WoS İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12514/3595
Browse
Browsing WoS İndeksli Yayınlar Koleksiyonu by Language "tr"
Now showing 1 - 20 of 123
- Results Per Page
- Sort Options
Article 16. Asır Kudüs’ünde Bir İlim Kurumu Taziyye: Medresesi(Hitit Üniversitesi, 2022) Evsen Aydın, EsraÜç semavi din için kutsal kabul edilen, bu nedenle tarih boyunca bu üç dine mensup devletlerin şehre hâkim olma mücadeleleri verdiği, yeryüzünde bu özellikte tek şehir olan Kudüs Müslümanlar için de tarihleri boyunca önemli bir konumda olmuştur. İslam idaresinde olduğu her dönemde Mekke ve Medine’den sonra üçüncü harem kabul edilen, tamamı Mescid-i Aksa olarak anılan Harem-i Şerif alanı başta olmak üzere şehrin her köşesinde Müslüman bir kimlik oluşturmak amacıyla imar ve inşa faaliyetleri devam etmiştir. Coğrafi konumu sebebiyle ticaret merkezi özelliği taşımayan, Haçlı seferlerinin olduğu dönem dışında askeri ve siyasi olarak da merkezi bir konumu olmayan Kudüs, Müslümanların hâkim olduğu zamanlarda mukaddes bir dini merkez olmanın yanında önemli bir ilim merkezi özelliği de taşımıştır. Şehirde inşa edilen medreseler, tekke ve zaviyeler, ribâtlar, hankahlar gibi müstakil dini ve ilmi kurumların yanı sıra Mescid-i Aksa’nın kendisi de sadece ibadet için kullanılan bir mescit olmayıp her zaman cami dersleri, zikir meclisleri, mestabe denilen ve avlusunda kurulan ilim halkalarıyla canlı bir ilim merkezi fonksiyonu icra etmiştir. Şehirde ilim kurumlarının tesisi Eyyûbîler döneminde başlayarak Memlükler ile zirveye ulaşmış, Osmanlılar döneminde ise daha çok mevcut sistemin, kurumların ve bu kurumları ayakta tutan vakıfların muhafazasını sağlayan bir siyaset takip edilmiştir. Osmanlı idaresine geçtikten sonra Kudüs’te bulunan medreselerin işleyişini nasıl devam ettirdiği, vakıf müessesesinin kontrolü gibi konuların anlaşılması için Kudüs medreseleri üzerine yapılacak müstakil çalışmaların sayısının artması önemlidir. Bu alanda literatüre katkı sağlamayı amaçlayan bu makalenin konusu; önemli askeri ve idari hizmetlerde bulunan, ancak ömrünün son demlerinde yaşadığı siyasi sorunların ardından bir tür emeklilik ihsanı olarak Kudüs’te yaşama talebi kabul edilen Memlük emiri Emir Tâz tarafından inşa ettirilen, orta büyüklükte olduğunu düşündüğümüz Tâziyye Medresesi’dir. Mescid-i Aksa çevresinde kurulan ve sayıları elliyi aşan medreseden biri olan Tâziyye, XVI. asırda nüfusu ancak 5 bin civarında olan şehirdeki canlı ilim hayatının bir şahidi olarak Osmanlı devletinin hâkimiyeti döneminde de faaliyetine devam etmiştir. Osmanlı döneminde Arap coğrafyasında bulunan medreselerin yapısını ve işleyişini ele alan literatürde mevcut çalışmalar daha çok vakfiyesi bugüne gelen veya mansıp sahiplerinin ve talebelerinin izinin tabakât kitaplarından sürülebildiği yani hakkında malumata ulaşmanın nispeten kolay olduğu daha büyük ölçekli ve görünürlüğü olan yapılara odaklanmaktadır. Bu makalenin amacı ise, XVI. asırda Kudüs’ün ilmi kurumlarını ve yapısını anlayabilmek için büyük ve görünür bir örneğin değil, şehirde sayıca daha fazla olan ancak hakkında sınırlı miktarda malumata rastlanan orta ölçekli bir örneğin izini sürerek literatüre kazandırmaktır. Bunun için XVI. asırda farklı tarihlere ait Şer̒iyye sicilleri ve mühimme kayıtları ile literatürde mevcut çalışmalara müracaat edilecektir. Kudüs Şer̒iyye sicilleri Arapça olup defterlerin fiziki şartları ve yazı karakterleri sebebiyle okunması konusunda zorluklarla karşılaşıldığı için Türkçe literatürde, merkezine doğrudan bu yerel kaynakları alarak konuyu inceleyen çalışma sayısının az olması nedeniyle bu makale bu yönüyle de alana katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Makale beş başlıktan oluşmaktadır. İlk başlıkta medresenin vâkıfı olan Memlük emiri Emir Tâz hakkında biyografik bilgilere, ikinci başlıkta medresenin mekânsal özelliklerine yer verilmiştir. Medresenin devamlılığı için en önemli unsur olan vakıf gelirlerinin ve bu işleyişte görevli kişilerin ele alındığı üçüncü başlıkta hem medresenin maddi desteğinin büyüklüğü incelenmiş hem işleyişte karşılaşılan bazı sorunlar ortaya konmuştur. Dördüncü başlıkta medresenin tedris faaliyetinin unsurlarına odaklanarak Kudüs medreselerinde mansıpların tevcihi, mansıp elde etmek için rekabet, medresenin tedris kapasitesi ve sunduğu imkânlar gibi konulara Tâziyye Medresesi özelinde yer verilmiştir. Beşinci başlıkta ise medresedeki diğer dini hizmetler incelenmiştir. Vakfiyesi bugüne ulaşmayan medresenin vakıf şartlarının detaylarına ve tarih boyunca değişime uğrayıp uğramadığı bilgisine ulaşmak henüz mümkün olmadığı gibi mevcut malumat tedrisin mahiyetine ve okutulan eserlerin hangileri olduğuna dair de detaylı bilgi elde etme imkânı sunmamaktadır. Kudüs ile alakalı medreseler ve daha büyük çerçevede ilmi hayat ile alakalı çalışmaların sayısı arttıkça literatürde bulunan bu boşlukların da doldurulması mümkün olacaktır.Article Abu Ubayd’s Understanding Of Naskh;(Hitit University, 2022) Yaşar, M.A.; Nas, T.In the period when Islamic sciences were formed, a large number of scholars with absolute ijtihad capacity were trained. One of the scholars mentioned is Abu ‘Ubayd al-Qāsim ibn Sallām al-Khurāsānī al-Harawī who was educated by many famous scholars of the period, had a great influence on both the scientific and political circles. For this reason, he could not be shared by different sect biographers. As a matter of fact, some Shafi’i tabaqat writers counted Ebû Ubeyd as a follower of Imam Shafii. On the other hand, some Hanbali scholars have mentioned Ebû Ubeyd among the class of Hanbali scholars. However, it was concluded that it would be more correct to see Ebû Ubeyd as an independent mujtahid rather than a follower of any madhhab. For, in his own works, the fact that he refers more to Imam Malik rather than Imam Shafii and Ahmad ibn Hanbal and sometimes refers to the views of Abu Hanifa and Imamey indicates this. Ebû Ubeyd, who came to the forefront with his faqih and muhaddis aspects, had a deep knowledge of the subject of naskh, which has a close relationship with these two sciences, and in this regard, he wrote a rare work called en-Nâsiḫ ve’l-mensûḫ fi’l-Ḳurʾâni’lʿazîz ve mâ fîhi mine’l-ferâʾiż ve’s-sünen. While revealing Ebû Ubeyd’s understanding of naskh, his work en-Nâsiḫ ve’l-mensûḫ was used as the main source. In addition to this, his other works related to the subject, especially his work called Kitâbu’l-emvâl, were among the first hand sources that were consulted. It has been tried to determine his approach to naskh based on the statements he made on the subject and the examples he gave in this regard. In this context, Ebû Ubeyd’s approach to the nature and framework of naskh and his views on the evidences that can abrogate each other are examined in this study. Ebû Ubeyd discussed the abrogation in a broader sense as “the modification of a shar’i ruling by a later evidence”, not the established meaning in the methodology as “removal of a shar’i ruling with a later shar’i proof”. In this context, naskh is also used for the allocation of public, the denial of the absolute, the statement of conciseness, the correction of a wrong understanding and the exception made from a general rule. This is known as the understanding of naskh among the companions, tābi‘īn and early convert scholars. However, although Ebû Ubeyd is at the same age as Imam Shafii and has copied and benefited from his works, it is noteworthy that he preferred the predecessor’s approach to the subject rather than the naskh understanding he adopted. It is important to investigate this. He adopted the approach of the public regarding the Shari’a evidences of Ebû Ubeyd that could naskh each other. According to him, the verses of the Qur’an can naskh each other. He gave many examples of this. Another point that draws attention here is to ascribe the concept of naskh used for the verse of the Qur’an by Ebû Ubeyd, from the Lawh-i Mahfuz, in the form of a verse whose recitation is lasting and its meaning is naskhed, and a verse that is removed from people’s hearts by canceling both its recitation and used in different meanings. Ebû Ubeyd stated that sunnah can be naskhed with sunnah, without making any distinction between ahad and mutawatir about sunnah and its naskh. However, despite giving many examples of the naskh of the âhâd sunnah with its own like, no example has been encountered of the naskh of the âhâd sunnah with its own like or with âhâd and the âhâd sunnah with the mutawatir sunnah. As it can be understood from my statements on the subject, Ebû Ubeyd saw that it is permissible to naskh both mutawatir and ahad sunnah with the Qur’an. However, while there is an example for the naskh of the ahad sunnah with the Qur’an in his related works, there is no example for the other. Although there is no clear statement on the issue that the Qur’an can be naskhed with the sunnah, it is understood from some examples that he gives permission for this. © Published by Hitit Ü niversitesi İlahiyat Fakültesi – Hitit University Divinity Faculty, Çorum, Turkey. All rights reserved.Article Al-Ikhwan Al-Safa' On The Ethical Dimensions Of Art: An Analysis On Music(Ilahiyat Bilimleri Arastirma Vakfi, 2018) Kilic, Muhammet FatihSince Ancient Geek philosophy, one of the most fundamental problems of the aesthetics has been the relationship between ethics and aesthetics. At the beginning of the questions that determine the nature of this relationship is the question of whether an object which is subjected to the judgment of beauty should have an ethically related content. Until modern times, this question has been answered to the point that, an object which is subjected to the judgment of beauty must also bear an ethical value. This answer states that in order to qualify an object or thing as beautiful in aesthetic sense, it should be connected to the good in ethical sense. From Ancient Greek philosophy to Islamic thought, we can clearly see the ideas and theories about this close relationship between ethics and aesthetics. This study aims to reveal the integrity between ethics and aesthetics in the philosophy of the al-Ikhwan al-Safa', a group of philosophers living in Basra and its environs during 4th/10th century, through the art of music. For this purpose, it is discussed in this article how music influences on human morality in their philosophy. The relationship between music and morality could be established in two ways in the philosophy of the al-Ikhwan: metaphysical and physical ways. When they connect music to metaphysics, they argue that music is a door to metaphysics, unlike the other arts. They refer to the strong effect of music in the human soul when they compare it with the other arts. As an auditory art, music has a richness of meaning that transcends the boundaries of the physical world and language. Through the sense of sight, one knows only what is at his side, but through the sense of hearing he may know the metaphysical truths that transcend time-space dimensions. As an art based on the sense of hearing, music can convey metaphysical truths to the audience differently from the other arts based on the sense of sight. Accordingly, music is a door for humans to direct them to the metaphysical truths and to enrich their morality. The al-Ikhwan al-Safa' assert that music has a divine and prophetic sources. These sources render it in relation to the wisdom. This thought about the source of the music also provides an explanation of the legitimacy of music. In order to emphasize this ground of legitimacy, they give some examples of usage of music used during religious rituals. They also argue that music in these rituals enriches human's morality. Another dimension as a metaphysical level for the relation between music and ethics in the philosophy of the al-Ikhwan is the mathematical basis of music. According to them, mathematics is the first path to the discovery of divine wisdom. This is because God has created the world in a harmony with the supreme proportions that describe the specific relation between the world and the numbers. Music is an art that is located in mathematics and that these supreme proportions could be obviously seen. Accordingly, music presents definitively the truth, divine wisdom and secrets. The al-Ikhwan argue that music is similar and harmonious with the sounds that emerge from the movements of stars and planets. The happiness in the celestial world where there is no generation and corruption is reproduced by the artist in the world of generation and corruption through music. Thus, music increases the desire to rise to the celestial world. This desire is described by the al-Ikhwan as trying to resemble to God. This description demonstrate that they evaluate the nature of music in a metaphysical context. Consequently, performing music, according to them, creates a result that redirects the human to the metaphysics. This metaphysical redirection does not only have a theoretical dimension in the sense that one acquires knowledge of the truth, but also has a practical content in the act of human in the sense of the resemblance to God. This practical content concerns the moral development of a person. Regarding the relation between music and morality, the al-Ikhwan al-Safa' offer a physics-based explanation in addition to these metaphysical bases. They argue that music creates psycho-physiological effects on humans and that the melodies coming out of the strings of the lute influence the four elements; blood, yellow bile, black bile, and phlegm in the human body. The background of this explication is the Hippocratic-Galician medical theory, which has become widespread in the Islamic world since the ninth century. Within this theory, they reveal that music influences the physical and psychological states of human and that it can create permanent moral virtues such as courage, generosity, chastity, and mercifulness.Article Ali Al-tusi's Contributions To the Seventeenth Discussion of Al-ghazali's Tahafut(Beytulhikme Felsefe Cevresi, 2016) Kilic, Muhammet FatihIn this paper, I analyze the 17th chapter of a 15th century Tahafut work by Ali al-Tusi which is devoted to the problem of causality. This analysis argues that Ali al-Tusi agrees with alGhazali's 17th discussion of causality and presents a number of conceptual and argumentative structures. Like al-Ghazali, Ali al-Tusi argues that the ontological relationship between cause and effect is not necessary and that this non-necessity does not weaken the certainty of our knowledge of the causal order. Ali al-Tusi differs from al-Ghazali by utilizing the concept of nafs al-amr in order to deny causal necessity, applying the distinction between true and ordinary causality for the two realms of causality (i.e. physical and metaphysical), and focusing on the contradictions between the physical and metaphysical explanations of the philosophers' theories of motion. Consequently, Ali al-Tusi's Tahafut cannot be considered as a commentary in the narrow sense, because he goes beyond the original context of al-Ghazali by taking into account post-classical thought on causality.Article Alman Oryantalizmi ve İslami Dönem Fars Edebiyatı: Bir Literal Geçişkenlik Örneği Olarak Josef von Hammer-Purgstall (1774–1856)(2019) Avcı, RemziAvrupa‘da İslami dönem Fars dili, kültür ve edebiyatına duyulan ilginin tarihi oldukça eski bir geleneğe dayanmaktadır. Çeviri hareketleri bağlamında düşünüldüğünde İslami dönem Fars edebiyatının Avrupa ile metinsel temasının 17. yüzyılda başladığı söylenebilir. Coğrafya ve kültüre duyulan yakın ilgi seyyahların dil ve edebiyata ilgisini de beraberinde getirmiştir. Bu dönemde birçok Alman seyyah Safevi ülkesine seyahat etmiş ve tarih, kültür, dil ve İslami dönem Fars edebiyat üzerine geniş bilgiler toplayarak bunları Batı’ya aktarmıştır. 1634 yılında Fars edebiyatı klasiklerinden olan Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Gülistan adlı eseri Fransız oryantalist André du Ryer (1580-1660) tarafından Fransızcaya çevrilmiştir. Friedrich Ochsenbach (1606–1658), söz konusu çeviriyi 1636 yılında Fransızcadan Gulistan, das ist, Königlicher Rosengarten/Gülistan, Kraliyet Gül Bahçesi başlığı ile Almancaya çevirmiştir. Safevi ülkesinde medreselerde Farsça öğrenerek Sa‘dî’nin eserleri ile tanışmış olan Adam Olearius/Ölschläger (1600–1671), Almanya’ya döndükten sonra Safevi elçisinin yardımıyla Gülistan’ı 1654 yılında Persianische Rosenthal/Fars Güller Vadisi adıyla Almancaya çevirmiştir. 18. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da Hâfız-ı Şîrâzî ve Şeyh Sa‘dî-i Şîrâzî gibi İslami dönem Fars şairlerinden Batı dillerine yapılan edebi metin çevirilerdeki artış oryantalistlerden şairlere kadar Almanca konuşulan dünyada da etkisini göstermiştir. Bu zaman dilimi Doğu ve Batı arasında ilişkide bir dönüm noktası olarak düşünülebilir. 19. yüzyılın ise ilk yıllarında diplomat, seyyah, tüccar ve oryantalistlerin yaptıkları çeviriler ile başlayan ve gelişen edebî oryantalizm Almanca konuşulan dünyada Doğu’dan Batı’ya bir Fars şiiri çeviri külliyatı bırakmıştır. Söz konusu külliyatın oluşumunda oldukça önemli bir yerde duran Avusturyalı oryantalist Josef von Hammer-Purgstall (1774-1856), Vinzenz Rosenzweig von Schwannau (1791-1865), Valentin von Huszár (1788-1850), Johann Wolfgang von Goethe (1749-1832), Friedrich Rückert (1788-1866) ve August von Platen (1796-1835) gibi aydınlanmacı, klasik ve romantik akımdan ve birçok düşünür şair ve oryantalistin Fars dili ve şiirine ilgi duymalarında önemli bir etki bırakmıştır. Hammer-Purgstall’ın İslami dönem Fars şiiri çevirilerinden literal bir ağ yarattığınıiddia eden bu çalışma, onun çevirilerinin Alman edebi oryantalizminin inşa ve kurumsallaşmasında nasıl bir rol oynadığını incelemektedirConference Object Analysis of Feature Selection Approaches in Large Scale Cyber Intelligence Data with Deep Learning(IEEE, 2020) Ahmetoğlu, Hüseyin; Daş, ResulAğ sistemlerinin her geçen gün katlanarak büyüyen boyutu, saldırı yoğunluğunun ve türlerinin de artmasına neden olmaktadır. Ağ içerisinde bu saldırıların tespiti, ağ güvenliğinin başlıca problemlerindendir. Saldırı tespit sistemleri, bu problemle başa çıkmak için geliştirilen bir yaklaşımdır. Saldırı tespit sistemlerinde işlenen büyük boyutlu veriler beraberinde karmaşıklığ da getirmektedir. Bu çalışma, veri kümelerindeki karmaşıklığı gidermek için 6 farklı öznitelik seçme algoritmasının incelenmesini ve bu algoritmaların sınıflandırma modellerindeki performanslarının karşılaştırılmasını içermektedir. Bu performanslar, açık erişimli olarak sunulan CICIDS2017 veri seti üzerinde uygulanan Derin Öğrenme modelleri ile analiz edilmiştir. Bu işlem sırasında algoritmaların test sonuçları hem kendi aralarında hem de veri setinin orijinal haliyle karşılaştırılmıştır. Uygulama sırasında veri kümesindeki öznitelik sayıları çoklu sınıflandırma için 78’den 25’e, ikili sınıflandırma için 8’e düşürülmüştür. Elde edilen başarı oranları bütün uygulamalarda %92’nin üzerindedir.Article Analysis of legionella and Some Chemicals in Water Samples in Mardin Province(Kahramanmaras Sutcu Imam Univ Rektorlugu, 2022) Dundar, Abdurrahman; Yildirim, Idris; Dundar, Nagihan DemirIn this study microbiological and chemical analyzes were carried out on water and swab samples taken from two water wells, a water tank and taps of buildings belonging to a public institution in Mardin Province. In these specimens the presence of Legionella and its serogroups as well as the parameters such as chlorine, nitrate, nitrite concentration, pH level and electrical conductivity were analyzed. While Legionella growth was not observed in 25 water samples, L. pneumophila serogroup 1 was detected in 4 of 25 swab culture samples taken from the same places. The pH values of water samples ranged from 7.53 to 8.02 the lowest pH value was observed in well no 1 as 7.53 while the highest was observed in well no 2 as 8.02. The lowest electrical conductivity value was measured at well 2 as 376.44 mu S cm(-1) and the highest was measured as 446.57 mu S/cm from well 1. As a result of the analyzes made in our research nitrite was not detected in any of the water samples. Whilst the nitrate amount was found to be the lowest with 4.30 ppm in the well, the highest with 10.85 ppm in the well 2. The chlorine values in the well 1 and 2 from which water samples were taken and the main tank were measured as 2.21, 2.05 and 2.43 ppm respectively. These values were found to be in the range of 1.68-1.73 ppm in the samples taken from the building taps.Article The Approach of Kalām to the Physical Universe: Schools and Breaks(Anadolu İlahiyat Akademisi, 2023) Cengiz, Yunus; Cengiz, YunusKelâmcılar, sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren fiziksel evrenle daha fazla ilgilenmişler ve daha önce gündemlerinde olmayan cisim, hareket, durağanlık ve değişim gibi konularda teoriler ortaya koymuşlardır. Kelâm ekollerinin fizik yaklaşımları birbirlerinden farklı olduğu gibi farklı dönemlerdeki fizik hakkında düşünme tarzları da farklıdır. Bu çalışmanın amacı kelâmcıların fiziksel evrene yaklaşımlarını tespit etmektir. Bu bağlamda, kelâmcıların beş farklı yaklaşımının olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi araz taraftarlarıdır. Evrenin arazlardan meydana geldiğini savunan bu yaklaşım cisimlerin bütünlüklü yapılar olarak görülmesinin zihnimizin eseri olduğunu savunur. İkincisi tabiatçı kelâmcılardır. Nazzâm, Câhız ve Sümâme bu yaklaşımı savunan kelâmcılardır. Onların ortak özelliği cisimlerin tabiatlarını kabul etmeleridir. Bu yaklaşıma göre cisimler başka bir müdahaleye gerek kalmaksızın tabiatlarına uygun bir şekilde davranmak zorundadır. Nazzâm, bu yaklaşıma uygun bir teori geliştirmiş ve teorisini tecrübelerle desteklemeye çalışmıştır. Atomculuğu reddeden Nazzâm cisimlerin karşıt bileşenlerden oluştuğunu ve onların sürekli hareket halinde olmalarını sağlayan iç dinamizme sahip olduklarını ısrarla söyler. Câhız ise hayvanların doğasını ve hareketlerini öğrenmek için çokça gözlem yapmanın yanı sıra birtakım deneyler yapmıştır. Kelâmın fizikle ilgili üçüncü yaklaşımın sahipleri ise atomcu kelâmcılardır. Atomculuk kelâmda en yaygın fizik yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre cisimler sonsuza kadar bölünmez. Evren parçalanmayan parçacıklardan oluşur. Bu yaklaşım atomlar arasında boşlukların olduğunu ısrarla savunur. Bu düşüncelerini savunmak için birtakım örnekler veren atomcu kelâmcılar, cisimlerin tabiata sahip olduğunu kabul etmezler. Bunun yerine evreni açıklamak için itme gücü (i‘timâd) teorisini geliştirmişlerdir. Dördüncü yaklaşımın sahipleri ise hem atomcu hem tabiatçı kelâmcılardır. Ebu’l-Kâsım el-Ka‘bî’nin başını çektiği bu yaklaşım, evrenin atomlardan oluştuğunu ve her cismin bir tabiatının olduğunu savunur. Bu yaklaşım evrende boşluğun olmadığını söyler ve bu düşüncesini birçok tikel fenomeni izah ederek ispatlamaya çalışır. Beşinci yaklaşım ise Aristoteles’in dört neden nazariyesiyle fiziksel evreni değerlendiren kelâmcılardır. Gazâlî sonrasında Eş‘arî kelâmcılar, Aristoteles’in fiziğinin temelini teşkil eden dört neden nazariyesini kelâmî tezleriyle uyumlu hale getirmeye çalışmışlardır. Makalede bunu başarmak için ne tür yöntemlerin takip ettiği ele alınmaktadır.Article The Approach of The Shi'i Exegetists to The Instances of 'Umar's Muwafaqat(CUMHURIYET UNIV, FAC THEOLOGY, 2018) Ensari, AbdurrahmanKnowing the occasions related to the revelation of the Qur'anic verses is one of the factors contributing to its correct understanding. Since the examples named as "Umar's Muwafaqat" (corcurrences of Umar's perception with certain divine revelatio) is related to the occasion of Qur'an's revelation, they also contribute to the understanding of the related verses. 'Umar's Muwafaqat instances refers here to the subject mentioned after his expression of "I agreed with my Lord in three things." His agreement with His Lord is that he delivered an anticipating opinion, appropriate to God's provision. This is considered to be of the great virtues of 'Umar and of the most important sections of his life. Some narrated reports of 'Umar's Muwafaqat shows that there were many occasions of agreement. Of these instances, the verses that come upon his request that Abraham's Maqam is taken as a place of prayer and the Prophet's wives to veil as well as his statement to the Prophet's wives that God will grant him better wives than them if they give trouble to the Prophet. There have been conducted a number of studies on the subject of 'Umar's Muwafaqat. However, these studies are generally framed by Sunni sources. This study focuses on the way in which the instances of "`Umar's Muwafaqat" included in the Sunni sources are discussed in the sources of Shi'a tafsir. Therefore, the study is the critique of the way that 'Umar's Muwafaqat is handled in Shia tafsir sources.Article Arpada Tane Verimi ve Kalite Özellikleri Üzerine Genotip ve Çevrenin Etkileşimi(2019) Tür, Mehmet Rıda; Yıldırım, Mehmet; Akıncı, Cuma; Albayrak, ÖnderBu çalışma, bazı arpa genotiplerinin tane verimi ve kalite özellikleri üzerine çeşit ve çevrenin etkilerini belirlemek amacıyla, 2011-2012 yılında Diyarbakır ve Mardin koşullarında yürütülmüştür. Araştırmada, 2 adet ticari çeşit ve 5 adet ileri hat kullanarak tane verimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, protein içeriği, nişasta içeriği ve klorofil içeriği değerleri incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, genotip, çevre ve çeşit x çevre interaksiyonunun incelenen özellikler üzerine etkileri istatistikî olarak önemli bulunmuştur. Genotiplerin tane verimi 413.60-661.63 kg da-1, bin tane ağırlığı 42.21- 45.02 g, hektolitre ağırlığı 58.92-66.39 kg/hl, tanede protein içeriği %11.70-14.24, tanede nişasta içeriği %59.8-61.2 ve klorofil içeriği 44.4- 48.6 değerleri arasında değişmiştir. Her iki lokasyonda da Altıkat çeşidi en yüksek tane verimi değerine sahip olmuştur. DZA-7, DZA-8 ve Dicle 1 hatları protein içeriği, hektolitre ağırlığı ve nişasta içeriği özellikleri yönünden ön plana çıkmışlardır. Biplot analizi ile tüm özellikler incelendiğinde tane verimi, bin tane ağırlığı ve SPAD değeri aynı grupta yer alırken protein içeriği, nişasta içeriği ve hektolitre ağırlığı özellikleri aynı grupta yer almıştır.Article Âşık-Maşuk-Rakîb Bağlamında İsmet Özel Şiirinde Aşk(İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 2023) Yakut, EmrullahNefis, akıl ve aşk itici güçleri arasında şekillenen insanın varoluş macerası, yine insanın dilsel dışavurum ürünleri olan edebî metinlere ve özellikle şiire büyük ölçüde yansımıştır. Bu dışavurum, farklı edebî geleneklerde yüzeysel farklılıklara sahip olmakla birlikte ortak bazı yönleri de ihtiva etmektedir. Klasik şiirde âşık-mâşuk-rakîb üçlüsü arasında cereyan eden aşk temasının İsmet Özel şiirinde de benzer biçimlerde tezahür ettiği söylenebilir. Klasik şiirde mecâzî ve hakîkî aşk arasında çoğu zaman sınırları belirsizleştiren, ayrımları anlamsızlaştıran bir geçişkenlik vardır. Özel’in şiirinde ise ideolojik hedeflerle tensel arzuların iç içe geçtiği, bunlar arasında keskin geçişlerin yaşandığı bir aşk söz konusudur. Klasik şiirde aşk, insanın tekâmül sürecinin önemli bir vasıtasıdır. Benzer şekilde İsmet Özel için de aşk, insanı varoluş atılımına sürükleyen bir harekettir. Diğer yandan klasik şiirde âşık kendi benliğini adeta yok ederek (fenâ) maşuğa kavuşurken İsmet Özel’in şiirinde güçlü bir “Ben” vurgusu dikkat çekmektedir. Ancak bu Ben’in aynı zamanda bir maşuk olarak anlaşılmasına fırsat veren ipuçları, klasik şiirde ve tasavvuf düşüncesinde bilinen âşık-maşuk bütünlüğü çerçevesinde meseleyi daha ilginç bir boyuta taşımaktadır. Bu makale, klasik şiir ile İsmet Özel şiirindeki aşk anlayışını ve âşık, mâşuk, rakîb tezahürlerini mukayeseli bir şekilde ele almayı, benzerlikleri ve farklılıkları tespit ve tahlil etmeyi amaçlamaktadır.Article An Assessment Of Camel Plays Based On Animal Imitations(Selcuk Univ, inst Turkish Studies, 2019) Uygur, Hatice KubraBeneath the surface of Anatolia's history lies a well-established tradition of plays. If we go way back, it is known these plays have mystical and ritualistic aspects. Over time, these plays have turned into theatrical plays binding the society together, entertaining and providing them a good time. In this study, "camel plays" carrying traces of the culture of camel breeding in many parts of Anatolia will be exemplified. Lifestyle in Anatolia bounded by the land and animal breeding emerges in the cultural identity and memory of society. This influence is spread across all areas with life styles and its impact on vocabulary. It is possible to identify this influence in daily life, traditions and oral cultural artifacts. Among oral cultural artifacts, camel plays are living traditional plays. During onsite surveys on the culture of camel breeding conducted, it is seen that camels had their part in many areas of life in past but in time, their numbers decreased and function within life evolved into wrestling therefore they remained for entertainment purposes only. In many parts of Anatolia, especially during winter months, festivals or wedding ceremonies, camel plays based on animal imitations are performed. The remarkable point in this study is that camel plays still exist within collective memory of society even in places camel breeding has long started to fade. Contribution of camel plays on the sustainability of culture derived as a result of literature scanning will be assessed in this study.Conference Object Balina Optimizasyon Algoritması Kullanılarak Türkiye’nin Uzun Vadeli Enerji Tüketimi Tahmini(IEEE Xplore, 2021) Babaoğlu, Merve; Haznedar, BülentEnerji, ülkelerin sürdürülebilir kalkınmaları için en önemli konu başlıklarından biridir. Kullanılan enerjinin tükenebilir olması, birçok enerji kaynağını ithal ediyor olması ve çevresel faktörlerden dolayı Türkiye için gelecekte enerji ihtiyacının ne kadar olabileceğinin tahmin edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada Türkiye’nin 2040 yılına kadarki enerji tüketim tahminini yapabilmek adına, sezgisel algoritmalardan balina optimizasyon algoritması (BOA) tercih edilmiştir. Balina optimizasyon algoritmasının performansını belirleyebilmek için elde edilen veriler, genetik algoritma (GA) sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Tüm modeller doğrusal olarak düzenlenip sonuç alınmıştır. Enerji talebini etkileyen gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH), nüfus, ithalat ve ihracat gibi bağımsız değişkenlerin 1990-2019 yılları arasındaki verileri kullanılmıştır. Sonuçların doğruluğunu hesaplayabilmek için geçmiş 30 yılın modellenmesi sağlanmıştır. En uygun model elde edildikten sonra gelecek 20 yıl için 4 farklı senaryoya göre tahminler yapılmıştır.Article THE BASIS OF QADI ABD AL-JABBAR ON THE REJECTION OF VISIBILITY OF ALLAH(ILAHIYAT BILIMLERI ARASTIRMA VAKFI, 2015) Unverdi, VeysiQadi Abd al-Jabbar has rejected visibility of Allah because of ontological and epistemological reasons. According to him the acclaim of visibility requires the existence of Allah in particular environment and direction. This means that transcendental presence is similar to finite and limited cases. As to Mu'tazila tawhid principle it is impossible for Allah to resemble a creature. So that the rejection of visibility of Allah is inevitable in order to protect Him from embodying and similitude. In accordance with those thoughts Abd al-Jabbar has interpreted verses on visibility of Allah on the basis of reason, so that he has built a doctrine on foresight of mind instead of the arguments of the verses. This can be inferred from his declaration which indicates that the verses on tawhid and justice should be understood by principles of mind. As conclusion he built his arguments on the basis of tawhid principle and declared negative view of Mu'tazila on visibility of Allah. Moreover according to him the narrated evidences asserted for visibility of Allah do not bear epistemological merit in terms of certainty and indication. This study aims to reveal the conclusion of reading written sources of Islam by the principles of mind. The selection of its interpretation instead of the actual thing will lead conclusions that cannot be accepted, or at least cannot be proved. Therefore it is the right decision to speak via verses instead of reason on issues of transmission such as life of the Hereafter.Article Characterization of Durum Wheat (triticum durum L.) Landraces Regarding To Some Agronomic Traits(Univ Namik Kemal, 2023) Durmaz, Abdurrahman; Aktas, HusnuThis research was conducted in 2019-20 wheat growing season under rainfall condition of Mardin - Artuklu province. 80 durum wheat landraces originated from Southeast Anatolia and 10 registered durum wheat cultivars were evaluated according to Augmented Trail Design. 20 landraces and 10 cultivars were used for each bloc. We determined large variations in durum wheat landraces for observed traits. Results indicated that mean of observed traits of landraces and varieties were ranged between 229 kg/da - 371 kg/da for grain yield; 1313 kg/kg - 1218 kg/kg for biomass, 18.02 % - 14.94 % for grain protein content. Mean thousand kernel weight of landraces and standard varieties changed between 42.9 g and 40.15 g; heading days ranged from 117.8 to 111 days respectively. According to observed data, landraces had longer heading days and grain stage and also higher grain protein content and biomass compare to standard varieties. Results of this study showed that landraces has high potential to increase biomass and grain protein content and they can be used as a genitor in wheat breeding programs to improving desirable durum wheat genotypes. Observation according to GGE biplot methodology (which-wonwhere) indicated that ST8 (Check) and G80 (landrace) have high values for grain yield, number of seed pers spike, seed weight per spike while G8 (landrace) showed high values for thousand grain weight, length of peduncle, plant height, grain protein content, biomass and heading days. Obtained results from this study indicated that landraces should be preserved for sustainable agriculture activities specially for marginal areas, also they have high diversity and useful traits for national and international wheat breeding programs.thesis.listelement.badge Chiral Resin - Coated Magnetic Nanoparticles for Resolution of Chiral Mandelic Acid(2012) Tarhan, TubaBu çalışmada, bir meyve asidi olup acı bademden elde edilen ve farmakolojik öneme sahip olan (R)- ve (S)- mandelik asidin rezolüsyonu sağlandı. (R)-mandelik asit uzun yıllar boyunca tıpta, anti bakteriyel olarak özellikle idrar yolu enfeksiyonları tedavisinde, cilt hastalıkları tedavisinde, cilt bakım ürünlerinde, yetişkinlerde akne sorunlarını gidermede, rosacea (gül hastalığı ) hastalığı tedavisinde, iltihaplanma ve kızarıklıkları gidermede kullanılmaktadır. Ayrıca yarı sentetik sefalosprinler ve penisilinlerin üretiminde anahtar bir ara madde özelliği göstermektedir. Üstelik anti-tümör ve anti-obezite ajanlarının sentezi için kiral sinton ve kiral bir ayırma ajanı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca antibiyotik olan ilacın aktivitesini geliştirmede yaygın olarak kullanılır. (S)- mandelik asit ise daha çok hayvan sağlığında ve hayvan bakım ilaçlarında kullanılmaktadır. Farmakolojik olarak farklı etkilere sahip bu iki enantiyomerin rezolüsyonunu sağlamak tıpta ve ilaç sanayisinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada manyetik özellik gösteren nano parçacıklar(Fe3O4) silika ile kaplandı. Daha sonra kiral ayırmada etkinliği olan bazı fonksiyonel gruplar silika üzerine kovalent bağlanarak amaca uygun bir reçine sentezlendi. Sonrasında rasemik mandelik asit karışımı hazırlanıp değişik pH' lardaki (pH 2.2; 3.5;4.0; 4.4?) fosfat çözeltisinde çözüldü. Elde edilen rasemik karışım daha önce sentezlenmiş olan manyetik nanoparçacıklar içeren reçineyle, mekanik bir karıştırıcı yardımı ile etkileştirildi. Değişik zaman aralıklarında (1 dk, 5 dk, 10 dk, 20 dk ?) alınan eluatlar eter (dietileter) ile ekstrakte edilip eter fazı evapore edildi ve geriye kalan beyaz katı n-heksan-isopropanol karışımına alınıp HPLC de analiz edilerek enantiyomerik fazlalık(e,f) hesaplandı. Manyetik nanoparçacıklar kullanılarak yapılan enantiyomerik ayırmalarla ilgili çalışmalar literatürde çok az rastlanmaktadır. Bu tür çalışmaların literatürde 2010 ve sonraki yıllarda yayınlanmaya başladığını görüyoruz. Amacımız henüz yeni kullanılacak olan bu yöntem ile gelecekte yapılacak olan bu tür çalışmalara yeni bir umut ışığı olmak ve katkıda bulunmaktır.Article Classification and analysis of epileptic EEG recordings using convolutional neural network and class activation mapping(Biomedical Signal Processing and Control, 2021) Zan, Hasan; Yıldız, Abdulnasir; Said, Sherif; Zan, HasanElectrical bio-signals have the potential to be used in different applications due to their hidden nature and their ability to facilitate liveness detection. This paper investigates the feasibility of using the Convolutional Neural Network (CNN) to classify and analyze electroencephalogram (EEG) data with their time-frequency representations and class activation mapping (CAM) to detect epilepsy disease. Several types of pre-trained CNNs are employed for a multi-class classification task (AlexNet, GoogLeNet, ResNet-18, and ResNet-50) and their results are compared. Also, a novel convolutional neural network architecture comprised of two horizontally concatenated GoogLeNets is proposed with two inputs scalograms and spectrogram of the eplictic EEG signal. Four segment lengths (4097, 2048, 1024, and 512 sampling points) with three time-frequency representations (short-time Fourier, Wavelet, and Hilbert-Huang transform) are statistically evaluated. The dataset used in this research is collected at the University of Bonn. The dataset is reorganized as normal, interictal, and ictal. The maximum achieved accuracies for 4097, 2048, 1024, and 512 sampling points are 100 %, 100 %, 100 %, and 99.5 % respectively. The CAM method is used to analyze discriminative regions of time-frequency representations of EEG segments and networks' decisions. This method showed CNN models used different time and frequency regions of input images for each class with correct and incorrect predictions.Conference Object Classification of EEG Records for the Cursor Movement with the Convolutional Neural Network(IEEE, 2018) Turk, Omer; Ozerdem, Mehmet Sirac; Türk, Ömer; Ozyildirim, BM; Yildirim, TNowadays, very successful results are obtained with deep learning architectures which can be applied to many fields. Because of the high performances it provides in many areas, deep learning has come to a central position in machine learning and pattern recognition. In this study, electroencephalogram (EEG) signals related to up and down cursor movements were represented as image pattern by using obtained approximation coefficients after wavelet transform. The Obtained image patterns were classified by applying Convolutional Neural Network. In this study, EEG records related to cursor movements were classified and classification accuracy was obtained as 88.13%.Conference Object Classification of Eeg Signals Using Hilbert-Huang Transform-Based Deep Neural Networks(IEEE, 2019) Zan, Hasan; Yildiz, Abdulnasir; Ozerdem, Mehmet Sirac; Zan, HasanEpilepsy is one of the most common neurologic disease. Electroencephalogram (EEG) contains physiologic and pathological information related human nervous system. EEG signals used in this study are obtained from Bonn University, Department of Epileptology EEG database. Original database has five subsets (A, B, C, D, E). Data have been reorganized into three groups which are healthy (AB), interictal (CD) and ictal EEG signals. Furthermore, in order to examine effect of signal length on classification performance, three different lengths are used. Hilbert-Huang transform is applied to the signals and they are represented as image files. Then, generated images are fed into deep neural networks with five different structures for classification. Accuracy is calculated for all cases to asses performance of proposed method. it is clear that successful results could be obtained using Hilbert-Huang transform along with deep learning networks.Conference Object Classification of Epileptic and Healthy Individual Eeg Signals Using Neural Networks(Ieee, 2020) Aykat, Sukru; Senan, Sibel; Ensari, Tolga; Aykat, ŞükrüElectroencephalogram (EEG) are signals used for the analysis of the electrical and functional activity of the brain. These signals are commonly used to detect epileptic seizures. The aim of this study is to classify healthy and epileptic individual EEG signals using artificial neural networks (ANN). For this purpose, the open data source of the University of Bonn was used. The success rates of the classification results obtained with the designed ANN model show the effectiveness of this ANN structure in the application under consideration.