Doktora Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/10331
Browse
Browsing Doktora Tezleri by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 52
- Results Per Page
- Sort Options
Doctoral Thesis Bir modernlik zemini: barok aşırılık(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2016) Serim, Mehtap; Tanju, BülentKlasik mimarlık ve sanat tarihyazımında barok, çoğunlukla ya estetik bir kategori ya da bir dönem adı olarak kullanılmaktadır. Estetik bir kategori olarak başlangıçta bitmiş ve alışıldık olanın dışında kalan herşey anlamında, görece nötr bir sıfatken, normatif perspektif içinden, eksik ve sapkın olanı imleyişi ile olumsuz bir anlam kazanmıştır. 19.yüzyıl ile dönemselleştirici tarih anlatısının belirleyiciğili altında, kabaca 1600-1750 tarihleri arasında, Avrupa'da beliren sanatsal üretimi adlandırmak için kullanılmaktadır. Bu hali ile Barok sanatın, başta mimarlık olmak üzere, resim, heykel ve müzik gibi alanlardan biçimlendiği varsayılmıştır. Ancak bir kez dönem olarak kullanılmaya başlandığında, sanatı aşarak, sözü edilen dönemin bütün pratikerinin gerisindeki motivasyon olarak da görülür. Bugün bir solukta dünyanın geçmişini tarihselleştirmeye yarayan sistemin; sınırlı, ancak çok sayıdaki bileşeninden biridir. Dolayısıyla birçok başka dönem ismi ile birlike kapalı bir tarih anlatısının kurucu nüvesine dönüşür. Bir dönem ismi olarak kullanıldığında, sadece Avrupa'yı değil dünyanın bütününü düzenlemek için işe koşulur. Çünkü parçası olduğu dönemselleştirici tarih anlatısı, zamansal ve mekansal olarak bütün dünyayı hizada tutma iddiasına ve kapsamına sahiptir. Bu kapsamlılık içinde estetik kategori olma niteliği, tarihsel dönem anlatısının mekansal çerçevesini belirlemekte etkinleşerek, mekanı zamanın içeriğine dönüştürür. Bütün kültürel coğrafyalar için zamanı, dönem anlatısı içinden birleştirerek aynılaştıran tarih görüşü, ilerlemeci söylemi güçlendirirken mekana özgülüklerin farkedilmesini de engellemiş olur. 20.yüzyılın ikinci yarısı ile ortaya konan eleştiriler bir kavram olarak baroğun sahip olduğu özellikler bağlamında farklı okunma potansiyellerine dikkat çekmiş oldu. Özellikle Rönesans dönemiyle başlayan, düşünsel olanlar da dahil olmak üzere, insanın bütün yapıp ettiklerini, kuramsal bir zeminde yeniden kurma ve temsil etme çabasının dışında, barok bütünüyle pratik içinden varolur. Dolayısıyla bir Barok dönem eyleyicisi, birşeyin nasıl yapılması gerektiği sorusunu, soyut kategoriler içinden değil, ancak yaptıkları içinden yanıtlamış olur. Kuramsal ya da geleneksel ölçütlerden azade bir yapma biçimi, nerede duracağını bilmeyen, aşırılık içinden bir araya gelmiş bir yığın görüntüsü taşır. Hem nasıl anlaşılması gerektiğine dair bir kılavuzu olmayışı, hem de parçası kılındığı doğrusal tarih anlatısını eleştiriye açacak iç işleyişi sayesinde, barok farklı okumalara elverişli bir metafora dönüşür. Bahsedilen özellikleri bağlamında barok bu çalışmada dört ana bölüm, bir sonuç bölümü olmak üzere, beş bölümde ele alınmaya çalışılmıştır. Bu bölümlerden ilki olan Füzyon; 17. ve 18.yüzyıllarda, anlamı bilgiye dönüştüren süreci sistemli bir azaltma ve indirgeme süreci olarak ele almaya çalışır. Anlamın oluşumunu şeylerin füzyonu olarak değerlendirirsek, bilgi şeylerin denetimsizce karışmasına karşı getirilen bir sistematiktir. Fizyon bölümü yaratıcı bir kavram olan baroğun, bilgiye dönüşme sürecinde, stile indirgenmesini kavramsallaştırmaya çalışmaktadır. Üçüncü bölüm, bir sistemin parçası kılınmazdan önce barok anlamın üretim ve dolaşım biçimleri hakkında çıkarım yapmaya çalışırken, dördüncü bölüm; baroğun bir metafor olarak bugün kullanım şekilleri ve alternatif tarih yazım yöntemleri için nasıl kullanılabilir olduğu hakkında bir fikir yürütme denemesidir. Son bölüm ise önceki bölümlerden edinilen vizyon ile baroğa atfedilen özelliklerin farklı modernlik durumlarını kapsayacak bir zemin olarak değerlendirilmesi konusunun tartışmaya açılması amacını taşımaktadır.Doctoral Thesis Diyarbakir'da güncel kentsel mekân üretim sürecinde rol oynayan aktörler(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2016) Aksoy, Rojat; Tanyeli, Abdullah UğurKentler ve günümüzde daha çok metropol olarak adlandırılanlar, birçok toplumsallığın içinde bulunduğu pratiklerden oluşmaktadır. Toplumsallığın çıktılarından biri olan mekânsal üretimler, çoğullukların bütünleşmesi ile biçimlenmektedir. Bu doğrultuda sermaye de kentte yerini bulmaya ve kazanmaya başlar. Sermaye ile birlikte küreselleşme süreci de kentlerin daha çok önem kazanmasına neden olmuş, birçok kent benzer sermaye etrafında biçimlenmeye başlamıştır. Küresel sermayenin kendine yer edindiği alanlardan biri de kuşkusuz mekân üretimidir. Günümüzde mekân üretim pratikleri arasında yapılaşma önemli bir yer tutmaktadır. Metropol kentlerde bu yapılaşma sürecini aktörlerin etkilediği ve ayrıca bu aktörlerin çıkar ya da çıkar gözetmeyen gruplardan oluştuğu ayrı/aynı dönemlerde kentte bir takım değişimlere neden oldukları görülmektedir. Bunun yanında bu yapılaşmaya öncülük ettiklerini söylemek yerinde olacaktır. Değişimlerin iyi ya da kötü olmasının sorgulanmasından çok bunların her defasında kendisini yeniler durumda olması daha önemlidir. Bu aktörlerin kimler ya da neler olduğunun yanında hangisinin nasıl bir rol oynadığı çalışmanın esas sorgulamalarından biridir. Herkesin kendini ne olarak gördüğü ve birbirleriyle ne kadar ilişki içinde olduklarını sorgulamak xii amaçlandı. Çalışmada, herkesin kavga ettiği bir ortamın iç dinamiklerini anlamak istenildi. Bu durum göz önünde bulundurulup Diyarbakır'da son on yılda yapılmış veya yapılmakta olan bazı mekânsal üretimler araştırmanın konusu olmuştur. Çalışmaya dâhil edilen her aktör; kendini nasıl sorumlu/sorumsuz görüyor. Bu aktörler kendi görevlerini ya da kendilerini nasıl tarif ediyorlar? Birbirlerine göre durumları nasıldır? gibi sorular etrafında çalışma biçimlenmiştir. Kentin mekân üretim sürecinde rol oynayan bu aktörlerden; Yerel Yönetimler, Merkezi Yönetim Kurumları, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve Özel Şirketler - Yap-sat Firmaları çalışma için seçilmiştir. Kentsel mekân üretim pratikleri, Diyarbakır'daki bu aktörlerin üstlendiği yaklaşık 20 proje (tasarım + uygulama) üzerinden şekillenmiştir. Projenin kent içindeki yeri, aktörlerin üstlendiği görev ve sorumlulukları proje üzerinden kısmen de olsa değerlendirilmiş ve bu doğrultuda görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca yapılan bu görüşmeler görsellerle de desteklenip, bazı analizler çıkartılmıştır. Her bir proje için, projeyi daha iyi şekilde anlatabilecek sorular hazırlandı. Hazırlanan bu sorular, bazı projelerde şirket sahiplerine, bazılarında şantiye şefi gibi teknik elemanlara bazılarında mimarlara ve bazılarında ise projenin yapım sürecinde etkili olan aktörlere sorulup çalışmanın amacına ulaşıldı.Doctoral Thesis Vernaküler ve bağlantılı kavramlar kapsamında Türkiye'de mimarlık(2017) Paköz, Aslıhan Ece; Tanyeli, Abdullah UğurBu çalışmanın temel meselesini Türkiye'de halk mimarisi, Türk evi, Osmanlı evi, Anadolu evi, sivil mimari vb. gibi terimlerle adlandırılan geleneksel konut mimarlığının erken 20. yüzyıldan beri historiyografik söylemlerde nasıl inşa edildiğini tartışmak oluşturmaktadır. Söz konusu terimlerin hemen hepsi, ne arkitektonik, ne de barınma kültürü eksenli kurulmuş olmayan söylemlere işaret etmektedir. Vernaküler terimi ise, diğerlerine oranla ülkedeki siyasal tartışmalara daha az referans vermesi nedeniyle, tüm bu söylemlere konu oluşturan mimarlık ürünlerini genelde nitelemesi için seçilmiştir. Vernaküler kavramının dışında kalan konuya ilişkin terimler, Türkiye'deki siyasal ve ideolojik tartışmalarla sıkı biçimde bağlantılı gözükürler. Hepsinde de geleneksel konut mimarisinin kültüralist, iklimsel ve tarihsel determinizm olarak adlandırılabilecek bakış açılarıyla ele alındığı ve açıklandığı söylenebilir. Hatta, bu terimlerin her birinin farklı siyasal iktidar tahayyülleri kurmaya yönelik arayışlarla ilişkili olduğu da farkedilmektedir. Çalışmada, Türkiye'de vernaküler konut söylemleri aracılığıyla kurulan siyasal iktidar tahayyüllerini vareden en önemli öğenin 'özcülük' olduğu saptanmıştır. Özcülük merkezli söylemler, sürekli değişen dünyada hep sabit kalan, değişime direnen bir öz arayışına işaret etmektedir. Bu durum değişimi durdurmak ve çeşitliliği görmezden gelmek istemekle eşanlamlıdır. Konut tarihi söylemlerinde egemen olan yaklaşım çerçevesinde vernakülerin tarihselliği inkar edilmekte, yaygın bir çeşitlilik gösteren konut mimarlıkları sürekli olarak türdeşlik gösterdikleri iddiasıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Çok sayıda örnekte, vernaküler kavramının, geleneksel domestik dünyanın ne olduğunun araştırılmasından çok, toplumun disipliner bir bütün olarak yeniden inşa edilmesine yönelik bir arayışa işaret ettiği görülmüştür. Vernaküler söylemleri aracılığıyla bir zamanlar mevcutken yitirilmiş, ancak özlenen bir muhayyel geçmiş anlatılarak, aslında kurulması talep edilen –farklı siyasal ideolojilere göre farklılaşan- bugünler tarif edilmektedir. Böyle bakıldığında, vernaküler mimarlık, herkesin önceden belirlenmiş kurallara tartışmasız uyduğu, kimlik bütünlüğü gösteren, aşınmaz bir disiplin rejimi inşa etme hayalinin kurucu araçlarından biri haline gelmektedir.Doctoral Thesis Diyarbakır üzerine imge anlam üretimi(2017) Toka, Şerif; Tan, PelinIn this thesis, which is moving forward in a way that is being open to fragmental, transparent, probabilities and experimentation, a different set of theoretical and conceptual tools have been used to create a more creative relationship with urban space. The thesis aims to create a new image/meaning by using fragmental text, photographs and video images tools, with sections taken from the fluid views of the city, stripped from the frame imposed by the image-oriented discourse of the city. The method used in the thesis and intellectual follow-up of the thesis are both produce each other simultaneously. It is trying to create conceptual clusters and passages in producing image/meaning of the city through meeting with the concepts produced by the thinkers and the various relations that this encounter gives rise to. With the view of what is happening in the city is the continuous flows, the exteriors shaped, the strata created and the transformations that continue with the bodies, the materials including the sound and image records and photographs of the places in Diyarbakır were collected and the visual and written images /meanings about Diyarbakır were produced by using these materials. Keywords: Diyarbakır, city space, video-image, photograph, fragment.Doctoral Thesis 19.yüzyılın ikinci yarısında Siverek (Şehir, mekân ve insan)(2017) Akman, Ekrem; Özcoşar, İbrahimThe aim of this study is to reveal the management, urban life and social life of the second half of 19th century 's Siverek which is a classical district center under the domain of Ottoman. Siverek is an Ottoman / İslam city which has a castle made of soil, mosques, Turkish baths, inns, bazaars and hostels dating back before islamic domain. It is a humble city with its flat roofed and adjacent houses shaped by the living conditions that are suitable to the physical structure of the area's geography and climate, with its narrow and inordinatestreets and neighbourhoods in which different religions' members stay. In the second half of 19th century, city's social management, politic and society life have been investigated through records and archive documents. Apart from the social, management and judicial reflections of the reforms and first constitutionalist period in the city, those persons'daily lives (women, men, craftsmen, patients, prisoners and members of religious communities), whose voice and colors haven't been heard, have been investigated and Siverek's streets and bazaar have been focused. As Siverek is in an area that is surrounded by tribes which are assumed as source of power, the relaions of these tribes with the government and loyal people are among important topics of this study.Doctoral Thesis Kürdistan Teâlî Cemiyeti: Kuruluş, amaç ve faaliyetler(2017) Altan, Bilal; Akbaş, MehmetKürtlerin muhtariyet elde etme veya tam bağımsız devlet kurma yönündeki çabaları, legal ya da illegal örgütlenmeler yoluyla XX. yüzyılın başından itibaren sistematik bir boyut kazanmakla birlikte, Birinci Dünya Savaşı öncesi Kürt örgütsel yapılanmalarının milliyetçi karakteri, Osmanlılık kimliği üzerinden şekillenmiştir. Savaş sonrası konjoktürün sunduğu şartlar, Kürt milliyetçi karakterinin Osmanlılık kimliğinin yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır. Muhtariyet ya da tam bağımsızlık eksenindeki tartışmalarla ayrılıkçı bir mahiyet kazanan Kürt milliyetçiliğinde belirleyici olan kesimler, amaca ulaşma yolunda hem meşru Osmanlı hükümetleriyle hem de meşruluk kazanma çabasındaki Anadolu Hareketi'yle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Kürt milliyetçi hareketi, Kürdistan Teâlî Cemiyeti aracılığıyla içsel mücadelede başarı sağlamanın önemli bir adımının İngiltere ve ABD gibi dış devletlerin desteğinden geçtiğini düşünerek, bu devletler nezdinde yoğun diplomatik teşebbüslerde bulunmuştur. Kürdistan Teâlî Cemiyeti, ABD reisi Wilson'un prensiplerinden ve Anadolu Hareketi ile doğrudan olmasa bile mücadelesini fırsat bilerek İngiltere'den büyük bir beklenti içerisine girmiştir. İç ve dış farklı güçlerle yürütülen temaslarda Wilson Prensipleri, Barış Konferansı ve en nihayetinde Sevr Antlaşması, Kürdistan Teâlî Cemiyeti için bir umut ışığı olmuş, ancak Mustafa Kemal liderliğindeki Anadolu Hareketi, Cemiyete karşı verdiği sert mücadele ile bu umut ışığını söndürmüştür. Anadolu Hareketi, Cemiyetin siyasal Kürt milliyetçiliğini, kurmak istediği yeni devlet için büyük bir tehdit olarak görmüştür. Anadolu Hareketi takip ettiği siyasetle Kürtlerin önemli bir kesiminin desteğini sağlayarak Cemiyeti önemli bir dayanaktan yoksun bırakmıştır. Halk desteğinden mahrum kalması, Cemiyetin akıbetinin seyrinde bir bakıma belirleyici olmuştur. Kürdistan Teâlî Cemiyeti, Kürt milliyetçiliğinin siyasallaşmasının yanı sıra Kürt milliyetçiliğinin kültürel yönüne de hizmet etme çabası vermiştir. Mesela Kürt tarihi, Kürtlerin kökeni, Kürt edebiyatı ve sosyal yaşantısına yönelik derin bilimsel analizler içermese de imkânları ve dönemin şartları ölçüsünde katkı sunmaya çalışmıştır. Anahtar Kelimeler: Kürdistan Teâlî Cemiyeti, Kürt milliyetçiliği, Anadolu Hareketi, Wilson Prensipleri, Barış Konferansı.Doctoral Thesis Alman oryantalizmi: Carl Heinrich Becker ve Martin Hartmann örneğinde Osmanlı toplum ve siyaset söylemi(2018) Avcı, Remzi; Özcoşar, İbrahim19. yüzyılın sonlarında Almanların Doğu'yu siyasi olarak keşifleri ile tarihsel olarak kendi içerisinde filolojik bir gelenek yaratan Alman oryantalizmi disiplinleşme sürecinde antropoloji, etnoloji, hukuk ve siyaset bilimleri ile ilişki kurarak sosyo-kültürel çalışmalara yönelmiştir. Almanya'da Doğu çalışmalarının kültürel konsepte eğilimini İslam bilimlerinin kurucusu olarak anılan Carl Heinrich Becker (1876-1933) yönlendirirken Martin Hartmann (1851-1918), modern Doğu'nun Alman oryantalizminin temel bir parçası olmasını sağlamıştır. Alman sömürgeciliğinin başlaması ile beraber Fransa ve İngiltere örneklerinde olduğu gibi Doğu bilimlerinin uygulanabilirliği meselesi oryantalist bilgi ile siyasetin kesişmesine yol açmıştır. Bu yeni konsept ortaya Becker ve Hartmann'ın öncülük ettiği Doğu'yu merkeze alan dergi, kurum ve metinlerden oluşan somut bir şey çıkarmıştır. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak 19. yüzyılın sonlarından I. Dünya Savaşı'na kadar bir taraftan Alman oryantalizminde Osmanlı Devleti ve İslam ile ilgili çalışmalar artarken diğer taraftan da bu çalışmalar ideolojik ve siyasi bir boyut kazanmıştır. Bu çalışma, Almanların oryantalizme kattıkları ideolojik ve siyasi boyutun sınırlarını Becker ve Hartmann örneğinde Osmanlı toplum ve siyaset söylemi üzerinden izah etmeye çalışmaktadır. Metinleri ve aktiviteleri ile Becker ve Hartmann'ın özellikle I. Dünya Savaşı'nın başlaması ile iktidar üzerindeki etkisine ve onların ne oranda etkiye maruz kaldıklarını bu çalışma tartışmaya açmaktadır. Geçişkenlikler ve karşıtlıklar üzerinden inşa edilen bu çalışma, Kaiser II. Wilhelm'in 1888'de iktidara gelmesinin ardından 1918'de savaşın bitişini içine alan süre ile sınırlandırılarak metin üretiminin en yoğun olduğu 1900-1918 yılları arasına odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Alman, oryantalizm, Osmanlı, Doğu, Becker, HartmannDoctoral Thesis Mimarlık yazınında öznellik-nesnellik: Avrupa'da Cami Mimarlığı bağlamında bir karşılaştırmalı okuma(2018) Atlı, Mehmet; Tanyeli, Abdullah UğurBu doktora tezinde, mimarlık yazınında öznellik-nesnellik sorununu ele almak üzere, Avrupa'da cami mimarlığını konu edinen iki metin karşılaştırılmaktadır: Tez yazarının kimi Batı Avrupa kentlerinde gerçekleştirdiği cami ziyaretlerini ve gözlemlerini yazınsallaştırdığı bir 'seyahat anlatısı' ile sanat tarihçisi Christian Welzbacher'in 'Europas Moscheen: Islamiche Architektur Im Aufbruch' (Avrupa Camileri: İslami Mimarinin Yola Çıkışı) adını taşıyan kitabı. Dil, yöntem, görsellik ve konuya yaklaşım açısından farklılıklar taşıyan ve biri öznel diğeri nesnel denebilecek iki ayrı yönelimi örnekleyen bu iki metin üzerinden 'mimarlık yazınında nesnellik mümkün müdür?' sorusu irdeleniyor; iki farklı yazarın gözünden ve dilinden iki farklı cami mimarlığı anlatısı ortaya serilirken, öznellik-nesnellik ayrımını sorunsallaştırmak üzere İslam, Avrupa, Mimarlık-Dil eksenlerinde bir karşılaştırmalı okuma yapılıyor.Doctoral Thesis Network toplumunda kent: Kadıköy, Fatih ve Sultanbeyli örnekleri(2018) Taşar, Vedia Derda; Diken, Bülent; Düzenli, Halil İbrahimBu çalışmada network, kentleşme pratiklerine ve toplumsal yapıya yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Network perspektifinden toplumsal ve kentsel yapıyı ele almak, enformasyon teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte somutlaştırılabilen ilişki ağlarının ve bağlantılarının ortaya konulduğu bir düzlem içerisinden düşünebilme imkanı vermektedir. Networkte akışlar uzamı olarak ifade edilen bu düzlem içerisinde bilgi, enformasyon teknolojilerinin aktivatörlüğünde yeniden üretilmekte, yapılandırılmakta ve sonuç ürün olarak ağda yer almaktadır. Bu kapsamda bilginin yönetimi networkün çalışma sisteminin en önemli öğesi olarak, kentsel işlev ve süreçlerinde de belirleyici olmaktadır. Sonuçta network kendi zaman ve mekan ilişkileri olan ve bu ilişkileri mevcut kent örgütlenmesinin üzerinde onu saracak şekilde ortaya koyan bir yapı olarak kentleşme süreçlerine etki etmektedir. Bahsedilen network ilişkileri bağlamında bu çalışma, yeni bir kentleşme biçimi olarak network kenti çerçevesinde kentsel ve toplumsal örgütlenmelerin varlığını ve dönüşümünü yakınlık ilişkileri içerisinden tartışmayı hedeflemektedir. Çalışmanın sorusu, network kentleşmesinde yakınlığın dönüşen anlamı içerisinde yeni ilişkilerin hangi kavramlar ve bağlamlar üzerine kurulduğudur. Buradan hareketle çalışmada, networkün uzam ilişkileri içerisinden toplumsal ve kentsel yapının dönüşüm süreci ilk olarak network toplumu ve network kenti başlıkları altında irdelenmektedir. Bu kapsamda toplumsal örgütlenme düzleminde bireysel ve kolektif kimliklerin oluşumu, kültürel kodların aktarımı ve bu kodlara verilen kabul etme veya tam tersi reddetme (içselleştirememe) durumlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Kentin network pratiği içerisinde, bilgi endeksli olarak nasıl bir yeniden üretim sürecinin içerisine girdiği tartışılmakta ve networkün hakim çıkar ve pratiklerine göre odak ve merkez noktalarının oluşum süreci irdelenmektedir. Aynı zamanda kentsel yapılanma sürecinde networkün küresel ancak eşitsiz bir dağılım ürettiği öne sürülerek, bu dağılım yakınlık kavramı ile tartışılmaktadır. Yakınlık kavramı çalışmanın da ana kurgusunu oluşturarak, çalışmada network kentleşmesinde fiziksel çağrışımlarından ziyade ilişkisel bir zemin içerisinde fiziksel, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal etkileşimlerin kurulumlarının araştırılmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda yakınlık kavramına network perspektifinden bakılarak networkün hakim akışlar uzamının tüm etkileşimlerinin bu bakış açısından anlaşılması amaçlanmaktadır. Bu çerçeve içerisinde network pratiğinde yakınlık ilişkilerine çalışmada hem teorik hem de başta bahsedilen network toplumu ve network kenti bölümlerinin kavramsal düzlemi çerçevesinde deneysel olarak yaklaşılmaktadır. Alan araştırmasında klasik kent araştırmalarının ötesinde dinamik ilişki ağları elde edilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda network düşüncesinin kentsel düzlem içerisinde ete kemiğe büründürülmeye çalışıldığı çalışmada, networkte kentsel düzlemde kurulan ilişkiler çerçevesinde 'networkün içinde olma', 'networkte arada kalma' ve 'networkün dışında olma' durumları içerisinden yakınlık kavramı irdelenerek konunun tüm network pratiklerinde ele alınması sağlanmaktadır. Örneklem alanı olarak bahsedilen pratikler içerisinde sırasıyla seçilen Kadıköy, Fatih ve Sultanbeyli (İstanbul) ilçeleri bağlamında yakınlık ilişkilerinin farklı toplumsal yapılarda ve kent odaklarında çalışılması sağlanmıştır. Bu yapılırken teorik irdelemenin yanı sıra alan araştırmasının önemli bir aracı olan derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Teorik irdeleme ve alan araştırmasından hareketle çalışmanın ana bulgusu, kentleşme eyleminin network süreci ile birlikte zaman, mekan, toplumsal ilişkiler ve kentsel örgütlenmeler bağlamında farklılaştığı odağında toparlanmaktadır. Bu durum alan araştırmasında networke üç farklı yakınlık ilişkisi içerisinden irdelendiğinde, yakınlık ilişkilerinin network pratikleri içerisinden yapılandırıldığını ve bununla ilişkili olarak da networkün üretici bir kültür ve yaşam süreci olduğunun ortaya konulmasının mümkün olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda network kapsayıcı bir bütünlük içerisinde bazı yerleri odak ve merkezler halinde içerisine almakta ve bunun yanında da ötekileri dışarıda bırakmaktadır. Kentsel ilişki ve bağlantılar da networkün belirlediği akışlar içerisinden özel bir yakınlıkla şekillenmektedir. Sonuç olarak çalışmada, teorik ve deneysel irdelemelerle ortaya konulan network pratikleri içerisinde yakınlığın networkün kavramsal düzleminde mesafe ilişkileriyle sınırlandırılamayan, herhangi bir coğrafi temele oturtulamayan, güç ilişkilerinin de bu bağlamda uzamsal ilişkiler içerisinden belirlendiği bir durum olduğu gerçeği ortaya konulmaktadır. Bu bağlamda irdelenen düzlemle ilişkili olarak, yakınlık ilişkilerinin ortak pratikler ve çıkarlar içerisinde kurulabildikleri ve bireysel ve kolektif kimlik örgütlenmeleri içerisinde yeni anlam ve aidiyet ağlarını marjinal şekilde oluşturabildikleri görülmektedir.Doctoral Thesis Hamidiye alayları ve sosyo-politik etkileri (1890-1908)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Ertekin, Abdusselam; Özcoşar, İbrahimGeç dönem Osmanlı Devlet'inin tarihi, yakın zamana kadar bir gerileme perspektifinden anlatılagelmiştir. Devlet idaresindeki aksaklıklara işaret eden çoğunluğu Avrupa-merkezli bu anlatılar, modernleşen Avrupa karşısında durağan, kendini yenileyemeyen ve doğrusal olarak gerileyen bir Osmanlı Devleti anlatısını yeniden üretmiştir. Yakın dönemde yapılan çalışmalar bu sorunlu tarihsel yaklaşımı eleştirmiş ve gerileme anlatısını alaşağı etmiştir. 19. yüzyılın son on yılında Osmanlı merkezi idaresinin geliştirdiği yeni bir kurumsal mekanizma olan Hamidiye Alayları, Osmanlı Devlet mekanizmasının dinamizmini anlamak açısından bize çok önemli bir perspektif sunmaktadır. Hamidiye Alayları göçebe, yarı göçebe Sünni/Müslüman aşiretlerden teşkil edilmiştir. Bu bağlamda Hamidiye Alayları, Sultan II. Abdülhamid'in İttihad-ı İslam politikasına uygun hatta İttihad-ı İslam'ın milis güçleri olarak tasarlanmıştır. Bu minvalde, araştırmanın konusu, Sultan II. Abdülhamid tarafından Türk-Kürt-Arap aşiretlerinden teşkil edilmiş olan ve II. Abdülhamid'in kendi adını verdiği Hamidiye Alaylarının kuruluşu, amacı ve sosyo-politik yapıyı ne derece etkilediği ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma, 1890-1908 yıllarını kapsamaktadır. Bu çalışmanın temel kaynağı Başbakanlık Osmanlı Arşivi olmuştur. Çalışmada, arşiv belgelerinden olabildiğince istifade edilmiştir. Bunun yanında bölgedeki İngiliz konsolosluk raporlarında Hamidiye Alaylarına ait belgeler büyük bir titizlikle işlenmiştir. Çalışma, 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hamidiye Alaylarının kuruluşu, ikinci bölümde Hamidiye Alaylarının amacı, üçüncü bölümde Hamidiye Alaylarının yayılması ve merkezi otoriteye intibakı ve dördüncü bölümde Hamidiye Alaylarının toplumsal yapıya etkileri şeklinde ele alınmıştır.Doctoral Thesis Domestik yaşam: Bir konut kuramı için altlık(2019) Taşgüzen, Zemzem; Tanyeli, A. UğurSince the early 1930s, when housing studies began in the field of architecture, the discussion has been revolving around certain dualities -such as traditional house/modern house - and generalizations - such as Turkish house/Anatolian house. The idea of 'eternality' excludes practices of everyday life and their transformation has since dominated the literature. Functional and analytical language in the housing studies increased the quality and quantity of discussions, however, defined as 'nest' and 'pri- vate space'; the house became idealized and closed day by day. 'The lost home' rhetoric that has fed nostalgia in architecture has also increased the barriers towards the understanding of the house idea. As in the past, it is not known today how ordinary people use their homes, how their practices are diversified, and how their relations are maintained. The aim of this dissertation is thus to problematize the old theoretical approaches that are no longer valid and to develop a new conceptual approach to housing research. The dissertation opens up the question of 'how can we understand the house?' to a discussion with a 'narrative montage' consisting of writer's own domestic life. Approaching the subject through the unwritten history of houses, domesticities, and domestic households; it addresses the perspective of overlooked ordinaries; or those that have been compressed in a total 'meta' narrative. It argues that the house is nothing than domestic life and sociality combined; and reveals social relations, daily actions, and historical dynamics are produced by clashing, challenging and changing with the house. It criticizes the traditional discourses of the house and the holistic theory proposals alike and further demonstrates that it is not possible to expect a wholistic theory that will reveal the eternal manifestations of domestic life; consequently forming the basis for a housing theory that focuses on the diversity of the actions of the subjects and the complexity of relations. Finally, the dissertation emphasizes the importance of conducting residential research on an interdisciplinary, flexible, and autonomous ground.Doctoral Thesis Osmanlı 'Mimarlık Dili'nin yeniden üretimi: 1830'lardan 1930'lara bir kavramlar tarihi denemesi(2019) Günenç, Ömer Faruk; Düzenli, Halil İbrahimBu tezde, 1830'lardan 1930'ların sonlarına kadar, Osmanlı 'mimarlık dili'nin yeniden üretildiği dokuz kavramın tarihi çalışılıyor: Mesleki özneler olarak 'kalfa (قلفه), mühendis (مهندس) ve mimar (معمار)'; disipliner sınırların üretilme süreçlerinden oluşan 'fen (فن), sanayi (صنايع) ve sanat (صنعت)'; mekân-mülkiyet krizi olarak okunabilecek 'mîrî (ميرى), mülk (ملك) ve umumî (عمومى)'. Üç grupta tasnif edilen bu kavramsal konstrüksiyonu üç 'ayrım' pratiği biçiminde kavramak mümkündür. Bu ayrım, mesleki öznelerin, disiplinlerin ve mekân-mülkiyet sınırlarının modern anlamda üretilmeye başlanmasının ve kaçınılmaz olarak her kavrama 'doğa' biçme geriliminin tarihselliğine yaslanıyor. Bir başka anlatımla, zamansal-mekânsal bir imalat olarak ayrımın kendisi üç 'düzen' arayışıdır. Birinci düzende eyleyicilerin mekân üretimindeki toplumsal rolleri ve bilgi biçimleri yeniden tanımlanarak mesleki sınırlara/kimliklere kapatılmak istenir. İkinci düzen arayışında, eyleyicinin 'içinden geçerek' imal edileceği 'bilgi rejimleri', 'tarih kurgusu' ve farklılaşan 'alan'lar oluşturulmak istenir. Böylece hem aktüel olan hem de uzaklarda kalmış tarih disipline edilerek metinsel kurgularla 'hakikat'leşmeye başlar. Üçüncü düzen arayışı ise bugünkü kavramlarla ifade edilirse 'kamu-kamusal' düşüncenin ortaya çıkışıdır. Bir muhayyellik olarak 'umumi' fizikselliğin ve/ya toplumsallığın yaratılma sürecinde icat edilen 'umum'un uyması gereken kuralları belirleme ve mülkiyet alanı içerisinde umumi olanın yerini sabitleme/belirleme gerilimidir. Bu gerilim, aynı zamanda sivil mimarlık, mülkî mimarlık ve umumî mimarlık anlatıları veya tasnifleri gibi farklı mimarlık 'türlerinin' üretilme çabasına içkindir. Özetle söylemek gerekirse bu tez, üç düzen arayışındaki sancılı süreçlerde yeniden nesneleşen kavramların tarihlerini inceliyor. Kavramların tarihsel yolculukları için 1830'lardan 1930'lara kadar 31 sözlük, 22 hukuk metni, 73 matbu metin ve süreli yayınlarda yer alan 126 makale incelendi. Kavram tarihleri, araştırma malzemelerinin doğalarıyla ilişkili olarak bir akış çizgisi içerisinde kurgulandı:Etimolojik akrabalıklar, 19. yüzyıl öncesi izler, sözlükler (1861-1922), hukuki metinler (1839-1926), matbu metinler (1873-1928) ve süreli yayınlar (1870-1938). Yeni problemlerin ve dönüşümlerin görülmeye başlandığı hukuk metinleri, matbu üretimler ve süreli yayınlar, sırasıyla akışın son üç maddesinde yer alıyor. Akışın ilk durağı, etimolojik akrabalıklarla türetilen farklı kullanımlarla ilişkilenirken, ikinci durağı ise 19. yüzyıl öncesi üç 'mimarlık' metninde kavramların izlerini arıyor. Böylece dönüşen kavramların 1800'ler öncesinde hangi biçimlerde kullanılabildiği belirtilmek isteniyor. Genel ve ıstılahat sözlükleri, 19. yüzyıl öncesi ile dönüşüm çağını biraraya getiren depolama birimleri olması sebebiyle eşik rolünü üstleniyor. Bu rolde, etimolojik akrabalıklarda ve 19. yüzyıl öncesi metinlerinde alışkanlığa dönüşen tarihsel kullanım biçimlerini içermesi ve birtakım yeni kavrayışların ve ıstılahat gerilimlerinin sızdırılması söz konusudur. Sonuç olarak, sadece 'alan'a kapatılan kalfanın, uzmanlık alanlarına ayrılmış mühendisin, ilim, fen ve sanat alanlarına dair bilgilerle mimarlık üretecek yegâne aktör inancında biçimlenen bir 'orkestra şefi' olarak mimarın icadı bu zamansal aralıkta ortaya çıkmaya başlar. Mimarlık tarihi ve sanat tarihi disiplinlerinin doğuşuyla eş zamanlı olarak, estetik içerisinde ve tarihsel biçim repertuarına başvurarak mimarlık üretiminin sayısal standartlara indirgenmeye başlanması yine benzer tarihsellikte icat edilir. Mimarlıkların tasniflenme alışkanlıkları, örneğin sivil mimarlık, mülki mimarlık ve umumi mimarlık kategorileri oluşmaya başlar. Mülkün parçalanışıyla birlikte, mülk ve mekân krizleri ortaya çıkar. 'Umumi' veya 'kamusal' fizikselliğin sınırlarını belirleme, sayısal standartlarla uygun hale getirme, müşterek mekânları ayırma ve umumî/kamusal olanın doğrudan tahayyül edilerek mekânsal sınırların oluşturulma sancısı yaşanır. Böylelikle 'umumi' özelinde mekânsal düzen yaratma çabası/sancısı yeni bir sorunsal olarak tecrübe edilmeye başlanır. 'Müphemlikten muhkemliğe' doğru salınımın görülmeye başlandığı bu zamansal aralık, üç düzen altında 'sınırlar' belirleme saplantısına dönüşür. Saplantının kendisi katı sınırlar üretme, bilgi biçimleri dayatma ve sınırlararası ilişkileri kaçınılmaz hale getirmenin deneyimi olur. Anahtar Kavramlar: Osmanlı, Mimarlık, Kavramlar Tarihi, Mimar, Sanat, Umumi.Doctoral Thesis Tahrir, tasnif ve tavsif: Evliya Çelebi seyahatnamesinde şehir vemimari(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Taşar, Emin Selçuk; Düzenli, Halil İbrahimÇalışma, Evliya Çelebi Seyahatnamesini merkeze alarak hem eserin kendisini hem de şehir ve mimariye dair söylemleri tahrir, tasnif ve tavsif kavramları çerçevesinde analiz etmektedir. Yazma ediminin başat bir rol oynadığı Evliya Çelebi'nin seyahatinde, anlatının kurgusunun zamansal değil mekânsal olduğu görülmektedir. Eserde bu yönüyle, edebiyattan ilahiyata, tarihten coğrafyaya kadar uzanan bütün disiplinlerde "şehir ve mimari"nin müşterek bir konuma sahip olduğu düşünülmektedir. Söz konusu iki kavramı odağa alarak bunların analizinin yapılması, eseri anlamlandırabilmenin zaruri gerekçesi sayılabilir. Çelebi'nin hayatı boyunca büründüğü roller ve "sebeb-i telif" olarak adlandırılabilecek rüya anlatısı, eserin yazım yöntemine ve içeriğine dair fragman halinde veriler sunar. Çalışma, bu veriler ışında "şehir ve mimari" odaklı bir analiz yaparak bu zaruriyeti giderme çabasındadır. Şehir Çelebi'nin seyredebileceği bir sahne konumundadır. Bazen içerisinde var olduğu bu sahne onun anlatımında geniş bir yer tutar. Onun "şehir" derken ne kastettiği, şehri hangi düzlem ve katmanlardan gördüğü sorularına cevap aranarak, şehri nasıl tasnif ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca şehir terkipleri dikkate alınarak, Çelebi'nin düşünce dünyasında şehre dair bakış açısı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Eserde farklı başlıklar kullanarak mimarlık tasnifini açık bir şekilde kaleme alan Çelebi'nin mimariyi nasıl vasıflandırdığı anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Yapılar hakkında kurduğu terkipler onun bakış açısını en sarih ifade eden veriler olduğu kabulüyle, bu terkipler anlam kategorilerine ayrılmış ve Çelebi'nin bakış açısı parça ve bütün ilişkisi içerisinde irdelenmiştir.Doctoral Thesis Savaş sonrası Beyrut'ta mekânsal bellek, imge, travma(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2020) Geldi, Songül; Tan, PelinMekân, bellek ve mimarlık arasındaki ilişkinin varlığı üzerine şekillenen ve geliştirilen Tez, deniz ve dağ kalesi olarak tanımlanan Lübnan'ın 1975-1990 iç savaşının tezahürü olan başkent Beyrut'un savaş sonrası döneminde; bellek ve mekân ilişkisinin yitik imgesi üzerine çalışan farklı sanatsal üretimler ve kentsel mekân analizi üzerine kurulmuştur. Tez, Beyrut üzerine hem kentsel tarih, savaş dönemi kent tarihi, savaş sonrası kentsel dönüşüm hem de mekân-bellek-mimarlık çerçevesinde savaş sonrası dönemin sosyal travmasını ele alan çeşitlisanatsal üretimleri içermektedir. Tez gerek Ortadoğu gerekse dünyanın farklı yerlerinde iç savaşlar sonucunda ortaya çıkan "savaşla bölünmüş kent" argümanını, Beyrut kent merkezi bağlamında 'neoliberal güç paylaşımı' ve 'Solidere sermayesi' olarak tanımladığım Downtown Beyrut'un amnezik yeniden yapılanmasının siyasal arka planı olan kentsel dönüşüm projesi Solidere'in çözümlenmesine yoğunlaşmıştır. Bu Tez parçalı, geçirgen, olası temsil ve deneyimlere açık olan mekânı iktidar, ekonomi ve ideolojik paradigmalarla pazarlanarak yeniden icat edilen Beyrut'un, yeni bellek mekânlarını, travmatik mekânlarını, mekân-bellek-travma ilişkisi etrafında düşünürlerce ileri sürülen bir dizi kuram-kavram bağlaşında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Beyrut'un deneyimlenmiş savaş tarihini mimari yapılar, anılar, anlatılar ve imgesel temsillerle mekân, bellek, travma, harabe temaları etrafında gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya koyan çağdaş sanatçıların edebi-kültürel-sanatsal üretimlerinin analizi ve değerlendirmesi şeklinde özetlenebilir.Doctoral Thesis 19. yüzyılın ikinci yarısında Siird (1847-1900)(2021) Ayhan, Recep; Gümüş, ErcanThe aim of this study was to investigate the judicial, administrative-physical, social, and economic structure of Siird in the second half of the 19th century. Data collection was achieved using sharia court records, Ottoman archive documents, yearbooks, travel books, and Diyarbekir Vilayet Newspaper as well as research works. Of these, sharia court records, which provide significant data for city history research and contain important information regarding the judicial, administrative, social and economic life of cities, were the primary sources of the study. The records indicated that the regulations enacted after the Tanzimat period paved the way for the establishment of new institutions in many fields in Siird. Additionally, the administrative structure of the city also underwent numerous changes as a result of these regulations. The center of Siird sanjak was governed by the district governors and tenants, and the districts were governed administered by administrators and district governors. In addition to foundation works such as mosques, masjids, madrasahs, zawiyas, tombs, inns, fountains, there were also hammams and bazaars in the city. In Siird, several non-Muslim elements such as Armenians, Chaldeans, Syrians-Jacobeans, Catholics, Protestants Christians and Yezidis used to live besides Muslims (Kurds, Arabs etc.). In Siird, which held different ethnic and religious elements within its borders, Muslims and non-Muslims lived together in peace and tolerance; and they established relations in many fields. However, the Armenian upheavals occurring in 1895 caused these positive relations to be damaged. Due to the common living culture that Muslims and non-Muslims constituted together, from time to time, individual and mass conversions were witnessed. In Siird whose economy depends on agriculture and raising livestock, the trade of agricultural, animal and weaving products were performed; and these products were marketed both in the home market and outer market.Doctoral Thesis 19. yüzyılda Diyarbekir'de kıtlık(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Mengirkaon, Sabri; Özcoşar, İbrahimKıtlıklar, insanların geçmişten bu yana en fazla etkilendikleri afetlerin başında gelmektedir. Ortaya çıkmaları ve sonuçları itibariyle etki alanları büyük olan bu afetler toplumların sosyo-ekonomik yapılarını her açıdan etkilemiştir. Bu çalışmada 19. yüzyılda Diyarbekir'de meydana gelen kıtlıklar sebepleri ve sonuçları bağlamında incelenmiştir. Ayrıca konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu dönemde Diyarbekir'de başta tarım olmak üzere toplumsal refahın kaynakları ile ulaşım ve haberleşme imkânları da değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan diğer konular kıtlıkların 19. yüzyıl Diyarbekir'inde sosyal yapıya ne şekilde etki ettiği ve devletin kıtlıklarla mücadele stratejileridir.Kıtlıklar, ortaya çıkışları itibariyle birçok olumsuzluğun müşterek sonuçlarıdır. Dolayısıyla bu çalışmada 19. yüzyıl Diyarbekir'inde meydana gelen kıtlıklar, başta asayişsizlik olmak üzere dönemin yerel meseleleri ile beraber ele alınmıştır. Bu nedenle Osmanlı arşiv belgeleri, konsolosluk raporları, Diyarbekir Vilayet Gazetesi gibi yerel kaynaklar analiz edilmiştir. Ayrıca Diyarbekir'e gelen seyyahların ve dönemin bazı müelliflerinin yazdıkları kitaplar da bu çalışmanın ana kaynaklarındandır.Bu çalışmanın sonuçlarına göre 19. yüzyılda Diyarbekir'de ulaşım ve taşıma imkânlarının yetersizliği tüketim maddelerinin teminini tamamen yerele bağımlı hale getirmiştir. Bu dönemde Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi Diyarbekir'de de iaşe büyük oranda buğdaya bağlı olduğundan, tarımsal üretimi olumsuz etkileyen başta kuraklıklar, göçebe aşiretlerin baskıları, çekirge istilaları, salgın hastalıklar gibi birçok mesele kıtlıklara zemin hazırlamıştır. Özellikle yüzyıl boyunca eksik olmayan asayişsizlikler kıtlığa neden olan bu olumsuzlukların etkilerini daha da artırmış hatta bunların etkilerini de aşarak kıtlığın sürekli hale gelmesinde katalizör görevi görmüştür.Doctoral Thesis Cebel-i Lübnan'da kimliksel varoluşlar: Dürzîler ve Marunîler (1820-1860)(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Yiğit, Sibel Ceylan; Özcoşar, İbrahimAkdeniz'in doğu kıyısında yer alan Lübnan, XIX. yüzyıldan itibaren yabancı güçlerin siyasî ve dinî amaçlı faaliyetlerine sahne olmuştur. Lübnan'ın sahip olduğu jeopolitik konum ve bünyesinde barındırdığı etnik/dinî unsurlar, bir yandan dış müdahalelere fırsat sunarken diğer yandan da hassas dengeler üzerinde sürdürülen toplumsal ilişkileri ortaya çıkarmıştır. Zira Lübnan'ın toplumsal yapısını oluşturan etnik/dinî kimlikler çoğu zaman ülkedeki çatışma ve kaos ortamının temel nedeni olarak kabul edilmektedir. Cebel-i Lübnan'da XIX. yüzyılda yaşanan gerilimler ve çatışmalarda bölgenin iki başat toplumsal grubu olan Marunîler ile Dürzîler arasındaki güvensizlik duygusunun önemli bir rol oynadığı aşikârdır. Bu iki grubun birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik ve bu nedenle ikisinin de güvenliğini arttırmak için verdiği mücadele çoğu kez dış destek ihtiyacını doğurmuş ve yabancı güçlerin bölgeye müdahalesinin yolunu açmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda, 1820-1860 tarihleri arasında Marunîler ile Dürzîler arasındaki gerilimlerin ve çatışmaların arkasında yatan muhtelif nedenler, tarafların bekalarını korumaya yönelik kaygıları, toplumlararası güvensizlik duygusu ve dış müdahalecilik kavramı ön plana çıkarılarak tarihsel bir süreklilik içerisinde ele alınmaktadır. Bu minvalde çalışmamızda Lübnan'daki mezhepsel ve dinsel çeşitliliği referans noktası alarak mezkûr tarihler arasında yaşanan olaylar bağlamında Marunî ve Dürzî toplumlarının kendilerini ve çıkarlarını nasıl tanımladıkları, düşünce ve algılarının kimlik inşa sürecine etkileri, yabancı güçlerle ilişkileri ve yeni kimlik oluşumları karşısında merkezi otorite olan Osmanlı Devleti'nin bakış açısı incelenmektedir.Doctoral Thesis Arap ulus kimliğinin inşasında tarihyazımı ve mimarlık: Mısır örneği(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Divleli, Abdullah Asım; Tanyeli, Abdullah UğurBu çalışmada, Arap uluslaşma hareketlerinin içerisinde önemli bir yer kaplayan Mısır'ın, on dokuz ve yirminci yüzyıla tekabül eden yerelleşme serüveninde, tarihyazımı ve mimarlığın rolleri tartışılmaktadır. Mısır'ın uluslaşma sürecini inşa eden ve sonrasında kaleme alınan tarihyazımlarının kahir ekseriyeti, milliyetçiliğinin tarihsel kökenlerine ve aktörlerine Avrupa merkezli ve oryantalist bir perspektiften yaklaşmakta ve bu, bir takım tarihyazımsal sorunsallar ortaya çıkarmaktadır. Söz konusu sorunsallar zaman, mekan, aktörler ve hadiseler gibi bir takım tartışma alanları tariflemektedir. Bu sorunsallar etrafında yapılacak tartışmalar, hakim tarihyazımı yaklaşımlarının inşa ettiği Mısır uluslaşmasını yeniden ele almaya imkan vermektedir. Metin bu imkanı, on dokuz ve yirminci yüzyıl içerisinde kaleme alınmış tarihyazımları ya da neredeyse bir tarihyazımı gibi işleyen mimarlık/mekan söylem ve pratikleri üzerinden kurgulamaktadır. Bu bağlamda Mısır'ın uluslaşma serüveni, on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda inşa edilen tarihyazımı ve mimarlık/mekan meseleleri dikkate alınarak, "Avrupalıların Mısır'ı", "Mısırlıların Mısır'ı" ve "Nasır'ın Mısır'ı" olmak üzere üç farklı zamansal aralığa ayrılmış ve tartışma bu dönemlere göre yapılmıştır.Doctoral Thesis Şanlıurfa kenti Haleplibahçe Mahallesi'nde mekânsal dönüşümün izleri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Karaçizmeli, Mahmut; Toka, SerdarBu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de Şanlıurfa Kenti, Haleplibahçe Mahallesi örneği üzerinden mekân üretim süreçlerinin okunmasıdır. Henri Lefebvre'in mekân kuramına yaslanan bu çalışmada; kent imgeleri, tarihi ve toplumsallığı üzerinde fikir üretirken Walter Benjamin'in pasajlar yapıtındaki ifadesiyle: "hem bilmecelerin peşinden koşan hem de yeni bilmecelere yol açan " flanör yaklaşımı metodolojik olarak benimsenmiştir. Güncel çalışmalar bağlamında Şanlıurfa kent mekânına bakıldığında, mekânın ne olduğunu, mekânın nasıl üretildiğini, mekânın nasıl algılandığını, bu algının ne gibi stratejilerle yürürlüğe konduğunu ve yaşama nasıl katıldığını ortaya koyan çok katmanlı yöntemlere ihtiyaç olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü halihazırda mekâna yönelik bakışlar sınırlı görme imkanları sunmakta ve kent mekanına ilişkin imajlar zaman aracılığıyla hızla bozuma uğramaktadır. Bu nedenle kent mekanını yorumlarken, bütüncül bir anlatı kurmak yerine parçalı bir düşünce sistemi ile analizler yapmanın daha yerinde olacağı varsayılmıştır. Bu parçalılık her ne kadar sınır, mevki ve hiyerarşiler üretiyor gibi görünse de her bir noktanın diğeriyle bir ağ sistemiyle bağlı olduğu unutulmamalıdır. Birbiriyle ilişkili bir parçalılığın, değişkenliğin, farklılıkların, katmanlılığın ve ritimlerin esas alındığı bir mekân anlatısında Lefebvre'in mekân üretimi kuramındaki üçlü düşünce sistemi (algılanan mekân, tasarlanan mekân, yaşanan mekân) ve dönemselleştirmeleri hareketli ve kapsayıcı yapısıyla mekân analizinde güncelliğini koruyan olanaklar barındırmaktadır. Lefebvre, farklı görünen birçok disiplini ve gündelik yaşamı, mekânın potasında eritmesi ve zamanı bu yöntemin bir kontrol ve ritimleri yakalama mekanizması olarak ele almasıyla mekân düşüncesinde çığır açmış ve yaşamı boyunca yaptığı felsefi, sosyolojik ve teorik çalışmaları "ritimanaliz" olarak adlandırdığı metodolojisiyle ortaya koymuştur. Çalışmada, kent mekânında tarihsel süreçte gerçekleşen mekânsal üretimlerin fiziksel görünümlerini tartışmaktan çok bu süreçlerin arkasındaki düşünce kalıplarının analizinin yapılması öncelenmiştir. Şanlıurfa'daki mimari yapılar, kent planları, haritalar, gravürler, resimler hangi dönemde ve kim tarafından üretilmiş olursa olsun bir temsil olarak ele alınmıştır. Kolaj tekniğiyle bu temsillerin arka planına ilişkin sorgulamalar yapılmıştır. Lefebvre de mekâna farklı güçlerin mücadele alanı olarak baktığını ve bu güçlerin meşru görünümlerini kazanırken türlü yıkım, tasarım ve üretim süreçlerinden geçtiğini ifade etmektedir. Bu nedenle çalışmanın konu aldığı tarihsel periyod, modernleşme süreçlerinin kent mekânında görünürlük kazandığı ana özgülenmeden; bu söylemlerin kentte çeşitli anlatı ve imajlarla dolaşıma çıkmaya başladığı dönemlere kadar uzanmaktadır. Söz konusu dönemlerden başlayan soruşturma günümüze yani kent mekanındaki üretimler bağlamında postmodern olarak adlandırılabilecek döneme dek gelmektedir.Doctoral Thesis XIX. yüzyıl Hakkâri ve çevresinde Kürt-Nasturi ilişkileri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2021) Deniz, Mehmet Sabri; Özcoşar, İbrahimKürtlerin ve Nasturilerin Hakkâri emirliğinin bünyesinde tarihî süreç içinde geliştirdikleri idarî, askerî, hukukî ve malî ilişkiler, XIX. yüzyılda bölgeyi ziyaret eden seyyahların, misyonerlerin ve askerî uzmanların dikkatini celbetmiştir. Dağlık coğrafyası, Osmanlı-İran sınır bölgesindeki konumu ve aşiret şeklinde örgütlenmiş toplumsal yapısı sayesinde Hakkâri emirliği, merkezî otorite ile oldukça esnek ilişkiler geliştirmiştir. Ayrıca idari ve askerî gücünü Kürt ve Nasturi aşiretleri oluşturduğu için bir "Müslüman-Hıristiyan konfederasyonu" olarak nitelendirilmiştir. XIX. yüzyılda merkezîleşme politikalarının bölgede yürürlüğe konulmasıyla Kürtlerin Nasturilerle olan söz konusu ilişkilerinde önemli gelişmeler yaşandı. 1840'lı yılların başından itibaren Hakkâri emirliğinin müstakil idarî yapısı kademeli olarak tasfiye edildi. Bedirhan Bey'in Hakkâri ve çevresinde merkezî bir idarî yapı oluşturma gayretiyle Nasturi aşiretleri üzerine düzenlediği saldırılar, Kürt-Nasturi ilişkileri açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Çünkü söz konusu saldırılarla beraber Kürt-Nasturi ilişkilerinde ciddi bir bozulma yaşanmaya başlanmıştı. Ancak Hırvatalı Mehmet Ağa isyanı sırasında ve sonrası süreçte Kürt ve Nasturi aşiretleri arasında oluşan ittifak ilişkileri, söz konusu saldırıların iki unsurun birbiriyle olan ilişkilerinde ciddi bir tahribat oluşturmadığını göstermektedir. Bu çerçevede hazırlanan "XIX. Yüzyıl Hakkâri ve Çevresinde Kürt-Nasturi İlişkileri" adlı çalışma üç ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Hakkâri ve çevresinde Osmanlı hâkimiyetinin tesis edilmesi ve her iki unsurun bu süreçte merkezî otorite ile geliştirdiği ilişkiler ele alındı. İkinci bölümde Hakkâri emirliğinin tasfiyesi ve Nasturi ıslahatı konuları Osmanlı merkezîleşmesi bağlamında değerlendirildi. Son bölümde ise Kürt-Nasturi ilişkileri, "Hakkâri Emirliği" ve "Merkezîleşme Süreci" şeklinde bir bütün olarak iki ayrı dönemde izah edilmeye çalışıldı.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »

