Felsefe Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/71
Browse
Browsing Felsefe Bölümü Koleksiyonu by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 90
- Results Per Page
- Sort Options
Book Part BARUCH SPİNOZA, GEORG CANTOR, SONSUZLUK VE PANTEİZM(Mantık Derneği Yayınları, 2019) Abat, Engin; Deniz, İbrahimBu metin iki düşünür arasındaki girift bir ilişkiye odaklanmaktadır. Söz konusu düşünürler, sırasıyla, Spinoza ve Cantor’dur. Bu incelemede, Cantor’un her ne kadar belirli kaygılarla uzak durmaya çalışsa da Spinozacı panteizmden büyük ölçüde etkilendiğini savunmaya çalışacağız. Ancak bunu yaparken, temel matematiksel tartışmalara girmekten daha çok görünür olan benzerlikler üzerinden bir betimleme yapmaya gayret edeceğiz. Bu bağlamda, öncelikle, Cantor’un sonsuzluk kavrayışını, en genel hatlarıyla, aktarmaya çalıştıktan sonra, Spinoza’nın sonsuzluk anlayışını özetleyeceğiz. Son olarak, bazı temalardaki yakınlıkları listeleyeceğiz. Bu çalışma, betimsel olması nedeniyle, bizce böylesi önemli bir ilişkinin Türkçe’de değerlendirilmesi adına ancak bir giriş mahiyetinde düşünülmelidir.Article Citation - WoS: 1Mu‘tezile’nin İnsan Düşüncesinde Rakip İki Tasavvur: Ebü’l-Hüzeyl ve Nazzâm Gelenekleri(Nur Muhammed ŞAHİN, 2018) Cengiz, YunusThe aim of this article is to illustrate the two human conceptions introduced in the Basran School of Muʿtazila with their reflections on the fields like theoretical physics, epistemology, and ethics. In the Muʿtazilite school that started off with al-Naẓẓām, continued with al-Jāḥiẓ and was grounded on the refutation of atomism, human being is actually a spirit and body is just an instrument. Whereas in the Muʿtazilite school that started off with Abū al-Hudhayl, peaked at al-Qāḍī ʿAbd al-Jabbār and was based on the acceptance of atomism, human being is actually a body and spirit is just a breath incapable of influencing any human actions. These two different attitude toward the conception of human being, have further consequences on the problems of epistemology and ethics. As a matter of fact, al-Naẓẓām and his successors, who accepted the human nature, took up topics like the construction of self, while Abū-Hudhayl and his supporters, who denied the existence of nature or any continuous power, focused on the emergence of action rather than the subject.Conference Object “Özgürleşme Pratiği Olarak Fenâ”,(2018) Cengiz, Yunus; Gökdağ, Kamuran- Cengiz, YunusGökdağ, Kamuran & Cengiz, Yunus, “Özgürleşme Pratiği Olarak Fenâ”, Sadreddin Konevî Tasavvuf, Felsefe ve Din (19-20 Ekim 2018).Article CÂHIZ: YAŞAMI HAYRETLE KARŞILAMAK / Al-JÂHIZ: WELCOMING LIFE WITH AMAZING(2020) Cengiz, Yunushttps://www.sabahulkesi.com/2020/03/03/cahiz-yasami-hayretle-karsilamak/Article Toplumsal Bedenin Yetkinliği: Nasîrüddîn-i Tûsî’de İdeal Yönetim Ontolojisi(İslâm Araştırmaları Dergisi, 2018) Gökdağ, KamuranBu çalışmadaki maksat Nasîrüddîn-i Tûsî’nin, alışılagelindiği üzere, erdemli devlet(ler) - erdemli olmayan devletler, başka bir ifadeyle ideal devlet(ler) - ideal olmayan devletler tasnifini bir defa daha aktarmak değildir. Şüphesiz Tûsî’nin bu konudaki tasnifleri en iyi biçimiyle yine kendi metinlerinden, özellikle Ahlâk-ı Nâsırî’den okunabilir. Aksine buradaki amaç, ister erdemli olsun ister erdemli olmasın, Tûsî’nin metinlerindeki bütün iktidar bi- çimlerini ortak kesen ontolojik ilkenin ne olduğunu tespit etmek, bu ilkenin hem aşkınlık hem de içkinlik düzlemleriyle ya da salt bilgi ve salt eylem alanlarıyla aynı anda kesişen bir metafora nasıl dönüştüğünü ve Tûsî düşüncesinde bu metaforun normatif bir teleoloji bağlamında ideal olan işleyişini göstermektir. Kavramsal çerçevesi bakımından insan do- ğası gereği toplumsal bir varlıktır şeklinde Aristo’ya referansla kullanılan bu ilkeye mahiyeti bakımından ise, Aristo’nun öncesi ve özellikle hocası Eflâtun da (Platon) dahil olmak üzere, hemen hemen bütün klasik siyaset düşünürleri müracaat ederler. Başvurulan bu mahiyet, en kaba haliyle, insanî varoluşun ancak toplumsal bir bedende mümkün olduğu düşüncesi- dir. Tûsî düşüncesinde ise bu ilkenin özellikle belirlediği şey, insana özgü siyasî eylemin bir toplum içinde ya da bütün bireyleri aşkın toplumsal bir bedende tahayyül edilebileceğidir. Ancak Tûsî literatüründe, bu bedenin organlarını veya bileşenlerini bütünlüklü bir birliğe kavuşturarak yetkinleştiren sürecin ne olduğu, bu sürecin siyaset felsefesinin Aristocu ku- rucu ilkesiyle ilişkisinin nasıl kurulduğu sorusu henüz açıklıkla sorulmuş değildir. Tûsî’nin anlaşılmasında oldukça önemli olan bu sorunun mümkün cevabı, onun, söz konusu kurucu ilke bağlamında her biri insan doğasında köklenen bazı ikilikler arasındaki gerilimleri nasıl aştığını ya da elediğini ve bütün bu ikilikleri veya çoklukları birbirini onaylayarak bütün- leyen bir birliğe nasıl kavuşturduğunu göstermekle bulunabilir.Conference Object “Bir Olma Pratiği Olarak Dostluk ve Lâ-mahdut Özelliği”(2018) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Bir Olma Pratiği Olarak Dostluk ve Lâ-mahdut Özelliği” Uluslararası Dil, Düşünce ve Din Bilimleri Kongresi (08-10 Kasım 2018).Book Usûl ve Esaslarıyla Mu‘tezile’ye Giriş(2019) Türker, Ömer, Cengiz, YunusTürker, Ömer & Cengiz, Yunus, Usûl ve Esaslarıyla Mu‘tezile’ye Giriş, Endülüs yayınları, İstanbul, 2019Book Part UZMANLAR VE UZMANLIKLAR(Nobel Akademik Yayıncılık, 2020) Eker, Hasan RemziModern toplumun geleneksel okul kurgusu statik, standart ve uzun erimli bir sosyal olgu tanımı üzerine kurulmuştur. Geleneksel okul, örgütlenmesinden insan kaynağına, içeriğinden yöntemine, finansmanından yönetimine modern zamanların beklentilerini, sanayi toplumunun ve ulus-devletin ölçütlerine göre karşılamak üzere kurgulanmıştır. Bugün geleneksel okul, kendini var eden şartların tamamen değiştiği bir dönemde var olmaya uğraşmaktadır. Geleneksel okulu besleyen sosyal ilişki ve yapılar yeni bir biçim almış, okulun çıktılarına muhtaç olan üretim süreçleri ve beklentileri dönüşmüş, otorite, güç ve meşruiyet anlam değiştirmiştir. Eğitim kurumları işletmeciliği kavramsallaştırması, eğitim ve okul hakkında üretilen yeni bilginin ve bu bilgi ile yapılan analizlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir bakış açısıdır. Bu bakış açısıyla eğitim kurumları bağlam, yapı, içerik, insan, ortam, kültür, çevre, denetim ve girişimcilik olmak üzere dokuz boyutta ele alınmış ve toplam yirmi bölümden oluşan bu eser ortaya çıkmıştır. Eğitim Kurumları İşletmeciliği isimli bu eser; eğitimi ve okulu günümüz dünyasında anlamak için yeni pencereler açmayı, açılan pencerelerden yeni detaylar görmeyi önermektedir.Conference Object Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi(2017) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “Ebû Bekir er-Râzî’de Deist Yaklaşım: Aklın Yetkinliği ve Nübüvvet Eleştirisinin Değerlendirilmesi” Uluslararası Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm Sempozyumu, 12-14 Mayıs 2017, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Van (Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm, ed. Vechi Sönmez, Burhanettin Kıyıcı, Metin Yıldız, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2017, ss. 313-319).Book Part 2. Cengiz, Yunus, “Ahval Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2. Cilt, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2021, s. 980-994.(2021) Cengiz, Yunus2. Cengiz, Yunus, “Ahval Teorisi”, İslam Düşüncesinde Teoriler I Meta-Fizik 2. Cilt, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2021, s. 980-994.Article Paul Ricoeur'de Sembol Hermeneutiği(Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2022) Bingöl, SedatRicoeur açısından dilsel ifadeler çoğunlukla kapalıdır, bulanıktır, açık-seçik değildir. Dilde bir söylemin birincil/literal/lafzi anlamının içinde başka bir anlam kendini gizler. Dilde yer alan bu çok anlamlı yapıyı sembol olarak adlandıran Ricoeur, metaforu çok anlamlılığı yaratması bakımından sembole geçiş aşaması olarak görür. Yorumu da semboldeki bu çok anlamlılığı kavrayan, bu anlamların şifresini çözen bir düşünce faaliyeti olarak belirler. Yorumlama kuramı veya yorumbilgisi olarak Hermeneutiği ise, semboldeki anlam belirsizliğini, anlam çeşitliliğini ve anlam zenginliğini kavramaya yönelik bir yöntem olarak tanımlar. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı sembol ile yorum, sembol ile anlam ve sembol ile metafor arasındaki ilişkiyi açıklayarak Ricoeur’de sembol hermeneutiğinin nasıl ortaya çıktığını ortaya koymaktır.Article Yeni Bir Form Olarak Nakşî-Hâlidîliğin Kürt CoğrafyasındakiEtkileri(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2018) Doru, M. NesimHalidilik, bir XIX. yüzyıl hareketi olarak, doğup geliştiği Kürt coğrafyası başta olmak üzere, İslam dünyasının birçok bölgesine yayılmış bir Nakşibendi koludur. Adını kurucusu Mevlânâ Halid Şehrizorî’den alan tarikat, kurulduğu dönemden bugüne İslam dünyasının Nakşî geleneği içinde en güçlü kollardan biri olagelmiştir. Başka bir ifadeyle, Halidilik, İslam dünyasında sosyal, siyasal ve dinî açıdan getirdiği farklılıklarla salt dinî bir çevre olmaktan çıkmayı başarabilmiş nadir oluşumlardan biridir. Halidilik, kurucusu olan Mevlânâ Halid Şehrezorî’nin kişisel karakterini yansıtan bir tarikat olmanın yanısıra aynı zamanda onu aşan ve yayıldığı bölgelerde o bölgelerin şartlarına göre şekillenen bir oluşumdur. Bu sebeple bu hareketi sadece kurucusunun karakteri açısından değerlendirmek eksik olacağından hareketi teorik doktrin açısından da ele almak gerekir. Halidilik, dinî görüş ve anlayış olarak Hind sûfîliğinin etkisinde kalmış ve bu çerçevede etkili olduğu bölgelerde birçok değişim ve dönüşüme yol açmıştır. En önemli etkisi, nüfuz ettiği bölgelerde hâkim olan ve daha çok Orta-Asya sûfîliğinin etkisinde kalan anlayışları geriletmiş olmasıdır. Böylece bu yeni anlayışla beraber İbnü’l-Arabî’ci ve vahdet-i vücûdçu tasavvufî anlayış yerine, İslam’ın öz kaynakları olan Kitap ve Sünnet’e bağlılığı esas alan Halidilik, heterodoksî anlayışları İslam düşüncesinin dışına itmiştir. Bu etkinin en çok görüldüğü coğrafya ise, Kürtlerin yaşadığı bölgeler olmuştur. Bu çalışmada Kürt coğrafyasında Halidilik üzerinden gerçekleşen bu değişim ve dönüşümün kodları analiz edilecektir.Article “Teolojik Dilde Mecaza Yer Bulmanın İmkânı”(2013) Cengiz, YunusBu çalışma, Kadı Abdülcebbar’ın mecâz hakkındaki düşüncelerini konu edinmekte ve ¨Tanrı’nın zatı ve sıfatları hakkında mecâzî bir dil kullanmak mümkün müdür?¨ sorusunun cevabını aramaktadır. Kadı bu konularda mecâzın kullanılmasına yönelik oldukça mesafeli bir tavır sergiler. Gündelik dildeki hatta Kur’an’daki mecazlardan hareketle bir söylemin üretilmesini yanlış bulur. Bu savını desteklemek için dilsel analizler yapar. Bu yüzden, bazı istisna durumlar dışında Tanrı ve ilgili konularda sadece gerçek ifadelerin kullanılması gerektiğini düşünür. Kur’an’daki mecâzları ise muvadaa (dilsel uzlaşı) ve konuşan-öznenin kasdı ilkesine uygun olarak yorumlar.Article Toplumsallığa İlişkin İki Farklı Görüş: Rousseau versus Rousseau(Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, 2021) Bingöl, SedatToplumun temellerini incelemiş olan filozoflar -Hobbes, Locke, Rousseau- toplumsal düzenin nasılkurulduğunun ve içinde yaşadıkları toplumun yapısının analizini yapmışlardır. Bu analiz, ortak bir anlaşmayoluyla kurulan politik kurumların neden gerektiği ve toplumsal düzenin adaleti ve eşitliği getirip getirmediğisorularını beraberinde getirir. Adı geçen filozofların bu soruları yanıtlama çabası, onları bir doğa durumutasvirine götürür. Doğa durumu tasviri ya da varsayımı da toplum öncesi hali betimler. Rousseau’nun doğadurumu tasviri ve uygar toplum analizi eşitliğin, adaletin, özgürlüğün ve ahlaklılığın nasıl bir düzende mümkünolabileceğini bize gösterir. Bu çalışmanın temel problemi, Rousseau’nun doğal durumundan toplumsal yaşamanasıl geçildiğine, toplumsal düzenin nasıl kurulduğuna ve toplumsal yaşamın yapısına dair görüşlerinin değişipdeğişmediğini göstermektir. Rousseau’nun başlangıç ve sonraki eserleri arasında toplumsallığa ilişkindüşüncelerinin değiştiğini söylemek mümkündür. Bu çalışma, değişen bu görüşleri açığa çıkarmayıhedeflemektedir.Conference Object “Kelâm Geleneğinde Bilginin Jeneolojisi: “Nazar”ın Değişen Karakteri Üzerine”(2018) Kılıç, Muhammet Fatih; Cengiz, YunusHer gelenek gibi İslam düşünce geleneği de oluşmaya başladığı ilk yüzyıllardan beri çevresel, tarihsel ve toplumsal saiklerle değişime uğramış ve farklı dönemlerde farklı veçheler kazanmıştır. Müslümanların düşünce haritasına bakıldığında kelâmî birer ekol olan Mu‘tezile, Eş‘arilik, Mâtürîdîlik Şia vb. ekollerin entelektüel, siyasi ya da dini açıdan canlı birer aktör olarak göründüğü anlaşılmaktadır. Bu da kelâmî düşünüşteki değişimi ele almanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Temelde İslam inancını ve temel değerlerini kuramsal bir mahiyet içinde özelde Müslümanlara, genelde ise tüm insanlığa ifade etmek gibi bir rol üslenen kelâm, hem bu rolünden dolayı hem de gelişen koşullardan dolayı ilk haliyle kalmamıştır. Bu bildirinin amacı kelâm bilgi sisteminin işlemesini sağlayan ve nazar olarak ifade edilen akıl yürütmenin değişen tabiatı üzerinden bu gelenekteki bilginin jeneolojisini (soykütük) ortaya koymaktır. Bildiride kelâmcıların argümantasyonda bulunurken müşahhas olan evren ve evrendeki olaylar yerine gittikçe bunların mantıksal görünümlerini esas aldıkları ortaya konmaktadır. Nitekim hem ilk dönem kelamcılarının hem de sonraki kelâmcıların nazar (akıl yürütme) için getirdiği tanımlamalar bu değişimi bize göstermektedir. Mantıksal çözümlemeler lehine meydana gelen bu gelişmeler sadece bilgisel araçların kullanımındaki değişimi değil, aynı zamanda kelâmcıların ontolojik düşünceleri ile epistemolojik düşünceleri arasında da belirgin farkın oluşması gibi esasa taalluk eden gelişmelerin de ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.Book Part Kierkegaard’ın Hegel Mantığının Eleştirisi(Mantık Derneği Yayınları, 2019) UYANIK, NECİPMantık belirlenmiş bir çemberdir ve bu çemberden çıkış imkânsız olarak görülür. Gerçekte bu böyle midir? Yaşam içinde insanın sahip olduğu şeylerin tümü mantık ilkelerine uyum göstermek zorunda mıdır? Bu konuda, tutku ve varoluş filozofu Soren Kierkegaard’a göre insan sadece akıl, mantık ve matematiksel bilgi tarafından belirlenmemiştir Mantık insan ve yaşam ile ilgili her şeyi anlaşılır hale getirmek ister. Ancak mantıkla varoluşun anlaşılamayacağı ortadadır. İşte Hegel’in mantık felsefesinde bireysel varoluşa yer verilmemiştir veya birey bu sistemde ikinci planda bırakılmıştır. Dolayısıyla Kierkegaard’ın, HegConference Object İlk Dönem Kelâmında Teolojiyi Aşma Tecrübesi(2016) Cengiz, YunusCengiz, Yunus, “İlk Dönem Kelâmında Teolojiyi Aşma Tecrübesi” XXI. Kelam Anabilim Dalları Koordinasyon Toplantısı Ve “Kelam İlminde Metodoloji Sorunu” Sempozyumu, Gaziantep Üniversitesi, 13-14 Mayıs 2016, Gaziantep (Kelam İlminde Metodoloji Sorunu, ed. Mahmut Çınar, Mustafa Ünverdi, M. Reşit Akpınar, Esra delen Yıldırım, Fehmi Soğukoğlu, Gaziantep Üniversitesi Basımevi, Gaziantep, 2017).Article İşrâk Felsefesine Çağdaş Yaklaşımlar ve Günümüz İran’ında İşrâkîlik(Beytulhikme, 2021) Doru, Mehmet NesimBu çalışma, 12. yüzyılda ortaya çıkan İşrâk felsefesinin günümüzde İran’daki seyrini ele almaktadır. Sühreverdî’den sonra onun ilk dönem şarihleri tarafından karşıtlıklar ve sentezler bağlamında ele alınan İşrak felsefesi tarihi süreçte devam etmiş ve ele alındığı her dönemde farklı sosyal, siyasi ve entelektüel faktörlerle şekillenmiştir. Bugün İran’da hala canlı bir biçimde yaşayan İşrâk felsefesinin Molla Sadrâ okulunun en önemli bileşeni olarak ele alındığını söylemek mümkündür. İran’ın felsefi-entelektüel hayatının şekillenmesinde önemli bir payı olan İşrâk felsefesinin bir tür “sınır” felsefe olduğunun vurgulandığı bu çalışmada aynı zamanda İslam felsefesinin arkaik bir alan olmadığının ve İşrâk felsefesinin günümüzde karşılaştığımız felsefi sorunlara cevap verildiğinde hala bir en önemli kaynaklardan biri olmasının altı çizilmiştir.Article Melayê Cızîrî’nin düşüncesinde hakikat ve mecaz’ın ontolojik ve epistemolojik boyutu(2013) Doru, Mehmet Nesim17. yüzyıl İslam düşüncesinin önemli mutasavvıflarından olan Melayê Cizîrî, vahdetü’l-vücud teorisinin bir takipçisidir. Onun düşüncesine göre hakikat, varlığın mutlak hali iken, mecaz ise, mutlak varlığın belirlenimleridir. Mecazlar dünyası veya somut nesneler konsepti, hakikat karşısında ontolojik bir statüye sahip değildir. Ama epistemolojik açıdan mecazlar, hakikate giden yoldaki işaretler ve sembollerdir. Başka bir ifadeyle mecazlar olmadan hakikat idrak edilemez. Bu çalışmanın konusu hakikat ve mecaz konusunda Cizîrî’nin görüşünü analiz etmektir. Bu çerçevede onun hakikat ve mecaz hakkındaki görüşü tasavvuf felsefesinin meseleleri ışığında ele alınacaktır.Article Noam Chomsky'de Üretici Dilbilgisi: Derin Yapı ve Yüzey Yapı Ayrımı(2016) Müldür, FatihTemelleri Descartes felsefesine dayanan ve 17.yy.'da Port-Royal düşünürlerinin ilk varsayımlarını ortaya attığı dil kuramı, Noam Chomsky tarafından geliştirilerek formüle edilmiştir. Bu kurama göre, insanda dil yetisi doğuştan gelen ve diğer bilişsel yetilerden bağımsız bir yetidir. Bu yetiye bağlı olarak bir dil kullanımında, sınırlı sayıda sözcükle sınırsız sayıda cümlenin biçimini ve özgül anlamını olanaklı kılan kuralların oluşturduğu bir sistem söz konusudur. Chomsky'e göre bu "üretici dilbilgisi"dir. Bu kurama göre her cümlenin sesletime çıkmamış olsa bile anlamsal temelini oluşturan bir "derin yapı"sı, sözdizimsel ve sesçil biçimini oluşturan somut bir "yüzey yapı"sı vardır. İlkinin ikinciye dönüşümü, dönüşüm kuralları aracılığıyla gerçekleşir. Ancak derin yapılar, hiçbir zaman yüzey yapılara tamamıyla çıkmazlar.

