Gökdağ, Kamuran
Loading...
Profile URL
Name Variants
Gokdag, Kamuran
Kamuran Gökdağ
Kamuran Gökdağ
Job Title
Doç. Dr.
Email Address
kamurangokdag@artuklu.edu.tr, kamurangokdag@gmail.com
Main Affiliation
Department of Philosophy / Felsefe Bölümü
Status
Current Staff
Website
ORCID ID
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID
Sustainable Development Goals
3
GOOD HEALTH AND WELL-BEING

2
Research Products
6
CLEAN WATER AND SANITATION

0
Research Products
9
INDUSTRY, INNOVATION AND INFRASTRUCTURE

0
Research Products
16
PEACE, JUSTICE AND STRONG INSTITUTIONS

0
Research Products
1
NO POVERTY

0
Research Products
5
GENDER EQUALITY

0
Research Products
10
REDUCED INEQUALITIES

0
Research Products
15
LIFE ON LAND

0
Research Products
7
AFFORDABLE AND CLEAN ENERGY

0
Research Products
12
RESPONSIBLE CONSUMPTION AND PRODUCTION

0
Research Products
8
DECENT WORK AND ECONOMIC GROWTH

0
Research Products
14
LIFE BELOW WATER

1
Research Products
17
PARTNERSHIPS FOR THE GOALS

0
Research Products
11
SUSTAINABLE CITIES AND COMMUNITIES

0
Research Products
4
QUALITY EDUCATION

0
Research Products
2
ZERO HUNGER

0
Research Products
13
CLIMATE ACTION

0
Research Products

This researcher does not have a Scopus ID.

Documents
4
Citations
0

Scholarly Output
19
Articles
8
Views / Downloads
5/29
Supervised MSc Theses
7
Supervised PhD Theses
0
WoS Citation Count
0
Scopus Citation Count
0
WoS h-index
0
Scopus h-index
0
Patents
0
Projects
2
WoS Citations per Publication
0.00
Scopus Citations per Publication
0.00
Open Access Source
12
Supervised Theses
7
| Journal | Count |
|---|---|
| Beytulhikme An International Journal of Philosophy | 2 |
| e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi | 1 |
| İnsan & Toplum | 1 |
| Insan & Toplum-The Journal of Humanity & Society | 1 |
| İslâm Araştırmaları Dergisi | 1 |
Current Page: 1 / 2
Scopus Quartile Distribution
Competency Cloud

19 results
Scholarly Output Search Results
Now showing 1 - 10 of 19
Master Thesis Thomas Hobbes'ta 'Korku' ve 'Savaş'(2025) İlboğa, Şah İsmail; Gökdağ, KamuranBu tez çalışması, Thomas Hobbes'un siyaset felsefesinde korku kavramının savaş kadar belirleyici bir unsur olduğunu ileri sürmektedir. Hobbes'un 'herkesin herkese karşı savaşı' biçiminde betimlediği doğa durumu, insanların karşılıklı güvensizlik ve tehdit algısıyla davrandığı bir ortam olarak şekillenir. Bu durumda insanı harekete geçiren temel motivasyon, ölüm korkusundan kaçınma ve yaşamlarını sürdürme arzusudur. Çalışmada, korku'nun hem doğa durumunda savaş halini canlı tutan yıkıcı bir neden hem de siyasal düzenin kurulmasını mümkün kılan kurucu bir neden olduğu savunulmaktadır. Tezin özgün katkısı, korku'nun bu yıkıcı-kurucu işlevlerini Hobbesçu sistem içinde tek ve bütünlüklü bir yapı halinde bir araya getirmesidir. Hobbes'un Leviathan ve De Cive adlı eserleri temel alınarak yapılan kavramsal çözümleme ve metinsel-yorumsamacı analiz yöntemleriyle, bireylerin doğa durumundan çıkmak üzere toplumsal sözleşme yapmalarını sağlayan duygusal ve rasyonel zemin olarak korkunun belirleyiciliği gösterilmiştir. Sözleşmeyle kurulan egemenlik, bu bağlamda korku'nun yönlendirildiği ve kurumsallaştırıldığı bir yapı olarak ortaya çıkar. Egemen, bireylerin korkularını temsil ederken, güvenliği sağlama vaadiyle itaatin zeminini oluşturur. Bu minvalde günümüz devlet pratiklerinin Hobbesçu siyaset teorisinin biyopolitik yönetim biçimleriyle nasıl kesiştiği de ilişkisel bir bağ (Foucault, Schmitt, Agamben hattı) kurularak çalışmada işlenmektedir. Ancak bu ilişkisellik çalışmamızda bütünlüklü bir biyopolitik okuma olarak kurulmamıştır. Modern devletlerin güvenlik politikaları ve yaşamı düzenleme pratikleri, Hobbes'un kuramındaki korku temelli egemenlik anlayışıyla benzerlikler taşıdığından çalışmamızın güncel önemine dikkat çekmek üzere yer verilmiştir. Bu yönüyle tez, korkunun siyasal düzlemdeki kurucu ve sürdürücü rolünü açıklamakta, Hobbes'un düşüncesini yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda çağdaş bağlamda da yeniden anlamlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Korku, Doğa Durumu, Savaş, Barış, Egemenlik, Sözleşme.Master Thesis Henri Bergson'un Bellek Teorisi ve Psikolojik Bellek Süreçleri: Karşılaştırmalı Bir Analiz(2025) Benice, Emine Simru; Gökdağ, KamuranBu çalışma, belleğin tarihsel, felsefi ve psikolojik boyutlarını karşılaştırmalı bir yöntemle inceleyerek Henri Bergson'un bellek teorisini modern psikoloji yaklaşımlarıyla ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Antik Yunan'dan moderniteye uzanan süreçte bellek, kimi zaman ruhsal bir yeti, kimi zaman bilişsel bir işlev olarak kavramsallaştırılmıştır. Tezin ilk bölümünde belleğin tarihsel gelişimi; Platon, Aristoteles, Augustinus ve Descartes gibi düşünürlerin yaklaşımlarıyla temellendirilmiştir. Devamında, psikolojik kuramların belleğe yönelik tutumları analiz edilmiş; davranışçı, bilişsel, psikanalitik, hümanistik ve nöropsikolojik yaklaşımlar ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Henri Bergson'un 'süre', 'saf bellek' ve 'yaratıcı tekâmül' kavramları çerçevesinde geliştirdiği bellek anlayışı, bu kuramsal zemin üzerinde konumlandırılarak özgün bir teorik sentez oluşturulmuştur. Bergson'un belleğe ilişkin felsefi yaklaşımı, yalnızca geçmişi taşıyan bir yapı değil, aynı zamanda varoluşsal bir imkân olarak değerlendirilmiştir. Son olarak, Bergson'un konik bellek modeli başta olmak üzere belleğin yapısal, işlevsel ve metafizik yönleri açıklanarak, psikolojik yaklaşımlarla kesiştiği ve ayrıştığı noktalar tartışılmıştır. Bu bağlamda çalışma, felsefe ve psikolojiyi bellek kavramı etrafında buluşturarak disiplinler arası bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Henri Bergson, Bellek, Süre, Felsefe, PsikolojiArticle Hoşgörü Ahlâkı ya da Politiği: Hoşgörüye Teleoloji Yüklemek(Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2020) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, SıtkıBu makale, hoşgörü ahlakının veya politiğinin varoluş koşullarına ilişkin bir soruşturma aracılığıyla, yakın zamanda biri Yeni Zelanda’da, diğeri Norveç’te meydana gelen iki terör eylemi etrafında örülen söylem ve pratiklerin göstergebilimsel bir analizini yapıyor. Bu soruşturma esnasında, bir taraftan, Kant’ın, referans-değerleri bakımından ahlak yasalarına ilişkin yaptığı mantıksal araştırmadan, diğer taraftan, John Locke’un hoşgörünün varoluş koşullarına içkin teolojiye dair yaptığı örtülü araştırmadan faydalanıyor. Bu müracaatlarla, sözkonusu olaylar sonucunda yeniden gündeme gelen hoşgörü ahlakına ya da politiğine yerleşik kodları ve failleri veya özneleri şeffaflaştırmaya çalışan bu makale, bu anlamda üç temel yapılandırıcı unsur tespit ediyor: Hristiyanlık, Avrupalılık ve boşluk. Belirli varsayımları, yükleri veya yüklenen bir teleolojiyi muhafaza etme eğilimindeki bu sistemde yerleşik faillerinin örtülü bir biçimde nasıl çalıştığını göstermek üzere elek metaforuna müracaat ediliyor. Bu metaforik sistemde Hıristiyanlık ve Avrupalılıkın, hoşgörü ahlakının/politiğinin, Kantçı anlamda, amaç-öznesine karşılık geldiği; boşlukun ise bir taraftan hoşgörüye davet edilen ötekileri referans-değerlerinden arındırma işlevini gördüğü, diğer taraftan ise bu sistemde yerleşik failleri görünmez kıldığı öne sürülüyor.Master Thesis Thomas Hobbes'da güvenlik sorunu(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Cennet, Mehmet Ozan; Gökdağ, KamuranDünya üzerine gelmiş tüm canlıların öncelikli amacı varlığını sürdürebilmektir. Nitekim her canlı bu amacı gerçekleştirebilmek için gerekli olan özelliklerle donatılmıştır. Bu özellikler canlıları hayatta tutacak temel ihtiyaçları karşılayarak, varlıklarını tehdit eden tehlikelere karşı korunabilmelerini sağlamaktadır. Böylelikle her canlının kendine özgü bir güvenlik anlayışı geliştirmesine neden olan bu süreç, aynı zamanda canlı hayatının güvenlikle olan kadim ilişkisini de gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu kadim ilişkinin en güçlü ve görünür yönünü ise insan yaşamında görmekteyiz. Çünkü sahip olduğu yetiler bakımından diğer canlı türlerinden ayrılan insan, güvenliğin düşünsel yönünü temsil etmektedir. Bu sebepledir ki insanın güvenlikle olan ilişkisi, tarih boyunca derinleşerek gelişmektedir. O halde insanın güvenlikle olan ilişkisinin anlaşılması; gerek insan yaşamı açısından, gerekse güvenliğin doğasının anlaşılabilmesi açısından oldukça önemli bir konudur. Böylesine önemli bir konuyu siyaset felsefesinin merkezi alanlarından biri haline getiren düşünürlerin başında ise Thomas Hobbes gelmektedir. Nitekim Hobbes'un güvenlik kavramını yeniden yapılandırarak, insan hayatının olmazsa olmaz konularından biri haline getirmesi oldukça önemli bir iştir. Bu bağlamda hazırlanmış olan bu tezde; Thomas Hobbes'da güvenlik sorunu ele alınarak, Hobbes'un güvenliği nasıl yapılandırdığı ve bu yapılandırmanın sonucu olarak güvenliğin insan hayatındaki yeri ve öneminin ne olduğu ve güvenliğin doğasının araştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda; öncelikle Hobbes'un insan doğası, doğa durumu ve sözleşme kavramlarından hareketle, Hobbes'da toplumsallaşma ve siyasallaşma süreçleri ele alınmaktadır. Tezin ilk iki bölümünü oluşturan bu süreçler, Hobbes'un güvenlik anlayışının kuramsal zeminini oluşturmaktadır. Ardından güvenlik kavramının tarihsel, kavramsal ve felsefi arka planları üzerinde durulduğu üçüncü bölümde, güvenliğin tarihsel süreç içerisinde gerek pratik gerekse teorik anlamda nasıl karşılık bulduğu gösterilmektedir. Dördüncü ve son bölümde ise Thomas Hobbes'un güvenlik sorununu, güvenliğin kendi içinde taşımış olduğu koruma, yaratıcılık ve rahatlık unsurlarını kullanarak nasıl yeniden yapılandırdığı ele alınmaktadır. Böylelikle toplamda dört bölümden oluşturulmuş bu tez, sonuçları itibariyle literatüre iki katkı sağlamaktadır. Bunlardan birincisi, güvenliği bütün ilişkisel ağıyla ortaya çıkararak onun doğasının anlaşılmasına bir katkı sağlamasıdır; ikincisi ise güvenliğin Thomas Hobbes'un siyaset, devlet, özgürlük, yasa, iktidar, hukuk ve egemenlik gibi kavramlarıyla ilişkisinin ne olduğunun gösterilmesidir.Article Tıbbı Karantinaya Almak: Biyopolitika, Salgın ve Toplum(İSLÂMİ ARAŞTIRMALAR DERGİSİ, 2021) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, SıtkıBu makale, biyopolitika, tıp ve salgın arasındaki ilişkiyi, bugünlerde tecrübe ettiğimiz Covid19 süreci bağlamında yeniden sorunsallaştırıyor. Bu problematik bağlamında metin, salgın sürecinin tıbbî bir süreçten ziyade idarî bir süreç olduğunu öne sürerek, konuyu, biyopolitika, tıbbîleşme ya da yönetimsel tıp kavramları aracılığıyla ortaya koyuyor. Makale, bugün tıbbı karantinaya alarak işleyen mantığı ve bu mantıkta biri diğeriyle ilişkili olan şu iki temel çelişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlıyor: i) Aynı hammaddeyi nesne edinen, yani yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onları bir toplamda birleştirerek aşan nüfusu da nesne edinen salgın ile biyopolitika arasındaki teleolojik çelişki ve ii) bireylerin tekil bedenlerindeki hastalıkları kendi nesnesi olarak kabul eden farmakolojik tıp ile tüm bedenleri nüfus kavramı altında bir araya getirerek onların yalnızca hastalıklarını değil, bizatihî kendilerini de biyopolitik bir teleoloji uğruna yeniden düzenleyen yönetimsel tıp arasındaki çelişki. Böylece, biyopolitikanın salgın sürecinde bireylerin bedenlerini ve onların toplamı olan nüfusu karantinaya almasının, esasında tıbbın karantinaya alınmasıyla sonuçlandığını iddia ediyor. Dolayısıyla makale, söz konusu iki çelişki itibariyle, insanın kendi hayatı ve ölümü üzerinde yürütülen mücadelenin bir tarafını, yani biyopolitik stratejileri yüceltmeye zorlanmasını, kendi ontolojik itibarını kaybetmesinin en açık göstergelerinden biri olarak okuyor. Makale, bir şeffaflaştırma metodolojisiyle kullanılan analiz perspektifinin, günümüzde salgın etrafında gelişen meseleleri, ona karşı verilen savaşta izlenen stratejileri ve bunların hem tekil bedenleri hem de tümel bir beden olarak nüfusu hangi biçimlerde kat ettiğini anlamlandırmada önemli katkılar sunacağını öngörüyor.Article Tıbbı Karantinaya Almak: Biyopolitika, Salgın ve Toplum(2021) Karadenız, Sıtkı; Gökdağ, KamuranBu makale, biyopolitika, tıp ve salgın arasındaki ilişkiyi, bugünlerde tecrübe ettiğimiz Covid19 süreci bağlamında yeniden sorunsallaştırıyor. Bu problematik bağlamında metin, salgın sürecinin tıbbî bir süreçten ziyade idarî bir süreç olduğunu öne sürerek, konuyu, biyopolitika, tıbbîleşme ya da yönetimsel tıp kavramları aracılığıyla ortaya koyuyor. Makale, bugün tıbbı karantinaya alarak işleyen mantığı ve bu mantıkta biri diğeriyle ilişkili olan şu iki temel çelişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlıyor: i) Aynı hammaddeyi nesne edinen, yani yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onları bir toplamda birleştirerek aşan nüfusu da nesne edinen salgın ile biyopolitika arasındaki teleolojik çelişki ve ii) bireylerin tekil bedenlerindeki hastalıkları kendi nesnesi olarak kabul eden farmakolojik tıp ile tüm bedenleri nüfus kavramı altında bir araya getirerek onların yalnızca hastalıklarını değil, bizatihî kendilerini de biyopolitik bir teleoloji uğruna yeniden düzenleyen yönetimsel tıp arasındaki çelişki. Böylece, biyopolitikanın salgın sürecinde bireylerin bedenlerini ve onların toplamı olan nüfusu karantinaya almasının, esasında tıbbın karantinaya alınmasıyla sonuçlandığını iddia ediyor. Dolayısıyla makale, söz konusu iki çelişki itibariyle, insanın kendi hayatı ve ölümü üzerinde yürütülen mücadelenin bir tarafını, yani biyopolitik stratejileri yüceltmeye zorlanmasını, kendi ontolojik itibarını kaybetmesinin en açık göstergelerinden biri olarak okuyor. Makale, bir şeffaflaştırma metodolojisiyle kullanılan analiz perspektifinin, günümüzde salgın etrafında gelişen meseleleri, ona karşı verilen savaşta izlenen stratejileri ve bunların hem tekil bedenleri hem de tümel bir beden olarak nüfusu hangi biçimlerde kat ettiğini anlamlandırmada önemli katkılar sunacağını öngörüyor.Master Thesis Frankfurt Okulu'nun araçsal akıl eleştirisi(Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Güven, Özkan; Gökdağ, KamuranBu çalışmada, sonradan Frankfurt Okulu adlandırılmasına sahip olan düşünce ekolünün ve bu ekolün geliştirdiği Eleştirel Kuram'ın ortaya koyduğu araçsal akıl eleştirisini konu edinmiştir. İnsanlığın neden huzur içinde bir yaşamı değil de savaş içinde barbar bir yaşamı seçtiğini felsefî bir zemin ve kavramla incelemek isteyen Eleştirel Teorisyenler, Aydınlanma ve Aydınlanmanın yarattığı araçsal akla yönelmişlerdir. Bu çalışmada bu yönelişin akıl boyutu sorunsallaştırılmaktadır. Elbette burada, genel bir akıl kavramı ya da genel bir aydınlanma ve modernlik eleştirisi konu edinilmeyip, modern bilimsel düşüncenin dayattığı belli türden akıl olan "araçsal akıl" kavramı Frankfurt Okulu eleştirisi bağlamında incelenmektedir. Araçsal aklın, akıl dışı bir rasyonellik yarattığını belirten Frankfurt Okulu üyeleri, bu durumun aklın yozlaşmasına felsefenin de "ölümüne" neden olduğunu ileri sürerler. Dünyayı felsefî aklın kaybettiği bir alana çevirmek, aynı zamanda yaşamı; düşünce ve eleştiriden yoksun bir alete indirgemektir. Aklın araçlara indirgenmesi, verileri düzenleyen ancak bu verileri eleştirmeyen, değiştirmeyen, sorgulamayan, üzerine spekülasyon yapmayan, kısacası felsefe yapmayan öznel bir aklın doğuşuna zemin hazırlamaktadır. Spekülatif aklın ölümü gerçekleşmiş yerini ise düşünce üretmeyen araçsal akıl almıştır. Bu kaygılar, tezin ana kaynağıdır. Ulaşılmaya çalışılan hedef, araçsal aklı deşifre etmek ve böylelikle felsefeye canlılık kazandırmaktır. Bu, ancak modern bilimsel düşünceyi kritik etmekle mümkündür. Çünkü modern bilimsel düşünce, bilgiyi sadece bilimsel yöntemle elde edilen ve kişisel fayda sağlayan bilgiden ibaret görmektedir. Modern bilimsel düşünceyi eleştirel bir tavırla ele almak ise araçsal aklı doğuran pozitivist ve pragmatist düşünceleri eleştirel bir yöntemle incelemeyi zorunlu kılar. Çünkü araçsal akıl düşünceyi kötürümleştirirken zihinsel kodların ideolojisi olan pozitivizmden ve faydacı mantığın ana mabedi olan pragmatizmden güç alır. Bu eleştirel tavır, felsefî düşüncenin canlanışına aklın da özgürleştirici işlevini tekrar kazanmasına olanak sunacaktır. Böylelikle, aklı sadece başta belirlenmiş amaçlara ulaşmak için araçların denetimini sağlayan, düşünce yoksunu bir alete indirgenmesi engellenecektir.Review Applying Ibn Khaldun: the Recovery of a Lost Tradition in Sociology(Scientific Studies Assoc-ilmi Etudler dernegi-ilem, 2020) Gokdag, Kamuran[No Abstract Available]Article Toplumsal Bedenin Yetkinliği: Nasîrüddîn-i Tûsî’de İdeal Yönetim Ontolojisi(İslâm Araştırmaları Dergisi, 2018) Gökdağ, KamuranBu çalışmadaki maksat Nasîrüddîn-i Tûsî’nin, alışılagelindiği üzere, erdemli devlet(ler) - erdemli olmayan devletler, başka bir ifadeyle ideal devlet(ler) - ideal olmayan devletler tasnifini bir defa daha aktarmak değildir. Şüphesiz Tûsî’nin bu konudaki tasnifleri en iyi biçimiyle yine kendi metinlerinden, özellikle Ahlâk-ı Nâsırî’den okunabilir. Aksine buradaki amaç, ister erdemli olsun ister erdemli olmasın, Tûsî’nin metinlerindeki bütün iktidar bi- çimlerini ortak kesen ontolojik ilkenin ne olduğunu tespit etmek, bu ilkenin hem aşkınlık hem de içkinlik düzlemleriyle ya da salt bilgi ve salt eylem alanlarıyla aynı anda kesişen bir metafora nasıl dönüştüğünü ve Tûsî düşüncesinde bu metaforun normatif bir teleoloji bağlamında ideal olan işleyişini göstermektir. Kavramsal çerçevesi bakımından insan do- ğası gereği toplumsal bir varlıktır şeklinde Aristo’ya referansla kullanılan bu ilkeye mahiyeti bakımından ise, Aristo’nun öncesi ve özellikle hocası Eflâtun da (Platon) dahil olmak üzere, hemen hemen bütün klasik siyaset düşünürleri müracaat ederler. Başvurulan bu mahiyet, en kaba haliyle, insanî varoluşun ancak toplumsal bir bedende mümkün olduğu düşüncesi- dir. Tûsî düşüncesinde ise bu ilkenin özellikle belirlediği şey, insana özgü siyasî eylemin bir toplum içinde ya da bütün bireyleri aşkın toplumsal bir bedende tahayyül edilebileceğidir. Ancak Tûsî literatüründe, bu bedenin organlarını veya bileşenlerini bütünlüklü bir birliğe kavuşturarak yetkinleştiren sürecin ne olduğu, bu sürecin siyaset felsefesinin Aristocu ku- rucu ilkesiyle ilişkisinin nasıl kurulduğu sorusu henüz açıklıkla sorulmuş değildir. Tûsî’nin anlaşılmasında oldukça önemli olan bu sorunun mümkün cevabı, onun, söz konusu kurucu ilke bağlamında her biri insan doğasında köklenen bazı ikilikler arasındaki gerilimleri nasıl aştığını ya da elediğini ve bütün bu ikilikleri veya çoklukları birbirini onaylayarak bütün- leyen bir birliğe nasıl kavuşturduğunu göstermekle bulunabilir.Presentation

