtlı, mütercimi belli olmayan tercüme; İBB Kütüphanesi Muallim Cevdet nr. 101 numarasıyla kayıtlı tercüme; Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa nr. 370 numaralı Eyüp Sabri Paşa'ya ait olduğu kaydedilen tercüme incelenmiştir.Article Türkçe Şâhnâme Tercümeleri ve Zerdüşt’ün Tercümelerde Uğradığı Dönüşümtürkçe Şâhnâme Tercümeleri ve Zerdüşt’ün Tercümelerde Uğradığı Dönüşüm(İstanbul Üniversitesi, 2021) Yakut, EmrullahTercüme faaliyetinde hedef ve kaynak metin arasında, kültür farklılığı ve iki dilin sahip olduğu imkân ve özellikler sebebiyle değişiklikler olması kaçınılmazdır. Buna ilaveten yazarın bakış açısı, tercümenin hedef kitlesi, tercümenin amacı veya dönemin şartlarının getirdiği bazı zaruretler de tercümenin üslûbuna ve muhtevasına etki edebilir. Başta Şerîfî-i Amîdî’nin manzum tercümesi olmak üzere Şâhnâme tercümelerinde Zerdüşt karakterinin uğradığı dönüşüm bu duruma örnek teşkil etmektedir. İslam ve İran tarihi açısından farklı şekilde algılanan Zerdüşt, kaynak metin olan Şâhnâme’de olumlu bir şahsiyet olarak sunulurken bazı Türkçe tercümelerde olumsuz bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, Şâhnâme ile Türkçe tercümelerde Zerdüşt karakterinin nasıl bir şahsiyet olarak takdim edildiğinin tespiti yapılarak farklılıklar ortaya konulmakta, mütercimlerin bu konudaki çeviri kararlarında etkili olan âmiller tetkik edilmektedir. Bunun yanı sıra Şâhnâme tercümeleri ve nüshalarıyla ile ilgili bazı bilgiler de tashih edilmektedir. Makalede; Şerîfî tarafından yapılan manzum tercüme; II. Murad’ın emriyle yapılan, mütercimi belli olmayan tercüme; II. Osman’ın emriyle Medhî mahlaslı Derviş Hasan tarafından yapılan tercüme; İÜ Kütüphanesi Nadir Eserler TY6131-6133 numaralarıyla kayıtlı, mütercimi belli olmayan tercüme; İBB Kütüphanesi Muallim Cevdet nr. 101 numarasıyla kayıtlı mütercimi belli olmayan tercüme; Süleymaniye Kütüphanesi Hüsrev Paşa nr. 370 numaralı Eyüp Sabri Paşa'ya ait olduğu kaydedilen tercüme incelenmiştir.Master Thesis Zâhid Bin Muhammed'in Kitâb-ı Şem'î ve Sürûrî 'Alâ Dîvân-ı Hâfız adlı eseri (150a-175b inceleme-metin)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Mungan, Şeyhmus; Yakut, EmrullahFars edebiyatının meşhur şairi Hâfız-ı Şirâzî'nin Dîvân'ı Osmanlı devrinde yoğun bir ilgi görmüş ve Türk edebiyatını da oldukça fazla etkilemiştir. Bu ilginin neticesinde Hâfız Dîvânı'na pek çok şerh yazılmıştır. Bu şerhlerin başında Sürûrî, Şem'î, Sûdî ve Konevî gibi şarihlerin yazdığı şerhler gelmektedir. Zâhid bin Muhammed ise Şem'î ve Sürûrî'nin yapmış olduğu şerhleri bir araya getiren bir mürettiptir. Çalışmamızda Zâhid bin Muhammed tarafından tertip edilen metnin 150a-175b varakları arası transkribe edilerek incelemesi yapılmıştır. Eserin bilinen tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Nuruosmaniye 3962 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Bu çalışmanın esas amacı Sürûrî ve Şem'î tarafından yazılmış şerhlerin Zâhid bin Muhammed tarafından bir araya getirilen metni neşr etmek ve incelemektir. İncelemede Zâhid bin Muhammed'in tertip ettiği metin ile Sürûrî ve Şem'î şerhlerinin karşılaştırılması yapılmış, metindeki referans olarak kullanılan âyet, hadîs, kelâm-ı kibâr, Türkçe, Farsça ve Arapça şevâhid beyitleri tespit edilmiştir. Eser üzerindeki inceleme metnin bütününü değil, neşri yapılan kısmı kapsamaktadır.