Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/51
Browse
Browsing Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü by Subject "Din Bilimi"
Now showing 1 - 16 of 16
- Results Per Page
- Sort Options
Article Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk Adlı Risalesi(İslami Araştırmalar, 2020) Bozkurt, BirgülBu çalışmada 17. yüzyıl Osmanlı düşünürlerinden ve Fusûsu’l-Hikem şârihlerinden Abdullah Bosnevî’nin Kitâbu diyâi’l-lem‘ ve’l-bark min hadrati’l-cem‘ ve’r-ratk adlı risalesini inceledik. İki varak ya da dört sayfadan oluşan ve Arapça olan bu risale Bosnevî’nin tefsirle ilgili risalelerinden biridir ve tasavvufî bir içeriğe sahiptir. Bosnevî bu risalede Enfal Sûresi’nin 24. ayetinin yorumu-nu yapmış ve genel olarak Muhyiddin İbn Arabî’nin varlık ve bilgi konusundaki görüşlerinin et-kisinde kalmıştır. Biz çalışmamızda öncelikle Bosnevî’nin bu risalesini şekil, içerik ve kaynakları açısından değerlendirdik. Daha sonra Bosnevî’nin ayette geçen konulara dair yaptığı açıklamaları İbn Arabî’nin görüşlerinden, Bosnevî’nin diğer bazı eserlerinden ve bu konularla ilgili yapılmış diğer çalışmalardan da yararlanarak açıklamaya çalıştık.Article Abdullah Bosnevî'nin Vahdet-i Vücûda Dair Bir Risalesi ya da Kitâbü Tehakkuk(2016) Bozkurt, BirgülBu çalışmada, 17. yüzyılın Osmanlı dönemi mutasavvıflarından Abdullah Bosnevî'nin Kitâbü tehakkuki'l-cüz' bi sureti'l-küll ve zuhûri'l-fer' alâ sureti'l-asl adlı risalesini inceledik. Üç varak ya da altı sayfa olan bu risalesinde Bosnevî, Muhyiddin İbn Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserinde yer alan bir şiirinden yola çıkarak İbn Arabî'nin vahdet-i vücûd düşüncesini kısa ve öz bir biçimde ortaya koymaya çalışmıştır. Biz çalışmamızda, Bosnevî'nin bu risalesini öncelikle şekil, içerik ve kaynakları açısından değerlendirdik. Sonrasında Bosnevî'nin İbn Arabî'nin bu şiirine dair yaptığı açıklamaları, Bosnevî'nin diğer bazı risalelerinden, İbn Arabî'nin görüşlerinden ve bu konularla ilgili diğer araştırmalardan yararlanarak izah etmeye ve yorumlamaya çalıştık.Article AHMED YESEVİ BİBLİYOGRAFYASI: TÜRKİYE’DE YESEVİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARA DAİR DEĞERLENDİRMELER(2016) Bozkurt, Birgül"Hazret-i Türkistan" ya da "Pir-i Türkistan" namıyla meşhur olan büyük Türk mutasavvıfı Ahmed Yesevî , Divân-ı Hikmet adlı eseri ve yetiştirmiş olduğu öğrencileriyle Orta Asya'dan Balkanlar'a kadar büyük bir alanı etkilemiştir. Yesevî'nin Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında da etkileri büyüktür. Onun Anadolu'daki takipçileri arasında Şeyh Edebâli, Hacı Bektâş Velî, Sarı Saltuk, Ahi Evran gibi önemli mutasavvıflar yer almaktadır. Yesevî müridleri Anadolu'da aynı zamanda savaşçı dervişler olmaları, ticaret ahlakına ve kadınların eğitimine verdikleri önemle de tanınmaktadırlar. Bu özellikleri nedeniyle Ahmed Yesevî ve Yesevîlik hakkında Anadolu'da erken dönemlerden itibaren eserler kaleme alınmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde de Divân-ı Hikmet ve Yesevîlik üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Yesevî hakkında Türkiye'de çok sayıda makale, bildiri ve kitap çalışmasının yapıldığı bilinmektedir. Biz bu makalemizde Ahmed Yesevî hakkında Türkiye'de yapılmış olan bu çalışmalara dair bazı değerlendirmelerde bulunduk. Ayrıca Yesevî üzerine yapılmış araştırmaları içeren kapsamlı bir bibliyografyayı da takdim ettik. Batı dünyasında, Çin, Kazakistan, Özbekistan (Taşkent) gibi ülkelerde Yesevi'ye değerlendirmeleri konu edinen makale ve bildiriler söz konusudur. Fakat Ahmed Yesevi'ye dair Türkiye'de bu tarzda benzer çalışmaların henüz yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Bizim bu çalışmayı yapmaktaki temel amacımız da bu eksikliği gidermek ve Yesevi'ye dair çalışmaların düzeyine dair bir tablo ortaya koymaktırPresentation Baki Adam, Yahudilik ve Hristiyanlık Açısından Kur'an'ın Tartışmalı Konuları, İstanbul: Pınar Yayınları, 2016.(2017) Bakışgan, Muhammed HanifiKur’an‐ı Kerim İslam dininin kutsal kitabı olduğu gibi aynı zamanda Dinler Tarihi için de oldukça zengin bir kaynaktır. Bu bakımdan Kur’an‐ı Kerim gerek Yahudilik ve Hristiyanlık gerekse diğer dinler hakkında kayda değer bilgiler içermektedir. Kur’an’ın barındırdığı bu bilgiler diğer dinlerin kaynakları ile büyük oranda uyuşsa da birçok hususta farklı anlatılarla karşılaşmak mümkündür. Kur’an‐ı Kerim ile diğer dinlerin anlatıları arasındaki bu farkları, oryantalist ilim adamları kendi kaynakları bağlamında Kur’an’ın hatası olarak kabul etmektedirler. Dolayısıyla bu açıdan Kur’an’a ciddi eleştiriler yöneltmektedirler. Halbuki Kur’an kendi anlatısında doğrudan ya da dolaylı olarak bu dinî kaynakları esas almamaktadır. Bu noktada Baki Adam, Yahudi‐Hristiyan geleneğinin Kur’an’a yönelttiği eleştirileri ele alarak konuyu detaylı bir şekilde irdelemektedirArticle Endülüs'te Gazâlî Algısı(2017) Bozkurt, BirgülBu makalenin temel amacı Endülüs'te Gazâlî algısını ortaya koymaktır. Gazâlî, Doğu İslam dünyasında ortaya çıkan ve kelamdan felsefeye, fıkıhtan tasavvufa kadar çok sayıda alanda eserler bırakan önemli bir düşünürdür. Doğu İslam dünyasında aynı zamanda büyük bir otorite olan Gazâlî'nin Endülüs'teki durumu merak uyandırmaktadır. Fıkıh, tasavvuf ve siyaset bağlamındaki ilişkiler üzerine şekillenen Endülüs düşünce dünyasında, Gazâlî neredeyse merkezi bir konuma sahiptir. Zira Endülüs entelektüeli fıkıh, tasavvuf ve felsefe arasındaki tartışmaların ortasındadır. Bu çalışmada Endülüslü fakihler, sufiler, filozoflar ile tarihçilerin kitaplarındaki bilgilere göre Endülüslülerin Gazâlî'yi nasıl gördüklerini ortaya koymaya çalıştık. Buna ilave olarak bu çalışma, Gazâlî'nin bu farklı açılardan Endülüs'te nasıl algılandığını gözler önü- ne serme, bu konudaki önemli bir açığı kapatma, Gazâlî'ye dair Endü- lüslülerin algısını bütünlükçü bir biçimde ortaya koyma çabasındadır. Yakın zamanda dikkatleri celbeden felsefenin ve bilginin sosyolojik ve siyasi boyutlarına inecek bu çalışmanın Endülüs düşüncesine dair yapı- lacak diğer çalışmalara zemin hazırlamak bakımından katkıları olacağı kanaatindeyiz.Article Fahreddin Râzî’nin Sofistleri Eleştirisi: Kelâm Özelinde Bir İnceleme(Milel ve Nihal, 2020) Pilatin, EbubekirAntik Yunan’ın siyasal ve sosyal şartları sonucunda tarih sahnesine çıkan sofistler, bir kavram olarak çeviri hareketleri ile beraber Aristoteles üzerinden İslam düşüncesi kaynaklarına girmiştir. Kelâmcılar, eserlerinin bilgi bahislerinde sofistlere geniş ölçüde yer vermiş ve sadece görüşlerini veya ortaya attıkları problemleri aktarmakla yetinmemişlerdir. Sofistleri, Lâedriyye, İnâdiyye ve İndiyye şeklinde yeni bir tasnife tabi tutan kelâmcılar, Aristoteles perspektifinden hareketle çeşitli açılımlarda bulunmakla birlikte, çelişmezlik ve üçüncü halin imkânsızlığı gibi ilkeler bağlamında çözüm üretmişlerdir. Kelâm ve felsefe uğrağında önemli bir yerde duran Fahreddin Râzî ise, kendinden önceki mirası devralarak sofistleri farklı bağlamlarda tekrar gündeme getirmiştir. Râzî’nin sofistleri ele aldığı yeni bağlam, İslam düşünce geleneğinde mezhepler arasında çıkan tartışmalar dolayımındadır. Bu çalışma, Râzî ve kelâm ilminin sofistik görüşleri işleyiş tarzlarını ve çözümlerini bağlamsal bir çerçeve kapsamında incelemektedirOther GÜNÜMÜZE ÖRNEKLİĞİ AÇISINDAN FÂRÂBÎ’NİN VİZYONU(2016) Bozkurt, ÖmerFelsefe geçmişten kopuk bir şekilde yapılmamıştır.Ancak felsefe yapmak geçmişin aktarılmasından ibaret de değildir. Felsefe yapmanın bir biçimi de bizden öncekilerin felsefe yapma tarzlarını, bakışlarını, vizyonlarını örnek almak ve günümüze taşımakla mümkün birtakım görüşlerinden örnekler seçilerek vizyonu ortaya konacaktır. Sonra bu vizyonun günümüz İslam düşüncesine katkısı, çağımız İslam dünyası için anlamı, örnekliği ve rehberliği, özellikle de günümüz İslam medeniyetinin gelişim ve dönüşümüne yansımaları, felsefe, bilim, siyaset ve inanç gibi konularda bazı önerilerle birlikte tartışılıp sunulacaktır. Bunlara ilave olarak Fârâbî özelinde elde edilen bakış açısı, yöntem ve vizyonun günümüz felsefe araştırmalarına ve felsefe yapma çabalarına nasıl yardımcı olabileceği ortaya konmaya çalışılacaktır.Article HARF GİZEMİ VE SEMBOLİZMİ BAĞLAMINDA İHVÂN-I SAFÂ’DA HURÛFÎLİĞİN İMKÂNI(Turkish Studies (Elektronik), 2018) Birgül, Bozkurt; Bozkurt, BirgülX. yüzyılda ortaya çıkan ve bir felsefe topluluğu olan İhvan-ı Safa’nın Resâilu İhvâni’s-Safâ adlı eserinde harfler ve harf ilmine dair düşünceleri ele alınması gereken bir konudur. Tarihi çok eski dönemlere uzanan harf ilminin üç temel boyutu bulunmaktadır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir: 1. Harflerle varlıkların gizemini anlamak, harflere anlamlar yüklemek, harflerle sayılar arasında ilişkiler kurmak, çeşitli oran ve uyum yasalarıyla varlıkların gizli kalmış yönlerine vakıf olmak ve gizemlerini keşfetmek. 2. Harflerin varlıklar üzerinde etkide bulunduklarını kabul ederek muskalar, tılsımlar, vefkler, büyüler vs. gibi yollarla bu etkiyi sağlamak. 3. Harflerle gayba ve geleceğe dair bilgilere ulaşmak. Bu çalışmamızda İhvân-ı Safâ’nın bu üç boyutu sağlayıp sağlamadığı tartışılacaktır. Bu noktada Resâil’de onların harflerle ilgili görüşlerini ortaya koymaya çalıştık ve Hurûfî olup olmadıklarına dair bir sonuca ulaştık. Netice itibariyle, araştırmalarımız göstermektedir ki; İhvan-ı Safa ilm-i hurûfla ilgilenmiş, bu ilmin bazı boyutlarına dair değerlendirmelerde bulunmuş fakat üçüncü boyutuyla çok fazla ilgilenmemiştir. Hatta ikinci boyutla da kısmen alakadar olmuşlardır. Onların iki ve üçüncü boyutla ilgili tutumları daha ziyade betimsel ve durum izahı şeklindedir. Bu nedenle İhvân-ı Safâ’yı harf ilminin hararetli bir savunucusu ve tam bir Hurûfîlik müdafii olarak görmek zor gözükmektedir. Onları daha ziyade bir tür harf gizemciliği ve sembolizmi yapan ve ilm-i hurûfla belli düzeylerde uğraşmış bir grup olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.Article İhvân-ı Safâ’da Ontolojik Uyum-Teleolojik Bağlam(ŞIRNAK ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2018) Bozkurt, BirgülBu çalışmada temel amacımız İhvân-ı Safâ’da ontolojik uyumu teleolojik bağlamda ele almak ve tartışmaktır. Uyum, büyük oranda sayılar, harfler ve müzik konularında karşımıza çıkan oran, orantı ve harmoniyle kavramsal çerçevesini bulmaktadır. Bu bağlamda öncelikle İhvân-ı Safâ’da oran, orantı ve bu kavramların uyumla ilişkisini ortaya koymaya çalıştık. Ortaya çıkan uyum çerçevesini Allah’ın varlıklara yerleştirmiş olduğu gaye, nizam, düzen ve amaç bağlamında İhvân’dan örnek ve açıklamalarla göstermeye gayret ettik. İhvân-ı Safâ’da ayüstü ve ayaltı âlemdeki tüm varlıklarda teleolojik bağlamda ontolojik bir uyumun varlığı açık bir şekilde görülmektedir. Bu sonuç Pythagorasçı temellerden kaynaklandığı gibi İslam’ın referanslarıyla da oldukça ilgilidir. İhvân’da varlığın gizemlerine ulaşmak, sırlarını keşfetmek ya da hikmetini anlamak için uyum konusunun anahtar bir görev üstlendiğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla bu çalışma, İhvân-ı Safâ’nın varlık alanındaki gaye, düzen, nizam ve hikmeti, oran ve uyum üzerinden nasıl izah ettiğini gösterme ve bu çerçeveyle varlığı anlama ve anlamlandırma çabalarını ortaya koyma girişiminde bulunmaktadır.Article Mecūs Kavramının Tarihsel Arka Planına Işık Tutmak: Cahiliye Döneminden Risalete Arap Yarımadası’nda Sāsānī Varlığı(Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2022) Alıcı, MehmetBu çalışmada Cahiliye döneminden risalete Sāsānīlerin Arap Yarımadası’ndaki dinî ve siyasi varlığı, Kur’an-ı Kerim’in bahse konu ettiği mecūs kavramının tarihsel arka planına temasla irdelenecektir. Bu çerçevede Cahiliye Arabı’nın İran/Pers kültür havzasıyla münasebetinin boyutu, mecūs kavramının odağa alınmasıyla tartışılacaktır. Bu kavramın oluşum sürecinde Ḥīre’nin ve Güney Arabistan’ın Arap-Pers etkileşimindeki kayda değer rolüne temas edilecektir. Özellikle Sāsānī hakimiyetinin Arap Yarımadası’na bakan yüzü olan Ḥīre’nin konumu, kültürel etkileşimin zemini olarak öne çıkmaktadır. Bu yolla Sāsānīlerin bu coğrafyadaki kadim tarihine ışık tutulurken mecūs ifadesiyle dinî bağlama işaret edilecektir. Böylelikle Kur’an’ın kullandığı mecūs kavramının Cahiliye Arabı’nın zihin dünyasında bir karşılığının olduğu ve dolayısıyla Sāsānīlerin dinî anlayışının Arap Yarımadası’nda bu kavram üzerinden varlık bulduğu ortaya çıkarılacaktır. Aynı zamanda risalet sürecinde Mecūsīlere ilişkin onların da Ehl-i kitap gibi kabul edilmeleri hususu, Cahiliye Arabı’nın anlam dünyasıyla arz ettiği paralellik açısından bahse konu edilecektir.Article Mehmet Alıcı, Işığın Elçisi Mani ve Gnostik Düşüncesi(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2018) Toprak, Bilalİnsanın kurtuluşunu hedefleyen dinlerin temel öğretilerini belirleyen etmenlerin başında insanın madde ile olan ilişkisine yönelik konular gelmektedir. Kimi dini gelenekler insanı bir bütün olarak ele alırken, kimileri de maddeyi teolojik ve ontolojik açıdan kötü olarak değerlendirir. Dinin dünyaya bakışını belirleyen, insan ve çevre ilişkilerine yön veren bu etkinin doğru anlaşılabilmesi için gnostik geleneklerin insan algısı büyük önem arz etmektedir. Düalist bir bakış açısına sahip olan gnostik düşünceye göre, madde ve maddeden kaynaklanan her şey kötüdür. Maddeye karşı geliştirilen bu radikal tavrın sonucu olarak, Tanrı’nın kötü olan hiçbir şeyi yaratmayacağı düşüncesi hâkimdir. Kötü bir yer olan dünyada, dünyevi işler aracılığıyla kurtuluşa ermek mümkün değildir. Buna göre gerçek kurtuluş ancak hakikatin bilgisine yani gnosise sahip olmakla mümkün olabilir. Birçok dini cemaat sayesinde varlığını sürdüren gnostisizm, özellikle Sabiilik ve Maniheizm sayesinde müstakil bir yapıya bürünür. Bu bağlamda kendisini Budda, Zerdüşt ve İsa Mesih’in müjdelediği kurtarıcı olarak tanıtan Mani’nin gnostik yaşam öyküsü ve düşüncesi Ortadoğu’daki dini grupları anlamak noktasında da bizlere önemli ipuçları sunmaktadır.Article Molla Sadrâ’nın Tasavvuf Yorumu ve Dönemin Sözde Mutasavvıflarına Yönelttiği Eleştiriler(Eskiyeni, 2021) Meçin, Mahmutİslâm düşüncesinin bir yenilenme ve muhasebe sürecini yaşadığı klasik sonrası dönem, İslâm felsefesinin dönüşüm geçirerek asıl mecrasını bulduğuna tanıklık eden bir dönemdir. Bu dönemde Antik-Helenistik düşüncenin etkisinin azalmasıyla beraber felsefenin, kelâm ve tasavvuf gibi İslâm düşünce gelenekleriyle etkileşimi artmış ve aralarında önemli sentezler tesis edilmeye çalışılmıştır. İslâm düşüncesinin bütüncül bakış açısını yakalamak için ortaya konulan bu çabaların en mücessem örneklerinden biri Meşşâî, İşrâkî, Ekberî ve kelam okulları arasında hikmetü’l-müteâliye terkibiyle bir uzlaşı tesis etmeye çalışan Molla Sadrâ’nın (1570-1641) çabasıdır. Molla Sadrâ’nın tesis etmeye çalıştığı bu uzlaşıda tasavvufa yaklaşımı ve dönemin mutasavvıflarına yönelttiği eleştiriler bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Makalenin bahse konu ettiği problem, şu sorulara cevap bulmaya çalışmaktadır: Molla Sadrâ’nın temel referansları arasında tasavvuf nerede durmaktadır? Molla Sadrâ’nın tasavvuf anlayışının arka planında hangi isim ve öğretiler bulunmaktadır? Molla Sadrâ kendi dönemindeki mutasavvıflara ne gibi eleştiriler yöneltmiştir? Bir sûfî-filozof (teosof) olarak görülmesine rağmen Molla Sadrâ’nın kendi dönemindeki mutasavvıflara yönelttiği eleştirilerde amacı nedir ve bu eleştiriler nasıl anlaşılmalıdır? Tasavvuf, Sadrâ’nın senteze dayalı felsefesinin karakterini belirleyen en önemli kaynaklardan biridir. Sadrâ’nın tasavvuf anlayışında başta Ekberî geleneğin varlık anlayışı olmak üzere klasik İslam filozoflarının Yeni Eflatuncu düşünceleri ve Sühreverdî’nin İşrâkî öğretilerinin etkisi belirgin bir şekilde kendini göstermektedir. Bilhassa İbnü’l-Arabî’nin vahdetü’l-vücûd anlayışının, Sadrâ’nın tasavvuf anlayışının arka planında en önemli etkiye sahip olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Sadrâ yaşadığı dönemde tasavvufu bütünüyle zahirî ritüellerden ibaret gören nazarî bilgiden yoksun mutasavvıflara eleştiriler yönelterek tasavvufu özünden uzaklaştırmalarına karşı çıkar. Sadrâ, artan cehalet, aklî ve nazarî araştırmalardan yoksunluk, süslü söz ve şathiyelerle insanlar nezdinde makam elde etme arzusu ve şeriatın zahirine göre hüküm verme gibi tutum ve davranışlara dikkat çeker. O, bu tür eğilimleri birer cehalet putu olarak değerlendirerek insanı hakikatten uzaklaştıran ve derhal bertaraf edilmesi gereken birer engel olarak kabul eder. Sadrâ’nın eleştirilerinde tasavvufî öğretileri ve geleneğini topyekûn bir eleştiriye tabi tutmaksızın asıl maksadının tasavvufu nazarî boyutundan ve irfanî derinliğinden uzaklaştıran anlayışın tehlikesine karşı uyarmak olduğunu ve belirli şahıs veya kurumları değil, doğru bulmadığı tutum ve inançları hedef aldığını özellikle belirtmesi onun eleştiri üslûbunu dikkate değer kılmaktadır. Makalenin amacı İslâm düşünce ekolleri arasında sağlamaya çalıştığı sentezde Molla Sadrâ’nın tasavvuf yorumunu anlamaya çalışmak ve arif olarak görmediği sözde mutasavvıflara karşı geliştirdiği eleştirilere dikkat çekerek İslâm medeniyetinin eleştiri kültürünü anlamak ve onu bugüne taşımaktır.Article Perception of Islam in Zoroastrian Zand Literature(Bursa Ilahiyat Vakfi, 2017) Alici, MehmetThis study analyses the perception of Islam presented in Zand literature, namely, the exegetical literature of the Zoroastrian tradition that gradually lost power as a result of Muslim conquests. Zand texts, which grew during the Sasanian era and indicate a lively theological discourse, were codified and took their final form after the Muslim conquests. Zand literature talks about Islam and Muslims in an implicit manner by means of concepts such as Tazig (Arab) Ag-denih (evil/superstitious religion). Written for guiding Zoroastrian clergy in every subject, including theology and morals, these texts have a biased and negative attitude towards Islam and Muslims. Zands initially interpret Muslim conquests in an apocalyptic sense and emphasize that the end of world is near and consequently that evil reigns now. On the other hand, due to the obligation of living together with Muslims, Zands advise minimizing relations with Muslims in daily life. They present objections to the doctrinal attitude of Islam and aim at preserving the religious status of Zoroastrians. This paper stresses the view of the Zoroastrian tradition regarding Muslim conquests, the eventual coexistence experience and Islamic theology within the framework of Zands.Article Şamanizm: Muğlak Bir Kavramın Anatomisi(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2020) Toprak, BilalŞamanizm kavramı 1950’li yıllarda Mircea Eliade gibi din bilimcilerin ça-lışmalarıyla birlikte anlam genişlemesine uğrayarak daha büyük bir evreni ifade etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bugenişleme bir yan-dan geçmişteki dar anlamından önemli izler taşırken bir yandan da muğlak bir alana işaret etmektedir. Bu bağlamda Şamanizm kavramının yaşadığı anlam genişlemesi ve neticesinde ortaya çıkan kimi sorunlardan söz edile-bilir. Bu çalışma dinler tarihi, antropoloji ve arkeoloji gibi alanlar açısın-dan son derece önemli olan Şaman/Şamanizm kavramının tarihsel süreç içerisinde yaşadığı anlam değişikliğini ve bunun oluşturduğu algıyı konu edinmektedir.Article Şinasi Gündüz, İslam ve Sâbiîlik(Milel ve Nihal İnanç, Kültür ve Mitoloji Araştırmaları Dergisi, 2018) ALICI, MehmetÜlkemizde gnostik gelenekler konusunda yetkin çalışmalara imza atan ve gnostik düşüncenin akademik çevrelerde bilinmesini sağlayan Şinasi Gündüz, son kitabıyla hem gnostik bir gelenek olarak Sâbiîliğin temel hareket noktalarını arz etmekte ve hem de İslam’la bir karşılaştırma yaparak oryantalist iddiaların sağlam bir zemine oturmadığını açık etmektedir. Gündüz’ün İslam ve Sâbiîlik başlığıyla kaleme aldığı bu çalışma başta konuya ilgi duyan genel okur kitlesine hitap etmektedir. Bununla birlikte özellikle ilahiyat alanında bu hususta araştırma yapan akademisyenlere konuya ilişkin doğru bilgiyi vermeyi hedeflemektedir. Müellif, oryantalistlerin iki gelenek arasındaki benzerlik iddialarını ve pozitivist perspektifi tartışmaya açmaktadır. Bunu yaparken de her iki dinî geleneğin temel kaynaklarından hareket ederek konunun daha iyi anlaşılması açısından karşılaştırmalı bir yöntem uygulamaktadır.Article Zendig-Dehr İlişkisi: Kureyşli Zındıkların Zaman ve Ahiret Algısı(2016) Alıcı, MehmetBu çalışma, Kuran-ı Kerim'de dehr/zaman kavramı bağlamında ahiretin olmadığını iddia eden kimi müşriklerin zending/zındık olarak tanımlanmaları arasında bir ilişkinin varlığını tartışmaya açmayı hedeflemektedir. Bu dünya hayatından başka bir hayatın olmadığın ileri süren müşriklere göre, her şey dehr/zaman içinde yok olmaya mahkumdur ve ikinci bir hayat söz konusu değildir. Bu anlayışa sahip Kureyşli müşriklerin zındık olarak tanımlanması, kökeni İslam öncesi İran'ın dinî geleneklerine dayanan zendig kavramının önemini arttırmaktadır. Mecûsî geleneğinde tarihsel süreç içerisinde Mani ve Mazdek için kullanılan zendig kavramı, sonraları ana mecra dini düşünceden sapan kişiler için de söz konusu olmuştur. Sâsânîlerin Arap yarımadasındaki varlığıyla bilinir gelen bu kavramın cahiliye Arapları için ne anlama geldiği önem arz etmektedir. Bu çalışma zendig-dehr ilişkisinin imkanını sorgulamaktadır.

