TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/1836
Browse
Browsing TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Scopus Q "Q4"
Now showing 1 - 20 of 121
- Results Per Page
- Sort Options
Article Reflexions on the Relationship Between Political Symbolism and Political Power(Rector CIU Cyprus Int Univ, 2020) Durc, Safiye AtesPolitical power refers to various means in order to keep its audience under its influence and to manipulate them, as it desires. Perhaps the most effective of these is symbolism. Using symbol and symbolic action is one of the most powerful way of establishing group identity and the most direct way of communicating. Especially the owner of political power benefit from this power effectively. By using it, political legitimacy can be established, as well as an invisible dialogue between political actors and citizens can be managed. Thus, it is easier to develop policy in order to constitute and maintain order. In this article, this instrumentality is examined in the discussion of symbolism and power. In the light of the data obtained from the conceptual and theoretical literature, the relationship between symbol and power has been discussed in different angles. In addition, it was questioned that the politics is carried out by the symbols and the masses are politicized by the same way. It can be said that an invisible dialogue can be created between the political power holders and people; power owners not only can easily manipulate people's emotions and knowledge but also can transfer its power from generation to generation through the political symbols.Article Kün Aftare Settlements: First Reports on the Neolithization Process in the Northern Habur Valley(Istanbul Univ, 2024) Kodas, Ergul; Ciftci, Yunus; Ipek, Bahattin; San, Mehmet; Dinc, Onur; Mentese, Devrim HasanThe Neolithization process in southeastern Anatolia has been the subject of many studies over the years. However, these have primarily been concentrated & Scedil;anl & imath;urfa region provide important information on the Neolithization process in the mountainous region between these two rivers. The 2023 Archaeological Survey of the Pleistocene and Early Holocene Period in the Artuklu, K & imath;z & imath;ltepe, Ye & scedil;illi, and Neolithic Period in the Northern Habur Valley. In this context, the settlements the unique Neolithization process of the Northeastern Habur Valley, a key area to both southeastern Anatolia and northern Mesopotamia.Article Osmanlı -Türk Edebiyatı Tarihyazımında Tanzimat'tan Bugüne Çağdaş Eleştirel Söylem(2016) Başlı, ŞeydaEdebiyat eleştirisinin Tanzimat döneminden başlayarak yalnızca edebî alanı ilgi-lendiren bir edebî tür olmadığı, siyasi alanla çok yakın bir ilişki içinde olduğu dikkati çekmektedir. Eleştiri etkinliğinin en belirgin özelliklerinden biri, edebiyat eleştirisinin kendisinin modernleşmenin simgesine dönüşmüş olmasıdır. Bir diğer özellik ise, kuram-sal bir çerçeveye dayanan "nesnel eleştiri"nin uzunca bir süre yerleşmemiş olması, ede-biyat metinlerinin daha ziyade kişisel beğeni ile şekillenen öznel yargılar doğrultusunda değerlendirilmesidir.Divan şiiri ile ilgili değerlendirmeler, edebiyat ile siyaset arasındaki sınırların modernleşme bağlamında bulanıklaşmasının en açık gözlemlenebildiği alandır. Divan şiiri ile ilgili Tanzimat döneminden başlayarak giderek basmakalıplaşan değer dü-şürücü yargıların kaynağı araştırıldığında, bu iki özelliğin belirleyici olduğu görülmek-tedir. Divan şiirinin Osmanlı-Türk edebiyatı içinde olduğu gibi dünya edebiyatı içindeki yerinin sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılmasının ise "nesnel eleştiri"nin gelişmesine bağ-lı olduğunun altı çizilmelidir.Article Citation - Scopus: 2Van Kalesi Analıkız Yapısı: İşlev ve Kronolojisine Dair Bir Değerlendirme.(İstanbul Üniversitesi Yayınevi, 2019) Genç, Bülent; Konyar, ErkanÖzet: Van Kalesi'nin kuzeydoğu yamaçlarında, ova düzeyine yakın bir yükseltide Analıkız veya Hazine Kapısı olarak adlandırılan kaya anıtı yer almaktadır. Anıt ana kayaya işlenmiş bir platform ve gerisinde yine ana kayaya açılmış iki adet anıtsal nişten oluşur. Marr ve Orbeli'nin 1916 yılında gerçekleştirdikleri kazılardan bu yana Analıkız alanının işlevi, sitadelle ilişkisi, krallık açısından önemi, inşa evreleri ve mimari tasarımı hakkında ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamıştır. Literatürde bu alan genel olarak Açık Hava Kutsal Alanı olarak tanımlanmıştır. Lehmann-Haup'tun 1898'lerde alanın kuzeyinde yer alan drenaj kanallarını kurban kanalı olarak tanımlaması açık hava kutsal alanı tanımını yerleştirmiş ve sonraki çalışmalara referans olmuştur. Bu makalede alanla ilgili literatür ve hikayeleri ve kazı sonuçları tekrar değerlendirilerek yeniden tanımlanmaya çalışılmıştır. Minua ile başlamış olması muhtemel inşa faaliyetlerinin I. Argişti ve II. Sarduri ile devam ettiği yönündeki tespitler, bu alanın yapım evreleri de göz önüne alınarak değerlendirilmiştir. Analıkız yapısının aslında açık hava kutsal alanı olmayabileceği, krallık için sadece başkente özel ünik bir anıtsal birim olabileceği ele alınmıştır. Söz konusu birimin kralların kroniklerinin yazılı olduğu stellerinin toplu olarak bulunduğu bir alan olabileceği ve bütün çevresel özellikleriyle beraber kapalı bir alan olabileceği arkeolojik ve filolojik kanıtlar üzerinden tartışılmıştır. Abstract: On the northeast sides of the Van Fortress, an elevation nearby, stands a rock monument on the plain named Analıkız or also called Hazine Kapısı. The monument consists of a platform engraved into the rock and two monumental niches. Yet ever since the excavations conducted by Marr and Orbeli in 1916, there have been no detailed examinations or evaluations of the functions of the field, the relationship to the citadel, its importance for the kingdom, the levels of construction or architectural design. In literature, this field is generally recognized as Open Air Sanctuary or the way Lehmann-Haupt defined in 1898. In this study, we attempted to reevaluate and redefine the literature, stories and excavation outcomes. The deductions suggesting construction activities initiating with Minua then continuing with Argishti I and Sarduri II have been made considering the construction levels of the field. The possibilities of Analıkız structure not being an open-air sanctuary but rather a monumental site for the kingdom, a field in which the steles with king’s chronicles carved onto them are gathered or a closed field with all of its surroundings have been discussed with the aid of archeological and philological proofs.Article Bazı fakültatif buğday genotiplerinin farklı çevrelere tepkileri(Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 2021) Erdemci, İrfan; Aktaş, Hüsnü; Karaman, MehmetAmaç: Bu çalışmanın amacı fakültatif gelişme tabiatına sahip ekmeklik buğdaygenotiplerin farklı çevrelerde verim ve kalite özelliklerin belirlenmesidir.Materyal ve Yöntem: Bu araştırma, 2014-2015 yetiştirme sezonunda yağışa dayalışartlarda 25 ekmeklik buğday genotipi (20 ileri hat ve 5 standart çeşit) ile Diyarbakırve Muş lokasyonlarında Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre 3 tekrarlamalıolarak yürütülmüştür. Araştırmada çeşit ve hatların tane verimi ile bazı kalite (bintane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, protein oranı, zeleny sedimantasyon ve yaş gluten)özellikleri incelenmiştir.Araştırma Bulguları: Birleştirilmiş varyans analizinde, genotip, çevre ve bunlarınetkileşim (genotip × çevre) etkileri, incelenen özelliklerden bin tane ve hektolitreağırlığı hariç diğer tüm özellikler için oldukça anlamlıydı. Ancak genotip-çevreetkileşiminin etkisi incelenen tüm parametreler açısından genotip ve çevreye göredaha küçük boyuttaydı. Diyarbakır lokasyonu incelenen kalite parametreleri için öneçıkarken, Muş lokasyonu tane verimi yönünde öne çıkmıştır.Sonuç: Çalışmada, G17 genotipi her iki test ortamında da en yüksek tane veriminesahipti ve verim açısından en kararlıydı. G11 ve G21 genotipleri kalite parametreleriaçısından ön plana çıkmıştır. Bu genotiplerin gelecekteki ıslah çalışmalarındaebeveyn olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.Article Citation - Scopus: 5COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİ ve AHP ile ARICILIK FAALİYET ALANLARI İÇİN ARAZİ UYGUNLUK DEĞERLENDİRMESİ: BİTLİS/TÜRKİYE ÖRNEĞİ(Bursa Uludağ Üniversitesi, 2023) Mercan, ÇağrıArıcılık, biyoçeşitliliğe katkı sunarak kırsal kalkınmaya sağladığı destekten ötürü önemli bir faaliyet türüdür. Arıcılıktan elde edilen verimin arttırılabilmesi ve sürdürülebilirlik için bu faaliyet türünün yapılabileceği uygun yerlerin belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan bu çalışmada, Bitlis ilinde Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ve Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri kullanılarak arıcılık için bir yer seçimi değerlendirme modeli önerilmektedir. Çalışmanın amacı yerel arıcılık faaliyetleri ile uğraşan kişilerin yanı sıra literatür verilerini de dikkate alan çok kriterli değerlendirmeye dayalı mekânsal bir karar destek sistemi oluşturmaktır. Çalışma ile Bitlis ili için arıcılığın yapılabileceği uygun alanlar belirlenmiştir. Çalışmada 11 kriter (84 alt kriter) seçilmiştir. Arıcılık faaliyetlerini olumsuz etkileyeceği için 5 alt kriter ise sınırlandırıcı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada arazi kullanımı/örtüsü, akarsulara mesafe, ortalama sıcaklık (mayıs-ağustos), NDVI, rüzgâr hızı (mayıs-ağustos), bakı, yükseklik, yağış (mayıs-ağustos), eğim, yola uzaklık ve elektrik hatlarına uzaklık kriterleri kullanılmıştır ve bu kriterlere ait tematik haritalar oluşturulmuştur. Değerlendirme kriterlerinin ağırlıklarının hesaplanmasında AHP yöntemi kullanılmıştır ve CBS ortamında ağırlıklı bindirme yöntemi ile arazi uygunluk haritası elde edilmiştir. Arazi uygunluk haritasında arıcılığın yapılabileceği çok uygun ve uygun alanların sırasıyla 1.620,02 km2 ve 2.003,81 km2, yüzey alanlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Oluşturulan uygunluk haritasında en uygun yerlerin sırasıyla Mutki, Merkez, Hizan, Tatvan, Ahlat, Güroymak ve Adilcevaz ilçelerinde olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, arıcılık faaliyetleri ile uğraşan insanların haricinde sürdürülebilir tarım ve hayvancılık stratejilerinin oluşturulmasında, karar vericiler için de önemli bir kılavuz olacaktır.Article Toplumsal Cinsiyet Algısı ve Etkileyen Faktörler: Mardin Örneği(2022) Çiftçi, Sema; Akın, Ayşe; Saka, GünayAmaç: Türkiye’nin güneydoğusunda bir il olan Mardin’de 20- 65 yaş aralığında yer alan bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin algı düzeylerini ve etkileyen faktörleri saptamaktır. Yöntem: 20-65 aralığında 1055 kişi olarak hesaplanan araştırmada 990 kişiye ulaşılmış ve bu kişilere 2 bölümden oluşan anket, yüz yüze uygulanmıştır. Birinci bölümde; sosyo-demografik özellikler ikinci bölümde ise “Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçekten alınan puan 25-125 aralığında olup, yüksek puanlar toplumsal cinsiyet algısının olumlu olduğunu ifade etmektedir. Bulgular: Bireylerin yaş ortalaması 33.27 ± 10.70 olup %67.2’si kadındır; %15.4’ü okuryazar değildir. Bireylerin %56.7’si görücü usulü ve %1.6’sı berdel yoluyla evlenmiştir. Akrabası ile evlenen bireylerin oranı %36.3’tür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin ölçekten aldıkları puan ortalaması 79.34 ± 15.32’dir. Kişinin çalışma durumu, kadın olma, bekârlık, genç yaşta olma, doğum yerinin kent olması, ekonomik durumunun iyi olması, bireylerin ve ailelerininin eğitim seviyesinin yüksek olması gibi faktörler toplumsal cinsiyet algısını olumlu yönde etkilerken çocuk sahibi olma, eşlerin akraba olması, kırsal bölgede yaşıyor olma vb. faktörler olumsuz yönde etkilemektedir. Sonuç: Toplumsal cinsiyet algı düzeyi puan ortalaması yapılan benzer çalışmalara göre düşüktür. Bireylerin algı düzeylerini çeşitli sosyo demografik faktörler etkilemektedir. Bölgenin sosyoekonomik ve kültürel şartları da göz önüne alınarak; kamu, sivil toplum ve basın yayın kuruluşları ile iş birliği içerisinde toplumsal cinsiyet algısını geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütülmelidir.Article Citation - Scopus: 1Investigation of structural performances of historical building elements made with local materials using the finite element method(Tulpar Academic Publishing, 2024) Kutlu, İ.; Nayeb, A.; Zardari, S.The structural performance of the materials used in historical buildings can be damaged, usually due to natural events or human-induced interference. Historical buildings in the Southeastern Anatolia Region were generally built with local materials such as stone and brick. This situation should be seen as a factor that may cause severe structural damage in buildings located on a regionally active fault line. Within the scope of the study, the materials used in the region were discussed, and a numerical model representing the behavior of the materials against an earthquake that could occur on the fault line was used. Stone, brick and concrete material definitions were made for the prototype of the arch form modeled with SAP2000, and time-history analyses were carried out separately for each material. Concrete material behaviors, frequently used in buildings constructed today, are also included in the analysis for comparison. As a result of the study, it has been observed that local materials do not have sufficient tensile strength against earthquakes compared to concrete material and that the structures may face the risk of collapse in case of seismic movements in the region. © 2024 by the Authors.Article BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİNİN GÖÇMEN ÖĞRENCİLERE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ: BİR DURUM ÇALIŞMASI(Milli Eğitim Bakanlığı, 2021) Özbek, Dilek; Özdaş, Faysal; Kavan, NihatYapılan bu araştırmada beden eğitimi öğretmenlerinin göçmen öğrencilere ilişkin görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında beş sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu ise Mardin ili, Artuklu ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda görev yapmakta olan 12’si kadın, 18’i erkek 30 beden eğitimi öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma bulguları sonucunda göçmen öğrencilerin; en fazla dil sorunu yaşadığı, eğitim sürecinde yaşadıkları sorunların çözümünde sınıf içi etkinliklerin sıkça kullanıldığı, öğrencilerin okula uyumunda sosyal faaliyetlere ağırlık verildiği, farklı kültürlerin bir arada olmasının genel olarak olumlu karşılandığı ve öğrencilerin sosyal etkinliklere katılımda çekingen davrandıkları fakat zamanla öğretmenlerinin ve sınıf arkadaşlarının desteğiyle bunu atlattıkları sonuçlarına ulaşılmıştır.Article Citation - WoS: 1Citation - Scopus: 1Impact of Tumor Resection Volume on Visual Outcomes and the Need for Secondary Surgery Following Transsphenoidal Surgery in Suprasellar Extended Non-Functionial Pituitary Adenomas(Turkish Neurosurgical Society, 2024) Batur, Abdussamet; Bozkurt, Mustafa Alper; Gezer, Burak; Karabagli, Hakan; Koktekır, Ender; Sahinoglu, Mert; Gündoğdu, Derya KaraoğluAIM: To investigate the surgical outcomes in patients with nonfunctional pituitary adenomas (NFPAs) exhibiting visual field defects (VFDs) in order to ascertain the impact of the volume of adenoma excised during surgery on recurrence rates and improvements in VFDs. MATERIAL and METHODS: From a cohort of 150 individuals diagnosed with NFPAs and exhibiting suprasellar extensions accompanied by VFDs, we selected 114 patients who fulfilled the inclusion criteria for further analysis after a comprehensive retrospective review. All selected patients underwent pituitary magnetic resonance imaging (MRI) examinations, and volumetric measurements were conducted on T1 contrast sequences using the Syngo.via software. Measurements were derived from MRI scans taken 24 h preoperatively, 24 h postoperatively, at 3 months, and at the end of the first year postsurgery. Volumetric values were compared between patients who underwent subsequent surgeries due to recurrence and those who did not. Similarly, the variables were evaluated in patients experiencing an improvement in VFD, those whose VFD remained stable, and those experiencing a deterioration in VFD. RESULTS: The recurrence rate was 19.3%. Among patients who underwent a second surgery due to recurrence, the presurgical adenoma volume, the adenoma volume removed based on the 24-h postoperative MRI, and the volumes recorded in the 3-month and 1-year postoperative imaging were significantly greater than those in patients who did not require a second surgery. Remarkable improvements were identified in 84.2% of patients with VFD complaints and 62.5% of those with visual acuity complaints. CONCLUSION: Adenoma volume measurements exerted a significant impact on recovery from VFDs and the need for a second surgery. Although the choice of surgical methodology does not definitively affect outcomes, an in-depth evaluation of variations in adenoma volume can provide valuable prognostic insights.Article 16. Asır Kudüs’ünde Bir İlim Kurumu Taziyye: Medresesi(Hitit Üniversitesi, 2022) Evsen Aydın, EsraÜç semavi din için kutsal kabul edilen, bu nedenle tarih boyunca bu üç dine mensup devletlerin şehre hâkim olma mücadeleleri verdiği, yeryüzünde bu özellikte tek şehir olan Kudüs Müslümanlar için de tarihleri boyunca önemli bir konumda olmuştur. İslam idaresinde olduğu her dönemde Mekke ve Medine’den sonra üçüncü harem kabul edilen, tamamı Mescid-i Aksa olarak anılan Harem-i Şerif alanı başta olmak üzere şehrin her köşesinde Müslüman bir kimlik oluşturmak amacıyla imar ve inşa faaliyetleri devam etmiştir. Coğrafi konumu sebebiyle ticaret merkezi özelliği taşımayan, Haçlı seferlerinin olduğu dönem dışında askeri ve siyasi olarak da merkezi bir konumu olmayan Kudüs, Müslümanların hâkim olduğu zamanlarda mukaddes bir dini merkez olmanın yanında önemli bir ilim merkezi özelliği de taşımıştır. Şehirde inşa edilen medreseler, tekke ve zaviyeler, ribâtlar, hankahlar gibi müstakil dini ve ilmi kurumların yanı sıra Mescid-i Aksa’nın kendisi de sadece ibadet için kullanılan bir mescit olmayıp her zaman cami dersleri, zikir meclisleri, mestabe denilen ve avlusunda kurulan ilim halkalarıyla canlı bir ilim merkezi fonksiyonu icra etmiştir. Şehirde ilim kurumlarının tesisi Eyyûbîler döneminde başlayarak Memlükler ile zirveye ulaşmış, Osmanlılar döneminde ise daha çok mevcut sistemin, kurumların ve bu kurumları ayakta tutan vakıfların muhafazasını sağlayan bir siyaset takip edilmiştir. Osmanlı idaresine geçtikten sonra Kudüs’te bulunan medreselerin işleyişini nasıl devam ettirdiği, vakıf müessesesinin kontrolü gibi konuların anlaşılması için Kudüs medreseleri üzerine yapılacak müstakil çalışmaların sayısının artması önemlidir. Bu alanda literatüre katkı sağlamayı amaçlayan bu makalenin konusu; önemli askeri ve idari hizmetlerde bulunan, ancak ömrünün son demlerinde yaşadığı siyasi sorunların ardından bir tür emeklilik ihsanı olarak Kudüs’te yaşama talebi kabul edilen Memlük emiri Emir Tâz tarafından inşa ettirilen, orta büyüklükte olduğunu düşündüğümüz Tâziyye Medresesi’dir. Mescid-i Aksa çevresinde kurulan ve sayıları elliyi aşan medreseden biri olan Tâziyye, XVI. asırda nüfusu ancak 5 bin civarında olan şehirdeki canlı ilim hayatının bir şahidi olarak Osmanlı devletinin hâkimiyeti döneminde de faaliyetine devam etmiştir. Osmanlı döneminde Arap coğrafyasında bulunan medreselerin yapısını ve işleyişini ele alan literatürde mevcut çalışmalar daha çok vakfiyesi bugüne gelen veya mansıp sahiplerinin ve talebelerinin izinin tabakât kitaplarından sürülebildiği yani hakkında malumata ulaşmanın nispeten kolay olduğu daha büyük ölçekli ve görünürlüğü olan yapılara odaklanmaktadır. Bu makalenin amacı ise, XVI. asırda Kudüs’ün ilmi kurumlarını ve yapısını anlayabilmek için büyük ve görünür bir örneğin değil, şehirde sayıca daha fazla olan ancak hakkında sınırlı miktarda malumata rastlanan orta ölçekli bir örneğin izini sürerek literatüre kazandırmaktır. Bunun için XVI. asırda farklı tarihlere ait Şer̒iyye sicilleri ve mühimme kayıtları ile literatürde mevcut çalışmalara müracaat edilecektir. Kudüs Şer̒iyye sicilleri Arapça olup defterlerin fiziki şartları ve yazı karakterleri sebebiyle okunması konusunda zorluklarla karşılaşıldığı için Türkçe literatürde, merkezine doğrudan bu yerel kaynakları alarak konuyu inceleyen çalışma sayısının az olması nedeniyle bu makale bu yönüyle de alana katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Makale beş başlıktan oluşmaktadır. İlk başlıkta medresenin vâkıfı olan Memlük emiri Emir Tâz hakkında biyografik bilgilere, ikinci başlıkta medresenin mekânsal özelliklerine yer verilmiştir. Medresenin devamlılığı için en önemli unsur olan vakıf gelirlerinin ve bu işleyişte görevli kişilerin ele alındığı üçüncü başlıkta hem medresenin maddi desteğinin büyüklüğü incelenmiş hem işleyişte karşılaşılan bazı sorunlar ortaya konmuştur. Dördüncü başlıkta medresenin tedris faaliyetinin unsurlarına odaklanarak Kudüs medreselerinde mansıpların tevcihi, mansıp elde etmek için rekabet, medresenin tedris kapasitesi ve sunduğu imkânlar gibi konulara Tâziyye Medresesi özelinde yer verilmiştir. Beşinci başlıkta ise medresedeki diğer dini hizmetler incelenmiştir. Vakfiyesi bugüne ulaşmayan medresenin vakıf şartlarının detaylarına ve tarih boyunca değişime uğrayıp uğramadığı bilgisine ulaşmak henüz mümkün olmadığı gibi mevcut malumat tedrisin mahiyetine ve okutulan eserlerin hangileri olduğuna dair de detaylı bilgi elde etme imkânı sunmamaktadır. Kudüs ile alakalı medreseler ve daha büyük çerçevede ilmi hayat ile alakalı çalışmaların sayısı arttıkça literatürde bulunan bu boşlukların da doldurulması mümkün olacaktır.Article Comparison Of Different Life Stages Of Total, Phospholipid And Triacylglycerol Fatty Acids Of Lucilia Sericata(ABADER (Adıyaman Bilimsel Arastırmalar Dernegi), 2021) Kizmaz, V.Lucilia sericata, which belongs to the Calliphoridae family (Diptera), is used as a debridement tool in open necrotic wounds that do not respond to conventional treatments. Knowing the total, phospholipid (PL), and triacylglycerol (TAG) fatty acid content of L. sericata fly, which is important for health, in its different stages is important both in terms of taxonomy and physiology. After L. sericata samples used in the study were obtained commercially, they were bred under laboratory conditions and then the fatty acids in different stages were analyzed by gas chromatography. Sixteen fatty acids are determined as a result of the analysis. When individual fatty acids are considered, Palmitic acid (16:0), Palmitoleic Acid (16:1n-7), oleic acid (18:1n-9) and Linoleic Acid (18:2n-6) were found to be major ones, while the others are detected in trace amounts. It is determined that, out of total, PL and TAG, saturated fatty acids (SFA) are found at a high percentage in the eggs, monounsaturated fatty acids (MUFA) are the highest in the larvae, and polyunsaturated fatty acids (PUFA) are the highest in fly and pupa. Furthermore, out of total, PL and TAG, ∑PUFA is at a low percentage in the egg and the larval stages. Different results are found at different stages in this study. This may be because fatty acid percentages that change during metamorphosis meet different physiological needs at different phases. © 2021, ABADER (Adıyaman Bilimsel Arastırmalar Dernegi). All rights reserved.Conference Object Semiotic Analysis of the Affective Domain of Discourse: Projection of Emotional Transformations(Cyprus International University, 2021) Kalelioğlu, M.Literature is one of the most important representations of the artistic field, which is constructed by an extraordinary sequence of verbal and nonverbal signs. Short story is one of the genres of this area in which encountering various kinds of signs is possible through the production process. There are umpteen signs in relation to the attitudes of narrative persons in such stories. In such short story narratives, which are a linguistic message, many indications about the behavior and attitudes of the narrator can be encountered. These indicators are behavioral-emotional indicators that reveal the mood of narrative figures such as joy, enthusiasm, sadness, crying, hugging, and hugging. Nonverbal signs, sometimes, do not make sense alone. However, they are meaningful when they are used in a particular context to support the verbal signs, which displays contribution of the nonverbal signs to the meaning established with the verbal signs. What is significant here is the harmony of using nonverbal signs in conjunction with the verbal ones. If that congruence exists, the produced message becomes stronger and increases its effect; otherwise, the power and impact of the message decrease. Hence, the message becomes meaningless. In this study, how the affective domain of discourse is produced in short stories, and the contribution of nonverbal signs in the construction of meaning and emotional field is investigated. The research is carried out pursuant to the possibilities offered by semiotics of discourse approach, which explores and clarifies the inner world of the subject of enunciation, who produces discourse, the changing mood, and the forms of expressions of the subject in different situations and events in narratives. Throughout the study, affective domain of discourse and the stages of it –affective awakening stage, disposition stage, passional pivot stage, emotion stage, and moralization stage– are examined pursuant to semiotics of discourse approach, elaborated by Jacques Fontanille, who is one of the representatives of Paris School of Semiotics. © 2021 Cyprus International University. All rights reserved.Article Parents' State and Trait Anxiety Levels During Bloodletting Attempts in the Pediatric Emergency Department(Galenos Publ House, 2025) Butun, Ahmet; Bayraktar, Sema; Çatalbaş, MeltemGiriş: Çocuk acil serviste (ÇAS) çocukların kan alma işlemleri sırasında ebeveynlerin yaşadığı stres ve kaygı, çocuğun tıbbi durumu, prosedürlere aşina olmama, sağlık çalışanlarıyla etkileşimler ve ebeveynlerin bilgi eksiklikleri gibi bir dizi faktörün karmaşık etkileşimiyle şekillenir. Bu çalışma, ÇAS’te çocuklarına kan alma işlemi yapılan ebeveynlerin durumluk ve sürekli kaygı düzeylerini belirlemeyi ve bu kaygı düzeylerini etkileyen faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu çalışma, Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan üçüncü basamak bir hastanenin ÇAS’te gerçekleştirilmiştir. Veriler, sosyo-demografik bilgiler formu ve durumluk-sürekli kaygı envanterini içeren bir anket kullanılarak 180 ebeveynden toplanmıştır. Veriler 6 Ocak 2025 ile 20 Şubat 2025 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler, Windows için IBM SPSS istatistik, sürüm 22.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Ebeveynler orta düzeyde kaygı yaşamış olup, durumluk kaygı puanları ortalama 41,494±10,322 ve sürekli kaygı puanları ortalama 39,189±9,370 olarak bulunmuştur. Anneler, babalara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek sürekli kaygı düzeyleri bildirmiştir (41,944±9,012’ye karşı 35,056±8,371, p<0,001). Daha düşük anne eğitim düzeyi, çalışmama durumu ve daha düşük gelir, daha yüksek sürekli kaygı ile ilişkilendirilmiştir. Çocuğunun hastalığı hakkında eğitim alan ebeveynlerin kaygı düzeyleri anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Sağlık çalışanlarıyla iletişim ve bilgi sağlama konusundaki memnuniyet de azalmış kaygı ile ilişkilendirilmiştir. Sonuç: Bu çalışma, özellikle anneler ve düşük sosyo-ekonomik statüye sahip olanlar arasında, pediatrik kan alma işlemleri sırasında ebeveynlerin yaşadığı önemli kaygıyı ortaya koymaktadır. Eğitim desteği sağlamak ve sağlık çalışanları ile ebeveynler arasındaki iletişimi iyileştirmek, ebeveynlerin kaygısını hafifletmeye yardımcı olabilir. Bu bulgular, ÇAS ortamlarında ebeveynleri desteklemek için gerekli müdahalelere duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.Article Citation - Scopus: 2The Envision Of God İn The Crusader Idea And İts Effect On The Crusades;(Osman Kose, 2024) Çekiç, A.The historiography of the Crusades is an extension of Western Europe's desire to reach its own ideal history. The vacuum of authority following the fall of Rome led the Catholic world to create a new world order for itself. With its religiously referenced starting point, the Crusades offer God's promise of salvation and victory to the Crusaders. According to the Crusader idea, the hand of God will ascend to the earth through the Crusaders and the state of God will be established in Jerusalem through the Crusades. With this idea, the Crusader idea constructed a new world order for itself and placed God at the top of this order. The aim of this article is to analyse how and in what way the envision of God was dealt with in Crusader thought. The lack of such a study based on Crusader sources in the literature reveals the importance of this article. Through the methodological analysis of Crusader sources, the conception of God in Crusader thought and its reflections have been tried to be understood. As a result, the Crusaders's positioning of God in a mobilising position helped the Crusaders to invent their autonomous God and establish the God State; it also formed the basis for the transformation of the Crusaders into a nation chosen and glorified by God. © 2024, Osman Kose. All rights reserved.Article İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri(Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2021) Akman, EkremÖz Yezidiler veya Ezidiler Musul civarında Şeyhan Sincar bölgesi ile Diyarbakır, Urfa ve Mardin kırsal alanında yaşayan Kürtçe konuşan bir inanç topluluğudur. Yezidilik, belirli ailelere özgü, dışardan herhangi birinin kabul edilmediği etno-dinsel bir inançtır. Yezidiliğin ne zaman ve kimin tarafından kurulduğu, menşei, temel inanç figürleri hakkında çözüme kavuşmamış tartışmalar devam etmektedir. Klasik İ�slam kaynakları Yezidiliğin Sünni bir mutasavvıf olan Adi. b. Müsafir’in (555/1160) vefatından sonra ardılları tarafından devam ettirilen Adeviye Tarikatı olarak bilinen cemaatin zamanla Sünni İ�slam inancından uzaklaşarak, sapkın bir inanca dönüştüğü görüşündedirler. Bu inancın İ�ran kökenli Zerdüşt, Mani ve Mitraizm (Mihrperest) gibi dinlerin kalıntısı olarak günümüze geldiğini iddia edenler de vardır. 1514 yılında Musul ve Diyarbekir çevresine hâkim olan Osmanlı Devleti, Yezidilerle karşılaştı. Bu tarihten sonra konumuzun başlığında da belirtildiği gibi itaat, itikat ve askerlik üçgeninde Osmanlı’da devlet-Yezidi ilişkileri başladı. Bu dönemde Yezidiler Diyarbekir’den Musul’a kadar uzanan bölgede köyleri talan eden ve aşiretleri rencide eden hırsızlık ve eşkıyalıkla uğraşan, Rafızilik gibi sapkın bir grup olarak tanıtılmaktadır. Devlete itaat ettiklerinde kendilerine mukataa ve dirlik verilen ve raiyetten sayılan Yezidiler, itaatten çıkıp asi durumuna düştüklerinde ezansız, namazsız ve mülhidlikle suçlanarak cezalandırılmışlardır. Bu anlamda Osmanlı klasik döneminde devletin heteredoks gruplara karşı tavrını din ve itikat değil, daha çok hükümranlık ve itaat ilişkisi belirlemekteydi. Tanzimat’la beraber, geçmişin itaat merkezli devlet-yezidi ilişkilerine artık inanç ve askerlik üzerinden önce tüm reayanın eşit sayıldığı Osmanlılık, daha sonra ittihad-ı İ�slam dairesine dâhil edilme denemeleri eklenmiştir. Yezidi din adamları ve ileri gelenleri itikatlarının askerlik yapmaya müsaade etmediğini belirterek orduya katılmayı reddettiler. Klasik dönemde itaat ve isyan üzerinden şekillenen Osmanlı-Yezidi ilişkileri artık itikat ve inanç üzerinden yürütülmektedir. Sünni İ�slam dairesine alınarak dış müdahalelere fırsat vermeleri engellenmek istenen cemaat ve gruplara yönelik bir dizi proje yürürlüğe sokuldu. Bu bağlamda heyet-i tefhimiye, fırka-i ıslahiye, irşad heyetlerinin çalışmaları yanında dini eğitim, mektep ve cami inşaat faaliyetleri başlatıldı. 1891 yılında Binbaşı Abdülkadir Bey ve ulemadan oluşan bir heyet (tefhim heyeti) Yezidileri sapmış oldukları batıl inançtan kurtarmak, temeddün ve itikatlarını düzeltmek üzere tatlılık ve güzel sözle dini Hitit Theology Journal Volume: 20 Issue:1 113 İtaat, İtikat ve Askerlik Üçgeninde Osmanlıda Devlet-Yezidi İlişkileri telkin etmenin (aşılamanın) işe yaramadığını görünce zora başvurdu, şiddet uyguladı. Fırka-ı İ�slâhiye kumandanı Ö� mer Vehbi Paşa Musul’da şehrin ileri gelenlerinin huzurunda topladığı Yezidi reislerine itikatlarını tashih ederek Ehl-i Sünnet dairesine dönmelerini teklif ettiğinde, kabul etmeyenlere hakaret ederek şiddet uyguladı. II. Meşrutiyetten sonra Osmanlı bürokrat ve idarecileri arasında Yezidilerin, Hristiyan ve Museviler gibi askerlikten muafiyet ya da bedelli askerlik gibi bir muameleye tabi tutulma talepleri tartışılmaya başlandı. Bunlara göre, kendilerini Yezidi olarak ifade eden ve itikat eden bir kavmin din ve mezhep hürriyeti gereği Yezidi sayılmaları gerektiği, hükümetin Yezidilerin tabi oldukları itikadı tanıyarak gayrimüslim milletler gibi ruhani reislerinin tabi oldukları kanunlardan istifade etmelerini dile getirdiler. Bu makalede, Yezidiliğin inanç problemleri bağlamında, Osmanlı-Yezidi ilişkilerinde itaat ve itikat faktörlerinden hangisinin daha belirleyici olduğu sorularına cevap aranmıştır. “İ�taat, itikat ve Askerlik Ü� çgeninde Osmanlı’da Devlet-Yezidi İ�lişkileri” adını taşıyan araştırmada Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu klasik dönemde periferideki inanç gruplarına ve cemaatlere karşı tavrını din ve inanç değil, itaatin belirlediğini, dış müdahalelerin baskın olduğu Tanzimat sonrasında ise, bu grupların askerlik üzerinden terbiye/temeddün ile itikatlarının tashih edilerek merkeze daha güçlü şekilde eklemlenmeye çalışıldıklarını iddia etmektedir.Other Türkiye’de Yoğun Ekim Alanına Sahip Bazı Arpa (Hordeum vulgare L.) Çeşitlerinin Destek Sulamalı ve Yağışa Dayalı Koşullarda Değerlendirilmesi(2017) Aktaş, HüsnüBu çalışma Türkiye'de tescilli 10 arpa (Hordeum vulgare L.) çeşidinin tane verimi ve bazı agronomik karakterlerinin, yağışa dayalı ve destek sulamalı koşullarda araştırılması amacıyla 2011-12 ve 2012-13 yetiştirme sezonlarında Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde yürütülmüştür. Denemeler tesadüf blokları deneme deseninde, dört tekrarlamalı olarak kurulmuştur. Elde edilen veriler varyans analizi ve GGE-biplot yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan arpa çeşitleri aynı zamanda kuraklığa dayanıklılık parametreleri bakımından da değerlendirilmiştir. İki yıllık ortalamalara göre çeşitlerin destek sulu koşullardaki tane verimi (417 - 578 kg/da), yağışa dayalı koşullarda (281 391 kg/da) arasında değişirken; sulu ve yağışa dayalı koşullardaki ortalama değerler sırasıyla, bin tane ağırlığı için 41 g ve 38 g, hektolitre ağırlığı için 68 kg/hl ve 62 kg/hl ve m2'de başak sayısı için 513 adet/m2 ile 367 adet/m2 olarak kaydedilmiştir. GGE-biplot analizi sonuçlarına göre ise tane verimi bakımından G3 ve G5 en stabil çeşitler olarak belirlenmiştir. Sulu ve yağışa dayalı koşullardaki iki yılın ortalama verilerine göre tane verimi açısından G3, G9, G5 ve G10 en yüksek değerlere (sulu koşular: 578; 533; 520; 550 kg/da, yağışa dayalı şartlar: 363; 365; 391 ve 363 kg/da) sahip çeşitler olarak belirlenmiştir. GGE biplot sonuçlarına göre G9 yağışa dayalı şartlara, G3 ise sulu koşullara uygun çeşitler olarak tespit edilmiştir. Çalışmada kurağa dayanıklılık parametrelerinden olan YI (Yield index; Verim indeksi) ile yağışa dayalı şartlardaki verim (Ys) ile ilişkili bulunurken, bu parametrenin kuraklığa tolerant çeşit geliştirme çalışmalarında kullanılabileceği öngörülmüştür. Diğer kurağa dayanıklılık parametrelerinden HM (Harmonic Mean; Harmonik ortalama), GMP (Geometric Mean Productivity; Geometrik Ortalama Verim), STI (Stress tolerance index; Stres Tolerant İndeks) ve MP (Mean productivity; Ortalama verimlilik) ve TOL (Tolerans) parametreleri ise sulu koşullarda verim ile ilişkili bulunmuş, bu yüzden sulu koşullara uygun genotiplerin belirlenmesinde bu parametrelerinin kullanılabileceği tespit edilmiştirArticle Sinapik Asidin Akut Renal İskemi/reperfüzyon Hasarı Üzerine Koruyucu Etkileri(2021) Unsal, Velid; Kolukcu, Engin; Fırat, Fatih; Gevrek, FikretGiriş: Bu araştırmanın amacı, I/R kaynaklı böbrek hasa- rında sinapik asidin (SA) oksidatif hasarı, apoptozu ve inflamasyonu hafifletip hafifletemeyeceğini araştırmaktır. Yöntemler: Toplam 24 erkek sıçan her grupta 6 adet sıçan olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup 1 (Sham), Grup 2 (I/R), Grup 3 (I/R + SA, 10 mg/kg), Grup 4 (I/R + SA, 20 mg/kg). Böbrek fonksiyonunu değerlendirmek için serum BUN, Cr ve AST otoanalizörde ölçüldü. SOD, GSH-Px, MDA, PC ve NO oksidatif stres parametreleri spektrofotometrik yöntemlerle, TNF-α, IL-1β, IL-6, KIM-1 ve NGAL parametreleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Ayrıca böbrek dokusunun histolojik değerlendirmeleri için H&E yöntemi ve immünohistokimyasal incelemeler yapıldı. Bulgular: SA, böbrek hasarı, inflamasyon, oksidatif stres, hücre ölümündeki artışı önemli ölçüde azaltır ve antiok- sidan enzim aktivitelerindeki azalmayı geri kazandırır (p<0.05). Sıçanların SA ile ön tedavisi böbrek fonksiyon bozukluğunu ve morfolojik değişiklikleri azaltır. Sonuç: Oksidatif stres ve lipid peroksidasyonunun geli- şimi, renal IRI sırasında inflamasyonu ve hücre ölümünü hızlandıran önde gelen faktörler gibi görünmektedir. SA’nın antioksidan, anti-inflamatuar ve anti-apoptotik özellikleri, renoprotektif bir etki göstermiştir.Article Aqp1 ve Aqp3 Membran Proteinleri ile Mandibulada Hücresel ve Fizyolojik Dejenerasyon İlişkisinin Araştırılması(2020) Çiçek, Mustafa; Tümer, Mehmet Kemal; Unsal, VelidAmaç: Bu çalışmada, aquaporin-1 ve aquaporin-3 pro teinlerinin ekspresyonunun neden olduğu mandibularkemik üzerindeki oksidatif stres seviyelerindeki ve anti oksidan enzim aktivitelerindeki değişiklikleri araştırmayıamaçladık. Gereç ve Yöntem: 14 Balb/C beyaz fare genç veya yaşlıolup olmadıklarına göre yedişer iki gruba ayrıldı. Biyo kimyasal, histolojik analiz için mandibular doku örneklerialındı. Bulgular: Çalışmamızın bulguları, AQP-1 ve AQP-3 immü noreaktivitesinin, yaşlı farelerin mandibular kemik doku larında, genç farelere kıyasla anlamlı olarak azaldığınıgöstermiştir (p < 0.05). Oksidatif stresin göstergesi olanMDA ve AOPP düzeyleri yaşlı farelerde artmış ve antiok sidan savunma sistemi SOD enzim aktivitesi düşmüştür(p < 0.05). Enflamasyonun göstergesi olan TNF-α sitokinseviyesinin yaşlı farelerde genç farelere göre daha yüksekolduğu bulunmuştur. (p < 0.05). Sonuç: Doğal yaşlanma sürecinde meydana gelen hücre sel hasar, su – elektrolit dengesinde bozulma ve artmışenflamasyonun ciddi ve geri dönüşü olmayan bozukluk lara neden olduğu görülmüştür.Article Citation - WoS: 10Citation - Scopus: 11Comparison of Lipid Contents and Fatty Acid Profiles of Freshwater Fish from the Atatürk Dam Lake(Walter de Gruyter GmbH, 2016) Bashan, Mehmet; Kacar, SemraObjective: The objective of the study was to examine the lipid levels, fatty acid profiles (especially EPA and DHA which play an important role in the prevention of a wide variety disorders such as; coronary heart disease, hypertension, rheumatoid arthritis, breast and colon cancer, Alzheimer disease, inflammation and autoimmune disorders) and n-3/n-6 ratio of some freshwater fish in Ataturk Dam Lake. Methods: Samples of 12 fish species from the Ataturk Dam Lake (Turkey) were investigated for their fat content and fatty acid composition (Aspius vorax, Carasobarbus luteus, Carassius gibelio, Liza abu, Acanthobrama marmid, Barbus xanthopterus, Cyprinion macrostomum, Carassius auratus, Calcalburnus mossulensis, Capoeta trutta, Mastacembelus simack, Chondrostoma regium). Total lipids were extracted with 10 ml of chloroform-methanol (2/1v/v). Samples containing muscle lipid were transesterified with acidified methanol. The fatty acid methyl esters were extracted with hexane. Fatty acids were detected by gas chromatography (GC). Results: The lipid content of species ranged from 0.78% to 2.51%. The highest lipid content was found in female C. trutta (2.51%). The major SFAs were myristic acid (C14:0), palmitic acid (C16:0) and stearic acid (C18: 0). Oleic acid (C18:1 n-9) and palmitoleic acid (C16:1 n-7) were the prominent MUFA. The dominant PUFAs were linoleic acid (LA, C18:2 n-6), linolenic acid (ALA, C18:3 n-3), arachidonic acid (AA, C20:4 n-6), eicoesapentaenoic acid (EPA, C20: 5 n-3) and docoesahexaenoic acid (DHA, C22:6 n-3). The ratio of n-3/n-6 PUFAs ranged from 1.22 to 4.71. Conclusion: In this study, the fatty acid composition varied between different species In addition, the highest n-3/n-6 ratios were observed in female C. trutta, C. mossulensis, C. regium and A. vorax. Therefore, these species are economically important fish considering n-3 fatty acids and n-3/n-6 ratios.
