Bankacılık ve Sigortacılık Programı Bölümü Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/162
Browse
Browsing Bankacılık ve Sigortacılık Programı Bölümü Koleksiyonu by Issue Date
Now showing 1 - 20 of 26
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Birleşme sonrasındaki örgütsel kültürün örgütsel bağlılık üzerine etkisi(Dumlupınar Üniversitesi, 2010) Gökaslan, Mehmet Oktay; Demirci, Mustafa KemalGünümüzde şirketlerin faaliyet göstermiş oldukları piyasalarda rekabet artmıştır. Sıkılaşan rekabet ortamında şirketler birleşmeler yaparak yaşamlarını sürdürmeye, verimliliklerini arttırmaya ve büyümeye çalışmaktadırlar. Birleşmelerin amacı olan kârlılığın arttırılması ile hem şirketin verimliliği hem de örgütün gücü arttırılmış olur. Şirket birleşmeleri neticesinde farklı kültürlere sahip örgütler de bir araya gelirler. Farklı örgütlerin birbirleri ile kaynaşması neticesinde başarı yakalanabileceği gibi çalışanların örgütlerine olan bağlılıkları da artar. Örgüt kültürü ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkileri inceleyen daha önceki araştırmalardan da yola çıkarak şirket birleşmelerinde, örgüt kültürünün örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini ele alabiliriz. Böylelikle, şirket birleşmelerinde farklı kültürlerin bir araya gelmesi neticesinde örgüt kültürünün örgüte olan bağlılık üzerinde bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu araştırmanın temel amacı, şirket birleşmeleri neticesinde farklı kültürlerden gelen bireylerin, yeni kurulan örgüt içerisinde oluşan kültürü benimseme durumları ve yeni kurulan örgüte olan bağlılıklarının derecesinin tespit edilmesidir. Amaç doğrultusunda, Türkiye’de 2000’i aşkın çalışanı ile faaliyet gösteren ve iki bankanın birleşmesi sonucunda kurulan özel bir bankanın çalışanları üzerinde anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anket sonucunda elde edilen veriler çeşitli istatistiksel yöntemler yardımıyla yorumlanmış ve birleşme sonucunda kurulan şirkette örgüt kültürünün düzeyi ve örgütsel bağlılık dereceleri ile ilgili sonuçlara ulaşılmıştır.Master Thesis MUHASEBE HATA VE HİLELERİNİN TESPİT VE ÖNLENMESİNDE MUHASEBE MESLEK MENSUPLARININ SORUMLULUĞU VE BİR ARAŞTIRMA(Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015) Akatak, Ahmetİnsanlık tarihi kadar bir geçmişe sahip olan muhasebenin, günümüz dünyasında özellikle yaşanan teknolojik gelişmelerle beraber bilgi dünyasındaki yeri ve önemi göz ardı edilmeyecek bir konuma gelmiştir. Muhasebe bilgi sisteminin sağladığı verilerin ilgili kişilere ve kamu kuruluşlarına aktarılmasında köprü vazifesi gören muhasebe meslek mensuplarının bu görevi yerine getirirken tarafsız, güvenilir ve bağımsız bir sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri son derece önemlidir. Bu çalışmada muhasebede hata ve hilelerin tespit ve önlenmesinde muhasebe meslek mensuplarının sorumluluğu üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda ilk iki bölümde muhasebe hata türleri ile hile kavramları açıklanmış, daha sonra muhasebe mesleğinin tarihsel gelişimi ve muhasebe meslek mensupları hakkında genel bilgi verilerek meslekin ahlaki boyutunu oluşturan etik kuralları ve mesleki sorumluluk konuları açıklanmıştır. Bu çalışmanın amacı muhasebe meslek mensuplarını hata ve hilelere yönlendiren etmenler ile etik dışı davranışlara yönelik tutumlarını incelemektir. Çalışmanın amacına ulaşmak için Mardin ve Şırnak illerinde mesleğini icra eden muhasebe meslek mensupları üzerinde bir anket araştırması yapılmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler çeşitli istatistiki yöntemlerle test edilmiş ortaya çıkan sonuçlar paylaşılmıştır. AnahtarArticle Öğretmenlerde Örgütsel Bağlılık, İşe Gömülmüşlük, İşe Adanmışlık ve İşten Ayrılma Niyeti İlişkisi: Bir Alan Çalışması(Hasan Kalyoncu Üniversitesi, 2018) Gökaslan, Mehmet Oktayİyi eğitim almış bireyler öncelikle ülkelerinin gelişme düzeylerini olumlu yönde etkileyen, çağa ayak uydurabilmelerini sağlayan ve insanlığın gelişmesine de etki eden en önemli faktördür. Eğitim her yaşta devam eden bir süreç olması bir yana en önemli eğitim dönemi çocukluk ve gençlik dönemleridir. Ülkemizde temel eğitim olarak 12 yıl süre ile zorunlu eğitim genel olarak devlet eliyle verilmektedir. Öğrencilerin iyi eğitim alması için fiziki ve teknolojik imkanların yanı sıra onları eğiten öğretmenlerinde eğitim verme kalitelerinin arttırılması için öğretmen sorunlarının ele alınıp incelenmesi ve bu sorunların çözümüne ilişkin çalışmalar yapılıp kalitelerinin arttırılması gerekmektedir. Sosyal bir varlık olmanın yanında iş görenlerin yaptıkları işi benimseme o işi sahiplenme dereceleri de hem yaptıkları işten zevk almaları hem de yapılan iş neticesinde muhatapları olan müşterilerinin ki eğitim sisteminde müşteri kitlesi öğrenciler olmaktadır, memnuniyet düzeylerini arttırmaktadır. Sadece müşteri açısından ziyade çalışanın işi ile bütünleşmesi işten ayrılma niyetini de negatif yönde etkileyerek işten ayrılma durumunu azaltmaktadır. Bu çalışmada öncelikle öğretmenler için örgütsel bağlılık, işe gömülmüşlük, işe adanmışlık ve işten ayrılma niyeti kavramları teorik olarak açıklanmıştır. Daha sonra bir anket formu oluşturularak belirlenen örneklem üzerinde uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS 21 programı ile analiz edilmiştir.Article İşe Gömülmüşlük, İşe Adanmışlık ve İşten Ayrılma Niyeti İlişkisi: Bir Alan Çalışması(Mukaddime, 2018) Büyükbeşe, Tuba; Gökaslan, Mehmet OktayThe most important element in today’s working life is a qualified human resource. It is assumed that the employees who know the system of the organization, have adopted the culture of the organization, and are devoted to their organization and work will continue working in their current organization. It is a real problem for organizations when employees leave their jobs. The process of hiring new employees may lead to problems in terms of commitment and organizational culture for both the employees and the organizations. No matter how much practice and experience a new employee might have, it takes a considerable amount of time to adapt to the new working environment. Moreover, in this process, it is not certain for the new employee to be pleased with the job. It is vital for organizations to have the employees who work with a commitment to the organization. The current study aims to determine the relationship between employees’ job embeddedness, job engagement, and intention to quit job in a large-scaled textile factory in Diyarbakır. With this aim, we, first, explained job embeddedness, work engagement, and intention to quit the job theoretically, and then prepared the questionnaire, conducted it on a sample group, and analyzed the data we obtained using IBM SPSS 23Conference Object KENTLERİN MARKALAŞMASI VE TÜRKİYEDEKİ MARKALAŞAN KENTLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA(İksad Uluslararasi Yayinevi, 2018) Akatak, Ahmet; Gökaslan, Mehmet OktayModern veya post modern yaşamın bireylerin tüketim kalıplarına ve yaşam kalitesine etkisi inkar edilemez bir gerçekliktir. Müşterilerin istek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılan çalışmaların odak noktasını “farklılaşmak” kavramı oluşturmaktadır. Bir ürün ya da bir hizmeti satın alırken ayırt edici olan nedir sorusu tatmin düzeyi ve beklentisi ile paralel bir zemin meydana getirmektedir. Küreselleşmenin de beraberinde getirdiği yoğun ve yüksek rekabet, işletmeleri/firmaları/organizasyonları karlılık düzeylerini muhafaza etme ya da arttırma ihtiyacını doğurmak anlayışına yöneltmektedir ve bu durum aynı zamanda kentlerin markalaşma düzeyine de etki etmektedir. Özel sektördeki bu rekabetin kimi izdüşümlerini marka kent oluştururken görmek mümkündür. Bu bağlamda öğrenci, turist, yatırımcılar vd. unsurları bir kente çekmenin önemi gittikçe artmaktadır. Doğal güzelliklerin, mimari yapıların, coğrafi konumların marka kent meydana getirmesinde işlerliği daha açık iken bu özelliklere sahip olmayan kentlerin planlı ve stratejik hedefleri ayrı bir önem arz etmektedir. Markalaşmaya dair hizmet ve ürünler üzerinde birçok araştırma yapılmıştır. Kentlerin markalaşması üzerine de çeşitli araştırmalar mevcuttur. Kentlerin ayırt edici özelliklerinin ortaya çıkartılması ile markalaşmaları sağlanmak istenmektedir. Bu çalışmada kentlerin markalaşmaları bağlamında; marka ve kent kavramları için yapılan tanımlara bakılmış, kentlerin markalaşması ve kent markası yaratma sürecinden bahsedilip Türkiye‟de markalaşmayı başarmış ve akademik çalışmalara konu olmuş Marmara bölgesinden en fazla nüfusa sahip İstanbul, İç Anadolu‟dan Türkiye‟nin başkenti Ankara, Ege bölgesinin en kalabalık kenti İzmir, Akdeniz bölgesinde adını turizm ile duyuran Antalya ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden sanayi ve kültür şehri olarak bilinen Gaziantep kentleri ile ilgili bir yazınsal çalışma yapılmaya ve ele alınan kentler için markalaşma hususunu ön plana çıkartan kendilerini diğer kentlerden ayıran fark yaratmalarını sağlayan özelliklerin neler olduğuna değinilmeye çalışılmıştır.Conference Object EKONOMİK İSTİKRAR BAĞLAMINDA KIRILGAN BEŞLİ VE TÜRKİYE ÜZERİNE MAKROEKONOMİK BİR ÇALIŞMA(İKSAD Yayınevi, 2018) Arslan, İbrahim; Bayar, İlyas; Kavak, OsmanDünya ölçeğinde ülkelerin ekonomik durumlarını etraflıca irdelemenin yollarından biri rating kuruluşlarının raporları ve araştırmalarıdır. Rating kuruluşlarının varlık nedeni her ne kadar tasarruf açığı olan ülkelerin dış borç temininin sağlaması için kredibilite durumlarını tespit etmek olsa da söz konusu kuruluşların görüşleri ülkeler arası sermaye hareketlerini, doğrudan ve dolaylı yoldan bireylerin/kurumların/kuruluşların yapacakları yatırımları, iktisadi aktörlerin ekonomik kararlarını etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle bir bütün olarak değerlendirildiğinde hem siyasi hem de ekonomik düzlemde gelişmiş ülke ekonomileri gibi sağlam bir zemine oturmayan ülkeler “kırılganlık” riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Gelişmekte olan ve yükselen piyasa ekonomilerden biri olarak kabul edilen Türkiye‟nin ekonomik görünümü bu bağlamda ayrı bir önem arz etmektedir. ABD'li Uluslararası Finansal Hizmetler ve Yatırım Bankacılığı Kuruluşu Morgan Stanley, Ağustos 2013 yılında yayınladığı ekonomik raporda kırılgan beşli diye bir gruplamaya gitti. Bu raporda Kırılgan beşli olarak Hindistan, Brezilya, Endonezya, Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri belirlenmişti. 2016 yılının sonunda Morgan Stanley kırılgan beşli sınıflandırmasını revize etti. Brezilya ve Hindistan bu gruptan çıkarılıp yerlerine Meksika ve Kolombiya dahil edilerek yeni kırılgan beşli Endonezya, Türkiye, Güney Afrika, Kolombiya ve Meksika olmuştur. Kasım 2017 yılında rating kuruluşlarından biri olan Standard and Poor‟s ( S&P) da yayımladığı raporda yeni bir kırılgan beşli listesi oluşturmuştur. Bu yeni liste Türkiye, Arjantin, Pakistan, Mısır ve Katar‟dan meydana geliyordu. Son beş yılda iki farklı kuruluş tarafından yayınlanan üç raporda da Türkiye yer almaktadır. Bu çalışmamızda ekonomik istikrarın sağlanması için hedeflenen ekonomik politikalar ışığında Türkiye‟yi, Morgan Stanley‟in yeni kırılgan beşli listesinden yer almayan Brezilya ve Hindistan ülkelerinin 2013-2017 makro ekonomik performanslarını karşılaştıracağız. Çalışmamızda Türkiye‟nin halen kırılgan beşli grupta yer almasının ulusal bir algı mı yoksa rasyonel bir karar mı olduğunun değerlendirmesini reel verileri göz önünde bulundurarak yapmaya çalışacağız. Kuşkusuz Türkiye‟nin içinde bulunduğu coğrafya, Ortadoğu‟da ve bazı Arap ülkelerinde kimi siyasi hareketlerin yarattığı bunalımlar, araştırmamızın belli noktalarına kısıtlar getirse de araştırmanın ekonomik bir projeksiyon oluşturmasına katkı sağlayacağı aşikardır.Article GÖÇÜN İNSANİ BOYUTU: ÖMERLİ ÖRNEĞİ(Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science, 2018) Arslan İbrahim; Bayar İlyas; Kavak, OsmanOrtadoğu ve Arap Baharının tesiriyle başlayan Suriye iç savaşının yıkıcı yansımaları, sınır komşusu olmamız nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde ülkemizin her noktasında hissedilmektedir. Yalnızca ekonomik, kültürel, sosyal boyutu ile değil en önemlisi yaşamsal nosyonlara dayanan “insani” boyutu ayrı ve öncelenmesi gereken bir biçimde önem taşımaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının formüle ettiği ve literatüre eklediği insani yoksulluk endeksinin ne boyutta olduğunu belirlemek ve sosyal politika çerçevesinde hem kamuyu hem özel sektörü nasıl harekete geçirebiliriz sorusuna cevap aramak araştırmamızın asıl amacını oluşturmaktadır. Bununla birlikte göç olgusunun sonuçlarından biri olan mekânsal ve kültürel değişimin, sosyal çevreye uyum ve iletişim üzerindeki etkisini ölçmek sosyal programların oluşturulması açısından öncül bir projeksiyon sağlayacağına ve katkı sunacağına inanmaktayız. Araştırmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılarak, Mardin ilinin Ömerli ilçesine göç etmek zorunda kalan Suriyeli evli kadınların sosyoekonomik durumunu özellikle yoksulluk boyutuyla ele almaya çalıştık. kullanılmıştır. Suriyeli göçmenlerin toplumsal entegrasyon noktasında birçok eşiği atladıkları halde ekonomik anlamda ciddi zorluklar çektikleri görülmektedir.Conference Object KURUMSAL YÖNETİMİN İŞLETMELER İÇİN ÖNEMİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME(İksad Uluslararasi Yayinevi, 2018) Akkuş, Baran; Bakır Kaya, Sevim; Akatak, AhmetGenelde işletmedeki tüm tarafların özelde pay sahiplerinin ortak ekonomik amaçlarının gerçekleştirilmesi, ekonomik, rekabet, sosyal vb. çevre şartlarının etkisi altında olmakla birlikte bu şartları gözeten ve bunlara uygun işletme politikalarını uygulayacak olan yönetimin performansına bağlıdır. Söz konusu performansı nasıl bir işletme yönetimi anlayışının sağlayacağı konusundaki arayışlar, 2000‟li yılların başında “kurumsal yönetim” anlayışıyla karşılık bulmuştur. Kurumsal yönetim anlayışı ile ilgili literatürdeki çok sayıda tanımda ortak vurgu, kurumsal yönetimin, öncelikle şirketlerin ve kurumların yönetildiği ve faaliyetlerinin kontrol edildiği bir sistem olduğudur. Ancak bu tür sistemi oluşturabilmek için de bazı ilkelere uymak gerekir. OECD tarafından hazırlanan ve kurumsal yönetim ilkeleri olarak adlandırılan söz konusu ilkeler; şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik ve sorumluluktur. şeffaflık, şirketle ilgili finansal ve finansal olmayan, ticari sır olmayan ve henüz kamuoyu ile paylaşılmayan, bilgilerin, doğru, açık, zamanında ve karşılaştırılabilir şekilde kamuoyuna sunulmasıdır. Adillik ise, işletme yöneticilerinin karar alırken, bu kararlardan etkilenen tüm işletme taraflarının menfaatini gözetmesi ve kararlarında hepsine eşit mesafede olmalarıdır. Hesap verebilirlik, karar vericilerin ve faaliyette bulunanların tüm karar ve faaliyetlerinden ötürü hesap verme zorunluluğu olduğunu ifade eden ilkedir. Son olarak sorumluluk ilkesinde ise yönetiminin tüm faaliyetlerinin ilgili mevzuata, şirket sözleşmesine,şirket içi düzenlemelere, toplumsal ve etik değerlere uyma yükümlülüğü ve bu hususlarda denetime tabii olmasını kapsamaktadır. Böylece kurumsal yönetim; işletmelerde hesap verebilir, şeffaf, adaletli, toplumsal kurallara ve etik değerlere uyan bir yapının kurulmasını hedeflemektedir. Kurumsal yönetimle birlikte hem toplum nezdinde hem de yatırımcılar nezdinde daha güvenilir bir işletme imajı oluşturmamız mümkün olmaktadır. Bu sayede daha karlı ve sürdürülebilir işletmeler ortaya çıkmaktadır. Bunların yanı sıra işletmeye yatırım yapanların daha aktif olarak işletmeyi denetlemelerine imkan sağlayan bir yapı oluşturulmaktadır. Ayrıca kurumsal yönetim kavramı işletmelerde iyi yönetim olgusunun yerleştirilmesidir. Kurumsal yönetime geçebilen işletmeler finansman kaynaklarına daha kolay ve az maliyetle ulaşabilirler. Ayrıca kaynakların daha verimli hale gelmesi sağlanmış olur. Kurumsal yönetim ilkelerini benimseyen, hayata geçiren ve uygulayan işletmeler yatırımcıların tercihi olmaktadır. Ayrıca kurumsal yönetimin yaygın olduğu ülkelerde kayıt dışının azaldığı, refah seviyesinin yükseldiği gözlemlenmektedir. Kurumsal yönetimi benimseyen işletmeler daha uzun ömürlü olmakta, tek kişinin (işletme sahibi) yönettiği yapı ortadan kalkmakta ve her açıdan daha güvenilir, şeffaf, hesap verebilir, adil bir yapı oluşmaktadır. Türkiye'de de kurumsal yönetimin gelişmesine yönelik ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle KOBİ'ler ve aile şirketlerinin de kurumsal yönetim uygulamalarını benimsemesi ülkemiz açısından güzel gelişmelerin olmasını sağlayacaktır. Bu çalışmada da kurumsal yönetim, kurumsal yönetim ilkeleri, işletmelerde benimsenmesinin gerekliliği ve Türkiye' de kurumsal yönetim faaliyetlerinin önemi açıklanmaya çalışılmıştır.Conference Object Yoksulluk ve Çevresel Bozulma Arasındaki Etkileşim: Batman Örneği(Şırnak Üniversitesi, 2019) Serin, Zehra Vildan; Dursun, Hasan; Kavak OsmanÇevresel bozulma kendini insanoğlu ile göstermiştir. Ancak insanoğlunun çevresel bozulma üzerindeki etkisi geçmişten günümüze kadar sürekli artmıştır. Küreselleşme ile birlikte çevresel bozulma üst düzeylere ulaşmış ve çevrenin kendini yenileme fırsatı olmadan eskilerine yenileri de eklenmiştir. Buna bağlı olarak sorunun çözümü amacıyla uygulanan politikalar mevcut çevresel sorunların karmaşık yapısı nedeniyle genellikle başarısız olmuştur. Günümüzde çevresel bozulma ile yoksulluk ilişkisi incelendiğinde dünya genelinde aynı tablo ile karşı karşıya kalınmaktadır. Yoksulluk-çevre bozulması arasındaki ilişki bizlere önemli doneler vermektedir. Günümüzde bu iki sorun kalkınmanın önünde önemli birer engel olarak görülmektedir. Bu çalışmada Batman ilinde; çevresel bozulma ve yoksulluk arasındaki etkileşim, çevresel bozulmanın nedenleri, nüfus, eğitim ve kişi başına düşen gelir faktörlerinin çevresel duyarlılıkla ilişkileri incelenmiştir. 2006-2017 yılları arasındaki eğitim, nüfus ve gelir verileri ışığında sözü geçen yıllar için karşılaştırma yapılarak yıllar içindeki değişim ve gelişim irdelenmiştir.Article ADLİ MUHASEBE UYGULAMA ALANLARI İLE ADLİ MUHASEBE KAPSAMINDA HİLE VE YOLSUZLUKLARIN İNCELENMESİ(Mardin Artuklu University, 2019) Akatak, AhmetBu çalışmanın amacı adli muhasebe ve adli muhasebecilik mesleği hakkında bilgi vermek, adli muhasebecilik mesleğinin günümüzdeki mevcut durumunu değerlendirmek, adli muhasebenin uygulama ve faaliyet alanlarının belirtilip adli muhasebe kapsamında hile ve usulsüzlüklerin incelenmesini sağlamaktır. Tüm Dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de işletmeleri ve işletmelerin içinde olduğu ekonomik çevreyi olumsuz bir şekilde etkileyen hile ve usulsüzlüklerin olduğu bilinmektedir. Muhasebedeki finansal tablo hileleri yoluyla birçok kişi, kurum ve kuruluş finansal zarara uğramaktadır. Özellikle teknolojik alanda yaşanan gelişmelerle bilgisayarın daha fazla çalışma hayatında yer alması yeni bir hile ve yolsuzluk alanları oluşturmuştur. Bu tür olayları ortaya çıkarmak ve önlemek için hem muhasebe hem de hukuk bilgisine sahip alanında uzman kişilere duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Yeni bir muhasebe uzmanlık alanı olan Adli muhasebe, uyuşmazlıkların çözümünde mahkemelere yardım etmelerinin yanı sıra, hile ve usulsüzlükleri önleyici tedbirlerin alınması ile hile ve usulsüzlüklerin ortaya çıkartılması konularını kapsamaktadır.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİM TALEBİ VE GETİRİLERİ(BİL-TEK, 2019) Gölpek Filiz; Kavak OsmanDünyanın birçok ülkesinde okullaşma oranı, ailenin sosyo-ekonomik statüsü, eğitim harcamaları, beşerî sermayenin özel faydası olan kazanç farklılıkları, işsizlik ve istihdam oranları, işsiz kalma süresi faktörleri yükseköğretim talebini etkilemektedir. Ancak bu faktörler, bir öğrencinin yükseköğretim talebini aynı yönde etkilememektedir. Özellikle bireylerin ve toplumun eğitimden ne kadar fayda elde ettiklerini tespit etmek için de özel ve sosyal fayda değerleri üzerinde durulmaktadır. Bu konudaki çalışmalarda, genel olarak, ilk ve ortaöğretim seviyelerinde sosyal, yükseköğretimde özel faydaların ağır bastığına dair sonuçlar elde edilmiştir. Bu araştırmanın amacı, OECD ülkelerinde ve Türkiye’de yükseköğretim talebi ile yükseköğretimin faydaları (getiri) arasındaki ilişkiyi kavramsal anlamda analiz etmektir. Bu çerçevede, önce yükseköğretim talebinin artması, eğitim seviyelerine göre kayıt oranları, eğitim harcamalarının kamu ve özel dağılımı ve öğrenci başına yapılan harcamalar ile ele alınmıştır. Daha sonra, yükseköğretimin getirisi, eğitim seviyelerine göre özel ve sosyal getiri oranları, kazanç farklılıkları, işsiz kalma süreleri, işsizlik oranı, istihdam oranı ve parasal olmayan getiriler ile açıklanmıştır. Sonuçta ise, oldukça maliyetli olan yükseköğretimin devletçe sosyal mal sayıldığından parasız sunulduğu, yükseköğretimin bireylere yansıyan özel faydasının topluma yansıyan sosyal faydasından daha fazla olduğu, bunun da bireylerin yükseköğretim talebini arttırdığı ifade edilmiştir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİMDE KAZANÇLAR VE MALİYETLER(Center for Black Sea Research, 2020) Gölpek Filiz; Kavak OsmanBirçok ülke, özel finansmana müsait olan yükseköğretimi yakından etkileyen kamu harcamalarının ağır maliyetini hafifletmek için yollar aramaktadır. Bu yollardan biri eğitim hizmetlerinde maliyetlerin karşılanmasının kamu kaynaklarından ailelere kaydırılması şeklinde olmaktadır. Bunun anlamı, yükün vergi mükelleflerinden büyük ölçüde hizmetlerden faydalananlara kaydırılması ve buradan da yükseköğretim hizmetinden birinci derecede yararlanan öğrencilerin, yükseköğretim maliyetine katılması gerektiği anlaşılmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde eğitime ayrılan kaynakların etkin kullanılmasının son derece önemli olması, bu sorunu çözebilmek için eğitim hizmetlerinin fayda ve maliyetlerinin bireyler ve toplumun tümü açısından değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim mezunu bireylerin, eğitimi süresince gerçekleşen özelsosyal maliyetleri ve kazanç verileri ile eğitim yatırımlarının iktisadi etkinliğini değerlendirmektir. Bu çerçevede, Türkiye ve OECD ülkelerinde yükseköğretim mezunu bireyin eğitim maliyetleri ile elde ettiği kazançlar karşılaştırılmıştır. Buna göre, Türkiye’de erkek öğrencilerin yükseköğretim görmeyi çalışmaya tercih etmekle vazgeçtiği kazancı, OECD ortalamasının 1/3 kadardır (9.200 $/ 36.700 $). Bu, Türkiye’de bireylerin yükseköğretime devam etmekle vazgeçtiği kazancın diğer ülkelerden daha düşük olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, Türkiye’de doğrudan maliyetler OECD ortalamasından (2.300 $/8.400 $) çok düşüktür ve bu durum, hem net parasal faydanın (getiri) yüksek (296.100 $) çıkmasına, hem de daha yüksek özel getiri oranına (sırasıyla %36 ve %17) neden olmaktadır. Benzer durum, kadın bireyler için de söz konusudur. Sonuç olarak, OECD ülkelerinde genel olarak bireyler, özel maliyetlerin 7.5 katı, Türkiye’de kadınlar 67.6 ve erkekler 25.7 katı kazanç elde etmiştir. Böyle bir bulgu, Türkiye’de yükseköğretimde kamusal finansman politikasının beklenen sonuçları vermediği ve kıt kaynakların etkin kullanılmadığını açıkça göstermektedir. Alternatif yatırım alanları yerine özel faydası yüksek olan yükseköğretim harcamalarına kaynak ayrılması kamusal finansman sistemi tahsis etkinliği açısından beklenen sonuçları vermemiştir. Bu sonuçlar, bedelsiz yükseköğretimin hem gelir dağılımı hem de etkinlik açısından bozucu etkilere sahip olduğunu da ima etmektedir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİMİN KAMUSAL MALİYETİ(ATLAS JOURNAL, 2020) Kavak, Osman; Gölpek, FilizYükseköğretimin finansmanı hakkında yerleşik düşünce, eğitim hizmetlerinin kamusal olduğu ve bu hizmetlerin kamu kaynaklarınca desteklenmesi yönündedir. Ancak bu durum, yükseköğretim finansmanı üzerinde yoğun tartışmaların yapıldığı alanlardan biri haline getirmiştir. Eğitimdeki bu tartışmaların temelini, kıt olan kaynakların varlığında alternatif yatırım alanları karşısında eğitim için önemli miktarlarda kaynakların kullanılması oluşturur. Eğitim finansmanının kamusal kaynaklardan karşılanması bazı gerekçelere dayandırılır. Bu gerekçeler, küçüklerin korunması, ortak değerler arayışı, eksik bilgilenme, fırsat eşitliği, demokrasiye ilişkin gerekçeler, eğitimin iktisadi büyümeye etkisi ve tahsis etkinliğinin sağlanmasıdır. Tahsis etkinliğinin sağlanması gerekçesi ile yükseköğretim harcamalarının kamusal kaynaklardan karşılanması beklenen sonucu vermez. Böyle bir sonuç, yükseköğretimin kamusal maliyetini belirleyebilmek için önce bu finansmanın dayanağını oluşturan yasal çerçeveyi tanımak, daha sonra da bu çerçeveyi oluşturan niceliksel yeterliliğini değerlendirmek gerektiğini açıkça gösterir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de yükseköğretimin kamusal maliyetini, yükseköğretime tahsis edilen kamu kaynaklarını OECD ortalaması verileri ile bir karşılaştırma yaparak değerlendirmektir. Bu değerlendirmeden elde edilen bulgulara göre, Türkiye’de yükseköğretimde kayıtlı bir öğrencinin kamusal maliyeti diğer eğitim seviyelerindeki bir öğrencinin yaklaşık 4 katı; yükseköğretimde kamu kaynaklarının GSYH’ya oranı %2 ve OECD ortalamasının da 2 katıdır. Böyle bir bulgu, Türkiye'de yükseköğretimin kamusal maliyetinin diğer eğitim seviyelerinden daha fazla olduğunu açıkça gösterir.Conference Object YÜKSEKÖĞRETİMDE BİR FİNANSMAN POLİTİKASI(Center for Black Sea Research, 2020) Gölpek Filiz; Kavak OsmanKıt kaynaklar söz konusu olduğunda, eğitim yatırımları ile diğer yatırımlar arasındaki dengenin belirlenmesi, yükseköğretim hizmetinin pahalı ve talebinin yüksek olması kaynakların son derece dikkatli kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir. Özellikle kamu kaynaklarından yükseköğretimin finanse edilip edilmeyeceği, devletin sübvansiyon sağlayıp sağlamayacağı ve finansman yükünün toplum ile hizmetten doğrudan yararlananlar arasında nasıl paylaşılacağı gibi soruların cevaplandırılması önem taşımaktadır. Bu sorular, kamusal finansman politikası yerine öğrenim ücreti ve kredi/burs uygulamaları yoluyla maliyet paylaşımını sağlayacak bir finansman politikası ile cevaplandırılabilir. Böyle bir finansman politikası yoluyla hem iktisadi etkinlik sağlanabilecek, hem de alt gelir grubuna ait öğrencilerin bir yükseköğretim kurumunda eğitim görebilmeleri garanti altına alınabilecektir. Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim seviyesindeki kamu harcamalarının bütçeye olan ağır maliyetini hafifletme yöntemlerinden olan öğrenim ücreti ve kredi/burs sistemi hakkında teknik bir çerçeve sunmaktır. Bazı OECD ülkelerinde ve Türkiye’de yükseköğretim harcamaları (en yüksek GSYH’ye oranı, kamu: %1,4, özel: %0,4), yükseköğretimde kayıtlı öğrenci sayıları (en yüksek, kamu: %100, özel: %80), öğrenim ücretleri (en yüksek, kamu: 11.866 $, özel: 29.478 $), öğrencilerin kredi/burs imkânları (en yüksek, kamu bursu alanlar: %58, almayanlar: %92) ve borçlanma sistemleri (çoğunlukla gelir şartına bağlı ödeme) verilerle analiz edilmiştir. Bu analizin sonucunda, yükseköğretimin özel finansmana müsait olduğu, maliyetlerin karşılanmasının kamu kaynaklarından ailelere kaydırılması gerektiği, birinci derecede yararlanan öğrencilerin aile gelirine veya ileride elde edeceği gelire göre harcamalara katılmasını sağlayacak bir finansman politikası olarak öğrenim ücretleri ile kredi/burs sistemlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.Article YÜKSEKÖĞRETİM HARCAMALARI İLE GELİR İLİŞKİSİ: MARDİN ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ(Hasan Kalyoncu Üniversitesi, 2020) Kavak Osman; Gölpek FilizEğitim, iktisadi açıdan büyüme, rekabet gücü ve verimlilik, toplumsal açıdan ise yoksullukla mücadele ve gelir dağılımında adaletinin sağlanması gibi politikaların merkezinde yer almaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde genellikle eğitim ve gelir seviyesi düşük olduğu için eğitim hizmetleri karşılıksız olarak kamu tarafından sunulmaktadır. Bu ise, eğitim hizmetleri için yapılan harcamaları gelirin yeniden dağılımında önemli bir araç haline getirmektedir. Eğitimdeki fırsat eşitliği ile gelir eşitsizliği arasında güçlü korelasyonun olması, ailelerin gelir düzeylerinin eğitim hizmetini satın alma olanağını farklılaştırarak hem yükseköğretime girişte hem de yükseköğretim sürecinde özel harcamalara katlanmalarını etkilemektedir. Bu nedenle, özellikle yükseköğretim hizmetinden yararlanabilmek, bireylerin gelir düzeyini yükselterek adaletli gelir dağılımını sağlamada önemli bir işlev görebilir. Bu araştırmanın amacı, 2019-2020 akademik dönemde Mardin Artuklu Üniversitesi’nde kayıtlı öğrencilerin yaptıkları özel eğitim harcamaları ile gelir ilişkisini tespit etmektir. Araştırmanın evrenini 10.294 öğrenci, örneklemini, %95 güven seviyesinde, %5 güven aralığında kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 1.228 öğrenci oluşturmaktadır. 1.228 öğrenciye 15 sorudan oluşan anket uygulanmış ve tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, 2020 yılı fiyatlarına göre, öğrencilerin çoğunluğunun (%75,2) asgari gelir (2.324 ₺) ve altında aylık gelire sahip olduğu, yükseköğretim sürecindeki özel harcamaları asgari ücretin yaklaşık ¼’i kadar (500 ₺), yükseköğretime girişte yaklaşık yarsının hiçbir harcama yapmadıkları görülmüştür. Buna göre, öğrenciler, düşük gelir grubunda yer aldığı, aile gelirine bağlı olmak üzere özel yükseköğretim harcamalarının değiştiği söylenebilir.Doctoral Thesis PROSOSYAL SESSİZLİK VE ÖRGÜTSEL GÜVEN ALGISININ ÖRGÜTSEL BAĞLILIĞA ETKİSİNDE ÖRGÜTSEL PRESTİJ ALGISININ ARACI ROLÜ: BİR ALAN ÇALIŞMASI(Hasan Kalyoncu Üniversitesi, 2021) Gökaslan, Mehmet Oktay; Büyükbeşe, TubaBu araştırmanın amacı; prososyal sessizlik ve örgütsel güvenin örgütsel bağlılığa etkisinde algılanan örgütsel prestijin etkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Araştırmanın evrenini 2021 yılında Türkiye’deki banka çalışanları oluşturmaktadır. Bu evren dahilinde kolayda örneklem yöntemiyle örneklem olarak 529 banka çalışanına ulaşılmıştır. Araştırma amacına uygun olarak anket formu oluşturulmuştur. Oluşturulan anket formu beş bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde yedi ifade ile demografik bilgilerin toplanması hedeflenmiştir. İkinci bölümde örgütsel bağlılığı tespit etmek üzere onsekiz ifade yer almıştır. Örgütsel bağlılık duygusal, devam ve normatif bağlılık boyutlarından oluşmaktadır. Her boyut altı ifade ile ölçülecek şekilde ifadelerden oluşmuştur. Üçüncü bölümde örgütsel güven ölçeği bilişsel boyut yedi ve duygusal boyut beş olmak üzere toplam on iki ifade ile ölçülmüştür. Dördüncü bölümde çalışanların prososyal sessizlik algılarını belirlemeye yönelik beş ifadeden oluşan ölçek yer almaktadır. Beşinci ve son bölümde ise çalışanların örgütsel prestij algılarını tespit etmeye yönelik sekiz ifade bulunmaktadır. Anket formundan elde edilen veriler analiz edilerek oluşturulan hipotezler sınanmıştır. Elde edilen bulgulara göre prososyal sessizliğin örgütsel prestij algısını pozitif yönde etkilediği, örgütsel bağlılık alt boyutlarını etkilemediği, ancak örgütsel prestij algının modele aracı değişken olarak eklendiğinde örgütsel prestij algısının tam aracı değişken etkisi gösterdiği görülmüştür. Örgütsel güven alt boyularından bilişsel güvenin örgütsel bağlılık alt boyutlarını pozitif yönde etkilediği, duygusal güvenin ise sadece devam bağlılığını pozitif yönde etkilediği ve duygusal güvenin örgütsel prestij algısını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Örgütsel güven alt boyutlarının örgütsel bağlılığa etkisinde örgütsel prestij algısının aracı değişken rolü için ise bilişsel güven ile duygusal bağlılık ile kurulan modelde örgütsel prestij algısı kısmi aracı değişken ve duygusal güven ile duygusal bağlılık ile kurulan modelde örgütsel prestij algısı tam aracı değişen rolü üstlenmiştir.Article ADLİ MUHASEBE UYGULAMALARININ MUHASEBE MESLEK MENSUPLARI (SM, SMMM ve YMM) PARADİGMASIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ ÜZERİNE AMPİRİK BİR ARAŞTIRMA(TURAN Stratejik Araştırmalar Merkezi TURAN-SAM Yayıncılık, 2021) Bilen, Abdulkadir; Akatak, AhmetBu çalışmada, Adli muhasebe kapsamında hilelerin incelenmesi için adli muhasebe ilgili uygulayıcıları olan muhasebe meslek mensuplarının görüşlerine başvurularak, Adli Muhasebeye bakış açılarını değerlendirmek, hile ve yolsuzlukların durumu ile mevcut düzenlemelerin yeterliliği hakkındaki görüşlerini almak ve Adli muhasebeye duyulan ihtiyacın düzeyini tespit etmek amaçlanmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinden Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Batman ve Siirt illerinde faaliyet gösteren Serbest Muhasebeciler, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirlerden oluşan toplamda 264 katılımcı üzerinde anket çalışması uygulanmıştır. Anket verileri SPSS 24 paket programı ile analiz edilmiş olup, analizler sonucunda özellikle hileli işlemlerin önlenmesinde adli muhasebenin zorunlu bir ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.Doctoral Thesis ADLİ MUHASEBE KAPSAMINDA HİLELERİN İNCELENMESİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA(Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Akatak, AhmetYeni yöntemlerle iĢlenen ekonomik suçların ve ortaya çıkan anlaĢmazlıkların artmasıyla birlikte, özellikle hile ve yolsuzlukların önlenmesinde önemli bir role sahip olan adli muhasebe‟ye duyulan ihtiyaç artmaktadır. Adli muhasebe, hukuk ve muhasebe bilimleri arasında bir köprü görevi görerek daha çok mali nitelikli iĢlemlerde yaĢanan hile ve yolsuzlukların belirlenmesi ve önlenmesine iliĢkin baĢlatılan yargı sürecinde etkin bir rol üstlenmektedir. Geleneksel muhasebeden farklı olarak sadece rakamları değil, rakamların ötesini de irdeleyerek muhasebe hilelerini öngörme temeline dayanan adli muhasebecilik mesleği, muhasebe teori ve uygulamalarının yanında denetim, hukuk, istatistik, kriminoloji, psikoloji gibi birçok disiplini bünyesinde barındıran geniĢ kapsamlı bir uzmanlık alanıdır. Bu çalıĢmada adli muhasebe kapsamında hilelerin incelenmesi üzerinde durulmuĢtur. Bu doğrultuda çalıĢmada hâkim ve avukatlar, serbest muhasebeci mali müĢavirler ve yeminli mali müĢavirler ile akademisyenlere yönelik anket yapılmıĢtır. Anket verilerinin analizinde SPSS 24 paket programı kullanılmıĢ, frekans, t testi, anova ve korelasyon analizleri uygulanmıĢtır. AraĢtırma sonucuna göre, muhasebe hilelerinin önlenmesinde Türkiye‟de adli muhasebe mesleğine önemli düzeyde ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca adli muhasebe için gerekli altyapı ve eğitim olanaklarının istenilen yeterlilikte olmadığı ve mesleğin geliĢimi için yasal anlamda düzenlemelerin yapılması sonucuna ulaĢılmıĢtır.Article BAZI OECD ÜLKELERİNDE KAMUSAL YÜKSEKÖĞRETİM HARCAMALARI, VERGİLER ve GELİR DAĞILIMI İLİŞKİSİ: PANEL ARDL ANALİZİ(Uluslararası Ticaret ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 2021) Gölpek, Filiz; Kavak, OsmanLiteratürde, genel olarak yükseköğretim hizmetinden yaralananların çoğunluğunun yüksek gelirli ailelerin çocukları olduğu, düşük gelirli ailelerinin çocuklarının temsil oranının ise düşük olduğu kabul edilmektedir. Özellikle girişin sınav ile olduğu yükseköğretim sistemlerinde yüksek gelirli aileler, hazırlık kursları biçimindeki örtülü fiyat mekanizması yoluyla sınavı kendi lehlerine çevirebilirken, düşük gelirli aileler vergiler yoluyla finansmana katıldığı halde yükseköğretim hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Bu durum, kamusal yükseköğretim harcamaları yoluyla gelirin düşük gelirlilerden yüksek gelirlilere doğru yeniden dağıtılmasına neden olurken, yüksek gelir gruplarına gizli bir gelir transferi yaratmaktadır. Kaynağın düşük gelir grubunun da dâhil olduğu bütün vergi mükelleflerinden toplanması buradaki temel sorunu oluşturmaktadır.Bu araştırmanın amacı, OECD üyesi ülkelerde 2000-2019 dönemi kamusal yükseköğretim harcamaları, vergiler ve gelir dağılımı ilişkisini panel ARDL testi ile analiz etmektir. Değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkinin tespiti için eş bütünleşme testi uygulanmış ve değişkenler arasında uzun dönemli ilişki saptanmıştır. Eş bütünleşmenin varlığının ardından Dumitrescu-Hurlin panel nedensellik testi yapılmış, kamusal yükseköğretim harcamalarından ve vergilerden gelir dağılımına doğru tek yönlü; vergilerden de kamusal yükseköğretim harcamalarına doğru tek yönlü nedensellik olduğu görülmüştür. Tahmin katsayısını belirlemek için Fixed etkiler modeli uygulanmış, yükseköğretim harcamalarında meydana gelen %1’lik değişimin 1.38 birim, vergilerde meydana gelen %1’lik değişimin de 1.05 birim gelir dağılımı adaletini sağladığı tespit edilmiştir.Book YENİ BİR MESLEK ANLAYIŞI ADLİ MUHASEBE ÜÇ BOYUTLU BİLİMSEL BİR ARAŞTIRMA(Sonçağ Yayıncılık, 2021) Akatak, Ahmet; Bilen, AbdulkadirAdli muhasebenin önemini fark eden geliĢmiĢ ülkeler, özellikle ABD ve bazı Batı Avrupa ülkeleri adli muhasebe eğitimi için altyapı çalıĢmalarını tamamlayıp bu alanda uzman kiĢiler yetiĢtirmeye baĢlamıĢlardır. Ülkemizde son yıllarda geliĢmeye baĢlayan adli muhasebe ile ilgili herhangi bir kurumsal altyapı ve kanuni düzenleme henüz olmamakla birlikte bunun uygulanması açısından herhangi bir engel bulunmamaktadır. Adli muhasebeye duyulan ihtiyaç her geçen gün daha çok kendini hissettirmeye baĢlamıĢtır. Bu bağlamda araĢtırmamızda, adli muhasebe kapsamında hilelerin incelenmesi için adli muhasebe ilgili uygulayıcıları olan muhasebe meslek mensuplarının, hukukçuların ve akademisyenlerin görüĢlerine baĢvurulmuĢtur. Yeni yöntemlerle iĢlenen ekonomik suçların ve ortaya çıkan anlaĢmazlıkların artmasıyla birlikte, özellikle hile ve yolsuzlukların önlenmesinde önemli bir role sahip olan adli muhasebe‟ye duyulan ihtiyaç artmaktadır. Adli bilimler kapsamına giren adli muhasebe, hukuk ve muhasebe bilimleri arasında bir köprü görevi görerek daha çok mali nitelikli iĢlemlerde yaĢanan hile ve yolsuzlukların belirlenmesi ve önlenmesine iliĢkin baĢlatılan yargı sürecinde etkin bir rol üstlenmektedir. Geleneksel muhasebeden farklı olarak sadece rakamları değil, rakamların ötesini de irdeleyerek muhasebe hilelerini öngörme temeline dayanan adli muhasebecilik mesleği, muhasebe teori ve uygulamalarının yanında denetim, hukuk, istatistik, kriminoloji, psikoloji gibi birçok disiplini bünyesinde barındıran geniĢ kapsamlı bir uzmanlık alanıdır. Bu kitapta adli muhasebe üzerine üç boyutlu bilimsel bir araĢtırma yapılmıĢtır. Özellikle adli muhasebe kapsamında hilelerin incelenmesi üzerinde durulmuĢtur. Bu çerçevede çalıĢmada hâkim ve avukatlar, serbest muhasebeci mali müĢavirler ve yeminli mali müĢavirler ile akademisyenlerden oluĢan üç boyutlu bir anket çalıĢması yapılmıĢtır. Bu çalıĢmanın temel amacı, geliĢmiĢ ülkelerde meslek olarak icra edilen adli muhasebecilik mesleğinin ülkemizde de bir meslek olarak kabul görmesi ve tanıtılmasına katkıda bulunmaktır. Dr. Ahmet AKATAK Prof