Gökdağ, Kamuran

Loading...
Profile Picture
Name Variants
Gokdag, Kamuran
Kamuran Gökdağ
Job Title
Doç. Dr.
Email Address
kamurangokdag@artuklu.edu.tr, kamurangokdag@gmail.com
Main Affiliation
Department of Philosophy / Felsefe Bölümü
Status
Current Staff
Website
Scopus Author ID
Turkish CoHE Profile ID
Google Scholar ID
WoS Researcher ID

Sustainable Development Goals

3

GOOD HEALTH AND WELL-BEING
GOOD HEALTH AND WELL-BEING Logo

2

Research Products

14

LIFE BELOW WATER
LIFE BELOW WATER Logo

1

Research Products
This researcher does not have a Scopus ID.
Documents

4

Citations

0

Scholarly Output

17

Articles

6

Views / Downloads

96/1472

Supervised MSc Theses

7

Supervised PhD Theses

0

WoS Citation Count

0

Scopus Citation Count

0

WoS h-index

0

Scopus h-index

0

Patents

0

Projects

2

WoS Citations per Publication

0.00

Scopus Citations per Publication

0.00

Open Access Source

10

Supervised Theses

7

Google Analytics Visitor Traffic

JournalCount
Beytulhikme An International Journal of Philosophy2
e-Şarkıyat İlmi Araştırmalar Dergisi1
Insan & Toplum-The Journal of Humanity & Society1
İslâm Araştırmaları Dergisi1
İSLÂMİ ARAŞTIRMALAR DERGİSİ1
Current Page: 1 / 2

Scopus Quartile Distribution

Competency Cloud

GCRIS Competency Cloud

Scholarly Output Search Results

Now showing 1 - 10 of 17
  • Article
    Toplumsal Bedenin Yetkinliği: Nasîrüddîn-i Tûsî’de İdeal Yönetim Ontolojisi
    (İslâm Araştırmaları Dergisi, 2018) Gökdağ, Kamuran
    Bu çalışmadaki maksat Nasîrüddîn-i Tûsî’nin, alışılagelindiği üzere, erdemli devlet(ler) - erdemli olmayan devletler, başka bir ifadeyle ideal devlet(ler) - ideal olmayan devletler tasnifini bir defa daha aktarmak değildir. Şüphesiz Tûsî’nin bu konudaki tasnifleri en iyi biçimiyle yine kendi metinlerinden, özellikle Ahlâk-ı Nâsırî’den okunabilir. Aksine buradaki amaç, ister erdemli olsun ister erdemli olmasın, Tûsî’nin metinlerindeki bütün iktidar bi- çimlerini ortak kesen ontolojik ilkenin ne olduğunu tespit etmek, bu ilkenin hem aşkınlık hem de içkinlik düzlemleriyle ya da salt bilgi ve salt eylem alanlarıyla aynı anda kesişen bir metafora nasıl dönüştüğünü ve Tûsî düşüncesinde bu metaforun normatif bir teleoloji bağlamında ideal olan işleyişini göstermektir. Kavramsal çerçevesi bakımından insan do- ğası gereği toplumsal bir varlıktır şeklinde Aristo’ya referansla kullanılan bu ilkeye mahiyeti bakımından ise, Aristo’nun öncesi ve özellikle hocası Eflâtun da (Platon) dahil olmak üzere, hemen hemen bütün klasik siyaset düşünürleri müracaat ederler. Başvurulan bu mahiyet, en kaba haliyle, insanî varoluşun ancak toplumsal bir bedende mümkün olduğu düşüncesi- dir. Tûsî düşüncesinde ise bu ilkenin özellikle belirlediği şey, insana özgü siyasî eylemin bir toplum içinde ya da bütün bireyleri aşkın toplumsal bir bedende tahayyül edilebileceğidir. Ancak Tûsî literatüründe, bu bedenin organlarını veya bileşenlerini bütünlüklü bir birliğe kavuşturarak yetkinleştiren sürecin ne olduğu, bu sürecin siyaset felsefesinin Aristocu ku- rucu ilkesiyle ilişkisinin nasıl kurulduğu sorusu henüz açıklıkla sorulmuş değildir. Tûsî’nin anlaşılmasında oldukça önemli olan bu sorunun mümkün cevabı, onun, söz konusu kurucu ilke bağlamında her biri insan doğasında köklenen bazı ikilikler arasındaki gerilimleri nasıl aştığını ya da elediğini ve bütün bu ikilikleri veya çoklukları birbirini onaylayarak bütün- leyen bir birliğe nasıl kavuşturduğunu göstermekle bulunabilir.
  • Master Thesis
    Toplumsal cinsiyet ve milliyetçilik bağlamında kadın
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) İnci, Fatma Gündoğdu; Gökdağ, Kamuran
    Milliyetçilik, ulus gibi konuları odak alan baskın teoriler cinsiyet ve toplumsal cinsiyet olgularını görmezden gelerek konu ile ilgisi yokmuş gibi hareket etmişlerdir. Fakat söz konusu alandaki eksiklikler ve görmezden gelmişlikler yapılan toplumsal cinsiyet çalışmaları tarafından giderilmeye çalışılarak kadınların ulus ve milliyetçilik projelerine söylem ve pratik olarak nasıl dâhil edildikleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Milliyetçi projelere bakıldığında hemen hemen hepsinin toplumsal cinsiyetçi kurgulara yaslandığını görmekteyiz. Bu alanda çalışma yapan kimi sosyal bilimciler bu yapıyı ve oluşumu tahlil etmeye çalışmakta, ulus ve devletlerin kurulmasında kadınların görmezden gelinişi ve arka plana atılışının temel dinamiklerini ve motivasyon kaynaklarını çözümlemeye çalışarak karşı duruş sergilemektedirler. Bu karşı duruşlar nedeniyle toplumsal grupların kadına yüklediği birçok toplumsal roller de tartışmaya açılmıştır. Milliyetçilik veya feminist odaklı çalışmalarda oldukça uzun bir süre ihmal edilen toplumsal cinsiyet ve milliyetçilik ilişkisine dair kimi disiplinlerde ortaya atılan ve halen sürdürülen tartışmalar üzerinden, söz konusu ilişkinin çözümlenmesi ve yapılan çalışmaların sonuçlarından hareketle bu çalışma yapılmıştır. Çalışmada, milliyetçilik ve toplumsal cinsiyete dair kavramlar ve yapılan çalışmalar ele alınarak incelenmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda, ilk olarak toplumsal cinsiyet kavramı, ardından milliyetçilik kavramı ve alt başlıkları çözümlenmeye çalışılacak ve milliyetçiliğe dair teoriler üzerinden toplumsal cinsiyet olgusu milli ve ulus bağlamında ele alınacaktır. Türk milliyetçiliğine ilişkin tahlillerde uzun bir zaman geri plana atılan kadınların, milliyetçilik ve ulusun inşa aşamalarındaki rolleri ortaya konmaya çalışılacaktır.
  • Article
    Society Defends Itself: the Biopolitical Dilemma, Singularity of Existence, and Social Black Hole in Covid-19
    (Ilem, 2021) Gokdag, Kamuran
    This essay focuses on the existential conflict between society and politics that has once again come to the fore in the sense of biopolitical theory with the Covid-19 outbreak. It attempts to demonstrate where and how the theory of biopolitics is insufficient at understanding the individual, who has reset all relationships under the circumstances of the pandemic, while providing a certain viewpoint based on true and logical facts. The essay considers this insufficiency as a common deficiency of the various types of biopolitical theory and correlates this to a historical deficiency that has lacked a concept of absolute singularity (i.e., singularity of existence) that would precede the compromises and necessities associated with life in identifying socio-political origins. Thus, the article argues the theory of biopolitics to have persisted in this sense within the theories of classical order, particularly the Hobbesian theory of social contract, based on replicated historical deficiency. Therefore, the key issue of the essay is whether a non-relational moment of existence exists for any nature or framework that refutes all the responsibilities, concessions, or regularities attached to it such that it cannot be appropriated. The essay affirms this issue through a theoretical probability and attempts to view the circumstances present in the Covid-19 phase not as the moment itself but as its signals, messages, and indications. This moment is conceptualized as a social black hole. Thus, the essay examines the destructive and constitutive role of the moment in which life sinks into social black holes.
  • Review
    Applying Ibn Khaldun: the Recovery of a Lost Tradition in Sociology
    (Scientific Studies Assoc-ilmi Etudler dernegi-ilem, 2020) Gokdag, Kamuran
    [No Abstract Available]
  • Article
    Hoşgörü Ahlâkı ya da Politiği: Hoşgörüye Teleoloji Yüklemek
    (Beytulhikme An International Journal of Philosophy, 2020) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, Sıtkı
    Bu makale, hoşgörü ahlakının veya politiğinin varoluş koşullarına ilişkin bir soruşturma aracılığıyla, yakın zamanda biri Yeni Zelanda’da, diğeri Norveç’te meydana gelen iki terör eylemi etrafında örülen söylem ve pratiklerin göstergebilimsel bir analizini yapıyor. Bu soruşturma esnasında, bir taraftan, Kant’ın, referans-değerleri bakımından ahlak yasalarına ilişkin yaptığı mantıksal araştırmadan, diğer taraftan, John Locke’un hoşgörünün varoluş koşullarına içkin teolojiye dair yaptığı örtülü araştırmadan faydalanıyor. Bu müracaatlarla, sözkonusu olaylar sonucunda yeniden gündeme gelen hoşgörü ahlakına ya da politiğine yerleşik kodları ve failleri veya özneleri şeffaflaştırmaya çalışan bu makale, bu anlamda üç temel yapılandırıcı unsur tespit ediyor: Hristiyanlık, Avrupalılık ve boşluk. Belirli varsayımları, yükleri veya yüklenen bir teleolojiyi muhafaza etme eğilimindeki bu sistemde yerleşik faillerinin örtülü bir biçimde nasıl çalıştığını göstermek üzere elek metaforuna müracaat ediliyor. Bu metaforik sistemde Hıristiyanlık ve Avrupalılıkın, hoşgörü ahlakının/politiğinin, Kantçı anlamda, amaç-öznesine karşılık geldiği; boşlukun ise bir taraftan hoşgörüye davet edilen ötekileri referans-değerlerinden arındırma işlevini gördüğü, diğer taraftan ise bu sistemde yerleşik failleri görünmez kıldığı öne sürülüyor.
  • Master Thesis
    Thomas Hobbes'da güvenlik sorunu
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2022) Cennet, Mehmet Ozan; Gökdağ, Kamuran
    Dünya üzerine gelmiş tüm canlıların öncelikli amacı varlığını sürdürebilmektir. Nitekim her canlı bu amacı gerçekleştirebilmek için gerekli olan özelliklerle donatılmıştır. Bu özellikler canlıları hayatta tutacak temel ihtiyaçları karşılayarak, varlıklarını tehdit eden tehlikelere karşı korunabilmelerini sağlamaktadır. Böylelikle her canlının kendine özgü bir güvenlik anlayışı geliştirmesine neden olan bu süreç, aynı zamanda canlı hayatının güvenlikle olan kadim ilişkisini de gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu kadim ilişkinin en güçlü ve görünür yönünü ise insan yaşamında görmekteyiz. Çünkü sahip olduğu yetiler bakımından diğer canlı türlerinden ayrılan insan, güvenliğin düşünsel yönünü temsil etmektedir. Bu sebepledir ki insanın güvenlikle olan ilişkisi, tarih boyunca derinleşerek gelişmektedir. O halde insanın güvenlikle olan ilişkisinin anlaşılması; gerek insan yaşamı açısından, gerekse güvenliğin doğasının anlaşılabilmesi açısından oldukça önemli bir konudur. Böylesine önemli bir konuyu siyaset felsefesinin merkezi alanlarından biri haline getiren düşünürlerin başında ise Thomas Hobbes gelmektedir. Nitekim Hobbes'un güvenlik kavramını yeniden yapılandırarak, insan hayatının olmazsa olmaz konularından biri haline getirmesi oldukça önemli bir iştir. Bu bağlamda hazırlanmış olan bu tezde; Thomas Hobbes'da güvenlik sorunu ele alınarak, Hobbes'un güvenliği nasıl yapılandırdığı ve bu yapılandırmanın sonucu olarak güvenliğin insan hayatındaki yeri ve öneminin ne olduğu ve güvenliğin doğasının araştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda; öncelikle Hobbes'un insan doğası, doğa durumu ve sözleşme kavramlarından hareketle, Hobbes'da toplumsallaşma ve siyasallaşma süreçleri ele alınmaktadır. Tezin ilk iki bölümünü oluşturan bu süreçler, Hobbes'un güvenlik anlayışının kuramsal zeminini oluşturmaktadır. Ardından güvenlik kavramının tarihsel, kavramsal ve felsefi arka planları üzerinde durulduğu üçüncü bölümde, güvenliğin tarihsel süreç içerisinde gerek pratik gerekse teorik anlamda nasıl karşılık bulduğu gösterilmektedir. Dördüncü ve son bölümde ise Thomas Hobbes'un güvenlik sorununu, güvenliğin kendi içinde taşımış olduğu koruma, yaratıcılık ve rahatlık unsurlarını kullanarak nasıl yeniden yapılandırdığı ele alınmaktadır. Böylelikle toplamda dört bölümden oluşturulmuş bu tez, sonuçları itibariyle literatüre iki katkı sağlamaktadır. Bunlardan birincisi, güvenliği bütün ilişkisel ağıyla ortaya çıkararak onun doğasının anlaşılmasına bir katkı sağlamasıdır; ikincisi ise güvenliğin Thomas Hobbes'un siyaset, devlet, özgürlük, yasa, iktidar, hukuk ve egemenlik gibi kavramlarıyla ilişkisinin ne olduğunun gösterilmesidir.
  • Article
    Tıbbı Karantinaya Almak: Biyopolitika, Salgın ve Toplum
    (İSLÂMİ ARAŞTIRMALAR DERGİSİ, 2021) Gökdağ, Kamuran; Karadeniz, Sıtkı
    Bu makale, biyopolitika, tıp ve salgın arasındaki ilişkiyi, bugünlerde tecrübe ettiğimiz Covid19 süreci bağlamında yeniden sorunsallaştırıyor. Bu problematik bağlamında metin, salgın sürecinin tıbbî bir süreçten ziyade idarî bir süreç olduğunu öne sürerek, konuyu, biyopolitika, tıbbîleşme ya da yönetimsel tıp kavramları aracılığıyla ortaya koyuyor. Makale, bugün tıbbı karantinaya alarak işleyen mantığı ve bu mantıkta biri diğeriyle ilişkili olan şu iki temel çelişkiyi ortaya çıkarmayı amaçlıyor: i) Aynı hammaddeyi nesne edinen, yani yalnızca bireyleri değil, aynı zamanda onları bir toplamda birleştirerek aşan nüfusu da nesne edinen salgın ile biyopolitika arasındaki teleolojik çelişki ve ii) bireylerin tekil bedenlerindeki hastalıkları kendi nesnesi olarak kabul eden farmakolojik tıp ile tüm bedenleri nüfus kavramı altında bir araya getirerek onların yalnızca hastalıklarını değil, bizatihî kendilerini de biyopolitik bir teleoloji uğruna yeniden düzenleyen yönetimsel tıp arasındaki çelişki. Böylece, biyopolitikanın salgın sürecinde bireylerin bedenlerini ve onların toplamı olan nüfusu karantinaya almasının, esasında tıbbın karantinaya alınmasıyla sonuçlandığını iddia ediyor. Dolayısıyla makale, söz konusu iki çelişki itibariyle, insanın kendi hayatı ve ölümü üzerinde yürütülen mücadelenin bir tarafını, yani biyopolitik stratejileri yüceltmeye zorlanmasını, kendi ontolojik itibarını kaybetmesinin en açık göstergelerinden biri olarak okuyor. Makale, bir şeffaflaştırma metodolojisiyle kullanılan analiz perspektifinin, günümüzde salgın etrafında gelişen meseleleri, ona karşı verilen savaşta izlenen stratejileri ve bunların hem tekil bedenleri hem de tümel bir beden olarak nüfusu hangi biçimlerde kat ettiğini anlamlandırmada önemli katkılar sunacağını öngörüyor.
  • Master Thesis
    Thomas Hobbes'ta 'Korku' ve 'Savaş'
    (2025) İlboğa, Şah İsmail; Gökdağ, Kamuran
    Bu tez çalışması, Thomas Hobbes'un siyaset felsefesinde korku kavramının savaş kadar belirleyici bir unsur olduğunu ileri sürmektedir. Hobbes'un 'herkesin herkese karşı savaşı' biçiminde betimlediği doğa durumu, insanların karşılıklı güvensizlik ve tehdit algısıyla davrandığı bir ortam olarak şekillenir. Bu durumda insanı harekete geçiren temel motivasyon, ölüm korkusundan kaçınma ve yaşamlarını sürdürme arzusudur. Çalışmada, korku'nun hem doğa durumunda savaş halini canlı tutan yıkıcı bir neden hem de siyasal düzenin kurulmasını mümkün kılan kurucu bir neden olduğu savunulmaktadır. Tezin özgün katkısı, korku'nun bu yıkıcı-kurucu işlevlerini Hobbesçu sistem içinde tek ve bütünlüklü bir yapı halinde bir araya getirmesidir. Hobbes'un Leviathan ve De Cive adlı eserleri temel alınarak yapılan kavramsal çözümleme ve metinsel-yorumsamacı analiz yöntemleriyle, bireylerin doğa durumundan çıkmak üzere toplumsal sözleşme yapmalarını sağlayan duygusal ve rasyonel zemin olarak korkunun belirleyiciliği gösterilmiştir. Sözleşmeyle kurulan egemenlik, bu bağlamda korku'nun yönlendirildiği ve kurumsallaştırıldığı bir yapı olarak ortaya çıkar. Egemen, bireylerin korkularını temsil ederken, güvenliği sağlama vaadiyle itaatin zeminini oluşturur. Bu minvalde günümüz devlet pratiklerinin Hobbesçu siyaset teorisinin biyopolitik yönetim biçimleriyle nasıl kesiştiği de ilişkisel bir bağ (Foucault, Schmitt, Agamben hattı) kurularak çalışmada işlenmektedir. Ancak bu ilişkisellik çalışmamızda bütünlüklü bir biyopolitik okuma olarak kurulmamıştır. Modern devletlerin güvenlik politikaları ve yaşamı düzenleme pratikleri, Hobbes'un kuramındaki korku temelli egemenlik anlayışıyla benzerlikler taşıdığından çalışmamızın güncel önemine dikkat çekmek üzere yer verilmiştir. Bu yönüyle tez, korkunun siyasal düzlemdeki kurucu ve sürdürücü rolünü açıklamakta, Hobbes'un düşüncesini yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda çağdaş bağlamda da yeniden anlamlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Korku, Doğa Durumu, Savaş, Barış, Egemenlik, Sözleşme.
  • Master Thesis
    Henri Bergson'un Bellek Teorisi ve Psikolojik Bellek Süreçleri: Karşılaştırmalı Bir Analiz
    (2025) Benice, Emine Simru; Gökdağ, Kamuran
    Bu çalışma, belleğin tarihsel, felsefi ve psikolojik boyutlarını karşılaştırmalı bir yöntemle inceleyerek Henri Bergson'un bellek teorisini modern psikoloji yaklaşımlarıyla ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Antik Yunan'dan moderniteye uzanan süreçte bellek, kimi zaman ruhsal bir yeti, kimi zaman bilişsel bir işlev olarak kavramsallaştırılmıştır. Tezin ilk bölümünde belleğin tarihsel gelişimi; Platon, Aristoteles, Augustinus ve Descartes gibi düşünürlerin yaklaşımlarıyla temellendirilmiştir. Devamında, psikolojik kuramların belleğe yönelik tutumları analiz edilmiş; davranışçı, bilişsel, psikanalitik, hümanistik ve nöropsikolojik yaklaşımlar ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Henri Bergson'un 'süre', 'saf bellek' ve 'yaratıcı tekâmül' kavramları çerçevesinde geliştirdiği bellek anlayışı, bu kuramsal zemin üzerinde konumlandırılarak özgün bir teorik sentez oluşturulmuştur. Bergson'un belleğe ilişkin felsefi yaklaşımı, yalnızca geçmişi taşıyan bir yapı değil, aynı zamanda varoluşsal bir imkân olarak değerlendirilmiştir. Son olarak, Bergson'un konik bellek modeli başta olmak üzere belleğin yapısal, işlevsel ve metafizik yönleri açıklanarak, psikolojik yaklaşımlarla kesiştiği ve ayrıştığı noktalar tartışılmıştır. Bu bağlamda çalışma, felsefe ve psikolojiyi bellek kavramı etrafında buluşturarak disiplinler arası bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Henri Bergson, Bellek, Süre, Felsefe, Psikoloji
  • Master Thesis
    Frankfurt Okulu'nun araçsal akıl eleştirisi
    (Mardin Artuklu Üniversitesi, 2019) Güven, Özkan; Gökdağ, Kamuran
    Bu çalışmada, sonradan Frankfurt Okulu adlandırılmasına sahip olan düşünce ekolünün ve bu ekolün geliştirdiği Eleştirel Kuram'ın ortaya koyduğu araçsal akıl eleştirisini konu edinmiştir. İnsanlığın neden huzur içinde bir yaşamı değil de savaş içinde barbar bir yaşamı seçtiğini felsefî bir zemin ve kavramla incelemek isteyen Eleştirel Teorisyenler, Aydınlanma ve Aydınlanmanın yarattığı araçsal akla yönelmişlerdir. Bu çalışmada bu yönelişin akıl boyutu sorunsallaştırılmaktadır. Elbette burada, genel bir akıl kavramı ya da genel bir aydınlanma ve modernlik eleştirisi konu edinilmeyip, modern bilimsel düşüncenin dayattığı belli türden akıl olan "araçsal akıl" kavramı Frankfurt Okulu eleştirisi bağlamında incelenmektedir. Araçsal aklın, akıl dışı bir rasyonellik yarattığını belirten Frankfurt Okulu üyeleri, bu durumun aklın yozlaşmasına felsefenin de "ölümüne" neden olduğunu ileri sürerler. Dünyayı felsefî aklın kaybettiği bir alana çevirmek, aynı zamanda yaşamı; düşünce ve eleştiriden yoksun bir alete indirgemektir. Aklın araçlara indirgenmesi, verileri düzenleyen ancak bu verileri eleştirmeyen, değiştirmeyen, sorgulamayan, üzerine spekülasyon yapmayan, kısacası felsefe yapmayan öznel bir aklın doğuşuna zemin hazırlamaktadır. Spekülatif aklın ölümü gerçekleşmiş yerini ise düşünce üretmeyen araçsal akıl almıştır. Bu kaygılar, tezin ana kaynağıdır. Ulaşılmaya çalışılan hedef, araçsal aklı deşifre etmek ve böylelikle felsefeye canlılık kazandırmaktır. Bu, ancak modern bilimsel düşünceyi kritik etmekle mümkündür. Çünkü modern bilimsel düşünce, bilgiyi sadece bilimsel yöntemle elde edilen ve kişisel fayda sağlayan bilgiden ibaret görmektedir. Modern bilimsel düşünceyi eleştirel bir tavırla ele almak ise araçsal aklı doğuran pozitivist ve pragmatist düşünceleri eleştirel bir yöntemle incelemeyi zorunlu kılar. Çünkü araçsal akıl düşünceyi kötürümleştirirken zihinsel kodların ideolojisi olan pozitivizmden ve faydacı mantığın ana mabedi olan pragmatizmden güç alır. Bu eleştirel tavır, felsefî düşüncenin canlanışına aklın da özgürleştirici işlevini tekrar kazanmasına olanak sunacaktır. Böylelikle, aklı sadece başta belirlenmiş amaçlara ulaşmak için araçların denetimini sağlayan, düşünce yoksunu bir alete indirgenmesi engellenecektir.